“5580 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu'nun "Kurum açma izninin iptali, kurumun kapatılması, devri ve nakli" kenar başlıklı 7. maddesinin 1. ve 2. Fıkraları
"Kurum açma izni verilen kurumlardan iki yıl içerisinde faaliyete başlamayan, faaliyete başladıktan sonra yönetmelikte belirtilen süreden daha fazla izinsiz ara veren veya söz konusu izni amacı dışında kullandığı tespit edilen kurumların kurum açma izni ve iş yeri açma ve çalışma ruhsatı iptal edilir.
(Değişik ikinci fıkra: 2/12/2016-6764/62 md.) Özel öğretim kurumunun; a) Bakanlıkça onaylı yerleşim planında izinsiz değişiklik yapması, b) (Değişik:27/6/2019-7180/11 md.) Gerçeğe aykırı veya yanıltıcı reklam ya da ilan vermesi, reklam veya ilanlarda öğrenci resim ya da bilgilerini kullanması, c) Haftalık ders çizelgesi ve programları Bakanlık izni olmadan kurumda uygulaması, d) Bu Kanun ve bu Kanuna dayanılarak yürürlüğe konulan yönetmelik ve yönergelerde belirtilen hükümlere aykırı fiillerde bulunması, e) Mevzuatta belirtilen sayıda personel çalıştırmaması veya mevzuata aykırı personel çalıştırması, f) 14/6/1973 tarihli ve 1739 sayılı Millî Eğitim Temel Kanununun genel ve özel amaçları ile temel ilkelerine uymaması, g) Kurum açma şartlarından herhangi birini kaybetmesi, h) Mevzuata uygun olarak kapatılmaması,
hâllerinde; (a), (b), (c) ve (d) bentlerindeki fiiller için brüt asgari ücretin beş katı; (e) ve (f) bentlerindeki fiiller için brüt asgari ücretin on katı ve (g) bendindeki fiil için brüt asgari ücretin yirmi katı idari para cezası uygulanır... Bu fıkranın uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar yönetmelikle belirlenir." şeklindedir.
Hakimliğimizce somut norm denetimine tabi tutulması talep edilen, 5580 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu'nun 2. Fıkrasının d bendinde, " Bu Kanun ve bu Kanuna dayanılarak yürürlüğe konulan yönetmelik ve yönergelerde belirtilen hükümlere aykırı" fiillerde bulunulması halinde brüt asgari ücretin beş katı tutarında idari para cezası uygulanacağı öngörülmektedir.
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun yürürlüğe girmesi ile cürüm-kabahat ayrımı kaldırılmış ve hukuka aykırılık içeriği düşük olan fiiller suç olmaktan çıkarılmıştır. Ancak bu fiiller ayrı bir Kanun olan 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nda ve diğer çeşitli kanunlarda idari yaptırım gerektiren fiiler -kabahat fiilleri- olarak yerlerini almıştır. Bu bağlamda kabahatlerin hukuk düzeninin suç kadar ağır olmayan ihlallerinde devletin cezalandırma yetkisini idare eliyle kullandığı bir alanı teşkil etmekte olduğu söylenebilir.
Devletin kamu gücü kullanmak suretiyle tesis ettiği cezalar ve cezalandırma yetkisi, doğrudan doğruya bireysel hak ve özgürlüklere müdahale niteliği taşıdığından, 1982 Anayasası’nın 2. maddesinde ifadesini bulan hukuk devleti ilkesine, 13. maddesinde belirtilen temel hak ve hürriyetlerin ancak kanunla sınırlanabileceği esasına ve 38. maddedeki kimsenin, işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamayacağına dair düzenlemelerin konusunu oluşturmaktadır. Bu bağlamda, cezalandırıcı içeriğe haiz bir normun, hangi fiilin ihlal fiili olarak nitelendirildiği konusunda, hukuk devleti ilkesinin bir gereği olarak, kanunilik ilkesine uygun olmasının yanı sıra, yani belirlilik ve öngörülebilirlik vasıflarını da taşıması gerekir.
