ANAYASA MAHKEMESİ KARARI
Esas Sayısı:1969/24
Karar Sayısı:1969/50
Karar günü:30/9/1969
Resmi Gazete tarih/sayı:17.6.1970/13521
İtiraz
yoluna başvuran: Tarsus Sulh Ceza Mahkemesi
İtirazın
konusu: 6831 sayılı Orman Kanununa Bir Madde Eklenmesine Dair 1056 sayılı ve
4/7/1968 günlü Kanunun (yayımı: 17/7/1968 günlü ve 12952 sayılı Resmî Gazete)
Anayasa'nın 12., 42., 45. ve 131. maddelerine aykırı bulunduğu yolunda müdahil
Orman Genel Müdürlüğü avukatınca ileri sürülen iddianın, mahkemece ciddî olduğu
kanısına varılmış ve Türkiye Cumhuriyeti Anayasa'sının 151. maddesi uyarınca
Anayasa Mahkemesine başvurulmuştur.
I.
OLAY
Devlet
ormanından kesilmiş kaçak kereste taşımak eyleminden dolayı 6831 sayılı Kanunun
108. maddesi uyarınca cezalandırılması istemiyle sanık hakkında açılan ve
Tarsus Sulh Ceza Mahkemesinin 966/9 esas sayısını almış bulunan dâvanın duruşması
sırasında müdahil Orman Genel Müdürlüğü avukatı, 6331 sayılı Orman Kanununa Bir
Madde Eklenmesine Dair 1056 sayılı ve 4/7/1968 günlü Kanunun, Anayasanın 12. ve
42. maddelerinin ikinci fıkralarına, 45. maddesine ve 131. maddesinin birinci,
üçüncü ve altıncı fıkralarına aykırı olduğunu ileri sürmüş ve mahkeme, iddianın
ciddî olduğu kanısına vararak. Anayasa Mahkemesine başvurulmasına ve dâvanın
geri bırakılmasına 14/9/1968 gününde karar vermiştir.
III-
YASA METİNLERİ :
l-
İtiraz konusu Kanun :
İtirazın
konusu olan 1056 sayılı ve 4/7/1968 günlü kanun şöyledir : (Madde l- 6831
sayılı Orman Kanununa aşağıdaki madde eklenmiştir :
Ek
Madde l- Bu kanunun kapsamına giren suçlardan dolayı açılmış olup Orman
idaresince müdahil sıfatı ile ve avukat marifetiyle takip edilen ceza
davalarında idare lehine takdir edilecek maktu ve vekâlet ücreti, davanın
mahiyeti ve avukatın sebkeden mesaisi nazara alınmak suretiyle avukatlık asgarî
ücret tarifesinde yazılı asgarî miktarının yansını geçmemek üzere takdiren
hükmolunur.
Madde
2- Bu kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.
Madde
3- Bu kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.)
2-
Dayanak olarak ileri sürülen Anayasa hükümleri:
S056
sayılı kanunun Anayasa'ya aykırı olduğu yolundaki iddia ve itirazı desteklemek
üzere ileri sürülen Anayasa hükümleri şunlardır:
(Madde
12/2- Hiçbir kişiye aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz.)
(Madde
42/2- Devlet, çalışanların insanca yaşaması ve çalışma hayatının kararlılık
içinde gelişmesi için, sosyal, iktisadî ve malî tedbirlerle çalışanları korur
ve çalışmayı destekler; işsizliği önleyici tedbirler alır.)
(Madde
45- Devlet, çalışanların, yaptıkları işe uygun ve insanlık haysiyetine yaraşır
bir yaşayış seviyesi sağlamalarına elverişli adaletli bir ücret elde etmeleri
için gerekli tedbirleri alır.)
(Madde
131/1, 3, 6- Devlet, ormanların korunması ve ormanlık sahaların genişletilmesi
için gerekli kanunları koyar ve tedbirleri alır. Bütün ormanların gözetimi
Devlete aittir.
.......................................
Ormanlara
zarar verebilecek hiçbir faaliyet ve eyleme müsaade edilemez.
.....................................
.......................................
Orman
suçluları için genel af çıkarılamaz; ormanların tahribine yol açacak hiçbir
siyasî propaganda yapılamaz.)
IV-
İLK İNCELEME :
Anayasa
Mahkemesi İç tüzüğünün 15. maddesi uyarınca 10/10/1968 gününde Başkan Vekili
Lûtfi Ömerbaş, Üye İhsan Keçecioğlu, Salim Başol, A. Şeref Hocaoğlu, Fazlı
Öztan, Celâlettin Kuralmen, Hakkı Ketenoğlu, Sait Koçak, Avni Givda, Muhittin
Taylan, İhsan Ecemiş, Recai Seçkin, Ahmet, Akar, Halit Zarbun ve Muhittin
Gürün'ün katılmalarıyle yapılan ilk inceleme toplantısında Anayasa'ya
aykırılığı iddiası sırasında sanığın duruşmada bulunup bulunmadığı ve bu
konudaki savunmasının ne olduğu anlaşılamadığından 44 sayılı kanunun 27.
maddesinin 2 sayılı bendine uygun olarak eksik tamamlanmak üzere dosyanın geri
çevrilmesine üyelerden Salim Başol, Sait Koçak ve Muhittin Gürün'ün esasın
incelenmesinin gerektiği yolundaki karşı oylarıyle ve oyçokluğu ile karar
verilmiştir.
Tarsus
Sulh Ceza Mahkemesinin 966/9 sayılı ve 6/5/1969 günlü yazısına bağlı olarak
gelen kâğıtlara göre dosyadaki eksikliğin tamamlandığı anlaşıldığından
Anayasa'nın 151. ve 22/4/1962 günlü ve 44 sayılı kanunun 27. maddelerine uygun
bulunduğu görülen işin esasının incelenmesi 29/5/1969 gününde oybirliği ile
kararlaştırılmıştır.
V-
ESASIN İNCELENMESİ :
İtirazın
esasına ilişkin rapor, mahkemenin 966/9 sayılı ve 6/5/1969 günlü yazışma bağlı
olarak gelen gerekçeli karar ve ekleri, Anayasa'ya aykırılığı ileri sürülen
kanun; aykırılık iddiasına dayanaklık eden Anayasa hükümleri; bunlarla ilgili
gerekçeler ve Meclis görüşme tutanakları ve konu ile ilişkisi bulunan öteki
metinler okunduktan sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
l-
1036 sayılı kanun hakkındaki Anayasa'ya aykırılık iddiasının daha önce başka
itirazlar dolayısiyle incelenmiş bulunması durumu:
1056
sayılı kanunun Anayasa'ya aykırı olduğu yolundaki iddia ve itirazlar daha ünce
1958/39, 42, 45, 54, 68 ve 1969/6 esas sayılı işler dolayısiyle ve bu dosyalar
birleştirilmek suretiyle incelenmiş ve kanunun şekil ve esas yönlerinden
Anayasa'ya aykırı olmadığına ve itirazların reddine 3/4/1969 gününde oyçokluğu
ile ve 1969/15 sayıyle karar verilmiştir.
