“Mahkememizin 2020/267 E.2020/219 K.sayılı ve 30/06/2020 tarihli kararı ile; "Davanın, kesin yetki nedeniyle usulden ve dava şartı yokluğundan HMK m.114/f.1- (ç) bendi gereği reddine, Karar kesinleştiğinde dosyanın yetkili İstanbul Anadolu Asliye Ticaret Mahkemesine gönderilmesine" dair istinaf kanun yolu açık olmak üzere karar verilmiş ve kanun yoluna başvurulmamıştır.
Bilindiği üzere 6100 sayılı HMK m.20/f.1 hükmü uyarınca " Görevsizlik veya yetkisizlik kararı verilmesi hâlinde, taraflardan birinin, bu karar verildiği anda kesin ise tebliği tarihinden, (...) süresi içinde kanun yoluna başvurulmayarak kesinleşmiş ise kararın kesinleştiği tarihten; kanun yoluna başvurulmuşsa bu başvurunun reddi kararının tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde kararı veren mahkemeye başvurarak, dava dosyasının görevli ya da yetkili mahkemeye gönderilmesini talep etmesi gerekir. Aksi takdirde, dava açılmamış sayılır ve görevsizlik veya yetkisizlik kararı veren mahkemece bu konuda resen karar verilir."
Mahkememizde görülen somut davada ise yetkisizlik kararının taraflara tebliğ olunduğu, karara karşı kanun yoluna başvurulmadığı, bu suretle kararın kesinleşme verilme aşamasında olduğu, hatta karara karşı kanun yolu süresinin dolmuş olmasına rağmen dava dosyasının yetkili mahkemeye gönderilmesi noktasında herhangi bir talebin dosyada yahut uyap ortamında olmadığı, buna göre kararın kesinleştiği tarihten itibaren ise başvurunun olmadığı sabittir.
Bu durumda verilen yetkisizlik kararı sonrası taraflarca kanun yoluna başvurulmadığı, kanun yolunun süresinin sona erdiği açık olmakla birlikte kararın kesinleştiği tarihten itibaren iki hafta içinde dosyanın yetkili mahkemeye gönderilmesini tarafların talep edebilmesi yasal olarak mümkün ve gereklidir. Hatta bu gerekliliğe uyulmaması davanın açılmamış sayılması ile sonuçlanmasına yol açacaktır.
İşte tam bu noktada, yetkisizlik kararının kesinleştiği tarihin taraflarca bilinip bilinemeyeceği önem arz etmektedir. Bu nedenle HMK m.20/f.1 hükmünde belirtilen "...süresi içinde kanun yoluna başvurulmayarak kesinleşmiş ise kararın kesinleştiği tarihten..." ibaresinin Anayasaya aykırı olup olmadığı üzerinde durulmalıdır.
Bu ibarelerin önemi ise şu noktadadır:
Somut davada olduğu üzere davacı TMSF'nin veya başkaca kişilerin malvarlığına ilişkin açtığı davalar milyonlarca TL'yi bulabilmektedir. Dosyada verilen bir görevsizlik veya yetkisizlik sonrası, kanun koyucu kararın kesinleştiği tarihten itibaren iki hafta içinde görevsizlik/yetkisizlik kararının taraflarına dosyanın görevli/yetkili mahkemeye gönderilmesini talep etme hak ve imkanı tanımaktadır.
Herhangi bir nedenle kanun yoluna başvurmayan taraf, sebebi ne olursa olsun görevsizlik/yetkisizlik kararının kesinleştiği tarihten itibaren iki hafta içinde bu hakkını kullanmak istediği taktirde bu hükmün kişinin adalete erişime dair temel hakkının ve ayrıca adil yargılanma hakkının ihlali sonucu doğurup doğmayacağı önem taşır. Zira bu hakkın kullanılmaması, davanın açılmamış sayılması gibi telafisi imkansız veya zor zararlara yol açabilecektir. Nitekim somut başvuruda bu hal söz konusudur.
O halde bu hükmün Anayasaya aykırı olup olmadığı irdelenmelidir.
AÇIKLAMALAR:
Öncelikle belirtmek gerekir ki bu noktada 01/11/2011 tarihi itibarı ile yürürlüğe giren 6100 sayılı HMK m.20/f.1-birinci cümlesinde yer alan, "..bu karar verildiği anda kesin ise bu tarihten... " ibareleri Anayasa Mahkemesinin 10/02/2016 tarihli ve 2015/76 E.2016/9 K.sayılı kararı ile iptal edilmiştir. Anayasa Mahkemesinin vermiş olduğu iptal kararları tarafları, konusu ve sebebiyle bağlı kalındığında o dava için bağlayıcı olsa da "hükmün objektif etkisi"nin sağlanabilmesi açısından Anayasa Mahkemesinin gerekçelerinin tüm mahkemelerce dikkate alınması önem arz eder.
Yukarıda anılan ve iptal başvurusuna esas olan ibarelerin anayasaya aykırılık sorunu ile ilgili, bu gerekçe ışık tutucudur. Böylelikle Anayasa Mahkemesinin anılan kararının objektif etkisi dahi mahkememizce değerlendirilmiş olacaktır.
