“7499 sayılı yasanın 17. maddesi ile değişik 5271 sayılı CMK'nın 252/3 maddesi "Mahkeme, ikinci fıkra uyarınca hüküm verirken, 251. madde kapsamında basit yargılama usulüne göre verilen hükümle bağlı değildir. Ancak, itirazın sanık dışındaki kişiler tarafından yapıldığı hâllerde 251. maddenin üçüncü fıkrası uyarınca indirim uygulanır." hükmünü amirdir.
İptali istenen hüküm nedeniyle basit yargılama usulü uygulanmak suretiyle verilen karara sanık tarafından itiraz edilmesi halinde CMK'nın 251/3 maddesi uyarınca yapılan 1/4 oranındaki indirim uygulanmayacak, sanık dışındaki kişiler tarafından (katılan veya iddia makamı) itiraz edilmesi halinde ise sanık hakkında uygulanan 1/4 oranındaki indirim korunacaktır.
Basit yargılama usulü alternatif uyuşmazlık çözüm yollarından birisi olup duruşma açılarak yargılamaya sebebiyet verilmemesi nedeniyle sanık hakkında cezasından belli bir oranda indirim imkanı sağlayan yasal bir olanaktır. Bu durum belli koşullarda (karara sanık tarafından itiraz edilmemesi kaydıyla) duruşma açılması halinde dahi sanığın duruşma açılmamasına sebebiyet vermemesi nedeniyle bu imkanın korunmasına olanak sunmuş durumdadır. Ancak buna mukabil sanık tarafından karara itiraz edilmesi, sanık ile birlikte sanık dışındaki diğer taraflar tarafından da karara itiraz edilmesi halinde sanık tarafından yapılan itirazın haklı olup olmadığına bakılmaksızın sanık hakkında indirim imkanı ortadan kalkmaktadır.
Bazı durumlarda karara sanık tarafından itiraz edilmemekte, katılan tarafından itiraz edilmekte olup mahkemece yasa uyarınca önceki hüküm ile bağlı olunmaması nedeniyle sanık hakkında daha fazla bir cezaya hükmedildiği halde basit yargılama usulü uygulanmak suretiyle yapılan indirim sırf karara sanık tarafından itiraz edilmemesi nedeniyle iptali istenen norm nedeniyle korunmaktadır. Örneğin mahkememizin 2025/490 esas sayılı dosyasında basit yargılama usulü ile hüküm veren … 6. Asliye Ceza Mahkemesinin 17/05/2023 tarih ve 2024/252 esas, 2024/347 karar sayılı kararında sanık hakkında temel ceza 6 ay üzerinden tayin olunup sanığın cezasından 1/6 oranında indirim yapılıp CMK'nın 251/3 maddesi uyarınca 1/4 oranında indirim yapılarak sanığın neticeten 3 ay 22 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği halde basit yargılama usülune katılan tarafça yapılan itiraz üzerine genel hükümler çerçevesinde yapılan yargılama neticesinde mahkememizce aynı eylem nedeniyle temel ceza 1 yıl üzerinden tayin olunmuş, TCK'nın 62/1 madde ve CMK'nın 251/3 maddesi uyarınca yapılan indirim sonucunda sanığın neticeden 7 ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir. Objektif olarak değerlendirildiğinde mahkememizce genel hükümler çerçevesinde yapılan yargılama neticesinde verilen ikinci kararın istinaf incelemesinden geçerek kesinleştiği varsayıldığı takdirde hukuken doğru olan karar basit yargılama usulü uygulanarak verilen karar olmayıp şekli anlamda genel hükümler çerçevesinde yapılan yargılama neticesinde mahkememizin vermiş olduğu karar olmasına rağmen ve ilk kararda sanık lehine hata yapılmasına rağmen sırf karara itiraz edenin sıfatı nedeniyle sanık hakkındaki indirim korunmakta buna karşılık aşağıda örnekleri açıklanacağı üzere basit yargılama usulü ile sanık aleyhine hukuka aykırı karar verilmesi halinde ise sırf itiraz edenin sıfatı nedeniyle itiraz haklı olmasına rağmen iptali istenen norm nedeniyle sanık hakkındaki 1/4 oranındaki indirimin geri alınması durumu gündeme gelmektedir.
