“Dairemizce 6100 sayılı HMK 355. maddesi gereğince kamu düzeni
yönünden yapılan inceleme neticesinde resen yapılan değerlendirme sonucunda
İskenderun Asliye Ticaret Mahkemesinin 2024/1411 esas sayılı dosyasında verilen
istinaf incelemesine konu karar ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde,
Anayasaya aykırılık iddiasına ilişkin olarak;
Konuya ilişin kanun hükümleri şu şekildedir.
TC Anayasa'sı madde 152 – "Bir davaya bakmakta olan
mahkeme, uygulanacak bir kanun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin hükümlerini
Anayasaya aykırı görürse veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık
iddiasının ciddi olduğu kanısına varırsa, Anayasa Mahkemesinin bu konuda
vereceği karara kadar davayı geri bırakır. [93]
Mahkeme, Anayasaya aykırılık iddiasını ciddi görmezse bu iddia,
temyiz merciince esas hükümle birlikte karara bağlanır.
Anayasa Mahkemesi, işin kendisine gelişinden başlamak üzere beş
ay içinde kararını verir ve açıklar. Bu süre içinde karar verilmezse mahkeme
davayı yürürlükteki kanun hükümlerine göre sonuçlandırır. Ancak, Anayasa Mahkemesinin
kararı, esas hakkındaki karar kesinleşinceye kadar gelirse, mahkeme buna uymak
zorundadır.
Anayasa Mahkemesinin işin esasına girerek verdiği red kararının
Resmî Gazetede yayımlanmasından sonra on yıl geçmedikçe aynı kanun hükmünün
Anayasaya aykırılığı iddiasıyla tekrar başvuruda bulunulamaz."
6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri
Hakkında Kanunun
Anayasaya aykırılığın mahkemelerce ileri sürülmesi başlıklı 40.
Maddesi
" MADDE 40- (1) Bir davaya bakmakta olan mahkeme, bu davada
uygulanacak bir kanun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin hükümlerini
Anayasaya aykırı görürse veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık
iddiasının ciddi olduğu kanısına varırsa;
a) İptali istenen kuralların Anayasanın hangi maddelerine aykırı
olduklarını açıklayan gerekçeli başvuru kararının aslını,
b) Başvuru kararına ilişkin tutanağın onaylı örneğini,
c) Dava dilekçesi, iddianame veya davayı açan belgeler ile
dosyanın ilgili bölümlerinin onaylı örneklerini, dizi listesine bağlayarak Anayasa
Mahkemesine gönderir.
(2) Taraflarca ileri sürülen Anayasaya aykırılık iddiası davaya
bakan mahkemece ciddi görülmezse bu konudaki talep, gerekçeleri de gösterilmek
suretiyle reddedilir. Bu husus esas hükümle birlikte temyiz konusu yapılabilir.
(3) Genel Sekreterlik gelen evrakı kaleme havale eder ve
keyfiyeti başvuran mahkemeye bir yazı ile bildirir.
(4) Evrakın kayda girişinden itibaren on gün içinde başvurunun
yöntemine uygun olup olmadığı incelenir. Açık bir şekilde dayanaktan yoksun
veya yöntemine uygun olmayan itiraz başvuruları, Mahkeme tarafından esas
incelemeye geçilmeksizin gerekçeleriyle reddedilir.
(5) Anayasa Mahkemesi, işin kendisine noksansız olarak
gelişinden başlamak üzere beş ay içinde kararını verir ve açıklar. Bu süre
içinde karar verilmezse ilgili mahkeme davayı yürürlükteki hükümlere göre
sonuçlandırır. Ancak, Anayasa Mahkemesinin kararı, esas hakkındaki karar
kesinleşinceye kadar gelirse mahkeme buna uymak zorundadır."