Görüşmelerin
başında üyelerden Şeref Hocaoğlu ve Muhittin Gürün şu duruma Anayasanın Anayasa
Mahkemesi kararlarının kesinliğini ve bağlayıcılığım saptayan 132. maddesi
hükmüne göre konunun yeniden incelenemeyeceğini ileri sürmüşlerdir.
Anayasanın
152. maddesi uyarınca Anayasa Mahkemesinin iptal kararları karar tarihinde, ve
eğer ayrıca yürürlük günü belirtilmiş ise o günde iptal eylediği mevzuatı
yürürlükten kaldırır. Yürürlükte bulunmayan bir kanunun, Anayasa'ya aykırılığı
ilen sürülemiyeceğine göre böylece çözümlenmiş konuların bir daha mahkemeye
gelmesi düşünülemez. Davanın veya itirazın raddine ilişkin kararların birincilerden
farklı nitelikte olduğu ortadadır. Bunlara konu olan hükümler yürürlükte kalmış
ve kararlar belirli durumlara ve koşullara dayanmakta bulunmuştur. Durumların
ve koşulların değişmesi halinde sonucun da değişik olması gerekir. Böyle bir
değişmenin bulunup bulunmadığı ise ancak inceleme sonunda anlaşılabilir. Kaldı
ki incelenecek olan eski dava ve itiraz değil, yeni bir dava veya itirazdır.
Aksini düşünmek; bir kısım hükümlere dokunulmazlık tanımak, bu hükümler
hakkında yargı mercilerinin yetkilerini kullanmalarını önlemek, hukuki
görüyleri dondurup ebedileştirmek olur. Türkiye Cumhuriyeti Anayasa'sının böyle
bir ereği bulunduğu düşüncesini destekliyecek doyurucu bir kanıtın ileri
sürülmesi mümkün değildir. Şu duruma göre 1056 sayılı kanunun daha önce başka
itirazlar dolayısıyle incelenmiş ve Anayasa'ya aykırı görülmemiş bulunmasının
aynı kanunun 1969/24 esas sayılı dosyada yeniden incelenmesine engellik
edemiyeceğine üyelerden Şeref Hocaoğlu ve Muhittin Gürün'ün karşı oyları ile ve
oyçokluğu ile karar verilerek bundan sonraki sorunun görüşülmesine geçildi.
2-
1056 sayılı kanunun şekil yönünden Anayasa'ya aykırı olup olmadığı sorunu:
1056
sayılı kanunun Millet Meclisi Genel Kurulunda kabul edildi sıralardaki Meclis
Başkanlık Divanının kuruluş biçimi dolayısıyle kanunun şekil yönünden Anayasaya
aykırı olup olmadığı sorunu ortaya çıkmakta bulunduğundan önce bu sorunun
çözümlenmesi gerekecektir. Her ne kadar müdahil avukatının ve mahkemesi
aykırılık konusunda ilgililerce ileri sürülen gerekçelere dayanmak zorunda
bulunmadığı ve istemle bağlı kalmakla birlikte başka gerekçe ile de Anayasaya
aykırılık kararı verebileceği için, Anayasa Mahkemesinin şekil yönünü doğrudan
doğruya ele alabileceği ve ele alması gerektiği ortadadır.
İtiraz
konusu kanun, Millet Meclisince, 4/7/1968 gününde kabul edilmiştir. Bu
tarihlerde görevli olan Millet Meclisi Başkanlık Divanının bünyesi içme Türkiye
İşçi Partisi grubundan üye alınmamış bulunmakta idi.
Başkanlık
Divanının söz konusu durumu incelenirken Anayasa'nın 84. ve 85. maddelerine
gözatılması yerinde olacaktır.
84
maddenin birinci fıkrasında "Meclislerin Başkanlık Divanları, o Meclisteki
siyasî parti gruplarının kuvvetleri ölçüsünde Divana katılmalarını sağlayacak
şekilde kurulur." denilmektedir.
85.
maddenin birinci ve ikinci fıkraları ise şöyledir:
"Türkiye
Büyük Millet Meclisi ve Meclisler çalışmalarını, kendi yaptıkları İçtüzüklerin
hükümlerine göre yürütürler.
İçtüzük
hükümleri, siyasî parti gruplarının, Meclislerin bütün faaliyetlerine
kuvvetleri oranında katılmalarım sağlayacak yolda düzenlenir. Siyasî parti
grupları, en az on üyeden meydana gelir."
84
maddenin birinci fıkrası, yalnız başkanlık divanlarının kuruluşuna ilişkin özel
bir hükümdür. 85. maddenin yukarıda açıklanan hükümleri ise, gerek meclislerin
başkanlık divanlarının kuruluşu, görev ve yetkileri gerekse meclislerin öteki
faaliyetleri konusunda yasama meclislerinin içtüzüklerinde öngörülecek, ilkeyi
belirtmekte ve genel bir nitelik taşımaktadır.
84
maddenin açık ve kesin olan birinci fıkrası, meclislerde grubu bulunan siyasî
partilerin güçleri ne olursa olsun meclislerin başkanlık divanlarında yer
alabilmelerini ve katılmanın grupların güçleri oranında olmasını zorunlu kılar.
Anayasa koyucusunun bu hükümle güttüğü başlıca erek, divanların görevlerinde
yansız davranmalarının sağlanmasıdır. Böyle olduğuna göre, başkanlık
divanlarının kuruluşu biçimi tesbit edilirken bütün siyasî parti gruplarına,
güçleri oranında üyelikler ayırmalıdır. Bu ilkeye uyulmadan kurulan divanlar
Anayasa'ya aykırı düşer Divanların Anayasa'ya aykırı kurulmasına yol açan
içtüzük hükümlerinin veya o melikteki meclis kararlarının, bunlara karşı
Anayasa Mahkemesine başvurulduğunda, iptal edilmeleri gerekir. Nitekim bunun
bir örneği de vardır.
Millet
Meclisinde 1966 yılma kadar olan uygulamalarda Başkanlık Divanına bütün siyasî
parti gruplarından güçleri oranında üye alınmakta idi. 1966/1967 yasama yılının
başında Anayasa'nın 84. maddesine siyasî parti gruplarından ancak güçleri
elverdiği hallerde Başkanlık Divanına üye alınabileceği yolumda anlam verilerek
1/11/1966 ve 2/11/1966 günlü kararlarla Türkiye İşçi Partisi Grubu, Başkanlık
Divanı dışında bırakıldı.