“Anayasa’nın 2. maddesinde yer alan hukuk devletinin temel ilkelerinden biri “belirlilik”tir. Bu ilkeye göre, kanun düzenlemelerinin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir tereddüde ve şüpheye yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır ve uygulanabilir olması ayrıca kamu otoritelerinin keyfi uygulamalarına karşı koruyucu tedbirler içermesi de gereklidir. Belirlilik ilkesi, hukuki güvenlikle bağlantılı olup birey hangi somut eylem ve olguya hangi hukuki müeyyidenin veya neticenin bağlandığını, bunların idareye hangi müdahale yetkisini doğurduğunu bilmelidir. Birey ancak bu durumda kendisine düşen yükümlülükleri öngörebilir ve davranışlarını belirler. Hukuk güvenliği, normların öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar.” (Anayasa Mahkemesi 26.12.2013 gün ve E.2013/67, K2013/164)
Belirlilik ilkesi, ceza içeren kanun normunun hukuk güvenliğini sağlamak açısından gerekli açıklığı taşıması ve muhtemel keyfi yorumlara imkân vermemesi, öngörülebilirlik ilkesi ise hangi fiilerin gerçekleştirilmesi halinde hangi sonuçların ortaya çıkacağının, idarece hangi işlemlerin tesis edilebileceğinin kanunlarda yer alması ve bireyler tarafından önceden kestirilebilir mahiyette olması anlamına gelmektedir.
Kanunilik ilkesi ise karşılığında bir cezanın verilmesini gerektiren fiilerin kanunda tek tek sayılmasını ve her bir fiilin kapsamının ve sınırlarının belirlenmesini mümkün kılacak biçimde açık ve özlü bir biçimde tanımlanmasını gerektirmektedir.(Zeki HAFIZOĞULLARI, Muharrem ÖZEN, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, USA yayıncılık, Ankara, 2017, s.19)
Kabahatler açısından kanunilik ilkesi hukukumuzda suçlar kadar katı biçimde düzenlenmiş değildir. Nitekim kabahatler açısından genel kanun niteliğindeki ve kabahatlere ilişkin temel esasları ihtiva eden 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun kanunîlik ilkesi kenar başlıklı 4. maddesinde, ilk fıkrada, hangi fiillerin kabahat oluşturduğunun, kanunda açıkça tanımlanabileceği gibi; kanunun kapsam ve koşulları bakımından belirlediği çerçeve hükmün içeriğinin, idarenin genel ve düzenleyici işlemleriyle de doldurulabileceği, ikinci fıkrada ise kabahat karşılığı olan yaptırımların türü, süresi ve miktarının, ancak kanunla belirlenebileceği ifade edilmiş, ilk fıkrada fiile ilişkin ikinci fıkrada yaptırıma ilişkin esaslar düzenlenmiştir. Bu bağlamda 5326 sayılı kanunun 4. maddesindeki hükmün lafzına bakıldığında, yaptırıma ilişkin saptamanın mutlaka kanun normunda düzenleme altına alınmış olması, ihlal fiilinin ise idarenin genel ve düzenleyici işlemleriyle doldurulabilmesi öngörülmüştür. Oysa, yaptırım norma aykırılığa hukuk düzeninin verdiği karşılık -bir cevap - olduğuna göre, idari yaptırım kararı ile karşılaşacak olan ve yaptırım işleminin hukuksal nedenini teşkil eden maddi fiilin de kanunda yer alması gerektiği değerlendirilmektedir.
Anayasa Mahkemesi, bireysel hak ve özgürlüklere müdahale teşkil eden eylemin mutlaka yasama organı tarafından, ‘kanun’ adı altında çıkarılan bir düzenlemeye dayanması gerektiğini, şekli anlamda bir kanuna dayanmayan müdahalelerin hukuka aykırı olacağını belirtmektedir. (AYM, 2013/6154, 11/12/2014, s.36)
Yine Anayasa Mahkemesi bir kararında, ‘’Kanunilik şartı, hak ve özgürlüklere yönelik sınırlamaların yalnızca şekli olarak kanunla düzenlenmesi ile sınırlı olmayıp, bunların içerik olarak da belirli bir amacı gerçekleştirmeye elverişli olmalarına ilişkin gerekliliği de ifade etmektedir.’’ demektedir. (Ali Karatay kararı, AYM, 2012/990, 10/12/2014, § 48)
5580 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu'nun 2. Fıkrasının d bendinde, " Bu Kanun ve bu Kanuna dayanılarak yürürlüğe konulan yönetmelik ve yönergelerde belirtilen hükümlere aykırı" fiillerde bulunulması halinde brüt asgari ücretin beş katı tutarında idari para cezası uygulanacağı şeklindeki hükümde, kabahat fiiline ilişkin yani hangi fiilin kabahat – idari ihlal oluşturduğuna dair bir saptamaya yer verilmiş değildir. Bu kanuna dayanılarak çıkarılan Yönetmelik ve yönergelerde yer alan ya da gelecek bir tarihte yer alabilecek her türlü kuralın ihlali – bu kurallar herhangi bir idari yaptırım içermese dahi- yaptırım gerektirir bir ihlal olarak sayılmıştır. Bu durumun ise T.C. 1982 Anayasası’nın 2. maddesinde ifade edilen hukuk devleti ilkesine, Anayasa’nın 13. maddesine ve 38. maddesine aykırı olduğu değerlendirilmekle;
