“Anayasa’nın 35. maddesinde “Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir./ Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir./ Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz.” denilmek suretiyle mülkiyet hakkı güvenceye bağlanmıştır. Mülkiyet hakkı ekonomik değer ifade eden ve değeri parayla ölçülebilen her türlü mal varlığı hakkını kapsamaktadır. Mülkiyet hakkı; kişiye başkasının hakkına zarar vermemek ve kanunların koyduğu sınırlamalara uymak koşuluyla sahibi olduğu şeyi dilediği gibi kullanma, semerelerinden yararlanma ve tasarruf etme imkânı veren bir haktır (AYM, E.2021/128, K.2022/68, 1/6/2022, §§ 17, 18).
Anayasa’nın 36. maddesinde “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir./ Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz.” denilmektedir. Anılan maddeyle güvence altına alınan dava yoluyla hak arama özgürlüğü, bir temel hak niteliği taşımasının ötesinde diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmasını ve bunların korunmasını sağlayan en etkili güvencelerden birini oluşturmaktadır. Kişinin bir haksızlığa uğradığını iddia edebilmesinin ya da maruz kaldığı haksız bir uygulama veya işleme karşı haklılığını ileri sürüp kanıtlayabilmesinin, uğradığı zararı giderebilmesinin en etkili ve güvenceli yolu yargı mercileri önünde dava hakkını kullanabilmesidir (AYM, E.2017/178, K.2018/82, 11/7/2018, § 11).
Anayasa'nın 46. maddesinin birinci fıkrasında kamulaştırmanın taşınmazın gerçek karşılığının ödenmesi şartıyla kullanılabilecek bir yetki olduğu hükme bağlanmıştır. Gerçek karşılığının ödenmesi Anayasa'nın 46. maddesiyle maliklerin lehine getirilen özel bir güvence mahiyetindedir. Başka bir anlatımla gerçek karşılığın kural olarak peşin ve nakden ödenmesi; devlet ve kamu tüzel kişileri tarafından yapılabilmesi, kamu yararının bulunması, kamulaştırma kararına ilişkin kanunda gösterilen esas ve usullere uyulmasıyla birlikte kamulaştırmanın anayasal ögeleridir. AYM, 23.01.2025 T. 2020/28016 E. 2025 K.
Gerçek karşılığın ödenmesi aynı zamanda ölçülülük ilkesinin de bir gereğidir. Kamulaştırma suretiyle mülkiyet hakkına yapılan sınırlamalarda hedeflenen kamu yararı ile malikin bireysel yararı arasında gözetilmesi gereken adil denge ancak malike kamulaştırmaya konu taşınmazın bedelinin ödenmesi suretiyle sağlanabilir. Diğer bir ifadeyle kamulaştırma suretiyle mülkiyet hakkına müdahalede bulunulan durumlarda malike bedelin ödenmesi, müdahaleyle malike yüklenen aşırı külfetin telafi edilmesini temin eden temel bir araçtır. Anayasa’nın 46. maddesinin birinci fıkrasında gerek kamulaştırmada gerekse idari irtifak kurulmasında taşınmazın gerçek karşılığının ödeneceği hükme bağlanmakla kamu yararı ile malikin menfaatleri arasındaki dengeyi kuracak bedelin taşınmazın gerçek karşılığı olduğu ifade edilmiştir. AYM, 16.01.2025 T. 2024/135 E. 2025/20 K.
Gerçek karşılık kavramının bir diğer zorunlu sonucu ise devletin, yargılamanın uzun sürmesi ya da başka sebepler ile kamulaştırma bedelinin geç ödenmesinden dolayı paranın değerinde oluşacak aşınmayı telafi edecek mekanizmaları geliştirmesi gerekliliğidir. AYM, 30.11.2023 T. 2023/50 E. 2023/202 K.
2942 sayılı Kanun’un 10. maddesinde, kamulaştırma işleminin satın alma usulüyle gerçekleşmemesi hâlinde mahkemece taşınmaz malın kamulaştırma bedelinin tespiti ile idare adına tescili düzenlenmektedir.
Anılan maddenin birinci fıkrasına göre idare, söz konusu Kanun’un 7. maddesinde öngörülen usulde topladığı bilgi ve belgelerle Kanun’un 8. maddesi uyarınca yaptırmış olduğu bedel tespiti ve bu husustaki diğer bilgi ve belgeleri bir dilekçeye ekleyerek taşınmaz malın bulunduğu yer asliye hukuk mahkemesine müracaat eder ve taşınmaz malın kamulaştırma bedelinin tespitiyle bu bedelin peşin veya 3. maddenin ikinci fıkrasına göre yapılmış ise taksitle ödenmesi karşılığında idare adına tesciline karar verilmesini ister.
10. maddenin ikinci ve üçüncü fıkrasında, taraflara çıkartılacak olan tebligat usulü ile taraflara çıkartılacak tebligatlarda nelerin yazması gerektiği düzenlenmiştir.
