A.
“CUMHURBAŞKANLIĞI KARARNAMELERİNİN (CBK) ANAYASAL ÇERÇEVESİ
21/1/2017 tarihli ve 6771 sayılı Türkiye Cumhuriyeti
Anayasasında Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun, 16 Nisan 2017 tarihli
halkoylamasıyla kabul edilmiş, böylece daha önce 1982 Anayasasının sadece 107.
maddesinde belirtilen cumhurbaşkanlığı kararnamesi, Anayasanın farklı
maddelerinde hem kapsamı genişletilerek hem de niteliği farklılaştırılarak
yeniden düzenlenmiştir. 107. maddenin önceki halinde Cumhurbaşkanlığı Genel
Sekreterliğinin kuruluşu, çalışma esasları ve personel atama işlemlerinin
Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle düzenleneceği belirtiliyordu. Bu iki tür
düzenleme, ad benzerliği dışında kapsam ve sınırları açısından birbirinden
farklıdır.
6771 sayılı Kanun ile getirilen Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin
temel ilke ve koşulları, Anayasa’nın 104. maddesinin 17. fıkrasında ortaya
konulmuştur.
“Cumhurbaşkanı, yürütme yetkisine ilişkin konularda
Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarabilir.
Anayasanın ikinci kısmının birinci ve ikinci bölümlerinde yer
alan temel haklar, kişi hakları ve ödevleriyle dördüncü bölümde yer alan siyasi
haklar ve ödevler Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle düzenlenemez.
Anayasada münhasıran kanunla düzenlenmesi öngörülen konularda
Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılamaz.
Kanunda açıkça düzenlenen konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi
çıkarılamaz.
Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile kanunlarda farklı hükümler
bulunması halinde, kanun hükümleri uygulanır.
Türkiye Büyük Millet Meclisinin aynı konuda kanun çıkarması
durumunda, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi hükümsüz hale gelir.”
Anayasanın 106. maddesinin 11. fıkrasına göre de; “Bakanlıkların
kurulması, kaldırılması, görevleri ve yetkileri, teşkilat yapısı ile merkez ve
taşra teşkilatlarının kurulması Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle düzenlenir.”
Görüldüğü üzere 2017 Anayasa kurgusu ile, kanun ile
cumhurbaşkanlığı kararnamesi arasındaki hukuki ilişki belirginleştirilmiş ve
Cumhurbaşkanlığı Kararnamelerinin kanunlara aykırı olamayacağı açıkça
belirtilmiştir.
1- Yasama Yetkisinin Devri Yasağı Karşısında Cumhurbaşkanlığı
Kararnameleri
6771 sayılı Kanun ile Anayasa’dan kaynaklanan doğrudan
düzenleme yetkisiyle yürütme fonksiyonu daha da güçlendirilmiştir. Bu bağlamda,
Türk anayasa hukukunda tartışılan konulardan biri olan idarenin, kanunla
düzenlenmeyen bir alanda düzenleme yapıp yapamayacağı hususu üzerinde
durulmalıdır. Bunun için öncelikle, yasama yetkisinin devri yasağına Anayasa
Mahkemesi’nin yaklaşımı göz önüne alınmalıdır. Anayasa'nın 7. maddesi, "
Yasama yetkisi Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisinindir. Bu yetki
devredilemez. " kuralının öngörmektedir. Bu kral ışığında Anayasa
Mahkemesi’ne göre, “Anayasa'da kanun ile düzenlenmesi öngörülen konularda
yürütme organına genel ve sınırları belirsiz bir düzenleme yetkisinin verilmesi
olanaklı değildir. Ancak yasama organının temel kuralları saptadıktan sonra,
uzmanlık ve idare tekniğine ilişkin hususları yürütmeye bırakması, yasama
yetkisinin devri olarak yorumlanamayacağı gibi yürütme organının yasama organı
tarafından çerçevesi çizilmiş alanda genel nitelikte hukuksal tasarruflarda
bulunması, hukuk devletinin belirlilik ilkesine de aykırı düşmez.” (Anayasa
Mahkemesi Kararı, E.2013/114 K.2014/184, 4.12.2014).
AYM, bir başka kararında ise, yasama yetkisinin devredilmezliği
ilkesini şu şekilde ifade etmiştir. “Anayasa Mahkemesinin pek çok kararında
yasama yetkisinin devredilmezliği ilkesinden ne anlaşılması gerektiği hususu
açıklanmıştır. Buna göre, kanunla düzenleme ilkesi, düzenlenen konudan yalnız
kavram, ad ve kurum olarak söz edilmesi değil, bunların kanun metninde kurallaştırılmasıdır.
Kurallaştırma ise düzenlenen alanda temel ilkelerin konulmasını ve çerçevenin
çizilmiş olmasını ifade eder… Anayasa’da öngörülen ayrık durumlar dışında,
kanunlarla düzenlenmemiş bir alanda, kanun ile yürütmeye genel nitelikte kural
koyma yetkisi verilemez. Yürütme organına düzenleme yetkisi veren bir yasa
kuralının Anayasa’nın 7. maddesine uygun olabilmesi için temel ilkeleri
koyması, çerçeveyi çizmesi, sınırsız, belirsiz, geniş bir alanı yürütmenin
düzenlemesine bırakmaması gerekir” (Anayasa Mahkemesi Kararı, E.2013/47
K.2013/72, 6/6/2013).
Bununla beraber Anayasa Mahkemesi’nin daha yakın tarihli
kararlarında bu içtihadı bir miktar esnettiği görülmektedir.
“15… yasama yetkisinin devredilmezliği esasen kanun koyma
yetkisinin TBMM dışında başka bir organca kullanılamaması anlamına gelmektedir.
Anayasa’nın 7. maddesi ile yasaklanan husus, kanun yapma yetkisinin
devredilmesi olup bu madde, yürütme organına hiçbir şekilde düzenleme yapma
yetkisi verilemeyeceği anlamına gelmemektedir. Kanun koyucu, yasama yetkisinin
genelliği ilkesi uyarınca bir konuyu doğrudan kanunla düzenleyebileceği gibi bu
hususta düzenleme yapma yetkisini yürütme organına da bırakabilir.
16. Yürütmenin türevselliği ilkesi gereğince yürütme organının
bir konuda düzenleme yapabilmesi için yasama organınca yetkilendirilmesi
gerekmektedir. Kural olarak, kanun koyucunun genel ifadelerle yürütme organını
yetkilendirmesi yeterli olmakla birlikte Anayasa’da kanunla düzenlenmesi
öngörülen konularda genel ifadelerle yürütme organına düzenleme yapma yetkisi
verilmesi, yasama yetkisinin devredilmezliği ilkesine aykırılık
oluşturmaktadır. Bu nedenle Anayasa’da temel hak ve özgürlüklerin
sınırlandırılması, vergi ve benzeri mali yükümlülüklerin konması ve memurların
atanmaları, özlük hakları gibi münhasıran kanunla düzenlenmesi öngörülen
konularda, kanunun temel esasları, ilkeleri ve çerçeveyi belirlemiş olması
gerekmektedir. Anayasa koyucunun açıkça kanunla düzenlenmesini öngördüğü
konularda, yasama organının temel kuralları saptadıktan sonra, uzmanlık ve
idare tekniğine ilişkin hususları yürütmeye bırakması, yasama yetkisinin devri
olarak yorumlanamaz.” (Anayasa Mahkemesi Kararı, E.2017/143 K.2018/40,
2/5/2018).
Sonuçta yalnızca yakın dönem AYM kararları dikkate alındığında,
ilkesel olarak kanun koyucunun “genel ifadelerle yürütme organını
yetkilendirmesi yeterli”dir, denilebilir. Ancak Mahkemenin, Anayasa’da farklı
kavramlarla ifade ettiği kanunla düzenleme kaydı içeren konularda ise, “Anayasa’da
kanunla düzenlenmesi öngörülen konularda”, “münhasıran kanunla düzenlenmesi
öngörülen konularda”, “Anayasa koyucunun açıkça kanunla düzenlenmesini
öngördüğü konularda” genel ifadelerle yetkilendirme yapılması kabul edilemez.
2- İdarenin Yasallığı Kuralı Karşısında Cumhurbaşkanlığı
Kararnameleri
Öte yandan, yasal idare ilkesi, Türk idare hukukunun temelini
oluşturur. Anayasanın 123/1. maddesinde karşılığını bulan bu ilke uyarınca,
“İdare, kuruluş ve görevleriyle bir bütündür ve kanunla düzenlenir.” Bu ilke,
idarenin kendiliğinden bir teşkilatlanma yetkisi olmadığını bu yetkinin yasama
organında olduğunu ifade etmektedir. Anayasa Mahkemesi’ne göre, “Bu maddede yer
alan düzenleme, idarenin kanuniliği ilkesine vücut vermektedir. İdarenin
kanuniliği ilkesi, idarenin ve organlarının görev ve yetkilerinin kanunla
düzenlenmesini gerekli kılar.” (Anayasa Mahkemesi Kararı, E.2013/114
K.2014/184, 4.12.2014). Bu ilkeyle kamusal kaynakların toplumun hangi tür
gereksinimlerinin öncelikle karşılanacağını ve bunun hangi usuller uygulanarak
sağlanacağını tespit etme yetkisi yasama organına verilir. Ayrıca, idarenin
toplumsal gereksinimleri karşılarken kamu gücü ve ayrıcalıklarını kullanması ve
bunun da kişilerin temel hak ve hürriyetleri üzerinde olumsuz etkiler de doğurabilmesi,
bu yetkinin yasamaya verilmesi sonucunu getirmiştir.
Yasal idare ilkesi, idarenin eylem ve işlemlerinin hem kanuna
dayanmasını, hem de bu eylem ve işlemlerin kanuna aykırı olmamasını ifade eder.
Asli ve ilksel bir yetki olan yasama yetkisine dayanarak yasama organı,
Anayasaya ve kamu yararına aykırı olmamak şartıyla, Anayasanın herhangi bir
şekilde düzenlemediği bir konuyu düzenleyebilir. Buna karşılık idare, önceden
yasa ile düzenlenmeyen bir alanda faaliyette bulunamaz, ancak böyle bir konuda yasadan
aldığı bir yetkiye dayanarak bir işlem ve eylemde bulunabilir.