2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunun 104. maddesi "
Motorlu araçlarla ilgili mesleki faaliyette bulunan teşebbüslerin sahibi,
gözetim, onarım, bakım, alım – satım, araçta değişiklik yapılması amacı ile
veya benzeri bir amaçla kendisine bırakılan bir motorlu aracın sebep olduğu
zararlardan dolayı; işleten gibi sorumlu tutulur. Aracın işleteni ve araç için
zorunlu mali sorumluluk sigortası yapan sigortacısı bu zararlardan sorumlu
değildir" hükmünü içermektedir.
Anayasa’nın “Hak arama hürriyeti” kenar başlıklı 36. maddesi:
“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı
mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma
hakkına sahiptir” hükmünü içermektedir.
Anayasa'nın 90/5 maddesi ise " Usulüne göre yürürlüğe
konulmuş Milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında
Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. (Ek cümle:
7/5/2004-5170/7 md.) Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere
ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler
içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma
hükümleri esas alınır." şeklindedir.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin “Adil yargılanma hakkı” kenar
başlıklı 6. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
“Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ya
da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan,
kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makul
bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini isteme hakkına
sahiptir.”
Anayasa Mahkemesi Aktif Elektrik Müh. İnş. San. Ve Tic. Ltd.
Şti.'nin 2012/855 Başvuru Numaralı kararında;
"Adil yargılanma hakkının en temel unsurlarından biri olan
mahkemeye erişim hakkı, bir uyuşmazlığı mahkeme önüne taşıyabilmek ve
uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını isteyebilmek anlamına
gelmektedir. (B. No: 2012/791, 7/11/2013, § 52). Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi
(AİHM), mahkemeye etkili erişim hakkını “hukukun üstünlüğü” ilkesinin temel
unsurlarından biri olarak kabul etmekte ve mahkemeye etkili erişim hakkının,
mahkemeye başvuru konusunda tutarlı bir sistemin var olmasını ve dava açmak
isteyen kişilerin mahkemeye ulaşmada açık, pratik ve etkili fırsatlara sahip
olmasını gerektirdiğini ifade etmektedir. Bu sebeple hukuki belirsizliklerin ya
da uygulamadaki belirsizliklerin tarafların mahkemeye erişimine zarar verdiği
durumlarda bu hakkın ihlâl edildiğine karar verilmektedir (Geffre/Fransa, B.
No: 51307/99, 23/1/2003, § 34)
Hukuki güvenlik ile belirlilik ilkeleri, hukuk devletinin önkoşullarındandır.
Kişilerin hukuki güvenliğini sağlamayı amaçlayan hukuki güvenlik ilkesi, hukuk
normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde
devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde bu güven
duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar. Belirlilik ilkesi
ise yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir
duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır ve
uygulanabilir olmasını, ayrıca kamu otoritelerinin keyfi uygulamalarına karşı
koruyucu önlem içermesini ifade etmektedir (E.2013/64, K.2013/142, K.T.
28/11/2013).
Mahkemeye erişim hakkı, kural olarak mutlak bir hak olmayıp,
sınırlandırılabilen bir haktır. Bununla birlikte getirilecek sınırlandırmaların,
hakkın özünü zedeleyecek şekilde kısıtlamaması, meşru bir amaç izlemesi, açık
ve ölçülü olması ve başvurucu üzerinde ağır bir yük oluşturmaması gerekir (B.
No: 2013/1613, 2/10/2013, § 38). Devletler bir davanın açılabilirliğine ilişkin
olarak takdir hakları gereği bazı sınırlamalar getirebilir ve bu davalar
niteliği gereği düzenleyici işlemlere konu olabilir. Bununla birlikte, bu
sınırlamalar dava açmak isteyen bir kişinin mahkemeye erişim hakkının özüne
zarar verecek seviyeye ulaşmamalıdır (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz.
Edificaciones March Gallego S.A./İspanya, B. No: 28028/95, 19/2/1998, § 34 ve
Rodríguez Valín/İspanya, B. No: 47792/99, 11/10/2001, § 22)." şeklinde
açıklamalarda bulunmuştur.