10. maddenin dördüncü fıkrasında, kamulaştırmanın ilanı hususu düzenlenmiştir.
10. maddenin 5., 6., 7. ve 8. fıkrasında, taşınmaz malın bedeli konusunda tarafların anlaşmaya davet edilmesi, bedelde anlaşması halinde ne yapılması gerektiği, bedelde anlaşılmaması durumunda taşınmazın kamulaştırma bedelinin belirlenmesi ve depo edilmesi hususunda uygulanacak olan yol ve yöntemlerin ayrıntılı olarak düzenlendiği görülmektedir.
10. maddenin 8. fıkrasında, idarenin, kamulaştırma bedelinin hak sahibi adına yatırıldığına dair makbuzun ibrazı halinde mahkemece, taşınmaz malın idare adına tesciline ve kamulaştırma bedelinin hak sahibine ödenmesine karar vereceği ve bu kararın, tapu dairesine ve paranın yatırıldığı bankaya bildirileceği, tescil hükmünün kesin olup, tarafların bedele ilişkin istinaf veya temyiz hakları saklı olduğu, istinaf veya temyiz incelemesi sonucunda kesinleşen kamulaştırma bedelinin, hak sahibine peşin ve nakit olarak ödenen tutardan daha az olması durumunda aradaki farkın ilgilisinden talep edileceği, idare tarafından hak sahibi adına yapılan ödeme tarihi ile geri ödemeye ilişkin yazının ilgilisine tebliğ edildiği tarih arasındaki süre için faiz alınmayacağı düzenlenmiştir.
Somut olayda ise; yukarıda detaylıca belirtildiği üzere mahkememizce 19/12/2024 tarih ve 2022/379 esas 2024/714 karar sayılı kararı ile karar yerinde yazılı gerekçelere bağlı olarak kamulaştırma bedelinin tespiti ve tesciline yönelik davanın kabulüne karar verilerek çekişme konusu taşınmazda (B) harfi ile gösterilen 17.107,00 m2'lik kısmın davacı adına tapuya kayıt ve tesciline karar verildiği, 21/04/2024 tarihli tutanak ile kararın tescil yönünden karar olduğu belirtilmek suretiyle kararın infazı için tapu müdürlüğüne yazı yazıldığı, tapu müdürlüğünce kararın infaz edilerek kamulaştırmaya konu 17.107,00 m2'lik kısmın Mazı Mahallesi 141 ada 40 parsel olarak Maliye Hazinesi adına tescilinin yapıldığı, kararın istinaf edilmesi üzerine Denizli BAM 3. HD'nin 2025/491 esas 2025/1026 karar ve 22/05/2025 tarihli kararı ile Anayasa Mahkemesi'nin biraz evvel değinilen iptal kararına atıf yaparak idari yargıda görülen kamulaştırma işleminin iptaline yönelik davanın bekletici mesele yapılması ve sair yönlerden de mahkememizin 2022/379 esas 2024/714 karar ve 19/12/2024 tarihli kararın kaldırılmasına karar verildiği, kaldırma ilamı sonrası mahkememizin 2025/325 esas sayılı dosyası üzerinden devam eden yargılamada idari yargıdaki kamulaştırma işleminin iptaline yönelik dava dosyasının bekletici mesele yapılmasına karar verilerek duruşmanın 16/10/2025 tarihine ertelendiği, kamulaştırma işleminin iptaline yönelik davada verilen kararın kesinleşmediği anlaşılmıştır. Dolayısıyla kamulaştırma işlemi kesinleşmemesine rağmen taşınmazda kamulaştırmaya konu edilen kısmın kamulaştırma bedelinin tespiti ve tesciline yönelik davada verilen karar ile hazine adına tescili yapılmıştır.