6771 sayılı Kanunla getirilen Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle,
her ne kadar ciddi kısıtlılıklarla çerçevelenmiş olsa da, yürütme organı yasaya
dayanmaksızın ilk elden kural koyma yetkisine sahip olmuştur. Başka bir
ifadeyle, yasama organı yanında yürütme organı da Anayasa’da kanun kaydı olan,
kanunun açıkça düzenlediği konuları içermemek ve kanunlara aykırı olmamak
şartıyla Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle ilk elden düzenleme yapabilecektir.
Bununla birlikte, Cumhurbaşkanlığı kararnamesine konu olan alan, yasama konusu
olmaktan çıkmamaktadır. Çünkü Anayasa, Cumhurbaşkanlığı kararnamesine ilişkin
olarak özerk bir normatif alan öngörmemiştir. TBMM, CBK ile düzenlenen bir
alanda her zaman yasa çıkarabilir; bu durumda CBK hükümsüz kalır: “Türkiye
Büyük Millet Meclisinin aynı konuda kanun çıkarması durumunda, Cumhurbaşkanlığı
kararnamesi hükümsüz hale gelir.” (madde 104/17). O halde Anayasa’da yasayla
düzenlenmesi öngörülen konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılamayacak
iken, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile düzenleneceği belirtilen ve düzenlenmiş
olan konularda dahi TBMM yasa çıkarabilecektir. Şu halde, Anayasa’ya uygunluk
kaydıyla asli düzenleme yetkisi, konu bakımından herhangi bir mutlak istisna
bulunmadan, TBMM’ye ait bulunmaktadır. Başka bir anlatımla, Anayasa’nın CBK
konusu olabilecek kimi alanları doğrudan belirlemiş olması, o alanlarda yasama
yetkisinin kullanılmasını engellememektedir.
Bu son saptamayı biraz daha ayrıntılı olarak ele almakta fayda
vardır. 6771 sayılı Kanun ile Anayasa’nın 7. maddesindeki yasama yetkisinin
devri yasağı ve 123. maddedeki idarenin yasallığı ilkesi muhafaza edilmiş,
ancak belirli idari konuların Anayasa’da açıkça Cumhurbaşkanlığı kararnamesi
ile düzenleneceği öngörülmüştür. “Bakanlıkların kurulması, kaldırılması,
görevleri ve yetkileri, teşkilat yapısı ile merkez ve taşra teşkilatlarının
kurulması Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle düzenlenir.” (madde 106/son). Ayrıca
123. maddenin son fıkrasında kamu tüzel kişiliğinin Kanunla veya
Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle kurulacağı kuralına yer verilmiştir. Anayasa
hükümleri arasında hiyerarşi söz konusu olmadığından, bir çelişki kabul
edilmediğinden, bu iki hükmün bir arada, Anayasanın bütünlüğü ve sistematiği içinde
bağdaştırılarak yorumlanması gerekir. Gerçekte Anayasa koyucu 123/1. maddede
genel kuralı, idarenin yasallığı ilkesini koymuş; bakanlıkların kurulması,
kaldırılması, görevleri ve yetkileri ile kamu tüzel kişiliği kurulması yönünden
bu genel kurala bir istisna getirmiştir. Bu cihetle; her ne kadar, Anayasa,
idarenin yasallığı ilkesinin 106/son ve 123/son maddelerde belirtilen hususlar
açısından geçerli olmamasına olanak tanısa da; bu alanların cumhurbaşkanlığı
kararnamesiyle düzenlenip düzenlenmeyeceği konusunda son sözü TBMM’ye
bırakmaktadır. Yukarıda değinildiği üzere, “Türkiye Büyük Millet Meclisinin
aynı konuda kanun çıkarması durumunda, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi hükümsüz
hale gelir.” hükmü; (madde 104/17), Anayasa m.106/son ve m.123/son açısından da
geçerlidir. Gerçekten de, Anayasa koyucu eğer öyle öngörseydi, tıpkı
Anayasa’nın bazı hükümlerinde söz konusu alanın ancak ve ancak kanunla
düzenlenebileceğini amir ifadelerle belirttiği gibi, bazı alanların da yine
ancak ve ancak cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle düzenlenebileceğini ve a
contrario, kanunla düzenlenemeyeceğini yine açıkça ve amir ifadelerle ortaya
koyardı. Özetle; Anayasa koyucu, bazı konuların kanunla düzenlenmesini zorunlu
kılmış, doğrudan cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle düzenlenebileceğini belirttiği
alanlarda da son sözü (o konuda kanun çıkarmak ya da çıkarmamak suretiyle)
kanun koyucuya bırakmıştır.
Genel kural ve istisna kural ilişkisine dair kamu hukukunda
kabul edilen birtakım yorum ilkeleri vardır: 1. Bir istisna kuralın varlığından
söz edebilmek için, bu istisnanın ayrıca ve açıkça konulmuş olması gerekir. 2.
İstisna kural, sadece ve sadece genel kuralı koyan makam tarafından
konulabilir, başka bir makamın istisna kural getirme yetkisi yoktur. 3. Genel
kuralı koyan makam açıkça yetkilendirmedikçe, bir başka makam genel kurala
istisna getiremez. 4. İstisna kural koymak, genel kuralı değiştirmek anlamına
geldiğinden istisna kural, yorum yoluyla genişletilemez; yani, yorum yoluyla
genel kurala istisna getirilemez. 5. Genel kuralın geniş yorumlanması esası
benimsenmiştir. 6. İstisna kural, dar yorumlanır. Çünkü istisna kural, genel
kuralın kapsamını daralttığından genel kuralı değiştirir, oysa onu değiştirme
salt genel kuralı koyana aittir.
Öte yandan, kamu hukukunda mevzuatın açıkça belirttiği bir
makama ya da makamın görevlisine verdiği yetkiler, devre konu olamazlar. Yargı
kararlarında da yetkinin, mevzuat tarafından kime verilmiş ise, ancak onun bu
yetkiyi kullanabileceği belirtilmiştir. Yetki devrinde yetki devredilen makamın
devraldığı bu yetkiyi kendinden alt bir makama devrinin yasak olduğu hususu,
idare hukukunda ve kamu yönetiminde benimsenen bir ilkedir.
Anayasanın 104. maddesinin 17. fıkrasında öngörülen
Cumhurbaşkanlığı kararnameleri, normlar hiyerarşisinde yasaya eşdeğer işlemler
değildir. Anayasanın bu tür kararnamelerin salt “yürütme yetkisine ilişkin
konular”la sınırlı olarak çıkarılacağını öngörmesi, bunların yasaya eşdeğer,
yasayla aynı düzeyde kurallar olamayacağını gösterir. Çünkü yürütme yetkisi,
kanunların uygulanmasına yönelik, kanunlara uygun kullanılması gereken bir
yetkidir. Ayrıca aynı fıkrada yer alan “Anayasada münhasıran kanunla
düzenlenmesi öngörülen konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılamaz;
Kanunda açıkça düzenlenen konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılamaz;
Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile kanunlarda farklı hükümler bulunması halinde,
kanun hükümleri uygulanır; Türkiye Büyük Millet Meclisinin aynı konuda kanun
çıkarması durumunda, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi hükümsüz hale gelir.” şeklindeki
düzenlemeler, Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin yasaya eşdeğer olmadığının bir
başka açık göstergesidir. Bu düzenlemelerden CBK ile düzenleneceği belirtilen
konuların yasayla düzenlenmesi, Anayasa’nın yasama organına açıkça tanıdığı bir
yetkidir.
Kanunsuz emre dair Anayasanın 137. maddesinde yapılan değişiklik
ise, Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin, Anayasanın konuya ilişkin diğer
düzenlemeleri ile birlikte değerlendirildiğinde, normlar hiyerarşisindeki yeri
açıkça anlaşılır: “Kamu hizmetlerinde herhangi bir sıfat ve suretle çalışmakta
olan kimse, üstünden aldığı emri, yönetmelik, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi,
kanun veya Anayasa hükümlerine aykırı görürse, yerine getirmez ve bu aykırılığı
o emri verene bildirir…”.
6771 sayılı Yasa değişikliği ile Cumhurbaşkanına Anayasada
tanınan diğer yetkiler ise şöyledir: Anayasanın 123. maddenin son fıkrasında
“Kamu tüzelkişiliği, ancak kanunla veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle
kurulur” denilerek, CBK ile kamu tüzelkişiliği kurulmasına da olanak
tanınmıştır. Bununla birlikte, “Türkiye Büyük Millet Meclisinin aynı konuda
kanun çıkarması durumunda, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi hükümsüz kalır”
(md.104/fıkra 17 son) kuralı gereğince, yasa ile kurulmuş bir kamu
tüzelkişiliği CBK ile kaldırılamaz; ancak CBK ile kurulan bir kamu
tüzelkişiliği, yasal düzenlemenin konusunu oluşturabilir.
124. ve 137. maddelerde yer alan tüzük ibaresi, Anayasadan
tamamen çıkarılmıştır. Böylece tüzük uygulaması yürürlükten kaldırılmış; onun
yerine çok daha geniş bir kapsama sahip olan Cumhurbaşkanlığı kararnamesi
konulmuştur. Yönetmelikleri düzenleyen 124. maddede, “Cumhurbaşkanı,
bakanlıklar ve kamu tüzelkişileri, kendi görev alanlarını ilgilendiren
kanunların ve Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin uygulanmasını sağlamak üzere ve
bunlara aykırı olmamak şartıyla, yönetmelikler çıkarabilirler.” hükmünü
öngörmüştür. Ancak bu, tüzük ve cumhurbaşkanlığı kararnamesinin aynı hukuki
nitelikte olduğu şeklinde anlaşılmamalıdır. Öte yandan, Cumhurbaşkanı,
“kanunların uygulanmasını sağlamak üzere ve bunlara aykırı olmamak şartıyla
yönetmelik çıkarır” (md.104/18).
Kanunların ve CBK’lerin uygulanması amacıyla çıkarılacak
yönetmeliklerde gerekçe, yol gösterici işlev görür. Ne var ki, kanunlar
gerekçeli olduğu halde CBK’lerin gerekçesiz olması, yönetmelik hazırlığı
sırasında üst normun yol gösterici işlevinde farklılaşmaya neden olacaktır.
