"...
“Mahkememizin eski esas 2022/146 esas sayılı dava dosyasında mağdur çocuk … … …'in ve müşteki … …'ın taraf olduğu, sanıklarının … … ve … … olan dava dosyasında müşteki … … ile sanık …'nın gayri resmi eş oldukları sanık …'in …'nın annesi olduğu, 2015 yılında müşteki … ile …'nın gayri resmi olarak evlendikleri, müşterek çocuk mağdur … …'nın 2016 yılında doğduğu, sanık …'nın evli olduğu, mağdurun Sultangazi Nüfus Müdürlüğü kayıtlarına göre sanık …'in kayıtlarına çocuğu olarak kaydedildiği, bu şekilde sanıklar … ve …'nın çocuğun soy bağını değiştirmek suçundan kamu davası açıldığı, yargılama sonucunda 10/11/2022 tarihli karar ile sanıkların beraatine karar verildiği, bu kararın katılan … vekilinin istinaf etmesi üzerine İstanbul BAM 18. Ceza Dairesinin 19/01/2023 tarih ve 2023/147 esas - 2023/162 karar sayılı ilamı ile bozma kararı verildiği, dosyanın mahkememizin 2023/90 esasına kaydedildiği, bozma kararı doğrultusunda sanık tarafının vekillerinin değiştiği ve 12/12/2023 tarihli karar ile yeniden sanıkların beraatine karar verildiği, bu kararın sanık ve katılan vekilinin istinaf etmesi üzerine İstanbul BAM 18. Dairesinin 26/12/2024 tarih ve 2024/546 esas - 2024/4270 karar sayılı ilamı ile bozulmakla yeniden mahkememizin 2025/18 esas sayılı dava dosyasına kaydedildiği, bu yargılama devam ederken bu dosyanın müştekisi … … hakkında 15/04/2024 tarihli iddianame ile mağdur … …'nın nüfus kaydının … … adına yapılmasına azmettirdiğinden bahisle TCK 231/1 maddesinden cezalandırılması için kamu davasının açıldığı, bu dosyanın da 17/01/2025 tarihinde mahkememizin 2025/18 esas sayılı dava dosyası ile birleştirilmesine karar verildiği,
Buna göre; sanık …'nın mağdur … …'nın doğduğu tarihte evli olduğu, tarafların beyanlarından da anlaşılacağı üzere müşterek çocuğun sanık … ve birleştirilen dosyada sanık olan … …'ın çocukları olduğu, sanık …'nın evli olması nedeniyle nüfusa kaydedilmesi halinde İstanbul BAM 18. Ceza Dairesinin bozma ilamında belirttiği karine doğrultusunda evlilik içinde doğan çocuk annesi …, babası da … olacak şekilde nüfusa kaydedilmesi gerektiği ancak taraflarca da kabul edilen maddi gerçeğin bu olmadığı, sanıkların kendi adlarına mağdur … …'yı kaydedememesi nedeniyle sanık …'in nüfusuna kaydedildiği, yargılamanın halen derdesttir. Devam etmektedir.
İptali istenen kanun maddesine göre "Bir çocuğun soy bağını değiştiren veya gizleyen kişi bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır." hükmü gereğince ve istinaf bozmalarına göre sanıkların cezalandırılmasının gerektiği, istinaf ilamında bozma hükümlerinin CMK 280/1-e maddesi olarak gösterilmiş ise de; ilgili maddenin mevcut dosya ile uyuşmadığı, bozma gerekçelerine uymadığı, ilgili hükmün istinaf mahkemesi tarafından verilmesi gerekirken kanun hükümlerine aykırı olarak alt derece mahkemesinden ilgili hükmün verilmesinin beklendiği, buna göre yargılama sonucunda bu madde hükümlerine göre sanıkların cezalandırılması istenmektedir.