Hukukumuzda kesin olarak verilen kararlar tekerrüre esas olmayıp, bu husus yerleşik Yargıtay kararları ile ve hiç bir istisna tanınmayacak şekilde kabul edilmiş ve uygulanagelmiştir. Ancak buna rağmen uygulamada bazı dosyalarda uygulayıcıların hukuki ahkamın yorumunda hataya düşerek kesin nitelikte verilen kararları veya tekerrür süresi geçmiş kararları hukuka aykırı olarak tekerrüre esas aldıkları ve 5237 sayılı TCK'nun 58/3 maddesindeki "tekerrür halinde sonraki suça ilişkin kanun maddesinde seçimlik olarak hapis cezası ile adli para cezası ön görülmüşse, hapis cezasına hükmolunur" hükmü nedeniyle hapis cezası seçmekte sanık tarafından sırf yasa hükmünün yanlış uygulanması nedeniyle yapılan itiraz üzerine genel hükümler uygulanmak suretiyle yapılan yargılama sonucunda sanığın itirazının haklı olduğu görülerek tekerrür koşullarının bulunmadığı, hatta bazı durumlarda Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararları uyarınca tekerürür süresi içerisinde suç işlenmemesi nedeniyle adli sicil kaydının silinme koşullarının oluştuğu gözetilerek seçimlik cezalardan adli para cezası tercih olunmakta ve ayrıca önceki karardan farklı olarak adli sicil kaydının silinme koşullarının oluştuğu gerekçesiyle hükmün açıklanmasının geriye bırakılması kararı dahi verilebilmektedir. Bu tür örnekler mahkememizin muhtelif dosyalarında somut olarak yaşanmış örneklerdir. Birinci kararda yani basit yargılama usulü uygulanarak verilen kararda hakim tekerrür hükümlerinin uygulanmasında hataya düşmüş, sanık hakkında seçimlik cezalardan hapis cezasını tercih etmiş ayrıca tekerrür nedeniyle HAGB kararı vermemiş, hükmün mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine karar vermiştir. Buna mukabil sanık tekerrür koşullarının bulunmadığı savı ile yapmış olduğu itirazda genel hükümler çerçevesinde yapılan yargılama neticesinde tekerrür hükümlerinin uygulama koşullarının bulunmadığı kabul edilerek yapılan yargılamada sanık hakkında neticeten tekerrür hükümlerinin uygulama koşullarının bulunmadığı kabul edilerek seçimlik cezalardan adli para cezasına hükmedilip hükmün açıklanmasının geriye bırakılmasına karar verildiği ve hükmün istinaf incelemesinden geçerek kesinleştiği nazara alındığında bu durumda doğru olan hüküm ikinci hüküm olup sırf hakimin ilk hükmünde hukuki mevzuatı yanlış uygulamış olması nedeniyle haklı olarak itirazda bulunan sanığın, hakkını haklı olarak araması nedeniyle iptali istenen norm nedeniyle sanık hakkında CMK'nın 251/3 maddesindeki indirim oranı ortadan kalkacaktır. Oysa hakim basit yargılama usulü uygulamak suretiyle vermiş olduğu ilk kararda kesin olan hüküm nedeniyle tekerrür hükümlerinin uygulanmayacağını ve tekerrür hükümlerinin uygulama koşullarının TCK'nın 58. maddesindeki yasal sürelerin geçmesi gibi durumlarda bulunmadığını gözeterek tekerrür hükümlerini uygulamaksızın doğru karar vererek ve örneği verilen olayda istinaf incelemesinden geçerek kesinlik kazanacak mahiyette adli para cezasını tercih edip HAGB kararını vermiş olsa idi sanık bu karara itiraz etmeyecek idi. Sanık verilen somut örnekte karara haklı olarak itiraz ettiği halde sırf hakimin hukuki ahkamı yanlış yorumlaması nedeniyle hakimden kaynaklanan bir nedenle indirim hakkından mahrum kalacaktır. Bir üst paragraftaki somut dosyamızda belirtildiği üzere basit yargılama usulü ile sanık lehine bir durum hukuka aykırı olarak yaratıldığı halde karara sırf sanık dışındaki kişiler tarafından itiraz edilmesi halinde CMK'nın 251/3 maddesindeki indirim oranı sanık hakkında korunduğu halde iş bu paragrafta verilen örnekte hakimin sanık aleyhine hukuki ahkamı yanlış uygulaması halinde sanığın haklı olarak karara itirazı halinde sırf itiraz edenin sıfatı nedeniyle hak ve adalet ölçüleri ile bağdaşmayacak şekilde sanık hakkındaki indirimin iptali istenen norm nedeniyle ortadan kalkması durumu söz konusudur.