Yine Anayasa Mahkemesi A.J.T. A.Ş. Başvurusunda (Başvuru
Numarası: 2015/7895) vermiş olduğu 03/04/2019 günlü kararında;
"Adil yargılanma hakkı bir mahkeme kararına karşı üst yargı
yollarına başvurabilmeyi güvence altına almamakla birlikte gerek suç isnadına
bağlı yargılamalarda gerekse medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin
yargılamalarda istinaf veya temyiz gibi kanun yollarına başvurma imkânı
tanınmış ise bu kanun yolları yönünden de adil yargılanma hakkı kapsamındaki
güvencelerin sağlanması gerekir (Hasan İşten, B. No: 2015/1950, 22/2/2018, §
37). Bu bağlamda mahkemeye erişim hakkı, ilk derece mahkemesine dava açma
hakkının yanı sıra kişilere itiraz; istinaf veya temyiz gibi kanun yollarına
başvurma imkânı tanınmış ise anılan yollara başvurma hakkını da içerir (Ali
Atlı, B. No: 2013/500, 20/3/2014, § 49)." şeklinde açıklamada bulunmuştur.
Bu şekilde Anayasa Mahkemesi'nin yukarıda anılan ve buna benzer
şekilde mahkemeye erişim hakkının ihlal edilmiş olduğuna ilişkin olarak vermiş
olduğu bir çok kararında mahkemeye erişim hakkının adil yargılanma hakkının, en
temel unsurlarından biri olduğu hususuna vurgu yapılmıştır. Kişilerin mahkemeye
erişimlerini engelleyecek olan uygulamalar yada bu konudaki hukuki
belirsizlikler hem Anayasa Mahkemesi kararlarında ve hem de AİHM kararlarında
adil yargılanma hakkının ihlali olarak kabul edilmiştir.
Anayasa'nın 13. maddesinde Temel Hak Ve Özgürlüklerin ne
şekilde sınırlanabileceği hüküm altına alınmıştır. Buna göre temel hak ve
hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde
belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu
sınırlamalar, Anayasa'nın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik
Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz. Mahkemeye erişim
hakkı da hak arama hürriyeti kapsamında olup özüne dokunulmaksızın yalnızca
Anayasa'nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak
kanunla sınırlanabilecektir.
Bu açıklamalara göre iş bu dosyadaki uyuşmazlığa baktığımızda;
davacılar murisleri olan Ömer'in 26.09.2024 gününde meydana gelen trafik
kazasında ölüm nedeni ile davalı kusuru ile trafik kazasına neden olan aracın
ZMMS poliçesini düzenleyen sigorta şirketine karşı destekten yoksun kalma
tazminatı talebinde bulunmuştur.
TBK 49. maddesi " Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille
başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür.
Zarar verici fiili yasaklayan bir hukuk kuralı bulunmasa bile,
ahlaka aykırı bir fiille başkasına kasten zarar veren de, bu zararı gidermekle
yükümlüdür." hükmünü içermektedir.
Aynı kanunun TBK 53. maddesi " Ölüm hâlinde uğranılan
zararlar özellikle şunlardır:
1. Cenaze giderleri.
2. Ölüm hemen gerçekleşmemişse tedavi giderleri ile çalışma
gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden doğan kayıplar.
3. Ölenin desteğinden yoksun kalan kişilerin bu sebeple
uğradıkları kayıplar." hükmünü içermektedir
Aynı yasanın müteselsil sorumluğu düzenleyen 61. maddesi
"ise Birden çok kişi birlikte bir zarara sebebiyet verdikleri veya aynı
zarardan çeşitli sebeplerden dolayı sorumlu oldukları takdirde, haklarında müteselsil
sorumluluğa ilişkin hükümler uygulanır." şeklindedir
2918 Sayılı KTK'nun 85. maddesinde: "Bir motorlu aracın
işletilmesi bir kimsenin ölümüne veya yaralanmasına yahut bir şeyin zarara
uğramasına sebep olursa, motorlu aracın bir teşebbüsün unvanı veya işletme adı
altında veya bu teşebbüs tarafından kesilen biletle işletilmesi halinde,
motorlu aracın işleteni ve bağlı olduğu teşebbüsün sahibi, doğan zarardan
müştereken ve müteselsilen sorumlu olurlar.