Böylece, kanunun uygulanması için çıkarılacak yönetmelik ile Cumhurbaşkanlığı
kararnamesinin uygulanması için çıkarılacak yönetmelik eşit olanak ve
koşullarda hazırlanamayacaktır. CBK’yi uygulamaya yönelik yönetmeliğin
hazırlanmasını, yasanın uygulanmasına ilişkin yönetmeliğe göre zorlaştıran ve
belirsiz kılarak, iki ayrı uygulama yönetmeliğini farklı kılacak hiçbir haklı
neden bulunmadığı için, eşitlik ilkesi yönünden Anayasa madde 10’a aykırılık
oluşturmaktadır. CBK gerekçesizliğinin uygulama yönetmeliğinde yaratması
muhtemel belirsizlikler ise, hukuk devleti ilkelerini zedeleyici sonuçlar
doğuracaktır (md.2).
3.- Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılmasının anayasal
çerçevesi ve sınırları
Anayasanın 104/17. maddesiyle getirilen CBK ile yürütmeye
tanınan düzenleme alanı oldukça dar ve sınırlıdır. Bu çerçeve, dört kalemde
açıklanabilir:
a) “Yürütme yetkisine ilişkin konular”: İlk olarak
Cumhurbaşkanlığı kararnamesi, “yürütme yetkisine ilişkin konularda”
çıkarılabilecektir. Maddenin gerekçesinde ise, cumhurbaşkanına “genel siyasetin
yürütülmesinde yürütme yetkisi ile ilgili ihtiyaç duyduğu konularda kararname
çıkarabilme” yetkisi verildiği ifade edilmektedir. Bu nedenle CBK’leri ancak
yürütme yetkisinin gerektirdiği hususlarda ihtiyaç duyulduğunda
çıkarılabilecek, yasama ve yargı yetkilerinden herhangi birinin alanına giren
bir konuda ise, CBK çıkarılması mümkün olmayacaktır. AYM, bu açık hususu teyit
etmektedir: “... Cumhurbaşkanı’nın yürütme yetkisine ilişkin konularda CBK
çıkarabileceği ifade edilmiştir. Buna göre yürütme yetkisine ilişkin konular
dışında CBK ile düzenleme yapılması mümkün değildir”. (AYM, E. 2018/125, K.
2020/4, 22/1/2020, R.G. 13/5/2020 – 31126, §9. Aynı yönde bkz. AYM, E. 2018/55;
K. 2020/27, 11/6/2020, R.G. 20/7/2020-31194).
b) “Düzenleme yasağı”: İkinci olarak CBK’ler, “Anayasanın
ikinci kısmının birinci ve ikinci bölümlerinde yer alan temel haklar, kişi
hakları ve ödevleriyle dördüncü bölümde yer alan siyasi haklar ve ödevler”le
ilgili konularda düzenleme yapamaz.
Ancak bu yasak karşısında yanıtlanması gereken soru, sosyal ve
ekonomik haklar ve özgürlüklerin tamamının CBK ile düzenlenip
düzenlenemeyeceğidir. Sadece yukarıdaki ifadeden yola çıkarak yapılan bir
değerlendirme bu soruya olumlu cevap vermeyi gerektirir. Ancak bu cümlenin aynı
fıkradaki diğer hükümler ve Anayasanın konuya ilişkin diğer ilke ve kuralları
dikkate alınarak, Anayasanın bütünlüğü içinde tartışılması ve anlaşılması
gerekir.
Bu konuda, öncelikle “münhasır yasa kaydı” belirtilmelidir:
“Anayasada münhasıran kanunla düzenlenmesi öngörülen konularda Cumhurbaşkanlığı
kararnamesi çıkarılamaz.” Bu açık yasak gereği, ilgili maddede yasayla
düzenlenmesi kaydı bulunan sosyal ve ekonomik hak ve ödevler, Cumhurbaşkanlığı
kararnamesi ile düzenlenemeyecektir. Örneğin Anayasa’nın 42/2. maddesinde
“Öğrenim hakkının kapsamı kanunla tespit edilir ve düzenlenir.”, 51. maddesinde
“Sendika kurma hakkı … kanunla sınırlanabilir. Sendika kurma hakkının kullanılmasında
uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunda gösterilir.”, 63. maddesinde Tarih,
kültür ve tabiat varlıklarından “özel mülkiyet konusu olanlara getirilecek
sınırlamalar ve bu nedenle hak sahiplerine yapılacak yardımlar ve tanınacak
muafiyetler kanunla düzenlenir.” denilmektedir. Dolayısıyla belirtilen konular
CBK ile düzenlenemez. Eğer böyle bir düzenleme yapılırsa bu, hem Anayasanın
104/17. maddesine hem de o hak ve ödev için kanun kaydı koyan hükme aykırılık
oluşturur. Ancak yasa kaydı içermeyen sosyal ve ekonomik haklar,
Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin konusu olabilecektir. Örneğin konut hakkını
düzenleyen Anayasanın 57. maddesi böyledir. Bu durumda, dikkat edilmesi gereken
husus, söz konusu hakların sadece düzenleme konusu olabileceği, ancak bunun
sınırlama yetkisini içermediğidir.
Bu nedenle, 104/17. maddenin ikinci cümlesi, sosyal ve ekonomik
haklar alanının CBK ile düzenlenmesini kabul ederken, bu düzenlemenin
sınırlarını da belirtir: ilki, fıkranın ilk cümlesindeki CBK’nin sadece yürütme
yetkisine ilişkin konularda çıkarılabilmesi, diğeri ise üçüncü cümlesindeki
münhasıran kanunla düzenlenmesi öngörülen konularda çıkarılamamasıdır. Öte
yandan, Anayasanın 13. maddesindeki temel hak ve hürriyetlerin ancak kanunla
sınırlanabileceği kuralı dikkate alındığında, CBK’ye konu olabilecek sosyal ve
ekonomik hak ve ödevlerle ilgili cumhurbaşkanının sınırlama değil sadece bir
düzenleme yetkisinden bahsedilebilir. Yani düzenleme ve sınırlama ayrımı
dikkate alındığında, CBK ile sosyal ve ekonomik haklar ve ödevlerin
gerçekleşmesi için birtakım pozitif tedbirleri içeren düzenlemeler
yapabileceği, fakat kişilerin bundan yararlanmasına sınırlama getirilemeyeceği
belirtilmelidir. Zira anayasal çerçevede, bir hakkın kısıtlanması ancak ve
ancak kanun ile yapılabilir.
c) Üçüncü sınır, “Anayasada münhasıran kanunla düzenlenmesi
öngörülen konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılamaz.” hükmüdür.
AYM tarafından yasama yetkisinin devir yasağı çerçevesinde yürütmenin düzenleme
yetkisi açıklanırken kullanılan “münhasıran” kanunla düzenlenmesi gereken
konular ibaresi, Anayasa kuralı haline getirilmiştir (Bkz., AYM E. 2017/143,
K.2018/40, 2/5/2018). AYM’ye göre, “Kural olarak, kanun koyucunun genel
ifadelerle yürütme organını yetkilendirmesi yeterli olmakla birlikte Anayasa’da
kanunla düzenlenmesi öngörülen konularda genel ifadelerle yürütme organına
düzenleme yapma yetkisi verilmesi, yasama yetkisinin devredilmezliği ilkesine
aykırılık oluşturmaktadır. Bu nedenle Anayasa’da temel hak ve özgürlüklerin
sınırlandırılması, vergi ve benzeri mali yükümlülüklerin konması ve memurların
atanmaları, özlük hakları gibi münhasıran kanunla düzenlenmesi öngörülen
konularda, kanunun temel esasları, ilkeleri ve çerçeveyi belirlemiş olması
gerekmektedir. Anayasa koyucunun açıkça kanunla düzenlenmesini öngördüğü
konularda, yasama organının temel kuralları saptadıktan sonra, uzmanlık ve
idare tekniğine ilişkin hususları yürütmeye bırakması, yasama yetkisinin devri
olarak yorumlanamaz.”.
Bu nedenle, Anayasa’nın münhasıran kanunla düzenlenmesini
gerektirdiği konularda yürütmeye düzenleme yetkisi verilirken, yasanın “temel
esasları, ilkeleri ve çerçeveyi belirlemiş olması gerekmektedir”. AYM ayrıca,
Anayasada münhasıran kanunla düzenlenmesi gereken birtakım konuları örnek
olarak sıralamıştır: “Anayasa’da temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması,
vergi ve benzeri mali yükümlülüklerin konması ve memurların atanmaları, özlük
hakları gibi”.
AYM’nin, münhasıran kavramını açıklarken verdiği örnekler ve
açıklamalardan bir konunun münhasıran yasa alanında olması için Anayasanın
özellikle ve ısrarla o konunun yasayla düzenleme öngörmesi, yasayla düzenlemeye
çok özel vurgu yapması gerekmemektedir. Bu çerçevede temel hak ve hürriyetlerin
sınırlanmasına dair 13. maddede, sınırlamanın “ancak” kanunla yapılabileceği
şartı vardır: “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca
Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak
kanunla sınırlanabilir”. Oysa vergilerle ilgili 73. maddede (Vergi, resim, harç
ve benzeri mali yükümlülükler kanunla konulur, değiştirilir veya kaldırılır.)
ve kamu hizmeti görevlileriyle ilgili genel ilkeleri koyan 128. maddede
(Memurların ve diğer kamu görevlilerinin nitelikleri, atanmaları, görev ve
yetkileri, hakları ve yükümlülükleri, aylık ve ödenekleri ve diğer özlük işleri
kanunla düzenlenir.) yasayla düzenleme öngörülmüş, hiçbir özel vurgu
yapılmamıştır.
Anayasada münhasıran kanunla düzenlenmesi öngörülen konular
kavramı, bu nedenle yasa kaydı olarak anlaşılmak ve uygulanmak durumundadır. Anayasanın
126. maddesindeki birden çok ili içine alan merkezi idare teşkilatının (bölge
teşkilatının) “görev ve yetkileri kanunla düzenlenir”, 127. maddesindeki
“Mahalli idarelerin kuruluş ve görevleri ile yetkileri, yerinden yönetim
ilkesine uygun olarak kanunla düzenlenir.”, 128. maddesindeki “Memurların ve
diğer kamu görevlilerinin nitelikleri, atanmaları, görev ve yetkileri, hakları
ve yükümlülükleri, aylık ve ödenekleri ve diğer özlük işleri kanunla
düzenlenir” ve “üst kademe yöneticilerinin yetiştirilme usul ve esasları,
kanunla özel olarak düzenlenir.” hükümleri buna örnek oluşturur. Özellikle bu
son husus, CBK ile yasanın konu itibarıyla iç içe geçme riskini içerir,
karmaşaya yol açma ihtimalini barındırır. Çünkü Anayasanın 104/9. maddesi,
cumhurbaşkanı CBK ile “üst kademe kamu yöneticilerini atar, görevlerine son
verir ve bunların atanmalarına ilişkin usul ve esasları … düzenler” hükmünü
içerirken, üst kademe yöneticilerinin yetiştirilme usul ve esasları 128.
maddeye göre yasa ile özel olarak düzenlenmek zorundadır.