İlgili
Partinin dâva açması üzerine, Millet Meclisi Başkanlık Divanının Türkiye îşçi
Partisi Grubundan üye alınmaksızın kurulmasına ilişkin bulunan ve içtüzük hükmü
niteliğini taşıyan bu iki Millet Meclisi karan. Anayasa Mahkemesinin 27/2/1968
günlü ve E. 1967/6- K. 196Ş/9 sayılı kararı ile iptal edilmiştir 18/9/1968
günlü ve 13004 sayılı Resmî Gazete).
1056
sayılı Kanunun Millet Meclisinde görüşülüp kabul edildiği sıralarda görevli
Başkanlık Divanının bünyesi içine, yukarıda da değinildiği üzere, Türkiye İşçi
Partisi Grubundan yine üye alınmamış olduğu görülmektedir. Bu divan. Anayasa
Mahkemesince iptal edilen 1/11/1966 ve 2/11/1966 günlü kararların benzeri bir
kararla; Millet Meclisinin 10/11/1967 günlü kararı ile kurulmuştur. Anayasa
Mahkemesinin yukarıda sözü geçen iptal kararında gerekçesiyle açıklandığı üzere
bir içtüzük hükmü niteliğinde olan ve o nedenle de Anayasa'nın 85. maddesi
kapsamına giren Millet Meclisinin 10/11/1967 günlü kararı, Anayasa'ya uygunluk
denetiminden geçmemiştir.
Burada
denilebilirki: 10/11/1967 günlü Millet Meclisi kararı, Anayasa Mahkemesine
başvurularak İptal ettirilmediği için 1056 sayılı Kanuna ilişkin tasarının
görüşüldüğü sıralarda da yürürlükte bulunmaktadır. Anayasa Mahkemesinin yine
aynı niteliği taşıyan daha önceki Başkanlık Divanının Anayasa'ya aykırı
kurulduğu yolundaki kararı, Millet Meclisince öğrenildikten sonra da Başkanlık
Divanı Anayasa'ya uygun duruma getirilemez. Çünkü Millet Meclisinde uygulanan
içtüzüğün 4. maddesine göre divanın görev süresi bir yıldır ve bu süre 1968
yılı Kasım ayında sona erecektir. Divanda vakitsiz değişiklik yapılması,
içtüzük hükümlerine aykırı düşer. Anayasa Mahkemesi, Millet Meclisinin
10/11/1967 günlü kararını kendiliğinden bir yana bırakıp, Anayasa'nın 84.
maddesini doğrudan doğruya uygulayamaz. Böyle olunca da Millet Meclisinin
10/11/1967 günlü kararına dayanılarak kurulan Başkanlık Divanının, içtüzük
gereğince yenileneceği tarihe kadar geçerli bir kuruluş gibi kabulü gerekir ve
bu divanın 1056 sayılı kanuna ilişkin tasarının görüşüldüğü birleşimi yönetmiş
olması kanunun şekil yönünden iptalini haklı göstermez.
Böyle
bir görüşten çıkarılacak sonuç şudur; Ortada bir Millet Meclisi İç tüzüğü
Anayasa çatışması vardır. Ancak İçtüzük hükümleri, yürürlükte bulunduğu için,
Anayasa kurallarına yeğ tutulmak ve bunlara uyulmak gerekir. Aşağıda
ayrıntılarıyla ve Anayasa Mahkemesinin geçmişte kararlarına da dayanılarak
belirtileceği üzere böyle bir görüşe ve sonuca katılmak mümkün değildir.
Anayasa'nın
84. maddesinin birinci fıkrasına göre Meclislerin Başkanlık Divanları, o
meclisteki siyasî parti gruplarının kuvvetleri ölçüsünde Divana katılmaları ile
kurulur. Bu Anayasa, hükmü Anayasanın 8. maddesinde de belirtildiği üzere,
yasama yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve kişileri bağlayan bir
temel hukuk kuralıdır.
Bu
kurala aykırı bir içtüzük hükmü tedvin edilmiş ve hüküm doğrudan doğruya veya
dolayısiyle Anayasa Mahkemesinin eli altına gelmişse ne olacaktır' Hüküm
doğrudan doğruya gelmişse, başka deyimle bir dava konusu ise tabiatiyle iptal
edilecektir. Böyle değil de, şimdi olduğu gibi, bir davanın incelenmesinde
hukukî dayanak olarak karşıya çıkıyorsa Mahkeme, kendiliğinden iptale
gidemiyeceğine göre hükmü bir yana iterek sorunu Anayasa kuralı uyarınca
çözümliyecektir. Anayasa Mahkemesi bu yolda davranmak zorundadır. Tersini
düşünmek Anayasa Mahkemesini Anayasa kuralları ile değil, bir kanun veya
içtüzük hükmü ile bağlamak olur. Böyle bir tutumun ise Anayasa'nın 8. maddesine
aykırılığı; Anayasa'nın üstünlüğü ilkesinin korunmasını nasıl
güçsüzleştireceği, bütün siyasî parti gruplarının uyuşmaları halinde de
Anayasaya aykırı davranışların nasıl hoşgörü ile karşılanmasını gerektireceği
ortadadır.
Nitekim
iptal yetkisini kullanamadığı bu çeşit durumlarda Anayasa Mahkemesi Anayasa'ya
aykırı bir hükmü ihmal etmek; o hükme değil Anayasa kuralına uymak yoluna
gitmiştir. Söz gelimi: Anayasa'nın, İptal davasına hakkı olanları açıklayan
149. maddesinde (...... Türkiye Büyük Millet Meclisinde temsilcisi bulunan
siyasî partiler veya bunların Meclis gruplarından söz edilmekte; böylece bir
siyasi partinin iki meclisten herhangi birindeki grubunun tek başına iptal
davası açmaya hakkı bulunduğu hükme bağlanmış olmaktadır. Buna karşılık 44
sayılı ve 22/4/1962 günlü kanunun iptal davası açmağa yetkili olanlara ilişkin
21. maddesinin 4 sayılı bendinde (siyasî partilerin Türkiye Büyük Millet
Meclisi grupları) denilerek Anayasa hükmü bir değişikliğe uğratılmıştır.
1964/26 esas sayılı davada, davayı açanın sadece bir siyasî partinin Cumhuriyet
Senatosu grubu olması dolayısiyle dava hakkı sorununun çözümlenmesi gerekmiş ve
çözümlemede, Anayasa'nın 149. maddesinin açık ve kesin hükmü karşısında 44
sayılı Kanunun 21. maddesinin 4 sayılı bendine uyulamıyacağı belirtilerek
Anayasa hükmü uyarınca bir sonuca varılmıştır. (1964/26-1966/1 sayılı ve
13/1/1966 günlü karar 31/5/1966 günlü ve 12310 sayılı Resmî Gazete - Anayasa
Mahkemesi Kararlar Delgisi : Sayı 4; Sayfa : 16, 17).