Motorlu araç ölüme veya yaralanmaya sebebiyet vermiş ise,
kazaya karışan aracın başkalarına devir ve temliki veya üzerinde bir hak
tesisini önlemek amacıyla olaya el koyan Cumhuriyet Savcılıklarınca, aracın
tescilli olduğu tescil kuruluşuna trafik kaydı üzerine şerh düşülmesi için
talimat verilir. Kaza anı ile Cumhuriyet Savcılığınca trafik kaydı üzerine şerh
düşülmesi arasında geçen süreler içinde kötü niyetle yapılan araç tescilleri
hükümsüz sayılır. Şerhin konulduğu tarihten itibaren bir ay içerisinde, şerhin
kaldırıldığına veya devamına ilişkin mahkeme kararı ibraz edilmediği takdirde
bu şerh hükümsüz sayılır.
İşletilme halinde olmayan bir motorlu aracın sebep olduğu trafik
kazasından dolayı işletenin sorumlu tutulabilmesi için, zarar görenin, kazanın
oluşumunda işleten veya eylemlerinden sorumlu tutulduğu kişilere ilişkin bir
kusurun varlığını veya araçtaki bozukluğun kazaya sebep olduğunu ispat etmesi
gerekir.
İşleten ve araç işleticisi teşebbüs sahibi, hakimin takdirine
göre kendi aracının katıldığı bir kazadan sonra yapılan yardım çalışmalarından
dolayı yardım edenin maruz kaldığı zarardan da sorumlu tutulabilir. Ancak, bu
durumda işletici teşebbüs sahibinin sorumlu kılınabilmesi için kazadan
kendisinin sorumlu olması veya yardımın doğrudan doğruya kendisine veya araçta
bulunanlara yahut kazaya taraf olan üçüncü kişilere yapılması gerekir.
İşleten ve araç işleticisi teşebbüsün sahibi, aracın
sürücüsünün veya aracın kullanılmasına katılan yardımcı kişilerin kusurundan
kendi kusuru gibi sorumludur.
Aynı kanunun 91. maddesinde: "İşletenlerin, bu Kanunun 85.
maddesinin birinci fıkrasına göre olan sorumluluklarının karşılanmasını
sağlamak üzere mali sorumluluk sigortası yaptırmaları zorunludur. Zorunlu mali
sorumluluk sigortasına ilişkin primler peşin ödenir. Ancak, Hazine
Müsteşarlığının bağlı bulunduğu Bakanlık primlerin taksitler halinde tahsil
edilmesine ilişkin düzenleme yapmaya yetkilidir.
Sigorta yaptıranların, sigorta şirketlerine ödeyecekleri sigorta
priminin % 5’i oranındaki tutar, sigorta şirketi tarafından tahsil edildiği ayı
takip eden ayın en geç 20’sine kadar İçişleri Bakanlığı Merkez Saymanlığı
hesabına yatırılır. Yatırılan bu tutarlar bütçeye gelir kaydedilir.
Geçerli teminat tutarları üzerinden zorunlu mali sorumluluk
sigortası bulunmayan araçlar trafikten men edilir.
Yabancı plakalı taşıtların Hazine Müsteşarlığının bağlı olduğu
Bakanlıkça belirlenecek usul ve esaslara göre Türkiye’de geçerli sigortaları
yoksa bunlar için zorunlu mali sorumluluk sigortası Türkiye sınırlarına
girişleri sırasında yapılır.