Adı geçen AYM kararına göre:
1- İtiraz konusu kuralın da yer aldığı (1) numaralı fıkrada, görevsizlik veya yetkisizlik kararı verilmesi hâlinde, taraflardan birinin, süresi içinde kanun yoluna başvurulmayarak karar kesinleşmiş ise kararın kesinleştiği tarihten; kanun yoluna başvurulmuşsa bu başvurunun reddi kararının tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde kararı veren mahkemeye başvurarak, dava dosyasının görevli ya da yetkili mahkemeye gönderilmesini talep etmesi gerekeceği, aksi takdirde, bu mahkemece davanın açılmamış sayılmasına karar verileceği hüküm altına alınmıştır. İtiraz konusu kural "süresi içinde kanun yollarına başvurmayarak kesinleşmiş ise kararın kesinleştiği tarihten" ibareleridir.
2- Anayasa'nın 13. maddesinde, "Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz." denilmektedir.
3- Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında, "Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir." hükmüne yer verilmiştir. Maddeyle güvence altına alınan hak arama özgürlüğü ve adil yargılanma hakkı, kendisi bir temel hak niteliği taşımasının yanında, diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmasını ve bunların korunmasını sağlayan en etkili güvencelerden biridir.
4- Demokratik toplumlarda temel hak ve özgürlükler yönünden serbestlik asıl, sınırlama ise istisnadır. Anayasalar temel hak ve özgürlüklerin hangi nedenlerle ve ne ölçüde sınırlandırılabileceğini belirlemektedir. Bu anlamda, Anayasa'nın 13. maddesinde temel hak ve özgürlüklerin sınırlanmasına ilişkin kurallara yer verilmiştir.
5- Öte yandan, Anayasa Mahkemesinin yerleşik içtihat hâlini alan kararlarında belirtildiği üzere, her temel hak ve özgürlüğün doğasından kaynaklanan sınırları da bulunmaktadır. Birlikte yaşamanın zorunlu sonucu olarak, hak ve özgürlüklerin başkalarının aynı hak ve özgürlüklerden faydalanmasını engelleyici, başkalarına zarar verici mahiyette kullanılmaması gerekir. Ayrıca, Anayasa'nın başka maddelerinde yer alan kuralların da temel hak ve hürriyetin bir diğer sınırını oluşturabilmesi mümkündür.
6- Anayasa'nın 36. maddesinde, hak arama özgürlüğü güvence altına alınmıştır. Maddede, hak arama özgürlüğü için herhangi bir sınırlama nedeni öngörülmemiş olmakla birlikte, bunun hiçbir şekilde sınırlandırılması mümkün olmayan mutlak bir hak olduğu söylenemez. Özel sınırlama nedeni öngörülmemiş hakların da hakkın doğasından kaynaklanan bazı sınırları bulunduğu kabul edilmektedir. Ayrıca hakkı düzenleyen maddede herhangi bir sınırlama nedenine yer verilmemiş olsa da, Anayasa'nın başka maddelerinde yer alan kurallara dayanarak bu hakların sınırlandırılması mümkün olabilir. Dava açma hakkının kapsamına ve kullanım koşullarına ilişkin bir kısım düzenlemelerin hak arama özgürlüğünün doğasından kaynaklanan sınırları ortaya koyan ve hakkın norm alanını belirleyen kurallar olduğu açıktır. Ancak, bu sınırlamalar Anayasa'nın 13. maddesinde yer alan güvencelere aykırı olamaz.
7- Temel hak ve özgürlükler özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasa'da öngörülen sebeplerle ve ancak kanunla sınırlanabilir. Dokunulamayacak "öz", her temel hak ve özgürlük açısından farklılık göstermekle birlikte kanunla getirilen sınırlamanın hakkın özüne dokunmadığının kabulü için temel hakların kullanılmasını ciddî surette güçleştirip, amacına ulaşmasına engel olmaması ve etkisini ortadan kaldırıcı bir nitelik taşımaması gerekir.
8- Temel hak ve özgürlüklerin özlerine dokunulmaksızın yapılan sınırlamalar yönünden ise bu sınırlamaların, demokratik toplum düzeninin gerekleri ile ölçülülük ilkesine aykırı olamayacağı belirtilmiştir. Bir başka deyişle, öze dokunan sınırlamalar, "demokratik toplum düzeninin gerekleri" ve "ölçülülük" ilkelerine evleviyetle aykırı olacağından, temel hak ve özgürlüklerin özüne dokunan sınırlamalar yönünden "demokratik toplum düzeninin gerekleri" ve "ölçülülük" ilkeleri bakımından ayrıca inceleme yapılmasına gerek bulunmamaktadır.