1967/22
esas sayılı işte de aynı tutum görülmektedir. Bu işin incelenmesinde iptal
istemine konu olan işlemle ilgili Millet Meclisi Karma Komisyonunu oluşturan
Anayasa ve Adalet Komisyonlarının ikinci toplantı yılı başında usulünce
kurulduğu; daha sonra Güven Partisi Millet Meclisi grubu teşekkül ettiğinden
siyasi parti gruplarının güçleri oranında kendini gösteren değişikliğin Meclis
faaliyetlerine ve bu arada komisyonların bünyelerine yansıtılmasının sağlanması
gerekirken bütün siyasî parti grupları temsilcilerinin Millet Meclisi
Başkanının başkanlığında yaptıkları bir toplantıda üçüncü toplantı yılının
başlamasına kadar komisyon üyeliklerinin olduğu gibi muhafazası hususunda
anlaşarak güçleri oranındaki temsil hakkından vazgeçtikleri; durumun 14/6/1967
gününde 118. Genel Kurul birleşimine sunulduğu ve itirazla karşılanmadığı için
kesinleştiği saptanmıştır. Anayasa Mahkemesi, kararında, Anayasa'nın 85.
maddesinin ikinci fıkrasında içtüzük hu kümlerinin, siyasî parti gruplarının,
meclislerin tüm faaliyetlerine güçleri oranında katılmalarını sağlıyacak yolda
düzenleneceğinin yazılı bulunduğunu; bunun, aslında siyasî parti gruplarının
meclislerin bütün faaliyetlerine güçleri oranında katılmalarını buyuran bir
temel hukuk kuralı olduğunu ve yine Anayasa'nın 8. maddesi gereğince yasama,
yürütme ve yargı organlarını, (idare makamlarını ve kişileri bağladığını; bu
kuralın siyasî parti gruplarının uyuşmaları veya Millet Meclisi Genel Kurulunun
kabulü ile bir yana bırakılamıyacağını belirterek ve komisyonların bünyelerini
donduran içtüzük düzenlenmesinin üçüncü toplantı yılının başlamasına kadar
devamını kabul etmeyerek bu düzenlemeye değil, Anayasa kuralına uymuş ve
başvurma konusu işlemin iptaline gitmiştir. (1967/22-22 sayılı ve 2/8/1967
günlü karar - 25/10/1967 günlü ve 12734 sayılı Resmî Gazete).
Burada
Anayasa Mahkemesinin, Anayasa'nın geçici 3. maddesi ve bu madde aracılığı ile
Millet Meclisinde uygulanmakta olan içtüzük üzerindeki, yukarıda değinilen
kararda yer alan görüşünü bir kez daha açıklamak yerinde olacaktır.
"Anayasa'nın
geçici 3. maddesinde, yeni Anayasa'ya göre kurulan Türkiye Büyük Millet
Meclisinin, Millet Meclisinin ve Cumhuriyet Senatosunun toplantı ve çalışmaları
için, kendi içtüzükleri yapılıncaya kadar, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 27
Ekim 1957 gününden önce yürürlükte olan içtüzüğü hükümlerinin uygulanacağı
yazılıdır. Yeni İçtüzükler yapılıncaya kadar meclislerin çalışmalardan
kalmamaları için verilen bu imkânın, içtüzüğün Anayasa ile bağdaşmayan
hükümleriyle birlikte harfi harfine uygulanacağı anlamında değerlendirilip
genişletilmesi düşünülemez. İçtüzük hükümleri ancak Anayasa kuralları ile
sınırlı olarak ve o kurallara uyarlıkları oranında bir uygulama yeri bulabilir,
içtüzükte öngörülmemiş - Anayasa'nın getirdiği yeniliklere ilişkin - konularda
veya içtüzüğün Anayasa ile çelişen hükümlerinde Anayasa'ya uyar bir uygulama
yolunun tutulması gereklidir. Aksine bir görüş, içtüzüğü Anayasa'ya eşit, hatta
Anayasa'dan üstün tutmak olur. Böyle bir görüşün sakatlığı ise tartışılmayacak
kadar ortadadır.
Esasen
içtüzük konusunda uygulamalar, hep içtüzüğün öngörmediği veya Anayasa ile
çelişmeye düştüğü hususlarda Anayasa'ya uygun bir yön izlemiştir Birkaç örnek
vermek gerekirse şunlar ileri sürülebilir :
Anayasa'ya
göre (madde 85/2 siyasî parti grupları en az on üyeden meydana gelir. İçtüzükte
ise sayı ile sınırlama yoktur (madde 22/2 - 12/2/1954 günlü İçtüzükle değişik).
Bu konuda tabiatiyle Anayasa'ya uyulmaktadır. Bütçeyi inceleyecek Komisyonun
Anayasa'da öngörülen bünyesi (madde 94/2), içtüzüktekinden (yukarıda değinilen
madde) farklıdır. Komisyon Anayasa'ya göre kurulmaktadır içtüzüğün
Cumhurbaşkanının nutkuna, kanunların yorumlanmasına ilişkin hükümlerinin (10.,
11. 124 ve 125. maddeler) uygulama yeri kalmamıştır; uygulanmamaktadır.
içtüzükte, siyasî parti gruplarının Meclisin bütün faaliyetlerine kuvvetleri
oranında katılmalarını sağlıyacak hükümler öngörülmemiştir. Oysa, komisyonlara
üye seçilmesi, bu kurala göre yapılmaktadır. Hattâ Güven Partisinin
kurulmasıyle kuvvetler oranının değişmesi üzerine, komisyonların bünyelerinde
değişiklik yapılmak konusu ele alınmış; ancak bu iş parti gruplarının
anlaşmaları ve Meclis Genel Kurulunun tasvibi ile üçüncü toplantı yılının
başına bırakılmıştır. Bu örnekleri daha da çoğaltmak mümkündür."
