“Mahkememizde görülmekte olan "meskeniyet" şikayetine ilişkin yargılamada, davacı-şikayetçinin, borçlu-eşi … … hakkında yürütülmekte olan icra takibi neticesinde aile konutu olarak kullanmakta oldukları, borçlu-eşi adına kayıtlı taşınmaza haciz uygulandığını, İcra ve İflas Kanunu'nun 82. maddesinin 1. fıkrasının 12. bendindeki düzenleme gereği "borçlunun haline münasip evinin haczedilemeyeceğini", bu kapsamda yargılamanın yapılarak haczin kaldırılmasını, dava ehliyetine ilişkin olarak İcra ve İflas Kanunu'nun 82./1-12. Bendinde "borçlunun" şeklinde belirtilen haczedilmezlik şikayetini ileri sürebilme ehliyetinin, icra takibine taraf olanlarla sınırlanmasının, Anayasa'nın 20. ve 41. maddesindeki güvencelere aykırı olduğunu belirterek, söz konusu normun anayasa aykırılığının tespiti ile iptaline yönelik somut norm denetimi yoluyla Anaya Mahkemesi'ne başvurulması talebinde bulunduğu anlaşılmıştır.
Davalı-alacaklı bankanın cevap dilekçesinde; borçlunun açmış olduğu borca itiraz davasının reddedildiğini, ayrıca borçlunun süresinde haczedilmezliğe dayalı şikayet yoluna başvurmadığını, açılan davanın hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğunu, aile konutu şerhinin haciz tarihinden sonra konulduğunu ve borçlunun birden fazla evi olduğundan şikayetin reddi gerektiğini bildirmiştir.
Davalı-borçlunun mahkememize sunmuş olduğu cevap dilekçesinde; İcra takibine konu borcun gerçek bir borç olmadığını, ayrıca dava konusu edilen taşınmazın aile bireyleri ile birlikte yaşadığı haline münasip mesken vasfında olduğunu, Anayasa'nın 20. ve 41. maddesindeki güvenceler ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin 8. maddesinde düzenlenen aile hayatına saygı ilkesi gereğince İcra ve İflas Kanununun ilgili maddesinin Anayasaya aykırı olduğundan somut norm denetimi yoluna başvurulması talebinde bulunduğu anlaşılmıştır.
Dava konusu taşınmazın haczedilemeyeceğine ilişkin borçlu tarafından Adana 4. İcra Hukuk Mahkemesine 2025/702 E. Sayılı dosyası ile şikayet yoluna başvurulduğu, mahkemece yapılan yargılama sonucunda 18/11/2025 tarih 2025/702 E. 2025/749 K. Sayılı kararı ile şikayetin süresinde olmaması nedeniyle reddine karar verildiği, kararın bir örneğinin dosyamız arasına alındığı anlaşılmıştır.
Davacı eş ve davalı borçlu hakkında sosyal ekonomik durum araştırması yapılarak, düzenlenen raporlar dosyamız arasına alınmıştır.
Dava konusu uyuşmazlıkla ilgili hukuki düzenlemeye bakıldığında İİK.'nun 82. maddesinin 1. fıkrasının 12. bendi gereğince, borçlunun “haline münasip” evi haczedilemez. Bu maddeye dayalı haczedilmezlik şikayetinde bulunma hakkının sadece borçluya ait olması nedeniyle mevcut uygulamada, aile konutuna dayalı olarak borçlu olmayan eşin açmış olduğu davalarda, yargılama makamları tarafından dava ehliyeti yokluğundan davaların usulden reddine karar verilmektedir.
