“18.06.2025 tarihli ve 7551 sayılı Bazı Kanunlarda ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 14’üncü maddesiyle 5393 sayılı Kanun’un 11’inci maddesinin ikinci fıkrasının yeniden düzenlenen birinci cümlesinin Anayasa’ya aykırılığı
5393 sayılı Kanun’un tüzel kişiliğin sona erdirilmesini düzenleyen 11’inci maddesinin ikinci fıkrasının birinci cümlesine göre nüfusu 2.000'in altına düşen belediyeler, Cumhurbaşkanı kararı ile köye dönüştürülmekte idi. Ancak CHP Grubunun başvurusu üzerine anılan cümle iptal edilmiştir (07.12.2023 tarihli ve 2018/117 E.; 2023/212 K. sayılı Kararı).
Bunun üzerine 7551 sayılı Kanun’un 14’üncü maddesiyle kanun koyucu tarafından bahsi geçen birinci cümle yeniden düzenlenmiştir. Yeniden düzenlenen cümleye göre nüfusu 2.000’in altına düşen belediyeler köye dönüştürülecektir. Ancak yeniden düzenlenen cümle de Anayasa’ya aykırıdır.
Zira Anayasa’nın 127’nci maddesine göre mahalli idareler; il, belediye veya köy halkının mahalli müşterek ihtiyaçlarını karşılamak üzere kuruluş esasları kanunla belirtilen ve karar organları, gene kanunda gösterilen, seçmenler tarafından seçilerek oluşturulan kamu tüzelkişileridir. Buradaki kanunilik ilkesi, hem şekli anlamda hem de maddi anlamdadır. Başka bir anlatımla bunların kuruluş işlemleri, yasama organı tarafından kanun yapma usulüyle düzenlenmeli hem de kuruluş kanunlarının içeriği, Anayasa’ya uygun olmalıdır.
O halde kuruluş kanunlarının maddi anlamda içeriği, kamu yararını barındırmalıdır. Nitekim Anayasa’nın 2’nci maddesindeki hukuk devleti ilkesi gereğince, yasama işlemlerinin kişisel yararları değil kamu yararını gerçekleştirmek amacıyla yapılması zorunludur (Anayasa Mahkemesi’nin 17. 06. 2015 karar tarihli ve 2014/179 E.; 2015/54 K. sayılı Kararı). Aynı yönde; “Yasa koyucuya verilen düzenleme yetkisi, hiçbir şekilde kamu yararını ortadan kaldıracak veya engelleyecek... biçimde kullanılamaz …” (Anayasa Mahkemesi’nin 24.01.2008 tarihli ve 2007/76 E.; 2008/46 K. sayılı Kararı).
Ancak kanun koyucu, nüfusu 2.000’in altına düşen belediyelerin doğrudan köye dönüştürüleceğini kurala bağlamıştır. Elbette hem belediyeler hem de köyler, mahalli idarelerin bir parçasıdır. Ancak her ikisinin de ilgili mevzuatta (442 s. Köy K. ile 5393 s. Belediye K.) ayrı görev ve yetkileri bulunmaktadır. Bu durumda bir mahallin belediye yerine köy tüzel kişiliği ile yönetilmesi, uygulamada farklılıklar doğuracaktır. Bu nedenle bir mahalde nüfus sayımı yapılması ve nüfusun 2000’in altına düşmesi; bu dönüşümün haklı-meşru gerekçesi kabul edilemez.