9- Öze dokunma yasağını ihlal etmeyen müdahaleler yönünden gözetilmesi öngörülen "demokratik toplum düzeninin gerekleri" kavramı, öncelikle ilgili hak yönünden getirilen sınırlamaların zorunlu ya da istisnai tedbir niteliğinde olmalarını, başvurulabilecek en son çare ya da alınabilecek en son önlem olarak kendilerini göstermelerini gerektirmektedir. "Demokratik toplum düzeninin gerekleri"nden olma, bir sınırlamanın demokratik bir toplumda zorlayıcı bir toplumsal ihtiyacın karşılanması amacına yönelik ve ölçülü olmasını ifade etmektedir.
10- Anayasa'nın 13. maddesinde ifade edilen "ölçülülük ilkesi", temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin başvurularda dikkate alınması gereken bir diğer ilkedir. Demokratik toplum düzeninin gerekleri ve ölçülülük ilkeleri, iki ayrı kriter olarak düzenlenmiş olmakla birlikte bu iki kriter arasında sıkı bir ilişki vardır. Temel hak ve özgürlüklere yönelik herhangi bir sınırlamanın, demokratik toplum düzeni için gerekli nitelikte, başka bir ifadeyle öngörülen kamu yararı amacını gerçekleştirmekle birlikte, temel haklara en az müdahaleye olanak veren ölçülü bir sınırlama niteliğinde olup olmadığının incelenmesi gerekir.
11- Ölçülülük, temel hak ve özgürlüklerin sınırlanma amaçları ile sınırlama araçları arasındaki ilişkiyi yansıtır. Ölçülülük denetimi, ulaşılmak istenen amaçtan yola çıkılarak bu amaca ulaşılmak için seçilen aracın denetlenmesidir. Bu sebeple, kuralın hedeflenen amaca ulaşabilmek için elverişli, gerekli ve orantılı olup olmadığı değerlendirilmelidir.
12- Belirtilen nitelikleri gereği, Anayasa'nın 13. maddesinde yer alan ve aralarında sıkı bir ilişki bulunan, "temel hak ve hürriyetlerin özü", "demokratik toplum düzeninin gerekleri" ve "ölçülülük ilkesi" kavramları, bir bütünün parçaları olup, "demokratik bir hukuk devleti"nin özgürlükler rejiminde gözetilmesi gereken temel ölçütleri oluşturmaktadır.
13- Demokratik toplum hak arama özgürlüğünün tüm bireyler açısından mümkün olan en geniş şekilde güvence altına alındığı bir düzeni gerektirir. Demokrasilerde devlete düşen görev, bireyin hak arama özgürlüğünü kullanabilme imkânına sahip olmasını sağlamak, özellikle de bu imkânı ortadan kaldırmaya yönelik tutumlardan kaçınmak ve bu yönde gelebilecek olumsuz müdahaleleri engellemektir. Hak arama özgürlüğüne demokratik toplum düzeni yönünden zorunlu olmadıkça Devletin müdahale etmemesi gerekir. Bu hak meşru amaçlarla sınırlandırılabilir ise de bu sınırlama kişilerin bu hakkını yok edecek veya kullanılamaz hale getirecek şekilde yapılmamalıdır.
14-Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğünün temel unsurlarından biri mahkemeye erişim hakkıdır. Kişinin uğradığı bir haksızlığa veya zarara karşı kendisini savunabilmesi ya da maruz kaldığı haksız bir uygulama veya işleme karşı haklılığını ileri sürüp kanıtlayabilmesi ve zararını giderebilmesinin en etkili yolu, yargı mercileri önünde dava hakkını kullanabilmesidir. Mahkemeye erişim hakkı, bireylerin iddia ve savunmalarını bir yargı mercii önünde ileri sürebilmelerine imkân sağlayan ve adil yargılanma hakkının bir unsuru olarak kabul edilen bir haktır.
15- Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne göre, ulusal yasalarda mahkemeye erişim hakkının sağlanma derecesi, demokratik bir toplumdaki hukuk devleti ilkesi çerçevesinde, kişilerin mahkemeye erişim hakkını güvence altına almaya yetecek ölçüde olmalıdır. Mahkemeye erişim hakkı mutlak olmayıp bazı sınırlamalara tâbi olabilir. Bununla birlikte uygulanan sınırlamalar, mahkemeye erişim hakkının özünü zedeleyecek ölçüde veya şekilde olmamalıdır (Ashingdane/Birleşik Krallık, B.No:8225/78, 28.5.1985, § 57). Ayrıca mahkemeye erişim hakkının etkili olabilmesi, haklarına müdahale teşkil eden bir eyleme karşı koymak için kişinin açık ve pratik bir imkâna sahip olmasını gerektirir (Bellet/Fransa, B.No: 23805/94, 4.12.1995, § 36).
16- İtiraz konusu kural ile taraflardan birinin, yetkisizlik kararı ile ilgili süresi içinde kanun yoluna başvurulmayarak karar kesinleşmiş ise kararın kesinleştiği tarihten itibaren iki hafta içinde kararı veren mahkemeye başvurabileceği öngörülmektedir.