Nitekim Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin konuyla ilgili birçok emsal ve güncel kararlarında; "2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 82/1-12. maddesinden faydalanma hakkı sadece takip borçlusuna aittir. Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru sonucunda verdiği ihlal kararlarının sadece başvuruda bulunan kişi ve başvuruya konu idari işlem ya da karar açısından geçerli ve bağlayıcı olduğu tabi olup, İİK'nın 82/1-12. maddesine dayalı haczedilmezlik şikayetinde bulunma hakkı borçlunun şahsına sıkı sıkıya bağlı bir haktır. Bu cümleden olmak üzere, şikayetçinin lehine taşınmaz üzerine aile konutu şerhi verilmiş bulunması, takipte taraf olmayan şikayetçinin bu hakka dayanarak haczedilmezlik şikayetinde bulunmasına imkan tanımamaktadır.", şeklindeki gerekçeler ile borçlu dışındaki aile bireyleri (borçlunun eşi) tarafından açılmış bulunan şikayetlerin aktif husumet ehliyeti yokluğundan reddine karar verilmesi gerektiğine işaret edilmektedir. (Benzer karar Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 17/09/2025 tarih 2025/3649 esas 20258/5359 karar, 20/03/2025 tarih 2025/798 esas 2025/2532 karar, 02/10/2023 tarih 2023/7506 esas 2023/5538 karar, 19/06/2023 tarih 2022/12228 esas 2023/4333 karar)
Anayasa Mahkemesinin 12/12/2019 tarihli 2016/10454 başvuru numaralı "… … Başvurusu" kararı ile 17/12/2024 tarihli 2021/30773 başvuru numaralı "… … ve Diğerleri Başvurusu" isimli kararlarında, aile hayatına saygı hakkının etkin şekilde kullanımı ve korunması hususundaki pozitif yükümlülükler çerçevesinde hakları doğrudan etkilenen aile bireylerine yargısal yollara başvurma hakkı tanınması gerekliliği ortaya konmuştur. Söz konusu kararlarda, aile konutundan kaynaklanan anayasal güvencelerin ihlalinin tespiti, durdurulması ve giderilmesi amacıyla oluşturulacak mekanizmalara başvuru imkânının sadece konuta malik olan eş tarafından değil bazı durumlarda malik olmayan eş tarafından da kullanılabilmesi gerektiği, aile konutunun maliki olmayan eşin koruyucu yetkileri kullanmasının engellenmesinin devletin pozitif yükümlülüklerinin ihlali sonucunu doğurabileceği, aile konutunun haczedilmesine karşı borçlunun eşinin de yargı yoluna gitmekte hukuki yararının olduğu vurgulanmıştır.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 2017/3976 Esas-2017/9562 Karar sayılı kararında; " Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru sonucunda verdiği ihlal kararları, soyut ve somut norm denetiminden farklı olarak, sadece başvuruda bulunan kişi ve başvuruya konu idari işlem ya da karar açısından geçerli ve bağlayıcıdır. Anayasa Mahkemesinin saptadığı hak ihlalinin, mahkeme kararından kaynaklandığını belirleyen ve Kuruluş Kanununun 50. maddesinin (2.) fıkrasında dayanarak aldığı "ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak İçin yeniden yargılama yapılmasına" ilişkin kararı karşısında, derece mahkemelerinin başvuru konusu somut olay ve kişi bakımından artık başka türlü karar vermesine olanak yoktur. Ne var ki, yukarıda açıklanan 5395 sayılı Yasanın 5. maddesinin (1.) fıkrasının (d) bendine dayanan benzer uygulamalarda, bireysel başvuru konusu yapılması halinde Yüksek Mahkemece, bundan sonra da hak ihlalinin tespit edileceği ve ihlalin sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yolunun açılacağı da muhakkak gözükmektedir. Anayasanın ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile Türkiyenin taraf olduğu eki protokollerin ortak koruma alanında bulunan temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddialarının, öncelikle genel yargı mercilerinde olağan kanun yollarında çözüme kavuşturulması asıldır. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru ikincil nitelikte bir yoldur.
Bu husus, Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuruya ilişkin bir çok kararında ifade edilmiştir. O halde, yargılamanın yenilenmesi sebebi olabilecek bu hususun, derece mahkemelerinde yargılaması devam eden davalarda da göz önüne alınması gerekir." , şeklinde haklı ve geçerli bir tespitte bulunulmuş ise de ilk derece mahkemeleri ve bölge adliye mahkemeleri tarafından bu yönde uygulama yapılarak benzer şikayetlerde, borçlu olmayan eşin, aktif husumet ehliyetinin bulunduğu kanaatiyle yargılamanın esasına girildiği hallerde Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, kanun yolu incelemesinde son mercii olarak kararların bozulması ile şikayetin aktif husumet ehliyeti yokluğundan reddi gerektiğine dair hüküm kurduğundan, yargılama makamları arasında bir çelişki ve uyuşmazlık meydana gelmiş, hukuki birliğin sağlanması zorlaşmıştır. (Benzer karar Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 05/12/2023 tarih 2023/1354 Esas 2023/8239 karar)
Yukarıdaki açıklamalar ile tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 82. maddesinin 1. fıkrasının 12. bendindeki düzenlemede "borçlunun haline münasip evinin haczedilemeyeceğinin" belirtildiği , kanunda yer alan "borçlunun" şeklindeki ibarenin, taşınmazın üzerine konulan hacizden doğrudan etkilenecek olan aile bireyleri ile aile konutuna ilişkin güvencelerden yararlanma imkanı olan kişilerin haklarını kısıtladığı, Anayasa’nın 20. ve 41. maddelerindeki güvencelere uygun olmadığı, haczedilen evin aile konutu olduğu hâllerde hâline münasip ev kavramının sadece borçlunun değil borçlunun ve ailesinin sosyal ve ekonomik durumuna uygun olan konut biçiminde anlaşılması gerektiği oysa kanundaki "borçlunun" ibaresinin anlamı daralttığı ve söz konusu kişilerin mevcut kanuni düzenleme nedeniyle bu korunmadan faydalanamadığı anlaşılmaktadır.