Anayasa Mahkemesi, Anayasa’da salt bir kanunla düzenleme
kaydının bulunmasının, ilgili konuyu cumhurbaşkanlığı kararnamesinin konu
bakımından yetki alanından çıkarmak açısından yeterli olduğunu ifade etmiştir.
“... Anayasa’da münhasıran kanunla düzenlenmesi öngörülen
konularda CBK çıkarılamayacağı hüküm altına alınmıştır. Ancak Anayasa’da hangi
konuların münhasıran kanunla düzenleneceğine ilişkin özel bir hüküm
bulunmamaktadır. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesinin yerleşik içtihadında anayasa
koyucunun kanunla düzenlenmesini öngördüğü konuların bu kapsamda görülmesi
gerektiği kabul edilmektedir (AYM, E.2016/150, K.2017/179, 28/12/2017, § 57;
E.2016/180, K.2018/4, 18/1/2018, § 17; E.2017/51, K.2017/163, 29/11/2017, § 13;
E.2016/139, K.2016/188, 14/12/2016, § 9; E.2013/47, K.2013/72, 6/6/2013). Buna
göre Anayasa’da kanunla düzenleneceği belirtilen alanlarda Cumhurbaşkanı’nın
CBK çıkarma yetkisi bulunmamaktadır”. (AYM, E. 2018/125, K. 2020/4, 22/1/2020,
R.G. 13/5/2020 – 31126, §11).
Dolayısıyla, 104/17. maddede geçen “münhasıran kanunla
düzenlenmesi öngörülen konular” ibaresinin Anayasada “kanunla düzenlenir veya
kanunla konulur, değiştirilir veya kaldırılır” vb. ifadelerin bulunduğu
maddelere bakarak belirlenmesi gerekir. O halde Anayasanın bir maddesinde bir
konunun yasayla düzenlenmesi öngörülmüşse, o konunun Cumhurbaşkanlığı
kararnamesi ile düzenlenmesi Anayasa’nın 7. ve 104/17. maddelerine aykırılık
oluşturacaktır.
d) Bir diğer sınır ise, “Kanunda açıkça düzenlenen konularda
Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılamaz” kuralıdır. Bir konu yasa ile
açıkça düzenlenmişse Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılamaz. Elbette
CBK’lerin çıkarılması için KHK’lerde olduğu gibi yasa ile yetkilendirme
gerekmez. Ancak KHK’ler yasaları değiştirebilirken, CBK’ler yasaların açıkça
düzenlediği hususlarda bir düzenleme yapamamakta, “Cumhurbaşkanlığı kararnamesi
ile kanunlarda farklı hükümler bulunması halinde, kanun hükümleri uygulanmakta,
“Türkiye Büyük Millet Meclisinin aynı konuda kanun çıkarması durumunda, Cumhurbaşkanlığı
kararnamesi hükümsüz hale gelmektedir”. Bu hükümler açıkça Cumhurbaşkanlığı
kararnamesinin yasa gücünde olmadığını, Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle
yasaların değiştirilemeyeceğini gösterir.
Burada değinilen sınır, kanun hükmünde kararnamelerle açıkça
düzenlenen konuları da kapsar. AYM, bu hususu açıkça ifade etmiştir: “...
KHK’ların kanun hükmünde oldukları görülmektedir. Dolayısıyla KHK ile açıkça
düzenlenen bir konuda da Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasının
dördüncü cümlesi uyarınca CBK çıkarılamaması gerekir” (AYM, E. 2019/78, K.
2020/6, 23/1/2020, R.G. 13/5/2020–31126, §39).
Bu açıklamalar ışığında Anayasa’nın Cumhurbaşkanı kararnamesiyle
doğrudan düzenleme yetkisi verdiği konularda dahi CBK ile kanunlarda değişiklik
yapılması mümkün değildir. Örneğin Anayasanın 106/son maddesine göre,
“Bakanlıkların kurulması, kaldırılması, görevleri ve yetkileri, teşkilat yapısı
ile merkez ve taşra teşkilatlarının kurulması Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle
düzenlenir.” Ancak bu, bakanlıkların kurulmasına ilişkin olarak yürürlükteki
yasalarda CBK ile değişiklik yapılabileceği anlamına gelmemektedir. Sonuç
olarak, Anayasanın 104. maddesinin on yedinci fıkrasının mevcut hükümleri
karşısında hangi konuda olursa olsun CBK ile bir yasayı değiştirmek veya
yürürlükten kaldırmak mümkün değildir.
Nitekim 1 No.lu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi çıkarılmadan önce
2/7/2018 tarihli ve 703 sayılı Anayasada Yapılan Değişikliklere Uyum Sağlanması
Amacıyla Bazı Kanun Ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması
Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile bakanlıkları düzenleyen birçok yasa ve
yasa gücünde kararname yürürlükten kaldırılmıştır.
4. Cumhurbaşkanlığı Kararnamelerine İlişkin Anayasa Mahkemesi
Denetiminin Kapsamı
Anayasa Mahkemesi’nin denetim kapsamına giren işlemlerden birisi
de cumhurbaşkanlığı kararnamesidir. Anayasanın 148., 150., 151., 152. ve 153.
maddelerinde daha önce mevcut olan kanun hükmünde kararname yerine
Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ibaresi konulmuştur. CBK, Anayasa Mahkemesi tarafından,
“şekil ve esas” bakımından denetlenir.
“Anayasa Mahkemesi, kanunların, Cumhurbaşkanlığı
kararnamelerinin ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Anayasaya şekil ve
esas bakımlarından uygunluğunu denetler…” (md.148/1).
“Şekil bozukluğuna dayalı iptal davaları Anayasa Mahkemesince
öncelikle incelenip karara bağlanır” (md.149/4).
“Şekil ve esas…” ölçütü, madde 150’de de öngörülmekle, türev
kurucu iktidar, herhangi bir tartışmaya yer vermeyecek biçimde “şekil ve esas”
denetim ölçütlerinin birlikteliğini sürekli teyit ettiği gibi, “şekil
bozukluğunu denetime öncelik” yükümlülüğü getirmiştir.
a) Gerekçe, başlıca şekil denetimi ölçütlerindendir
Hukuk devletinde her türlü resmi işlemin gerekçeli olması,
hukukun genel ilkesidir. Bu ilke, anayasa ve/ya yasalarda yazılı olmasa da,
yargısal içtihat yoluyla uzun zamandan beri kabul edilen bir hukukun genel
ilkesidir. Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin gerekçesiz olması ise, hukuk
devletine açıkça aykırılık oluşturduğu gibi, bu, normatif metinlerin anlaşılır
ve öngörülebilir olmalarını da zorlaştırmaktadır. Bu itibarla; AYM, artık
CBK’ler üzerinde şekil denetimi de yaparak gerekçe yokluğunu Anayasa’ya
aykırılık nedeni saymalıdır.
2017 Anayasa kurgusu ürünü olan Cumhurbaşkanlığı kararnamesi,
dört yılda yasaların önüne geçti: Çıkarılan toplam 111 CBK’nin madde sayısı,
2719’dır. Bunların 57torba tarzında olup, madde sayısı 821’dir. CBK’ler, hiçbir
gerekçe içermemektedir.
6771 sayılı kanunla gerçekleşen Anayasa değişikliği ile 104.
maddede sınırları belirlendiği şekliyle anayasal düzenimize giren
Cumhurbaşkanlığı Kararnamelerine ilişkin bir AYM içtihadı tam anlamıyla
oluşturulabilmiş değildir. Açılan iptal davalarında, sistematik şekilde, söz
konusu Cumhurbaşkanlığı Kararnamelerinin konu bakımından yetki yönünden Anayasa
m.104/17’ye aykırı olduğu ve yürütmenin yasamanın yetki alanına tecavüz ettiği
ortaya koyulmuştur. CBK yoluyla kural koyma alanına ilişkin ivedi ve esaslı bir
içtihat oluşturulamamış olması, çok sayıda ve torba tarzda Cumhurbaşkanlığı
Kararnamesi çıkarılmasına neden olmaktadır. Cumhurbaşkanlığı Kararnamelerinin
gerekçesiz olması olgusu, sürekli şekilde erkler ayrılığını ihlal eden bir
kapsamda ihdas edilen bu norm kategorisinin temel kusurlarından birisi olarak
göze çarpmaktadır.
Oysa “gerekçe”, hukuk devletinin bir gereğidir.
“Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak
yazılır” hükmü (md.141/3) dışında ‘gerekçe gereği’, Anayasa’da, yasama ve
yürütme işlemleri için doğrudan öngörülmemektedir.
Bu bir eksiklik değil; zira hukuk devleti, bütün resmi
işlemlerin gerekçeli olmasını gerekli kılar. Nitekim, yasalar ve idari işlemler
açısından, açık hüküm yokluğuna karşın gerekçe yükümlülüğü, Anayasa madde 2’den
kaynaklanır. Anayasalarda gerekçe gerekliliği açıkça öngörülmüş olmasa da,
birel veya düzenleyici işlemler bütünü için gerekçe gerekliliği, içerik olarak
hukuk devleti kavramına içkindir. CBK’lerin gerekçeli olma zorunluluğu da, bu
genel ilke içinde yer alır.
Gerekçesiz CBK’lerde saydamlık yokluğu, işlemin yapılma nedenini
perdeler; ancak daha önemlisi, işlemi yapanın öznel ve keyfi davranma riskini
yaratır ve yine uygulamada da keyfiliğe neden olur. Nitekim torba CBK tarzı,
bunun göstergesidir. Daha önemli sakıncası ise, gerekçesiz CBK, Anayasa
Mahkemesi (AYM) denetimini zorlaştırır. Gerekçe yokluğunun torba düzenleme
yöntemiyle birleşmesi ise, denetimi geciktirdiği gibi etkisizleşmektedir.
