"...
21/1/2017
tarihli ve 6771 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasında Değişiklik Yapılmasına
Dair Kanun, 16 Nisan 2017 tarihli halkoylamasıyla kabul edilmiş, böylece daha
önce 1982 Anayasasının sadece 107. maddesinde belirtilen cumhurbaşkanlığı
kararnamesi, Anayasanın farklı maddelerinde hem kapsamı genişletilerek hem de
niteliği farklılaştırılarak yeniden düzenlenmiştir. 107. maddenin önceki
halinde Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliğinin kuruluşu, çalışma esasları ve
personel atama işlemlerinin Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle düzenleneceği
belirtiliyordu. Bu iki tür düzenleme, ad benzerliği dışında kapsam ve sınırları
açısından birbirinden farklıdır.
6771
sayılı Kanun ile getirilen Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin temel ilke ve
koşulları, Anayasa’nın 104. maddesinin 17. fıkrasında ortaya konulmuştur.
“Cumhurbaşkanı,
yürütme yetkisine ilişkin konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarabilir.
Anayasanın
ikinci kısmının birinci ve ikinci bölümlerinde yer alan temel haklar, kişi
hakları ve ödevleriyle dördüncü bölümde yer alan siyasi haklar ve ödevler
Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle düzenlenemez.
Anayasada
münhasıran kanunla düzenlenmesi öngörülen konularda Cumhurbaşkanlığı
kararnamesi çıkarılamaz.
Kanunda
açıkça düzenlenen konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılamaz.
Cumhurbaşkanlığı
kararnamesi ile kanunlarda farklı hükümler bulunması halinde, kanun hükümleri
uygulanır.
Türkiye
Büyük Millet Meclisinin aynı konuda kanun çıkarması durumunda, Cumhurbaşkanlığı
kararnamesi hükümsüz hale gelir.”
Anayasanın
106. maddesinin 11. fıkrasına göre de; “Bakanlıkların kurulması, kaldırılması,
görevleri ve yetkileri, teşkilat yapısı ile merkez ve taşra teşkilatlarının
kurulması Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle düzenlenir.”
Görüldüğü
üzere 2017 Anayasa kurgusu ile, kanun ile cumhurbaşkanlığı kararnamesi
arasındaki hukuki ilişki belirginleştirilmiş ve Cumhurbaşkanlığı
Kararnamelerinin kanunlara aykırı olamayacağı açıkça belirtilmiştir.
1-
Yasama Yetkisinin Devri Yasağı Karşısında Cumhurbaşkanlığı Kararnameleri
6771
sayılı Kanun ile Anayasa’dan kaynaklanan doğrudan düzenleme yetkisiyle yürütme
fonksiyonu daha da güçlendirilmiştir. Bu bağlamda, Türk anayasa hukukunda
tartışılan konulardan biri olan idarenin, kanunla düzenlenmeyen bir alanda
düzenleme yapıp yapamayacağı hususu üzerinde durulmalıdır. Bunun için
öncelikle, yasama yetkisinin devri yasağına Anayasa Mahkemesi’nin yaklaşımı göz
önüne alınmalıdır. Anayasa'nın 7. maddesi, " Yasama yetkisi Türk Milleti
adına Türkiye Büyük Millet Meclisinindir. Bu yetki devredilemez. "
kuralının öngörmektedir. Bu kral ışığında Anayasa Mahkemesi’ne göre,
“Anayasa'da kanun ile düzenlenmesi öngörülen konularda yürütme organına genel
ve sınırları belirsiz bir düzenleme yetkisinin verilmesi olanaklı değildir.
Ancak yasama organının temel kuralları saptadıktan sonra, uzmanlık ve idare
tekniğine ilişkin hususları yürütmeye bırakması, yasama yetkisinin devri olarak
yorumlanamayacağı gibi yürütme organının yasama organı tarafından çerçevesi
çizilmiş alanda genel nitelikte hukuksal tasarruflarda bulunması, hukuk
devletinin belirlilik ilkesine de aykırı düşmez.” (Anayasa Mahkemesi Kararı,
E.2013/114 K.2014/184, 4.12.2014).
AYM,
bir başka kararında ise, yasama yetkisinin devredilmezliği ilkesini şu şekilde
ifade etmiştir. “Anayasa Mahkemesinin pek çok kararında yasama yetkisinin
devredilmezliği ilkesinden ne anlaşılması gerektiği hususu açıklanmıştır. Buna
göre, kanunla düzenleme ilkesi, düzenlenen konudan yalnız kavram, ad ve kurum
olarak söz edilmesi değil, bunların kanun metninde kurallaştırılmasıdır.
Kurallaştırma ise düzenlenen alanda temel ilkelerin konulmasını ve çerçevenin
çizilmiş olmasını ifade eder… Anayasa’da öngörülen ayrık durumlar dışında,
kanunlarla düzenlenmemiş bir alanda, kanun ile yürütmeye genel nitelikte kural
koyma yetkisi verilemez. Yürütme organına düzenleme yetkisi veren bir yasa
kuralının Anayasa’nın 7. maddesine uygun olabilmesi için temel ilkeleri
koyması, çerçeveyi çizmesi, sınırsız, belirsiz, geniş bir alanı yürütmenin
düzenlemesine bırakmaması gerekir” (Anayasa Mahkemesi Kararı, E.2013/47
K.2013/72, 6/6/2013).
Bununla
beraber Anayasa Mahkemesi’nin daha yakın tarihli kararlarında bu içtihadı bir
miktar esnettiği görülmektedir.
“15…
yasama yetkisinin devredilmezliği esasen kanun koyma yetkisinin TBMM dışında
başka bir organca kullanılamaması anlamına gelmektedir. Anayasa’nın 7. maddesi
ile yasaklanan husus, kanun yapma yetkisinin devredilmesi olup bu madde,
yürütme organına hiçbir şekilde düzenleme yapma yetkisi verilemeyeceği anlamına
gelmemektedir. Kanun koyucu, yasama yetkisinin genelliği ilkesi uyarınca bir
konuyu doğrudan kanunla düzenleyebileceği gibi bu hususta düzenleme yapma
yetkisini yürütme organına da bırakabilir.
16.
Yürütmenin türevselliği ilkesi gereğince yürütme organının bir konuda düzenleme
yapabilmesi için yasama organınca yetkilendirilmesi gerekmektedir. Kural
olarak, kanun koyucunun genel ifadelerle yürütme organını yetkilendirmesi
yeterli olmakla birlikte Anayasa’da kanunla düzenlenmesi öngörülen konularda
genel ifadelerle yürütme organına düzenleme yapma yetkisi verilmesi, yasama
yetkisinin devredilmezliği ilkesine aykırılık oluşturmaktadır. Bu nedenle
Anayasa’da temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması, vergi ve benzeri mali
yükümlülüklerin konması ve memurların atanmaları, özlük hakları gibi münhasıran
kanunla düzenlenmesi öngörülen konularda, kanunun temel esasları, ilkeleri ve
çerçeveyi belirlemiş olması gerekmektedir. Anayasa koyucunun açıkça kanunla
düzenlenmesini öngördüğü konularda, yasama organının temel kuralları
saptadıktan sonra, uzmanlık ve idare tekniğine ilişkin hususları yürütmeye
bırakması, yasama yetkisinin devri olarak yorumlanamaz.” (Anayasa
Mahkemesi Kararı, E.2017/143 K.2018/40, 2/5/2018).
Sonuçta
yalnızca yakın dönem AYM kararları dikkate alındığında, ilkesel olarak kanun
koyucunun “genel ifadelerle yürütme organını yetkilendirmesi yeterli”dir,
denilebilir. Ancak Mahkemenin, Anayasa’da farklı kavramlarla ifade ettiği
kanunla düzenleme kaydı içeren konularda ise, “Anayasa’da kanunla düzenlenmesi
öngörülen konularda”, “münhasıran kanunla düzenlenmesi öngörülen konularda”,
“Anayasa koyucunun açıkça kanunla düzenlenmesini öngördüğü konularda” genel
ifadelerle yetkilendirme yapılması kabul edilemez.
2-
İdarenin Yasallığı Kuralı Karşısında Cumhurbaşkanlığı Kararnameleri
Öte
yandan, yasal idare ilkesi, Türk idare hukukunun temelini oluşturur. Anayasanın
123/1. maddesinde karşılığını bulan bu ilke uyarınca, “İdare, kuruluş ve
görevleriyle bir bütündür ve kanunla düzenlenir.” Bu ilke, idarenin
kendiliğinden bir teşkilatlanma yetkisi olmadığını bu yetkinin yasama organında
olduğunu ifade etmektedir. Anayasa Mahkemesi’ne göre, “Bu maddede yer alan
düzenleme, idarenin kanuniliği ilkesine vücut vermektedir. İdarenin kanuniliği
ilkesi, idarenin ve organlarının görev ve yetkilerinin kanunla düzenlenmesini
gerekli kılar.” (Anayasa Mahkemesi Kararı, E.2013/114 K.2014/184,
4.12.2014). Bu ilkeyle kamusal kaynakların toplumun hangi tür gereksinimlerinin
öncelikle karşılanacağını ve bunun hangi usuller uygulanarak sağlanacağını
tespit etme yetkisi yasama organına verilir. Ayrıca, idarenin toplumsal
gereksinimleri karşılarken kamu gücü ve ayrıcalıklarını kullanması ve bunun da
kişilerin temel hak ve hürriyetleri üzerinde olumsuz etkiler de doğurabilmesi,
bu yetkinin yasamaya verilmesi sonucunu getirmiştir.
Yasal idare ilkesi, idarenin eylem ve işlemlerinin hem kanuna dayanmasını, hem
de bu eylem ve işlemlerin kanuna aykırı olmamasını ifade eder. Asli ve ilksel
bir yetki olan yasama yetkisine dayanarak yasama organı, Anayasaya ve kamu yararına
aykırı olmamak şartıyla, Anayasanın herhangi bir şekilde düzenlemediği bir
konuyu düzenleyebilir. Buna karşılık idare, önceden yasa ile düzenlenmeyen bir
alanda faaliyette bulunamaz, ancak böyle bir konuda yasadan aldığı bir yetkiye
dayanarak bir işlem ve eylemde bulunabilir.
6771
sayılı Kanunla getirilen Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle, her ne kadar ciddi
kısıtlılıklarla çerçevelenmiş olsa da, yürütme organı yasaya dayanmaksızın ilk
elden kural koyma yetkisine sahip olmuştur. Başka bir ifadeyle, yasama organı
yanında yürütme organı da Anayasa’da kanun kaydı olan, kanunun açıkça
düzenlediği konuları içermemek ve kanunlara aykırı olmamak şartıyla
Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle ilk elden düzenleme yapabilecektir. Bununla
birlikte, Cumhurbaşkanlığı kararnamesine konu olan alan, yasama konusu olmaktan
çıkmamaktadır. Çünkü Anayasa, Cumhurbaşkanlığı kararnamesine ilişkin olarak
özerk bir normatif alan öngörmemiştir. TBMM, CBK ile düzenlenen bir alanda her
zaman yasa çıkarabilir; bu durumda CBK hükümsüz kalır: “Türkiye Büyük Millet
Meclisinin aynı konuda kanun çıkarması durumunda, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi
hükümsüz hale gelir.” (madde 104/17). O halde Anayasa’da yasayla düzenlenmesi
öngörülen konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılamayacak iken, Cumhurbaşkanlığı
kararnamesi ile düzenleneceği belirtilen ve düzenlenmiş olan konularda dahi
TBMM yasa çıkarabilecektir. Şu halde, Anayasa’ya uygunluk kaydıyla asli
düzenleme yetkisi, konu bakımından herhangi bir mutlak istisna bulunmadan,
TBMM’ye ait bulunmaktadır. Başka bir anlatımla, Anayasa’nın CBK konusu
olabilecek kimi alanları doğrudan belirlemiş olması, o alanlarda yasama
yetkisinin kullanılmasını engellememektedir.
Bu
son saptamayı biraz daha ayrıntılı olarak ele almakta fayda vardır. 6771 sayılı
Kanun ile Anayasa’nın 7. maddesindeki yasama yetkisinin devri yasağı ve 123.
maddedeki idarenin yasallığı ilkesi muhafaza edilmiş, ancak belirli idari
konuların Anayasa’da açıkça Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile düzenleneceği
öngörülmüştür. “Bakanlıkların kurulması, kaldırılması, görevleri ve yetkileri,
teşkilat yapısı ile merkez ve taşra teşkilatlarının kurulması Cumhurbaşkanlığı
kararnamesiyle düzenlenir.” (madde 106/son). Ayrıca 123. maddenin son
fıkrasında kamu tüzel kişiliğinin Kanunla veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle
kurulacağı kuralına yer verilmiştir. Anayasa hükümleri arasında hiyerarşi söz
konusu olmadığından, bir çelişki kabul edilmediğinden, bu iki hükmün bir arada,
Anayasanın bütünlüğü ve sistematiği içinde bağdaştırılarak yorumlanması gerekir.
Gerçekte Anayasa koyucu 123/1. maddede genel kuralı, idarenin yasallığı
ilkesini koymuş; bakanlıkların kurulması, kaldırılması, görevleri ve yetkileri
ile kamu tüzel kişiliği kurulması yönünden bu genel kurala bir istisna
getirmiştir. Bu cihetle; her ne kadar, Anayasa, idarenin yasallığı ilkesinin
106/son ve 123/son maddelerde belirtilen hususlar açısından geçerli olmamasına
olanak tanısa da; bu alanların cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle düzenlenip
düzenlenmeyeceği konusunda son sözü TBMM’ye bırakmaktadır. Yukarıda değinildiği
üzere, “Türkiye Büyük Millet Meclisinin aynı konuda kanun çıkarması durumunda,
Cumhurbaşkanlığı kararnamesi hükümsüz hale gelir.” hükmü; (madde 104/17),
Anayasa m.106/son ve m.123/son açısından da geçerlidir. Gerçekten de, Anayasa
koyucu eğer öyle öngörseydi, tıpkı Anayasa’nın bazı hükümlerinde söz konusu
alanın ancak ve ancak kanunla düzenlenebileceğini amir ifadelerle belirttiği
gibi, bazı alanların da yine ancak ve ancak cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle
düzenlenebileceğini ve a contrario, kanunla düzenlenemeyeceğini yine açıkça ve
amir ifadelerle ortaya koyardı. Özetle; Anayasa koyucu, bazı konuların kanunla
düzenlenmesini zorunlu kılmış, doğrudan cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle
düzenlenebileceğini belirttiği alanlarda da son sözü (o konuda kanun çıkarmak
ya da çıkarmamak suretiyle) kanun koyucuya bırakmıştır.
Genel
kural ve istisna kural ilişkisine dair kamu hukukunda kabul edilen birtakım
yorum ilkeleri vardır: 1. Bir istisna kuralın varlığından söz edebilmek için,
bu istisnanın ayrıca ve açıkça konulmuş olması gerekir. 2. İstisna kural,
sadece ve sadece genel kuralı koyan makam tarafından konulabilir, başka bir
makamın istisna kural getirme yetkisi yoktur. 3. Genel kuralı koyan makam
açıkça yetkilendirmedikçe, bir başka makam genel kurala istisna getiremez. 4.
İstisna kural koymak, genel kuralı değiştirmek anlamına geldiğinden istisna
kural, yorum yoluyla genişletilemez; yani, yorum yoluyla genel kurala istisna
getirilemez. 5. Genel kuralın geniş yorumlanması esası benimsenmiştir. 6. İstisna
kural, dar yorumlanır. Çünkü istisna kural, genel kuralın kapsamını
daralttığından genel kuralı değiştirir, oysa onu değiştirme salt genel kuralı
koyana aittir.
Öte
yandan, kamu hukukunda mevzuatın açıkça belirttiği bir makama ya da makamın
görevlisine verdiği yetkiler, devre konu olamazlar. Yargı kararlarında da
yetkinin, mevzuat tarafından kime verilmiş ise, ancak onun bu yetkiyi
kullanabileceği belirtilmiştir. Yetki devrinde yetki devredilen makamın
devraldığı bu yetkiyi kendinden alt bir makama devrinin yasak olduğu hususu,
idare hukukunda ve kamu yönetiminde benimsenen bir ilkedir.
Anayasanın
104. maddesinin 17. fıkrasında öngörülen Cumhurbaşkanlığı kararnameleri,
normlar hiyerarşisinde yasaya eşdeğer işlemler değildir. Anayasanın bu tür
kararnamelerin salt “yürütme yetkisine ilişkin konular”la sınırlı olarak
çıkarılacağını öngörmesi, bunların yasaya eşdeğer, yasayla aynı düzeyde
kurallar olamayacağını gösterir. Çünkü yürütme yetkisi, kanunların
uygulanmasına yönelik, kanunlara uygun kullanılması gereken bir yetkidir.
Ayrıca aynı fıkrada yer alan “Anayasada münhasıran kanunla düzenlenmesi
öngörülen konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılamaz; Kanunda açıkça
düzenlenen konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılamaz; Cumhurbaşkanlığı
kararnamesi ile kanunlarda farklı hükümler bulunması halinde, kanun hükümleri
uygulanır; Türkiye Büyük Millet Meclisinin aynı konuda kanun çıkarması
durumunda, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi hükümsüz hale gelir.” şeklindeki
düzenlemeler, Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin yasaya eşdeğer olmadığının bir
başka açık göstergesidir. Bu düzenlemelerden CBK ile düzenleneceği belirtilen
konuların yasayla düzenlenmesi, Anayasa’nın yasama organına açıkça tanıdığı bir
yetkidir.
Kanunsuz
emre dair Anayasanın 137. maddesinde yapılan değişiklik ise, Cumhurbaşkanlığı
kararnamesinin, Anayasanın konuya ilişkin diğer düzenlemeleri ile birlikte
değerlendirildiğinde, normlar hiyerarşisindeki yeri açıkça anlaşılır: “Kamu
hizmetlerinde herhangi bir sıfat ve suretle çalışmakta olan kimse, üstünden
aldığı emri, yönetmelik, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi, kanun veya Anayasa
hükümlerine aykırı görürse, yerine getirmez ve bu aykırılığı o emri verene
bildirir…”.
6771
sayılı Yasa değişikliği ile Cumhurbaşkanına Anayasada tanınan diğer yetkiler
ise şöyledir: Anayasanın 123. maddenin son fıkrasında “Kamu tüzelkişiliği,
ancak kanunla veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle kurulur” denilerek, CBK ile
kamu tüzelkişiliği kurulmasına da olanak tanınmıştır. Bununla birlikte,
“Türkiye Büyük Millet Meclisinin aynı konuda kanun çıkarması durumunda,
Cumhurbaşkanlığı kararnamesi hükümsüz kalır” (md.104/fıkra 17 son) kuralı
gereğince, yasa ile kurulmuş bir kamu tüzelkişiliği CBK ile kaldırılamaz; ancak
CBK ile kurulan bir kamu tüzelkişiliği, yasal düzenlemenin konusunu
oluşturabilir.
124.
ve 137. maddelerde yer alan tüzük ibaresi, Anayasadan tamamen çıkarılmıştır.
Böylece tüzük uygulaması yürürlükten kaldırılmış; onun yerine çok daha geniş
bir kapsama sahip olan Cumhurbaşkanlığı kararnamesi konulmuştur. Yönetmelikleri
düzenleyen 124. maddede, “Cumhurbaşkanı, bakanlıklar ve kamu tüzelkişileri,
kendi görev alanlarını ilgilendiren kanunların ve Cumhurbaşkanlığı
kararnamelerinin uygulanmasını sağlamak üzere ve bunlara aykırı olmamak
şartıyla, yönetmelikler çıkarabilirler.” hükmünü öngörmüştür. Ancak bu, tüzük
ve cumhurbaşkanlığı kararnamesinin aynı hukuki nitelikte olduğu şeklinde
anlaşılmamalıdır. Öte yandan, Cumhurbaşkanı, “kanunların uygulanmasını
sağlamak üzere ve bunlara aykırı olmamak şartıyla yönetmelik çıkarır”
(md.104/18).
Kanunların
ve CBK’lerin uygulanması amacıyla çıkarılacak yönetmeliklerde gerekçe, yol
gösterici işlev görür. Ne var ki, kanunlar gerekçeli olduğu halde CBK’lerin
gerekçesiz olması, yönetmelik hazırlığı sırasında üst normun yol gösterici işlevinde
farklılaşmaya neden olacaktır. Böylece, kanunun uygulanması için çıkarılacak
yönetmelik ile Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin uygulanması için çıkarılacak
yönetmelik eşit olanak ve koşullarda hazırlanamayacaktır. CBK’yi uygulamaya
yönelik yönetmeliğin hazırlanmasını, yasanın uygulanmasına ilişkin yönetmeliğe
göre zorlaştıran ve belirsiz kılarak, iki ayrı uygulama yönetmeliğini farklı
kılacak hiçbir haklı neden bulunmadığı için, eşitlik ilkesi yönünden Anayasa
madde 10’a aykırılık oluşturmaktadır. CBK gerekçesizliğinin uygulama
yönetmeliğinde yaratması muhtemel belirsizlikler ise, hukuk devleti ilkelerini
zedeleyici sonuçlar doğuracaktır (md.2).
3.-
Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılmasının anayasal çerçevesi ve sınırları
Anayasanın
104/17. maddesiyle getirilen CBK ile yürütmeye tanınan düzenleme alanı oldukça
dar ve sınırlıdır. Bu çerçeve, dört kalemde açıklanabilir:
a)
“Yürütme yetkisine ilişkin konular”: İlk olarak Cumhurbaşkanlığı kararnamesi,
“yürütme yetkisine ilişkin konularda” çıkarılabilecektir. Maddenin gerekçesinde
ise, cumhurbaşkanına “genel siyasetin yürütülmesinde yürütme yetkisi ile ilgili
ihtiyaç duyduğu konularda kararname çıkarabilme” yetkisi verildiği ifade
edilmektedir. Bu nedenle CBK’leri ancak yürütme yetkisinin gerektirdiği hususlarda
ihtiyaç duyulduğunda çıkarılabilecek, yasama ve yargı yetkilerinden herhangi
birinin alanına giren bir konuda ise, CBK çıkarılması mümkün olmayacaktır. AYM,
bu açık hususu teyit etmektedir: “... Cumhurbaşkanı’nın yürütme yetkisine
ilişkin konularda CBK çıkarabileceği ifade edilmiştir. Buna göre yürütme
yetkisine ilişkin konular dışında CBK ile düzenleme yapılması mümkün değildir”.