ANAYASAYA AYKIRILIK SORUNU : Ceza muhakemesinin amacı maddi gerçeği araştırmaktır. (AYM, E.2011/43, K.2012/10, 19/01/2012) Ceza muhakemesinin nihai amacı olan maddi gerçeğe ulaşılabilmesi için yargısal yetkinin bağımsız mahkemelerce kullanılması gerektiğinde şüphe yoktur. Bu kapsamda yargı yetkisinin etkin bir şekilde kullanımı için yeterli şüphe ile başlayan ceza muhakemesi sürecinde mahkemelere, herhangi bir kısıtlama olmaksızın vicdani kanaate göre maddi gerçeği ortaya çıkarma ve kesin hükme ulaşma imkanının sağlanması gerekir.
Anayasa'nın "hak arama hürriyeti" başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrasında "herkes meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir" denilmek suretiyle adil yargılanma hakkı güvence altına alınmıştır.
Adil yargılanma hakkının temel unsurlarından biri makul sürede yargılanma hakkıdır. Nitekim Anayasa'nın 141. maddesinin dördüncü fıkrasında "davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması, yargının görevidir"
Anayasa'nın 38. maddesinin birinci fıkrasında "kimse, işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz" denilerek suçun kanuniliği; üçüncü fıkrasında da "ceza ve ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur" ifadesine yer verilerek cezanın kanuniliği ilkesi güvence altına alınmıştır.
Anayasa'nın anılan maddesinde yer alan suçta ve cezada kanunilik ilkesi uyarınca hangi fiillerin yasaklandığının ve bu yasak fillere verilecek cezaların hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak biçimde kanunda gösterilmesi, kuralın açık, anlaşılır ve sınırlarının belirli olması gerekmektedir. Kişileri yasak fiilleri önceden bilmeleri düşüncesine dayanan ve belirlilik ilkesini kapsayan bu ilkeyle temel hak ve özgürlüklerin güvence altına alınması amaçlanmaktadır. (AYM, E.2019/9, K. 2019/27, 11/04/2019, 13)
Mevcut kanun düzenlemelerine göre sanık …'nın maddi gerçek olan ve taraflarca da kabul edilen mağdur … …'yı kendi nüfusuna ya da babası olan sanık …'in nüfusuna kaydettirilmesinin kanun ve mevzuat hükümlerine göre mümkün olmadığı, sanık …'nın maddi gerçek bu olmasına rağmen Medeni Kanundan doğan karine nedeniyle mağdur … …'yı gerçek durumu içermeyecek şekilde o tarihte eşi olan kişinin nüfusuna kaydettirmesi gerekmektedir. Mevcut kanunlara göre evli olan kişinin başkası ile birliktelik yaşaması ve çocuk doğurmasının suç olarak düzenlenmediği, bu şekilde bir ilişkiden doğan çocuğun nüfusa kaydedilmesine ilişkin kanun düzenlemesi ve mevzuat hükmünün bulunmadığı, sanık … evli olmadığı takdirde kendi nüfusuna çocuğu kaydetmesinin mümkün olduğu, buna göre; evli olan anne ile evli olmayan anne arasında hukuk düzeni açısından eşitliğe aykırı hükümlerin bulunduğu, buna göre; Anayasanın 10. maddesindeki kanun önünde eşitlik ilkesinin sanık … yönünden uygulanamadığı, yine bahsi geçen olayın 2016 yılında gerçekleşmiş olmasına rağmen ve halen yargılamasının uzun süredir devam ediyor olduğu da görüldüğünde Anayasanın 141. maddesindeki makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği, yine Anayasanın 2. maddesindeki hukuk devleti ilkelerinin eylem ve işlemleri hukuka uygun insan haklarına saygılı, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendirecek her alanda adil bir hukuk düzeni kurup geliştirerek sürdüren hukuk güvenliği sağlayan ilkelerine uygun mevzuat düzenlemesi yapmayarak sanık … ve buna benzer olaylarda diğer kişilerin yargılanması sonucunu doğurduğu, maddi gerçeğin taraflar tarafından kabul edilmiş olmasına rağmen ve daha önce verilen beraat kararları gerekçeleri de göz önüne alındığında hakimin tarafsız ve bağımsız vicdani kanaat ile hüküm kurmasının Anayasanın 138. maddesinde düzenlenmiş olmasına rağmen buna aykırı bozma kararları verildiği, tarafların bu bozma kararları ve uzun süren yargılamalar nedeniyle Anayasanın 36. maddesindeki adil yargılanma hakkının ve hak arama hürriyetinin ihlal edildiği,
Bu nedenlerle mevcut düzenlemenin ve verilen bozma kararlarının Anayasa'nın 2.,10., 13., 36., 38., 141. maddelerine aykırı olduğu, bu nedenle mevcut 5237 Sayılı TCK'nın 231/1 maddesinin Anayasaya aykırı olduğundan İPTALİNE itiraz yolu ile talep edilmesi zarureti doğmuştur.
