“1)Davacılar vekili, irade fesadı (hata ve hile) olgularına dayalı olarak …. İli, ….. İlçesi, …….Mahallesi 28350 ada 17 parsel sayılı taşınmazın tapusunun iptaline ve davacılar adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmesini ve ayrıca taşınmazın kaydına ihtiyati tedbir konulmasını talep etmiştir. 25.02.2021'de ihtiyati tedbir istemi kabul edilmiştir. HMK'nın 392/1.madde ve fıkrası uyarınca karşı tarafın uğrayabileceği muhtemel zararlar için 50.000-TL teminat alınmıştır.
2)25.03.2022 günlü ve 2022/118 sayılı nihai kararla dava reddedilmiştir. Vaki istinaf başvurusu …….. Bölge Adliye Mahkemesi 1.Hukuk Dairesinin 02.05.2024 günlü ve E.2022/1911, K.2024/846 sayılı ilamı, temyiz başvurusu ise Yargıtay 1.Hukuk Dairesinin 15.09.2025 günlü ve E.2024/3688, K.2025/3713 sayılı ilamı ile reddedilmiştir.
3) Yargıtay onama ilamı ve dosya mahkememize 18.11.2025'de ulaşmış, o tarihte hükmün 15.09.2025'de kesinleştiğine dair şerh düzenlenmiştir. Onama ilamının ilgililerine tebliği tarihi 23.11.2025'dir.
4)Davacılar vekili 24.11.2025 günlü dilekçesi ile HMK.'nın 392/2.madde ve fıkrası uyarınca ihtiyati tedbir için yatırılan teminatın iadesini istemiştir.
II-İtiraz Başvurusunun Şekli Koşulları
Hükmün kesinleşmesinden itibaren bir aydan daha fazla bir süre geçmiş ise de, kesinleşmenin ilgililerince öğrenildiği tarihten itibaren henüz bir aylık süre geçmemiştir. Davacılar vekili, kesinleşmeden itibaren bir ay geçtiği için, HMK'nın 392/2.madde ve fıkrası uyarınca teminatın iadesini isteyebilir. Ancak teminat iade edilirse, ilgililerin kanunun bahşetmiş olduğu süre içerisinde ihtiyati tedbirin haksızlığı nedeni ile tazminat davası ikame etme hakları zail olur. Bu nedenle normdaki bu ibare Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın "hak arama hürriyeti" başlıklı 36 ncı maddesine aykırı olduğu görüldüğünden, Anayasanın 152 nci maddesi ve 6216 sayılı Kanunun 40 ıncı maddeleri uyarınca iptali için Anayasa Mahkemesine itiraz başvurusu yapılmasına karar verilmiştir.
III-Anayasaya Aykırılık Nedenleri
Bakılan davada olduğu gibi kimi hallerde, Yargıtay onama ilamı ile nihai hüküm kesinleşmekte, ancak dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesi, kesinleştirme şerhinin düzenlenmesi, onama ilamının ilgililerine tebliği gibi işlemler iki ayı aşkın zamanlar alabilmektedir. İhtiyati tedbirde teminat, ihtiyati tedbirin haksız çıkması halinde karşı tarafın uğraması muhtemel olan zararlar için alınmaktadır. İhtiyati tedbir isteyen haksız çıkarsa, bundan zarar gören karşı taraf nihai kararın kesinleşmesinden itibaren bir ay içinde tazminat davası açabilir. Teminat işte bu tazminatın tahsil edilebilirliğinin güvencesidir. Kesinleşmeden itibaren bir ay içerisinde dava açılmaz ise, iptali istenen normun buyurucu hükmüne göre, bu teminat iade edilmek iktiza eder. İhtiyati tedbirden zarar görenlerin Yargıtay onama ilamından, dolayısıyla hükmün kesinleştiğinden haberdar olmaları, ancak ilamın Tebligat Kanunu hükümlerine göre tebliği ile mümkün olabilir. Başka türlü öğrenme imkanı kanunda düzenlenmemiştir. Nihai hükmün kesinleştiğinden ilgililer bir aylık süreden sonra haberdar olurlarsa, bu takdirde dava açma haklarını yitireceklerdir. Bu da Anayasanın 36.maddesinde düzenlenen hak arama hürriyeti ilkesini ihlal edecektir. Eğer kanundaki bir aylık süre "hükmün kesinleştiği" tarihten değil, "hükmün kesinleştiğinin öğrenildiği" tarihten başlayacak olsa menfaatler dengesi daha adil bir şekilde sağlanabilir. Nitekim Anayasa Mahkemesinin 10.02.2016 günlü ve E.2015/96, K.2016/9 sayılı ilamı ile HMK'nın 20.maddesinde yer alan benzer bir düzenleme Anayasanın 36.maddesine aykırı bulunarak iptal edilmiştir.