(AYM, E. 2018/125, K. 2020/4, 22/1/2020, R.G. 13/5/2020 – 31126, §9. Aynı yönde
bkz. AYM, E. 2018/55; K. 2020/27, 11/6/2020, R.G. 20/7/2020-31194).
b)
“Düzenleme yasağı”: İkinci olarak CBK’ler, “Anayasanın ikinci kısmının birinci
ve ikinci bölümlerinde yer alan temel haklar, kişi hakları ve ödevleriyle
dördüncü bölümde yer alan siyasi haklar ve ödevler”le ilgili konularda düzenleme
yapamaz.
Ancak
bu yasak karşısında yanıtlanması gereken soru, sosyal ve ekonomik haklar ve
özgürlüklerin tamamının CBK ile düzenlenip düzenlenemeyeceğidir. Sadece
yukarıdaki ifadeden yola çıkarak yapılan bir değerlendirme bu soruya olumlu
cevap vermeyi gerektirir. Ancak bu cümlenin aynı fıkradaki diğer hükümler ve
Anayasanın konuya ilişkin diğer ilke ve kuralları dikkate alınarak, Anayasanın
bütünlüğü içinde tartışılması ve anlaşılması gerekir.
Bu
konuda, öncelikle “münhasır yasa kaydı” belirtilmelidir: “Anayasada münhasıran
kanunla düzenlenmesi öngörülen konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi
çıkarılamaz.” Bu açık yasak gereği, ilgili maddede yasayla düzenlenmesi kaydı
bulunan sosyal ve ekonomik hak ve ödevler, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile düzenlenemeyecektir.
Örneğin Anayasa’nın 42/2. maddesinde “Öğrenim hakkının kapsamı kanunla tespit
edilir ve düzenlenir.”, 51. maddesinde “Sendika kurma hakkı … kanunla
sınırlanabilir. Sendika kurma hakkının kullanılmasında uygulanacak şekil, şart
ve usuller kanunda gösterilir.”, 63. maddesinde Tarih, kültür ve tabiat
varlıklarından “özel mülkiyet konusu olanlara getirilecek sınırlamalar ve bu
nedenle hak sahiplerine yapılacak yardımlar ve tanınacak muafiyetler kanunla
düzenlenir.” denilmektedir. Dolayısıyla belirtilen konular CBK ile
düzenlenemez. Eğer böyle bir düzenleme yapılırsa bu, hem Anayasanın 104/17.
maddesine hem de o hak ve ödev için kanun kaydı koyan hükme aykırılık
oluşturur. Ancak yasa kaydı içermeyen sosyal ve ekonomik haklar,
Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin konusu olabilecektir. Örneğin konut hakkını
düzenleyen Anayasanın 57. maddesi böyledir. Bu durumda, dikkat edilmesi gereken
husus, söz konusu hakların sadece düzenleme konusu olabileceği, ancak bunun
sınırlama yetkisini içermediğidir.
Bu
nedenle, 104/17. maddenin ikinci cümlesi, sosyal ve ekonomik haklar alanının
CBK ile düzenlenmesini kabul ederken, bu düzenlemenin sınırlarını da belirtir:
ilki, fıkranın ilk cümlesindeki CBK’nin sadece yürütme yetkisine ilişkin
konularda çıkarılabilmesi, diğeri ise üçüncü cümlesindeki münhasıran kanunla
düzenlenmesi öngörülen konularda çıkarılamamasıdır. Öte yandan, Anayasanın 13.
maddesindeki temel hak ve hürriyetlerin ancak kanunla sınırlanabileceği kuralı
dikkate alındığında, CBK’ye konu olabilecek sosyal ve ekonomik hak ve ödevlerle
ilgili cumhurbaşkanının sınırlama değil sadece bir düzenleme yetkisinden
bahsedilebilir. Yani düzenleme ve sınırlama ayrımı dikkate alındığında, CBK ile
sosyal ve ekonomik haklar ve ödevlerin gerçekleşmesi için birtakım pozitif
tedbirleri içeren düzenlemeler yapabileceği, fakat kişilerin bundan
yararlanmasına sınırlama getirilemeyeceği belirtilmelidir. Zira anayasal
çerçevede, bir hakkın kısıtlanması ancak ve ancak kanun ile yapılabilir.
c)
Üçüncü sınır, “Anayasada münhasıran kanunla düzenlenmesi öngörülen konularda
Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılamaz.” hükmüdür. AYM tarafından yasama
yetkisinin devir yasağı çerçevesinde yürütmenin düzenleme yetkisi açıklanırken
kullanılan “münhasıran” kanunla düzenlenmesi gereken konular ibaresi, Anayasa
kuralı haline getirilmiştir (Bkz., AYM E. 2017/143, K.2018/40, 2/5/2018).
AYM’ye göre, “Kural olarak, kanun koyucunun genel ifadelerle yürütme
organını yetkilendirmesi yeterli olmakla birlikte Anayasa’da kanunla
düzenlenmesi öngörülen konularda genel ifadelerle yürütme organına düzenleme
yapma yetkisi verilmesi, yasama yetkisinin devredilmezliği ilkesine aykırılık
oluşturmaktadır. Bu nedenle Anayasa’da temel hak ve özgürlüklerin
sınırlandırılması, vergi ve benzeri mali yükümlülüklerin konması ve memurların
atanmaları, özlük hakları gibi münhasıran kanunla düzenlenmesi öngörülen
konularda, kanunun temel esasları, ilkeleri ve çerçeveyi belirlemiş olması
gerekmektedir. Anayasa koyucunun açıkça kanunla düzenlenmesini öngördüğü
konularda, yasama organının temel kuralları saptadıktan sonra, uzmanlık ve
idare tekniğine ilişkin hususları yürütmeye bırakması, yasama yetkisinin devri
olarak yorumlanamaz.”.
Bu
nedenle, Anayasa’nın münhasıran kanunla düzenlenmesini gerektirdiği konularda
yürütmeye düzenleme yetkisi verilirken, yasanın “temel esasları, ilkeleri ve
çerçeveyi belirlemiş olması gerekmektedir”. AYM ayrıca, Anayasada münhasıran
kanunla düzenlenmesi gereken birtakım konuları örnek olarak sıralamıştır:
“Anayasa’da temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması, vergi ve benzeri mali
yükümlülüklerin konması ve memurların atanmaları, özlük hakları gibi”.
AYM’nin,
münhasıran kavramını açıklarken verdiği örnekler ve açıklamalardan bir konunun
münhasıran yasa alanında olması için Anayasanın özellikle ve ısrarla o konunun
yasayla düzenleme öngörmesi, yasayla düzenlemeye çok özel vurgu yapması
gerekmemektedir. Bu çerçevede temel hak ve hürriyetlerin sınırlanmasına dair
13. maddede, sınırlamanın “ancak” kanunla yapılabileceği şartı vardır: “Temel
hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili
maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla
sınırlanabilir”. Oysa vergilerle ilgili 73. maddede (Vergi, resim, harç ve
benzeri mali yükümlülükler kanunla konulur, değiştirilir veya kaldırılır.) ve
kamu hizmeti görevlileriyle ilgili genel ilkeleri koyan 128. maddede
(Memurların ve diğer kamu görevlilerinin nitelikleri, atanmaları, görev ve
yetkileri, hakları ve yükümlülükleri, aylık ve ödenekleri ve diğer özlük işleri
kanunla düzenlenir.) yasayla düzenleme öngörülmüş, hiçbir özel vurgu
yapılmamıştır.
Anayasada
münhasıran kanunla düzenlenmesi öngörülen konular kavramı, bu nedenle yasa
kaydı olarak anlaşılmak ve uygulanmak durumundadır. Anayasanın 126.
maddesindeki birden çok ili içine alan merkezi idare teşkilatının (bölge
teşkilatının) “görev ve yetkileri kanunla düzenlenir”, 127. maddesindeki
“Mahalli idarelerin kuruluş ve görevleri ile yetkileri, yerinden yönetim
ilkesine uygun olarak kanunla düzenlenir.”, 128. maddesindeki “Memurların ve
diğer kamu görevlilerinin nitelikleri, atanmaları, görev ve yetkileri, hakları
ve yükümlülükleri, aylık ve ödenekleri ve diğer özlük işleri kanunla
düzenlenir” ve “üst kademe yöneticilerinin yetiştirilme usul ve esasları,
kanunla özel olarak düzenlenir.” hükümleri buna örnek oluşturur. Özellikle bu
son husus, CBK ile yasanın konu itibarıyla iç içe geçme riskini içerir,
karmaşaya yol açma ihtimalini barındırır. Çünkü Anayasanın 104/9. maddesi,
cumhurbaşkanı CBK ile “üst kademe kamu yöneticilerini atar, görevlerine son
verir ve bunların atanmalarına ilişkin usul ve esasları … düzenler” hükmünü
içerirken, üst kademe yöneticilerinin yetiştirilme usul ve esasları 128.
maddeye göre yasa ile özel olarak düzenlenmek zorundadır.
Anayasa
Mahkemesi, Anayasa’da salt bir kanunla düzenleme kaydının bulunmasının, ilgili
konuyu cumhurbaşkanlığı kararnamesinin konu bakımından yetki alanından çıkarmak
açısından yeterli olduğunu ifade etmiştir.
“...
Anayasa’da münhasıran kanunla düzenlenmesi öngörülen konularda CBK
çıkarılamayacağı hüküm altına alınmıştır. Ancak Anayasa’da hangi konuların
münhasıran kanunla düzenleneceğine ilişkin özel bir hüküm bulunmamaktadır.
Bununla birlikte Anayasa Mahkemesinin yerleşik içtihadında anayasa koyucunun
kanunla düzenlenmesini öngördüğü konuların bu kapsamda görülmesi gerektiği
kabul edilmektedir (AYM, E.2016/150, K.2017/179, 28/12/2017, § 57;
E.2016/180, K.2018/4, 18/1/2018, § 17; E.2017/51, K.2017/163, 29/11/2017, § 13;
E.2016/139, K.2016/188, 14/12/2016, § 9; E.2013/47, K.2013/72, 6/6/2013). Buna
göre Anayasa’da kanunla düzenleneceği belirtilen alanlarda Cumhurbaşkanı’nın
CBK çıkarma yetkisi bulunmamaktadır”. (AYM, E. 2018/125, K. 2020/4, 22/1/2020,
R.G. 13/5/2020 – 31126, §11).
Dolayısıyla,
104/17. maddede geçen “münhasıran kanunla düzenlenmesi öngörülen konular”
ibaresinin Anayasada “kanunla düzenlenir veya kanunla konulur, değiştirilir
veya kaldırılır” vb. ifadelerin bulunduğu maddelere bakarak belirlenmesi
gerekir. O halde Anayasanın bir maddesinde bir konunun yasayla düzenlenmesi
öngörülmüşse, o konunun Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile düzenlenmesi
Anayasa’nın 7. ve 104/17. maddelerine aykırılık oluşturacaktır.
d)
Bir diğer sınır ise, “Kanunda açıkça düzenlenen konularda Cumhurbaşkanlığı
kararnamesi çıkarılamaz” kuralıdır. Bir konu yasa ile açıkça düzenlenmişse
Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılamaz. Elbette CBK’lerin çıkarılması için
KHK’lerde olduğu gibi yasa ile yetkilendirme gerekmez. Ancak KHK’ler yasaları
değiştirebilirken, CBK’ler yasaların açıkça düzenlediği hususlarda bir
düzenleme yapamamakta, “Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile kanunlarda farklı
hükümler bulunması halinde, kanun hükümleri uygulanmakta, “Türkiye Büyük Millet
Meclisinin aynı konuda kanun çıkarması durumunda, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi
hükümsüz hale gelmektedir”. Bu hükümler açıkça Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin
yasa gücünde olmadığını, Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle yasaların
değiştirilemeyeceğini gösterir.
Burada
değinilen sınır, kanun hükmünde kararnamelerle açıkça düzenlenen konuları da
kapsar. AYM, bu hususu açıkça ifade etmiştir: “... KHK’ların kanun hükmünde
oldukları görülmektedir. Dolayısıyla KHK ile açıkça düzenlenen bir konuda da
Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasının dördüncü cümlesi uyarınca CBK
çıkarılamaması gerekir” (AYM, E. 2019/78, K. 2020/6, 23/1/2020, R.G.
13/5/2020–31126, §39).
Bu
açıklamalar ışığında Anayasa’nın Cumhurbaşkanı kararnamesiyle doğrudan
düzenleme yetkisi verdiği konularda dahi CBK ile kanunlarda değişiklik
yapılması mümkün değildir. Örneğin Anayasanın 106/son maddesine göre,
“Bakanlıkların kurulması, kaldırılması, görevleri ve yetkileri, teşkilat yapısı
ile merkez ve taşra teşkilatlarının kurulması Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle
düzenlenir.” Ancak bu, bakanlıkların kurulmasına ilişkin olarak yürürlükteki yasalarda
CBK ile değişiklik yapılabileceği anlamına gelmemektedir. Sonuç olarak,
Anayasanın 104. maddesinin on yedinci fıkrasının mevcut hükümleri karşısında
hangi konuda olursa olsun CBK ile bir yasayı değiştirmek veya yürürlükten
kaldırmak mümkün değildir.
Nitekim
1 No.lu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi çıkarılmadan önce 2/7/2018 tarihli ve 703
sayılı Anayasada Yapılan Değişikliklere Uyum Sağlanması Amacıyla Bazı Kanun Ve
Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde
Kararname ile bakanlıkları düzenleyen birçok yasa ve yasa gücünde kararname
yürürlükten kaldırılmıştır.
4.
Cumhurbaşkanlığı Kararnamelerine İlişkin Anayasa Mahkemesi Denetiminin Kapsamı
Anayasa
Mahkemesi’nin denetim kapsamına giren işlemlerden birisi de cumhurbaşkanlığı
kararnamesidir. Anayasanın 148., 150., 151., 152. ve 153. maddelerinde daha
önce mevcut olan kanun hükmünde kararname yerine Cumhurbaşkanlığı kararnamesi
ibaresi konulmuştur. CBK, Anayasa Mahkemesi tarafından, “şekil ve esas”
bakımından denetlenir.
“Anayasa
Mahkemesi, kanunların, Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin ve Türkiye Büyük
Millet Meclisi İçtüzüğünün Anayasaya şekil ve esas bakımlarından uygunluğunu
denetler…” (md.148/1).
“Şekil
bozukluğuna dayalı iptal davaları Anayasa Mahkemesince öncelikle incelenip
karara bağlanır” (md.149/4).
“Şekil
ve esas…” ölçütü, madde 150’de de öngörülmekle, türev kurucu iktidar, herhangi
bir tartışmaya yer vermeyecek biçimde “şekil ve esas” denetim ölçütlerinin
birlikteliğini sürekli teyit ettiği gibi, “şekil bozukluğunu denetime öncelik”
yükümlülüğü getirmiştir.
a)
Gerekçe,
başlıca şekil denetimi ölçütlerindendir
Hukuk
devletinde her türlü resmi işlemin gerekçeli olması, hukukun genel ilkesidir.
Bu ilke, anayasa ve/ya yasalarda yazılı olmasa da, yargısal içtihat yoluyla
uzun zamandan beri kabul edilen bir hukukun genel ilkesidir. Cumhurbaşkanlığı
kararnamelerinin gerekçesiz olması ise, hukuk devletine açıkça aykırılık
oluşturduğu gibi, bu, normatif metinlerin anlaşılır ve öngörülebilir olmalarını
da zorlaştırmaktadır. Bu itibarla; AYM, artık CBK’ler üzerinde şekil denetimi
de yaparak gerekçe yokluğunu Anayasa’ya aykırılık nedeni saymalıdır.
2017
Anayasa kurgusu ürünü olan Cumhurbaşkanlığı kararnamesi, dört yılda yasaların
önüne geçti: Çıkarılan toplam 111 CBK’nin madde sayısı, 2719’dır. Bunların
57torba tarzında olup, madde sayısı 821’dir. CBK’ler, hiçbir gerekçe
içermemektedir.
6771
sayılı kanunla gerçekleşen Anayasa değişikliği ile 104. maddede sınırları
belirlendiği şekliyle anayasal düzenimize giren Cumhurbaşkanlığı Kararnamelerine
ilişkin bir AYM içtihadı tam anlamıyla oluşturulabilmiş değildir. Açılan iptal
davalarında, sistematik şekilde, söz konusu Cumhurbaşkanlığı Kararnamelerinin
konu bakımından yetki yönünden Anayasa m.104/17’ye aykırı olduğu ve yürütmenin
yasamanın yetki alanına tecavüz ettiği ortaya koyulmuştur. CBK yoluyla kural
koyma alanına ilişkin ivedi ve esaslı bir içtihat oluşturulamamış olması, çok
sayıda ve torba tarzda Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi çıkarılmasına neden
olmaktadır. Cumhurbaşkanlığı Kararnamelerinin gerekçesiz olması olgusu, sürekli
şekilde erkler ayrılığını ihlal eden bir kapsamda ihdas edilen bu norm
kategorisinin temel kusurlarından birisi olarak göze çarpmaktadır.
Oysa
“gerekçe”, hukuk devletinin bir gereğidir.
“Bütün
mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır” hükmü (md.141/3)
dışında ‘gerekçe gereği’, Anayasa’da, yasama ve yürütme işlemleri için doğrudan
öngörülmemektedir.
Bu
bir eksiklik değil; zira hukuk devleti, bütün resmi işlemlerin gerekçeli
olmasını gerekli kılar. Nitekim, yasalar ve idari işlemler açısından, açık
hüküm yokluğuna karşın gerekçe yükümlülüğü, Anayasa madde 2’den kaynaklanır.
Anayasalarda gerekçe gerekliliği açıkça öngörülmüş olmasa da, birel veya
düzenleyici işlemler bütünü için gerekçe gerekliliği, içerik olarak hukuk
devleti kavramına içkindir. CBK’lerin gerekçeli olma zorunluluğu da, bu genel
ilke içinde yer alır.
Gerekçesiz
CBK’lerde saydamlık yokluğu, işlemin yapılma nedenini perdeler; ancak daha
önemlisi, işlemi yapanın öznel ve keyfi davranma riskini yaratır ve yine
uygulamada da keyfiliğe neden olur. Nitekim torba CBK tarzı, bunun
göstergesidir. Daha önemli sakıncası ise, gerekçesiz CBK, Anayasa Mahkemesi
(AYM) denetimini zorlaştırır. Gerekçe yokluğunun torba düzenleme yöntemiyle
birleşmesi ise, denetimi geciktirdiği gibi etkisizleşmektedir.
Gerekçe,
hazırlık aşamasında işlemin nedenleri ve amaçlarının belirlenmesini gerekli
kılar. Bu gereklilik, işlemi yapan makamı daha özenli davranmaya yöneltir. Eğer
gerekçeli olarak hazırlansa idi, CBK’ler, muhtemelen özenli ve ihtiyatlı
çalışmalar eşliğinde, haliyle öncekiler ile bağlantıları da gözetileceği için
torba CBK tarzında değil, nicelik olarak daha az, ama hukuk devleti ilkesine
yaraşır şekilde daha nitelikli düzenlemeler olacaktı.
Torba
CBK’ler, tıpkı torba yasalar gibi AYM denetimini de güçleştirmektedir; çünkü,
AYM raportörleri dosyaları uzmanlık ilkesine göre inceledikleri için, onlarca
konuyu düzenleyen bir torba CBK, o denli çok sayıda raportör arasında paylaşma
güçlüğü nedeniyle, uzmanlık ilkesi ikinci plana geçmektedir (bkz. AYM İçtüzüğü,
md.47). Bu durum ise, CBK’ler üzerinde derinleştirilmiş denetim sürecini
engellemektedir.
TBMM’de
bir CBK İzleme ve Değerlendirme Komisyonu kurma önerisinin TBMM Genel
Kurulu’nda reddedilmiş olması da, CBK gerekçelerinin önemini arttırmaktadır.
Bu
bağlamda emsal olabilecek bir uygulamaya da ayrıca dikkat çekmekte yarar
vardır.
Bilindiği
üzere önceki sistemde yürütme tarafından yapılan kanun hükmünde kararnameler
(KHK) için de tıpkı kanunlar gibi Anayasada açıkça gerekçeli olma zorunluluğu
öngörülmemişti. Bununla birlikte uygulamada KHK’ler’in gerekçesi (gerek Genel
Gerekçe gerek madde gerekçeleri) Resmi Gazetede yayımlanmamakla birlikte,
Başbakanlık Kanunlar ve Kararlar biriminde KHK’ler’in de tıpkı kanunlar gibi
gerekçeleri (gerek Genel Gerekçe gerek madde gerekçeleri) hazırlanmaktaydı ve
sonradan KHK’ler TBMM’ye sunulduğunda mutlaka işbu gerekçeleri ile birlikte
sunulmaktaydı.
Diğer
bir ifadeyle KHK’lerin de aslında gerekçeleri bulunmaktaydı.
Nitekim
bu bağlamda bir işlem veya düzenlemenin gerekçesinin “bulunması” ile bu
gerekçenin “yayımlanması veya ilan edilmesi” farklı kavramlardır.
Kanunlar,
KHK’ler, CBK’ler gibi genel kural koyucu üst hukuk kurallarının gerekçelerinin
“bulunması”, hukuk devleti açısından mutlaka zorunludur. Çünkü gerek bu hukuk
normlarının uygulayıcılar tarafından nasıl yorumlanacağının anlaşılması
açısından; gerekse bu üst normların dayanak alındığı daha alt normların işbu
üst normlara uygun biçimde tesis edilebilmesi açısından, bahsi geçen gerekçenin
“bulunması”, hukuka saygılı bir yönetim anlayışının gereğidir.
Söz
konusu gerekçenin en başta, yani normun yürürlüğe girdiği zamanda kamuya ilan
edilip edilmemesi ise farklı bir olgudur. Aslında hukuka saygılı ve
vatandaşların kamusal faaliyetler için bilgilenmesini ve saydamlığı önemseyen
bir yönetim anlayışında işbu gerekçelerin en baştan da kamuya duyurulması daha
doğru bir yaklaşımdır. Ancak burada olduğu gibi anılan gerekçelerin en başta
kamuya duyurulmasının zorunlu olduğuna dair açık yasal kurallar yoksa,
gerekçenin baştan kamuya duyurulmamış olması açık bir hukuka aykırılık olarak
görülmeyebilir.