Kamulaştırma Kanunu'nun yukarıda değinilen 10. maddesindeki hükümler dikkate alındığında kamulaştırma bedelinin tespiti ve tesciline ilişkin davalarda kamulaştırma bedelinin yatırılmasına dair makbuzun ibrazı halinde mahkemece taşınmazın idare adına tesciline kesin olarak karar verilmekte ve taşınmazın mülkiyeti kararla birlikte idareye geçmektedir. Uygulamada sıklıkla rastlandığı üzere kamulaştırma bedeli yönünden kararın yasa yolu incelemesi sonucu kaldırılması veya bozulmasına bağlı olarak ilk derece mahkemelerince yeniden yapılan yargılama sonucunda davanın reddedildiği durumlarla karşılaşılmaktadır. Örneğin ilk derece mahkemesince yeniden yapılan yargılama sonucunda daha önceden belirlenen kamulaştırma bedelinden daha fazla kamulaştırma bedelinin tespit edilmesi ve idareye fark kamulaştırma bedelini depo etmesi için süre verilmesine rağmen fark kamulaştırma bedelinin depo edilmemesi, davanın dayanağı kamulaştırma işleminin idari yargı tarafından iptal edilmesi, idarenin tek taraflı olarak kamulaştırmadan vazgeçmesi gibi nedenlerle davanın reddedildiği durumlarla karşılaşılmaktadır. İlk kararla birlikte verilen tescil hükmü kesin nitelikte olduğundan taşınmazın tapusu idare adına kalmakta ve kamulaştırma bedelinin tespiti ve tesciline yönelik davanın dayanağı kamulaştırma işlemi ortadan kaldırıldığı halde ya da taşınmaz maliki kamulaştırmada gerçek karşılığın ödenmesi ilkesine aykırı olarak taşınmazın tam bedelini, gerçek bedelini almadığı halde mülkiyet hakkından yoksun kalabilmektedir. Taşınmazın aynına ilişkin uyuşmazlıklarda "miktar yönünden kesin olma" dışında kesin olarak karar verilmesi mümkün değilken, kamulaştırma davalarında bu ilkelerden ayrılarak davanın niteliği üzerinden tescile kesin olarak karar verilmesi sonucunda vatandaşın mülkiyet hakkı kısıtlanmakta, tescil kararı yönünden yasa yoluna başvurma hakkı kısıtlanmaktadır. Taşınmaz malikinin sonradan yolsuz tescile dayalı tapu iptal ve tescil davası ya da kamulaştırmasız el atma nedeniyle tazminat davası açması mümkün ise de, taşınmaz malikini bu şekilde dava açmaya zorlamak Anayasanın 141. maddesindeki davaların en az giderle ve makul bir süre içinde bitirilmesi gerekliliği ilkesine aykırı olacaktır.
Kamulaştırma bedelinin tespiti ve tescili davasında verilecek olan tescil kararının kesin nitelikte olmadığının düzenlenmesi halinde, eş söyleyişle tescil kararı yönünden de karara karşı yasa yolunun açık tutulması halinde bu türden çelişkili ve tartışmalı sonuçların, taşınmaz malikinin mülkiyet hakkının ihlaline sebebiyet veren uygulamaların ortadan kalkacağı muhakkak olmakla birlikte Kamulaştırma Kanunu'nun 10. maddesinin sekizinci fıkrasındaki "Tescil hükmü kesin olup" ibaresinin, Anayasa'nın 35. maddesi kapsamında mülkiyet hakkına, 36. maddesi kapsamında mahkemeye erişim hakkına, 46. maddesi kapsamında kamulaştırmada taşınmazın gerçek karşılığının ödenmesi ilkesine aykırı olduğu sonuçlarına ulaşılmaktadır.
TALEP: 2942 sayılı Kanun’un 10. maddesinin sekizinci fıkrasındaki "Tescil hükmü kesin olup" ibaresinin, ibaresinin Anayasa’nın 35., 36. ve 46. maddelerine aykırılığı sebebiyle iptali için 2709 sayılı Anayasa'nın 152. maddesi uyarınca Anayasa Mahkemesi'ne başvuru yapılmasına,
Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 40/5. maddesi uyarınca başvuru hakkında karar verilinceye kadar davanın geri bırakılmasına, 5 ay içinde karar verilmediği takdirde davanın mevcut hükümlere göre devamına,
Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 40/1. maddesi uyarınca iş bu gerekçeli başvuru kararının ve eklerinin dizi pusulası halinde Anayasa Mahkemesine gönderilmesine,
Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda karar verildi.”
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI
Esas Sayısı : 2025/190
Karar Sayısı : 2026/38
Karar Tarihi : 12/2/2026
R.G.Tarih-Sayı : 21/5/2026-33260
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Bodrum 3. Asliye Hukuk Mahkemesi
İTİRAZIN KONUSU: 4/11/1983 tarihli ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun 24/4/2001 tarihli ve 4650 sayılı Kanun’un 5. maddesiyle değiştirilen 10. maddesinin 19/4/2018 tarihli ve 7139 sayılı Kanun’un 26. maddesiyle değiştirilen sekizinci fıkrasının sekizinci cümlesinde yer alan “Tescil hükmü kesin olup,…” ibaresinin Anayasa’nın 35., 36. ve 46. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir.
OLAY: Kamulaştırma bedelinin tespiti ve tescil davasında itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur.