Milletlerarası hukukun meşru saydığı hallerde, ortak savunma
veya barış harekâtı çerçevesinde Türkiye’de harekât, eğitim veya tatbikat
maksadıyla bulunmasına izin verilen yabancı silâhlı kuvvetlerin neden
olabileceği hasar ve zararların tazmini konularının özel bir anlaşmayla
düzenlendiği hallerde, bu kapsamda Türkiye’ye girecek yabancı askerî araçlar
bakımından bu madde hükmü uygulanmaz." hükmünü içermektedir.
2918 sayılı yasanın 88. maddesi ise " Bir motorlu aracın
katıldığı bir kazada, bir üçüncü kişinin uğradığı zarardan dolayı, birden fazla
kişi tazminatla yükümlü bulunuyorsa, bunlar müteselsil olarak sorumlu tutulur.
(Değişik: 17/10/1996-4199/31 md.) Birden fazla kişinin sorumlu
olduğu durumlarda, bunlar arasındaki ilişki bakımından zarar, olayın bütün
şartları değerlendirilerek paylaştırılır. Özel durumlar ve özellikle araçların
işletme tehlikeleri, zararın iç ilişkide başka türlü paylaştırılmasını haklı
göstermedikçe, işletenler ve araç işleticisinin bağlı olduğu teşebbüs sahipleri
kusurları oranında zarara katlanırlar." hükmünü içermektedir.
Buna göre, davacıların desteğinin ölümüne neden olan trafik
kazası nedeni ile dava dışı araç sürücüsü Cemil ile birlikte aracın işleteni ve
işbu dosyanın davalısı olan işletenin hukuki sorumluluğunu üstlenen sigorta
şirketinin TBK 61. ve 2918 sayılı yasanın 88. maddeleri gereğince müteselsil
olarak, davacıların TBK 56. maddesine dayalı olarak talep ettikleri destekten
yoksun kalma zararından, sorumlu oldukları kanundan kaynaklanmaktadır.
Davacılar, kaza sonrasında aracın işleteni ve sürücüsüne karşı
değil, TBK 61. ve 2918 sayılı yasanın 88. maddeleri müteselsil borçlu konumunda
bulunan sigorta şirketine karşı eldeki davayı açmaktadır. Bilindiği üzere,
alacaklı müteselsil borçlulardan birisine karşı dava açabileceği gibi tüm
müteselsil borçlulardan da aynı anda zararının tazminini isteyebilecektir. Kaza
sonrası düzenlenen kaza tespit tutanağı ve soruşturma evraklarına göre
davacıların aracın kaza tarihi itibari ile geçerli olan ZMMS poliçesini
düzenleyen işbu davalıya karşı dava açmış olmasında herhangi bir yanlışlık
bulunmamaktadır.
Ne var ki, mahkemesince yapılan yargılama sırasında söz konusu
aracın tamiri için servise bırakıldığı ve tamir sonrasında aracın onarımını
yapan servis yetkilisi tarafından test sürüşü yapıldığı sırada kazanın meydana
geldiği anlaşılmıştır. 3. Kişi konumunda bulunan davacının bu durumu bilmesi
mümkün değildir. Zira, davacıların murisi oluşa göre yaya konumunda olup,
sigortalı araç sürücüsünün aracın hızını, aracın teknik özelliklerine, yol,
hava ve trafik durumuna uygun olarak ayarlamamış olması nedeni ile kusurlu
olduğu belirlendiğinden sigorta şirketine karşı dava açılması yerindedir.
TBK'nın 61. maddesi gereğince davalı sigorta şirketi müteselsil borçlu
konumunda olup, aracın işleteninin üzerine düşen hukuki sorumluluğunu
üstlenmektedir. Bu noktada TBK''nun 49. ve 61. maddeleri gereğince 3. Kişiye
verilen zarardan müteselsil borçlu konumunda bulunan sigorta şirketinin KTK'nın
104/2 maddesinde iptali istenen madde ile sorumluluğunun kaldırılmış olması hem
müteselsil borçluluk ilkesi ile çelişmekte hem de 3. Kişi konumunda bulunan
davacıların Anayasa'nın 36. maddesinde yer alan mahkemeye erişim haklarını da
ölçüsüz bir şekilde sınırlandırmaktadır.