Şayet basit yargılama usulü ile uygulanan indirim oranı genel hükümler çerçevesinde yargılama yapılması halinde itiraz edenin sıfatına bakılmaksızın ortadan kalkmış olsa idi iptali istenen norm Anayasa'ya aykırı kabul edilmeyecek iken itiraz edenin sıfatına göre indirimin yapılıp yapılmaması durumu mahkemenin uğraştırılması durumundan öte bir anlam ifade etmekte olup bu durumda hak ve nesafet ölçüleri gereğince itiraz edenin sıfatından ziyade itiraz içeriğinin haklı olup olmadığına bakılması gerekmektedir.
5809 sayılı yasanın 63/10 maddesi " Bu Kanunun 56. maddesinin birinci fıkrası hükümlerine aykırı hareket edenler bin günden beş bin güne kadar; ikinci, üçüncü, dördüncü ve beşinci fıkralarına aykırı hareket ederek bu işi bizzat yapanlar elli günden yüz güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır." hükmünü amir olup yasada ilgili suça ilişkin müeyyide sadece adli para cezası olarak belirlenmiş olup atılı suç iki yıl altında hapis cezası veya adli para cezasını gerektirdiğinden basit yargılama usulüne tabidir. Hakim 5809 sayılı yasanın 63/10 maddesine muhalefet suçuna açılan davada sehven hukuki ahkamın yorumlanmasında hataya düşerek hapis cezası verdiği durumda sanığın karara 5809 sayılı yasanın 63/10 maddesinde hapis cezası yaptırımının öngörülmediği gerekçesiyle yapacağı itiraz üzerine genel hükümler çerçevesinde yapılacak yargılama neticesinde sanığın atılı suçu işlediği sabit kabul edilecek olur ise itirazı haklı kabul edilecek ve eyleminin yaptırımı adli para cezası olarak belirlenecek olmasına rağmen kararda hakimin hukuki ahkamı yorumlamadaki düşmüş olduğu hata nedeniyle sanığın haklı itirazına rağmen iptali istenen norm nedeniyle sanık hakkındaki indirim oranı korunamayacaktır. Oysa hakim hukuki ahkamın uygulanmasında hataya düşmeksizin sanık hakkında doğrudan eylemine uyan yasa hükmü uyarınca (somut örnekte 5809 sayılı yasanın 63/10 maddesi) doğrudan adli para cezasına hükmetmiş olsa idi sanık bu karara itiraz etmeyecek ve hakkında CMK'nın 251/3 maddesindeki indirim oranı korunacak idi.