Şöyle ki nüfusunun bu eşiğe yaklaştığının tespit edildiği mahallerde; yasayla tanınan belirli süre içinde belediyece (merkezi idarenin de katkısıyla) bu durumun çözümü üretilmeden (söz gelimi yerel mali kaynak kapasitesinin artışı amacıyla merkezi bütçe gelirlerinden ayrılan payların yükseltilerek yatırım faaliyetlerine teşvik verilmesi, imar ve ruhsat uygulamaları gibi teknik hizmetlerin dijitalleşen dünyada kolaylaştırılması) doğrudan hukuki kişilik değişikliğine gitmekte; bir kamu yararı bulunmamaktadır. Aksine doğrudan bir dönüşüm, bu bölgenin nüfus kaybını gittikçe hızlandırarak; büyükşehirler gibi daha kalabalık idari birimlerde nüfus yığılmasının önünü açacaktır. Başka bir anlatımla bir türden depopülasyona sebep olacak bu kural, Türkiye’de demografik yapının bozularak kırsaldan kente akışı hızlandıracaktır. Bununla birlikte orada yaşayan vatandaşların belediye seviyesinde yerel yönetime katılma hakkının ortadan kaldırılması da demokrasi ile bağdaşmaz. Dinamik bir yapıya sahip nüfus sayım sistemi verilerine dayanmak, ani değişikliklerle idari yapıların dönüşümlerine sebep olacağından buradaki vatandaşların hukuki belirliliği ve güvenliği de zedelenecektir. Halbuki kanun koyucu, 2000 gibi kişi kriterinin yanı sıra bölgenin ekonomik-sosyal gelişmişlik düzeyinin de esas alınacağı bir formül benimseyebilirdi.
Öte yandan Anayasa’nın 166’ncı maddesi gereğince ekonomik, sosyal ve kültürel kalkınmayı, özellikle sanayiin ve tarımın yurt düzeyinde dengeli ve uyumlu biçimde hızla gelişmesini, ülke kaynaklarının döküm ve değerlendirilmesini yaparak verimli şekilde kullanılmasını planlamak, bu amaçla gerekli teşkilatı kurmak Devletin görevidir. Anılan 166’ncı maddeye konu dengeli dağılım, nüfusun dengeli dağılımını da kapsamaktadır. Bu da yerel yönetimlerin teşkilatlanmasıyla doğrudan bağlantılıdır. O halde iptali talep edilen cümlenin Anayasa’nın 166’ncı maddesiyle Devlete yüklenen planlama görevi kapsamında da değerlendirmek gerekmektedir. 2000 nüfusun altında kalan bölgeleri, köye dönüştürmek; kentlere yoğun göç akışına neden olacağından; kentleşme-yerleşme planlamalarının sürdürülemezliğine sebep olacaktır. Bu mahallerde belediyelerin devamlılığını sağlayarak yerel ekonomilerin canlandırılması, kırsal alanların kalkındırılması yerine; rekabetçi-yarışmacı metropollerin ihtiyaç dışında büyümesine sebep olacak cümle, Anayasa’nın 166’ncı maddesinde temelini bulan dengeli planlamaya aykırıdır.
İptali talep edilen cümle, Anayasa’nın 2’nci maddesine konu kamu yararını barındırmamak ve 166’ncı maddesini konu nüfusun dengeli dağılımını planlama görevini yerine getirmemek suretiyle; Anayasa’nın 127’nci maddesinde yer alan kanunilik ilkesini maddi anlamda sakatlamaktadır.
Tüm bu nedenlerle, 7551 sayılı Kanun’un 14’üncü maddesiyle 5393 sayılı Kanun’un 11’inci maddesinin ikinci fıkrasının yeniden düzenlenen birinci cümlesi, Anayasa’nın 2, 127 ve 166’ncı maddelerine aykırıdır; anılan cümlenin iptali gerekir.
III. YÜRÜRLÜĞÜ DURDURMA İSTEMİNİN GEREKÇESİ
18.06.2025 tarihli ve 7551 sayılı Bazı Kanunlarda ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ile getirilen iptali talep edilen düzenleme, hukuka aykırı yeniden düzenleme yapmaktadır. Kamu yararına aykırı olan, telafisi mümkün olmayacak sonuçlara yol açacak bu düzenlemelerin iptal davası sonuçlanana kadar yürürlüğünün durdurulması gerekmektedir.