1-T.C. Anayasası'nın 152. maddesi uyarınca; 5580 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu'nun 2. Fıkrasının d bendinde fıkrası ve 5326 sayılı Kanunun 4. maddesinin 1. Fıkrası yönünden T.C. Anayasası'nın 2. maddesinde yer alan hukuk devleti ilkesine, 13. maddesinde yer alan temel hak ve hürriyetlerin ancak kanunla sınırlanabileceği esasına, 38. maddesindeki kanunilik ilkesine aykırı olması sebebiyle söz konusu normların iptali için somut norm denetimi yapılması amacıyla ANAYASAYA MAHKEMESİNE BAŞVURUDA BULUNULMASINA,
2-Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü‘nün 46. maddesi uyarınca, mahkememiz ara kararının onaylı örneği ile dosyadaki tüm evrakın onaylı örneğinin tarih sırasına göre başlıklar halinde sıralanması ve bu sıraya göre oluşturulacak bir dizi pusulası ile Anayasa Mahkemesine üst yazı ile GÖNDERİLMESİNE,
3-Verilecek kararın bekletici mesele yapılmasına,
İdari yaptırım kararına itirazın değerlendirilmesinin Anayasa Mahkemesi Kararı’nın verilmesinden sonra gerçekleştirilmesine
KARAR VERİLDİ.”
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI
Esas Sayısı:2025/243
Karar Sayısı:2025/231
Karar Tarihi:26/11/2025
R.G. Tarih - Sayı:Tebliğ edildi.
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Çubuk Sulh Ceza Hâkimliği
İTİRAZIN KONUSU: A. 30/3/2005 tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 4. maddesinin (1) numaralı fıkrasının,
B. 8/2/2007 tarihli ve 5580 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu’nun 7. maddesinin 2/12/2016 tarihli ve 6764 sayılı Kanun’un 62. maddesiyle değiştirilen ikinci fıkrasının (d) bendinin,
Anayasa’nın 2., 13. ve 38. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptallerine karar verilmesi talebidir.
OLAY: İdari para cezasının iptali talebiyle açılan davada itiraz konusu kuralların Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptalleri için başvurmuştur.
I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKÜMLERİ
1. 5326 sayılı Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı 4. maddesi şöyledir:
“Kanunîlik ilkesi
Madde 4- (1) Hangi fiillerin kabahat oluşturduğu, kanunda açıkça tanımlanabileceği gibi; kanunun kapsam ve koşulları bakımından belirlediği çerçeve hükmün içeriği, idarenin genel ve düzenleyici işlemleriyle de doldurulabilir.
(2) Kabahat karşılığı olan yaptırımların türü, süresi ve miktarı, ancak kanunla belirlenebilir.”
2. 5580 sayılı Kanun’un 7. maddesinin itiraz konusu kuralın da yer aldığı ikinci fıkrası şöyledir:
“(Değişik ikinci fıkra: 2/12/2016-6764/62 md.) Özel öğretim kurumunun;
a) Bakanlıkça onaylı yerleşim planında izinsiz değişiklik yapması,
b) (Değişik:27/6/2019-7180/11 md.) Gerçeğe aykırı veya yanıltıcı reklam ya da ilan vermesi, reklam veya ilanlarda öğrenci resim ya da bilgilerini kullanması,
c) Haftalık ders çizelgesi ve programları Bakanlık izni olmadan kurumda uygulaması,
d) Bu Kanun ve bu Kanuna dayanılarak yürürlüğe konulan yönetmelik ve yönergelerde belirtilen hükümlere aykırı fiillerde bulunması,
e) Mevzuatta belirtilen sayıda personel çalıştırmaması veya mevzuata aykırı personel çalıştırması,
f) 14/6/1973 tarihli ve 1739 sayılı Millî Eğitim Temel Kanununun genel ve özel amaçları ile temel ilkelerine uymaması,
g) Kurum açma şartlarından herhangi birini kaybetmesi,
h) Mevzuata uygun olarak kapatılmaması,
hâllerinde; (a), (b), (c) ve (d) bentlerindeki fiiller için brüt asgari ücretin beş katı; (e) ve (f) bentlerindeki fiiller için brüt asgari ücretin on katı ve (g) bendindeki fiil için brüt asgari ücretin yirmi katı idari para cezası uygulanır. Bu fıkranın (a), (b), (c), (d), (e), (f) ve (g) bentlerindeki fiillerin tekrarı hâlinde idari para cezası miktarı beş kat artırılarak uygulanır ve bu bentlerdeki fiillerin üçüncü kez tekrarlanması hâlinde ise kurum açma izni ile iş yeri açma ve çalışma ruhsatı iptal edilir, (h) bendindeki fiilin işlenmesi hâlinde brüt asgari ücretin yirmi katı idari para cezası verilir ve kurum açma izni ile iş yeri açma ve çalışma ruhsatı iptal edilir. İdari para cezası, kurum açma iznini vermeye yetkili makam tarafından verilir. Bu fıkranın uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar yönetmelikle belirlenir.”