Yukarıdan
beri açıklananlarla verilen sonuç şudur: 1056 sayılı kanuna ilişkin tasarının
Millet Meclisi Genel Kurulunda görüşülmesini ve karara bağlanmasını yöneten
Başkanlık Divanının hukukça geçerli bir kuruluş olup olmadığını araştırmak ve
doğru bir sonuca varabilmek için ele alınacak ölçü, Millet Meclisinin İçtüzük
hükmü niteliğindeki 10/11/1967 günlü kararı değil, Anayasa'nın 84 maddesinin birinci
fıkrası hükmüdür. Bu ölçüye vuruldukta söz konusu Başkanlık Divanının
Anayasa'ya aykırı ve bu nedenle de hukukça geçerli sayılamayacak bir kuruluş
olduğu ortaya çıkar. 1056 sayılı kanuna ilişkin tasarının görüşülmesi sırasında
Millet Meclisi Genel Kurulunu böyle bir divanan yönetmesi ile, Genel Kurulun
divansız çalışması arasında fark yoktur. Başkanlık Divanı olmayınca da bir
Millet Meclisi Genel Kurulundan söz edilemez; bu sadece gelişi güzel bir
toplanma hali olur. Böyle bir toplanmada görüşülen ve kabul edilen kanun
tasarısı ise, iptal nedeni olacak bir şekil noksanı ile malûl sayılmak gerekir.
Şu
duruma göre 1056 sayılı Kanunun Millet Meclisi Başkanlık Divanının kuruluş
biçimi dolayısiyle şekil yönünden iptali gereklidir.
Başkanvekili
Lütfi Ömerbaş, üyelerden Feyzullah Uslu, Celâlettin Kuralmen, Fazıl Uluocak,
Sait Koçak ve İhsan Ecemiş bu görüşe katılmamışlardır.
Üyelerden
Şahap Arıç ve Muhittin Gürün kanunun şekil yönünden iptalinin gerekli olduğu
yolundaki sonuca katılmakla birlikte iptalin, Millet Meclisi Başkanlığının
Başkanlık Divanının Anayasa'ya aykırı kurulmuş bulunduğunu açıklayan Anayasa
Mahkemesi kararını öğrendikten sonra uyularak Divanın Anayasa'ya uygun duruma
getirilmemiş bulunması nedenine dayanması gerektiği görüşünü ileri
sürmüşlerdir.
3-
1056 sayılı Kanunun esas yönünden Anayasa'ya aykırılık durumu :
İtiraz
konusu 1056 sayılı Kanunun, Millet Meclisi Başkanlık Divanının kuruluş biçimi
dolayısıyle şekil yönünden iptali gerektiği sonucuna varıldığına göre, esas
yönünün Anayasa'ya aykırı bulunup bulunmadığının incelenmesine yer kalmamıştır.
VI-
SONUÇ :
1-
6831 sayılı Orman Kanununa Bir Madde Eklenmesine Dair 1056 sayılı ve 4/7/1968
günlü Kanunun, kanuna ilişkin tasarının görüşülüp kabul edilmesi sırasındaki
Millet Meclisi Başkanlık Divanının kuruluş biçimi dolayısiyle şekil yönünden
iptaline Başkan Vekili Lûtfi Ömerbaş, üyelerden Feyzullah Uslu, Celâlettin
Kuralmen, Fazıl Uluocak, Sait Koçak ve ihsan Ecemiş'in karşı oyları ile ve
oyçokluğu ile;
2-
Bu sonuca göre kanunun esas yönünde Anayasa'ya aykırı bulunup bulunmadığının
incelenmesine yer olmadığına oybirliği ile;
30/9/1969
gününde Anayasa'nın 151. ve 152. maddeleri gereğince karar verildi.
|
|
|
|
Başkanvekili
Lütfi
Ömerbaş
|
Üye
Feyzullah
Uslu
|
Üye
A.
Şeref Hocaoğlu
|
Üye
Fazlı
Öztan
|
|
|
|
|
Üye
Celâlettin
Kuralmen
|
Üye
Fazıl
Uluocak
|
Üye
Sait
Koçak
|
Üye
Avni
Givda
|
|
|
|
|
Üye
Muhittin
Taylan
|
Üye
Şahap
Arıç
|
Üye
İhsan
Ecemiş
|
Üye
Recai
Seçkin
|
|
|
|
Üye
Ahmet
Akar
|
Üye
Mustafa
Karaoğlu
|
Üye
Muhittin
Gürün
|
KARŞI
OY YAZISI
Olayda
iptali istenilen 1056 sayılı Kanun, 10/11/1967 günlü Millet Meclisi kararı ile
kurulmuş bulunan Başkanlık Divanı'nın görev yapacağı bir yıllık dönem içinde ve
4/7/1968 gününde kabul edilmiştir.
Anayasa
Mahkemesi, bir yıl önceki Millet Meclisi Başkanlık Divanı'nın Kuruluşuna
ilişkin 1/11/1966 ve 2/11/1966 günlü Meclis Kararlarını, (bunu izleyen dönemin
Başkanlık Divanı'nın kuruluşundan sonra) 27/2/1968 gününde iptal etmiş
bulunmaktadır. Anayasa Mahkemesi'nin bu iptal kararı, yeni bir dönemin
Başkanlık Divanı'nı kuran 10/11/1967 günlü Millet Meclisi kararına etkili
olamaz. Bir kanunda yer almış bulunan bir hükmün Anayasa Mahkemesince iptal
edilmiş olması, başka bir kanunda yer verilmiş bulunan aynı nitelikteki hükmü,
nasıl kendiliğinden yürürlükten kaldıramazsa, içtüzük hükmü niteliğindeki bir
Millet Meclisi Kararının iptal edilmiş olması da, daha sonra verilmiş bulunan
aynı nitelikteki Millet Meclisi Kararının yürürlülüğünü, geçerliliğini etkiliyemez.
Kaldı
kî, Başkanlık Divanı'nın bu şekilde kurulmuş olmasının, kanunun iptalini
gerektirmiyeceği daha önce mahkememizce kararlaştırılmış ve aradan geçen çok
kısa zaman içinde o karardan dönülmesini gerektiren yeni bir hukukî neden
mevcut bulunmadığı gibi, kimi mahkemelerin aynı konudaki itirazları da işin
esasının incelenmesi suretiyle reddedilmiş olduğundan itiraz konulu kanunun
Millet Meclisi Başkanlık Divanı'nın kuruluş biçimi dolayısiyle şekil yönünden
iptal edilmemesi gerektiği kanısındayım.
|
|
|
|
Başkan Vekili
Lûtfi Ömerbaş
|
MUHALEFET
ŞERHİ
İtiraz
konusu "1056" sayılı Kanunun Millet Meclisi Genel Kurulunda müzakere
ve kabul edildiği sırada görevli Meclis Başkanlık Divanı'nın kuruluş şekli
çoğunlukça Anayasa'ya aykırı görüldüğünden sözü geçen Kanunun iptaline karar
verilmiştir.
İtiraz
konusu Kanunun Millet Meclisince kabulü sırasındaki Başkanlık Divanı ise bu
meclisin 10/11/1967 günlü kararı ile kurulmuş bulunmaktadır. Mahkememizin
27/2/1968 günlü ve 1967/6 esas, 1968/9 karar sayılı kararındaki gerekçede
açıklandığı üzere Başkanlık Divanı'nın Kuruluşuna ilişkin Millet Meclisi
kararları bir içtüzük hükmü niteliğinde olarak kabul edilmiştir ve bu
nitelikleri dolayısiyle de Anayasa'nın 85. maddesi kapsamına girmektedirler.