17- İtiraz konusu ibareyle getirilen düzenleme incelendiğinde, düzenlemenin adil yargılanma hakkının bir unsuru olan "mahkemeye erişim hakkı"na ve dolayısıyla da adil yargılanma hakkına yönelik bir müdahale olduğu açıktır. Kuralla, kararın kesinleştiği anda herhangi bir tefhim veya tebliğine gerek olmaksızın ve yetkisizlik kararının kesinleştiği tarihten itibaren iki haftalık sürenin başlayacağı öngörülmektedir. Bu süre içinde başvurulmadığı takdirde ise görevsizlik ve yetkisizlik kararı veren mahkeme davanın açılmamış sayılmasına karar verecektir. Kuralın yer aldığı maddenin gerekçesinde, görevsizlik veya yetkisizlik kararı verildiğinde süresi içinde kanun yollarına başvurulmayarak karar kesinleşmiş ise sürenin dolmasından itibaren kanunda belirtilen süre içinde taraflardan birinin kararı veren mahkemeye başvurarak, dosyanın yetkili mahkemeye gönderilmesinin istenmesi gerekli olduğu ifade edilmektedir. Kanun koyucunun, kuralla, kararın kesinleştiği tarihten itibaren süreyi başlatmak suretiyle, dolaylı şekilde yargılamanın hızlandırılması ve mahkemelerin iş yükünün azaltılmasını sağlamayı amaçladığı anlaşılmaktadır. Bu durumda getirilen düzenleme ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir dengenin bulunup bulunmadığına bakılmalıdır.
18- Ölçülülük ilkesi gereğince, getirilen düzenleme ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir dengenin bulunması gerekmektedir. Orantılılık olarak da ifade edilen ölçülülüğün bu alt ilkesi, amaca ulaşmak için gerekli olan önlemin alınmasına imkân tanımakta, ancak amaca ulaşmak için gerekli olmayan önlemlere başvurulmasına ve ilgili hakkın ölçüsüz bir şekilde sınırlanmasına müsaade etmemektedir. Demokratik bir toplumda, temel hak ve özgürlüklere getirilen sınırlamanın, bu sınırlamayla güdülen amacın gerektirdiğinden fazla olmaması gerekir. Orantılılık ilkesi, meşru bir amaca ulaşmak için gerekli olan sınırlayıcı araçlardan daha hafif olanı tercih edilebilecekken daha ağır olanına başvurulmasına izin vermez.
19- Sürelerin başlamasını düzenleyen Kanun'un 91. maddesinde, sürelerin, taraflara tebliğ tarihinden veya kanunda öngörülen hâllerde, tefhim tarihinden itibaren işlemeye başlayacağı öngörülmektedir. Bu bağlamda mahkeme tarafından verilen bir kararın davanın taraflarınca öğrenilebilmesi ancak tebliğ veya kararın kesinleştiği tarihten itibaren süre başlasa da tefhim yoluyla mümkün olabilmektedir. İtiraz konusu kural ise bu genel kuraldan ayrılmakta ve kararın kesinleştiği tarihten itibaren süre başlasa da kesinleşmeye dair kararın tebliğ veya tefhimi koşulunu aramamakta ve sürenin kararın kesinleştiği tarihten itibaren başlayacağını öngörmektedir.
20- Hukuk yargılamasında bir davanın genel mahkemelerde ya da özel mahkemelerde görüleceği hakkında kurallar görev kuralları olup, Kanun'un 1. maddesi gereğince kamu düzenine ilişkin olarak kabul edilmekte ve bir mahkemenin görevsizliğine ilişkin kararlar davanın her aşamasında mahkemece resen ya da taraflardan birinin itirazı üzerine verilebilmektedir. Davanın hangi yer mahkemesinde görüleceği hakkında kurallar ise yetki kuralları olup, kanunda uyuşmazlığın sadece o yer mahkemelerinde görüleceğinin belirtildiği kesin yetki kurallarının varlığı halinde de davanın her aşamasında mahkemece resen ya da taraflardan birinin itirazı üzerine yetkisizlik kararı verilebilmektedir. Bu şekilde verilen görevsizlik veya yetkisizlik kararlarının kesinleşmesi halinde itiraz konusu kural gereğince kararın kesinleşmiş olduğunun veya kesinleşme şerhinin tebliğ veya tefhim edilmesi aranmadığından, tarafların verilen kesinleşme kararlarını öğrenme imkânı son derece sınırlı olmaktadır.
21- Zira, görevsizlik/yetkisizlik kararına karşı kanun yoluna başvurmayan taraf bu kararın kesinleştiği tarihten itibaren iki hafta içinde görevsiz/yetkisiz mahkemeye talepte bulunma hakkına haizdir. Ancak yetkisizlik kararının tüm taraflara tebliğ edilip edilmediği, edilmiş ise tebligatların Mahkemece kesinleşme şerhine dair karara esas alınıp alınmayacağı, alınacak ise kesinleşmeye dair şerhte hangi tarihin kesinleşme tarihi olarak belirtileceği hususlarını tarafların takip etmesi, öğrenmesi fevkalede zor ve sınırlıdır. Hele hele onlarca tarafı olan bir davada tarafların bu durumu takip etmesi beklenemez.