NETİCE VE TALEP: 5237 Sayılı TCK'nın 231/1 maddesinin Anayasa'nın 2.,10., 13., 36., 38., 141. maddelerine aykırı olduğundan 6216 Sayılı Kanunun 40. maddesi gereğince itiraz yolu ile İPTALİ için başvuru yapılmasına karar verilmiştir.”
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI
Esas Sayısı:2025/33
Karar Sayısı:2025/221
Karar Tarihi:6/11/2025
R.G. Tarih - Sayı:20/1/2026-33143
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Gaziosmanpaşa 12. Asliye Ceza Mahkemesi
İTİRAZIN KONUSU: 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 231. maddesinin (1) numaralı fıkrasının Anayasa’nın 2., 10., 13., 36., 38. ve 141. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir.
OLAY: Çocuğun soy bağını değiştirme suçundan açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur.
I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ
Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı 231. maddesi şöyledir:
“Çocuğun soybağını değiştirme
Madde 231- (1) Bir çocuğun soybağını değiştiren veya gizleyen kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Özen yükümlülüğüne aykırı davranarak, sağlık kurumundaki bir çocuğun başka bir çocukla karışmasına neden olan kişi, bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.”
II. İLK İNCELEME
1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Kadir ÖZKAYA, Hasan Tahsin GÖKCAN, Basri BAĞCI, Engin YILDIRIM, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR, Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇİL, Ömer ÇINAR ve Metin KIRATLI’nın katılımlarıyla 11/2/2025 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine Basri BAĞCI’nın karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA karar verilmiştir.
III. ESASIN İNCELENMESİ
2. Başvuru kararı ve ekleri, Raportör Mehmet AKTEPE tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu kanun hükmü, dayanılan Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
A. İtirazın Gerekçesi
3. Başvuru kararında özetle; itiraz konusu kuralın evli olan kadının evlilik dışı doğan çocuğunu maddi gerçeğe uygun olarak nüfusa kaydettirememesi nedeniyle gerçekleştirdiği eylemleri cezalandırdığı, bu durumun evli olan kadınlarla evli olmayan kadınlar arasında eşitlik ilkesine aykırı uygulamalara neden olduğu, ayrıca bu hâlin maddi gerçeğin ortaya çıkmasını geciktirdiği belirtilerek kuralın Anayasa’nın 2., 10., 13., 36., 38. ve 141. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
B. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
4. İtiraz konusu kural, bir çocuğun soy bağını değiştiren veya gizleyen kişinin bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılmasını öngörmektedir.
5. Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti; eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına saygılı, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adil bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, hukuki güvenliği sağlayan, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuk kurallarıyla kendini bağlı sayan ve yargı denetimine açık olan devlettir.
6. Ceza hukukunun toplumun kültürel, sosyal ve ekonomik hayatıyla yakından ilgili olması nedeniyle suç ve suçlulukla mücadele amacıyla ceza ve ceza muhakemesi alanında sistem tercihinde bulunulması devletin suç siyaseti ile ilgili bir husustur. Bu bağlamda hukuk devletinde ceza hukukuna ilişkin düzenlemeler bakımından kanun koyucu; Anayasa’nın temel ilke ve kurallarına bağlı kalmak şartıyla toplumda belirli eylemlerin suç sayılıp sayılmaması, suç sayıldıkları takdirde hangi çeşit ve ölçüde ceza yaptırımlarıyla veya seçenek yaptırımlarla karşılanacağı, hangi hâl ve hareketlerin ağırlaştırıcı ya da hafifletici öge olarak kabul edileceği gibi konularda takdir yetkisine sahiptir (AYM, E.2025/8, K.2025/125, 3/6/2025, § 32). Kanun koyucunun bu konudaki tercih ve takdirinin yerindeliğinin incelenmesi anayasal denetim kapsamı dışında kalmaktadır (AYM, E.2017/170, K.2018/77, 5/7/2018, § 12).