I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ
Kanun’un 10. maddesinin itiraz konusu kuralın da yer aldığı sekizinci fıkrası şöyledir:
“(Değişik sekizinci fıkra: 19/4/2018-7139/26 md.) Tarafların bedelde anlaşamamaları halinde gerektiğinde hâkim tarafından onbeş gün içinde sonuçlandırılmak üzere yeni bir bilirkişi kurulu tayin edilir ve hâkim, tarafların ve bilirkişilerin rapor veya raporları ile beyanlarından yararlanarak adil ve hakkaniyete uygun bir kamulaştırma bedeli tespit eder. Mahkemece tespit edilen bu bedel, taşınmaz mal, kaynak veya irtifak hakkının kamulaştırılma bedelidir. Tarafların anlaşması halinde kamulaştırma bedeli olarak anlaşılan miktar peşin ve nakit olarak, hak sahibi adına bankaya yatırılır. Tarafların anlaşamaması halinde hâkim tarafından kamulaştırma bedeli olarak tespit edilen bedelin (…) mahkemece belirlenecek banka hesabına yatırılması ve yatırıldığına dair makbuzun ibraz edilmesi için idareye onbeş gün süre verilir. Kamulaştırma bu Kanunun 3 üncü maddesinin ikinci fıkrasına göre yapılmış ise ilk taksitin yine peşin ve nakit olarak hak sahibi adına, hak sahibi tespit edilememiş ise ileride ortaya çıkacak hak sahibine verilmek üzere 10 uncu maddeye göre mahkemece yapılacak davetiye ve ilanda belirtilen bankaya yatırılması ve yatırıldığına dair makbuzun ibraz edilmesi için idareye onbeş gün süre verilir. Gereken hallerde bu süre bir defaya mahsus olmak üzere mahkemece uzatılabilir. İdarece, kamulaştırma bedelinin hak sahibi adına yatırıldığına, hâkim tarafından kamulaştırma bedeli olarak tespit edilen bedelin (…) veya hak sahibinin tespit edilemediği durumlarda ise ileride ortaya çıkacak hak sahibine verilmek üzere bloke edildiğine dair makbuzun ibrazı halinde mahkemece, taşınmaz malın idare adına tesciline ve kamulaştırma bedelinin hak sahibine ödenmesine karar verilir ve bu karar, tapu dairesine ve paranın yatırıldığı bankaya bildirilir. Tescil hükmü kesin olup, tarafların bedele ilişkin istinaf veya temyiz hakları saklıdır. İstinaf veya temyiz incelemesi sonucunda kesinleşen kamulaştırma bedeli, hak sahibine peşin ve nakit olarak ödenen tutardan daha az olması durumunda aradaki fark ilgilisinden talep edilir. İdare tarafından hak sahibi adına yapılan ödeme tarihi ile geri ödemeye ilişkin yazının ilgilisine tebliğ edildiği tarih arasındaki süre için faiz alınmaz.”
II. İLK İNCELEME
1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Kadir ÖZKAYA, Hasan Tahsin GÖKCAN, Basri BAĞCI, Engin YILDIRIM, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR, Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇİL ve Ömer ÇINAR’ın katılımlarıyla 10/9/2025 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
III. ESASIN İNCELENMESİ
2. Başvuru kararı ve ekleri, Raportör Emre DURSUN tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu kanun hükmü, dayanılan ve ilgili görülen Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
A. Anlam ve Kapsam
3. 2942 sayılı Kanun’un 8. maddesinin birinci fıkrasında idarelerin anılan Kanun’a göre tapuda kayıtlı olan taşınmaz mallar hakkında yapacağı kamulaştırmalarda satın alma usulünü öncelikle uygulamalarının esas olduğu düzenlenmiştir. Söz konusu maddenin ikinci fıkrasında da satın alma usulünde idarenin teklif edeceği bedelin idare içinde oluşturulan bir kıymet takdir komisyonunca belirleneceği belirtilmiştir.
4. Kanun’un 10. maddesinin birinci fıkrasında ise tarafların satın alma usulüyle bir sonuca ulaşamamaları durumunda idarenin bedel tespiti ve taşınmazın idare adına tescili için yetkili asliye hukuk mahkemesinde dava açması gerektiği hükme bağlanmıştır.
5. Söz konusu maddenin beşinci ve altıncı fıkralarına göre mahkemece belirlenen günde yapılacak duruşmada hâkim, taşınmaz malın bedeli konusunda tarafları anlaşmaya davet edecek, tarafların bedelde anlaşması hâlinde taraflarca anlaşılan bu bedeli kamulaştırma bedeli olarak kabul edecektir. Tarafların bedelde anlaşamamaları hâlinde ise en geç on gün içinde keşif ve otuz gün sonrası için de duruşma günü tayin ederek bilirkişiler marifetiyle ve tüm ilgililerin huzurunda taşınmaz malın değerinin tespiti için mahallinde keşif yapacaktır.
6. Maddenin yedinci ve sekizinci fıkralarında bilirkişilerin 11. maddedeki esaslar doğrultusunda taşınmaz malın değerini belirten raporlarını on beş gün içinde mahkemeye verecekleri, tarafların bedelde anlaşamamaları hâlinde gerektiğinde hâkim tarafından on beş gün içinde sonuçlandırılmak üzere yeni bir bilirkişi kurulunun tayin edileceği ve hâkimin, tarafların ve bilirkişilerin rapor veya raporları ile beyanlarından yararlanarak adil ve hakkaniyete uygun bir kamulaştırma bedelini tespit edeceği belirtilmiştir.