22- Bu hallerde kararın kesinleştiğini veya kesinleşme şerhine dair kararı öğrenme imkânı açıklanan nedenlerle fevkalade zor ve sınırlı olan tarafın, kararın kesinleştiği tarihten itibaren iki hafta içinde dava dosyasının görevli veya yetkili mahkemeye gönderilmesini talep etme imkânı da bulunmayacaktır. Bu durumda ise davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi nedeniyle tarafların, dosya kendisine gönderilen mahkemede görülecek davanın, ilk davanın devamı sayılma hakkından yararlanamayacağından usul hukuku anlamında telafisi imkansız veya zor hak kayıpları yaşayacağı kuşkusuzdur. Zira davacı davasını yeniden harç ödemek suretiyle tekrar açmak zorunda kalacak, görevsiz veya yetkisiz mahkemede dava açılması ile kazanılmış olan zamanaşımının kesilmesi, hak düşürücü sürenin korunması gibi haklar ile bu mahkemeler tarafından verilen ihtiyati tedbir ve ihtiyati hacizler gibi geçici hukuki korumalar ortadan kalkacaktır. Bu bağlamda görevsizlik ve yetkisizlik kararının kesinleştiği tarihten tarafların henüz haberdar olmadığı veya haberdar olmasının fevkalade güç olabileceği bir kararın kesinleştiği tarihten itibaren iki haftalık süre içinde başvurulmadığından bahisle verilecek olan davanın açılmamış sayılmasına ilişkin karar, ortaya çıkardığı hukuki sonuçlar itibarıyla hak arama özgürlüğünü amacını aşacak şekilde sınırlandırmaktadır.
23- Ayrıca, dava dosyasının görevli veya yetkili mahkemeye gönderilmesinin talep edilebilmesi için kararın "kesinleştiği tarih" esas alınarak tebliğ veya tefhim öngörmeyen kuralın, mahkemeye ulaşmada açık ve pratik bir imkân sunduğu da söylenemez. Dolayısıyla kuralla mahkemeye erişim hakkına getirilen sınırlama, hak arama özgürlüğüne ilişkin hakkın Anayasa'da ifade edilen sınırlarını aşmakta ve bu hakkın kullanılmasını önemli ölçüde zorlaştırmaktadır. Kuralla bireylerin mahkemeye erişim hakkına getirilen sınırlama demokratik toplum düzeninde gerekli olmayan ölçüsüz bir sınırlama niteliğinde olduğundan Anayasa'ya aykırıdır.
24- Somut başvuruda kararın kesinleştiği tarihin veya kesinleşme şerhi verilip verilmeyeceğinin yukarıda açıklanan gerekçeler gözetildiğinde taraflarca bilinmesi fevkalade zor ve sınırlıdır. Bu durumda, taraflara herhangi bir bildirim yapılmaksızın kararın kesinleştiği tarihten itibaren iki hafta içinde davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi somut olayda telafisi zor veya imkansız hallere yol açabilecektir.
Açıklanan nedenlerle kuraldaki ibarelerin, yukarıda genel olarak ve madde madde atıf yapılan Anayasa Mahkemesinin adı geçen kararı da gözetildiğinde Anayasa'nın 13. ve 36. maddelerine aykırı olduğu değerlendirilmektedir.
SONUÇ:
6100 sayılı HMK m.20/f.1-birinci cümlesinde yer alan "…süresi içinde kanun yoluna başvurulmayarak kesinleşmiş ise kararın kesinleştiği tarihten; " ibarelerinin Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.13 ve m.36 hükmüne aykırı olduğu değerlendirilmekle, bu ibarelerin iptali Anayasa mahkemesinin yüksek takdirine sunulmuştur.”
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI
Esas Sayısı : 2025/126
Karar Sayısı : 2025/272
Karar Tarihi : 25/12/2025
R.G. Tarih - Sayı : 17/3/2026-33199
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesi
İTİRAZIN KONUSU: 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 20. maddesinin (1) numaralı fıkrasının birinci cümlesinin “…süresi içinde kanun yoluna başvurulmayarak kesinleşmiş ise kararın kesinleştiği tarihten;…” bölümünün Anayasa’nın 13. ve 36. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir.
OLAY: Şirketin ihyası talebiyle açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur.
I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ
Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı 20. maddesi şöyledir:
“Görevsizlik veya yetkisizlik kararı üzerine yapılacak işlemler
MADDE 20- (1) Görevsizlik veya yetkisizlik kararı verilmesi hâlinde, taraflardan birinin, bu karar verildiği anda kesin ise tebliğ tarihinden, (…) süresi içinde kanun yoluna başvurulmayarak kesinleşmiş ise kararın kesinleştiği tarihten; kanun yoluna başvurulmuşsa bu başvurunun reddi kararının tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde kararı veren mahkemeye başvurarak, dava dosyasının görevli ya da yetkili mahkemeye gönderilmesini talep etmesi gerekir. Aksi takdirde dava açılmamış sayılır ve görevsizlik veya yetkisizlik kararı veren mahkemece bu konuda resen karar verilir.