Ne
var ki gerekçenin en başta kamuya duyurulmaması hukuka aykırılık taşımasa da
gerekçenin “hiç bulunmaması” hukuka aykırılık oluşturacaktır.
Bu
bağlamda Türk hukukunda öteden beri kabul edilen yaklaşım, gerekçenin baştan
kamuya ilan edilme zorunluluğu bulunmasa da gerekçenin yönetimin elinde bulunmasının
ve örneğin dava açıldığında mahkemeye gerekçenin sunulmasının zorunlu
olmasıdır. Böylece hukuka uygunluk denetimi daha mükellef biçimde
yapılabilecektir.
Nitekim
Danıştay’ın da uzun süredir yerleşik içtihadı, yönetmelikler ve tüzükler dahil
idari işlemlerin gerekçesinin baştan ilgililere duyurulması zorunlu olmamakla
birlikte, bunlara karşı dava açıldığında idarenin bunların gerekçesini
mahkemeye sunmasının zorunlu olduğu yönündedir. Dolayısıyla gerekçe
“bulunmadan” mahkemeye sunulması da mümkün olmayacağına göre, bu düzenlemelerin
gerekçesinin yönetimin elinde ve kayıtlarında “bulunması” yani varolması
hukuken zorunludur.
Aynı
durum, CBK’ler açısından da evleviyetle (a priori) geçerli olmalıdır.
Zira CBK’lerin diğer idari düzenlemelere göre daha üst hukuk normları olduğu
kuşkusuzdur.
Anayasa
Mahkemesi’nin görev tanımı Anayasa’da belirtilmiştir: “Anayasa Mahkemesi,
kanunların, Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin ve Türkiye Büyük Millet Meclisi
İçtüzüğünün Anayasaya şekil ve esas bakımlarından uygunluğunu denetler…”
(md.148/1)
• AYM,
yasalardan farklı olarak, CBK’lerin Anayasa’nın belirlediği çerçeve içinde
çıkarılıp çıkarılmadığını yetki yönünden denetledikten sonra esasa ilişkin
denetime geçmektedir. Yetki yönünden denetim, açık olarak bir şekil denetimidir.
AYM bugüne kadar verdiği kararlarda sadece CBK’lerin yetki yönünden şekil
denetimini dolaylı şekilde yaptığı görülmektedir. Oysa şekil denetimi salt
“yetki unsuruyla” sınırlı değildir. AYM’nin, Anayasanın CBK’lerin şekil
yönünden denetimini sadece “yetki” unsuruyla sınırlı olarak yapması, Anayasanın
amir hükmüyle de bağdaşmamaktadır.
• CBK’leri
şekil yönünden denetim, AYM yetkisinde olduğundan, gerekçe yokluğu böyle bir
denetimi işlevsel kılacak belirleyici ölçüttür.
• Nitekim,
AYM’nin yukarıda alıntılanan kararı, Cumhurbaşkanlığından örtülü bir gerekçe
istemi anlamına gelmektedir.
• Bu
itibarla, AYM’ye tarihsel bir görev düşmektedir: Gerekçe gerekliliğini biçim
yönünden denetim kapsamına almak.
• AYM
denetimi, bugüne kadar CBK’ler üzerinde yetki ve esas yönünden denetimle
sınırlı kaldı. Ne var ki, madde 148, açıkça şekil denetimini öngörmektedir ve
alıntılanan kararında AYM’nin gerekçe gerekliliğine işareti, bu denetim yoluna
ilişkindir. Aksi halde, Anayasa’nın CBK’ler bakımından öngördüğü şekil bakımından
denetim kuralı, anlamını büyük ölçüde yitirmiş olacaktır. Gerekçe yokluğunun
iptal nedeni sayılması, CBK’lerin Anayasaya uygunluk kaygısı ile hazırlanmasını
gerekli kılacağından, AYM denetimi de işlevsellik kazanacaktır.
• Öte
yandan, 1982 Anayasası madde 148 ve 6216 sayılı Kanun ve AYM İçtüzüğü
hükümlerinin, kanunlardan farklı olarak CBK'lerin şekil denetimine ilişkin bir
düzenleme içermemeleri, CBK'lerin şekil denetiminin yapıl(a)mayacağı sonucunu
doğurmamaktadır. Tam aksine, Anayasa ve diğer düzenlemelerde bu konuda hüküm
bulunmaması AYM'yi, AY m.151'de yer alan şekil denetiminin CBK'ler bakımından
nasıl uygulanacağını belirleme yükümlülüğü altına sokmaktadır. Şekil, bir
normun Resmi Gazete'de yayımlanana kadar geçen yöntemsel süreçleri kapsamakta ve
bu süreç de normun gerekçesiyle birlikte oluşturulmasıyla başlamaktaysa,
CBK'lerin gerekçesiz şekilde yayımlanması, daha baştan hukuk devleti kuralına
aykırılık oluşturmaktadır. Buna ilişkin olarak TBMM, CBK'lerin nasıl
hazırlanacağına ilişkin ve gerekçelerin nerede ve nasıl yayınlanacağına ilişkin
bir kanun yapma yetkisini haiz olmasına rağmen TBMM'ce böyle bir kanunun
yapılmamış olması varılan sonucu değiştirmemekte, AYM'nin yükümlülüğünün
önemini ortaya çıkarmaktadır. AYM, CBK’ler üzerinde şekil denetiminde yasalara
göre daha geniş bir takdir marjına sahiptir; çünkü yasa için şekil ölçütü
Anayasa’da doğrudan öngörülmektedir. Bu itibarla, CBK’ler üzerinde şekil
denetim ölçütlerinin Anayasa Mahkemesi tarafından belirlenmesi, Anayasa
Mahkemesi’nin varlık nedeni ve hukuk devletinin oluşum süreci bakımından da
yerinde ve yararlı olacaktır.
• Gerekçe
gereği, norm olarak uygulamada ortaya çıkacak tereddütlerin giderilmesi için de
gereklidir. (AYM bile buna haklı olarak gereksinim duyduğuna göre…), CBK’yi
uygulamak konumunda olan yargı organları ve idare makamları buna haydi haydi
gerek duyar.
• Öte
yandan, CBK’ler, çok geniş bir düzenleme alanına yayılmakta ve hatta sosyal ve
ekonomik haklar bile CBK’lerle düzenlenebilmesi ötesinde, TBMM çoğunluğunun,
madde 104/17 cümle sonun verdiği yetkiyi bile kullanmaktan kaçınması, CBK
yoluyla geniş bir yelpazeye yayılan normatif düzenlemeleri, adeta “sürekli” bir
hale getirmiştir.
b)
Yetki
yönünden şekil denetimi
Anayasa
Mahkemesi, bir şekil denetimi türü olan bu denetimi nasıl ve hangi çerçevede
yapmalıdır? Yargısal denetimde AYM öncelikle bir CBK’nin Anayasada CBK ile
düzenlenmesi öngörülen hususlarda düzenleme içerip içermediği yani yetki
yönünden denetleyecektir. Dolayısıyla CBK yetki kapsamı dışında bir konuyu
düzenlemişse doğrudan yetkisizlik dolayısıyla iptal edilmelidir. CBK’nin yetki
kapsamı içinde olduğu sonucuna varırsa AYM, bu kez düzenlemenin esas bakımından
Anayasa’nın ilgili maddelerine uygunluğunu inceleyecektir. Her ne kadar
Anayasanın 148. maddesinde CBK’lerin şekil ve esas bakımlarından Anayasaya
uygunluk denetiminden söz edilmişse de bu denetim 104. maddenin 17.
fıkrasındaki koşulların bir bütün olarak AYM tarafından denetlenmesini
gerektirir. Çünkü Anayasa’da, Cumhurbaşkanına ancak fıkrada belirtilen sınırlar
içinde CBK çıkarma yetkisi verilmiştir. Bu sınırların aşılması, CBK’yi
Anayasa’ya aykırı hale getirir. Böylece, CBK’nin, örneğin kanunun açıkça
düzenlediği bir hususu içermesi onun Anayasa’ya aykırı olması sonucunu doğurur:
“Dava konusu kural 5018 sayılı Kanun’a ekli (1) Sayılı Cetvel’e bazı
eklemeler yapmak suretiyle kanun metninde değişiklik yapılmasını öngörmektedir.
Kanunları değiştirmenin TBMM’nin görev ve yetkileri kapsamında bulunduğu ve
6771 sayılı Kanun’la yapılan Anayasa değişikliğiyle bu hususta farklı bir
düzenleme öngörülmediği gözetildiğinde kuralın yürütme yetkisine değil yasama
yetkisine ilişkin olduğu açıktır. Dolayısıyla kural, Anayasa’nın 104.
Maddesinin on yedinci fıkrasının birinci cümlesiyle bağdaşmamaktadır” (AYM,
E.S.: 2018/55; K.S.: 2020/27; K. T.:11/6/2020; R.G.: 20 Temmuz 2020-31194).
Bu
açıdan CBK’lerin denetimi yasaların denetiminden farklıdır. Yasaların esas
denetiminde sadece yasanın maddi bakımdan anayasaya uygunluğu inceleme konusu
olurken, CBK’lerin, şekil denetiminden sonra esas yönünden denetime geçmeden
önce yetki yönünden incelenerek, Anayasanın 104/17. maddedeki sınırlara uyulup
uyulmadığı denetlemelidir. Bu çerçevede CBK’nin bir özgürlük ve hakkı
düzenleyip düzenlemediği, Anayasada yasa kaydı olan ya da bir kanun tarafından
düzenlenmiş bulunan bir konuda düzenlemeye yer verilip verilmediği öncelikle
ele alınmalıdır.
AYM
de, konuya ilişkin ilk kararlarında, cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin
öncelikle yetki açısından denetlenmesi gerekliliğini açıkça ifade etmiştir:
“CBK’ların
... konu bakımından yetki kurallarına uygun olarak çıkarılması
gerekmektedir. Aksi takdirde içeriği Anayasa’ya aykırılık oluşturmasa bile bu
düzenlemelerin Anayasa’ya uygunluğundan söz edilemez. Dolayısıyla CBK’ların
yargısal denetiminde öncelikle Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci
fıkrasında belirtilen konu bakımından yetki kurallarına uygunluğunun ele
alınması gerekir. Anılan fıkra yönünden herhangi bir aykırılık tespit
edilmemesi durumunda ise bu defa CBK’ların içerik yönünden Anayasa’ya uygunluk
denetimi yapılmalıdır” (Bkz. örneğin : AYM, E.S. :2018/125, K.S.:2020/4,
K.T.:22/1/2020, R.G. Tarih – Sayı: 13/5/2020 – 31126, §13. Aynı yönde bkz. AYM,
E.S.: 2018/55; K.S.: 2020/27; K. T.:11/6/2020; R.G.: 20 Temmuz 2020-31194).
Ayrıca
sosyal ve ekonomik haklar konusunda CBK’lerin özgürlük ve hak üzerindeki somut
etkisi incelemede dikkate alınmalıdır. Bu yönden, bir CBK hak ve hürriyet
sınırlayıcı nitelikte ise, konu yasama yetkisinin alanına kayacak ve CBK
Anayasaya aykırı hale gelebilecektir. Bu nedenle sosyal ve ekonomik haklara
ilişkin olarak CBK’lerde yer alan her bir hükmün somut etkileri dikkate
alınarak bir değerlendirme yapılmalıdır. Bu bağlamda, örneğin CBK’de öngörülen
sosyal ve ekonomik haklarla ilgili düzenleyici kuralların, sosyal ve/veya
ekonomik haklar bakımından pozitif ayrımcılık yapılmasının gerekli olduğu bir
alanda bunu yapmamaktan ya da tetikleyebileceği dolaylı ayrımcı sonuçlardan da
sorumlu olacağını vurgulamak gerekir. Bu çerçevede hangi kuralın hak ve
hürriyetleri kısıtlayıcı, hangi kuralın sadece düzenleyici nitelikte olduğunun
tespiti oldukça zor olacaktır.
Anayasa
Mahkemesi’nin cumhurbaşkanlığı kararnamelerini yetki açısından denetlemesinin,
sıradan bir Anayasa’ya uygunluk denetimi sorunu oluşturmadığı vurgulanmalıdır.
Anayasa’nın Başlangıç bölümünde, açık şekilde erkler ayrılığı ilkesine yollama
yapılmakla yetinilmemekte, ilkenin aynı zamanda tanımı da yapılmaktadır. Madde
2’nin öngördüğü hukuk devletinin gerekleri, normlar hiyerarşisi çerçevesinde
kuralı koyan organ ile onu uygulayan organın birbirinden ayrılmasını, denetim
organının ise bağımsız olmasını ifade eder. Normların aşamalı sırası ise, üst
normun alt normun varlık nedeni olduğu, üst norma uygunluk ise, alt normun
geçerlilik koşulu olduğu anlamına gelir. Anayasa’nın 7., 8. ve 9. maddeleri;
yasama, yürütme ve yargı yetkilerini ayrı ayrı düzenlemektedir. Anayasa’nın 11.
maddesine göre; Anayasa hükümleri, yasama, yürütme ve yargı organlarını
bağlamaktadır. 2017 Anayasa değişikliğiyle ortaya çıkan kurguda, her ne kadar
cumhurbaşkanlığı kararnamesi adı altında yürütmeye düzenleme yetkisi tanınmış
olsa da bu yetkinin, gerek çerçevesinin belirlendiği madde 104/17 sınırları
içerisinde, gerekse Anayasa’nın değinilen Başlangıç ve genel esasları
kapsamında kullanılıp kullanılmadığı konusunda AYM tarafından
gerçekleştirilecek Anayasa’ya uygunluk denetimi, temel bir önem kazanmaktadır.
Öyle ki, AYM tarafından cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin yetki alanlarında
çıkarılıp çıkarılmadığına ilişkin olarak yapılacak her denetim; bir anlamda,
aynı anda Anayasa’nın 2., 6., 7., 8., 11. ve 104. maddelerinin ihlal edilip
edilmediğine ilişin bir ortak bir denetim anlamına da gelecektir. Özellikle
vurgulanmalıdır ki; Anayasa madde 6/3’e göre, “Hiçbir kimse veya organ
kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz”. Bu itibarla,
erkler ayrılığı ilkesine uyulup uyulmadığına ilişkin bir denetim olan
cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin yetki alanlarında kalıp kalmadıklarına
ilişkin denetim; son tahlilde, egemenliğin Anayasa’ya uygun şekilde kullanılıp
kullanılmadığını ve anayasal yetkilerin, “Anayasanın sözüne ve ruhuna uygun”
olarak kullanılıp kullanılmadığını denetlemek anlamına gelmektedir. Kısaca,
AYM’nin Cumhurbaşkanlığı kararnamelerini denetimi vesilesiyle yapacağı
gözlemler, belirleyeceği ilkeler ve sistemleştireceği ölçütler, Türkiye
Cumhuriyeti’nin anayasal bir devlet olup olmayacağı konusunda belirleyici
olacaktır.
c)
Esas
yönünden
Bu
konuda gösterilmesi gereken hassasiyet ve titizlik; Anayasa Mahkemesi’nin
cumhurbaşkanlığı kararnamelerini yetki açısından denetlemesinin, denetimine
tabi tutulan diğer normatif düzenlemelerin Anayasa’ya uygunluk denetiminden
farklı özellikler taşımasına dayanmaktadır. Anayasa, Başlangıç bölümünde,
Devlet örgütlenmesinin erkler ayrılığı üzerine inşa edileceğini açık bir
biçimde öngörmektedir. Cumhuriyet’in niteliklerini sıralayan ve somutlaştıran
madde 2 ise, Türkiye Cumhuriyeti’nin “başlangıçta belirtilen temel ilkelere
dayan”dığını öngörmekte olup, bunu hukuk devleti olarak tanımlamaktadır. Hukuk
devleti, mekanizma olarak, devlet örgütünün erkler ayrılığı çerçevesinde
örgütlendiği, hukuki yapılanmanın ise normlar hiyerarşisine dayandığı bir
siyasal örgüt ve hukuki yapı olarak tanımlanır. Madde 2, madde 14 (değişik:
3/10/2001-4709/3 md.) ışığında okunduğunda hukuk devletinin içerik olarak da
tanımlanmış olduğu görülür: “insan haklarına dayanan demokratik ve laik
Cumhuriyet” ve aynı zamanda “sosyal devlet”; yani sosyal hukuk devleti. Bu
arada; AYM’nin hukuk devleti kavramına ilişkin olarak kanunların Anayasa’ya
uygunluğu denetimi bağlamında oluşturduğu içtihadının, cumhurbaşkanlığı
kararnamelerinin denetiminde de aynı şekilde referans oluşturacağı açıktır (bu
yönde bkz.: AYM, E.S. :2018/125, K.S.:2020/4, K.T.:22/1/2020, R.G. Tarih –
Sayı: 13/5/2020 – 31126, §26–28). AYM’ye göre: “Anayasa’nın 2. maddesinde
belirtilen hukuk devleti; eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına
saygılı, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adil bir hukuk
düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, hukuki güvenliği sağlayan, Anayasa’ya
aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuk kurallarıyla kendini bağlı sayan ve
yargı denetimine açık olan devlettir” (AYM, E.S. :2018/125, K.S.:2020/4,
K.T.:22/1/2020, R.G. Tarih – Sayı: 13/5/2020 – 31126, §26). Oysa, cumhurbaşkanlığı
kararnamelerine ilişkin (ve özellikle de bunların konu bakımından
yetkisizliğine dayalı) iptal başvurularının böylesine çok sayıda ve bu kadar
uzun süreler karara bağlanmamış şekilde AYM önünde birikmiş olması, AYM’nin
verdiği hukuk devleti tanımındaki her bir unsurun adeta dondurulması anlamına
gelmekte; yürütmeyi, dolaylı olarak, yetkisi dışındaki alanları sistematik
şekilde Anayasa’ya aykırı cumhurbaşkanlığı kararnameleriyle düzenleme refleksi
konusunda cesaretlendirmektedir.
Anayasa’nın
genel esaslar kısmındaki maddeleri, madde 2’nin yaptığı çerçeve ve temel
tanımlar doğrultusunda okumak ve anlamlandırmak gerekir:
Anayasa’nın
7., 8. ve 9. maddeleri; Devlet örgütü olarak yasama, yürütme ve yargı
yetkilerini ayrı ayrı düzenlemektedir. Normlar hiyerarşisinin ana çerçevesini
koyan madde 11’e göre; Anayasa hükümleri, yasama, yürütme ve yargı organlarını
bağlamaktadır. Bu itibarla, Anayasa Mahkemesi’nin, Anayasa’nın bu temel
hükümleri ışığında, iptal davası konusu cumhurbaşkanlığı kararnamelerine ilişkin
denetimini titizlikle gerçekleştirmesi, ivedi bir gerekliliktir.
B.
163
SAYILI CUMHURBAŞKANLIĞI TEŞKİLATI HAKKINDA CUMHURBAŞKANLIĞI KARARNAMESİNDE
DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR CUMHURBAŞKANLIĞI KARARNAMESİ’NİN BAZI MADDELERİNİN
ANAYASA’YA AYKIRILIĞI
1)
163 sayılı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinde
Değişiklik Yapılmasına Dair Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin 6. maddesi ile
değiştirilen 1 sayılı CBK’ya eklenen 143/Ğ maddesinin birinci fıkrasının (d)
bendindeki “Bakan tarafından korunması uygun görülen şahısların” ibaresinin
Anayasaya Aykırılığı
163
sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 6. maddesi ile 1 sayılı CBK’ya eklenen
143/Ğ maddesiyle Dışişleri Bakanlığı Bünyesinde kurulan Diplomatik Güvenlik
Genel Müdürlüğü’nün görev ve yetkileri tanımlanmıştır.
Söz
konusu Genel Müdürlüğünün görevlerinden birisi olarak ilgili maddenin birinci
fıkrasının (d) bendinde Bakanlığa yurtdışından gelen yabancı heyet ve
şahısların korunması ile ilgili tertip ve tedbirleri alma ve Bakan tarafından
korunması uygun görülen şahısların korunmasına yönelik tertip ve tedbirleri
alma görevi verilmiştir. İptal talebinin konusu “Bakan tarafından korunması
uygun görülen şahısların korunmasına ilişkin tertip ve tedbirler” şeklindeki
görev tanımıdır. Söz konusu görev, aşağıdaki açılardan Anayasa’ya aykırıdır.
a)
Anayasa’nın
104. maddesine konu bakımından yetki yönünden Aykırılık
6771 sayılı Kanun
ile getirilen Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin temel ilke ve koşulları
Anayasa’nın 104. maddesinin 17. fıkrasında ortaya konulmuştur. Anayasanın
104/17. maddesiyle getirilen CBK ile yürütmeye tanınan düzenleme alanı oldukça
dar ve sınırlıdır. Anayasa CBK’ler için konu bakımından açık şekilde üçlü bir
sınır çizmiştir. Buna göre; birinci sınır olarak Anayasa’da münhasıran kanun
ile düzenlenmesi öngörülen konularda CBK çıkarılamaz. İkinci sınır kanun ile
düzenlenmiş konularda CBK ile düzenleme yapılamaz iken, üçüncü sınır ise temel
hak ve hürriyetlerle ilgili konularda CBK ile düzenleme yapılamayacağıdır.
i) Temel Hak ve
Hürriyetlerle İlgili Konularda Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi Çıkarma Yasağına
Aykırılık
Anayasanın 104/17.
maddesinde, “Anayasanın ikinci kısmının birinci ve ikinci bölümlerinde yer alan
temel haklar, kişi hakları ve ödevleriyle dördüncü bölümde yer alan siyasi
haklar ve ödevler Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle düzenlenemez” kuralı
bulunmaktadır. İptali talep edilen düzenleme, ile Türkiye’ye gelen yabancı
heyet ve şahısların korunmasına ilişkin tertip ve tedbir alma görev ve yetkisi
Dışişleri Bakanlığına verilirken aynı zamanda yabancı olup olmadığı belli
olmayan ve Bakanlığın görev alanıyla ilgili olmak kaydıyla Bakan tarafından
belirlenen kişilerin de korunmasına yönelik yetki verilmektedir.