2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 82. maddesinin 1. fıkrasının 12. bendindeki "borçlunun haline münasip evinin haczedilemeyeceği" şeklindeki maddede yer alan "borçlunun" ibaresi, haczedilmezlik şikayetini ileri sürebilme ehliyetini, icra takibine taraf olanlarla sınırlaması nedeniyle, Anayasa’nın 20. ve 41. maddelerindeki güvencelere aykırı olduğu ve Anayasa'nın 20. maddesinde güvence altına alınan aile hayatına saygı hakkını ihlal ettiği anlaşılmaktadır.
Yukarıdaki açıklanan gerekçelerle birlikte değerlendirme yapıldığında, söz konusu kanunun ilgili bendinin Anayasa'ya aykırılık teşkil ettiği kanaatine varıldığından, Anayasa Mahkemesine somut norm denetimi yoluna başvurulmasına, Anayasa aykırılığın tespiti ile kanunun iptalinin gerekip gerekmediği konusunda Anayasa Mahkemesi kararının beklenilmesine, beş ay içinde karar verilmemesi halinde dosyanın yürürlükteki kanun hükümlerine göre sonuçlandırılmasına, esas hakkındaki karar kesinleşinceye kadar Anayasa Mahkemesinin kararı gelirse dosyanın buna göre sonuçlandırılmasına karar vermek gerekmiştir.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
1- Şikayetçi tarafın ileri sürmüş olduğu Anayasa aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varıldığından, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 82./1-12. bendinde "borçlunun" şeklinde belirtilen haczedilmezlik şikayetini ileri sürebilme ehliyetinin, icra takibine taraf olanlarla sınırlanmasının, Anayasa'nın 20. ve 41. maddesindeki güvencelere aykırı olduğu anlaşıldığından, söz konusu normun anayasa aykırılığının incelenmesi ve iptaline yönelik Mahkememizce somut norm denetimi başvurusu yapılmasına,
2- Anayasa'nın 152. maddesi gereğince Anayasa Mahkemesinin bu konuda vereceği karara kadar davanın geri bırakılmasına,
3- Dosyanın Anayasa Mahkemesine intikalinden itibaren beş ay içinde karar verilmemesi halinde dosyanın yürürlükteki kanun hükümlerine göre sonuçlandırılmasına,
4- Esas hakkındaki karar kesinleşinceye kadar Anayasa Mahkemesinin kararı gelirse dosyanın buna göre sonuçlandırılmasına,
Dair, tarafların yokluğunda, dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda karar verildi.”
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI
Esas Sayısı : 2025/262
Karar Sayısı : 2025/265
Karar Tarihi : 25/12/2025
R.G. Tarih - Sayı : Tebliğ edildi.
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Adana 2. İcra Hukuk Mahkemesi
İTİRAZIN KONUSU: 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 18/2/1965 tarihli ve 538 sayılı Kanun’un 46. maddesiyle değiştirilen 82. maddesinin birinci fıkrasının 2/7/2012 tarihli ve 6352 sayılı Kanun’un 16. maddesiyle değiştirilen (12) numaralı bendinde yer alan “Borçlunun…” ibaresinin Anayasa’nın 20. ve 41. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir.
OLAY: Borçlunun taşınmazıyla ilgili meskeniyet iddiasına dayalı haczedilemezlik şikâyetinde itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur.