Gerekçe, hazırlık aşamasında işlemin nedenleri ve amaçlarının
belirlenmesini gerekli kılar. Bu gereklilik, işlemi yapan makamı daha özenli
davranmaya yöneltir. Eğer gerekçeli olarak hazırlansa idi, CBK’ler, muhtemelen
özenli ve ihtiyatlı çalışmalar eşliğinde, haliyle öncekiler ile bağlantıları da
gözetileceği için torba CBK tarzında değil, nicelik olarak daha az, ama hukuk
devleti ilkesine yaraşır şekilde daha nitelikli düzenlemeler olacaktı.
Torba CBK’ler, tıpkı torba yasalar gibi AYM denetimini de
güçleştirmektedir; çünkü, AYM raportörleri dosyaları uzmanlık ilkesine göre
inceledikleri için, onlarca konuyu düzenleyen bir torba CBK, o denli çok sayıda
raportör arasında paylaşma güçlüğü nedeniyle, uzmanlık ilkesi ikinci plana
geçmektedir (bkz. AYM İçtüzüğü, md.47). Bu durum ise, CBK’ler üzerinde
derinleştirilmiş denetim sürecini engellemektedir.
TBMM’de bir CBK İzleme ve Değerlendirme Komisyonu kurma önerisinin
TBMM Genel Kurulu’nda reddedilmiş olması da, CBK gerekçelerinin önemini
arttırmaktadır.
Bu bağlamda emsal olabilecek bir uygulamaya da ayrıca dikkat
çekmekte yarar vardır.
Bilindiği üzere önceki sistemde yürütme tarafından yapılan kanun
hükmünde kararnameler (KHK) için de tıpkı kanunlar gibi Anayasada açıkça
gerekçeli olma zorunluluğu öngörülmemişti. Bununla birlikte uygulamada
KHK’ler’in gerekçesi (gerek Genel Gerekçe gerek madde gerekçeleri) Resmi
Gazetede yayımlanmamakla birlikte, Başbakanlık Kanunlar ve Kararlar biriminde
KHK’ler’in de tıpkı kanunlar gibi gerekçeleri (gerek Genel Gerekçe gerek madde
gerekçeleri) hazırlanmaktaydı ve sonradan KHK’ler TBMM’ye sunulduğunda mutlaka
işbu gerekçeleri ile birlikte sunulmaktaydı.
Diğer bir ifadeyle KHK’lerin de aslında gerekçeleri
bulunmaktaydı.
Nitekim bu bağlamda bir işlem veya düzenlemenin gerekçesinin
“bulunması” ile bu gerekçenin “yayımlanması veya ilan edilmesi” farklı
kavramlardır.
Kanunlar, KHK’ler, CBK’ler gibi genel kural koyucu üst hukuk
kurallarının gerekçelerinin “bulunması”, hukuk devleti açısından mutlaka
zorunludur. Çünkü gerek bu hukuk normlarının uygulayıcılar tarafından nasıl
yorumlanacağının anlaşılması açısından; gerekse bu üst normların dayanak
alındığı daha alt normların işbu üst normlara uygun biçimde tesis edilebilmesi
açısından, bahsi geçen gerekçenin “bulunması”, hukuka saygılı bir yönetim
anlayışının gereğidir.
Söz konusu gerekçenin en başta, yani normun yürürlüğe girdiği
zamanda kamuya ilan edilip edilmemesi ise farklı bir olgudur. Aslında hukuka
saygılı ve vatandaşların kamusal faaliyetler için bilgilenmesini ve saydamlığı
önemseyen bir yönetim anlayışında işbu gerekçelerin en baştan da kamuya
duyurulması daha doğru bir yaklaşımdır. Ancak burada olduğu gibi anılan
gerekçelerin en başta kamuya duyurulmasının zorunlu olduğuna dair açık yasal
kurallar yoksa, gerekçenin baştan kamuya duyurulmamış olması açık bir hukuka
aykırılık olarak görülmeyebilir.
Ne var ki gerekçenin en başta kamuya duyurulmaması hukuka
aykırılık taşımasa da gerekçenin “hiç bulunmaması” hukuka aykırılık
oluşturacaktır.
Bu bağlamda Türk hukukunda öteden beri kabul edilen yaklaşım,
gerekçenin baştan kamuya ilan edilme zorunluluğu bulunmasa da gerekçenin
yönetimin elinde bulunmasının ve örneğin dava açıldığında mahkemeye gerekçenin
sunulmasının zorunlu olmasıdır. Böylece hukuka uygunluk denetimi daha mükellef
biçimde yapılabilecektir.
Nitekim Danıştay’ın da uzun süredir yerleşik içtihadı,
yönetmelikler ve tüzükler dahil idari işlemlerin gerekçesinin baştan ilgililere
duyurulması zorunlu olmamakla birlikte, bunlara karşı dava açıldığında idarenin
bunların gerekçesini mahkemeye sunmasının zorunlu olduğu yönündedir.
Dolayısıyla gerekçe “bulunmadan” mahkemeye sunulması da mümkün olmayacağına
göre, bu düzenlemelerin gerekçesinin yönetimin elinde ve kayıtlarında
“bulunması” yani varolması hukuken zorunludur.
Aynı durum, CBK’ler açısından da evleviyetle (a priori) geçerli
olmalıdır. Zira CBK’lerin diğer idari düzenlemelere göre daha üst hukuk
normları olduğu kuşkusuzdur.
Anayasa Mahkemesi’nin görev tanımı Anayasa’da belirtilmiştir:
“Anayasa Mahkemesi, kanunların, Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin ve Türkiye
Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Anayasaya şekil ve esas bakımlarından
uygunluğunu denetler…” (md.148/1)
• AYM, yasalardan farklı olarak, CBK’lerin Anayasa’nın
belirlediği çerçeve içinde çıkarılıp çıkarılmadığını yetki yönünden
denetledikten sonra esasa ilişkin denetime geçmektedir. Yetki yönünden denetim,
açık olarak bir şekil denetimidir. AYM bugüne kadar verdiği kararlarda sadece
CBK’lerin yetki yönünden şekil denetimini dolaylı şekilde yaptığı
görülmektedir. Oysa şekil denetimi salt “yetki unsuruyla” sınırlı değildir.
AYM’nin, Anayasanın CBK’lerin şekil yönünden denetimini sadece “yetki”
unsuruyla sınırlı olarak yapması, Anayasanın amir hükmüyle de bağdaşmamaktadır.
• CBK’leri şekil yönünden denetim, AYM yetkisinde olduğundan,
gerekçe yokluğu böyle bir denetimi işlevsel kılacak belirleyici ölçüttür.
• Nitekim, AYM’nin yukarıda alıntılanan kararı,
Cumhurbaşkanlığından örtülü bir gerekçe istemi anlamına gelmektedir.
• Bu itibarla, AYM’ye tarihsel bir görev düşmektedir: Gerekçe
gerekliliğini biçim yönünden denetim kapsamına almak.
• AYM denetimi, bugüne kadar CBK’ler üzerinde yetki ve esas
yönünden denetimle sınırlı kaldı. Ne var ki, madde 148, açıkça şekil denetimini
öngörmektedir ve alıntılanan kararında AYM’nin gerekçe gerekliliğine işareti,
bu denetim yoluna ilişkindir. Aksi halde, Anayasa’nın CBK’ler bakımından
öngördüğü şekil bakımından denetim kuralı, anlamını büyük ölçüde yitirmiş
olacaktır. Gerekçe yokluğunun iptal nedeni sayılması, CBK’lerin Anayasaya
uygunluk kaygısı ile hazırlanmasını gerekli kılacağından, AYM denetimi de
işlevsellik kazanacaktır.
• Öte yandan, 1982 Anayasası madde 148 ve 6216 sayılı Kanun ve
AYM İçtüzüğü hükümlerinin, kanunlardan farklı olarak CBK'lerin şekil denetimine
ilişkin bir düzenleme içermemeleri, CBK'lerin şekil denetiminin
yapıl(a)mayacağı sonucunu doğurmamaktadır. Tam aksine, Anayasa ve diğer düzenlemelerde
bu konuda hüküm bulunmaması AYM'yi, AY m.151'de yer alan şekil denetiminin
CBK'ler bakımından nasıl uygulanacağını belirleme yükümlülüğü altına
sokmaktadır. Şekil, bir normun Resmi Gazete'de yayımlanana kadar geçen
yöntemsel süreçleri kapsamakta ve bu süreç de normun gerekçesiyle birlikte
oluşturulmasıyla başlamaktaysa, CBK'lerin gerekçesiz şekilde yayımlanması, daha
baştan hukuk devleti kuralına aykırılık oluşturmaktadır. Buna ilişkin olarak
TBMM, CBK'lerin nasıl hazırlanacağına ilişkin ve gerekçelerin nerede ve nasıl
yayınlanacağına ilişkin bir kanun yapma yetkisini haiz olmasına rağmen TBMM'ce
böyle bir kanunun yapılmamış olması varılan sonucu değiştirmemekte, AYM'nin
yükümlülüğünün önemini ortaya çıkarmaktadır. AYM, CBK’ler üzerinde şekil denetiminde
yasalara göre daha geniş bir takdir marjına sahiptir; çünkü yasa için şekil
ölçütü Anayasa’da doğrudan öngörülmektedir. Bu itibarla, CBK’ler üzerinde şekil
denetim ölçütlerinin Anayasa Mahkemesi tarafından belirlenmesi, Anayasa
Mahkemesi’nin varlık nedeni ve hukuk devletinin oluşum süreci bakımından da
yerinde ve yararlı olacaktır.
• Gerekçe gereği, norm olarak uygulamada ortaya çıkacak
tereddütlerin giderilmesi için de gereklidir. (AYM bile buna haklı olarak
gereksinim duyduğuna göre…), CBK’yi uygulamak konumunda olan yargı organları ve
idare makamları buna haydi haydi gerek duyar.