Çoğunluk gerekçesinde sözü edilen Millet Meclisinin 1/11/1966 ve 2/11/1966
günlü Başkanlık Divanı'nın Kuruluşuna dair olan kararlan Anayasa Mahkemesince
iptal edilmiş bulunduğundan ortada ancak Başkanlık Divanı'nın Kuruluşu ile
ilgili içtüzük niteliğinde kabul olunan Millet Meclisinin 10/11/1967 günlü
karan vardır. Bu karar ise süresi içinde ve usulünce açılmış bir dâva üzerine
iptal edilmemiş olduğundan itiraz konusu 1056 sayılı Kanunun Millet Meclisinde
görüşülmesi ve kabulü sırasında yürürlükte bulunmuştur.
Sözü
geçen 1/11/1966 ve 2/11/1966 günlü kararların iptal edilmiş olmasının
10/11/1967 günlü son kararın yürürlüğü ve geçerliliği üzerinde bir etkisi
olabileceği ise düşünülemez. Her ne kadar 10/11/1967 günlü karar da öteki
kararlarla aynı esasa dayanmakta ve aynı niteliği taşımakta ise de, bunlardan
ayrı ve müstakil bir karardır. Millet Meclisinin Mahkememizce iptal olunan
kararlan ise Mahkemenin bu iptal kararında açıkça gösterilmiştir. İptal
kararlarının etkisinin kendi kapsamları ile sınırlı olacağına şüphe yoktur. Bu
itibarla Anayasa Mahkemesinin daha önceki Millet Meclisi Kararlarının iptaline
ilişkin karan elbette son Millet Meclisi Kararının geçerli sayılmamasını
gerekli kılmaz.
Öte
yandan 10/11/1967 günlü kararın da Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararında
belirtilen, Millet Meclisi Başkanlık Divanının Kuruluş şekline ilişkin görüşe
uygun olarak verilmesi gerektiği yolundaki bir düşünce ise, bu görüşün ancak
27/2/1968 gününde belirtilmiş olması sebebiyle 10/11/1967 gününde bilinmesine
imkân bulunmadığından varit olamaz. Bundan başka 1056 sayılı Kanunun
görüşülmesi sırasında Millet Meclisi Başkanlığınca Anayasa Mahkemesi Başkanlık
Divanı'nın Kuruluş şekli hakkındaki görüşünün artık bilindiğine göre Başkanlık
Divanı'nın o sırada bu görüşe uygun bir hale getirilmesi gerektiği ciheti de
savunulamaz. Zira, Millet Meclisi İçtüzüğünün 4. maddesi Başkanlık Divanı'nın
süresini Başkan hariç bir yıl olarak göstermektedir. Olayda ise bu süre 1968
yılı Kasım ayında sona erecektir. Süre bitmeden Başkanlık Divanı'nın
Kuruluşunda, divana katılmamış partiden üye alınmak suretiyle değişiklik
yapılması içtüzük hükmüne aykırı düşer. İçtüzükte öngörülmüş bir yıllık süre,
Başkanlık Divanı'nda kararlığı koruma düşüncesine dayanmaktadır. Başkanlık
Divanı'nda ortaya çıkacak kararsızlıklar Meclisin çalışmalarını aksatabilir. Bu
sebeplerle Millet Meclisi Başkanlık Divanının, Anayasa Mahkemesi görüşünü
öğrendikten sonra da, evvelce kurulduğu şekilde görevini sürdürmüş olması
içtüzüğe uygun bir tutumdur. Anayasa Mahkemesi'nin görüşüne uyulması ancak
Başkanlık Divanının yeniden seçilmesinde söz konusu olabilir.
Eğer
Millet Meclisi'nin 10/11/1967 günlü kararı, başka bir deyimle, bir içtüzük
hükmü bir yana bırakılarak Anayasa Mahkemesi'nce olayda Anayasa'nın 84.
maddesinin doğrudan doğruya uygulanması gerektiği de ileri sürülemez. Gerçi
Anayasa hükümleri yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve
kişileri bağlayan temle kurallardır. Ancak Anayasa'nın 84. maddesi Meclislerin
Başkanlık Divanlarının Kuruluşlarındaki temel ilkeyi göstermektedir. Meclislerin
Başkanlık Divanlarının üyelerinin miktarını, bunların seçilmeleri şeklini
düzenleyen bu konuda içtüzük hükümleri yerine kaim olacak bir hüküm değildir.
Meclisler, bu ilkeye aykırı olmamak şartiyle, içtüzüklerinde Başkanlık
Divanlarını düzenleyici hükümler koymakta serbesttirler. Bu hükümleri, usulüne
göre iptal edilmiş olmadıkça yürürlükte ve geçerli olarak kabul etmek gerekir.
Bir kanunun veya içtüzüğün Anayasa'ya uygun olmaması halinde izlenecek yol ise
yine Anayasa'da gösterilmiştir ve bunların iptali için dâva veya itiraz yolu
ile Anayasa Mahkemesi'ne başvurulması öngörülmüştür. 10/11/1967 günlü kararın
bu yolların dışın-' da ve doğrudan doğruya Anayasa'ya uygunluk bakımından
denetlenmesi ve hükümsüz sayılması mümkün değildir. Sonuç olarak usulü dairesinde
iptal edilmemiş olsa bile müzakere ve kabulleri sırasında uygulanmış bir
içtüzük hükmünün Anayasa'ya aykırı olduğu iddiasiyle, kanunların şekil yönünden
Anayasa'ya aykırı olacakları kabul edilemez. Çünkü Anayasa içtimaî huzuru
bozmamak konusunu önemle benimsemiş ve bunu sağlamak için de 152. maddesinde,
bir hükmün iptali halinde dahi bu kararın geriye yürüyemiyeceğini, gerekli
gördüğünde Anayasa Mahkemesi'nin iptal hükmünün yürürlüğe girmesini 6 ayı
geçmemek şartiyle daha ileri bir tarihe bırakabileceğini ve yine diğer
mahkemelerden gelen Anayasa'ya aykırılık iddiaları üzerine verdiği hükmün
olayla sınırlı ve yalnız tarafları bağlayıcı olacağına da karar verebileceğini
bildirmiştir. Buna karşı, ortada bir Millet Meclisi İçtüzüğü - Anayasa çatışması
bulunduğu hallerde içtüzük hükümlerinin yürürlükte bulundukları için Anayasa
Kurallarına tercih edilmeleri ve uygulanmaları Anayasa Mahkemesi'nin Anayasa
Kurallarına değil, bir kanun veya içtüzük hükmü ile bağlanması ve böyle bir
tutumun Anayasa'nın 8. maddesine aykırılığının ve bütün siyasî parti
gruplarının uyuşmaları halinde de Anayasa'ya aykırı davranışların hoşgörü ile
karşılanması demek olacağı ve Anayasa'nın üstünlüğü ilkesinin korunmasını
güçleştireceği yolunda bir düşünce ile Meclislerde müzakere ve kabulü sırasında
uygulanmış olan ve henüz iptal edilmemiş bulunan bir içtüzük hükmünün
Anayasa'ya aykırı görülmesi halinde, bu Kanunun şekil yönünden iptali yukarıda
sözü edilen Anayasa hükümleri ile bağdaşamaz. Böylece bu içtüzük hükmünün
uygulandığı devre içinde kabul edilmiş olan kanunların hepsinin, mahkemelerce
itiraz yoluna başvurulması bir süreye bağlı olmadığından, daimî bir iptal
kuşkusu altında kalması Anayasa'nın korunmasına önem verdiği içtimiş olan
10/11/1967 günlü kararına dayanılarak kurulan Başkanlık Dîvanının, geçerli bir
kuruluş olarak kabulü gerekir.