7. Kanun koyucu, takdir yetkisi kapsamındaki bu düzenlemeleri yaparken hukuk devleti ilkesinin bir gereği olan ölçülülük ilkesiyle de bağlıdır. Bu ilke ise elverişlilik, gereklilik ve orantılılık olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. Elverişlilik getirilen kuralın ulaşılmak istenen amaç için elverişli olmasını, gereklilik getirilen kuralın ulaşılmak istenen amaç bakımından gerekli olmasını, orantılılık ise getirilen kural ile ulaşılmak istenen amaç arasında olması gereken ölçüyü ifade etmektedir. Bir kuralda öngörülen düzenleme ile ulaşılmak istenen amaç arasında da ölçülülük ilkesi gereğince makul bir dengenin bulunması zorunludur.
8. Kuralda bir çocuğun soy bağının değiştirilmesi veya gizlenmesi hâlinde bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası öngörülmektedir. Çocuğun, ailesiyle soy bağı ilişkisi kurarak kökenini, başka bir deyişle ebeveynini öğrenmesi, gerçek ana ve babasının nüfusuna kaydedilerek buna ilişkin haklardan yararlanması maddi ve manevi varlığının korunması açısından önem taşımaktadır. Dolayısıyla soy bağının sağlıklı ve gerçeğe uygun bir şekilde kurulmasını sağlayan kuralla bireyin kişiliğini ve kimliğini oluşturma hakkının korunmasının amaçlandığı anlaşılmaktadır.
9. Öte yandan Anayasa’nın 41. maddesinde “Aile, Türk toplumunun temelidir ve eşler arasında eşitliğe dayanır./ Devlet, ailenin huzur ve refahı ile özellikle ananın ve çocukların korunması ve aile planlamasının öğretimi ile uygulanmasını sağlamak için gerekli tedbirleri alır, teşkilâtı kurar./ Her çocuk, korunma ve bakımdan yararlanma, yüksek yararına açıkça aykırı olmadıkça, ana ve babasıyla kişisel ve doğrudan ilişki kurma ve sürdürme hakkına sahiptir./ Devlet her türlü istismara ve şiddete karşı çocukları koruyucu tedbirleri alır.” denilmiştir. Bu itibarla kuralın ana ve babayla olan soy bağı ilişkisini korumak suretiyle anılan madde kapsamında çocukların ve ailenin korunmasına da katkı sunduğu anlaşılmaktadır.
10. Bu itibarla soy bağı ilişkisinde istikrarın sağlanmasını ve çocuğun korunmasını hedefleyen kuralın kamu yararı dışında bir amaca yönelik olmadığı, dolayısıyla anayasal anlamda meşru bir amaç taşıdığı açıktır.
11. Öte yandan soy bağına ilişkin hukuki düzenlemeler Anayasa’nın anılan maddesine uygun olarak devletin çocuğun ve ailenin korunmasına ilişkin yükümlülüğünün bir gereğidir. Kuralla suça konu fiili işleyen kişiler için hapis cezası öngörülmüştür. Kuralda düzenlenen suç için hürriyeti bağlayıcı ceza öngörülmesinin suça konu fillerin işlenmesi bakımından caydırıcı bir etki meydana getireceği açıktır. Bu itibarla kuralın anılan meşru amaca ulaşma bakımından elverişli ve gerekli olmadığı söylenemez.