• Öte yandan, CBK’ler, çok geniş bir düzenleme alanına
yayılmakta ve hatta sosyal ve ekonomik haklar bile CBK’lerle düzenlenebilmesi
ötesinde, TBMM çoğunluğunun, madde 104/17 cümle sonun verdiği yetkiyi bile
kullanmaktan kaçınması, CBK yoluyla geniş bir yelpazeye yayılan normatif
düzenlemeleri, adeta “sürekli” bir hale getirmiştir.
b) Yetki yönünden şekil denetimi
Anayasa Mahkemesi, bir şekil denetimi türü olan bu denetimi
nasıl ve hangi çerçevede yapmalıdır? Yargısal denetimde AYM öncelikle bir
CBK’nin Anayasada CBK ile düzenlenmesi öngörülen hususlarda düzenleme içerip
içermediği yani yetki yönünden denetleyecektir. Dolayısıyla CBK yetki kapsamı
dışında bir konuyu düzenlemişse doğrudan yetkisizlik dolayısıyla iptal
edilmelidir. CBK’nin yetki kapsamı içinde olduğu sonucuna varırsa AYM, bu kez
düzenlemenin esas bakımından Anayasa’nın ilgili maddelerine uygunluğunu
inceleyecektir. Her ne kadar Anayasanın 148. maddesinde CBK’lerin şekil ve esas
bakımlarından Anayasaya uygunluk denetiminden söz edilmişse de bu denetim 104.
maddenin 17. fıkrasındaki koşulların bir bütün olarak AYM tarafından
denetlenmesini gerektirir. Çünkü Anayasa’da, Cumhurbaşkanına ancak fıkrada
belirtilen sınırlar içinde CBK çıkarma yetkisi verilmiştir. Bu sınırların
aşılması, CBK’yi Anayasa’ya aykırı hale getirir. Böylece, CBK’nin, örneğin
kanunun açıkça düzenlediği bir hususu içermesi onun Anayasa’ya aykırı olması
sonucunu doğurur: “Dava konusu kural 5018 sayılı Kanun’a ekli (1) Sayılı
Cetvel’e bazı eklemeler yapmak suretiyle kanun metninde değişiklik yapılmasını
öngörmektedir. Kanunları değiştirmenin TBMM’nin görev ve yetkileri kapsamında
bulunduğu ve 6771 sayılı Kanun’la yapılan Anayasa değişikliğiyle bu hususta
farklı bir düzenleme öngörülmediği gözetildiğinde kuralın yürütme yetkisine
değil yasama yetkisine ilişkin olduğu açıktır. Dolayısıyla kural, Anayasa’nın
104. Maddesinin on yedinci fıkrasının birinci cümlesiyle bağdaşmamaktadır”
(AYM, E.S.: 2018/55; K.S.: 2020/27; K. T.:11/6/2020; R.G.: 20 Temmuz
2020-31194).
Bu açıdan CBK’lerin denetimi yasaların denetiminden farklıdır.
Yasaların esas denetiminde sadece yasanın maddi bakımdan anayasaya uygunluğu
inceleme konusu olurken, CBK’lerin, şekil denetiminden sonra esas yönünden
denetime geçmeden önce yetki yönünden incelenerek, Anayasanın 104/17. maddedeki
sınırlara uyulup uyulmadığı denetlemelidir. Bu çerçevede CBK’nin bir özgürlük
ve hakkı düzenleyip düzenlemediği, Anayasada yasa kaydı olan ya da bir kanun
tarafından düzenlenmiş bulunan bir konuda düzenlemeye yer verilip verilmediği
öncelikle ele alınmalıdır.
AYM de, konuya ilişkin ilk kararlarında, cumhurbaşkanlığı
kararnamelerinin öncelikle yetki açısından denetlenmesi gerekliliğini açıkça
ifade etmiştir:
“CBK’ların ... konu bakımından yetki kurallarına uygun olarak
çıkarılması gerekmektedir. Aksi takdirde içeriği Anayasa’ya aykırılık
oluşturmasa bile bu düzenlemelerin Anayasa’ya uygunluğundan söz edilemez.
Dolayısıyla CBK’ların yargısal denetiminde öncelikle Anayasa’nın 104.
maddesinin on yedinci fıkrasında belirtilen konu bakımından yetki kurallarına
uygunluğunun ele alınması gerekir. Anılan fıkra yönünden herhangi bir aykırılık
tespit edilmemesi durumunda ise bu defa CBK’ların içerik yönünden Anayasa’ya
uygunluk denetimi yapılmalıdır” (Bkz. örneğin : AYM, E.S. :2018/125, K.S.:2020/4,
K.T.:22/1/2020, R.G. Tarih – Sayı: 13/5/2020 – 31126, §13. Aynı yönde bkz. AYM,
E.S.: 2018/55; K.S.: 2020/27; K. T.:11/6/2020; R.G.: 20 Temmuz 2020-31194).
Ayrıca sosyal ve ekonomik haklar konusunda CBK’lerin özgürlük ve
hak üzerindeki somut etkisi incelemede dikkate alınmalıdır. Bu yönden, bir CBK
hak ve hürriyet sınırlayıcı nitelikte ise, konu yasama yetkisinin alanına
kayacak ve CBK Anayasaya aykırı hale gelebilecektir. Bu nedenle sosyal ve
ekonomik haklara ilişkin olarak CBK’lerde yer alan her bir hükmün somut
etkileri dikkate alınarak bir değerlendirme yapılmalıdır. Bu bağlamda, örneğin
CBK’de öngörülen sosyal ve ekonomik haklarla ilgili düzenleyici kuralların,
sosyal ve/veya ekonomik haklar bakımından pozitif ayrımcılık yapılmasının
gerekli olduğu bir alanda bunu yapmamaktan ya da tetikleyebileceği dolaylı
ayrımcı sonuçlardan da sorumlu olacağını vurgulamak gerekir. Bu çerçevede hangi
kuralın hak ve hürriyetleri kısıtlayıcı, hangi kuralın sadece düzenleyici
nitelikte olduğunun tespiti oldukça zor olacaktır.
Anayasa Mahkemesi’nin cumhurbaşkanlığı kararnamelerini yetki
açısından denetlemesinin, sıradan bir Anayasa’ya uygunluk denetimi sorunu
oluşturmadığı vurgulanmalıdır. Anayasa’nın Başlangıç bölümünde, açık şekilde
erkler ayrılığı ilkesine yollama yapılmakla yetinilmemekte, ilkenin aynı
zamanda tanımı da yapılmaktadır. Madde 2’nin öngördüğü hukuk devletinin
gerekleri, normlar hiyerarşisi çerçevesinde kuralı koyan organ ile onu
uygulayan organın birbirinden ayrılmasını, denetim organının ise bağımsız
olmasını ifade eder. Normların aşamalı sırası ise, üst normun alt normun varlık
nedeni olduğu, üst norma uygunluk ise, alt normun geçerlilik koşulu olduğu
anlamına gelir. Anayasa’nın 7., 8. ve 9. maddeleri; yasama, yürütme ve yargı
yetkilerini ayrı ayrı düzenlemektedir. Anayasa’nın 11. maddesine göre; Anayasa
hükümleri, yasama, yürütme ve yargı organlarını bağlamaktadır. 2017 Anayasa
değişikliğiyle ortaya çıkan kurguda, her ne kadar cumhurbaşkanlığı kararnamesi
adı altında yürütmeye düzenleme yetkisi tanınmış olsa da bu yetkinin, gerek
çerçevesinin belirlendiği madde 104/17 sınırları içerisinde, gerekse
Anayasa’nın değinilen Başlangıç ve genel esasları kapsamında kullanılıp kullanılmadığı
konusunda AYM tarafından gerçekleştirilecek Anayasa’ya uygunluk denetimi, temel
bir önem kazanmaktadır. Öyle ki, AYM tarafından cumhurbaşkanlığı
kararnamelerinin yetki alanlarında çıkarılıp çıkarılmadığına ilişkin olarak
yapılacak her denetim; bir anlamda, aynı anda Anayasa’nın 2., 6., 7., 8., 11.
ve 104. maddelerinin ihlal edilip edilmediğine ilişin bir ortak bir denetim
anlamına da gelecektir. Özellikle vurgulanmalıdır ki; Anayasa madde 6/3’e göre,
“Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi
kullanamaz”. Bu itibarla, erkler ayrılığı ilkesine uyulup uyulmadığına ilişkin
bir denetim olan cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin yetki alanlarında kalıp
kalmadıklarına ilişkin denetim; son tahlilde, egemenliğin Anayasa’ya uygun şekilde
kullanılıp kullanılmadığını ve anayasal yetkilerin, “Anayasanın sözüne ve
ruhuna uygun” olarak kullanılıp kullanılmadığını denetlemek anlamına
gelmektedir. Kısaca, AYM’nin Cumhurbaşkanlığı kararnamelerini denetimi
vesilesiyle yapacağı gözlemler, belirleyeceği ilkeler ve sistemleştireceği
ölçütler, Türkiye Cumhuriyeti’nin anayasal bir devlet olup olmayacağı konusunda
belirleyici olacaktır.
c) Esas yönünden
Bu konuda gösterilmesi gereken hassasiyet ve titizlik; Anayasa
Mahkemesi’nin cumhurbaşkanlığı kararnamelerini yetki açısından denetlemesinin,
denetimine tabi tutulan diğer normatif düzenlemelerin Anayasa’ya uygunluk
denetiminden farklı özellikler taşımasına dayanmaktadır. Anayasa, Başlangıç
bölümünde, Devlet örgütlenmesinin erkler ayrılığı üzerine inşa edileceğini açık
bir biçimde öngörmektedir. Cumhuriyet’in niteliklerini sıralayan ve
somutlaştıran madde 2 ise, Türkiye Cumhuriyeti’nin “başlangıçta belirtilen
temel ilkelere dayan”dığını öngörmekte olup, bunu hukuk devleti olarak
tanımlamaktadır. Hukuk devleti, mekanizma olarak, devlet örgütünün erkler
ayrılığı çerçevesinde örgütlendiği, hukuki yapılanmanın ise normlar
hiyerarşisine dayandığı bir siyasal örgüt ve hukuki yapı olarak tanımlanır.
Madde 2, madde 14 (değişik: 3/10/2001-4709/3 md.) ışığında okunduğunda hukuk
devletinin içerik olarak da tanımlanmış olduğu görülür: “insan haklarına
dayanan demokratik ve laik Cumhuriyet” ve aynı zamanda “sosyal devlet”; yani
sosyal hukuk devleti. Bu arada; AYM’nin hukuk devleti kavramına ilişkin olarak
kanunların Anayasa’ya uygunluğu denetimi bağlamında oluşturduğu içtihadının,
cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin denetiminde de aynı şekilde referans
oluşturacağı açıktır (bu yönde bkz.: AYM, E.S. :2018/125, K.S.:2020/4,
K.T.:22/1/2020, R.G. Tarih – Sayı: 13/5/2020 – 31126, §26–28). AYM’ye göre:
“Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti; eylem ve işlemleri hukuka
uygun, insan haklarına saygılı, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her
alanda adil bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, hukuki güvenliği
sağlayan, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuk kurallarıyla
kendini bağlı sayan ve yargı denetimine açık olan devlettir” (AYM, E.S.