Nitekim anayasal düzenin hukuka aykırı kural ve düzenlemelerden en kısa sürede arındırılması, hukuk devleti sayılmanın en önemli gerekleri arasında sayılmaktadır. Anayasa’ya aykırılıkların sürdürülmesi, özenle korunması gereken hukukun üstünlüğü ilkesini de zedeleyecektir. Hukukun üstünlüğünün sağlanamadığı bir düzende, kişi hak ve özgürlükleri güvence altında sayılamayacağından, bu ilkenin zedelenmesi hukuk devleti yönünden giderilmesi olanaksız durum ve zararlara yol açacaktır.
Bu zarar ve durumların doğmasını önlemek amacıyla, Anayasa’ya açıkça aykırı olan ve iptali istenen hükmün iptal davası sonuçlanıncaya kadar yürürlüğünün de durdurulması istenerek Anayasa Mahkemesi’ne dava açılmıştır.
IV. SONUÇ VE İSTEM
18.06.2025 tarihli ve 7551 sayılı Bazı Kanunlarda ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 14’üncü maddesiyle 5393 sayılı Kanun’un 11’inci maddesinin ikinci fıkrasının yeniden düzenlenen birinci cümlesi, Anayasa’nın 2., 127. ve 166’ncı maddelerine aykırı olduğundan iptaline ve uygulanması halinde giderilmesi güç ya da olanaksız zarar ve durumlar olacağı için, iptal davası sonuçlanıncaya kadar yürürlüğünün durdurulmasına karar verilmesine ilişkin istemimizi saygı ile arz ederiz. ”
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI
Esas Sayısı : 2025/182
Karar Sayısı : 2026/9
Karar Tarihi : 15/1/2026
R.G. Tarih - Sayı : 6/4/2026-33216
İPTAL DAVASINI AÇAN: Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri Murat EMİR, Gökhan GÜNAYDIN, Ali Mahir BAŞARIR ile birlikte 133 milletvekili
İPTAL DAVASININ KONUSU: 18/6/2025 tarihli ve 7551 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 14. maddesiyle 3/7/2005 tarihli ve 5393 sayılı Belediye Kanunu’nun 11. maddesinin ikinci fıkrasının yeniden düzenlenen birinci cümlesinin Anayasa’nın Başlangıç kısmı ile 2., 127. ve 166. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline ve yürürlüğünün durdurulmasına karar verilmesi talebidir.
I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ
Kanun’un 14. maddesiyle 5393 sayılı Kanun’un 11. maddesinin yeniden düzenlenen iptali talep edilen birinci cümlesinin de yer aldığı ikinci fıkrası şöyledir:
“(İptal birinci cümle: Anayasa Mahkemesinin 7/12/2023 tarihli ve E.:2018/117; K.:2023/212 sayılı Kararı ile) (Yeniden Düzenlenen cümle:18/6/2025-7551/14 md.) Nüfusu 2.000’in altına düşen belediyeler köye dönüştürülür. Tüzel kişiliği kaldırılan belediyenin tasfiyesi il özel idaresi tarafından yapılır. Bu belediyenin taşınır ve taşınmaz malları ile hak, alacak ve borçları ilgili köy tüzel kişiliğine intikal eder. İntikal eden borçların karşılanamayan kısımları il özel idaresi tarafından üstlenilir ve vali tarafından İller Bankasına bildirilir. İller Bankası bu miktarı, takip eden ayın genel bütçe vergi gelirleri tahsilat toplamının belediyelere ayrılan kısmından keserek ilgili il özel idaresi hesabına aktarır.”
II. İLK İNCELEME
1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Kadir ÖZKAYA, Hasan Tahsin GÖKCAN, Basri BAĞCI, Engin YILDIRIM, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, İrfan FİDAN, Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇİL ve Ömer ÇINAR’ın katılımlarıyla 10/9/2025 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine, yürürlüğü durdurma talebinin esas inceleme aşamasında karara bağlanmasına OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
III. ESASIN İNCELENMESİ
2. Dava dilekçesi ve ekleri, Raportör Emre DURSUN tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, dava konusu kanun hükmü, dayanılan ve ilgili görülen Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
A. Anlam ve Kapsam
3. 5393 sayılı Kanun’un belediyelerin kuruluş esaslarının düzenlendiği 4. maddesinde nüfusu 5.000 ve üzerinde olan yerleşim birimlerinde belediye kurulabileceği, il ve ilçe merkezlerinde ise belediye kurulmasının zorunlu olduğu düzenlenmiştir.