12. Kuralda suç olarak düzenlenen fiil ile bunlara bağlanan yaptırımın niteliği ve ağırlığı gözetildiğinde kuralla ulaşılmak istenen amaç ve araç arasında bulunması gereken makul dengenin gözetildiği anlaşılmaktadır. Ayrıca sanık hakkında verilen hapis cezasının değişen durum ve şartlara göre ertelenebileceği, seçenek yaptırımlara çevrilebileceği ya da lehe olan hükümlerin uygulanabileceği de açıktır. Bu itibarla kuralın orantılılık ilkesine aykırı bir yönünün bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
13. Bunun yanında Anayasa’nın 38. maddesinin birinci fıkrasında “Kimse, işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz; kimseye suçu işlediği zaman kanunda o suç için konulmuş olan cezadan daha ağır bir ceza verilemez.” denilerek suçun kanuniliği, üçüncü fıkrasında da “Ceza ve ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur.” denilerek cezanın kanuniliği ilkesi güvence altına alınmıştır.
14. Anayasa’nın anılan maddesinde yer alan suçta ve cezada kanunilik ilkesi uyarınca hangi fiillerin yasaklandığının ve bu yasak fiillere verilecek cezaların hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak açıklıkta, anlaşılır ve sınırları belirli olarak kanunda gösterilmesi gerekmektedir. Kişilerin yasak fiilleri önceden bilmeleri düşüncesine dayanan bu ilkeyle temel hak ve özgürlüklerin güvence altına alınması amaçlanmaktadır (AYM, E.2020/16, K.2020/33, 25/6/2020, § 15).
15. Kuralda değiştirmesi ve gizlenmesi yaptırıma bağlanan soy bağının kurulması, kapsam ve sınırları 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nda düzenlenmiştir. Anılan Kanun’un 282. maddesinde çocuk ile ana arasındaki soy bağının doğumla, çocuk ve baba arasındaki soy bağının ise ana ile evlilik, tanıma veya hâkim hükmüyle kurulacağı, ayrıca soy bağının evlat edinme yoluyla da kurulabileceği belirtilmiştir.
16. Bu bağlamda Yargıtay kararlarında da Kanun’un 285. maddesinin birinci fıkrasında yer alan “Evlilik devam ederken veya evliliğin sona ermesinden başlayarak üçyüz gün içinde doğan çocuğun babası kocadır.” şeklindeki hüküm ile 295. maddesinin üçüncü fıkrasındaki “Başka bir erkek ile soybağı bulunan çocuk, bu bağ geçersiz kılınmadıkça tanınamaz.” şeklindeki düzenlemeye vurgu yapılarak evlilik birliği devam ederken veya evliliğin sona ermesinden başlayarak üç yüz gün içinde doğan evlilik dışı çocukların, biyolojik babası üzerine derhâl kaydedilmesinin mümkün olmadığı ve resmî nikahlı eşin üzerine kaydedilmesinin kanundan kaynaklanan bir zorunluluk olduğu, bu suretle evli kadın yönünden kuralda öngörülen suçun yasal unsurlarının oluşmayacağı belirtilmiştir (Yargıtay 11. Ceza Dairesi, E.2021/10029, K.2024/6251, 8/5/2024).
17. Dolayısıyla kuralda suç olarak öngörülen fiil ve yaptırımın herhangi bir tereddüde yer vermeyecek şekilde açık ve net olarak düzenlendiği gözetildiğinde kuralda suç ve cezaların kanuniliği ilkesine aykırı bir yön bulunmamaktadır.
18. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 2. ve 38. maddelerine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir.
Kuralın Anayasa'nın 10., 13., 36. ve 141. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.
IV. HÜKÜM
26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 231. maddesinin (1) numaralı fıkrasının Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE 6/11/2025 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
Başkan
Kadir ÖZKAYA
Başkanvekili
Hasan Tahsin GÖKCAN
Basri BAĞCI
Üye
Engin YILDIRIM
Rıdvan GÜLEÇ
Recai AKYEL
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
Yıldız SEFERİNOĞLU
Selahaddin MENTEŞ
İrfan FİDAN
Kenan YAŞAR
Muhterem İNCE
Yılmaz AKÇİL
Ömer ÇINAR
Metin KIRATLI
Karşı Oy
1. Anayasanın 151. maddesinin ve 6216 sayılı kanun 40. maddesinin birinci fıkralarında itiraz başvurusunda bulunacak mahkemeden söz edilirken “davaya bakmakta olan mahkeme” tabiri açık bir şekilde kullanılmaktadır.