Şu
duruma göre de bu Başkanlık Divanının 1056 sayılı Kanuna ilişkin tasarının
görüşüldüğü ve kabul edildiği birleşimi yönetmiş olması şekil bakımından bu
kanunun iptalini haklı göstermez.
Kaldı
ki; sözü geçen tasarının Millet Meclisinde görüşülmesi sırasında Baş-kanlık
Divanının Millet Meclisince kabul edilen itiraz konusu kanun üzerine etkili
olacak nitelikte Anayasa'ya ve içtüzüğe aykırı bir tutumda bulunduğu da ileri
sürülmüş değildir. Bu itibarla o yönden de kanunun iptalini gerektiren bir
sebep yoktur.
Çoğunluk
gerekçesinde Anayasa Mahkemesi'nin konusu başka olan bazı kararlarına da
dayanıldığı görülmektedir. Halbuki Anayasa Mahkemesi, bu konuda 1968/39,
1968/42, 1968/45, 1968/68 esas, 1969/15 karar sayılı ve 3/4/1969 günlü ve yine
1969/15 esas, 1968/13 karar sayılı ve 6-4-3/Mayıs/1968 günlü kararlan ile bu
dâvada da ileri sürülen Millet Meclisi'nin 10.11.1967 günlü kararına göre
kurulmuş bir Meclis Başkanlık Divanınca yönetilen birleşimlerde müzakere ve
kabul olunan kanunların şekil yönünden Anayasa'ya aykırı bulundukları
iddialarını reddetmiş bulunmaktadır. Bu defa ise yine ayni kararla kurulmuş
olan Başkanlık Divanının itiraz olunan 1056 sayılı Kanunun müzakere ve kabul
olunduğu birleşimi yönetmiş olması dolayısiyle, sözü geçen kanunun şekil
yönünden Anayasa'ya aykırı görülerek iptaline karar verilmiş olmasına yukarıda
açıklanan sebeplerle muhalifim.
KARŞI
OY YAZISI
İtiraz
konusu olup 4/7/1968 tarihinde kabul edilmiş bulunan 1056 sayılı Kanunun Millet
Meclisinde görüşülüp kabul edildiği tarihlerde Millet Meclisi Başkanlık
Divanının bünyesi içine Türkiye İşçi Partisi Grubundan üye alınmamış olduğu
anlaşılmaktadır.
Millet
Meclisi Başkanlık Divanının kuruluş biçimi Anayasa'nın 84. ve 85. maddelerinde
düzenlenmiştir. Bu esaslara uymadan kurulan divanlar Anayasa'ya aykırı
düşeceğinden divanların Anayasa'ya aykırı kurulmasına yol açan içtüzük
hükümlerinin, bunlara karşı Anayasa Mahkemesine başvurulduğunda, iptal
edilmeleri gerekir.
Millet
Meclisi Başkanlık Divanının kuruluşuna ilişkin Millet Meclisi kararı, İçtüzük
kuralı koyma niteliğinde bir karar olduğundan Anayasa'nın 84. ve 85. maddeleri
kapsamına girer.
İtiraz
konusu 1056 sayılı Kanunun görüşülüp kabul edildiği tarihlerdeki Millet Meclisi
Başkanlık Divanı 10/11/1967 tarihli Millet Meclisi kararı ile kurulmuştur. Bu
karar, Anayasa Mahkemesince 27/2/1968 tarih ve 1967/6, 1968/9 sayılı kararla
iptal edilen 1/11/1966, 2/11/1966 tarihlî Millet Meclisi kararlarındaki aynı
esasları taşıyan ve onların devamından ibaret bir içtüzük niteliğinde karar
bulunması nedeniyle Anayasa Mahkemesinin 27/2/1968 tarihli iptal kararının
kapsamına girmiştir.
Anayasa
Mahkemesinin 27/2/1968 tarihli iptal kararı 1/3/1968 tarihinde Millet Meclisi
Başkanlığına bildirilmiş olmasına göre Anayasa'ya uygun biçimde bir kuruluş
olmadığı meydana çıkan Başkanlık Divanının derhal Anayasa hükümlerine uygun bir
hale getirilmesi zorunlu idi. Bunun yapılmaması nedeniyle yetkisiz duruma giren
Başkanlık Divanının idare ettiği toplantılarda görüşülüp
4.7.1968
tarihinde kabul edilmiş olan itiraz konusu 1056 sayılı Kanuna ait tasarının
kanunlaşmış olduğu kabul edilmez.
Millet
Meclisi İçtüzüğünün 4. maddesinde Başkanlık Divanının süresinin l yıl olarak
kabul edilmiş olmasının, l yıl içinde Divanın kuruluş biçimi yönünden
Anayasa'ya aykırılığının meydana çıkması halinde yeniden Anayasa'ya uygun şekle
sokulmasına engel bir sebep olacağı düşünülemez. Zira kuruluş biçimi yönünden
Anayasa'ya aykırı duruma düşen ve bu nedenle yetkisiz bir hale gelen Başkanlık
Divanının faaliyetine devam etmesi doğru olamayacağından sözü geçen l yıllık
sürenin, ancak kuruluş biçiminin Anayasa'ya uygunluğu devam eden bir Başkanlık
Divanının faaliyet süresini teşkil edebileceği aşikârdır.
Yukarıda
bildirilen nedenlerle, itiraz konusu olup yürürlüğe konulmuş olan 1056 sayılı
Kanunun iptali gerekir. Bu gerekçelerle çoğunluğun iptal kararının sonucuna katılmaktayım.