I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ
Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı 82. maddesi şöyledir:
“Haczi caiz olmıyan mallar ve haklar:
Madde 82 – (Değişik: 18/2/1965-538/46 md.)
Aşağıdaki şeyler haczolunamaz:
1. Devlet malları ile mahsus kanunlarında haczi caiz olmadığı gösterilen mallar,
2. (Değişik: 2/7/2012-6352/16 md.) Ekonomik faaliyeti, sermayesinden ziyade bedenî çalışmasına dayanan borçlunun mesleğini sürdürebilmesi için gerekli olan her türlü eşya,
3. (Değişik: 2/7/2012-6352/16 md.) Para, kıymetli evrak, altın, gümüş, değerli taş, antika veya süs eşyası gibi kıymetli şeyler hariç olmak üzere, borçlu ve aynı çatı altında yaşayan aile bireylerine ait kişisel eşya ile ailenin ortak kullanımına hizmet eden tüm ev eşyası,
4. Borçlu çiftçi ise kendisinin ve ailesinin geçimi için zaruri olan arazi ve çift hayvanları ve nakil vasıtaları ve diğer eklenti ve ziraat aletleri; değilse, sanat ve mesleki için lüzumlu olan alat ve edevat ve kitapları ve arabacı, kayıkçı, hamal gibi küçük nakliye erbabının geçimlerini temin eden nakil vasıtaları,
5. Borçlu ve ailesinin idareleri için lüzumlu ise borçlunun tercih edeceği bir süt veren mandası veya ineği veyahut üç keçi veya koyunu ve bunların üç aylık yem ve yataklıkları,
6. Borçlunun ve ailesinin iki aylık yiyecek ve yakacakları ve borçlu çiftçi ise gelecek mahsül için lazım olan tohumluğu,
7. Borçlu bağ, bahçe veya meyva veya sebze yetiştiricisi ise kendisinin ve ailesinin geçimi için zaruri olan bağ bahçe ve bu sanat için lüzumlu bulunan alat ve edevat,
Geçimi hayvan yetiştirmeye münhasır olan borçlunun kendisi ve ailesinin maişetleri için zaruri olan miktarı ve bu hayvanların üç aylık yem ve yataklıkları,
8. Borçlar Kanununun 510 uncu maddesi mucibince haczolunmamak üzere tesis edilmiş olan kaydı hayatla iratlar,
9. Memleketin ordu ve zabıta hizmetlerinde malül olanlara bağlanan emeklilik maaşları ile bu hizmetlerden birinin ifası sebebiyle ailelerine bağlanan maaşlar ve ordunun hava ve denizaltı mensuplarına verilen uçuş ve dalış tazminat ve ikramiyeleri,
Askeri malüllerle, şehit yetimlerine verilen terfi zammı ve 1485 numaralı kanun hükmüne göre verilen inhisar beyiye hisseleri,
10. Bir muavenet sandığı veya cemiyeti tarafından hastalık, zaruret ve ölüm gibi hallerde bağlanan maaşlar,
11. Vücut veya sıhhat üzerine ika edilen zararlar için tazminat olarak mutazarrırın kendisine veya ailesine toptan veya irat şeklinde verilen veya verilmesi lazım gelen paralar,
12. (Değişik: 2/7/2012-6352/16 md.) Borçlunun haline münasip evi,
13. (Ek: 2/7/2012-6352/16 md.) Öğrenci bursları.
Medeni Kanunun 807 nci maddesi hükmü saklıdır. 2, 4, 5, 7 ve 12 numaralı bendlerdeki istisna, borcun bu eşya bedelinden doğmaması haline munhasırdır.
(Ek fıkra: 2/7/2012-6352/16 md.) Birinci fıkranın (2), (4), (7) ve (12) numaralı bentlerinde sayılan malların kıymetinin fazla olması durumunda, bedelinden haline münasip bir kısmı, ihtiyacını karşılayabilmesi amacıyla borçluya bırakılmak üzere haczedilerek satılır.
(Ek fıkra: 2/7/2012-6352/16 md.) İcra memuru, haczi talep edilen mal veya hakların haczinin caiz olup olmadığını değerlendirir ve talebin kabulüne veya reddine karar verir.”