7. Sekizinci fıkrada ayrıca mahkemece tespit edilen bedelin taşınmaz mal, kaynak veya irtifak hakkının kamulaştırılma bedeli olduğu, idarece, kamulaştırma bedelinin hak sahibi adına yatırıldığına, hâkim tarafından kamulaştırma bedeli olarak tespit edilen bedelin veya hak sahibinin tespit edilemediği durumlarda ise ileride ortaya çıkacak hak sahibine verilmek üzere bloke edildiğine dair makbuzun ibrazı hâlinde mahkemece taşınmaz malın idare adına tesciline ve kamulaştırma bedelinin hak sahibine ödenmesine karar verileceği ve bu kararın, tapu dairesine ve paranın yatırıldığı bankaya bildirileceği hükme bağlanmıştır.
8. Anılan fıkranın sekizinci cümlesinde ise tescil hükmünün kesin olduğu, tarafların bedele ilişkin istinaf veya temyiz haklarının saklı olduğu düzenlenmiştir. Söz konusu cümlede yer alan “Tescil hükmü kesin olup,…” ibaresi itiraz konusu kuralı oluşturmaktadır.
9. Öte yandan fıkranın dokuzuncu ve onuncu cümlelerinde istinaf veya temyiz incelemesi sonucunda kesinleşen kamulaştırma bedelinin hak sahibine peşin ve nakit olarak ödenen tutardan daha az olması durumunda aradaki farkın ilgilisinden talep edileceği, idare tarafından hak sahibi adına yapılan ödeme tarihi ile geri ödemeye ilişkin yazının ilgilisine tebliğ edildiği tarih arasındaki süre için faiz alınmayacağı belirtilmiştir.
10. 25. maddenin birinci fıkrasında ise hakların kullanılması ve borçların yerine getirilmesi bakımından kamulaştırma işleminin mal sahibi için 10. madde uyarınca mahkemece yapılan tebligatla başlayacağı ve mülkiyetin idareye geçmesinin mahkemece verilen tescil kararıyla olacağı düzenlenmiştir.
B. İtirazın Gerekçesi
11. Başvuru kararında özetle; kamulaştırma bedelinin tespitine ve tescile ilişkin davalarda kamulaştırma bedelinin yatırıldığına ilişkin makbuzun sunulması hâlinde mahkemece taşınmazın idare adına tesciline kesin olarak karar verilmesinin uygulamada sorunlara yol açtığı, tescil hükmünün kesin olması nedeniyle kamulaştırma işleminin iptal edilmesine karşın taşınmazın tapusunun idare üzerinde kaldığı, ayrıca kamulaştırmada gerçek bedelin ödenmesi ilkesine aykırı olarak taşınmaz malikinin taşınmazın bedelini tam olarak almaksızın mülkiyet hakkından yoksun bırakıldığı, taşınmaz maliki tarafından yolsuz tescile dayalı olarak iptal ve tescil davası ya da kamulaştırmasız el atma nedeniyle tazminat davasının açılması mümkün ise de malikin bu şekilde dava açmaya zorlanmasının davaların en az giderle ve makul bir süre içinde bitirilmesi ilkesiyle çeliştiği belirtilerek kuralın Anayasa’nın 35., 36. ve 46. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
C. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
12. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 43. maddesi uyarınca kural, ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 13. maddesi yönünden de incelenmiştir.
13. Anayasa’nın 35. maddesinde “Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir./Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir./Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz.” hükmüne yer verilmiştir. Anayasa’nın anılan maddesiyle güvenceye bağlanan mülkiyet hakkı, ekonomik değer ifade eden ve parayla değerlendirilebilen her türlü mal varlığı hakkını kapsamaktadır (AYM, E.2024/1, K.2025/70, 6/3/2025, § 17; E.2015/39, K.2015/62, 1/7/2015, § 20).
14. Mülkiyet hakkı, kişiye başkasının hakkına zarar vermemek ve kanunların öngördüğü sınırlamalara uymak koşuluyla sahibi olduğu şeyi dilediği gibi kullanma, onun semerelerinden yararlanma ve tasarruf etme imkânı veren bir haktır (Mehmet Akdoğan ve diğerleri [1. B.], B. No: 2013/817, 19/12/2013, § 32). Bu bağlamda malikin mülkünü kullanma, onun semerelerinden yararlanma ve mülkü üzerinde tasarruf etme yetkilerinden herhangi birinin sınırlanması veya mülkünden yoksun bırakılması mülkiyet hakkına müdahale teşkil eder (Recep Tarhan ve Afife Tarhan [1. B.], B. No: 2014/1546, 2/2/2017, § 53).
15. Mülkten yoksun bırakma niteliği taşıyan kamulaştırma işlemi sonucu mahkemece idare adına verilen tescil kararının kesin nitelikte olduğunu düzenleyen itiraz konusu kuralla mülkiyet hakkına sınırlama getirildiği açıktır.