KARŞI
OY YAZISI
Dâva
konusu 1056 sayılı Kanunun Millet Meclisindeki görüşülmesini idare eden
Başkanlık Divanının Anayasa'nın 84. maddesine tam uygun şekilde kurulmadığı bir
gerçektir. Ancak kuruluştaki bu sakatlığın, niteliği ve olayımızda esas
üzerinde bir etkisinin söz konusu olmayışı bakımından, Başkanlık Divanının yok
sayılmasını ve bu sebeple de Millet Meclisi Genel Kurulunun ve böyle bir
kurulda görüşülüp kabul edilen kanunun hukuken geçerli sayılmamasını gerektiren
bir şekil noksanı teşkil etmediği kanaatındayım. Kaldı ki kuruluş seklindeki bu
hatanın kanunun iptalini gerektirip gerektirmediği yönü üzerinde, daha önce,
Mahkememizin esas 1968/15 ve karar 1968/13 sayısında kayıtlı dâva sebebiyle
uzun uzadıya durulmuş ve orada açıklanan gerekçelere dayanarak iptali gerektirmediğine
karar verilmiş bulunmaktadır. Ortada o karardaki gerekçe ve sonuçta değişikliği
gerektiren bir sebep bulunmadığından bu kez aksi yönde verilen karara karşıyım.
Sayın
İhsan Ecemiş'in yukarıda yazılı düşüncelerine katılıyorum.
Sayın
İhsan Ecemiş'in görüşüne katılıyorum.
Sayın
İhsan Ecemiş'in yukarıda yazılı düşüncelerine katılıyorum.
KARŞI
OY YAZISI
1-
Anayasa Mahkemesi Kuruluşu ve Yargılama Usulleri hakkındaki 44 sayılı Kanunun
27. Maddesinin l ve 2 nolu fıkralarında, bir dâvaya bakmakta olan mahkemenin
itiraz yoluyla Anayasa Mahkemesine başvurma usulleri düzenlenmiş bulunmaktadır.
Anayasa'nın 151. maddesine uygun olarak yapılan bu düzenlemeye göre., dâvada
uygulanacak kanun hükmünün Mahkemece re'sen Anayasa'ya aykırı görülmesi halinde
bu yoldaki gerekçeli kararın Örneğinin gönderilmesi kâfi gelmekte, taraflardan
birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddî olduğu kanısına varılması
halinde ise tarafların bu konudaki iddia ve savunmalarının ve mahkemeyi bu
kanıya götüren görüşünü açıklayan kararın örneklerinin gönderilmesi
gerekmektedir.
İtiraz
eden Mahkemenin Dosyadaki 14/9/1968 günlü kararına göre, olayda uygulanacak
olan 1056 sayılı Kanun hükmünün hem mahkemece re'sen Anayasa'ya aykırı
görüldüğü hem de, taraflardan birisinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının
ciddî olduğu kanısına varılmış olduğu görülmektedir. Bu yollardan sadece
birisinin Anayasa Mahkemesine başvurmak için yeterli olduğu ve bu açıdan bu
itirazda bir eksiklik de bulunmadığı anlaşıldığına göre bir de ayrıca ikinci
yola ait başvurma usulüne ilişkin belgelerin de tamamlattırılmasının gerekli
olmadığı düşünülmektedir.
Bu
nedenlerle konuya ilişkin kısmına karşıyım.
2-
Söz konusu 1056 sayılı Kanun, başka mahkemelerin itirazı üzerine daha önce
incelenerek 3/4/1969 gün ve 1968/39-1969/15 sayı ile Anayasa'ya aykırı
olmadığına karar verilmiştir.
Bu
durumda, aynı kanun hükmü hakkında bir kez de bu itirazın üzerine yeniden
inceleme yapılarak karar verilmesi, Anayasa'nın 152. ve Anayasa Mahkemesinin
Kuruluşu ve Yargılama Usulleri hakkındaki 44 sayılı Kanunun 50. ve 51.
maddeleri karşısında mümkün olmadığından bu itiraz üzerine, önceki karardan bahisle
(yeni bir karar verilmesine yer olmadığı) yolunda karar verilmesi gerekirdi.
Bu
hususu daha genişliğine açıklayan düşüncelerim, 28/6/1966 günlü ve
1963/132-1966/29 ve 14/2/1967 günlü ve 1963/144-1967/6 sayılı kararlara ait
muhalefet şerhlerimde belirtilmiştir. (Resmî Gazete; gün : 27/6/1967, sayı :
12632).
Açıklanan
sebeplerle bu kararda benimsenmiş olan usule muhalifim.
3-
Söz konusu 1056 sayılı Kanun, Millet Meclisinin 8/4/1968 günlü birleşiminde
kabul edilmiştir. Bu birleşimi yöneten Başkanlık Divanı ise Anayasa'ya
aykırılığı nedeniyle Anayasa Mahkemesince (Karar günü 27/2/1968, sayı : 1967/6
-1968/9 Resmî Gazete: gün 18/9/1968, sayı : 13004) iptal edilmiş bulunan
1/11/1966 ve 2/11/1966 günlü Millet Meclisi Kararlarında yer alan içtüzük
niteliğindeki esasların, 1967 yılında da devamını sağlayan ve iptal edilen
kararlardan ayrı hüviyeti olmadığından iptal kapsamı içinde olan 1/11/1967
günlü Millet Meclisi karariyle kurulmuştur.
Anayasa
Mahkemesinin bu konudaki iptal karan 1/3/1968 gününde Millet Meclisi
Başkanlığına bildirildiğine göre, hukukî dayanağı kalmamış olan Başkanlık
Divanının, derhal Anayasa'ya uygun biçimde yeniden kurulması gerekirken,
yetkisiz duruma düşmüş olan Başkanlık Divanının yönetimindeki birleşimlerde söz
konusu kanun tasarısı görüşülerek kabul edilmiştir. Bu gibi birleşimleri,
hukuka ve kanuna uygun bir Millet Meclisi birleşimi ve böyle bir birleşimde
kabul olunan metni de (Kanun) saymak mümkün olmayacağından (kanun) ların tabi
olduğu usuller gereğince yayınlanarak yürürlüğe konulmuş bulunan söz konusu
(1056 sayılı Kanun) un iptali gerekir.
Konuyu
daha açıklayıcı nitelikteki düşüncelerim, 3/4/1969 günlü ve 1968/39 -1969/15
sayılı Anayasa Mahkemesi Kararına ilişkin karşı oy yazısında belirtilmiştir.
Açıklanan
bu gerekçelerle yukarıki kararırı sonucuna katılmaktayım.
Sayın
Muhittin Gürün'ün yukarıda yazılı karşı oy yazısının iki numarasında yazılı
görüşe katılıyorum.