Mahkememizde bir dosyada aleniyet unsuru oluşmaksızın bir kamu görevlisinin kastedilerek "onun amına koyacağım" şeklindeki sözler nedeniyle kamu görevlisine görevinden dolayı hakaret suçundan cezalandırılması istemiyle kamu davası açılmıştır. TCK'nın 125/3-a maddesindeki suçun yaptırımı "bir yıldan iki yıla kadar hapis veya adli para cezası " olup yasa gereği atılı suç basit yargılama usulüne tabidir. İş bu dosyamızda mahkememizce basit yargılama usulü uygulanmak suretiyle TCK 125/3-a maddesi uyarınca mahkumiyet kararı verildiğini varsayalım. Karara sanık tarafından atılı suçun kamu görevlisine görevinden dolayı hakaret suçu olmayıp, tehdit suçu olduğu ve uzlaşmaya tabi olduğu gerekçesi ile itiraz edildiğini ve mahkemenin bu itirazı haklı bularak tehdit suçundan uzlaşma hükümlerini uyguladığını, tarafların uzlaşmaması üzerine TCK'nın 106/1-1.cümle maddesi uyarınca mahkumiyet hükmü verdiğini ve sanığın tekerrüre esas sabıkası olduğunu varsayalım, bu durumda mahkememizce yanlış olarak uygulanan TCK'nın 125/3-a maddesindeki suç yönünden TCK'nın 58/3 maddesi uyarınca bir yıl hapis cezası verildiği halde genel hükümler çerçevesinde yargılama yapan mahkeme eylemin tehdit suçunu oluşturduğunu kabul ettiği ahvalde sanık hakkında TCK'nın 106/1-1.cümle maddesi uyarınca altı ay hapis cezası verilecektir. Eğer basit yargılama usulünü uygulayan mahkeme en başında hukuki ahkamı doğru olarak uygulamış olsa idi ve TCK'nın 106/1-1.cümle maddesi uyarınca mahkumiyet kararı vermiş olsa idi sanık hakkında altı ay üzerinden hükmedilen hapis cezasından CMK'nın 251/3 maddesi uyarınca 1/4 oranında indirim yapılmak suretiyle 4 ay 15 gün hapis cezası alacağı halde sırf hakimin hukuki ahkamın yorumlanmasında düştüğü hata nedeniyle sanık bir ay 15 gün fazla cezaya maruz kalacaktır. Bu durumda hakkında kamu görevlisine görevinden dolayı hakaret suçundan basit yargılama usulü uygulanmak suretiyle bir yıl hapis cezası verilen karara itiraz eden sanığın itirazı genel hükümler çerçevesinde yargılama yapan mahkemece sonuç olarak haklı bulunmasına rağmen iptali istenen norm nedeniyle sanık hakkında CMK'ınn 251/3 maddesindeki indirim oranı korunamayacaktır.
İş bu dosyamızda yani somut norm itiraz yoluna başvurulan dosyamızın sanığı hakkında basit yargılama usulü uygulanmak suretiyle verilen kararda TCK'nın 86/2-2.cümle maddesi uyarınca temel ceza tayin olunmuş, cezadan TCK'nın 86/3-a maddesi uyarınca artırım yapılmış, TCK'nın 62/1 maddesi uyarınca indirim yapılmış ve CMK'nın 251/3 maddesi uyarınca indirim yapılmak suretiyle sonuç ceza belirlenmiştir. Buna mukabil basit yargılama usulü uygulanmak suretiyle … 1. Asliye Ceza Mahkemesinin vermiş olduğu 16/07/2025 tarih ve 2025/263 esas, 2025/441 karar sayılı kararda sanık hakkında tahrik hükümleri uygulanmamıştır. Ancak sanık soruşturma aşamasındaki 21/12/2024 tarihli ifadesinde kızının cep telefonunu istediğini, kendisinin de malının kıymetini bilmesi için cep telefonunu kızına vermediğini, kızının cep telefonunu elinden zorla almaya çalıştığını ve kendisine saldırdığını, başına sırtına ve kollarına vurduğunu ve telefonu ver diye bağırmaya devam ettiğini savunduğu, sanığın iddialarının da … Devlet Hastanesinden aldırılan 21/12/2024 tarihli adli rapor ile doğrulandığı, olayın tanığı olan tanık … …n'ın da sanığın dayandığı olguyu doğruladığı, buna rağmen sanık hakkında tahrik hükümlerinin uygulanmasına dair basit yargılama usulü uygulanmak suretiyle verilen kararda bir değerlendirmede bulunulmadığı, sanığın itirazı üzerine genel hükümler çerçevesinde yapılacak yargılama sonucunda sanığın atılı suçu dayandığı olgular nedeniyle tahrik altında işlediği kabul edildiği durumda sanık hakkında tahrik hükümlerinin uygulanma durumunun söz konusu olacağı nazara alındığında sanığın itirazının haksız bir itiraz