16. Anayasa’nın 35. maddesinde mülkiyet hakkının kamu yararı amacıyla ve kanunla sınırlanabileceği öngörülmüştür. Mülkiyet hakkına sınırlama getirilirken temel hak ve özgürlüklerin sınırlanmasına ilişkin ilkeleri düzenleyen Anayasa’nın 13. maddesinin de gözönünde bulundurulması gerekmektedir.
17. Anayasa’nın 13. maddesinde “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.” denilmektedir.
18. Anayasa’nın anılan maddesi uyarınca mülkiyet hakkı, Anayasa’da öngörülen nedenlere bağlı olarak Anayasa’nın sözüne ve ölçülülük ilkesine aykırı olmaksızın ancak kanunla sınırlanabilir.
19. Anayasa Mahkemesinin sıkça vurguladığı gibi temel hakları sınırlayan kanunun şeklen var olması yeterli olmayıp yasal kuralların keyfîliğe izin vermeyecek şekilde belirli, ulaşılabilir ve öngörülebilir düzenlemeler niteliğinde olması gerekir.
20. Esasen temel hakları sınırlayan kanunun bu nitelikleri olması, Anayasa’nın 2. maddesinde güvenceye alınan hukuk devleti ilkesinin de bir gereğidir. Hukuk devletinin temel unsurlarından olan hukuki belirlilik ilkesi uyarınca kanuni düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesi gerekir. Kanunda bulunması gereken bu nitelikler hukuki güvenliğin sağlanması bakımından da zorunludur. Zira bu ilke hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar (AYM, E.2015/41, K.2017/98, 4/5/2017, §§ 153, 154). Dolayısıyla Anayasa’nın 13. ve 35. maddelerinde sınırlama ölçütü olarak belirtilen kanunilik, Anayasa’nın 2. maddesinde güvenceye alınan hukuk devleti ilkesi ışığında yorumlanmalıdır.
21. Kuralda kamulaştırma bedelinin tespiti üzerine taşınmazla ilgili olarak verilen tescil kararının kesinlik ve kanun yoluna başvuru itibarıyla kapsamının açık ve net olarak düzenlendiği gözetildiğinde kuralın belirli ve öngörülebilir olduğu, bu yönüyle kanunilik şartını taşıdığı sonucuna ulaşılmıştır.
22. Öte yandan Anayasa’nın 13. maddesinde temel hak ve özgürlüklere yönelik sınırlamaların Anayasa’nın sözüne de aykırı olamayacağı hükme bağlanmıştır. Buna göre Anayasa’nın anılan maddesinde yer alan hak ve özgürlüklerin sınırlanması ölçütlerinden biri de Anayasa’nın sözüne uygunluktur.
23. Anayasa'nın söz konusu maddesinde yer alan “Anayasa'nın sözü” ifadesi Anayasa'nın metnini yani lafzını ifade etmektedir. Temel hak ve özgürlüklere yönelik sınırlamaların Anayasa'nın sözüne uygun olması şartı özellikle Anayasa'nın çeşitli maddeleriyle getirilen ek güvenceler söz konusu olduğunda önem taşımaktadır. Anayasa, çoğu durumda bir hak veya özgürlüğü yalnızca tanımakla yetinmeyerek onun kullanılmasını garanti altına almak için bazı yönlerini ayrıca vurgulayarak veya bazı yönlerine belli bir önem atfederek koruma altına alır. Anayasa koyucunun bir hakkı tanımanın yanında o hakkın norm alanına giren bir boyutunu ayrıca ve özel olarak ifade etmesi, buna ilişkin ek bir güvence getirmesi de mümkün olabilmektedir (Kadri Enis Berberoğlu (2) [GK], B. No: 2018/30030, 17/9/2020, § 69; Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, § 79).
24. Anayasa’nın 46. maddesinde öngörülen kamulaştırma Anayasa’da özel mülkiyetin kamuya geçirilmesi konusunda başvurulabilecek bir yöntem olarak düzenlenmiş olup bir taşınmaz üzerindeki özel mülkiyet hakkının malikin rızası olmaksızın kamu yararı için ve karşılığı ödenmek kaydıyla devlet tarafından sona erdirilmesidir. Bu yönüyle kamulaştırma Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkına getirilen anayasal bir sınırlamadır. Bu itibarla 46. maddede belirtilen kamulaştırmanın anayasal ögelerine uygun bir düzenleme, mülkiyet hakkına aykırılık oluşturmayacaktır (AYM, E.2017/110, K.2017/133, 26/7/2017, §§ 12, 15).
25. Anayasa’nın 46. maddesine göre kamulaştırmanın devlet ve kamu tüzel kişileri tarafından yapılabilmesi için kamu yararının bulunması, kamulaştırma kararının kanunda gösterilen esas ve usullere uygun alınması, gerçek karşılığın ilke olarak peşin ve nakden ödenmesi gerekir. Kamulaştırma işleminde temel unsur kamu yararıdır. Bu yönüyle söz konusu işlem, taşınmazın el konulmasını zorunlu kılan kamu yararının özel mülkiyete üstün tutulduğu durumlarla sınırlı olarak ve Anayasa’da belirlenen usul güvenceleri izlenerek yapıldığında hukuka uygun sayılır (AYM, E.2017/110, K.2017/133, 26/7/2017, § 11).