II. İLK İNCELEME
1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca yapılan ilk inceleme toplantısında başvuru kararı ve ekleri, Raportör Muhammed Nuri ÖZGÜR tarafından hazırlanan ilk inceleme raporu ve itiraz konusu kanun hükmü okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
2. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un “Anayasaya aykırılığın mahkemelerce ileri sürülmesi” başlıklı 40. maddesinin (1) numaralı fıkrasında bir davaya bakmakta olan mahkemenin bu davada uygulanacak bir kanun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin hükümlerini Anayasa’ya aykırı görmesi hâlinde veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varması durumunda bu fıkrada sayılan belgeleri dizi listesine bağlayarak Anayasa Mahkemesine göndereceği belirtilmiştir. Anılan maddenin (4) numaralı fıkrasında ise açık bir şekilde dayanaktan yoksun veya yöntemine uygun olmayan itiraz başvurularının Anayasa Mahkemesi tarafından esas incelemeye geçilmeksizin gerekçeleriyle reddedileceği hükme bağlanmıştır.
3. İtiraz başvurusunun açık bir şekilde dayanaktan yoksun olması, başvurunun gerekçesiyle yakından ilgilidir (AYM, E.2020/84, K.2020/64, 12/11/2020, § 4; E.2021/116, K.2021/76, 4/11/2021, § 4).
4. Anılan Kanun’un 40. maddesi uyarınca Anayasa’ya aykırılığın temellendirildiği gerekçeli başvuru kararında Anayasa’ya aykırı olduğu değerlendirilen kuralların Anayasa’nın hangi maddelerine hangi nedenlerle aykırı olduğu ayrı ayrı ve gerekçeleriyle birlikte açıkça gösterilmelidir. Bunun yanı sıra gerekçenin hem iptali talep edilen kuralın anlam ve kapsamıyla hem de aykırı olduğu ileri sürülen Anayasa hükümleriyle detaylı bir incelemeye gerek olmaksızın ilk bakışta anlaşılabilen uyumsuzluğunun da bulunmaması gerekir. Bu durum, kuralın Anayasa’ya aykırılığı yönünde oluşan kanaatin ortaya konulmasında ve temellendirilmesinde uyulması gereken bir zorunluluktur (AYM, E.2025/222, K2025/213, 6/11/2025, § 9. Ayrıca bazı farklarla birlikte bkz. AYM, E.2020/84, K.2020/64, 12/11/2020, § 5; E.2021/116, K.2021/76, 4/11/2021, § 5).
5. Kanun’un 43. maddesinin (3) numaralı fıkrasına göre Anayasa Mahkemesi; kanunların, Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün Anayasa’ya aykırılığı konusunda ilgililer tarafından ileri sürülen gerekçelere dayanmak zorunda değildir. Taleple bağlı kalınmak şartıyla ileri sürülen gerekçelerin dışında bir gerekçeyle de Anayasa’ya aykırılık kararı verilmesi mümkündür (AYM, E.2020/84, K.2020/64, 12/11/2020, § 4; E.2021/116, K.2021/76, 4/11/2021, § 4).
6. Anayasa’ya aykırılığın denetiminde gerekçeyle bağlı olunmaması Anayasa’ya aykırılık iddiasına ilişkin olarak ileri sürülen gerekçenin makul bir temele dayanması zorunluluğunu ortadan kaldırmamaktadır. Esas itibarıyla gerekçeyle bağlı olmama durumu ilgililerin dayandığı Anayasa hükümleriyle sınırlı bir denetim yapılmamasını, başka bir deyişle hem soyut hem de somut norm denetiminde kuralın Anayasa’ya aykırılığı incelenirken Anayasa’nın tamamının dikkate alınmasını ifade etmektedir. Bu nedenle gerekçenin iptali talep edilen kuralın anlam ve kapsamıyla ya da aykırı olduğu kanısına varılan Anayasa hükümleriyle açık bir şekilde uyumsuz olması itiraz başvurusunun açık bir şekilde dayanaktan yoksun olması sonucunu ortaya çıkarır. Bu gibi durumlarda başvurunun Kanun’un 40. maddesinin (4) numaralı fıkrası uyarınca reddedilmesi gerekir (bazı farklarla birlikte bkz. AYM, E.2025/222, K2025/213, 6/11/2025, § 10; E.2020/84, K.2020/64, 12/11/2020, § 6).