Öncelikle, iptali
talep edilen düzenlemenin öznesinin belirsizliğine ilişkin hukuki belirlilik
ilkesinin zedelenmesine yönelik iptal talebimiz aşağıda tartışılacaktır. Ancak,
Bakanlığın görev alanıyla ilgili olarak korunması uygun görülen bu kişiler Türk
vatandaşı ya da yabancı kişiler olması konu bakımından söz konusu düzenlemenin
yetki açısından Anayasa’nın 104. maddenin 17. fıkrasının ikinci cümlesinde
belirlenen sınırları aştığını belirtmek gerekir.
Kişilerin
korunmasına ilişkin tertip ve tedbir almaya ilişkin 163 sayılı CBK’nın 6.
Maddesiyle Dışişleri Bakanlığına verilen görev ve yetki, ister Türk Vatandaşı
olsun isterse yabancı olsun kişilerin temel hak ve özgürlükleriyle doğrudan
ilgilidir. Kişinin korunmasına ilişkin tertip veya tedbirler yaşam hakkı,
seyahat hakkı gibi hakları doğrudan etkilemektedir. Söz konusu kişiler
açısından Anayasanın 12. ila 16. maddelerinde özel düzenleme yapılmıştır. Buna
göre;
“I. Temel hak ve
hürriyetlerin niteliği
MADDE 12- Herkes,
kişiliğine bağlı, dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve
hürriyetlere sahiptir.
Temel hak ve
hürriyetler, kişinin topluma, ailesine ve diğer kişilere karşı ödev ve
sorumluluklarını da ihtiva eder.
II. Temel hak ve
hürriyetlerin sınırlanması
MADDE 13-
(Değişik: 3/10/2001-4709/2 md.)
Temel hak ve
hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde
belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu
sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik
Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.
IV. Temel hak ve
hürriyetlerin kullanılmasının durdurulması
MADDE 15-
(Değişik: 16/4/2017-6771/16 md.) Savaş, seferberlik veya olağanüstü hallerde,
milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl edilmemek kaydıyla, durumun
gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılması kısmen veya tamamen
durdurulabilir veya bunlar için Anayasada öngörülen güvencelere aykırı
tedbirler alınabilir.
(Değişik:
7/5/2004-5170/2 md.) Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da, savaş hukukuna
uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında, kişinin yaşama hakkına,
maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce
ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve
cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar
kimse suçlu sayılamaz.
V. Yabancıların
durumu
MADDE 16- Temel
hak ve hürriyetler, yabancılar için, milletlerarası hukuka uygun olarak kanunla
sınırlanabilir.”
Görüldüğü
üzere ister Türk vatandaşları olsun, isterse yabancı kişiler olsun bunlara
ilişkin temel hak ve hürriyetlerin korunması görevi ve bunların
sınırlandırılması ve durdurulmasına ilişkin durumlar Anayasal olarak
tanımlanmıştır. Bu çerçevede iptali talep edilen düzenleme, kişilerin temel hak ve
hürriyetleriyle ilgili olduğundan kanun ile düzenlenmesi ve bu bağlamda bir
sınırlama getirilecekse de kanun ile bu yönde düzenlenmesi gereken bir alan
içerisindedir. Bu nedenle kural, Anayasa’nın 104/17. maddesinde belirlenen
sınırları aşarak Anayasanın ikinci kısmının birinci ve ikinci bölümlerinde yer
alan temel haklar, kişi hakları ve ödevleriyle dördüncü bölümde yer alan siyasi
haklar ve ödevler alanında düzenleme yapması nedeniyle; konu bakımından
yetkisizlikle maluldür ve Anayasa’nın 104/17. fıkrasına aykırıdır. Bu cihetle,
ihtilaflı kuralların iptali gerekir.
ii)
Münhasıran Kanunla düzenlenmesi Öngörülen Konuda Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi
Çıkarma Yasağına Aykırılık
Söz
konusu düzenleme, konu bakımından yetki yönünden Cumhurbaşkanlığı
Kararnamelerinin sınırlarını aşması nedeniyle Anayasa’nın 104. maddesine
aykırıdır. Anayasanın 104/17. maddede geçen “münhasıran kanunla düzenlenmesi
öngörülen konular” ibaresinin Anayasa’da “kanunla düzenlenir veya kanunla
konulur, değiştirilir veya kaldırılır” vb. ifadelerin bulunduğu maddelere
bakarak belirlenmesi gerekir. Anayasa Mahkemesi, Anayasa’da salt bir kanunla
düzenleme kaydının bulunmasının, ilgili konuyu cumhurbaşkanlığı kararnamesinin
konu bakımından yetki alanından çıkarmak açısından yeterli olduğunu ifade etmiştir:
“... Anayasa’da münhasıran kanunla düzenlenmesi öngörülen konularda CBK
çıkarılamayacağı hüküm altına alınmıştır. Ancak Anayasa’da hangi konuların
münhasıran kanunla düzenleneceğine ilişkin özel bir hüküm bulunmamaktadır.
Bununla birlikte Anayasa Mahkemesinin yerleşik içtihadında anayasa koyucunun
kanunla düzenlenmesini öngördüğü konuların bu kapsamda görülmesi gerektiği
kabul edilmektedir (AYM, E.2016/150, K.2017/179, 28/12/2017, § 57; E.2016/180,
K.2018/4, 18/1/2018, § 17; E.2017/51, K.2017/163, 29/11/2017, § 13; E.2016/139,
K.2016/188, 14/12/2016, § 9; E.2013/47, K.2013/72, 6/6/2013). Buna göre
Anayasa’da kanunla düzenleneceği belirtilen alanlarda Cumhurbaşkanı’nın CBK
çıkarma yetkisi bulunmamaktadır”. (AYM, E.S. :2018/125, K.S.:2020/4,
K.T.:22/1/2020, R.G. Tarih – Sayı: 13/5/2020 – 31126, §11). O halde Anayasa’nın
bir maddesinde bir konunun yasayla düzenlenmesi öngörülmüşse o konunun
Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile düzenlenmesi, Anayasa’nın 7. ve 104/17.
maddelerine aykırılık oluşturacaktır.
İptali
talep edilen düzenleme, Anayasa’nın 123. maddesinde ifade edildiği üzere
idarenin bütünlüğü içerisinde yer alan Dışişleri Bakanlığı Diplomatik Güvenlik
Genel Müdürlüğünün görev ve yetkileri ile ilgilidir.
Kişilerin
korunmasına yönelik tertip ve tedbir almaya ilişkin 163 sayılı CBK’nın 6.
Maddesiyle Dışişleri Bakanlığına verilen görev ve yetki, ister Türk Vatandaşı
olsun isterse yabancı olsun kişilerin temel hak ve özgürlükleriyle doğrudan
ilgilidir. Kişinin korunmasına ilişkin tertip veya tedbirler yaşam hakkı,
seyahat hakkı gibi hakları doğrudan etkilemektedir. Söz konusu kişiler
açısından temel hak ve hürriyetlerin kullanımına ilişkin Anayasanın 13. ile 16.
maddelerinde özel düzenleme yapılmıştır. Buna göre;
“II.
Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması
MADDE
13- (Değişik: 3/10/2001-4709/2 md.)
Temel
hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili
maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir.
Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve
lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.
V.
Yabancıların durumu
MADDE
16- Temel hak ve hürriyetler, yabancılar için, milletlerarası hukuka uygun
olarak kanunla sınırlanabilir.”
Görüldüğü
üzere ister Türk vatandaşları olsun, isterse yabancı kişiler olsun bunlara
ilişkin temel hak ve hürriyetlerin korunması görevi ve bunların
sınırlandırılmasına ilişkin durumlar Anayasal olarak tanımlanmıştır. Bu
çerçevede iptali talep edilen düzenleme, kişilerin temel hak ve hürriyetleriyle
ilgili olduğundan kanun ile düzenlenmesi ve bu bağlamda bir sınırlama
getirilecekse de kanun ile bu yönde düzenlenmesi gereken bir alan
içerisindedir.
Bir
diğer deyişle söz konusu kişilerin korunmasına ilişkin tertip ve tedbirlerin
alınması kanuni düzenleme alanı içerisinde tanımlanan konulardandır ve buna
ilişkin bir bakanlığa görev ve yetki verilmesi ise kanunilik ilkesine dayanmak
zorundadır. Dolayısıyla bu yönde yapılacak düzenlemelerin hukuki dayanağının
kanun olması zorunluluğu bulunmaktadır.
Anayasa’nın
104/17. maddesine göre kanunla düzenlenmesi öngörülen konular CBK ile
düzenlenemez. Dolayısıyla söz konusu düzenleme konu bakımından yetki açısından
CBK ile düzenlenebilecek konulardan değildir.
Bu
nedenle iptali talep edilen düzenleme, Anayasa’nın 104/17. Maddesine aykırıdır,
iptali gerekir.
b)
Anayasa’nın 7. Maddesinde Belirlenen Yasama Yetkisinin Devredilemezliği
İlkesine Aykırılık
Yürütme
organı (ya da idare), Anayasada öngörülmüş durumlar dışında kanunların
düzenlemediği bir alanda kendiliğinden kural koyamaz ya da bir kanuna aykırı
olarak bir kural koyamaz.
163
sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 6. maddesi ile değiştirilen 1 sayılı
CBK’ya eklenen 143/Ğ. maddesinin birinci fıkrasının (d) bendindeki iptali
istenen ibare ile Bakan tarafından belirlenen kişilerin korunmasına yönelik
tertip ve tedbir alama görev ve yetkisi düzenlenmektedir.
Söz
konusu düzenleme ile verilen bu görev ve yetki kişilerin temel hak ve
özgürlüklerinin sınırlandırılmasını veya bunlarla ilgili düzenleme yapılmasına
ilişkin bir yetki türü olduğundan kanunilik ilkesi gereğince kanunla
düzenlenmesi gereken bir alandadır. Anayasa’nın 13. Ve 16. maddesinde ve yasa
ile düzenlenmesi öngörülmüş bir alanda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile
düzenleme yapılmaktadır. Bu şekilde; yürütme, fonksiyon gaspı yapmak suretiyle,
Anayasa tarafından kanun koyucunun konu bakımından yetki alanına inhisar
ettirilen bir alanda düzenleme yapmıştır. Yürütme organı (ya da idare),
Anayasada öngörülmüş durumlar dışında kanunların düzenlemediği bir alanda
kendiliğinden kural koyamaz.
Dolayısıyla
kanunla düzenlenmesi yolundaki Anayasa kuralına aykırı bir düzenleme yapılması,
yasama yetkisinin devrine ilişkin sınırın aşıldığını ve yürütmenin yasamanın
yetki alanına müdahale ettiğini göstermektedir. Bu nedenle, söz konusu madde,
Anayasa’nın 7. maddesinde belirlenen yasama yetkisini devretme yasağına
aykırıdır, iptali gerekir.
c)
Anayasa’nın 8. Maddesine Aykırılık
Anayasa’nın
8. maddesine göre; “Yürütme yetkisi ve görevi, Cumhurbaşkanı tarafından,
Anayasaya ve kanunlara uygun olarak kullanılır ve yerine getirilir”.
Cumhurbaşkanlığı kararnamesi, yürütme yetkisi olarak, Anayasa ve kanunlar
çerçevesinde kullanılmalıdır. Oysa, 163 sayılı CBK’nin 6. maddesi ile
değiştirilen 1 sayılı CBK’ya eklenen 143/Ğ. maddesinin birinci fıkrasının (d)
bendindeki iptali istenen ibare ile Bakan tarafından belirlenen kişilerin
korunmasına yönelik tertip ve tedbir alama görev ve yetkisi düzenlenmektedir.
Yukarıda belirtildiği üzere bir CBK ile temel hak ve özgürlüklere ilişkin
konular ile kanunla düzenlenmesi öngörülen bir alanda CBK ile düzenleme
yapılması suretiyle kanun koyucunun alanına müdahale edilmesi, anayasal çerçeve
dışında yetki kullanımını ortaya koymaktadır. Bu itibarla 163 sayılı CBK’nin 6.
maddesi ile değiştirilen 1 sayılı CBK’ya eklenen 143/Ğ. maddesinin birinci
fıkrasının (d) bendindeki “Bakan tarafından korunması uygun görülen şahısların”
ibaresi, Anayasa’nın 8. maddesine de aykırıdır, iptali gerekir.
d)
Anayasa’nın 2. Maddesine ve Başlangıç İlkelerine Aykırılık
Yine
iptali talep edilen düzenleme, Anayasa’nın 2. maddesine de aykırılık
taşımaktadır. Anayasanın 2. maddesi; “Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru,
millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk
milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan,
demokratik, laîk ve sosyal bir hukuk Devletidir”, hükmünü içermektedir. Hukuk
devleti ilkesinin genel olarak anlam ve içeriği ile bir hukuk devletinin temel
amaç ve işlevleri Anayasa Mahkemesinin bir kararında şu şekilde belirtilmiştir:
“Anayasa’nın 2. maddesinde, Cumhuriyetin nitelikleri arasında sayılan hukuk
devleti, insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren,
eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni
kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan
kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa ve hukukun üstün
kurallarıyla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık, yasaların üstünde yasa
koyucunun da bozamayacağı temel hukuk ilkeleri ve Anayasa’nın bulunduğu
bilincinde olan devlettir. Bu bağlamda, hukuk devletinde yasa koyucu, yasaların
yalnız Anayasa’ya değil, evrensel hukuk ilkelerine de uygun olmasını sağlamakla
yükümlüdür.” (AYMK, 27.2.2001, E.1999/43, K.2001/46, RG: 20.3.2002-24701).
Hukuki
güvenlik ve belirlilik ilkeleri, hukuk devletinin ön koşullarındandır (AYMK,
E.2012/116 K.2013/32, 28.2.2013). Bu çerçevede; “CBK’ların da hem kişiler
hem idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde
açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olması gerekir." (AYM,
E.S. :2018/125, K.S.:2020/4, K.T.:22/1/2020, R.G. Tarih – Sayı: 13/5/2020 –
31126, §28). Hukuk devletinin en temel ilkelerinden birisi olan kanunla
düzenleme ilkesi düzenlenen konudan kavram, ad ve kurum olarak söz etmek
anlamına gelmez. Düzenlenen alanın kanun metninde kurallaştırılması gerekir.
Kurallaştırma, düzenlenen alanda temel ilkelerin konulmasını ve çerçevenin
çizilmiş olmasını ifade eder. Kanunda temel esasların belirlenmiş olması
şartıyla uzmanlık ve teknik konulara ilişkin ayrıntıların belirlenmesi yürütme
organının takdir yetkisine bırakılabilir. Yürütmenin düzenleme yetkisi, kural
olarak, sınırlı ve bağımlı bir yetki niteliğindedir.
Anayasa’nın
2. maddesinde belirtilen hukuk devleti, eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan
haklarına saygı gösteren, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren her alanda
adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa’ya aykırı
durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan,
Anayasa ve hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlı sayıp yargı denetimine açık
olan, yasaların üstünde yasa koyucunun da bozamayacağı temel hukuk ilkelerinin
ve Anayasa’nın bulunduğunun bilincinde olan devlettir.
Anayasa
Mahkemesinin 3.4.2007 gün ve E:2005/52, K:2007/35 sayılı kararında da
belirtildiği gibi, Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti ilkesine
göre bu düzenlemelerin objektif, ayrımcılık içermeyen, açık, öngörülebilir
olması ve sınırlarının belirlilik taşıması zorunludur. Buna aykırı
düzenlemeler, Anayasa’nın 2. maddesinde öngörülen hukuk devleti ilkesine
aykırılık oluşturacaktır.
Demokratik
hukuk devletinde yapılan düzenlemelerin açık objektif ve öngörülebilir olması,
sınırlarının belirli olması gerekir. Dışişleri Bakanına 163 sayılı CBK’nın 6.
Maddesi ile verilen yetki ve bu bağlamda Diplomatik Güvenlik Genel Müdürlüğünün
görevleri arasına eklenen Bakan tarafından belirlenen şahısların korunmasına
ilişkin tertip ve tedbir alma görevinin konusu ve öznesi olan şahısların kim
olduğu belirtilmemiş, Bakana istediği kişiler için koruma kararı alma yetkisi
tanınmıştır, Bakan açısından her istediği kişiye yönelik bu yönde bir koruma
yetkisini kullanmada herhangi bir kriter, objektiflik ölçüsü de tanımlanmamıştır.
Dolayısıyla söz konusu görev ve yetki çerçevesinde Bakanın koruma kararı
aldırmada sübjektiflik ve keyfilik imkanı tanıyan ve öznesi, sınırı
belirlenmemiş olan bu yetki türü hukuk devletinin, belirlilik, objektiflik ve
öngörülebilirlik ilkeleriyle bağdaşmamaktadır. Bu nedenle söz konusu ibare,
Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen sosyal hukuk devleti ilkesine aykırı
olması nedeniyle iptali gerekir.
Başlangıçta
belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk
Devleti” olan Cumhuriyet, erkler ayrılığı ilkesinde somutlaşır: “Kuvvetler
ayrımının, Devlet organları arasında üstünlük sıralaması anlamına gelmeyip,
belli Devlet yetki ve görevlerinin kullanılmasından ibaret ve bununla sınırlı
medeni bir işbölümü ve işbirliği olduğu ve üstünlüğün ancak Anayasa ve
kanunlarda bulunduğu;” (Başlangıç, prg.4). Bu çerçevede; Anayasa’nın 7., 8. ve
9. maddeleri de yasama, yürütme ve yargı yetkilerini ayrı ayrı düzenler.
163
sayılı CBK’nin 6. maddesi ile değiştirilen 1 sayılı CBK’ya eklenen 143/Ğ.
maddesinin birinci fıkrasının (d) bendindeki “Bakan tarafından korunması uygun
görülen şahısların” ibaresi, yukarıda açıklanan nedenlerle, “Anayasa ve
kanunların üstünlüğü” ilkesini ihlal ettiğinden, Anayasa’nın 2. maddesine ve
Başlangıç prg. 4’e de aykırılık oluşturmaktadır.
Bu
aykırılık durumu, “kaynağını Anayasa’dan almayan Devlet yetkisi kullanma
yasağı” (md.6) karşısında ve Anayasanın bağlayıcılığı ve üstünlüğü ilkesi
(md.11) ile daha belirgin hale gelmektedir. Başta yasama, yürütme ve yargı organlarının
saygı göstermesi gelmek üzere, “Anayasanın üstünlüğü ve bağlayıcılığı” hükmünün
etkililiği, Anayasa Mahkemesi’nin bu kuralın biricik bekçiliğini yapması
ölçüsünde mümkündür. Her vesile ile bu hükmü anlamlandırmak ve güncellemek,
hukuk devleti (md.2) açısından yaşamsaldır. Bu bakımdan, yürütme tekeline sahip
olan makamın, yasama yetkisinin devredilmezliği kuralına saygı göstermesi,
“Anayasanın üstünlüğü ve bağlayıcılığı” hükmünün sürekli gözetilmesi ölçüsünde
mümkündür.
Dahası,
Cumhurbaşkanı’nın, “Anayasanın uygulanmasını, Devlet organlarının düzenli ve
uyumlu çalışmasını temin” etme yükümlülüğü (md.104/2), aykırılık durumunu,
aşikâr olmanın ötesinde tehlikeli hale getirmektedir. Bu nedenle, söz konusu
düzenleme, Anayasa’ya aykırı olarak bir yetki kullanımını düzenlediğinden ve
yukarıda belirtilen nedenlerle Anayasa’nın 6., 11. ve 104/2. Maddelerine de
aykırılık teşkil etmektedir.
Yukarıda
belirtilen nedenlerle 163 sayılı CBK’nin 6. maddesi ile değiştirilen 1 sayılı
CBK’ya eklenen 143/Ğ. maddesinin birinci fıkrasının (d) bendindeki “Bakan
tarafından korunması uygun görülen şahısların” ibaresi Anayasanın Başlangıç
ilkelerine, 2., 6., 7., 8., 11., 104/2, ve 104/17. maddelerine aykırı olması
nedeniyle iptali talep edilmektedir.
2)
163 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin 6. maddesi ile değiştirilen 1
sayılı CBK’ya eklenen 143/Ğ maddesinin birinci fıkrasının (e) bendindeki “ile
Bakan tarafından belirlenecek diğer kişilere” ibaresinin Anayasaya Aykırılığı
163
sayılı CBK’nin 6. maddesi ile 1 sayılı CBK’ya eklenen 143/Ğ maddesinin birinci
fıkrasının (e) bendi ile Diplomatik Güvenlik Genel Müdürlüğü’nün görev ve
yetkilerine Bakanlık personeli ile yurtdışına atanan diğer kamu görevlilerine
güvenlik eğitimi verme görevi verilmektedir. Ayrıca bend ile Bakan tarafından
belirlenecek kamu görevlisi olmayan diğer kişilere de bu güvenlik eğitiminin
verilmesi görevi düzenlenmektedir. İptal talebimizin konusu Bakana verilen bu
özel yetkidir.
Anayasa’nın
104/17. maddesinde “Anayasada münhasıran kanunla düzenlenmesi öngörülen
konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılamaz.” hükmü bulunmaktadır.
Anayasa Mahkemesi, Anayasa’da salt bir kanunla düzenleme kaydının bulunmasının,
ilgili konuyu cumhurbaşkanlığı kararnamesinin konu bakımından yetki alanından
çıkarmak açısından yeterli olduğunu ifade etmiştir:
“...
Anayasa’da münhasıran kanunla düzenlenmesi öngörülen konularda CBK
çıkarılamayacağı hüküm altına alınmıştır. Ancak Anayasa’da hangi konuların
münhasıran kanunla düzenleneceğine ilişkin özel bir hüküm bulunmamaktadır.
Bununla birlikte Anayasa Mahkemesinin yerleşik içtihadında anayasa koyucunun
kanunla düzenlenmesini öngördüğü konuların bu kapsamda görülmesi gerektiği
kabul edilmektedir (AYM, E.2016/150, K.2017/179, 28/12/2017, § 57; E.2016/180,
K.2018/4, 18/1/2018, § 17; E.2017/51, K.2017/163, 29/11/2017, § 13; E.2016/139,
K.2016/188, 14/12/2016, § 9; E.2013/47, K.2013/72, 6/6/2013). Buna göre
Anayasa’da kanunla düzenleneceği belirtilen alanlarda Cumhurbaşkanı’nın CBK
çıkarma yetkisi bulunmamaktadır”. (AYM, E.S. :2018/125, K.S.:2020/4,
K.T.:22/1/2020, R.G. Tarih – Sayı: 13/5/2020 – 31126, §11).