(2) Dosya kendisine gönderilen mahkeme, kendiliğinden taraflara davetiye gönderir.”
II. İLK İNCELEME
1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca, Kadir ÖZKAYA, Hasan Tahsin GÖKCAN, Basri BAĞCI, Engin YILDIRIM, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR, Yılmaz AKÇİL, Ömer ÇINAR ve Metin KIRATLI’nın katılımlarıyla 3/6/2025 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
III. ESASIN İNCELENMESİ
2. Başvuru kararı ve ekleri, Raportör Elif ÇELİKDEMİR ANKITCI tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu kanun hükmü, dayanılan Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
A. Anlam ve Kapsam
3. 6100 sayılı Kanun’un 1. maddesinde mahkemelerin görevinin ancak kanunla düzenleneceği ve göreve ilişkin kuralların kamu düzeninden olduğu, 19. maddesinin (1) numaralı fıkrasında ise yetkinin kesin olduğu davalarda mahkemenin yetkili olup olmadığını davanın sonuna kadar kendiliğinden araştırmak zorunda olduğu ve tarafların da mahkemenin yetkisiz olduğunu her zaman ileri sürebileceği belirtilmiştir. Bu itibarla görevli olmayan veya yetkinin kesin olduğu davalarda yetkili olmayan mahkemenin görev ya da yetki itirazında bulunulmasa dahi görevsizlik veya yetkisizlik kararı vermesi gerekmektedir.
4. Diğer yandan anılan maddenin (2) numaralı fıkrasında yetkinin kesin olmadığı davalarda yetki itirazının cevap dilekçesinde ileri sürülmesi gerektiği, (4) numaralı fıkrasında ise bu tür davalarda davalının süresi içinde ve usulüne uygun olarak yetki itirazında bulunmaması hâlinde davanın açıldığı mahkemenin yetkili hâle geleceği hükme bağlanmıştır. Buna göre yetkinin kesin olmadığı davalarda usulüne uygun bir yetki itirazında bulunulması hâlinde mahkemenin yetkisizlik kararı vermesi mümkün olacaktır.
5. Söz konusu Kanun’un 20. maddesinin (1) numaralı fıkrasının birinci cümlesinde, görevsizlik veya yetkisizlik kararı verilmesi hâlinde, taraflardan birinin, bu karar verildiği anda kesin ise tebliğ tarihinden, süresi içinde kanun yoluna başvurulmayarak kesinleşmiş ise kararın kesinleştiği tarihten, kanun yoluna başvurulmuşsa bu başvurunun reddi kararının tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde kararı veren mahkemeye başvurarak dava dosyasının görevli ya da yetkili mahkemeye gönderilmesini talep etmesi gerekeceği hükme bağlanmıştır. Anılan cümlenin “…süresi içinde kanun yoluna başvurulmayarak kesinleşmiş ise kararın kesinleştiği tarihten;…” bölümü itiraz konusu kuralı oluşturmaktadır.
6. Söz konusu fıkranın ikinci cümlesinde ise fıkranın birinci cümlesinde belirtilen süreler içinde dava dosyasının görevli veya yetkili mahkemeye gönderilmesinin talep edilmemesi hâlinde davanın açılmamış sayılacağı, görevsizlik veya yetkisizlik kararı veren mahkemece bu konuda resen karar verileceği belirtilmiştir.
7. Mahkemenin görevsizlik veya yetkisizlik kararı vermesiyle taraflarca süresi içinde yapılan talep üzerine dava dosyası görevli veya yetkili mahkemeye gönderilecek, anılan maddenin (2) numaralı fıkrası uyarınca dosya kendisine gönderilen mahkemece kendiliğinden taraflara davetiye gönderilerek yargılamaya devam edilecektir.
8. Kanun’un 331. maddesinin (2) numaralı fıkrasının ikinci cümlesinde görevsizlik veya yetkisizlik kararından sonra davaya bir başka mahkemede devam edilmemesi hâlinde talep üzerine davanın açıldığı mahkemenin dosya üzerinden bu durumu tespit ile davacıyı yargılama giderlerini ödemeye mahkûm edeceği öngörülmüştür.
B. İtirazın Gerekçesi
9. Başvuru kararında özetle; 6100 sayılı Kanun’un 20. maddesinin (1) numaralı fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “…bu karar verildiği anda kesin ise bu tarihten…” ibaresinin Anayasa Mahkemesince daha önce iptal edildiği, anılan karardaki gerekçelerin itiraz konusu kural yönünden de geçerli olduğu, zira görevsizlik veya yetkisizlik kararları üzerine süresi içinde kanun yoluna başvurulmadığı hâllerde dosyanın iki hafta içinde yetkili veya görevli mahkemeye gönderilmesinin talep edilebilmesi için öngörülen sürenin söz konusu kararların kesinleştiği tarihten başlatıldığı, diğer bir ifadeyle tarafların görevsizlik veya yetkisizlik kararlarının kesinleşme tarihlerini öngörmelerinin zor olduğu, bu yönüyle kuralla mahkemeye erişim hakkına ölçüsüz sınırlama getirildiği belirtilerek kuralın Anayasa’nın 13. ve 36. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
C. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
10. Anayasa’nın “Hak arama hürriyeti” başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrasında “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.” denilmektedir. Anılan maddeyle güvence altına alınan hak arama özgürlüğü, kendisi bir temel hak niteliği taşımasının yanında diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmasını ve bunların korunmasını sağlayan en etkili güvencelerden biridir (AYM, E.2021/9, K.2022/4, 26/1/2022, § 28).