7. Açık bir şekilde dayanaktan yoksunluk nedeniyle verilen ret kararı, işin esasına girilerek verilen kararlardan olmadığından niteliği gereği, aynı kural için yeniden başvuru yapılmasına engel oluşturmaz. Söz konusu kararın bu yönü de dikkate alındığında Anayasa’ya aykırılık başvurularında gösterilen gerekçenin hem iptali talep edilen kuralın anlam ve kapsamı yönünden hem de Anayasa hükümleri yönünden detaylı bir araştırmaya ihtiyaç olmaksızın anlaşılabilen uyumsuzlukta olmamasına ilişkin şartın daha etkili bir anayasallık denetiminin yapılmasına katkı sağlayacağı da kuşkusuzdur. Zira bu sayede Anayasa’ya aykırı olduğu ileri sürülen kurallarla ilgili olarak daha etkili başvuruların yapılmasına imkân tanınmaktadır (AYM, E.2025/222, K2025/213, 6/11/2025, § 11. Ayrıca bazı farklarla birlikte bkz. AYM, E.2020/84, K.2020/64, 12/11/2020, §§ 7, 8).
8. Başvuru kararında özetle; 2004 sayılı Kanun’un 82. maddesinin birinci fıkrasının itiraz konusu kuralın da yer aldığı (12) numaralı bendinde borçlunun hâline münasip evinin haczedilemeyecek mal niteliğinde olduğunun düzenlendiği, söz konusu bent kapsamında haczedilemezlik şikâyetini ileri sürme hakkının yalnızca borçluya tanındığı, bu yönüyle kuralın aile konutunun haczedilmesi hâlinde bundan etkilenebilecek olan aile bireylerinin haklarının korunmasına imkân sağlamadığı belirtilerek Anayasa’nın 20. ve 41. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
9. İcra ve iflas dairelerinin işlemlerine karşı şikâyet anılan Kanun’un 16. maddesinde düzenlenmiştir. Söz konusu maddenin birinci fıkrasına göre icra ve iflas dairelerinin yaptığı işlemlerin kanuna aykırılığı ve olaya uygun olmadığı gerekçesiyle şikâyet yoluna başvurulması mümkündür. Yargı kararlarında da belirtildiği gibi söz konusu şikâyetin kural olarak icra işlemi nedeniyle menfaati etkilenen üçüncü kişiler tarafından da ileri sürülmesi mümkündür (birçok karar arasından bkz. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E.2024/12-524, K.2025/70, 19/2/2025; E.2019/12-518, K.2020/37, 21/1/2020; Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, E.2022/6249, K.2022/14386, 29/12/2022; E.2021/240, K.2021/4846, 17/5/2021; E.2019/1107, K.2020/1579, 20/2/2020).
10. Kural borçlunun hâline münasip evinin haczedilemeyeceğini öngörmekte olup takip sırasında borçluya ait evin haczedilmesi durumunda haczedilemezlik şikâyetinin kimler tarafından ileri sürülebileceğine ilişkin bir düzenleme içermemektedir. Bu yönüyle kuralın haczedilen konutta yaşayan aile bireylerinin, icra dairesinin haciz işleminin kanuna aykırı olduğu gerekçesiyle şikâyet yoluna başvurmalarını engellediği söylenemez.
11. Bu itibarla itiraz başvurusunun gerekçesi ile kural arasında ilk bakışta anlaşılabilen bir uyumsuzluğun bulunduğu ve başvurunun açık bir şekilde dayanaktan yoksun olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
12. Açıklanan nedenle açıkça dayanaktan yoksun olan başvurunun reddi gerekir.
III. HÜKÜM
9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 18/2/1965 tarihli ve 538 sayılı Kanun’un 46. maddesiyle değiştirilen 82. maddesinin birinci fıkrasının 2/7/2012 tarihli ve 6352 sayılı Kanun’un 16. maddesiyle değiştirilen (12) numaralı bendinde yer alan “Borçlunun…” ibaresine yönelik itiraz başvurusunun 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 40. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince açık bir şekilde dayanaktan yoksun olduğundan REDDİNE 25/12/2025 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
Başkan
Kadir ÖZKAYA
Başkanvekili
Hasan Tahsin GÖKCAN
Basri BAĞCI
Üye
Engin YILDIRIM
Rıdvan GÜLEÇ
Recai AKYEL
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
Yıldız SEFERİNOĞLU
Selahaddin MENTEŞ
İrfan FİDAN
Kenan YAŞAR
Muhterem İNCE
Yılmaz AKÇİL
Ömer ÇINAR
Metin KIRATLI