olmadığı tespit edilecek olmasına rağmen sanık hakkında iptali istenen norm nedeniyle CMK'nın 251/3 maddesi uyarınca cezasındaki indirim oranı geri alınacaktır. Kaldı ki sanığın adli sicil kaydı somut dosyada incelendiği takdirde hakkında … 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 2015/339 esas sayılı dosyasındaki 4500 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ilişkin hükmün 24/02/2020 tarihinde yerine getirildiği, dolayısıyla TCK'nın 58/2-b maddesi uyarınca tekerrür süresi içerisinde suç işlememesi nedeniyle Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararı uyarınca adli sicil kaydının silinme koşullarının oluştuğu, yine sanığın adli sicil kaydında yer alan … 3. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 2016/169 esas sayılı dosyasındaki HAGB kararının 11/05/2016 tarihinde … 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 2017/28 esas sayılı dosyasındaki HAGB kararının 06/03/2018 tarihinde kesinleştiği nazara alındığında her iki HAGB kararı yönünden de düşme koşulları oluşmuş ve esasen sanık her iki karar ve 4500 TL'lik adli para cezasının silinme koşullarının oluşması nedeniyle esasen sabıkasız konumdadır. Buna rağmen basit yargılama usulü uygulanmak suretiyle verilen kararın hüküm fıkrasının 8. maddesinde sanığın 3 aydan fazla hapis cezasına herhangi bir mahkumiyetinin bulunmamasına rağmen ve adli sicil kaydının silinme koşulları oluştuğu halde sanığın kasıtlı suçtan 3 aydan fazla mahkumiyetinin bulunması gerekçesi ile erteleme ve HAGB kararı verilmemiştir. Oysa somut dosyamızda mahkememizce yargılama yapılması halinde sübut halinde sanığın sabıkasız kabul edilerek hakkında HAGB kararının verilme koşulları değerlendirilecektir. Dolayısıyla ya mahkememiz ya da … 1. Asliye Ceza Mahkemesi hukuki ahkamın yorumunda hata yapmaktadır. Şayet … 1. Asliye Ceza Mahkemesi eğer bu hatayı yapıyor ise ve bu husus genel hükümler çerçevesinde yapılacak yargılamada sübut bulduğu takdirde hukuki ahkam doğru uygulanmış olsa ve basit yargılama usulü ile verilen hükmün açıklanmasının geriye bırakılmasına karar vermiş olsa idi sanık hem hükmün açıklanmasının geriye bırakılması kararı alacak hem de cezadan 1/4 oranında indirim alacak ve bu karara belki de itiraz da bulunmayacak idi dolayısıyla genel hükümler çerçevesinde yapılacak yargılamada sanık hakkında mahkumiyet kararı verilmesine rağmen HAGB kararı verildiği takdirde ve sanığın bu karara itiraz etmediği düşünüldüğü takdirde hukuken haklı olan itirazı nedeniyle iptali istenen norm nedeniyle CMK'nın 251/3 maddesindeki indirim imkanından mahrum kalacaktır.
Yukarıda verilen örnekleri çoğaltmak ve sayısız örnek ile sanık tarafından basit yargılama usulü uygulanmak suretiyle verilen kararlara haklı itiraz örneklerinin artırmak mümkündür.
Belirtilen düzenleme Anayasaya açıkça aykırıdır;
Anayasamızın 2. maddesi "Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devletidir." hükmünü amirdir. Hukuk devletinde eşit eylemler eşit yaptırım ve uygulamaya tabi tutulurlar. Bu hukuk devletinin olmazsa olmaz ilkelerinden ve temel şartlarından birisidir. Dolayısıyla basit yargılama usulü uygulanmak suretiyle hakimin yanlış karar vermesi halinde karara haklı olarak itiraz edilmesi durumu ile karara haksız olarak itiraz edilmesi durumu arasında herhangi bir ayrım yapılmaksızın sırf itiraz edenin sıfatı nedeniyle sanık hakkında iptali istenen norm nedeniyle CMK'nın 251/3 maddesindeki indirim oranın geri alınması hukuk devleti ilkesi ile bağdaşır bir düzenleme değildir.
Anayasamızın 10. maddesi " Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.
Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet, bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür.
Bu maksatla alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı olarak yorumlanamaz.