11. Hak arama özgürlüğünün temel unsurlarından biri mahkemeye erişim hakkıdır. Mahkemeye erişim hakkı, hukuki bir uyuşmazlığın bu konuda karar verme yetkisine sahip bir mahkeme önüne götürülmesi hakkını da kapsar. Kişinin uğradığı bir haksızlığa veya zarara karşı kendisini savunabilmesinin ya da maruz kaldığı haksız bir uygulama veya işleme karşı haklılığını ileri sürüp kanıtlayabilmesinin, zararını giderebilmesinin en etkili ve güvenceli yolu yargı mercileri önünde dava hakkını kullanabilmesidir (AYM, E.2021/20, K.2022/84, 30/6/2022, § 10).
12. İtiraz konusu kural uyarınca görevsizlik veya yetkisizlik kararlarına karşı süresi içinde kanun yoluna başvurulmaması üzerine kararın kesinleştiği tarihten itibaren iki hafta içinde taraflarca dava dosyasının görevli ya da yetkili mahkemeye gönderilmesi hususunda talepte bulunulmaması nedeniyle davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi mahkemeye erişim hakkına sınırlama oluşturmaktadır.
13. Anayasa’nın 13. maddesinde “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.” denilmektedir. Buna göre temel hak ve özgürlüklere sınırlama getiren düzenlemelerin kanunla yapılması, Anayasa’da öngörülen sınırlama sebebine uygun ve ölçülü olması gerekir.
14. Bu kapsamda mahkemeye erişim hakkını sınırlamaya yönelik bir kanuni düzenlemenin şeklen var olması yeterli olmayıp yasal kuralların keyfiliğe izin vermeyecek şekilde belirli ve öngörülebilir nitelikte olması gerekir.
15. Esasen temel hakları sınırlayan kanunun bu niteliklere sahip olması Anayasa’nın 2. maddesinde güvenceye alınan hukuk devleti ilkesinin de bir gereğidir. Hukuk devletinde, kanuni düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesi gerekir. Kanunda bulunması gereken bu nitelikler hukuki güvenliğin sağlanması bakımından da zorunludur. Zira bu ilke hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar (AYM, E.2015/41, K.2017/98, 4/5/2017, §§ 153, 154). Dolayısıyla Anayasa’nın 13. maddesinde sınırlama ölçütü olarak belirtilen kanunilik Anayasa’nın 2. maddesinde güvenceye bağlanan hukuk devleti ilkesi ışığında yorumlanmalıdır.
16. Kuralda görevli veya yetkili mahkemeye dava dosyasının gönderilme şartları ile gönderilmemesinin hukuki sonuçlarının açık ve net olarak düzenlendiği gözetildiğinde kuralın kanunilik şartını taşıdığı sonucuna ulaşılmıştır.
17. Anayasa’nın 36. maddesinde adil yargılanma hakkı için herhangi bir sınırlama nedeni öngörülmemiştir. Ancak özel sınırlama nedeni öngörülmemiş hakların da hakkın doğasından kaynaklanan bazı sınırlarının bulunduğu kabul edilmektedir. Bunun yanı sıra Anayasa’nın başka maddelerinde yer alan hak ve özgürlükler ile devlete yüklenen ödevler özel sınırlama sebebi gösterilmemiş hak ve özgürlüklere sınır teşkil edebilir.
18. Kural kapsamında kanun yoluna başvurulmaması nedeniyle kesinleşen görevsizlik veya yetkisizlik kararlarına karşı tarafların dava dosyasının görevli veya yetkili mahkemeye gönderilmesi için öngörülen başvuru süresinin anılan kararların kesinleştiği tarihten itibaren başlatılmasının davaları sürüncemede kalmaması, yargılamanın makul sürede tamamlanması ve mahkemelerin iş yükünün azaltılması amacına yönelik olduğu anlaşılmaktadır. Dolayısıyla kural anayasal anlamada meşru bir amaç taşımaktadır.
19. Anayasa'nın 13. maddesi uyarınca mahkemeye erişim hakkına getirilecek sınırlamaların ölçülü olması gerekir. Ölçülülük ilkesi elverişlilik, gereklilik ve orantılılık olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. Elverişlilik öngörülen müdahalenin ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasını, gereklilik ulaşılmak istenen amaç bakımından müdahalenin zorunlu olmasını yani aynı amaca daha hafif bir müdahale ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, orantılılık ise bireyin hakkına yapılan müdahale ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir.