O
halde Anayasa’nın bir maddesinde bir konunun yasayla düzenlenmesi öngörülmüşse
o konunun Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile düzenlenmesi, Anayasa’nın 7. ve
104/17. maddelerine aykırılık oluşturacaktır.
163
sayılı CBK’nin 6. maddesi ile 1 sayılı CBK’ya eklenen 143/Ğ maddesinin birinci
fıkrasının (e) bendi ile Diplomatik Güvenlik Genel Müdürlüğüne Bakan tarafından
belirlenen ve kamu görevlisi olmayan kişilere güvenlik eğitimi verilmesi
öngörülmektedir.
Anayasa'nın
123. maddesinde, idarenin kuruluş ve görevleriyle bir bütün olduğu ve yasayla
düzenleneceği öngörüldükten sonra, idarenin kuruluş ve görevlerinin, merkezden
yönetim ve yerinden yönetim esaslarına dayandığı hükme bağlanmış ve 106.
maddesi ile Bakanlıkların merkez ve taşra teşkilatlarıyla görev ve yetkilerinin
CBK ile düzenlenebileceği belirtilmiştir.
Bakanlıklar,
merkezi yönetim kurumları olarak daha etkin ve verimli bir kamusal hizmet
sağlamak adına görevlerini ancak kanunla çerçevesi belirlenmiş bir biçimde
yerine getirirler. İdarenin kanuniliği ilkesi bunu zorunlu kılar. Anayasanın
123. maddesinde belirlenen idarenin bütünlüğü ve kanuniliği ilkesi aynı zamanda
Bakanlıklar ve diğer kamu kurum ve kuruluşları ile kamu tüzel kişilikleri
arasındaki ilişkileri de kapsar. Kamu kurum ve kuruluşları ile kamu tüzel
kişilikleri kendi faaliyet alanları içerisindeki faaliyet ve işlemlerini kanun
ile veya CBK’larla belirlenmiş bir kurallar bütünü içerisinde icra ederler.
Ancak,
iptali talep edilen bend ile Dışişleri Bakanlığı, herhangi bir kanuni veya CBK
ile belirlenmiş bir hukuk normuna bağlı olmaksızın, Bakan tarafından
belirlenecek olan ve herhangi bir kamu kurumu bünyesinde istihdam edilmeyen ve
kamu görevlisi olmayan kişilere güvenlik eğitimi vermeye yönelik
görevlendirilmekte ve Bakana herhangi nesnel ölçüte dayanmayan sınırları
belirlenmemiş bir biçimde kanuni dayanağı da bulunmayan bir yetki verilerek
Bakanlık tarafından verilecek güvenlik eğitimlerine özel hukuk gerçek kişilerini,
hatta yabancıları bile dahil olmak üzere istediği kişileri de bu güvenlik
eğitimlerine dahil etme yetkisi verilmektedir.
Bu
da Anayasa’nın 106. Maddesinde bakanlıkların görevlerinin CBK ile
belirlenmesine ilişkin kurala aykırılık taşımaktadır. Yetki devrinin sınırları
aşılmış ve CBK’da belirlenmesi gereken yetkilerin herhangi bir ölçüt, sınır
olmaksızın Bakana bırakılması Anayasa’nın 106. Maddesinde Cumhurbaşkanlığı
Kararnamelerinin konusu olan bir normun Bakanlıklara yetki devri aracılığıyla
bırakılması anlamına gelen bir durum yaratmıştır. Bu düzenleme, esas itibariyle
kamu görevlilerine yönelik bir eğitim hizmetinin Bakanın belirleyeceği kişilere
de verilmesi anlamına geleceği gibi bu kişilerin kimler olacağının belirsizliği
de bu eğitimin niteliği itibariyle güvenlik sorununu da beraberinde
getirmesinin yanı sıra yetki devrinin sınırlarını da aşan bir belirsiz yetki
tanımlaması anlamına gelmektedir ki bu husus açıkça cumhurbaşkanlığı
kararnamesiyle düzenlenme kuralını ve idarenin kanuniliği ilkesini
zedelemektedir. Bu nedenle Anayasanın 106. ve 123. maddelerine aykırıdır,
iptali gerekir.
Diğer
taraftan, Anayasa’nın 2. maddesinde hukuk devleti ilkesine yer verilmiştir.
“Kanunların kamu yararının sağlanması amacına yönelik olması, genel, objektif,
adil kurallar içermesi ve hakkaniyet ölçütlerini gözetmesi hukuk devleti
olmanın gereğidir. Bu nedenle kanun koyucunun hukuki düzenlemelerde kendisine
tanınan takdir yetkisini anayasal sınırlar içinde adalet, hakkaniyet ve kamu
yararı ölçütlerini göz önünde tutarak kullanması gerekir.” (AYMK, E.2013/158,
K.2014/68, 27.3.2014). Yasaların kamu yararına dayanması ilkesi ile; bütün
kamusal girişimlerin temelinde bulunması doğal olan kamu yararı düşüncesinin
yasalara egemen olması amaçlanmıştır.
Aynı
zamanda “Hukuki güvenlik ile belirlilik ilkeleri, hukuk devletinin
önkoşullarındandır. Kişilerin hukuki güvenliğini sağlamayı amaçlayan hukuki
güvenlik ilkesi, hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem
ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde
bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar.
Belirlilik ilkesi ise yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden
herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır
ve uygulanabilir olmasını, ayrıca kamu otoritelerinin keyfi uygulamalarına
karşı koruyucu önlem içermesini ifade etmektedir. Bu bakımdan, kanunun metni,
bireylerin, gerektiğinde hukuki yardım almak suretiyle, hangi somut eylem ve
olguya hangi hukuksal yaptırımın veya sonucun bağlandığını belli bir açıklık ve
kesinlikte öngörebilmelerine imkân verecek düzeyde olmalıdır. Dolayısıyla,
uygulanması öncesinde kanunun, muhtemel etki ve sonuçlarının yeterli derecede
öngörülebilir olması gereklidir.” (AYMK, E.2012/116, K.2013/32, 28.2.2013).
Hiç
kuşkusuz, kökleri Anayasa’nın 2. maddesindeki hukuk devleti ilkesinde bulunan
hukuki güvenlik ve belirlilik ilkeleri, cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin de
(kendi yetki alanları bakımından) uymaları gerekli kaidelerdir. AYM’ye göre,
“CBK’ların da hem kişiler hem idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve
kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel
olması gerekir" (AYM, E.S. :2018/125, K.S.:2020/4, K.T.:22/1/2020, R.G.
Tarih – Sayı: 13/5/2020 – 31126, §28). Dışişleri Bakanına geniş ve çerçevesi
çizilmemiş bir takdir yetkisi tanıyan iptali istenen kural, yeterli derecede
öngörülebilir olmadığı gibi idarenin keyfi yorum ve uygulamalarına karşı da
yeterince koruma sağlayacak nitelikte olmadığından hukuki güvenlik ve
belirlilik ilkelerine aykırıdır. Böyle bir düzenleme, kamu hizmetlerinin daha
etkin ve verimli bir şekilde ifasında, takdir yetkisinin objektif ölçüler ve
hakkaniyetle kullanılmasını sağlayacak nitelikte değildir. Bu nedenle iptali istenen
kural, belirli olmadığından ve öngörülemez olduğundan Anayasanın 2. maddesinde
güvence altına alınan hukuk devleti ilkesine aykırıdır.
Öte
yandan; “Anayasa'nın 7. maddesinde, yasama yetkisinin Türkiye Büyük Millet
Meclisine ait olduğu ve bu yetkinin devredilemeyeceği öngörülmüştür. Buna göre,
kanun ile düzenlenmesi öngörülen konularda, yürütme organına, genel, sınırsız,
esasları ve çerçevesi belirsiz bir düzenleme yetkisi verilmesi, yasama
yetkisinin devri anlamına geleceğinden Anayasa'nın 7. maddesine aykırı düşer.
Ancak, kanunda temel esasların ve çerçevenin belirlenmesi koşuluyla, uzmanlık
ve teknik konulara ilişkin ayrıntıların düzenlenmesinin yürütmeye bırakılması
Anayasa'ya aykırılık oluşturmaz.” (AYMK, E.2014/87, K.2015/112, 8.12.2015).
“Yürütme organına düzenleme yetkisi veren bir kanun hükmünün Anayasa'nın 7.
maddesine uygun olabilmesi için temel ilkeleri koyması, çerçeveyi çizmesi,
sınırsız, belirsiz, geniş bir alanı yürütmenin düzenlemesine bırakmaması
gerekir.” (AYMK, E.2011/45, K. 2013/24, 31.1.2013). İptali istenen düzenleme
ile idarenin kanuniliği ilkesine aykırı bir biçimde bir kamu hizmetinin (kamu
görevlilerine güvenlik eğitimi verilmesi) yerine getirilmesine ilişkin görevde
Dışişleri Bakanına sınırları belli olmayan, öznesi belli olmayan sübjektif bir
yetki verilmesi, yetki devrinin sınırlarını aşmasının yanı sıra Anayasa’nın 8.
Maddesinde tanımlanan yürütme yetkisinin sınırları içerisindeki
Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile yapılacak düzenlemelerdeki yetki devrinin de
sınırlarını aşmıştır. Söz konusu kural, yasada veya CBK’da temel esasların ve
çerçevenin belirlenerek, uzmanlık ve teknik konulara ilişkin ayrıntıların
düzenlenmesinin yürütmeye bırakılmasını zorunlu kılan Anayasanın 7. ve 8.
maddelerine de aykırıdır.
CBK’nin
6. Maddesi ile Bakanlığa CBK’ların düzenleme sınırları dışında olan ve kanunla
düzenlenmesi gereken bir alanda kanunilik ilkelerine aykırı bir yetki
verilmiştir. İptali istenen madde ile Bakanlığın görevlerine ilişkin kurallar
sadece CBK ile düzenlenmekle kalmamış, CBK bu konudaki yetkiyi hiçbir belirleme
yapmaksızın daha alt düzeydeki bir idari norm olan Bakan kararına bırakmıştır.
Bu nedenle, iptali istenen madde, münhasıran kanunla düzenlenmesi gereken
konularda CBK çıkarılamaz kuralını içeren Anayasanın 104/17. Maddesine de
aykırıdır. Haliyle bu düzenleme, idarenin kanuniliği ilkesi ile hukuki
belirlilik ilkesine aykırılık içermekte, idarenin yasallığı ile bakanlıkların
görevlerinin kanunla veya CBK ile düzenlenmesi yolundaki anayasal kurallara,
dolayısıyla Anayasa 104/17. Maddeye aykırılık oluşturmaktadır.
Sonuç
olarak, 163 sayılı CBK’nin 6. maddesi ile 1 sayılı CBK’ya eklenen 143/Ğ
maddesinin birinci fıkrasının (e) bendindeki “ile Bakan tarafından belirlenecek
diğer kişilere” ibaresinin, Anayasanın 2., 7., 8., 104/17, 106. ve 123.
Maddelerine aykırı olması nedeniyle iptali talep edilmektedir.
3)
163 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin 6. maddesi ile değiştirilen 1
sayılı CBK’ya eklenen 143/Ğ maddesinin ikinci fıkrasının birinci cümlesi ile
üçüncü fıkrasındaki “ile ilgili kurum ve kuruluşlardan personel ve teçhizat
teminine yönelik usul ve esaslar” ibaresinin Anayasaya Aykırılığı
163
sayılı CBK’nin 6. maddesi ile 1 sayılı CBK’ya eklenen 143/Ğ maddesinin ikinci
fıkrası ile üçüncü fıkrasında düzenlenen ve Dışişleri Bakanlığı bünyesinde
kurulan Diplomatik Güvenlik Genel Müdürlüğünün görev ve yetkileri arasına
görevlerini yerine getirme amacıyla gerekli olan güvenlik personeli ihtiyacını
ve bunların kullanacakları teçhizatı İçişleri Bakanlığı, Milli Savunma Bakanlığı
veya ilgili Kamu kurum ve kuruluşlarından geçici olarak görevlendirme yoluyla
karşılaması ile bu geçici görevlendirme teçhizat tedarikine ilişkin esas ve
usullerin Dışişleri Bakanlığınca çıkarılacak bir yönetmelik ile düzenlenmesi
öngörülmüştür.
a)
Anayasa’nın 104. maddesine aykırılık sorunu
İtilaflı
kurallar, konu bakımından yetki yönünden Cumhurbaşkanlığı Kararnameleri için
öngörülen anayasal çerçeveyi aşması nedeniyle Anayasa’nın 104. maddesine
aykırıdır.
i)
Münhasıran Kanunla düzenlenmesi Öngörülen Konuda Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi
Çıkarma Yasağına Aykırılık
Anayasa’nın
104/17. maddesinde “Anayasada münhasıran kanunla düzenlenmesi öngörülen
konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılamaz.” hükmü bulunmaktadır.
Anayasa Mahkemesi, Anayasa’da salt bir kanunla düzenleme kaydının bulunmasının,
ilgili konuyu cumhurbaşkanlığı kararnamesinin konu bakımından yetki alanından
çıkarmak açısından yeterli olduğunu ifade etmiştir:
“...
Anayasa’da münhasıran kanunla düzenlenmesi öngörülen konularda CBK
çıkarılamayacağı hüküm altına alınmıştır. Ancak Anayasa’da hangi konuların
münhasıran kanunla düzenleneceğine ilişkin özel bir hüküm bulunmamaktadır.
Bununla birlikte Anayasa Mahkemesinin yerleşik içtihadında anayasa koyucunun
kanunla düzenlenmesini öngördüğü konuların bu kapsamda görülmesi gerektiği
kabul edilmektedir (AYM, E.2016/150, K.2017/179, 28/12/2017, § 57; E.2016/180,
K.2018/4, 18/1/2018, § 17; E.2017/51, K.2017/163, 29/11/2017, § 13; E.2016/139,
K.2016/188, 14/12/2016, § 9; E.2013/47, K.2013/72, 6/6/2013). Buna göre
Anayasa’da kanunla düzenleneceği belirtilen alanlarda Cumhurbaşkanı’nın CBK
çıkarma yetkisi bulunmamaktadır”. (AYM, E.S. :2018/125, K.S.:2020/4,
K.T.:22/1/2020, R.G. Tarih – Sayı: 13/5/2020 – 31126, §11).
O
halde Anayasa’nın bir maddesinde bir konunun yasayla düzenlenmesi öngörülmüşse
o konunun Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile düzenlenmesi, Anayasa’nın 7. ve
104/17. maddelerine aykırılık oluşturacaktır.
Yukarıda
da belirtildiği üzere Anayasa’nın 128. maddesinde, “Memurların ve diğer kamu
görevlilerinin nitelikleri, atanmaları, görev ve yetkileri, hakları ve
yükümlülükleri, aylık ve ödenekleri ve diğer özlük işleri kanunla düzenlenir.
Ancak, malî ve sosyal haklara ilişkin toplu sözleşme hükümleri saklıdır” hükmü
yer almaktadır.
Anayasa’nın
128. maddesinde belirtilen bu hüküm açıkça kamuda çalışmakta olan memurlar ve
diğer kamu görevlilerinin, nitelikleri, atanma, görev ve yetkileri, hakları ve
yükümlülükleri, aylık ve diğer özlük işleri ile görevlendirmelerinin,
görevlerinin sona erme işlemlerinin kanun ile düzenlenmesi şartını
getirmektedir. Dolayısıyla, bu madde kapsamında yer alan personelin istihdamı,
geçici olarak bir kurumdan başka bir kuruma görevlendirilmeleri, bunların başka
kurumlara atanmaları, nitelikleri, iş akitlerinin sona ermesi veya bunların
tayin, nakil, görev ve unvan değişiklikleri gibi özlük haklarını doğrudan
etkileyen bir düzenlemenin de kanunla yapılmasının gerektiği aşikardır.
Anayasa
Mahkemesi, 24/8/2021 tarihli ve (83) numaralı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında
Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinde Değişiklik Yapılmasına Dair Cumhurbaşkanlığı
Kararnamesi’nin 4. maddesiyle 10/7/2018 tarihli ve 30474 sayılı Resmî Gazete’de
yayımlanan (1) numaralı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı
Kararnamesi’nin Altıncı Kısmı’nın Sekizinci Bölümü’ne eklenen geçici 2.
maddesine ilişkin 2021/115 E., 2023/133 K. sayılı kararında şu şekilde
tanımlanmaktadır:
“11.
Anayasa'nın 128. maddesinde devletin, kamu iktisadi teşebbüsleri ve diğer kamu
tüzelkişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu
hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevlerin, memurlar ve diğer kamu
görevlileri eliyle görüleceği ifade edilmiş; memurların ve diğer kamu
görevlilerinin nitelikleri, atanmaları, görev ve yetkileri, hakları ve
yükümlülükleri, aylık ve ödenekleri ile diğer özlük işlerinin kanunla
düzenleneceği belirtilmiştir.
12. Kamu hizmeti niteliği taşıyan görevlerin yerine
getirilebilmesi bağlamında Hazine ve Maliye Bakanlığında muhasebat
başkontrolörü, muhasebat kontrolörü ve muhasebe denetmeni kadrosunda istihdam
edilen personelin genel idari esaslara göre yürütülen asli ve sürekli görevleri
yerine getirdikleri, dolayısıyla Anayasa’nın 128. maddesi anlamında memur veya
diğer kamu görevlisi sıfatına sahip bulundukları hususunda tereddüt
bulunmamaktadır.
13. Anayasa’nın 128. maddesine göre memurlar ve diğer kamu
görevlilerinin atanmalarının kanunla düzenlenmesi gerekmekte olup kurallarla
muhasebat başkontrolörü, muhasebat kontrolörü ve muhasebe denetmeni kadrolarına
atanabilme şartlarına yönelik bir düzenleme öngörülmektedir.
14. Bu itibarla Anayasa’nın 128. maddesi uyarınca münhasıran
kanunla düzenlenmesi gereken bir konuda düzenleme yapan kuralların Anayasa’nın
104. maddesinin on yedinci fıkrasının üçüncü cümlesine aykırı olduğu
anlaşılmıştır (benzer yöndeki karar için bkz. AYM, E.2021/90, K.2022/108,
28/09/2022, §§ 61-67).”
Yine,
AYM, başka bir kararında da aynı yönde bir değerlendirme yapmaktadır. İlgili
karar şu şekildedir:
“62.
(79) numaralı CBK’nın geçici 2. maddesinin birinci cümlesinde bu maddenin
yürürlüğe girdiği tarihte Bakanlıkta Avrupa Birliği Uzmanı, Avrupa Birliği
Uzman Yardımcısı ile İhracatı Geliştirme Uzmanı kadrolarında bulunanların, bu
maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren 1 ay içinde talep etmeleri hâlinde
durumlarına uygun Ticaret Uzmanı ve Ticaret Uzman Yardımcısı kadrolarına
atanması hüküm altına alınmış olup anılan cümle dava konusu kuralı
oluşturmaktadır.
63.
Anayasa'nın 128. maddesinde devletin, kamu iktisadi teşebbüsleri ve diğer kamu
tüzelkişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu
hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevlerin, memurlar ve diğer kamu
görevlileri eliyle görüleceği ifade edilmiş; memurların ve diğer kamu
görevlilerinin nitelikleri, atanmaları, görev ve yetkileri, hakları ve
yükümlülükleri, aylık ve ödenekleri ile diğer özlük işlerinin kanunla
düzenleneceği belirtilmiştir.
64.
Kamu hizmeti niteliği taşıyan görevlerin yerine getirilebilmesi bağlamında
Bakanlıkta Ticaret Uzmanı ve Ticaret Uzman Yardımcısı kadrosunda istihdam
edilen personelin genel idari esaslara göre yürütülen asli ve sürekli görevleri
yerine getirdikleri, dolayısıyla Anayasa’nın 128. maddesi anlamında memur veya
diğer kamu görevlisi sıfatına sahip bulundukları hususunda tereddüt
bulunmamaktadır.
65.
Anayasa’nın 128. maddesine göre memurlar ve diğer kamu görevlilerinin
atanmalarının kanunla düzenlenmesi gerekmekte olup kuralla Ticaret Uzmanı ve
Ticaret Uzman Yardımcısı kadrolarına atanabilmeye ilişkin koşullara yönelik bir
düzenleme öngörülmektedir.
66.
Bu itibarla Anayasa’nın 128. maddesi uyarınca münhasıran kanunla düzenlenmesi
gereken bir konuda düzenleme yapan kuralın Anayasa’nın 104. maddesinin on
yedinci fıkrasının üçüncü cümlesine aykırı olduğu anlaşılmaktadır.
67.
Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasının
üçüncü cümlesine aykırıdır. İptali gerekir.”( AYM, E.2021/90, K.2022/108,
28/09/2022, §§ 61-67)
Yukarıda
da belirtildiği üzere iptali talep edilen cümle ve ibare ile yapılan düzenleme
kamu görevlilerinin bir kurumdan başka bir kuruma geçici olarak
görevlendirilmeleri ile ilgili olup doğrudan özlük haklarıyla ile ilgilidir ve
Anayasa’nın 128. maddesinde belirtilen kanunilik ilkesine tabidir. Söz konusu
güvenlik personeli olarak tanımlanan personelin İçişleri Bakanlığı, Milli
Savunma Bakanlığı ve ilgili diğer kamu kurum ve kuruluşlarında ilgili kadrolara
atanmış olan emniyet personeli, jandarma komutanlığı personeli, Sahil Güvenlik
Komutanlığı personeli, Milli Savunma Bakanlığı bünyesindeki askeri personel ve
Milli İstihbarat Başkanlığı bünyesindeki kamu görevlileri olduğu aşikardır ve
bunların kamu görevlisi olmaları nedeniyle bunların tayin, nakil,
görevlendirme, gibi özlük haklarının da kanunla düzenlenmesi gerekmekte olup,
bunun dışında Cumhurbaşkanlığı kararnameleri ile bu konularda belirleme
yapılması mümkün değildir. Bu itibarla; Anayasa’nın 128. maddesi uyarınca
kanunla düzenlenmesi gereken bir konuyu düzenleyen ihtilaflı CBK düzenlemesi,
konu bakımından yetkisizlikle maluldür ve Anayasa’nın 104/17. maddesine
aykırıdır.