26. Anayasa'nın anılan maddesinin birinci fıkrasında kamulaştırmanın taşınmazın gerçek karşılığının ödenmesi şartıyla kullanılabilecek bir yetki olduğu hükme bağlanmıştır. Gerçek karşılığın ödenmesi Anayasa’da malikler lehine getirilen özel bir güvencedir. Dolayısıyla taşınmazın gerçek karşılığı ödenmeden yapılan kamulaştırma işlemleri söz konusu fıkradaki gerçek karşılığın ödenmesi güvencesinin yanı sıra peşin ödeme güvencesine de aykırılık oluşturacaktır (bazı farklarla birlikte bkz. Kübra Yıldız ve diğerleri [GK], B. No: 2018/32734, 28/7/2022, § 61).
27. Diğer yandan Anayasa’nın 46. maddesinin ikinci fıkrasında kesin hükme bağlanan artırım bedelinin nakden ve peşin olarak ödenmesi gerektiği belirtilmiş, böylece kesin hükme bağlanan artırım bedeli yönünden de nakden ve peşin olarak ödenme güvencesi getirilmiştir. Kesin hükme bağlanan artırım bedeli taşınmazın gerçek karşılığının bir unsurudur. Anayasa’nın söz konusu maddesinin birinci fıkrasında gerçek karşılığın peşin ödenmesinden bahsedildikten sonra ikinci fıkrasında kamulaştırma bedeli ile kesin hükme bağlanan artırım bedelinin peşin ödenmesi gerektiği düzenlenerek gerçek karşılık güvencesi açıklanmıştır (Muammer Bulut [GK], B. No: 2020/9066, 21/11/2024, § 61).
28. Kamulaştırma suretiyle mülkiyet hakkına getirilen sınırlamada, hedeflenen kamu yararı ile malikin bireysel yararı arasında gözetilmesi gereken adil denge ancak malike taşınmazın gerçek karşılığının peşin ödenmesi suretiyle sağlanabilir. Diğer bir ifadeyle kamulaştırma suretiyle mülkiyet hakkına müdahalede bulunulan durumlarda malike taşınmazın gerçek karşılığının peşin olarak ödenmesi, müdahaleyle malike yüklenen aşırı külfetin telafi edilmesini temin eden temel bir araçtır. Buna göre kamulaştırmanın anayasal ögelerinden biri gerçek karşılık olduğundan kamulaştırılan taşınmazın bedeline dair yasal düzenlemelerin Anayasa’da öngörülen gerçek karşılık ölçütüne uygun olması gerekmektedir (bazı farklarla birlikte bkz. Kübra Yıldız ve diğerleri, § 62).
29. Peşin ödeme güvencesi, gerçek karşılığın taksitli olarak ödenmemesinin ötesinde kamulaştırma bedeli ve kesin hükme bağlanan artırım bedelinden oluşan gerçek karşılığın en geç taşınmazın idare adına tescil edildiği tarihte ödenmesi gerektiğini ifade eder. Dolayısıyla Anayasa’nın 46. maddesinde belirtilen kamulaştırmanın anayasal ögelerine uygun bir kamulaştırma işleminden bahsedilebilmesi için taşınmazın gerçek karşılığının ve kesin hükme bağlanan artırım bedelinin yalnızca tek seferde ödenmesi yeterli olmayıp bu ödemenin en geç taşınmazın idare adına tescil edildiği anda yapılması gerekmektedir. Bu bağlamda Anayasa’nın anılan maddesinde yer alan taksitlendirme hâlleri bulunmamasına rağmen kamulaştırma bedeli ve kesin hükme bağlanan artırım bedelinden oluşan gerçek karşılığın taşınmazın mülkiyetinin idareye geçtikten sonra ödenmesi peşin ödeme güvencesine aykırılık oluşturacaktır (Muammer Bulut, § 64).
30. Kamulaştırma bedelinin tespiti ve taşınmazın idare adına tescili talebiyle açılan davalarda mahkemeler tarafından belirlenen kamulaştırma bedelinin idare tarafından depo edilmesiyle birlikte taşınmazın idare adına tesciline ve kamulaştırma bedelinin hak sahibi kişiye ödenmesine karar verilmektedir. Kural uyarınca kamulaştırılan taşınmazın idare adına tesciline ilişkin hüküm kesin nitelikte olup kanun yolu denetimine tabi olmamaktadır. Bu itibarla bedel tespiti ve tescil davasında sadece kamulaştırma bedeli yönünden kanun yoluna başvurulabilmektedir.