Çocuklar, yaşlılar, özürlüler, harp ve vazife şehitlerinin dul ve yetimleri ile malul ve gaziler için alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı sayılmaz.
Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz.
Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar." hükmünü amir olup yasa koyucu iptali istenen norm yönünden haklı ve haksız olma yönünden herhangi bir ayrım yapmaksızın karara sanık dışındaki kişiler yönünden itiraz halinde CMK'nın 251/3 maddesindeki 1/4 oranındaki ceza indirim imkanını koruduğu halde karara sanık tarafından haklı nedenlerle itiraz edilmesi halinde dahi sırf itiraz edenin sıfatı nedeniyle CMK'nın 251/3 maddesindeki 1/4 oranındaki indirimi geri almak suretiyle eşitlik ilkesine aykırı bir düzenleme yapmış durumdadır. Karara katılan haklı nedenlerle itiraz etse ve basit yargılama usulü uygulanarak verilen karar hatalı olsa bile sanık 1/4 oranındaki indirimden faydalanırken karara itiraz edenin sanık olması halinde ise itiraz haklı olsa dahi iptali istenen norm nedeniyle sanık 1/4 oranındaki indirim hakkını kaybetmektedir. Bu düzenleme Anayasanın 10. maddesindeki eşitlik kuralını ihlal eder mahiyettedir.
Anayasamızın 36. maddesi "Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.
Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz." hükmünü amir olup belirtilen düzenleme hak arama hürriyetini de ihlal eder mahiyettedir. Her ne kadar basit yargılama usulü ile verilen karara itiraz hakkının varlığı nedeniyle hak arama hürriyetinin ihlal edilmediği düşünülebilecek ise de yanlış verilen karara haklı gerekçeler ile itiraz eden sanığın yasanın tanımış olduğu indirim hakkında basit yargılama usulü ile verilen karar doğru olsa idi itiraz etmeyerek indirim hakkına sahip olabilecek iken hakimin hukuki hatası nedeniyle verilen karara haklı itirazı halinde sırf sıfatı nedeniyle indirim hakkında mahrum bırakılması hak arama hürriyetinin özünü de ihlal eder mahiyettedir. Zira burada ikili bir ihlal durumu söz konusu olup sanık birinci olarak karara itiraz ettiği takdirde haksız bulunması halinde indirim imkanından mahrum kalma korkusu ile karara itiraz etmekten çekinebileceği gibi ikinci durumda da haklı bulunmasına rağmen sırf sıfatı nedeniyle indirim imkanından mahrum kalması hürriyetin özünü ihlal eder mahiyettedir ve bu durumda adil yargılanma hakkının da ihlal edildiğinin kabulü gerekir.
Anayasamızın 36. maddesi " Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.
Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz." hükmünü amir olup haklı nedenlerle basit yargılama usulüne itirazı nedeniyle itirazı haklı bulunmasına rağmen CMK'nın 251/3 maddesindeki indirim hakkından iptali istenen norm nedeniyle mahrum kalan sanığın durumunun hak ve adalet ile bağdaşmadığı her türlü izahtan vareste olup, iptali istenen norm Anayasamızın 36. maddesinde düzenleme altına alınan hak arama hürriyetini önemli ölçüde indirim imkanının haklı olunması halinde dahi ortadan kaldırması nedeniyle düzenleme Anayasanın 36. maddesine aykırı olup, Anayasanın 36. maddesindeki hakkın özünü önemli ölçüde ihlal eder mahiyettedir. Zira bu durumda hak ve adalete uygun olan sanığın genel hükümler çerçevesinde yapılan yargılamada basit yargılama usulü ile verilen karara eşit veya daha ağır ceza alması halinde indirim imkanından mahrum kalması, buna rağmen itirazları haklı bulunan ve basit yargılama usulü ile verilen mahkumiyet hükmünden daha az ceza alan sanık hakkında CMK'nın 251/3 maddesindeki indirimin korunmasıdır.