Öte yandan, KTK'nın 111. maddesinde yer alan hükme göre, hak ve
sorumlulukları sınırlandıran sözleşmeler 3. Kişiler yönünden sonuç
doğurmamaktadır. Eldeki dosyada davacı taraf desteğinin vefatı nedeni ile
tazminat talep etmekte 3. Kişi konumundadır. Dolayısıyla bu davacıların davaya
konu aracın sürücüsünün aracın onarımını yapan kişi olduğunu bilmesi ve buna
göre hareket etmesi mümkün değildir. Bu yönde bir sınırlama Anayasa'nın 36. maddesindeki
ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin 6. maddesindeki adil yargılanma hakkını
düzenleyen mahkemeye erişim hakkının ağır ihlali niteliğindedir.
Her ne kadar KTK 104/2 maddesinde " Yukarıda yazılı
teşebbüs sahipleri kendilerine bırakılan motorlu araçların tümünü kapsamak
üzere esasları Hazine Müsteşarlığının bağlı bulunduğu Bakanlıkça tespit
edilecek bir zorunlu mali sorumluluk sigortası yaptırmaya ve denetimlerde bu
sigortanın yapıldığını belgelemeye mecburdurlar." şeklindeki düzenleme ile
araç onarımını yapan servisin ayrıca zorunlu mali sorumluluk sigorta yaptırması
zorunluluğu getirilmiş ise de, günlük hayat tecrübelerine göre söz konusu
servislerin, araç bakım onarım işi ile uğraşan küçük işletmelerin, diğer bir
tabirle mahalle arasında faaliyet gösteren basit tamircilerin yada araç yıkama
işi yapan küçük işletmelerin söz konusu Zorunlu Sigorta poliçesini yaptırması
beklenemez bu durum iptali istenen kuralın varlığı nedeni ile zarara sebebiyet
veren bir aracın burada muhafaza altında iken 3 kişilere vermiş olduğu zarardan
kaynaklı olarak 3. Kişi konumunda bulunan kişilerin uğramış oldukları zararının
tazminini güçleştirmektedir. Zira davalı sigorta şirketleri bilindiği gibi
ekonomik olarak güçlü ve ekonomik faaliyetleri sürekli olan Hazine ve ticaret
bakanlıkları tarafından sıkı olarak denetlenmekte dolayısı ile 3 kişi konumunda
bulunan kişilerin zararlarının bu şirketler tarafından tazmin edilmemesi bir
gibi durum söz konusu olmamaktadır.
Bu noktada iptali istenen kural zarar gören 3 kişiye göre
ekonomik olarak daha güçlü bir konumda bulunan sigorta şirketi lehine ölçüsüz
bir şekilde koruma sağlamaktadır. Bu da taraflar arasındaki adil dengenin
sarsılmasında neden olmaktadır. Yine söz konusu kuralın varlığı nedeni ile TBK
hükümlerine ve yine 2918 sayılı yasanın 88. maddesine göre müteselsil borçlu
konumunda bulunan dolayısı ile yasadan kaynaklı olarak sorumluluk sahibi olan
sigorta şirketinin kanunun bir başka maddesi ile sorumluluktan kurtarılması
davacılar açısından hukuki güvenlik ilkesini de zedelemektedir. Zira davacılar
TBK 49., 53., 61. maddeleri ile 2918 sayılı yasanın 88. maddesi gereğince
meydana gelen zarardan sorumlu olduğunu düşündükleri ekonomik olarak güçlü
konumda olan davalıdan zararının tazminini istemekte haklı olup davacıların bu
haklarını mahkeme aracılığı ile talep etmelerinin kanun maddesi ile
sınırlandırılmasının doğru olmadığı kanaatine varılmıştır.