31. Mahkemelerin dava konusu yapılan taşınmazın mülkiyetinin idareye devredilmesi sonucunu doğuran kesin nitelikteki tescil hükmü üzerine kamulaştırılan taşınmazın idare adına tescili gerçekleştirilmektedir. Böylece mahkeme kararıyla belirlenen kamulaştırma bedelinin taşınmazın gerçek değerini oluşturup oluşturmadığı kesin olarak tespit edilmeksizin taşınmazın mülkiyeti idareye geçmektedir. Zira kanun yolu incelemesinde mahkemece tespit edilen kamulaştırma bedelinin taşınmazın gerçek karşılığını yansıtmadığının ve daha fazla olması gerektiğinin belirlenmesi mümkündür. Bu durumda kamulaştırılan taşınmazın gerçek değeri malike ödenmeden taşınmazın mülkiyetinin idareye devri sonucu ortaya çıkacaktır.
32. Dolayısıyla kural kapsamında mahkemenin tescil kararının kesin olması nedeniyle kamulaştırma bedelinin kesin olarak tespit edilip tamamı malike ödenmeksizin idare, taşınmazın mülkiyetini ve bu durumun doğal sonucu olarak taşınmazı kamulaştırma amacına uygun kullanma hakkını elde etmekte; malik ise mülkünü kaybetmektedir. Bu durum ise Anayasa'nın 46. maddesinde düzenlenen kamulaştırma bedeli ve kesin hükme bağlanan artırım bedelinden oluşan gerçek bedelin tek seferde ve en geç taşınmazın idare adına tescil edildiği anda ödenmesini gerektiren peşin ödeme güvencesine aykırı olarak taşınmazın mülkiyetinin idareye devri sonucunu doğurmaktadır (benzer yöndeki değerlendirme için bkz. Muammer Bulut, § 72).
33. Bu itibarla kural kapsamında kamulaştırma sürecinde mahkemece idare adına verilen tescil kararının kesin nitelikte olmasının mahkeme kararıyla belirlenen kamulaştırma bedelinin taşınmazın gerçek değerini oluşturup oluşturmadığı kesin olarak tespit edilmeksizin taşınmazın mülkiyetinin idareye geçmesine neden olduğu, bu yönüyle kuralla Anayasa'nın 46. maddesinin birinci fıkrasında yer alan peşin ödeme güvencesi yerine getirilmeksizin mülkiyet hakkına getirilen sınırlamanın Anayasa’nın 13. maddesinde belirtilen Anayasa’nın sözüne uygunluk ölçütünü karşılamadığı sonucuna ulaşılmıştır.
34. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 13., 35. ve 46. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir.
Kural, Anayasa’nın 13., 35. ve 46. maddelerine aykırı görülerek iptal edildiğinden ayrıca Anayasa’nın 36. maddesi yönünden incelenmemiştir.
IV. İPTAL KARARININ YÜRÜRLÜĞE GİRECEĞİ GÜN SORUNU
35. Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasında “Kanun, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi veya Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü ya da bunların hükümleri, iptal kararlarının Resmî Gazetede yayımlandığı tarihte yürürlükten kalkar. Gereken hallerde Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihi ayrıca kararlaştırabilir. Bu tarih, kararın Resmî Gazetede yayımlandığı günden başlayarak bir yılı geçemez.” denilmekte, 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrasında da bu kural tekrarlanarak Mahkemenin gerekli gördüğü hâllerde Resmî Gazete’de yayımlandığı günden başlayarak iptal kararının yürürlüğe gireceği tarihi bir yılı geçmemek üzere ayrıca kararlaştırabileceği belirtilmektedir.
36. 2942 sayılı Kanun’un 10. maddesinin sekizinci fıkrasının sekizinci cümlesinde yer alan “Tescil hükmü kesin olup,…” ibaresinin iptali nedeniyle doğacak hukuksal boşluk kamu yararını ihlal edecek nitelikte görüldüğünden Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince iptal hükmünün kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra yürürlüğe girmesi uygun görülmüştür.
V. HÜKÜM
4/11/1983 tarihli ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun 24/4/2001 tarihli ve 4650 sayılı Kanun’un 5. maddesiyle değiştirilen 10. maddesinin 19/4/2018 tarihli ve 7139 sayılı Kanun’un 26. maddesiyle değiştirilen sekizinci fıkrasının sekizinci cümlesinde yer alan “Tescil hükmü kesin olup,…” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, iptal hükmünün Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrası ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince KARARIN RESMÎ GAZETE’DE YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK DOKUZ AY SONRA YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE 12/2/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
Başkan
Kadir ÖZKAYA
Başkanvekili
Hasan Tahsin GÖKCAN
Basri BAĞCI
Üye
Engin YILDIRIM
Rıdvan GÜLEÇ
Recai AKYEL
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
Yıldız SEFERİNOĞLU
Selahaddin MENTEŞ
İrfan FİDAN
Kenan YAŞAR
Muhterem İNCE
Yılmaz AKÇİL
Ömer ÇINAR
Metin KIRATLI