:2018/125, K.S.:2020/4, K.T.:22/1/2020, R.G. Tarih – Sayı: 13/5/2020 – 31126,
§26). Oysa, cumhurbaşkanlığı kararnamelerine ilişkin (ve özellikle de bunların
konu bakımından yetkisizliğine dayalı) iptal başvurularının böylesine çok
sayıda ve bu kadar uzun süreler karara bağlanmamış şekilde AYM önünde birikmiş
olması, AYM’nin verdiği hukuk devleti tanımındaki her bir unsurun adeta
dondurulması anlamına gelmekte; yürütmeyi, dolaylı olarak, yetkisi dışındaki
alanları sistematik şekilde Anayasa’ya aykırı cumhurbaşkanlığı kararnameleriyle
düzenleme refleksi konusunda cesaretlendirmektedir.
Anayasa’nın genel esaslar kısmındaki maddeleri, madde 2’nin
yaptığı çerçeve ve temel tanımlar doğrultusunda okumak ve anlamlandırmak
gerekir:
Anayasa’nın 7., 8. ve 9. maddeleri; Devlet örgütü olarak yasama,
yürütme ve yargı yetkilerini ayrı ayrı düzenlemektedir. Normlar hiyerarşisinin
ana çerçevesini koyan madde 11’e göre; Anayasa hükümleri, yasama, yürütme ve
yargı organlarını bağlamaktadır. Bu itibarla, Anayasa Mahkemesi’nin,
Anayasa’nın bu temel hükümleri ışığında, iptal davası konusu cumhurbaşkanlığı
kararnamelerine ilişkin denetimini titizlikle gerçekleştirmesi, ivedi bir
gerekliliktir.
B. 171 SAYILI AİLE ENSTİTÜSÜ HAKKINDA CUMHURBAŞKANLIĞI
KARARNAMESİ’NİN BAZI MADDELERİNİN ANAYASA’YA AYKIRILIĞI
1) 171 sayılı Aile Enstitüsü Hakkında Cumhurbaşkanlığı
Kararnamesi’nin 5. maddesinin üçüncü fıkrasının Anayasaya Aykırılığı
171 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 5. Maddesinin (3)
sayılı fıkrası ile Bu CBK ile kurulan Aile Enstitüsü’nün hizmet birimlerinin
oluşturulması ve bu hizmet birimleri ile Enstitü kurullarının çalışma usul ve
esaslarının Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı tarafından çıkarılan Yönetmelik
ile belirleneceği hususu düzenlenmektedir.
İptali talep edilen (3) sayılı fıkrası aşağıda detaylı olarak
ele alındığı şekilde Anayasa’nın birden fazla maddesine aykırıdır.
a. Anayasanın 104. Maddesine Aykırılık
6771 sayılı Kanun ile getirilen yeni tip Cumhurbaşkanlığı
sisteminde yürütmeye kanunlarla düzenlenmemiş alanlarda norm oluşturma yetkisi
getirilmiştir. Bu hukuki norm yetkisinin somutlaşmış hali olarak da
Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi düzenleme yetkisi Cumhurbaşkanına verilmiştir. Anayasanın
104. Maddesi ile verilen genel yetkinin yanında bazı alanlarda da özel yetkiler
tanınmıştır. Anayasada erkler arasında hukuki norm oluşturma hususunda ortaya
çıkacak çatışmaları ve hiyerarşik sorunları aşmaya yönelik bir düzenleme
yapılarak kanun koyucunun iradesi olarak tanımlanan yasa ile kararname
arasındaki ilişki ve sınırlar da tanımlanmıştır. Buna göre cumhurbaşkanlığı
kararnamesinin sınırları, temel ilke ve koşulları Anayasa’nın 104. maddesinin
17. fıkrasında ortaya konulmuştur. Anayasanın 104/17. maddesiyle getirilen CBK
ile yürütmeye tanınan düzenleme alanı oldukça dar ve sınırlıdır. Anayasa
CBK’lar için üçlü bir sınır çizmiştir. Birinci sınır olarak Anayasanın ikinci
kısmının birinci ve ikinci bölümlerinde yer alan temel haklar, kişi hakları ve
ödevleriyle dördüncü bölümde yer alan siyasi haklar ve ödevlerin
Cumhurbaşkanlığı Kararnamesiyle düzenlenemeyeceği belirlenmiştir. İkinci sınır
olarak Anayasa’da kanun ile düzenlenmesi öngörülen konular belirtilebilir.
Üçüncü sınır ise, kanun ile düzenlenmiş konulardır.
Anayasanın 104/17. maddede geçen “münhasıran kanunla
düzenlenmesi öngörülen konular” ibaresinin Anayasada “kanunla düzenlenir veya
kanunla konulur, değiştirilir veya kaldırılır” vb. ifadelerin bulunduğu
maddelere bakarak belirlenmesi gerekir. Anayasa’nın bu şekilde ortaya çıkan
açık sözü, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarma yetkisinin konu bakımından
sınırını oluşturur. O halde Anayasa’nın bir maddesinde bir konunun yasayla
düzenlenmesi öngörülmüşse o konunun Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile
düzenlenmesi Anayasa’nın 7. ve 104/17. maddelerine aykırılık oluşturacaktır.
Yine Anayasanın 104/17. Maddesinde, “Kanunda açıkça düzenlenen
konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılamaz” kuralı bulunmaktadır. Bir
konu yasa ile açıkça düzenlenmişse Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkartılamaz.
Elbette CBK’lerin çıkarılması için kanun hükmünde kararnamelerde olduğu gibi
yasa ile yetkilendirme gerekmez. Ancak kanun hükmünde kararnameler yasaları
değiştirebilirken CBK’ler yasaların açıkça düzenlediği hususlarda bir düzenleme
yapamamakta, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile kanunlarda farklı hükümler
bulunması halinde, kanun hükümleri uygulanmakta; Türkiye Büyük Millet
Meclisinin aynı konuda kanun çıkarması durumunda, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi
hükümsüz hale gelmektedir. Bu hükümler, açıkça Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin
yasa gücünde olmadığını, Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle yasaların
değiştirilemeyeceğini gösterir. Sonuç olarak, Anayasa’nın 104. maddesinin
onyedinci fıkrasının açık ve bağlayıcı hükümleri karşısında hangi konuda olursa
olsun CBK ile bir yasayı değiştirmek veya yürürlükten kaldırmak mümkün
değildir. Kaldı ki, Anayasa madde 137, Cumhurbaşkanlığı kararnamesini, normlar
hiyerarşisinde yasa altı kademede yer vermiştir.
Bu çerçevede 171 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 5.
Maddesinin (3) sayılı fıkrası ile Bu CBK ile kurulan Aile Enstitüsü’nün hizmet
birimlerinin oluşturulması ve bu hizmet birimleri ile Enstitü kurullarının
çalışma usul ve esaslarının Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı tarafından
çıkarılan Yönetmelik ile belirleneceğine ilişkin düzenleme, yukarıda belirtilen
anayasal sınırları aşan bir düzenlemedir.
Öncelikle, söz konusu düzenleme ile Bu CBK ile kurulan Aile
Enstitüsü’nün hizmet birimlerinin oluşturulması ve bu hizmet birimleri ile
Enstitü kurullarının çalışma usul ve esaslarının Aile ve Sosyal Hizmetler
Bakanlığı tarafından çıkarılan Yönetmelik ile belirleneceği hususu
düzenlenmektedir.
Anayasamızın 104. maddesinde açıkça kanunla düzenlenmesi gereken
alanlarda CBK ile düzenleme yapılamayacağı belirtilmektedir. Aile Enstitüsü,
Anayasanın 123. maddesine göre bir kamu tüzel kişiliğidir ve Kanun veya
Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile kurulabilir. Ve bir kamu tüzel kişiliği, yine
kanun veya Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile teşkilatını oluşturabilir.
Bu çerçevede, bu teşkilatını kurma ve bunun çalışma usul ve
esaslarını belirleme yetkisi başka bir kuruma yetki devriyle verilebilir mi ya
da Anayasa’da bir yetki olarak belirlenmiş, Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi
haricinde bir normla düzenlenmesi mümkün müdür sorusu burada iptal talebimizin
gerekçesini oluşturmaktadır. Anayasa’nın 123. Maddesine göre kurma iradesi açık
bir biçimde iki hukuki normu işaret etmektedir. Birinci ve asli olan norm
yasadır. İkincisi ise cumhurbaşkanlığı kararnamesidir. Burada her iki normun
dışında başka bir norm olarak bir kurumun yetkili organının kararı ile ve
Cumhurbaşkanınca onaylanması suretiyle bir kamu tüzel kişiliğinin kurulabilmesi
mümkün değildir. Anayasa’nın 123. maddesi açıkça kamu tüzel kişiliğinin
kurulmasını İdarenin yasallığı ilkesi gereğince yasa ve özel yetki düzenlemesi
çerçevesinde de Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’ne vermiştir. Bu yetki
çerçevesinde de Cumhurbaşkanına ilgili kamu tüzel kişiliğinin Bakanlıklara
bağlı ilgili veya ilişkili ise görev ve yetkileriyle teşkilatının kurma yetkisi
tanınmıştır. Aile Enstitüsü Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının bağlı kurulu
bir kamu tüzel kişiliğidir. Bu enstitünün hizmet birimlerinin ve teşkilatının
oluşumunun ve bunların çalışma usul ve esaslarıyla görev ve yetkilerinin
belirlenmesine ilişkin yetki devrinin yapılması mevcut Anayasanın 123.
maddesine göre mümkün değildir. Ancak, 171 sayılı CBK ile Aile ve Sosyal
Hizmetler Bakanına bu asli yetkinin verildiği görülmektedir. Cumhurbaşkanına
özel olarak tanımlanmış olan bu yetkinin devri, Anayasa’nın 123. Maddesi
çerçevesinde başka bir kuruma devredilemez niteliktedir. Ancak ve ancak bir
Cumhurbaşkanlığı Kararnamesiyle bir kamu tüzel kişiliği olan hizmet birimleri
oluşturulabilir ve bunların çalışma usul ve esasları belirlenebilir.
İdare Hukukunda “yetki”, idareye Anayasa ve yasalarla tanınmış
olan karar alma gücünü ifade eder ve idari işlemlerin en temel öğesini
oluşturur. Bir kamu düzeni sorunu olan yetki, ilgili norm çerçevesinde
Anayasa’da düzenlenmişse bu düzenlemeye uygun olarak kullanılmalıdır, yasa
koyucu tarafından hangi makam veya merciye verilmiş ise, ancak o makam veya
merci tarafından kullanılabilir. Bu bakımdan, normda açıkça belirtilmediği
sürece yetkili makam veya mercinin yetkisini devretmesi olanaklı değildir.