4. Anılan Kanun’un 11. maddesinde belediye tüzel kişiliğinin sona ermesine ilişkin esaslara yer verilmiştir. Söz konusu maddenin ikinci fıkrasının dava konusu birinci cümlesinde nüfusu 2.000’in altına düşen belediyelerin köye dönüştürüleceği, iki ila beşinci cümlelerinde ise tüzel kişiliği kaldırılan belediyenin tasfiyesinin il özel idaresi tarafından yapılacağı, bu belediyenin taşınır ve taşınmaz malları ile hak, alacak ve borçlarının ilgili köy tüzel kişiliğine intikal edeceği, intikal eden borçların karşılanamayan kısımlarının il özel idaresi tarafından üstlenileceği ve vali tarafından İller Bankasına bildirileceği, İller Bankasının bu miktarı, takip eden ayın genel bütçe vergi gelirleri tahsilat toplamının belediyelere ayrılan kısmından keserek ilgili il özel idaresi hesabına aktaracağı belirtilmiştir.
5. Anılan maddenin üçüncü fıkrasının birinci ve üçüncü cümlelerinde, köye dönüşen yerlerde il özel idaresi veya köylere hizmet götürme birlikleri tarafından içme suyu, kanalizasyon, temizlik, çöp toplama, ulaşım, itfaiye ve diğer hizmetlerin yürütülmesi için gerekli tedbirlerin alınacağı, ihtiyaç durumuna göre bu hizmetleri yürütmek üzere hizmet birimlerinin kurulabileceği, mahallî hizmetlerin aksamadan yürütülmesi için vali veya kaymakamların ilgili kuruluşlar arasında koordinasyonu sağlayacağı ve gerekli tedbirleri alacağı düzenlenmiştir.
6. Öte yandan Kanun’un 12. maddesinin ikinci fıkrasında, belediye tüzel kişiliğinin kaldırılmasına veya bir beldenin köye dönüştürülmesine dair kararın ilk mahallî idareler seçimlerinde uygulanacağı ve seçimlerin bu yerlerin yeni durumlarına göre yapılacağı düzenlenmiştir.
B. İptal Talebinin Gerekçesi
7. Dava dilekçesinde özetle; nüfusu 2.000’in altına düşen belediyelerin doğrudan köye dönüştürülmesini öngören dava konusu kuralın kamu yararına yönelik olmadığı, böyle bir dönüşümün belde ya da köylerdeki nüfus kaybını artıracağı ve nüfusun büyükşehirler gibi daha kalabalık idari birimlerde yoğunlaşmasına neden olacağı, dinamik bir yapıya sahip olan nüfus sayım sistemi verilerine dayalı olarak idari yapıların ani değişimlere uğramasının hukuki belirlilik ve güvenlik ilkeleriyle bağdaşmadığı belirtilerek kuralın Anayasa’nın 2., 127. ve 166. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
C. Anayasa'ya Aykırılık Sorunu
8. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 43. maddesi uyarınca kural, ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 123. maddesi yönünden de incelenmiştir.
9. Anayasa’nın 123. maddesinde “İdare, kuruluş ve görevleriyle bir bütündür ve kanunla düzenlenir./ İdarenin kuruluş ve görevleri, merkezden yönetim ve yerinden yönetim esaslarına dayanır./ Kamu tüzelkişiliği, kanunla veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle kurulur.” denilmektedir. Buna göre kamu tüzel kişiliği ancak kanunla ya da Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle (CBK) kurulabilir. Aynı şekilde bir kamu tüzel kişiliği ancak kanunla ya da CBK’yla kaldırılır (AYM, E.2018/117, K.2023/212, 7/12/2023, § 1544).