Dolayısıyla,
söz konusu düzenleme, Anayasa’nın 104/17. maddesinde belirlenen sınırları
aşarak kanun ile düzenlenmesi öngörülen alanda düzenleme yapması nedeniyle
Anayasa’nın 104/17. fıkrasına aykırıdır, iptali gerekir.
ii)
Kanunda Açıkça Düzenlenen Konuda Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi Çıkarma
Yasağına Aykırılık
Anayasanın
104/17. maddesinde, “Kanunda açıkça düzenlenen konularda Cumhurbaşkanlığı
kararnamesi çıkarılamaz” kuralı bulunmaktadır. Bir konu yasa ile açıkça
düzenlenmişse, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkartılamaz. Cumhurbaşkanlığı
kararnamesi ile yasaların açıkça düzenlediği hususlarda bir düzenleme
yapılamamakta, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile kanunlarda farklı hükümler
bulunması halinde, kanun hükümleri uygulanmakta, Türkiye Büyük Millet Meclisinin
aynı konuda kanun çıkarması durumunda, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi hükümsüz
hale gelmektedir. Bu hükümler, açıkça Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin yasa
gücünde olmadığını, Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle yasaların
değiştirilemeyeceğini göstermektedir. Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci
fıkrasının herhangi bir tartışmaya açık olmayan belirgin hükümleri karşısında,
hangi konuda olursa olsun, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile bir yasayı
değiştirmek veya yürürlükten kaldırmak mümkün değildir. Anayasanın 104. maddesi
çerçevesinde kanunla düzenlenmesi öngörülen konuların haricinde kanunla
düzenlenmiş konularda da CBK ile düzenleme yapılamaz.
163
sayılı CBK’nin 6. maddesi ile 1 sayılı CBK’ya eklenen 143/Ğ maddesinin ikinci
fıkrası ile üçüncü fıkrasında Dışişleri Bakanlığı bünyesinde kurulan Diplomatik
Güvenlik Genel Müdürlüğünün görev ve yetkileri arasına görevlerini yerine
getirme amacıyla gerekli olan güvenlik personeli ihtiyacını ve bunların
kullanacakları teçhizatı İçişleri Bakanlığı, Milli Savunma Bakanlığı veya
ilgili Kamu kurum ve kuruluşlarından geçici olarak görevlendirme yoluyla
karşılaması ile bu geçici görevlendirme teçhizat tedarikine ilişkin esas ve
usullerin Dışişleri Bakanlığınca çıkarılacak bir yönetmelik ile belirlenmesine
ilişkin bir düzenleme yapılmaktadır. Söz konusu güvenlik personeli olarak görev
yapan kamu görevlilerinin geçici olarak başka kamu kurum ve kuruluşlarına
görevlendirilmelerine ilişkin konular, 14/7/1965 tarih ve 657 sayılı Devlet
Memurları Kanunu ile düzenlenmiş bir konudur.
657
sayılı Kanunun “Kurumlar arası geçici süreli görevlendirme” başlıklı ek 8.
Maddesinde bu konu düzenlenmiş ve söz konusu madde ile devlet memurlarının
kurumlar arası geçici görevlendirilebilmesine yönelik şartlar, geçici
görevlendirmeye ilişkin azami süreler ve diğer hususlar açık bir biçimde
belirlenmiştir. İlgili madde hükmü aşağıdadır:
Kurumlar arası geçici süreli görevlendirme:[286]
Ek Madde 8 – (31/7/1970 - 1327/74 md. ile gelen Ek 1 inci md.
hükmü olup madde numarası teselsül ettirilmiştir.; Değişik: 13/2/2011 -
6111/115 md.)
Memurlar, geçici görevlendirme yapmak isteyen kurumun talebi ve
çalıştıkları kurumun izni ile diğer kamu kurum ve kuruluşlarında aşağıda
belirtilen şartlarla geçici süreli olarak görevlendirilebilir:
a) Yurtdışında görevlendirilen güvenlik görevlileri hariç olmak
üzere, memurun görevlendirileceği kurumda göreve ilişkin 4 üncü ve daha yukarı
bir dereceden boş bir kadronun bulunması şarttır.
b) Geçici süreli görevlendirilen memurlar, geçici süreli olarak
görevlendirildikleri kurumların mevzuatına uymakla yükümlüdür.
c) Geçici süreli olarak görevlendirilen memurlar, yurtdışında
görevlendirilen güvenlik görevlileri hariç olmak üzere, aylıkları ile diğer
malî ve sosyal haklarını kurumlarından alır. Bu memurların kadroları ile
ilişkileri, kendi sınıf ve derecelerindeki terfi ve emeklilik hakları devam
eder.
d) Geçici süreli görevlendirme süresi bir yılda altı ayı geçemez.
Yurtdışında görevlendirilen güvenlik görevlileri için geçici görevlendirme
süresi en çok iki yıldır; gerekli görülmesi hâlinde bu süre bir katına kadar
uzatılabilir.
e) Geçici süreli görevlendirmenin, memurların göreviyle ilgili
olması şarttır.
f) Geçici süreli görevlendirmede memurun muvafakati aranır.
Birinci fıkrada belirtilen hâller dışında memurlar, kamu yararı ve
hizmet gerekleri sebebiyle ihtiyaç duyulması hâlinde kurumlarınca, Devlet
Personel Başkanlığının uygun görüşü alınarak diğer kamu kurum ve kuruluşlarında
altı aya kadar geçici süreli olarak görevlendirilebilir.
Devlet
Memurları haricindeki kamu personelinin kurumlararası geçici görevlendirilmesi
de kanun ile düzenlenmiştir. 27/6/1989 tarih ve 375 sayılı 657 Sayılı Devlet
Memurları Kanunu, 926 Sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu, 2802
Sayılı Hakimler Ve Savcılar Kanunu, 2914 Sayılı Yükseköğretim Personel Kanunu,
5434 Sayılı T.C. Emekli Sandığı Kanunu İle Diğer Bazı Kanun Ve Kanun Hükmünde
Kararnamelerde Değişiklik Yapılması, Devlet Memurları Ve Diğer Kamu
Görevlilerine Memuriyet Taban Aylığı Ve Kıdem Aylığı İle Ek Tazminat Ödenmesi
Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’ye 703 sayılı KHK’nın 178. Maddesi ile
eklenen ek 25. maddesinde söz konusu kamu personelinin kurumlararası geçici
görevlendirilmesine ilişkin düzenleme yapılmıştır. Aşağıda söz konusu madde
eklenmiştir:
Kurumlar
arası geçici görevlendirme
Ek
Madde 25- (Ek: 2/7/2018 – KHK-703/178 md.)
Hâkim
ve savcılar ile bu meslekten sayılanlar hariç olmak üzere, statülerine
bakılmaksızın bir kadro veya pozisyona dayalı olarak kamu kurum veya kuruluşlarında
istihdam edilenler, kurumlarının muvafakatiyle bir yılı geçmemek üzere diğer
kamu kurum ve kuruluşlarında geçici görevlendirilebilir. Bu süre birer yıl
olarak uzatılabilir.
Kamu
kurum veya kuruluşlarının emrine geçici görevlendirilenler mali ve sosyal hak
ve yardımlarını kurumlarından alırlar. Bunlar bu şekilde görevlendirildikleri
süre boyunca kurumlarından aylıklı izinli sayılırlar.
Kurum
veya kuruluşların kadro veya pozisyonlarına geçici görevlendirmenin
yapılabilmesi için, görevlendirileceklerin ilgili mevzuat uyarınca kadro veya
pozisyona asaleten atanmada aranan, asaleten atanmada sınav şartı aranılan
kadro veya görevler için bu sınavlara girebilme hakkının elde edilmiş olması
dahil, tüm şartları bir arada taşımaları gerekir. Bu şekilde görevlendirilenler
görevlendirildikleri kadro veya pozisyon için öngörülen mali ve sosyal hak ve
yardımlardan emsali personel gibi faydalandırılır. Bunlar geçici
görevlendirildikleri süre boyunca kurumlarından aylıksız izinli sayılırlar.
Bunların Sosyal Güvenlik Kurumu ile ilişkileri kendi kurumlarındaki statüleri
dikkate alınarak devam ettirilir.
Geçici
görevlendirilenlerin özlük hakları devam eder ve bu süreler terfi ve
emekliliklerinde hesaba katılır. Terfileri başkaca bir işleme gerek kalmaksızın
süresinde yapılır. Bunların geçici görevlendirildikleri kurumda geçirdikleri
süreler kendi kurumlarında geçirilmiş sayılır. Akademik unvanların kazanılması
için gerekli şartlar saklıdır.
Bu
maddeye göre görevlendirilenler, görevlendirildikleri kurumların mevzuatına uymakla
yükümlüdür.
Toplamda
altı ayı geçen görevlendirmelerde personelin muvafakatinin de alınması şarttır.
Kanunlarda
yer alan geçici görevlendirme hükümleri saklıdır.
Bu
madde kapsamında görevlendirmeye ilişkin usul ve esaslar Devlet Personel
Başkanlığınca hazırlanarak Cumhurbaşkanınca yürürlüğe konulacak yönetmelikle
belirlenir.”
Görüldüğü
üzere memurlar ve diğer kamu görevlilerinin kurumlar arası geçici
görevlendirilmesine ilişkin kanuni düzenlemeler ile bu geçici görevlendirmenin
kapsamı, süresi, şartları ve kamu görevlilerinin özlük haklarına etkileri
tanımlanmıştır. Dolayısıyla, kanunla düzenlenmiş bir konuda CBK ile düzenleme
yapılmıştır. Şu halde; ihtilaflı kural, kanunda açıkça düzenlenen konularda
cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılması yasağını ihlal etmektedir. Bu nedenle
iptali talep edilen düzenleme, Anayasa’nın 104/17. Maddesine aykırıdır, iptali
gerekir.
Dolayısıyla,
yukarıda belirtilen ihtilaflı düzenleme, Anayasa’nın 104/17. maddesinde
belirlenen sınırları aşarak kanun ile düzenlenmesi öngörülen alanda düzenleme
yapması ve kanunla düzenlenmiş konularda düzenleme yapması nedeniyle; konu
bakımından yetkisizlikle maluldür ve Anayasa’nın 104/17. fıkrasına aykırıdır.
Bu cihetle, ihtilaflı kuralın iptali gerekir.
b) Anayasa’nın
128. maddesine aykırılık sorunu
Anayasa’nın
128. maddesinde, “Memurların ve diğer kamu görevlilerinin nitelikleri,
atanmaları, görev ve yetkileri, hakları ve yükümlülükleri, aylık ve ödenekleri
ve diğer özlük işleri kanunla düzenlenir. Ancak, malî ve sosyal haklara ilişkin
toplu sözleşme hükümleri saklıdır” hükmü yer almaktadır.
Anayasa’nın
128. maddesinde belirtilen bu hüküm açıkça kamuda çalışmakta olan memurlar ve
diğer kamu görevlilerinin, nitelikleri, atanma, görev ve yetkileri, hakları ve
yükümlülükleri, aylık ve diğer özlük işleri ile görevlendirmelerinin,
görevlerinin sona erme işlemlerinin kanun ile düzenlenmesi şartını
getirmektedir. Dolayısıyla, bu madde kapsamında yer alan personelin istihdamı,
geçici olarak bir kurumdan başka bir kuruma görevlendirilmeleri, bunların başka
kurumlara atanmaları, nitelikleri, iş akitlerinin sona ermesi veya bunların
tayin, nakil, görev ve unvan değişiklikleri gibi özlük haklarını doğrudan
etkileyen bir düzenlemenin de kanunla yapılmasının gerektiği aşikardır.
Anayasa
Mahkemesi, 24/8/2021 tarihli ve (83) numaralı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı
Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinde Değişiklik Yapılmasına Dair
Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin 4. maddesiyle 10/7/2018 tarihli ve 30474
sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan (1) numaralı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı
Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin Altıncı Kısmı’nın Sekizinci Bölümü’ne
eklenen geçici 2. maddesine ilişkin 2021/115 E., 2023/133 K. sayılı kararında
şu şekilde tanımlanmaktadır:
“11.
Anayasa'nın 128. maddesinde devletin, kamu iktisadi teşebbüsleri ve diğer kamu
tüzelkişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu
hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevlerin, memurlar ve diğer kamu
görevlileri eliyle görüleceği ifade edilmiş; memurların ve diğer kamu
görevlilerinin nitelikleri, atanmaları, görev ve yet-kileri, hakları ve
yükümlülükleri, aylık ve ödenekleri ile diğer özlük işlerinin kanunla
düzen-leneceği belirtilmiştir.
12.
Kamu hizmeti niteliği taşıyan görevlerin yerine getirilebilmesi bağlamında
Hazine ve Maliye Bakanlığında muhasebat başkontrolörü, muhasebat kontrolörü ve
muhasebe denetmeni kadrosunda istihdam edilen personelin genel idari esaslara
göre yürütülen asli ve sürekli görevleri yerine getirdikleri, dolayısıyla
Anayasa’nın 128. maddesi anlamında memur veya diğer kamu görevlisi sıfatına
sahip bulundukları hususunda tereddüt bulunmamaktadır.
13.
Anayasa’nın 128. maddesine göre memurlar ve diğer kamu görevlilerinin
atanma-larının kanunla düzenlenmesi gerekmekte olup kurallarla muhasebat
başkontrolörü, muhasebat kontrolörü ve muhasebe denetmeni kadrolarına
atanabilme şartlarına yönelik bir düzenleme öngörülmektedir.
14.
Bu itibarla Anayasa’nın 128. maddesi uyarınca münhasıran kanunla düzenlenme-si
gereken bir konuda düzenleme yapan kuralların Anayasa’nın 104. maddesinin on
yedinci fıkrasının üçüncü cümlesine aykırı olduğu anlaşılmıştır (benzer yöndeki
karar için bkz. AYM, E.2021/90, K.2022/108, 28/09/2022, §§ 61-67).”
Yine,
AYM, başka bir kararında da aynı yönde bir değerlendirme yapmaktadır. İlgili
karar şu şekildedir:
“62.
(79) numaralı CBK’nın geçici 2. maddesinin birinci cümlesinde bu maddenin
yürürlüğe girdiği tarihte Bakanlıkta Avrupa Birliği Uzmanı, Avrupa Birliği
Uzman Yardımcısı ile İhracatı Geliştirme Uzmanı kadrolarında bulunanların, bu
maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren 1 ay içinde talep etmeleri hâlinde
durumlarına uygun Ticaret Uzmanı ve Ticaret Uzman Yardımcısı kadrolarına
atanması hüküm altına alınmış olup anılan cümle dava konusu kuralı
oluşturmaktadır.
63.
Anayasa'nın 128. maddesinde devletin, kamu iktisadi teşebbüsleri ve diğer kamu
tüzelkişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu
hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevlerin, memurlar ve diğer kamu
görevlileri eliyle görüleceği ifade edilmiş; memurların ve diğer kamu
görevlilerinin nitelikleri, atanmaları, görev ve yetkileri, hakları ve
yükümlülükleri, aylık ve ödenekleri ile diğer özlük işlerinin kanunla
düzenleneceği belirtilmiştir.
64.
Kamu hizmeti niteliği taşıyan görevlerin yerine getirilebilmesi bağlamında
Bakanlıkta Ticaret Uzmanı ve Ticaret Uzman Yardımcısı kadrosunda istihdam
edilen personelin genel idari esaslara göre yürütülen asli ve sürekli görevleri
yerine getirdikleri, dolayısıyla Anayasa’nın 128. maddesi anlamında memur veya
diğer kamu görevlisi sıfatına sahip bulundukları hususunda tereddüt
bulunmamaktadır.
65.
Anayasa’nın 128. maddesine göre memurlar ve diğer kamu görevlilerinin
atanmalarının kanunla düzenlenmesi gerekmekte olup kuralla Ticaret Uzmanı ve
Ticaret Uzman Yardımcısı kadrolarına atanabilmeye ilişkin koşullara yönelik bir
düzenleme öngörülmektedir.
66.
Bu itibarla Anayasa’nın 128. maddesi uyarınca münhasıran kanunla düzenlenmesi
gereken bir konuda düzenleme yapan kuralın Anayasa’nın 104. maddesinin on
yedinci fıkrasının üçüncü cümlesine aykırı olduğu anlaşılmaktadır.
67.
Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasının
üçüncü cümlesine aykırıdır. İptali gerekir.”( AYM, E.2021/90, K.2022/108,
28/09/2022, §§ 61-67)
Yukarıda
da belirtildiği üzere iptali talep edilen cümle ve ibare ile yapılan düzenleme
kamu görevlilerinin bir kurumdan başka bir kuruma geçici olarak
görevlendirilmeleri ile ilgili olup doğrudan özlük haklarıyla ile ilgilidir ve
Anayasa’nın 128. maddesinde belirtilen kanunilik ilkesine tabidir. Söz konusu
güvenlik personeli olarak tanımlanan personelin İçişleri Bakanlığı, Milli
Savunma Bakanlığı ve ilgili diğer kamu kurum ve kuruluşlarında ilgili kadrolara
atanmış olan emniyet personeli, jandarma komutanlığı personeli, Sahil Güvenlik
Komutanlığı personeli, Milli Savunma Bakanlığı bünyesindeki askeri personel ve
Milli İstihbarat Başkanlığı bünyesindeki kamu görevlileri olduğu aşikardır ve
bunların kamu görevlisi olmaları nedeniyle bunların tayin, nakil, görevlendirme,
gibi özlük haklarının da kanunla düzenlenmesi gerekmekte olup, bunun dışında
Cumhurbaşkanlığı kararnameleri ile bu konularda belirleme yapılması mümkün
değildir. Bu itibarla; Anayasa’nın 128. maddesi uyarınca kanunla düzenlenmesi
gereken bir konuyu düzenleyen ihtilaflı CBK düzenlemesi, kanunilik ilkesini
zedelediğinden Anayasa’nın 128. maddesine aykırıdır, iptali gerekir.
c)
Anayasa’nın 7. Maddesinde Belirlenen Yasama Yetkisinin Devredilemezliği
İlkesine Aykırılık
Yürütme
organı (ya da idare), Anayasada öngörülmüş durumlar dışında kanunların
düzenlemediği bir alanda kendiliğinden kural koyamaz ya da bir kanuna aykırı
olarak bir kural koyamaz.
163
sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 6. maddesi ile değiştirilen 1 sayılı
CBK’ya eklenen 143/Ğ maddesinin ikinci fıkrasının birinci cümlesi ile üçüncü
fıkrasındaki “ile ilgili kurum ve kuruluşlardan personel ve teçhizat teminine
yönelik usul ve esaslar” ibaresi ile Dışişleri Bakanlığı bünyesinde kurulan
Diplomatik Güvenlik Genel Müdürlüğünün görev ve yetkileri arasına görevlerini
yerine getirme amacıyla gerekli olan güvenlik personeli ihtiyacını ve bunların
kullanacakları teçhizatı İçişleri Bakanlığı, Milli Savunma Bakanlığı veya
ilgili Kamu kurum ve kuruluşlarından geçici olarak görevlendirme yoluyla karşılaması
ile bu geçici görevlendirme teçhizat tedarikine ilişkin esas ve usullerin
Dışişleri Bakanlığınca çıkarılacak bir yönetmelik ile düzenlenmesi
öngörülmüştür.
Söz
konusu düzenleme ile Anayasa’nın 128. maddesinde ve yasa ile düzenlenmesi
öngörülmüş bir alanda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile kamu görevlilerinin
özlük haklarına ilişkin düzenleme yapılmaktadır. Aynı zamanda yürütme kanun ile
düzenlenmiş bir konuda CBK ile düzenleme yaparak yasama yetkisine müdahale
etmektedir. Bu şekilde; yürütme, fonksiyon gaspı yapmak suretiyle, Anayasa
tarafından kanun koyucunun konu bakımından yetki alanına inhisar ettirilen bir
alanda düzenleme yapmıştır. Yürütme organı (ya da idare), Anayasada öngörülmüş
durumlar dışında kanunların düzenlemediği bir alanda kendiliğinden kural
koyamaz.
Dolayısıyla
kamu görevlilerinin özlük haklarının kanunla düzenlenmesi yolundaki Anayasa
kuralına aykırı bir düzenleme yapılması, kanunla düzenlenmiş bir konuda ve
yürütmeye Anayasa’ya aykırı bir yetki tanımlanması, yasama yetkisinin devrine
ilişkin sınırın aşıldığını ve yürütmenin yasamanın yetki alanına müdahale
ettiğini göstermektedir. Bu nedenle, söz konusu madde, Anayasa’nın 7.
maddesinde belirlenen yasama yetkisini devretme yasağına aykırıdır, iptali
gerekir.
d)
Anayasa’nın 8. Maddesine Aykırılık
Anayasa’nın
8. maddesine göre; “Yürütme yetkisi ve görevi, Cumhurbaşkanı tarafından,
Anayasaya ve kanunlara uygun olarak kullanılır ve yerine getirilir”.