II. İLK İNCELEME
1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca yapılan ilk inceleme toplantısında başvuru kararı ve ekleri, Raportör Muhammed Nuri ÖZGÜR tarafından hazırlanan ilk inceleme raporu ve itiraz konusu kanun hükümleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
2. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un “Anayasaya aykırılığın mahkemelerce ileri sürülmesi” başlıklı 40. maddesinde Anayasa Mahkemesine itiraz yoluyla yapılacak başvurularda izlenecek yöntem düzenlenmiştir. Söz konusu maddenin (1) numaralı fıkrasında bir davaya bakmakta olan mahkemenin bu davada uygulanacak bir kanun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin hükümlerini Anayasa’ya aykırı görmesi veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varması durumunda bu fıkrada sayılan belgeleri dizi listesine bağlayarak Anayasa Mahkemesine göndereceği belirtilmiş; anılan fıkranın (b) bendinde “Başvuru kararına ilişkin tutanağın onaylı örneği” Anayasa Mahkemesine gönderilecek belgeler arasında sayılmıştır. Maddenin (4) numaralı fıkrasında ise yöntemine uygun olmayan itiraz başvurularının Anayasa Mahkemesi tarafından esas incelemeye geçilmeksizin gerekçeleriyle reddedileceği hükme bağlanmıştır.
3. Anılan İçtüzük’ün 46. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (a) bendinde de “Başvuru kararına ilişkin tutanağın onaylı örneği” Anayasa Mahkemesine sunulacak belgeler arasında sayılmıştır.
4. Yine İçtüzük’ün 49. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendinde Anayasa Mahkemesince yapılan ilk incelemede başvuruda eksikliklerin bulunduğunun tespit edilmesi hâlinde itiraz yoluna ilişkin işlerde esas incelemeye geçilmeksizin başvurunun reddine karar verileceği, (2) numaralı fıkrasında ise anılan (b) bendi uyarınca verilen kararın itiraz yoluna başvuran mahkemenin eksiklikleri tamamlayarak yeniden başvurmasına engel olmadığı belirtilmiştir.
5. Yapılan incelemede itiraz yoluna başvuran Mahkemenin gerekçeli karar ile itiraz yoluna başvurduğu ancak gönderilen belgeler arasında başvuru kararına ilişkin olarak düzenlenen tutanağın onaylı örneğinin bulunmadığı anlaşılmıştır. Bu itibarla başvurunun yöntemine uygun olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
6. Açıklanan nedenle 6216 sayılı Kanun’un 40. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendi ile İçtüzük’ün 46. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (a) bendine aykırı olduğu anlaşılan itiraz başvurusunun anılan Kanun’un 40. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince yöntemine uygun olmadığından reddi gerekir.
III. HÜKÜM
A. 30/3/2005 tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 4. maddesinin (1) numaralı fıkrasına,
B. 8/2/2007 tarihli ve 5580 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu’nun 7. maddesinin 2/12/2016 tarihli ve 6764 sayılı Kanun’un 62. maddesiyle değiştirilen ikinci fıkrasının (d) bendine,
yönelik itiraz başvurusunun 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 40. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince yöntemine uygun olmadığından REDDİNE 26/11/2025 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
Başkan
Kadir ÖZKAYA
Başkanvekili
Hasan Tahsin GÖKCAN
Basri BAĞCI
Üye
Engin YILDIRIM
Rıdvan GÜLEÇ
Recai AKYEL
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
Yıldız SEFERİNOĞLU
Selahaddin MENTEŞ
İrfan FİDAN
Kenan YAŞAR
Muhterem İNCE
Yılmaz AKÇİL
Ömer ÇINAR
Metin KIRATLI