10. Anayasa’nın anılan maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan kamu tüzel kişiliğinin kanunla veya CBK ile kurulacağı şeklindeki düzenleme kamu tüzel kişiliğine sahip belediyelerin kuruluşu bakımından da geçerlidir. Diğer bir ifadeyle belediyelerin de kanunla veya CBK ile kurulması zorunludur (AYM, E.2018/117, K.2023/212, 7/12/2023, § 1546).
11. Dava konusu kuralda nüfusu 2.000’in altına düşen belediyelerin köye dönüştürülmesi öngörülmektedir. 5393 sayılı Kanun’da ya da kanun düzeyinde farklı bir mevzuatta belediyelerin veya köylerin kurulması ile tüzel kişiliklerinin kaldırılmasına hangi makam tarafından hangi usulde karar verileceğine ilişkin olarak herhangi bir düzenlemeye yer verilmemiştir. Bununla birlikte belediyelerin kurulması ve tüzel kişiliklerinin kaldırılmasının kanunla veya CBK’yla yapılması anayasal bir zorunluluk olduğundan kural uyarınca nüfusu 2.000’in altına düşen belediyelerin köye dönüştürülme usulü de kanunla veya CBK’yla gerçekleştirilecektir. Bu itibarla kuralda Anayasa’nın 123. maddesine aykırı bir yön bulunmamaktadır.
12. Öte yandan kuralla mahallî idarelerden olan belediyenin köye dönüştürülmesinin mahallî idarelerin özerkliği ilkesi çerçevesinde değerlendirilmesi gerekir.
13. Anayasa’nın “Mahallî idareler” başlıklı 127. maddesinin birinci fıkrasında mahallî idarelerin il, belediye veya köy halkının mahallî müşterek ihtiyaçlarını karşılamak üzere kuruluş esasları kanunla belirtilen ve karar organları yine kanunda gösterilen, seçmenler tarafından seçilerek oluşturulan kamu tüzel kişileri olduğu belirtilmiştir. Belediye, Türk idari teşkilatı içinde yer alan bir birim olarak doğrudan Anayasa ile oluşturulmuştur. Başka bir ifadeyle belediye, anayasal bir kurum olup kamu tüzel kişiliğini de bizzat ve doğrudan Anayasa’dan almaktadır (AYM, E.2018/117, K.2023/212, 7/12/2023, § 1543).
14. Anayasa’nın anılan maddesinin ikinci fıkrasında mahallî idarelerin kuruluş ve görevleri ile yetkilerinin yerinden yönetim ilkesine uygun olarak kanunla düzenleneceği belirtilmekte, üçüncü fıkrasında ise mahallî idare seçimlerinin yine Anayasa’nın 67. maddesindeki esaslara göre beş yılda bir yapılacağı öngörülmektedir. Buna göre kanun koyucu, Anayasa’nın anılan maddesindeki koşullar çerçevesinde yapılan seçimlerle oluşan, yöre halkının beş yılla sınırlı iradesini gözetecektir (AYM, E.2005/95, K.2007/5, 24/1/2007).
15. Anayasa’da merkezî yönetim-yerel yönetim ayrımının yapılması, yerel yönetimlerin karar organlarının seçimle göreve gelmesinin öngörülmesi, seçimlerinin süreli olması, kararlarını kendi organları eliyle alması ve uygulatması, kendilerine özgü bütçelerinin bulunması, yerel yönetimlere görevleri ile orantılı gelir kaynaklarının sağlanması gibi yetki ve ayrıcalıkların tanınmış olması mahallî idarelerin özerkliklerinin göstergesidir. Özerklik, kişi ve kuruluşların kanunla belirlenen sınırlar içinde kalmak şartıyla kendi faaliyetlerine ilişkin kararları alma ve uygulama konusunda gerekli yetkiyle donatılmış olması anlamına gelmektedir. Bu aynı zamanda kurumların dış etkilere karşı korunmasını ifade eder (AYM, E.2019/112, K.2020/35, 25/6/2020, §§ 30, 31).