Cumhurbaşkanlığı kararnamesi, yürütme yetkisi olarak, Anayasa ve kanunlar
çerçevesinde kullanılmalıdır. Oysa, 163 sayılı CBK’nın 6. maddesi ile
değiştirilen 1 sayılı CBK’ya eklenen 143/Ğ maddesinin ikinci fıkrasının birinci
cümlesi ile üçüncü fıkrasındaki “ile ilgili kurum ve kuruluşlardan personel ve
teçhizat teminine yönelik usul ve esaslar” ibaresi ile Dışişleri Bakanlığı
bünyesinde kurulan Diplomatik Güvenlik Genel Müdürlüğünün görev ve yetkileri
arasına görevlerini yerine getirme amacıyla gerekli olan güvenlik personeli
ihtiyacını ve bunların kullanacakları teçhizatı İçişleri Bakanlığı, Milli
Savunma Bakanlığı veya ilgili Kamu kurum ve kuruluşlarından geçici olarak
görevlendirme yoluyla karşılaması ile bu geçici görevlendirme teçhizat
tedarikine ilişkin esas ve usullerin Dışişleri Bakanlığınca çıkarılacak bir
yönetmelik ile düzenlenmesi öngörülmektedir. Yukarıda belirtildiği üzere bir
CBK ile kanunla düzenlenmesi öngörülen bir alanda düzenleme yapılması ve
kanunla düzenlenmiş bir konuda CBK ile düzenleme yapılması suretiyle kanun
koyucunun alanına müdahale edilmesi, anayasal çerçeve dışında yetki kullanımını
ortaya koymaktadır. Bu itibarla 163 sayılı CBK’nın 6. maddesi ile değiştirilen
1 sayılı CBK’ya eklenen 143/Ğ maddesinin ikinci fıkrasının birinci cümlesi ile
üçüncü fıkrasındaki “ile ilgili kurum ve kuruluşlardan personel ve teçhizat
teminine yönelik usul ve esaslar” ibaresi, Anayasa’nın 8. maddesine de
aykırıdır, iptali gerekir.
e)
Anayasa’nın 2. Maddesine ve Başlangıç İlkelerine Aykırılık
Başlangıçta
belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk
Devleti” olan Cumhuriyet, erkler ayrılığı ilkesinde somutlaşır: “Kuvvetler
ayrımının, Devlet organları arasında üstünlük sıralaması anlamına gelmeyip,
belli Devlet yetki ve görevlerinin kullanılmasından ibaret ve bununla sınırlı
medeni bir işbölümü ve işbirliği olduğu ve üstünlüğün ancak Anayasa ve
kanunlarda bulunduğu;” (Başlangıç, prg.4). Bu çerçevede; Anayasa’nın 7., 8. ve
9. maddeleri de yasama, yürütme ve yargı yetkilerini ayrı ayrı düzenler.
163
sayılı CBK’nın 6. maddesi ile değiştirilen 1 sayılı CBK’ya eklenen 143/Ğ
maddesinin ikinci fıkrasının birinci cümlesi ile üçüncü fıkrasındaki “ile
ilgili kurum ve kuruluşlardan personel ve teçhizat teminine yönelik usul ve
esaslar” ibaresi,, yukarıda açıklanan nedenlerle, “Anayasa ve kanunların
üstünlüğü” ilkesini ihlal ettiğinden, Anayasa’nın 2. maddesine ve Başlangıç
prg. 4’e de aykırılık oluşturmaktadır.
Bu
aykırılık durumu, “kaynağını Anayasa’dan almayan Devlet yetkisi kullanma
yasağı” (md.6) karşısında ve Anayasanın bağlayıcılığı ve üstünlüğü ilkesi
(md.11) ile daha belirgin hale gelmektedir. Başta yasama, yürütme ve yargı
organlarının saygı göstermesi gelmek üzere, “Anayasanın üstünlüğü ve
bağlayıcılığı” hükmünün etkililiği, Anayasa Mahkemesi’nin bu kuralın biricik
bekçiliğini yapması ölçüsünde mümkündür. Her vesile ile bu hükmü anlamlandırmak
ve güncellemek, hukuk devleti (md.2) açısından yaşamsaldır. Bu bakımdan,
yürütme tekeline sahip olan makamın, yasama yetkisinin devredilmezliği kuralına
saygı göstermesi, “Anayasanın üstünlüğü ve bağlayıcılığı” hükmünün sürekli
gözetilmesi ölçüsünde mümkündür.
Dahası,
Cumhurbaşkanı’nın, “Anayasanın uygulanmasını, Devlet organlarının düzenli ve
uyumlu çalışmasını temin” etme yükümlülüğü (md.104/2), aykırılık durumunu,
aşikâr olmanın ötesinde tehlikeli hale getirmektedir. Bu nedenle, söz konusu
düzenleme, Anayasa’ya aykırı olarak bir yetki kullanımını düzenlediğinden ve
yukarıda belirtilen nedenlerle Anayasa’nın 6., 11. ve 104/2. Maddelerine de
aykırılık teşkil etmektedir.
Yukarıda
belirtilen nedenlerle 163 sayılı CBK’nın 6. maddesi ile değiştirilen 1 sayılı
CBK’ya eklenen 143/Ğ maddesinin ikinci fıkrasının birinci cümlesi ile üçüncü
fıkrasındaki “ile ilgili kurum ve kuruluşlardan personel ve teçhizat teminine
yönelik usul ve esaslar” ibaresi, Anayasanın Başlangıç ilkelerine, 2., 6., 7.,
8., 11., 104/2, 104/17. ve 128. maddelerine aykırı olması nedeniyle iptali
talep edilmektedir.
4)
163
sayılı Bazı Cumhurbaşkanlığı Kararnamelerinde Değişiklik Yapılmasına Dair
Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin 14. maddesi ile ekli (1) ve (2) sayılı
listelerin Anayasaya Aykırılığı
163
sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 14. maddesi ile Hazine ve Maliye
Bakanlığı Merkez teşkilatı için ekli (1) sayılı listede bulunan kadro iptal
edilmiş, Dışişleri Bakanlığı Merkez teşkilatı ile Emniyet Genel Müdürlüğü
Merkez teşkilatı için ekli (2) sayılı listedeki kadrolar ihdas edilmiş ve 2
sayılı CBK’nin eki (I) sayılı Cetvelinin ilgili bölümlerine eklenmesine ilişkin
düzenleme yapılmıştır. Söz konusu madde ve ekli listeler, aşağıdaki açılardan
Anayasa’ya aykırıdır.
a) Anayasa’nın
104. maddesine konu bakımından yetki yönünden Aykırılık
Söz
konusu düzenleme, konu bakımından yetki yönünden Cumhurbaşkanlığı
Kararnamelerinin sınırlarını aşması nedeniyle Anayasa’nın 104. maddesine
aykırıdır. Anayasanın 104/17. maddede geçen “münhasıran kanunla düzenlenmesi
öngörülen konular” ibaresinin Anayasa’da “kanunla düzenlenir veya kanunla
konulur, değiştirilir veya kaldırılır” vb. ifadelerin bulunduğu maddelere
bakarak belirlenmesi gerekir. Anayasa Mahkemesi, Anayasa’da salt bir kanunla
düzenleme kaydının bulunmasının, ilgili konuyu cumhurbaşkanlığı kararnamesinin
konu bakımından yetki alanından çıkarmak açısından yeterli olduğunu ifade
etmiştir: “... Anayasa’da münhasıran kanunla düzenlenmesi öngörülen konularda
CBK çıkarılamayacağı hüküm altına alınmıştır. Ancak Anayasa’da hangi konuların
münhasıran kanunla düzenleneceğine ilişkin özel bir hüküm bulunmamaktadır.
Bununla birlikte Anayasa Mahkemesinin yerleşik içtihadında anayasa koyucunun
kanunla düzenlenmesini öngördüğü konuların bu kapsamda görülmesi gerektiği kabul
edilmektedir (AYM, E.2016/150, K.2017/179, 28/12/2017, § 57; E.2016/180,
K.2018/4, 18/1/2018, § 17; E.2017/51, K.2017/163, 29/11/2017, § 13; E.2016/139,
K.2016/188, 14/12/2016, § 9; E.2013/47, K.2013/72, 6/6/2013). Buna göre
Anayasa’da kanunla düzenleneceği belirtilen alanlarda Cumhurbaşkanı’nın CBK
çıkarma yetkisi bulunmamaktadır”. (AYM, E.S. :2018/125, K.S.:2020/4,
K.T.:22/1/2020, R.G. Tarih – Sayı: 13/5/2020 – 31126, §11). O halde Anayasa’nın
bir maddesinde bir konunun yasayla düzenlenmesi öngörülmüşse o konunun
Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile düzenlenmesi, Anayasa’nın 7. ve 104/17.
maddelerine aykırılık oluşturacaktır.
İptali
talep edilen düzenleme, Anayasa’nın 123. maddesinde ifade edildiği üzere
idarenin bütünlüğü içerisinde yer alan Hazine ve Maliye Bakanlığı, Dışişleri
Bakanlığı ile Emniyet Genel Müdürlüğünün merkez teşkilatları için ekli
listelerde belirtilen sınıf ve derecesi ile sayısı belirlenen kadroların
iptaline ve ihdasına ilişkindir.
Anayasa
Mahkemesi bir kararında, “Kadro unvanı, personelin niteliğini ifade etmenin
yanında, o personelin yerine getireceği görev ve yetkileri, hakları ve
yükümlülükleri, aylık ve ödenekleri ile diğer özlük haklarını da ifade
etmektedir. Kadro derecesi ile personelin özellikle aylık ve ödenekleri ve diğer
özlük hakları bakımından sıkı bir bağ bulunmaktadır.” değerlendirmesinde
bulunmuştur (AYM, E.2005/139, K.2007/33, 22/3/2007). Anayasa Mahkemesinin
(AYMK, E.2005/145 K.2009/112, 23.7.2009; AYMK, E. 2018/73, K.2019/65,
24.7.2019) kararlarında da belirtildiği üzere, bu hususlar Anayasa’nın 128.
maddesi kapsamındadır.
Bu
nedenle bu kadro ve pozisyon iptali veya ihdasına ilişkin kuralların da
Anayasa’nın 128. maddesi uyarınca kanunla düzenlenmesi gerekir. Nitekim,
Anayasa Mahkemesi, E. 2018/73, K.2019/65, 24.7.2019 kararının 139 ila 141.
paragraflarında memurların kadro ihdas ve iptal işlemlerinin kanun ile
düzenlenmesi öngörülen alanlardan olduğunu belirterek, bu kadroların ihdas ve
iptallerine ilişkin olarak Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile düzenleme yapılamayacağını
da dolaylı olarak tanımlamıştır.
Anayasa’nın
104/17. maddesine göre kanunla düzenlenmesi öngörülen konular CBK ile
düzenlenemez. Dolayısıyla söz konusu düzenleme konu bakımından yetki açısından
CBK ile düzenlenebilecek konulardan değildir. Nitekim, Anayasa Mahkemesi, 65
sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesine ilişkin verdiği kararda bazı yüksek
öğretim kurumlarının kadro ihdas ve iptallerin ilişkin düzenlemenin Anayasa’nın
130. Maddesi kapsamında münhasıran kanun ile düzenlenmesi gereken konulardan olduğunu
belirterek üniversitelerin kadro ihdaslarına ilişkin düzenlemeyi iptal etmiştir
(AYM, E. 2020/71, K.2021/33, 29/04/2021).
Bu
nedenle iptali talep edilen düzenleme, Anayasa’nın 128. maddesinde belirlenen
kanunilik ilkesine ve dolayısıyla Anayasa’nın 104/17. Maddesine aykırıdır,
iptali gerekir.
Dolayısıyla,
yukarıda belirtilen Hazine ve Maliye Bakanlığı, Dışişleri Bakanlığı ile Emniyet
Genel Müdürlüğü merkez teşkilatları için ekli listelerde belirtilen sınıf ve
derecesi ile sayısı belirlenen kadroların iptaline ve ihdasına ilişkin
ihtilaflı düzenleme, Anayasa’nın 104/17. maddesinde belirlenen sınırları aşarak
kanun ile düzenlenmesi öngörülen alanda düzenleme yapması nedeniyle; konu
bakımından yetkisizlikle maluldür ve Anayasa’nın 104/17. fıkrasına aykırıdır.
Bu cihetle, ihtilaflı kuralın iptali gerekir.
b) Anayasa’nın
128. maddesine aykırılık
Yine
İptali talep edilen düzenleme, Anayasa’nın 123. maddesinde ifade edildiği üzere
idarenin bütünlüğü içerisinde yer alan Hazine ve Maliye Bakanlığı ile Gelir İdaresi
Başkanlığının taşra teşkilatları için ekli listelerde belirtilen sınıf ve
derecesi ile sayısı belirlenen kadroların ve pozisyonların iptaline ve
kadroların ihdasına ilişkindir.
Anayasa’nın
128. maddesinde, “Memurların ve diğer kamu görevlilerinin nitelikleri,
atanmaları, görev ve yetkileri, hakları ve yükümlülükleri, aylık ve ödenekleri
ve diğer özlük işleri kanunla düzenlenir. Ancak, malî ve sosyal haklara ilişkin
toplu sözleşme hükümleri saklıdır” hükmü yer almaktadır. Anayasa Mahkemesi, son
olarak 43 sayılı CBK’ye ilişkin olarak bu bağlamda verdiği ihlal kararında şu
tespiti yapmıştır: “Anayasa’nın 128. maddesine göre memurlar ve diğer kamu
görevlilerinin görev ve yetkileri, hakları ve yükümlülüklerinin kanunla
düzenlenmesi gerekmekte olup kuralla hazine ve maliye başmüfettişleri,
müfettişler ve müfettiş yardımcılarının görev, yetki ve sorumluluklarına
yönelik bir düzenleme öngörülmektedir … Bu itibarla Anayasa’nın 128. maddesi
uyarınca münhasıran kanunla düzenlenmesi gereken bir konuda düzenleme yapan
kuralın Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasının üçüncü cümlesine
aykırı olduğu anlaşılmaktadır” (AYM, E.2019/96, K.2022/17, 24/02/2022,
§60-61).
Anayasa’nın
128. maddesinde belirtilen bu hüküm açıkça kamuda çalışmakta olan memurlar ve
diğer kamu görevlilerinin, atama, nitelikleri, hakları ve yükümlülükleri, aylık
ve diğer özlük işleri ile görevlerinin sona erme işlemlerinin kanun ile
düzenlenmesi şartını getirmektedir. Hazine ve Maliye Bakanlığı, Dışişleri
Bakanlığı ile Emniyet Genel Mdürülüğü 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol
Kanunu’na ek (I) sayılı Cetvel kapsamındaki kamu idareleri arasında
sayılmıştır. Söz konusu Bakanlıklar ve Genel Müdürlük Anayasa’nın 123.
maddesinde ifade edildiği üzere idarenin bütünlüğü içinde yer almaktadır. Dolayısıyla,
yukarıda belirtilen Bakanlıklar ve Genel Müdürlükte çalışan personelin
atanması, görev ve yetkileri, iş akitlerinin sona ermesi veya bunların tayin,
nakil gibi özlük haklarını doğrudan etkileyen bir düzenlemenin de kanunla
yapılması gerektiği aşikârdır. Söz konusu personelin kadrosunun ihdası ve
iptali de atanması ile doğrudan bağlantılı olan bağlı bir düzenlemedir. Anayasa
Mahkemesi de bir kararında “Kadro unvanı, personelin niteliğini ifade
etmenin yanında, o personelin yerine getireceği görev ve yetkileri, hakları ve
yükümlülükleri, aylık ve ödenekleri ile diğer özlük haklarını da ifade
etmektedir. Kadro derecesi ile personelin özellikle aylık ve ödenekleri ve
diğer özlük hakları bakımından sıkı bir bağ bulunmaktadır.”
değerlendirmesinde bulunmuştur (AYM, E.2005/139, K.2007/33, 22/3/2007).
Aynı
şekilde Anayasa Mahkemesi’nin E. 2018/73, K.2019/65, 24.7.2019 tarihli
kararında bu durum açıkça belirlenmiştir. Mahkeme söz konusu kararında;
“139.
Adı geçen kurumlar Anayasa'nın 123. maddesinde ifade edildiği üzere idarenin
bütünlüğü içinde yer almaktadır. Bu kurumlarda genel idare esaslarına göre
yürütülmekte olan kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevleri ifa
eden personel Anayasa'nın 128. maddesi kapsamında olduğundan bunların kadrolarına,
bu kadroların ihdas ve iptaline ilişkin kuralların da Anayasa'nın 128. maddesi
uyarınca kanunla düzenlenmesi gerekir.
140.
Dava konusu kuralda ise anılan idarelerin 2017 yılı fiilî kadrolarının 2016
yılı sonuna kadar TBMM Plan ve Bütçe Komisyonunca belirlenmesi öngörülmüştür.
Kural bu hâliyle yasama yetkisinin devri sonucunu doğurmakta, kamu
görevlilerinin statülerinin kanunla düzenlenmesi yolundaki anayasal kurala
aykırılık oluşturmaktadır.
141.
Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 7. ve 128. maddelerine aykırıdır. İptali
gerekir.”
saptaması
ile kadro ve pozisyonların ihdas ve iptalinin de Anayasa’nın 128. maddesinin 2.
fıkrası kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini belirtmiştir.
Yine
Anayasa Mahkemesi, 36 sayılı CBK’ye ilişkin açılan iptal davasında, 2019/78
Esas, 2020/6 Karar sayılı Kararında:
“20.
Genel idare esaslarına göre yürütülen asli ve sürekli kamu hizmetlerinde kadro
ve pozisyon esastır. Bu hizmetleri yürüten memur ve diğer kamu görevlileri
kendilerine özgü statüye sahiptir. Görevleri dışında da kamu hizmetleri
statüsünün bir bölümü olan bu statü hükmüne tabi olurlar ve resmî sıfat ve
yetkilerini korurlar. Oysa Kurul, Cumhurbaşkanlığı teşkilatı içinde
Cumhurbaşkanına bağlı icrai bir karar alma ve bunu uygulatma yetkisi olmayan
tamamıyla istişari nitelikte bir birim olarak düzenlenmiştir. Kurul üyelerinin
ancak kurul hâlinde çalıştıkları, tek başlarına bir hizmet yapmadıkları, kamu
hizmetlerine geçici ve arızi olarak katıldıkları, görevin ifası sırasında
devletin emredici gücünün kullanılmadığı, Kurulda yer alacak üyeler için kadro
ve pozisyonun belirlenmediği, bu üyeler ile merkezî idare arasında tam bir
statüer ilişkinin kurulmadığı, söz konusu Kurul üyelerinin Kurul üyeliği
dışında başka meslek ve uğraşlarına devam edebildikleri anlaşılmaktadır. Bu
itibarla Kurul üyelerinin yaptıkları görev, Anayasamın 128. maddesi anlamında
devletin, kamu iktisadi teşebbüslerinin ve diğer kamu tüzel kişilerinin genel
idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetinin gerektirdiği
asli ve sürekli bir görev niteliğinde değildir. Dolayısıyla Kurul üyelerinin
belirlenmesi hususu münhasıran kanunla düzenlenmeyi gerektiren bir konu
değildir.”
şeklindeki
tespitiyle memur ve kamu görevlisi statüsünde olan personelin kadro ihdas ve
iptallerinin Anayasanın 128. maddesinde belirlenen şekilde kanun ile
düzenlenmesi gerektiğini vurgulamıştır.
Kadrolar
konusunda; Anayasa Mahkemesine göre, kamu görevlilerinin “kadrolarına, bu
kadroların ihdas ve iptaline ilişkin kuralların da Anayasa’nın 128. maddesi
uyarınca kanunla düzenlenmesi gerekir” (AYM, E.2018/73, K.2019/65,
24/7/2019, § 139).
Ancak,
Anayasa Mahkemesi, 53 sayılı CBK’nin bazı maddelerinin iptali talebiyle yapılan
başvuruda, kadro ihdas ve iptaline ilişkin düzenlemelerin bakanlıklar nezdinde
teşkilat yapılarıyla doğrudan bağlantılı olduğu hasebiyle Anayasa’nın 106.
maddesinin 11. fıkrası kapsamında Cumhurbaşkanı Kararnameleriyle
düzenlenebileceğini belirtmiştir. (AYM, E.2020/8, K.2021/25, 31/3/2021).
Kararın ilgili bölümü şu şekildedir:
“22.
Bu bağlamda Anayasa’nın CBK tarafından düzenleneceğini özel olarak öngördüğü
yukarıda belirtilen bakanlıkların kurulması, kaldırılması, görevleri ve
yetkileri, teşkilat yapısı ile merkez ve taşra teşkilatlarının kurulması ile
düzenlenmesi kapsamında, bu konularla sınırlı olmak üzere Anayasa’nın 106.
maddesinin anılan hükmünde belirtilen hususlarda CBK ile düzenleme yapılabilir.
23.
Bu çerçevede, kuralların Anayasa’nın 106. maddesinin on birinci fıkrasında CBK
ile düzenlenmesi öngörülen Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının
teşkilat yapısına ilişkin olduğu anlaşılmaktadır. Zira yukarıda da belirtildiği
üzere kadro ile teşkilat arasında yakın bir ilişki olup kadro belirlenmeden bir
kurum ve kuruluşun teşkilatlanmasından söz edilmesi zordur. Bu itibarla
kuralların Anayasa’nın 106. maddesinin on birinci fıkrasıyla bağlantılı olarak
104. maddesinin on yedinci fıkrasının üçüncü cümlesine aykırı bir yönü de
bulunmamaktadır (AYM, E.2018/119, K.2020/25, 11/6/2020, § 28).”
AYM,
yukarıda belirtilen kararının sonunda da, “Kurallar Anayasa’nın 123. maddesi
bağlamında 104. maddesinin on yedinci fıkrasının üçüncü cümlesi yönünden
incelendiğinden ayrıca 128. maddesi bağlamında anılan fıkra yönünden
incelenmesine gerek görülmemiştir.” şeklindeki görüşüyle konunun sadece
yetki açısından 104. madde kapsamında ele alındığını belirtirken, daha önceki
diğer kararlarıyla çelişen bir karar vermiştir. Yukarıda da belirtildiği üzere
kadro ve pozisyon ihdası veya iptali, sadece teşkilat yapısının bir parçası
olarak değerlendirilemez. Söz konusu düzenlemeler, kamu görevlilerinin özellikle
memurların görevlerine atanması veya görevlerinin sona ermesi ile doğrudan
bağlantılı bir konudur. Bu nedenle Anayasa’nın 128. maddesinin 2. fıkrası
kapsamında ele alınması gereken bir konudur. Yürütme erkine, bakanlıklar
açısından kadro ihdas ve iptal yetkisinin verilmesi, kamu görevlilerinin
görevlerini ifa etmelerinde yürütme erkinin etkisi altında kalmaları riskini
doğurduğu gibi; yürütme erki açısından, memurların görev ve yetkilerini
kullanamamasının bir yolu olarak görülebilir. Dolayısıyla, yürütme erkinin
anılan yetkiye sahip olduğunun kabulü halinde, memurların görevlerini yaparken
siyasi etkilerden korunması amacıyla düzenlenen Anayasa’nın 128. maddesinin
ikinci fıkrası hükümleri fiilen etkisini yitirmiş olacaktır.