Yine Anayasamızın 39. maddesi " Kamu görev ve hizmetinde bulunanlara karşı, bu görev ve hizmetin yerine getirilmesiyle ilgili olarak yapılan isnatlardan dolayı açılan hakaret davalarında, sanık, isnadın doğruluğunu ispat hakkına sahiptir. Bunun dışındaki hallerde ispat isteminin kabulü, ancak isnat olunan fiilin doğru olup olmadığının anlaşılmasında kamu yararı bulunmasına veya şikayetçinin ispata razı olmasına bağlıdır." hükmünü amir olup koşullarının varlığı halinde ispat hakkından mahrum bırakılan örneğin kasten yaralama suçunu karşı tarafın kendisine karşı işlediği hakaret suçu nedeniyle işlediğini iddia eden sanığın tanığının soruşturma aşamasında dinlenilmemesine rağmen sanığın basit yargılama usulünün uygulanmasına ilişkin cevabında bu durumu belirtmesine rağmen tanığının dinlenmemesi halinde karara haklı itiraz durumunda genel hükümler çerçevesinde yapılacak yargılamada ispat hakkını kullanarak cezadan belli bir oranda tahrik indirimi almasına rağmen yukarıda defaatle muhtelif paragraflarda izah edildiği üzere sanık haklı itirazına rağmen indirim hakkından mahrum kalacaktır. Bu durum da düzenlemeyi Anayasanın 39. maddesindeki ispat hakkını koruyan ahkama aykırı hale getirmektedir.
Anayasamızın 152. maddesi "Bir davaya bakmakta olan mahkeme, uygulanacak bir kanun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin hükümlerini Anayasaya aykırı görürse veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varırsa, Anayasa Mahkemesinin bu konuda vereceği karara kadar davayı geri bırakır. Mahkeme, Anayasaya aykırılık iddiasını ciddi görmezse bu iddia, temyiz merciince esas hükümle birlikte karara bağlanır. Anayasa Mahkemesi, işin kendisine gelişinden başlamak üzere beş ay içinde kararını verir ve açıklar. Bu süre içinde karar verilmezse mahkeme davayı yürürlükteki kanun hükümlerine göre sonuçlandırır. Ancak, Anayasa Mahkemesinin kararı, esas hakkındaki karar kesinleşinceye kadar gelirse, mahkeme buna uymak zorundadır. Anayasa Mahkemesinin işin esasına girerek verdiği red kararının Resmî Gazetede yayımlanmasından sonra on yıl geçmedikçe aynı kanun hükmünün Anayasaya aykırılığı iddiasıyla tekrar başvuruda bulunulamaz." hükmünü amirdir.
Belirtilen nedenlerle 5271 sayılı CMK'nın 252/3 maddesindeki "Mahkeme, ikinci fıkra uyarınca hüküm verirken, 251. madde kapsamında basit yargılama usulüne göre verilen hükümle bağlı değildir. Ancak, itirazın sanık dışındaki kişiler tarafından yapıldığı hâllerde 251. maddenin üçüncü fıkrası uyarınca indirim uygulanır." hükmü yukarıda izah edilen nedenlerle sanık dışındaki kişiler tarafından karara itiraz halinde itirazın haklı olması halinde dahi sanık hakkındaki indirim korunurken karara sanık tarafından itiraz edilmesi halinde itirazın haklı olması halinde dahi sanık hakkındaki indirimin geri alınması sonucu doğuran yasa hükmünün Anayasanın 2., 10., 36. ve 39. maddelerine aykırı olması nedeniyle T.C. Anayasanın 152. maddesi uyarınca iptaline karar verilmesi arz olunur.”
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI
Esas Sayısı : 2025/276
Karar Sayısı : 2026/1
Karar Tarihi : 15/1/2026
R.G. Tarih - Sayı : Tebliğ edildi.
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Yalova 7. Asliye Ceza Mahkemesi
İTİRAZIN KONUSU: 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 17/10/2019 tarihli ve 7188 sayılı Kanun’un 25. maddesiyle başlığı ile birlikte yeniden düzenlenen 252. maddesinin 2/3/2024 tarihli ve 7499 sayılı Kanun’un 17. maddesiyle değiştirilen (3) numaralı fıkrasının Anayasa’nın 2., 10., 36. ve 39. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir.
OLAY: Kasten yaralama suçundan açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur.