16. Anılan Kanun’un 12. maddesinin ikinci fıkrasında, Kanun’un 11. maddesinde geçen bir beldenin köye dönüştürülmesine dair kararın ilk mahallî idare seçimlerinde uygulanması ve seçimlerin bu yerlerin yeni durumlarına göre yapılması öngörülmektedir. Kural kapsamında belediyelerin tüzel kişilikleri kaldırılırken Anayasa’nın 67. ve 127. maddesinin üçüncü fıkrası gereğince yöre halkının beş yıllık seçim dönemi için ortaya çıkan iradesinin dönem sonuna kadar geçerliliğine dokunulmadığı gibi tüzel kişiliği kaldırılan belediye halkının yeni seçim döneminde yine yerinden yönetim birimi olan köy tüzel kişiliğinin organlarını oluşturmak üzere seçme hakkını kullanmasına imkân tanındığı da görülmektedir. Dolayısıyla kuralla belediyelerin tüzel kişilikleri sona erdirilirken Anayasa’nın 127. maddesinde belirtilen özerkliğin korunduğu anlaşılmaktadır.
17. Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti; eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına saygılı, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adil bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, hukuki güvenliği sağlayan, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuk kurallarıyla kendini bağlı sayan ve yargı denetimine açık olan devlettir.
18. Hukuk devletinin temel unsurlarından biri belirlilik ilkesidir. Anayasa Mahkemesinin yerleşik kararlarına göre anılan ilke, yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olmasını gerektirmektedir. Belirlilik ilkesi hukuksal güvenlikle bağlantılı olup bireyin kanundan belirli bir kesinlik içinde hangi somut eylem ve olguya hangi hukuksal yaptırımın veya sonucun bağlandığını, bunların idareye hangi müdahale yetkisini verdiğini bilmesini zorunlu kılmaktadır.
19. Anayasa Mahkemesi birçok kararında belirlilik ilkesinin yalnızca yasal belirliliği değil daha geniş anlamda hukuki belirliliği ifade ettiğini, yasal düzenlemeye dayanarak erişilebilir, bilinebilir ve öngörülebilir olma gibi niteliklere ilişkin gereklilikleri karşılaması koşuluyla mahkeme içtihatları ve yürütmenin düzenleyici işlemleri ile de hukuki belirliliğin sağlanabileceğini, asıl olanın muhtemel muhataplarının mevcut şartlar altında belirli bir işlemin ne tür sonuçlar doğurabileceğini öngörmelerini mümkün kılacak bir normun varlığı olduğunu vurgulamıştır (AYM, E.2019/96, K.2022/17, 24/2/2022, § 47).
20. Kanun’un 11. maddesinin ikinci fıkrasının iki ila beşinci cümleleri ile anılan maddenin üçüncü fıkrasında belediyelerin köye dönüştürülmesine ilişkin usul ve esasa ayrıntılı olarak yer verildiği görülmektedir. Kuralın bu yönüyle kapsamının açık, net ve anlaşılır bir şekilde düzenlendiği anlaşılmaktadır.
21. Bununla birlikte hukuk devletinde kanunların kamu yararı gözetilerek çıkarılması zorunludur. Anayasa Mahkemesinin kararlarına göre kamu yararı genel bir ifadeyle bireysel, özel çıkarlardan ayrı ve bunlara üstün olan toplumsal yararı ifade etmektedir. Kanunun amaç ögesi bakımından Anayasa’ya uygun sayılabilmesi için çıkarılmasında kamu yararı dışında bir amacın gözetilmemiş olması gerekmekte olup kamu yararı dışında bir amaçla çıkarılmış olduğu açıkça anlaşılabiliyorsa amaç unsuru bakımından Anayasa’ya aykırılık söz konusudur (AYM, E.2020/46, K.2023/149, 13/9/2023, § 20).