VI-Sonuç Ve İstek
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 392.maddesinin 2. fıkrasında yer alan ".....hükmün kesinleşmesinden ....." şeklindeki ibarenin Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının "Hak arama hürriyeti" başlıklı 36. maddesine aykırı olması nedeni ile iptali,
yüksek takdirlerinize saygıyla arz olunur.”
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI
Esas Sayısı : 2025/255
Karar Sayısı : 2025/248
Karar Tarihi : 11/12/2025
R.G. Tarih - Sayı : Tebliğ edildi.
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Antalya 4. Asliye Hukuk Mahkemesi
İTİRAZIN KONUSU: 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 392. maddesinin (2) numaralı fıkrasında yer alan “…hükmün kesinleşmesinden…” ibaresinin Anayasa’nın 36. maddesine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir.
OLAY: Tapu iptali talebiyle açılan ve teminat alınmak suretiyle ihtiyati tedbir kararı verilen davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur.
I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ
Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı 392. maddesi şöyledir:
“İhtiyati tedbirde teminat gösterilmesi
MADDE 392- (1) İhtiyati tedbir talep eden, haksız çıktığı takdirde karşı tarafın ve üçüncü kişilerin bu yüzden uğrayacakları muhtemel zararlara karşılık teminat göstermek zorundadır. Talep, resmî belgeye, başkaca kesin bir delile dayanıyor yahut durum ve koşullar gerektiriyorsa, mahkeme gerekçesini açıkça belirtmek şartıyla teminat alınmamasına da karar verebilir. Adli yardımdan yararlanan kimsenin teminat göstermesi gerekmez.
(2) Asıl davaya ilişkin hükmün kesinleşmesinden veya ihtiyati tedbir kararının kalkmasından itibaren bir ay içinde tazminat davasının açılmaması üzerine teminat iade edilir.”
II. İLK İNCELEME
1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca yapılan ilk inceleme toplantısında başvuru kararı ve ekleri, Raportör Onur MERCAN tarafından hazırlanan ilk inceleme raporu ve itiraz konusu kanun hükmü okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
2. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un “Anayasaya aykırılığın mahkemelerce ileri sürülmesi” başlıklı 40. maddesinin (1) numaralı fıkrasında bir davaya bakmakta olan mahkemenin bu davada uygulanacak bir kanun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin hükümlerini Anayasa’ya aykırı görmesi veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varması durumunda bu fıkrada sayılan belgeleri dizi listesine bağlayarak Anayasa Mahkemesine göndereceği belirtilmiştir. Anılan maddenin (4) numaralı fıkrasında ise açık bir şekilde dayanaktan yoksun veya yöntemine uygun olmayan itiraz başvurularının Anayasa Mahkemesi tarafından esas incelemeye geçilmeksizin gerekçeleriyle reddedileceği hükme bağlanmıştır.
3. İtiraz başvurusunun açık bir şekilde dayanaktan yoksun olması, başvurunun gerekçesiyle yakından ilgilidir (AYM, E.2020/84, K.2020/64, 12/11/2020, § 4; E.2021/116, K.2021/76, 4/11/2021, § 4).