Anayasamızın 35. maddesinde yer alan mülkiyet hakkı bakımından
yapılan değerlendirmede ise, davacılar desteklerinin vefatı sonrasında
düzenlenen soruşturma evraklarına göre aracın sürücüsünün ve aracın sigorta
poliçesini düzenleyen şirketin varlığından haberdar olmuşlardır. TBK'nın 49.,53.
ve 61. maddeleri gereğince destekten yoksun kalma tazminatını talep etme
hakkına sahip olan davacıların kaza sırasında geçerli bir şekilde araca ait
ZMMS poliçesini düzenleyen davalı sigorta şirketinden söz konusu destekten
yoksun kalma tazminatını talep edebilecekleri yönünde meşru bir beklentiye
girdikleri kabul edilmelidir. Zira, objektif bir bakış açısı ile herhangi bir
araştırma ve inceleme yapılmaksızın kazaya karışan aracın sürücüsünün kusurlu
olduğu ve kaza tarihi itibarı ile aracın geçerli bir sigorta poliçesinin
bulunduğu bellidir. Bu noktada, davacılar tarafından davalı sigorta şirketine
başvuru yapılarak destekten yoksun kalma tazminatını talep edebilecekleri
yönünde davacılar bakımından meşru bir beklenti oluştuğu kabul edilmelidir.
Bu kapsamda davacılar davadan önce arabulucuya başvurmak sureti
ile destekten yoksun kalma tazminatını talep etmişler, ancak taraflar
uzlaşamamıştır. Akabinde davacı eldeki bu davayı açmıştır. Arabuluculuk
aşamasında davalı sigorta şirketi hiçbir zaman aracın onarımını yapan servise
bırakıldığına ilişkin bir savunmada da bulunmamıştır. Bu yönü ile davacıların
iş bu davayı açmakta haklı oldukları, destekten yoksun kalma tazminatını davalı
sigorta şirketinden alacakları inancı ile meşru beklentilerinin yerinde olduğu,
buna rağmen aracın tamir için bir servise bırakılmış olması gerekçesi ile bu
davalıya husumet yöneltilemeyeceği belirtilerek davanın reddine karar
verilmesinin meşru beklenti kapsamında davacıların mülkiyet haklarının ihlaline
sebebiyet verdiği kanaatine varılmıştır.
Anayasa Mahkemesinin yukarıda anılan Aktif Elektrik Müh. İnş.
San. Ve Tic. Ltd. Şti.'nin 2012/855 Başvuru Numaralı kararında da belirtildiği
gibi hukuki güvenlik ile belirlilik ilkeleri, hukuk devletinin
önkoşullarındandır. Kişilerin hukuki güvenliğini sağlamayı amaçlayan hukuki
güvenlik ilkesi, hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem
ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde
bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar.
Belirlilik ilkesi ise yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden
herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır
ve uygulanabilir olmasını, ayrıca kamu otoritelerinin keyfi uygulamalarına
karşı koruyucu önlem içermesini ifade etmektedir (E.2013/64, K.2013/142, K.T.
28/11/2013).
Tüm bu açıklamalar kapsamında sonuç olarak Dairemizce 2918 sayılı
yasanın 104/1 maddesinde yer alan "Aracın işleteni ve araç için zorunlu
mali sorumluluk sigortası yapan sigortacısı bu zararlardan sorumlu
değildir." ibaresinin Anayasanın 13., 35., 36. maddelerine aykırı olduğu
kanaatine varılmakla anılan kanun maddesinin iptali amacı ile resen Anayasa
Mahkemesine başvuru yapılmasına karar vermek gerekmiştir.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere:
1- 2918 sayılı KTK'nın 104. maddesinde düzenlenen " Motorlu
araçlarla ilgili mesleki faaliyette bulunanlar:
Madde 104 – Motorlu araçlarla ilgili mesleki faaliyette bulunan
teşebbüslerin sahibi, gözetim, onarım, bakım, alım – satım, araçta değişiklik
yapılması amacı ile veya benzeri bir amaçla kendisine bırakılan bir motorlu
aracın sebep olduğu zararlardan dolayı; işleten gibi sorumlu tutulur. Aracın
işleteni ve araç için zorunlu mali sorumluluk sigortası yapan sigortacısı bu
zararlardan sorumlu değildir."