Diğer
yandan, söz konusu kadro ihdas ve iptalleri aynı zamanda kamu görevlilerinin
özlük haklarıyla doğrudan bağlantılıdır. Kadro derecesine ve pozisyonuna göre
aylık ve diğer hakları hesaplanan kamu görevlilerine kamu kurum veya kuruluşu
tarafından yapılacak harcamalar ve ödenekler de ilgili yıl bütçesi ile
belirlendiğinden kadro ve pozisyon ihdası veya iptali aynı zamanda bir
bütçeleme konusudur. Dolayısıyla Anayasa’nın 161. maddesi çerçevesinde de ele
alınması gereken bir konudur. Anayasa’nın 128. maddesi ve 161. maddesine
bakıldığında ise bu alanda yapılacak düzenlemelerin kanunilik ilkesine uygun
olması zorunluluğu ortaya çıkmaktadır. Anayasa Mahkemesi, “münhasıran kanunla
düzenlenmesi gereken konular” arasında sayılan bu hususları göz ardı etmemelidir.
Nitekim,
65 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesine ilişkin verdiği kararda bazı yüksek
öğretim kurumlarının kadro ihdas ve iptallerin ilişkin düzenlemenin Anayasa’nın
130. Maddesi kapsamında münhasıran kanun ile düzenlenmesi gereken konulardan
olduğunu belirterek üniversitelerin kadro ihdaslarına ilişkin düzenlemeyi iptal
etmiştir (AYM, E. 2020/71, K.2021/33, 29/04/2021). Anayasa’nın 130. maddesi
çerçevesinde üniversitelerde görev yapan kamu görevlileri açısından kadro
ihdasının görev ve yetkileri, unvanları, mali işleri ve özlük hakları ile
doğrudan bağlantılı olarak değerlendirilirken Bakanlıklar nezdinde görevlerini
yürütmekte olan memurlar açısından Anayasa’nın 128. maddesi kapsamında ele
alınmaması ise kamu görevlisinin korunmasına ilişkin anayasal güvenceyi
düzenleyen hükmü işlevsiz kılacaktır. Bu bakımdan; Anayasa’nın tutarlı şekilde
yorumlanma gereği de Anayasa’nın 128. maddesinin ihtilaflı düzenlemeye
uygulanmak gerektiğini işaret etmektedir.
Yasama
yetkisinin genelliği ve CBK çıkarma yetkisinin istisnailiği ile birlikte;
Anayasa’nın sistematik yorumu uyarınca, Anayasa’nın 106. maddesini 128.
maddeyle tutarlı şekilde yorumlama gereği de dikkate alındığında, kadro ve
pozisyon ihdası ve iptali konusunu “teşkilat yapısı” kavramı içerisinde
addetmenin mümkün olmaması gerekir. Anayasa Mahkemesi’nin yukarıda anılan
kararları, kadro ve pozisyon ihdası ve iptali konusuna Anayasa’nın 128.
maddesinin uygulandığını açık şekilde ortaya koymaktadır. Buna karşın;
Anayasa’nın 106. maddesini kadro ve pozisyon ihdası ve iptali konusu bakımından
128. maddeye nazaran lex specialis olarak kabul etmek mümkün değildir;
zira, 106. maddede yer alan ve bakanlıkların kurumsal örgütlenmesine ilişkin
“teşkilat yapısı” kavramı, “kamu görevlilerinin” “atanmaları” ve “diğer özlük
işleri”ne ilişkin 128. maddeyle konu bakımından kesişmemektedir. Kadro ve
pozisyon ihdası ve iptali konusu; Anayasa’nın kurumsal mercekli 106. ve (kadro
ihdasına uygulandığı AYM kararlarıyla sabit) statü mercekli 128. maddelerinin
kurumsal yapıya ve kamu görevlileri rejimine ilişkin farklı uygulanma alanları
dikkate alındığında, Anayasa’nın 128. maddesi bünyesinde ele alınması gereken
bir konudur. Öyle ki, Anayasa koyucu eğer isteseydi, Anayasa’nın 106.
maddesinin son fıkrasına, 128. madde bakımından istisna oluşturacak bir hükmü
açık ve tereddüde yer vermeyecek biçimde koyardı.
Bu
nedenle yukarıda belirtilen Hazine ve Maliye Bakanlığı, Dışişleri Bakanlığı ile
Emniyet Genel Müdürlüğü merkez teşkilatları için genel idare esaslarına göre
yürütülmekte olan kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevleri ifa
etmek için ekli listelerde belirtilen kamu görevlilerinin kadro iptal ve
ihdaslarının kanunla belirlenmesi gerekmekte olup bunun dışında
Cumhurbaşkanlığı kararnameleri ile bu konuda belirleme yapılması mümkün
değildir. Belirtilen nedenlerle, iptal davası konusu CBK düzenlemesi,
Anayasa’nın 128. maddesinde belirtilen kanunla düzenleme yapılması öngörülen
konulardan sayıldığı için Anayasa’nın 128. maddesine aykırıdır. Bu nedenle
iptali gerekir.
c)
Anayasa’nın 161. Maddesine Aykırılık
Yukarıda
da belirtildiği üzere, Hazine ve Maliye Bakanlığı, Dışişleri Bakanlığı ile
Emniyet Genel Müdürlüğü merkez teşkilatları için genel idare esaslarına göre
yürütülmekte olan kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevleri ifa
etmek için ekli listelerde belirtilen kamu görevlilerinin kadro iptal ve
ihdasları aynı zamanda kamu görevlilerinin, atanma ve özlük haklarıyla doğrudan
bağlantılıdır. Kadro derecesine ve pozisyonuna göre aylık ve diğer hakları hesaplanan
kamu görevlilerine kamu kurum veya kuruluşu tarafından yapılacak harcamalar ve
ödenekler de ilgili yıl bütçesi ile belirlendiğinden kadro ihdası veya iptali
aynı zamanda bir bütçeleme konusudur. Dolayısıyla Anayasa’nın 161. maddesi
çerçevesinde kanunilik ilkesine tabi olarak ele alınması gereken bir konudur.
İhtilaflı CBK düzenlemesi, bu açıdan da Anayasa’nın 161. maddesine aykırıdır.
d)
Anayasa’nın 153. Maddesine Aykırılık
Anayasa’nın
153. maddesinin son fıkrası uyarınca: “Anayasa Mahkemesi kararları Resmî Gazetede
hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını,
gerçek ve tüzelkişileri bağlar.”
Anayasa
Mahkemesi kararlarında Anayasa'nın 153’üncü maddesinde belirtilen bağlayıcılık
ilkesine aykırılıktan söz edilebilmesi için iptal edilen kuralla dava konusu
yeni düzenlemenin içerik ve kapsam bakımından aynı ya da benzeri olması
gerektiği belirtilmektedir (Anayasa Mahkemesi’nin 12.11.1991 tarihli ve 1991/7
E.: 1991/43 K. sayılı kararı).
Yukarıda
iptali istenen kuralla içerik ve kapsam bakımından benzer kuralların Anayasa’ya
aykırılığına, Anayasa Mahkemesi tarafından daha önce hükmedilmiştir (Bkz.
yukarıdaki başlıklarda alıntılanan kararlar ve bu cümleden olarak özellikle:
AYM, E.2018/73, K.2019/65, 24.7.2019, §§139-141; AYM, E.:2018/125, K.S.:2020/4,
K.T.:22/1/2020, R.G. Tarih – Sayı: 13/5/2020 – 31126, §11; AYM, 2019/78
E.2020/6, K.T.:23/01/2020; AYM, E. 2020/71, K.2021/33, 29/04/2021; E.2019/96,
K.2022/17, 24/02/2022, §60-61).
Yukarıda
gösterildiği üzere, AYM’nin daha önceki kararlarında saptadığı bir Anayasa
ihlalini aynı şekilde devam ettiren ihtilaflı kural, bu cihetle, Anayasa’nın
153. maddesine de aykırıdır.
e)
Anayasa’nın 7. Maddesinde Belirlenen Yasama Yetkisinin Devredilemezliği
İlkesine Aykırılık
Yürütme
organı (ya da idare), Anayasada öngörülmüş durumlar dışında kanunların
düzenlemediği bir alanda kendiliğinden kural koyamaz ya da bir kanuna aykırı
olarak bir kural koyamaz.
163
sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 14. maddesi ile Hazine ve Maliye
Bakanlığı, merkez teşkilatı için ekli (1) sayılı listede bulunan kadrolar ve
pozisyonlar iptal edilmiş, Dışişleri Bakanlığı ile Emniyet Genel Müdürlüğü
merkez teşkilatları için ekli (2) sayılı listedeki kadrolar ihdas edilmiş ve 2
sayılı CBK’nin eki (I) sayılı Cetvelinin ilgili bölümlerine eklenmesine ilişkin
düzenleme yapılmıştır.
Söz
konusu düzenleme ile Anayasa’nın 128. maddesinde ve yasa ile düzenlenmesi
öngörülmüş bir alanda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile personel kadrosu ve
pozisyonu ihdası ve iptali düzenlemesi yapılmaktadır. Bu şekilde; yürütme,
fonksiyon gaspı yapmak suretiyle, Anayasa tarafından kanun koyucunun konu
bakımından yetki alanına inhisar ettirilen bir alanda düzenleme yapmıştır.
Yürütme organı (ya da idare), Anayasada öngörülmüş durumlar dışında kanunların
düzenlemediği bir alanda kendiliğinden kural koyamaz.
Dolayısıyla
kamu görevlilerinin kadrolarının veya pozisyonlarının ihdası ve iptalinin
atanmalarının bir parçası olması nedeniyle kanunla düzenlenmesi yolundaki
Anayasa kuralına aykırı bir düzenleme yapılması ve yürütmeye Anayasa’ya aykırı
bir yetki tanımlanması, yasama yetkisinin devrine ilişkin sınırın aşıldığını ve
yürütmenin yasamanın yetki alanına müdahale ettiğini göstermektedir. Bu
nedenle, söz konusu madde, Anayasa’nın 7. maddesinde belirlenen yasama
yetkisini devretme yasağına aykırıdır, iptali gerekir.
f)
Anayasa’nın 8. Maddesine Aykırılık
Anayasa’nın
8. maddesine göre; “Yürütme yetkisi ve görevi, Cumhurbaşkanı tarafından,
Anayasaya ve kanunlara uygun olarak kullanılır ve yerine getirilir”.
Cumhurbaşkanlığı kararnamesi, yürütme yetkisi olarak, Anayasa ve kanunlar
çerçevesinde kullanılmalıdır. Oysa, 163 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin
14. maddesi ile Hazine ve Maliye Bakanlığı, merkez teşkilatı için ekli (1)
sayılı listede bulunan kadrolar ve pozisyonlar iptal edilmiş, Dışişleri
Bakanlığı ile Emniyet Genel Müdürlüğü merkez teşkilatları için ekli (2) sayılı
listedeki kadrolar ihdas edilmiş ve 2 sayılı CBK’nin eki (I) sayılı Cetvelinin
ilgili bölümlerine eklenmesine ilişkin düzenleme yapılmıştır.
Yukarıda
belirtildiği üzere bir CBK ile kanunla düzenlenmesi öngörülen bir alanda
düzenleme yapılması suretiyle kanun koyucunun alanına müdahale edilmesi,
anayasal çerçeve dışında yetki kullanımını ortaya koymaktadır. Bu itibarla 163
sayılı CBK’nin 14. maddesi ve ekli (1) ve (2) sayılı listeler, Anayasa’nın 8.
maddesine de aykırıdır, iptali gerekir.
g)
Anayasa’nın 2. Maddesine ve Başlangıç İlkelerine Aykırılık
Başlangıçta
belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk
Devleti” olan Cumhuriyet, erkler ayrılığı ilkesinde somutlaşır: “Kuvvetler
ayrımının, Devlet organları arasında üstünlük sıralaması anlamına gelmeyip,
belli Devlet yetki ve görevlerinin kullanılmasından ibaret ve bununla sınırlı
medeni bir işbölümü ve işbirliği olduğu ve üstünlüğün ancak Anayasa ve
kanunlarda bulunduğu;” (Başlangıç, prg.4). Bu çerçevede; Anayasa’nın 7., 8. ve
9. maddeleri de yasama, yürütme ve yargı yetkilerini ayrı ayrı düzenler.
163
sayılı CBK’nin 14. maddesi ve ekli (1) ve (2) sayılı listeler, yukarıda
açıklanan nedenlerle, “Anayasa ve kanunların üstünlüğü” ilkesini ihlal
ettiğinden, Anayasa’nın 2. maddesine ve Başlangıç prg. 4’e de aykırılık
oluşturmaktadır.
Bu
aykırılık durumu, “kaynağını Anayasa’dan almayan Devlet yetkisi kullanma yasağı”
(md.6) karşısında ve Anayasanın bağlayıcılığı ve üstünlüğü ilkesi (md.11) ile
daha belirgin hale gelmektedir. Başta yasama, yürütme ve yargı organlarının
saygı göstermesi gelmek üzere, “Anayasanın üstünlüğü ve bağlayıcılığı” hükmünün
etkililiği, Anayasa Mahkemesi’nin bu kuralın biricik bekçiliğini yapması
ölçüsünde mümkündür. Her vesile ile bu hükmü anlamlandırmak ve güncellemek,
hukuk devleti (md.2) açısından yaşamsaldır. Bu bakımdan, yürütme tekeline sahip
olan makamın, yasama yetkisinin devredilmezliği kuralına saygı göstermesi,
“Anayasanın üstünlüğü ve bağlayıcılığı” hükmünün sürekli gözetilmesi ölçüsünde
mümkündür.
Dahası,
Cumhurbaşkanı’nın, “Anayasanın uygulanmasını, Devlet organlarının düzenli ve
uyumlu çalışmasını temin” etme yükümlülüğü (md.104/2), aykırılık durumunu,
aşikâr olmanın ötesinde tehlikeli hale getirmektedir. Bu nedenle, söz konusu
düzenleme, Anayasa’ya aykırı olarak bir yetki kullanımını düzenlediğinden ve
yukarıda belirtilen nedenlerle Anayasa’nın 6., 11. ve 104/2. Maddelerine de
aykırılık teşkil etmektedir.
Yukarıda
belirtilen nedenlerle 163 sayılı CBK’nin 14. maddesi ve ekli (1) ve (2) sayılı
listelerin Anayasanın Başlangıç ilkelerine, 2., 6., 7., 8., 11., 104/2,
104/17., 128., 153. ve 161. maddelerine aykırı olması nedeniyle iptali talep
edilmektedir.
I.
YÜRÜRLÜĞÜ
DURDURMA İSTEMİNİN GEREKÇESİ
Cumhurbaşkanlığı
Kararnameleri, 6771 sayılı Anayasa Değişikliği Kanunu ile Anayasada yapılan
değişikliklerle hukuk sistemimize girmiş ve 24 Haziran Seçimleri sonucunda
Cumhurbaşkanının yemin ederek görevine başlamasıyla yürürlüğe girmiştir.
Cumhurbaşkanlığı kararnameleri ile ilk defa yürütme organına, dayanağını
doğrudan Anayasadan alan bir düzenleme yetkisi tanınmıştır. Anayasa’da önemli
sınırlamalar getirilerek tanınmış olan bu yetkinin, anayasal sınırlar
çerçevesinde kullanılması, kötüye kullanılmaması ve yasama yetkisinin devri
niteliği taşımaması, Anayasa’nın başta 6., 7. ve 8. maddeleri gereği olup,
örgütlenmesi, erkler ayrılığına dayanan demokratik hukuk devletinin yaşama
geçirilmesi açısından hayati önem taşımaktadır. Oldukça güçlü yetkilerle
donatılmış ve doğrudan halk tarafından seçilen Cumhurbaşkanının Anayasa’da
kendisine tanınan sınırlı alanı aşarak her konuda düzenlemeler yapması,
demokratik hukuk devletinin özünü oluşturan denge ve denetleme mekanizmalarını
işlevsiz hale getirecek, sistemi yürütmenin keyfi yönetimine dönüştürecektir.
Göreve
başlamasının hemen ardından Cumhurbaşkanınca oldukça kapsamlı pek çok CBK
çıkarıldığı görülmektedir. Gerekçesiz bu CBK’lerin pek çoğunda da çerçevesini
Anayasa’nın açıkça çizdiği yetki sınırlarının aşıldığı, Anayasanın CBK ile
düzenlenmesini yasakladığı alanlarda düzenlemeler yapıldığı görülmektedir.
Yukarıda iptali istenen kural da Anayasanın cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile
düzenlenmesini yasakladığı alanlara ilişkin bir düzenleme oluşturmaktadır. Bu
nedenle ultra vires geçersizlikle maluldür. Bu bakımdan Anayasa
Mahkemesince ivedilikle incelenerek yetki dışı düzenlemelerin iptal edilmesi ve
hukuk sisteminden ayıklanması, normlar hiyerarşisine dayanan hukuk düzeninin
devamlılığı bakımından hayati önem taşımaktadır.
13/09/2024
tarihli ve 163 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin iptali istenen
hükümlerinin açıkça Anayasa’ya aykırı olduğu yukarıda etraflı bir şekilde
açıklanmıştır.
Anayasa’nın
temel ilkelerine, insan hakları, hukuk devleti ve demokrasi değerlerine ağır
bir saldırı oluşturan kuralların yürürlüğünün derhal durdurulması, hayati önem
taşımaktadır.
Anayasal
gereklere uymadan kabul edilen ve iptal edilmesi gereken bir kuralın uygulanması
halinde telafisi imkânsız zararların doğacağı açıktır. O kadar ki; iptali
istenen kurallar, demokratik hukuk devletinin esasını ortadan kaldıracaktır.
Diğer
taraftan, Anayasal düzenin hukuka aykırı kural ve düzenlemelerden en kısa
sürede arındırılması, hukuk devletinin temel gereğidir. Anayasa’ya
aykırılıkların sürdürülmesi, özenle korunması gereken hukukun üstünlüğü
ilkesini de zedeleyecektir. Hukukun üstünlüğünün sağlanamadığı bir düzende,
kişi hak ve özgürlükleri güvence altında sayılamayacağından, bu ilkenin
zedelenmesi, hukuk devleti yönünden giderilmesi olanaksız durum ve zararlara
yol açacaktır.
Ayrıca,
burada tekrar vurgulanmalıdır ki; Anayasa’nın çerçevesini ve sınırlarını
sınırlı sayı ilkesiyle (numerus clausus) belirlemiş olduğu yetki alanı
dışında çıkarılan cumhurbaşkanlığı kararnameleri, Türkiye Cumhuriyeti’nin
üzerine inşa edildiği erkler ayrılığı ilkesinin ve bu çerçevede Devletin
yönetim biçimine ilişkin emredici ve yasaklayıcı Anayasa hükümlerinin ihlal
edilmesi sonucunu doğurduğu kadar, Devlet’in hukuki yapılanmasının çerçevesini
oluşturan normlar hiyerarşisinin de bozulmasına sebep olmaktadır. Siyasi
rejimin, hesap verebilir hükümet sistemine dayanan demokrasiden, hesap
verebilirlik ilkesinden arındırılan ve yürütmenin, yani hükümet etme yetkisinin
tek başına Devlet başkanına tevdi edildiği monokrasiye kaydırıldığı, yargının
bağımsızlığını yitirdiğine ilişkin çok ciddi iddia ve tespitlerin bulunduğu bir
tarihsel zaman diliminde (bu son nokta hakkında bkz. Türkiye’nin AİHS’nin 18. maddesini
ihlal ettiğine karar veren müteakip karar: AİHM, Kavala/Türkiye, başvuru no:
28749/18, 10 Aralık 2019, p.197-232), AYM’nin, açık şekilde Anayasa’nın çizdiği
yetki çerçevesinin dışına çıkan cumhurbaşkanlığı kararnamesi maddelerinin
yürürlüklerinin durdurulmasına karar vermesi; Anayasa’nın tanımladığı şekliyle
Devlet düzeninin sağlıklı işleyişi, hukuk devletini ilkesinin asgari
gereklerinin işletilmesi ve demokrasinin devamı açısından yaşamsal olduğu
kadar, Anayasa Mahkemesi’nin varlık sebebi açısından da bir zorunluluktur.
Yukarıda
sayılan türde zarar ve durumların doğmasını önlemek amacıyla, Anayasaya açıkça
aykırı olan söz konusu maddenin iptal davası sonuçlanıncaya kadar yürürlüğünün
de durdurulması istenerek Anayasa Mahkemesine dava açılmıştır.
IV.
SONUÇ VE İSTEM
13/9/2024
tarihli ve 163 sayılı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı
Kararnamesinde Değişiklik Yapılmasına Dair Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin;
1)
6. maddesi ile değiştirilen 1 sayılı CBK’ya eklenen 143/Ğ maddesinin birinci
fıkrasının (d) bendindeki “Bakan tarafından
korunması uygun görülen şahısların” ibaresinin, Anayasanın Başlangıç
ilkelerine, 2., 6., 7., 8., 11., 104/2, ve 104/17. maddelerine,
2)
6. maddesi ile değiştirilen 1 sayılı CBK’ya eklenen 143/Ğ maddesinin birinci
fıkrasının (e) bendindeki “ile Bakan tarafından belirlenecek diğer kişilere”
ibaresinin, Anayasanın 2., 7., 8., 104/17, 106. ve 123. maddelerine,
3)
6. maddesi ile değiştirilen 1 sayılı CBK’ya eklenen 143/Ğ maddesinin ikinci fıkrasının
birinci cümlesi ile üçüncü fıkrasındaki “ile ilgili kurum ve kuruluşlardan
personel ve teçhizat teminine yönelik usul ve esaslar” ibaresinin, Anayasanın
Başlangıç ilkelerine, 2., 6., 7., 8., 11., 104/2, 104/17. ve 128. maddelerine,
4)
14. maddesi ile ekli (1) ve (2) sayılı listelerin, Anayasanın Başlangıç
ilkelerine, 2., 6., 7., 8., 11., 104/2, 104/17., 128., 153. ve 161.
maddelerine,
aykırı
olması nedeniyle iptaline ve dava sonuçlanıncaya kadar yürürlüğünün
durdurulmasına, karar verilmesine ilişkin istemimizi saygı ile arz ederiz.”