4. Anılan Kanun’un 40. maddesi uyarınca Anayasa’ya aykırılığın temellendirildiği gerekçeli başvuru kararında Anayasa’ya aykırı olduğu değerlendirilen kuralların Anayasa’nın hangi maddelerine hangi nedenlerle aykırı olduğu ayrı ayrı ve gerekçeleriyle birlikte açıkça gösterilmelidir. Bunun yanı sıra gerekçenin hem iptali talep edilen kuralın anlam ve kapsamıyla hem de aykırı olduğu ileri sürülen Anayasa hükümleriyle detaylı bir incelemeye gerek olmaksızın ilk bakışta anlaşılabilen uyumsuzluğunun da bulunmaması gerekir. Bu durum, kuralın Anayasa’ya aykırılığı yönünde oluşan kanaatin ortaya konulmasında ve temellendirilmesinde uyulması gereken bir zorunluluktur (AYM, E.2025/222, K2025/213, 6/11/2025, § 9. Ayrıca bazı farklarla birlikte bkz. AYM, E.2020/84, K.2020/64, 12/11/2020, § 5; E.2021/116, K.2021/76, 4/11/2021, § 5).
5. Kanun’un 43. maddesinin (3) numaralı fıkrasına göre Anayasa Mahkemesi; kanunların, Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün Anayasa’ya aykırılığı konusunda ilgililer tarafından ileri sürülen gerekçelere dayanmak zorunda değildir. Taleple bağlı kalınmak şartıyla ileri sürülen gerekçelerin dışında bir gerekçeyle de Anayasa’ya aykırılık kararının verilmesi mümkündür (AYM, E.2020/84, K.2020/64, 12/11/2020, § 4; E.2021/116, K.2021/76, 4/11/2021, § 4).
6. Anayasa’ya aykırılığın denetiminde gerekçeyle bağlı olunmaması Anayasa’ya aykırılık iddiasına ilişkin olarak ileri sürülen gerekçenin makul bir temele dayanması zorunluluğunu ortadan kaldırmamaktadır. Esas itibarıyla gerekçeyle bağlı olmama durumu ilgililerin dayandığı Anayasa hükümleriyle sınırlı bir denetim yapılmamasını, başka bir deyişle hem soyut hem de somut norm denetiminde kuralın Anayasa’ya aykırılığı incelenirken Anayasa’nın tamamının dikkate alınmasını ifade etmektedir. Bu nedenle gerekçenin iptali talep edilen kuralın anlam ve kapsamıyla ya da aykırı olduğu kanısına varılan Anayasa hükümleriyle açık bir şekilde uyumsuz olması itiraz başvurusunun açık bir şekilde dayanaktan yoksun olması sonucunu ortaya çıkarır. Bu gibi durumlarda başvurunun Kanun’un 40. maddesinin (4) numaralı fıkrası uyarınca reddedilmesi gerekir (bazı farklarla birlikte bkz. AYM, E.2025/222, K2025/213, 6/11/2025, § 10; E.2020/84, K.2020/64, 12/11/2020, § 6).
7. 6100 sayılı Kanun’un 392. maddesinin (1) numaralı fıkrasında ihtiyati tedbir talep edenin haksız çıktığı takdirde karşı tarafın ve üçüncü kişilerin bu yüzden uğrayacakları muhtemel zararlara karşılık olarak teminat göstermek zorunda olduğu, talebin resmî belgeye veya başkaca kesin bir delile dayanması yahut durum ile şartların gerektirmesi hâlinde mahkemenin gerekçesini açıkça belirtmek suretiyle teminat alınmamasına da karar verebileceği ve adli yardımdan yararlanan kimsenin teminat göstermesinin gerekmeyeceği düzenlenmiştir.
8. Söz konusu maddenin (2) numaralı fıkrasında ise asıl davaya ilişkin hükmün kesinleşmesinden veya ihtiyati tedbir kararının kalkmasından itibaren bir ay içinde tazminat davasının açılmaması üzerine teminatın iade edileceği hükme bağlanmıştır. Anılan fıkrada yer alan “…hükmün kesinleşmesinden…” ibaresi itiraz konusu kuralı oluşturmaktadır.