I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ
Kanun’un 252. maddesinin itiraz konusu (3) numaralı fıkrası şöyledir:
“(3) (Değişik:2/3/2024-7499/17 md.) Mahkeme, ikinci fıkra uyarınca hüküm verirken, 251 inci madde kapsamında basit yargılama usulüne göre verilen hükümle bağlı değildir. Ancak, itirazın sanık dışındaki kişiler tarafından yapıldığı hâllerde 251 inci maddenin üçüncü fıkrası uyarınca indirim uygulanır.”
II. İLK İNCELEME
1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca yapılan ilk inceleme toplantısında başvuru kararı ve ekleri, Raportör Ahmet Hakan SOYTÜRK tarafından hazırlanan ilk inceleme raporu ve itiraz konusu kanun hükmü okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
2. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un “Anayasaya aykırılığın mahkemelerce ileri sürülmesi” başlıklı 40. maddesinde Anayasa Mahkemesine itiraz yoluyla yapılacak başvurularda izlenecek yöntem düzenlenmiştir. Söz konusu maddenin (1) numaralı fıkrasında bir davaya bakmakta olan mahkemenin bu davada uygulanacak bir kanun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin hükümlerini Anayasa’ya aykırı görmesi hâlinde veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varması durumunda bu fıkrada sayılan belgeleri dizi listesine bağlayarak Anayasa Mahkemesine göndereceği belirtilmiş, anılan fıkranın (b) bendinde “Başvuru kararına ilişkin tutanağın onaylı örneği” Anayasa Mahkemesine gönderilecek belgeler arasında sayılmıştır. Maddenin (4) numaralı fıkrasında ise açık bir şekilde dayanaktan yoksun veya yöntemine uygun olmayan itiraz başvurularının Anayasa Mahkemesi tarafından esas incelemeye geçilmeksizin gerekçeleriyle reddedileceği hükme bağlanmıştır.
3. Anılan İçtüzük’ün 46. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (a) bendinde de “Başvuru kararına ilişkin tutanağın onaylı örneği” Anayasa Mahkemesine sunulacak belgeler arasında sayılmıştır.
4. Yine İçtüzük’ün 49. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendinde Anayasa Mahkemesince yapılan ilk incelemede başvuruda eksikliklerin bulunduğunun tespit edilmesi hâlinde itiraz yoluna ilişkin işlerde esas incelemeye geçilmeksizin başvurunun reddine karar verileceği, (2) numaralı fıkrasında ise anılan (b) bendi uyarınca verilen kararın itiraz yoluna başvuran mahkemenin eksiklikleri tamamlayarak yeniden başvurmasına engel olmadığı belirtilmiştir.
5. Bakılmakta olan davada Mahkemece başvuru kararına ilişkin olarak herhangi bir tutanak düzenlenmeksizin doğrudan gerekçeli karar ile itiraz başvurusunda bulunulduğu anlaşılmıştır. Bu itibarla başvuru kararına ilişkin tutanağın onaylı örneği bulunmaksızın yapılan itiraz başvurusunun yöntemine uygun olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
6. Açıklanan nedenle 6216 sayılı Kanun’un 40. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendi ile İçtüzük’ün 46. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (a) bendine aykırı olduğu anlaşılan başvurunun anılan Kanun’un 40. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince yöntemine uygun olmadığından reddi gerekir.
III. HÜKÜM
4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 17/10/2019 tarihli ve 7188 sayılı Kanun’un 25. maddesiyle başlığı ile birlikte yeniden düzenlenen 252. maddesinin 2/3/2024 tarihli ve 7499 sayılı Kanun’un 17. maddesiyle değiştirilen (3) numaralı fıkrasına yönelik itiraz başvurusunun 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 40. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince yöntemine uygun olmadığından REDDİNE 15/1/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
Başkan
Kadir ÖZKAYA
Başkanvekili
Basri BAĞCI
Üye
Engin YILDIRIM
Rıdvan GÜLEÇ
Recai AKYEL
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
Yıldız SEFERİNOĞLU
Selahaddin MENTEŞ
İrfan FİDAN
Kenan YAŞAR
Muhterem İNCE
Yılmaz AKÇİL
Ömer ÇINAR
Metin KIRATLI