20. Kuralda görevsizlik ve yetkisizlik kararlarının kanun yoluna başvurulmayarak kesinleştiği hâllerde dava dosyasının görevli veya yetkili mahkemeye gönderilmesine yönelik olarak öngörülen sürenin başlangıcının söz konusu kararların kesinleşme tarihi olarak belirlenmesinin meşru amaca ulaşma bakımından elverişli olduğu açıktır.
21. Öte yandan kanun koyucunun yargılamaların sürüncemede kalmaması ve uyuşmazlığın esasının bir an önce çözüme kavuşturulması için alacağı tedbir ve yöntemleri belirlemede takdir yetkisinin bulunduğu gözetildiğinde görevsizlik ve yetkisizlik kararlarının ilgili mahkemeye gönderilmesinde sürenin kararların kesinleşme tarihinden itibaren başlatılmasının meşru amaç bakımından gerekli olmadığı söylenemez.
22. Adil yargılanma hakkına yönelik sınırlamanın ölçülü olabilmesi için orantılılık ilkesi gereğince öngörülen sınırlama ile elde edilmek istenen meşru amaç arasında adil ve makul bir denge gözetilmelidir. Bu nedenle kuralda öngörülen sınırlamanın kamu yararının gerekleri ile bireyin hakları arasında kurulmaya çalışılan adil dengeyi bozacak şekilde bireye katlanılması zor külfetler yüklememesi gerekir.
23. Kuralda görevsizlik veya yetkisizlik kararının verilmesi üzerine taraflarca bu karara karşı kanun yoluna gidilmemesi durumunda dosyanın görevli veya yetkili mahkemeye gönderilmesi için yapılacak başvuru kararın kesinleşme tarihinden itibaren başlamaktadır.
24. 6100 sayılı Kanun’un 91. maddesinde sürelerin, taraflara tebliğ tarihinden veya kanunda öngörülen hâllerde, tefhim tarihinden itibaren işlemeye başlayacağı düzenlenmiştir. Kural kapsamında görevsizlik ve yetkisizlik kararlarına karşı kanun yoluna başvurulabilmesi için tarafların Kanun hükümlerine göre karardan usulüne uygun bir şekilde haberdar edilmeleri gerektiği açıktır. Dolayısıyla görevsizlik ve yetkisizlik kararını öğrenen tarafların bu andan itibaren dosyanın görevli ve yetkili mahkemeye gönderilmesini talep etmelerine engel bir durum bulunmamaktadır. Ayrıca kesinleştirme sürecini takip etmeleri gerekmemektedir.
25. Taraflarca kanun yoluna başvurulmaması hâlinde buna göre yapılan kesinleştirme işleminden sonra dosyanın görevli veya yetkili mahkemeye gönderilmesi öngörülen kuralda iki haftalık sürenin başlangıcı olarak belirlenen kararın kesinleştirme tarihinin, dosyanın görevli ve yetkili mahkemeye gönderilmesi talebine ilişkin azami sürenin başlangıç tarihi olarak düzenlendiği anlaşılmaktadır.
26. Öte yandan tarafların görevsizlik veya yetkisizlik kararını öğrenmeleriyle birlikte dosyanın görevli ve yetkili mahkemeye gönderilmesi sürecini takip etme yükümlülüğü de bulunmaktadır. Nitekim görevsizlik veya yetkisizlik kararının kesinleşmesi beklenilmeksizin gönderme talebinde bulunulmasının mümkün olduğu gözetildiğinde söz konusu sürecin taraflar açısından aşırı bir külfete neden olduğu da söylenemez.
27. Bu itibarla kural kapsamında görevsizlik veya yetkisizlik kararı verilmesi hâlinde taraflardan birinin süresi içinde kanun yoluna başvurulmayarak kesinleşmiş ise kararın kesinleştiği tarihten itibaren iki hafta içinde kararı veren mahkemeye başvurarak, dava dosyasının görevli ya da yetkili mahkemeye gönderilmesini talep etmesi zorunluluğu öngörülmesi suretiyle mahkemeye erişim hakkına getirilen sınırlamanın meşru amaç bakımından orantısız olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
28. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa'nın 13. ve 36. maddelerine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir.
IV. HÜKÜM
12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 20. maddesinin (1) numaralı fıkrasının birinci cümlesinin “…süresi içinde kanun yoluna başvurulmayarak kesinleşmiş ise kararın kesinleştiği tarihten;…” bölümünün Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE 25/12/2025 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
Başkan
Kadir ÖZKAYA
Başkanvekili
Hasan Tahsin GÖKCAN
Basri BAĞCI
Üye
Engin YILDIRIM
Rıdvan GÜLEÇ
Recai AKYEL
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
Yıldız SEFERİNOĞLU
Selahaddin MENTEŞ
İrfan FİDAN
Kenan YAŞAR
Muhterem İNCE
Yılmaz AKÇİL
Ömer ÇINAR
Metin KIRATLI