9. Başvuru kararında özetle; ihtiyati tedbir talep edenin haksız çıkması durumunda zarar gören kişi tarafından hükmün kesinleşmesinden itibaren bir ay içinde tazminat davasının açılabileceği, teminatın da bu tazminatın tahsil edilmesine yönelik güvence sunduğu, hükmün kesinleşmesinden itibaren bir ay içinde tazminat davası açılmaması durumda teminatın iade edilmesi gerektiği, tedbir kararından zarar gören kişinin hükmün kesinleştiğinden kendisine yapılan tebligatla haberdar olabildiği, hükmün kesinleştiğini bir aylık süreden sonra öğrenen kişinin tazminat davası açma hakkını yitireceği, bu nedenle bir aylık sürenin hükmün kesinleştiği tarihten itibaren başlayacağını öngören kuralın hak arama özgürlüğüyle bağdaşmadığı ileri sürülmüştür.
10. Söz konusu Kanun’un 399. maddesinin (1) numaralı fıkrasında lehine ihtiyati tedbir kararı verilen tarafın ihtiyati tedbir talebinde bulunduğu anda haksız olduğunun anlaşılması veya tedbir kararının kendiliğinden kalkması ya da itiraz üzerine kaldırılması durumda haksız ihtiyati tedbir nedeniyle uğranılan zararı tazminle yükümlü olduğu, (2) numaralı fıkrasında ise haksız ihtiyati tedbirden kaynaklanan tazminat davasının esas hakkındaki davanın karara bağlandığı mahkemede açılacağı düzenlenmiştir.
11. Anılan maddenin (3) numaralı fıkrasında ise tazminat davası açma hakkının hükmün kesinleşmesinden veya ihtiyati tedbir kararının kalkmasından itibaren bir yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrayacağı öngörülmüştür. Dolayısıyla haksız tedbir nedeniyle tazminat davası açılmasına ilişkin sürenin söz konusu fıkrada düzenlendiği anlaşılmaktadır.
12. Nitekim Kanun’un 392. maddesinin itiraz konusu kuralın da yer aldığı (2) numaralı fıkrasının gerekçesinde teminatın ne zaman iade edileceği konusundaki tereddüde son vermek amacıyla düzenleme yapıldığı, teminat alınmasının teminatın muhatabı olan karşı taraf ve ilgili üçüncü kişilerin menfaatini koruduğu ancak haksız çıkması durumunda talepte bulunanın teminatını uzun süre mahkemede tutmanın menfaat dengesini zedeleyeceği, bu sebeple asıl davaya ilişkin hükmün kesinleşmesinden veya ihtiyati tedbir kararının kalkmasından itibaren bir ay içinde tazminat davasının açılmaması hâlinde teminatın iade edileceğinin öngörüldüğü ve haksız ihtiyati tedbirden dolayı dava açma zamanaşımı daha uzun olsa da teminatın iadesinin daha kısa süreye tâbi kılındığı belirtilmiştir.
13. Buna göre kuralın haksız ihtiyati tedbirden kaynaklanan tazminat davalarının açılma süresine yönelik hüküm içermediği açıktır. Başka bir deyişle kuralda tazminat davasının açılabileceği sürenin değil teminatın iadesine ilişkin sürenin başlayacağı tarihin düzenlendiği anlaşılmaktadır.
14. Bu itibarla itiraz başvurusunun gerekçesi ile kuralın anlam ve kapsamı arasında ilk bakışta anlaşılabilen bir uyumsuzluğun bulunduğu ve başvurunun açık bir şekilde dayanaktan yoksun olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
15. Açıklanan nedenle açıkça dayanaktan yoksun olan başvurunun reddi gerekir.
III. HÜKÜM
12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 392. maddesinin (2) numaralı fıkrasında yer alan “…hükmün kesinleşmesinden…” ibaresine yönelik itiraz başvurusunun 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 40. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince açık bir şekilde dayanaktan yoksun olduğundan REDDİNE 11/12/2025 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
Başkan
Kadir ÖZKAYA
Başkanvekili
Hasan Tahsin GÖKCAN
Basri BAĞCI
Üye
Engin YILDIRIM
Rıdvan GÜLEÇ
Recai AKYEL
Yıldız SEFERİNOĞLU
Selahaddin MENTEŞ
İrfan FİDAN
Kenan YAŞAR
Muhterem İNCE
Yılmaz AKÇİL
Ömer ÇINAR
Metin KIRATLI