2. Anayasa Mahkemesinin de somut norm denetimi yaparken itiraz edilen kuralı uygulayacak mahkemenin davaya bakan mahkeme olması hususunu gözetmesi gerekmektedir.
3. Davaya bakmakta olan mahkeme tabirinden normun iptali talebinde bulunan mahkemenin dava konusu hakkında karar vermeye yetkili ve görevli mahkeme olması gerektiği anlaşılmaktadır.
4. Somut dosyada Gaziosmanpaşa 12. Asliye Ceza Mahkemesi iki gerekçeyle davaya bakan mahkeme olmak statüsünden uzaktır.
1- İstinaf dairesinin dosyayı ilk derece mahkemesine gönderirken dayandığı hukuk normu olaya uygun düşmemekte olup gelinen aşama itibariyle davaya bakması gereken yargılama merci ilgili istinaf dairesidir.
2- İlk derece mahkemesinin beraat kararı verdiği bir durumda istinaf dairesinin yönlendirmesi ile bir mahkûmiyet kararının ilk derece mahkemesi tarafından verilmesi Anayasa Mahkemesi tarafından bir hak ihlali olarak nitelendirilmektedir.
5. İnceleme konusu dosyamızda itiraz talebini Anayasa Mahkemesi’ne getiren Gaziosmanpaşa 12. Asliye Ceza Mahkemesi gerekçeli başvuru kararında; mahkemelerince ilk önce sanığın beraatine karar verildiğini, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 18. Ceza Dairesinin verdikleri berat kararını bozmak suretiyle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 280/1-e maddesi gereğince dosyayı mahkûmiyet kararı verilmek üzere iade ettiğini belirtmiştir.
6. Asliye Ceza Mahkemesi başvuru kararında istinaf dairesinin dosyayı kendilerine gönderirken dayandığı usul hükmünün maddi gerçeklikte örtüşmediği ve asıl olarak davaya istinaf dairesinde devam edilmesi gerektiğini açıkça vurgulamıştır.
7. Diğer taraftan Anayasa Mahkemesi Ömer Oral kararında (GK. B. No: 2023/33667, 9/1/2025) ilk derece mahkemesi tarafından verilen beraat kararının istinaf dairesi tarafından mahkûmiyet kararı verilmesi için tekrar ilk derece mahkemesine gönderilmesinin hak ihlali oluşturduğuna karar vermiştir.
8. Söz konusu ihlal kararında; mahkumiyete ilk derece mahkemesi tarafından hükmedilmesi durumunda beş yılın altındaki cezaların istinaf aşamasında kesinleşeceği, aynı mahkumiyet kararının ilk kez istinaf aşamasında verilmesi durumunda ise CMK.nın 286/2-d maddesi gereğince hükmün temiz edilmesinin mümkün olduğu, somut uygulamada ise mahkumiyetin ilk derece mahkemesi tarafından vermesi nedeniyle söz konusu kararın temyiz edilme imkanının ortadan kaldırılacağı gerekçe gösterilerek Anayasanın 36. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının ihlale edildiğine karar vermiştir.
9. Somut dosyamızda ilk derece mahkemesinin vermiş olduğu beraat kararı istinaf dairesince mahkumiyete yönlendirilmek suretiyle asliye ceza mahkemesine iade edilmiştir.
10. Bu haliyle asliye ceza mahkemesince verilecek olan mahkûmiyet kararının kesinleşmesi istinaf aşamasında gerçekleşeceğinden dosyanın temiz sayfasını görmesi mümkün olmayacaktır. Anayasa Mahkemesi Ömer Oral kararı gözetildiğinde asliye ceza mahkemesinin mahkûmiyet kararı vermesi hak ihlaline neden olacaktır.
11. Anılan bu gerekçelerle mevcut dosyada Gaziosmanpaşa 12. Asliye Ceza Mahkemesinin davaya bakmakla görevli mahkeme olmaması nedeniyle itiraz başvurusunun bu aşamada reddi gerektiğini düşündüğümüzden aksi yöndeki çoğunluk görüşüne iştirak etmek mümkün olmamıştır.