(Değişik:17/10/1996-4199/35 md.) Yukarıda yazılı teşebbüs
sahipleri kendilerine bırakılan motorlu araçların tümünü kapsamak üzere
esasları Hazine Müsteşarlığının bağlı bulunduğu Bakanlıkça tespit edilecek bir
zorunlu mali sorumluluk sigortası yaptırmaya ve denetimlerde bu sigortanın
yapıldığını belgelemeye mecburdurlar.
İşletenin sorumluluk sigortasına ilişkin hükümler, burada da
uygulanır.
Motorlu araçları mesleki veya ticari amaçlar için elinde
bulunduran teşebbüs sahipleri bu araçların yönetmelikte gösterilecek biçimde
bir defterini tutmakla yükümlüdürler.
(Değişik:21/5/1997-4262/4 md.) Bu madde hükümlerine uymayan
teşebbüs sahipleri, 108 000 000 lira hafif para cezası ile cezalandırılırlar.
(Ek: 17/10/1996-4199/35 md.) İkinci fıkrada sözü edilen
sigortayı yaptırmayan teşebbüs sahiplerinin bu işyerleri, mahallin en büyük
mülki amirince 15 güne kadar faaliyetten men edilir."
Maddesinde yer alan " ...... ve araç için zorunlu mali
sorumluluk sigortası yapan ..." hükmünün kişilerin uğramış oldukları
zararların tazminini sağlamak bakımından müteselsil borçlu konumundan bulunan
ZMMS poliçesini düzenleyen sigorta şirketine karşı başvuru yapabilme haklarının
ortadan kaldırılmış olmasının kişilerin mahkemeye erişim haklarını engeller
mahiyette olması nedenleri ile T.C Anayasa'sının 36. maddesinde yer alan adil
yargılanma hakkını düzenleyen “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak
suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile
adil yargılanma hakkına sahiptir.” düzenlemesine,
Yine bu konuda söz konusu aracın ne amaçla kime ne şekilde
teslim edildiği noktasında bilgi sahibi olmayan davacının davasının usulden red
edilmiş olması nedeni ile, destekten yoksun kalan tazminatı tahsili noktasında
meşru beklentisi olan davacıların bu meşru beklentisinin ortadan kaldırılmış
olması neden ile Anayasanın 35. maddesinde yer alan mülkiyet hakkının da
ihlaline neden olabileceği
2918 sayılı kanunun ile getirilen dava açmanın
sınırlandırılmasına ilişkin hükmün T.C Anayasa'sının 13. maddesinde yer alan
“temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili
maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir.
Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve
lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”
düzenlemesine, aykırı olduğu kanaatine varılmış olduğundan TC. Anayasasının
152/1 maddesi ve 6216 sayılı yasanın 40. maddesi gereğince anılan 2918 sayılı
yasanın 104. maddesinde yer alan " ..... ve araç için zorunlu mali
sorumluluk sigortası yapan sigortacısı ........" hükmünün iptali amacı ile
Anayasa Mahkemesine başvuru yapılmasına,
3- İş bu dosyada davacının istinaf başvurusunun
değerlendirilmesinin Anayasa'nın 152/2 maddesi gereğince Anayasa Mahkemesi'nce
bu konuda bir karar verilinceye kadar geri bırakılmasına,
4- İptali istenen kuralların Anayasanın hangi maddelerine aykırı
olduklarını açıklayan iş bu gerekçeli ara kararın ıslak imzalı aslı ile başvuru
kararına ilişkin tutanağın onaylı örneği, iş bu dosyaya ait dava dilekçesi,
davayı açan belgeler ile dosyanın ilgili bölümlerinin onaylı örneklerinin
hazırlanarak suret dosyanın dizi listesine bağlanarak Anayasa Mahkemesi'ne
gönderilmesine,
Dair dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde oy birliği ile
karar verildi.”