22. Anayasa’ya uygunluk denetiminde kuralın öngörülmesindeki kamu yararı anlayışının isabetli olup olmadığı değil incelenen kuralın ihdasında kamu yararı dışında belli bireylerin ya da grupların çıkarlarının gözetilip gözetilmediği incelenir. Diğer bir anlatımla bir kuralın Anayasa’ya aykırılık sorunu çözümlenirken kamu yararı konusunda Anayasa Mahkemesinin yapacağı inceleme, yalnızca kuralın kamu yararı amacıyla çıkarılıp çıkarılmadığının denetimiyle sınırlıdır (AYM, E.2020/46, K.2023/149, 13/9/2023, § 21).
23. Kanun koyucu, mahallî idarenin oluşumu ve nitelendirilmesi konusunda takdir yetkisine sahiptir. Bu bağlamda kanun koyucu, mahallî idarelerin kuruluş esaslarını, maddi ve usule ilişkin çerçeveyi belirlemek koşuluyla ölçek sorununu dikkate alarak daha etkin ve verimli bir kamusal hizmet sağlamak amacıyla bir belediyenin ya da köyün tüzel kişiliğini kaldırabilir; belediyeyi köye, köyü belediyeye dönüştürebilir (AYM, E.2005/95, K.2007/5, 24/1/2007).
24. Dolayısıyla kuralla daha etkin ve verimli bir kamusal hizmet sağlamak amacıyla nüfusu 2.000’in altına düşen belediyelerin köye dönüştürülmesinde kamu yararı dışında bir amaç gözetildiği söylenemez.
25. Bu itibarla nüfusu 2.000’in altına düşen belediyelerin köye dönüştürülmesinin usul ve esaslarının kanunda düzenlendiği ve belediyelerin tüzel kişiliğinin kaldırılmasının ilk mahallî idareler seçimlerinde uygulanmasının öngörüldüğü gözetildiğinde kanun koyucunun takdir yetkisi kapsamında ihdas edildiği anlaşılan kuralın hukuk devleti ilkesi ile kamu tüzel kişiliğinin kanunla kaldırılması ve mahallî idarelerin özerkliği ilkeleriyle çelişen bir yönü bulunmamaktadır.
26. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa'nın 2., 123. ve 127. maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir.
Kuralın Anayasa’nın 166. maddesiyle ilgisi görülmemiştir.
IV. YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI TALEBİ
27. Dava dilekçesinde özetle, dava konusu kuralın uygulanması hâlinde telafisi güç veya imkânsız zararların doğabileceği belirtilerek yürürlüğünün durdurulmasına karar verilmesi talep edilmiştir.
18/6/2025 tarihli ve 7551 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 14. maddesiyle 3/7/2005 tarihli ve 5393 sayılı Belediye Kanunu’nun 11. maddesinin ikinci fıkrasının yeniden düzenlenen birinci cümlesine yönelik iptal talebi 15/1/2026 tarihli ve E.2025/182, K.2026/9 sayılı kararla reddedildiğinden bu cümleye ilişkin yürürlüğün durdurulması talebinin REDDİNE 15/1/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
V. HÜKÜM
18/6/2025 tarihli ve 7551 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 14. maddesiyle 3/7/2005 tarihli ve 5393 sayılı Belediye Kanunu’nun 11. maddesinin ikinci fıkrasının yeniden düzenlenen birinci cümlesinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE 15/1/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
Başkan
Kadir ÖZKAYA
Başkanvekili
Basri BAĞCI
Üye
Engin YILDIRIM
Rıdvan GÜLEÇ
Recai AKYEL
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
Yıldız SEFERİNOĞLU
Selahaddin MENTEŞ
İrfan FİDAN
Kenan YAŞAR
Muhterem İNCE
Yılmaz AKÇİL
Ömer ÇINAR
Metin KIRATLI