Aktarılan nitelikleri gereği, idare hukukunda yetkisizlik kural, yetkili olmak
istisnadır. Bu itibarla, yetki hükümlerinin sınır ve çerçevesinin ilgili normla
açıkça çizilmesi gerekir ve genişletici yoruma tabi tutulamaz; ancak açıkça
tanınmış bir yetki kullanılabilir. Anayasanın 123. Maddesinin üçüncü fıkrasına
göre Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile kurulan kamu tüzel kişilikleri açısından
teşkilatı oluşturma ve bunun görev ve yetkilerini belirleme hakkı
cumhurbaşkanına tanınmamıştır. Dolayısıyla, Cumhurbaşkanınca kurulan bir kamu
kurumuna yetki devri ancak yasa ile yapılabilir. Bunun dayanağı da Anayasanın
123. Maddesinde tanımlanan idarenin yasallığı ilkesidir. Öte yandan iptale konu
olan düzenleme, bir yetki devri konusunu oluşturan bir düzenleyici işlem midir
sorusu da önemlidir. Kanımızca bir kamu tüzel kişiliğine teşkilatını oluşturma
yetkisi yetki devri kapsamı dışındadır ve bu nedenle idarenin yetki alanının
sınırları içerisinde değildir. Anayasanın 124. maddesinde, idareye sadece
Cumhurbaşkanlığı kararnameleri veya yasalara aykırı olmamak üzere bunların
uygulanmasını sağlamak üzere yönetmelik çıkarabileceklerini belirterek idarenin
normatif alanını belirlemiş ve yetki devrinin sınırlarını da çizmiştir. Bu
nedenle Anayasanın 123. maddesinin birinci fıkrasında belirlenen idarenin
yasallığı ilkesi çerçevesinde görev ve yetkilerinin yasayla düzenlenmediği
hallerde bu tür kurumlara Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile yetki devri
yapılamayacağı açıktır.
Dolayısıyla söz konusu düzenleme Anayasanın 123. Maddesinin
birinci fıkrası kapsamında kanun ile düzenlenmesi gereken bir alandır ve 171
sayılı CBK’nın iptali talep edilen düzenlemesi, Cumhurbaşkanlığı
Kararnamelerinin yetki alanı dışındadır ve kanunla düzenlenmesi gerekir. Bu
nedenle iptali talep edilen düzenleme, Anayasanın 104. maddesinin 17. fıkrasına
aykırıdır, iptali gerekir.
İkinci olarak Anayasanın 106. Maddesinin 11. fıkrasına göre
Bakanlıkların kurulması, kaldırılması, görevleri ve yetkileri, teşkilat yapısı
ile merkez ve taşra teşkilatlarının kurulması Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle
düzenlenebilir. Nitekim, 171 Sayılı CBK’nın 3. maddesi ile Aile ve Sosyal
Hizmetler Bakanlığı’na bağlı Aile Enstitüsü kurulmuştur. 4. Maddesi ile de
görev ve yetkileri tanımlanmıştır. Ancak, iptale konu olan teşkilatın
oluşturulması ve organların çalışma usul ve esaslarının Aile ve Sosyal
Hizmetler Bakanlığı tarafından çıkarılacak bir yönetmelik ile belirlenmesi ise
Anayasa’nın 106. Maddesinin 11. Fıkrasındaki düzenlemede belirlenen yetkinin
aşıldığını göstermekte ve Aile Enstitüsüne ilgili Bakanlık tarafından
çıkarılacak bir yönetmelik ile hizmet birimlerinin oluşturulacağı, bunların
görev ve yetkilerinin belirleneceği ve Enstitünün yetkili organlarının çalışma
usul ve esaslarının belirleneceğine ilişkin düzenleme yapılarak bir yetki devri
yapılmaktadır. Oysa, 106. maddenin 11. fıkrası ile Cumhurbaşkanına özel olarak
verilen Cumhurbaşkanı kararnamesi ile düzenleme yetkisi devredilemez nitelikte
bir yetki olup, bir Enstitüye ilişkin bağlı Bakanlığa veya ilgili kuruma bu
yetki devredilemez.
Kaldı ki, Anayasa’nın 123. Maddesi ile birlikte düşünüldüğünde
söz konusu 106/11. maddesi Cumhurbaşkanını yürütme erki olarak tanımlandığından
bu erke tanınan özel bir yetki türü olup, bir CBK ile bu yetkinin devri mümkün
olamaz. Ancak ve ancak, CBK ile düzenlenmiş konularda teknik nitelikteki
işlemlere yönelik ikincil mevzuat düzenlemesi mümkün olabilir.
Nitekim Anayasa Mahkemesi, 33 sayılı CBK’ya ilişkin olarak CBK
ile yetki devri ve bunun sınırlarını açık bir biçimde tanımlamıştır:
“44. 6771 sayılı Kanun’la yapılan Anayasa değişikliğiyle
yürütme yetkisine ilişkin konularla sınırlı olmak kaydıyla Cumhurbaşkanı’na doğrudan
ve ilk elden düzenleyici işlem yapma yetkisi verilmiştir. Cumhurbaşkanı’na
genel olarak verilen CBK çıkarma yetkisinin yanı sıra Anayasa’nın bazı
maddelerinde belirtilen kimi konuların CBK ile düzenleneceği ayrıca ifade
edilmiştir (bkz. §§ 5, 6).
45. CBK çıkarabilme yetkisinin bir sonucu olarak CBK ile
düzenlenmesi gereken bir konuya ilişkin düzenleme yetkisinin Cumhurbaşkanı’nca
CBK çıkarmak suretiyle kullanılmasıve
bu yetkinin idareye bırakılmaması gerekir. Anayasa koyucu tarafından CBK’ya
tanınan asli bir yetkinin, başka bir idari işleme bırakılması mümkün değildir.
Aksi uygulama ilgili konunun CBK ile düzenlenebileceğine ilişkin güvenceye
aykırı olacaktır.
46. CBK’nın temel ilkeleri koymadan, çerçeveyi çizmeden idareye
düzenleme yetkisi vermemesi, sınırsız ve belirsiz bir alanı idarenin
düzenlemesine bırakmaması, diğer bir ifadeyle Cumhurbaşkanı’nın CBK ile
düzenlemesi gereken konulardaki bu yetkisini devretmemesi gerekir. Bununla
birlikte yürütme organının CBK çıkarmaya yetkili olduğu konuya ilişkin her
türlü ayrıntıyı CBK ile düzenlemesi ve bu düzenlemelerin gereğini bizzat yerine
getirmesi gerekli olmayıp CBK ile konuya ilişkin temel kuralları belirledikten
ve genel çerçeveyi çizdikten sonra bu çerçevenin içinde kalan hususları,
düzenleyici nitelikteki diğer işlemlerle belirlemesi ve bu düzenlemeler
kapsamında yerine getirilmesi gerekli tasarrufları da ilgili idareye bırakması
mümkündür.” (AYM, 2019/71 E., 2020/82 K.)
Bu çerçevede AYM kararı çerçevesinde konu ele alındığında bir
CBK ile yetki devri yapılabileceği, ancak bu yetki devrine ilişkin hususların
temel kuralları ve genel çerçeveyi çizme bu çerçevenin içinde kalan düzenleyici
nitelikte olan işlemler hususunda yetki devri yapabileceği görülmektedir. Oysa
171 sayılı CBK’nın iptali talep edilen düzenlemesinde Hizmet birimlerin
oluşturulması, yetkili organların çalışma usul ve esaslarının belirlenmesi
hususlarının asli düzenleme kapsamında olduğu görülmektedir. Söz konusu asli
yetkiyi sınırları belirlenmeden Aile Enstitüsünün bağlı olduğu Bakanlığa
yönetmelik çıkarma şeklindeki bir düzenleyici işlemle devri Anayasa’nın 106.
Maddesine de aykırılık teşkil etmektedir.
Bu çerçevede söz konusu düzenleme, Cumhurbaşkanına tanınan
yürütme ile ilgili konulardan olmaması nedeniyle de Anayasa’nın 104/17.
Maddesine aykırılık teşkil etmektedir. Bu nedenle, Anayasanın 104. maddesine
aykırıdır, iptali gerekir.
b. Anayasa’nın 123. Maddesine Aykırılık
Aile Enstitüsü, Anayasanın 123. maddesine göre bir kamu tüzel
kişiliğidir ve Kanun veya Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile kurulabilir. Ve bir
kamu tüzel kişiliği, yine kanun veya Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile teşkilatını
oluşturabilir.
Bu çerçevede, bu teşkilatını kurma ve bunun çalışma usul ve
esaslarını belirleme yetkisi başka bir kuruma yetki devriyle verilebilir mi ya
da Anayasa’da bir yetki olarak belirlenmiş, Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi
haricinde bir normla düzenlenmesi mümkün müdür sorusu burada iptal talebimizin
gerekçesini oluşturmaktadır. Anayasa’nın 123. Maddesine göre kurma iradesi açık
bir biçimde iki hukuki normu işaret etmektedir. Birinci ve asli olan norm
yasadır. İkincisi ise cumhurbaşkanlığı kararnamesidir. Burada her iki normun
dışında başka bir norm olarak bir kurumun yetkili organının kararı ile ve
Cumhurbaşkanınca onaylanması suretiyle bir kamu tüzel kişiliğinin kurulabilmesi
mümkün değildir. Anayasa’nın 123. maddesi açıkça kamu tüzel kişiliğinin
kurulmasını İdarenin yasallığı ilkesi gereğince yasa ve özel yetki düzenlemesi
çerçevesinde de Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’ne vermiştir. Bu yetki
çerçevesinde de Cumhurbaşkanına ilgili kamu tüzel kişiliğinin Bakanlıklara
bağlı ilgili veya ilişkili ise görev ve yetkileriyle teşkilatının kurma yetkisi
tanınmıştır. Aile Enstitüsü Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının bağlı kurulu
bir kamu tüzel kişiliğidir. Bu enstitünün hizmet birimlerinin ve teşkilatının
oluşumunun ve bunların çalışma usul ve esaslarıyla görev ve yetkilerinin
belirlenmesine ilişkin yetki devrinin yapılması mevcut Anayasanın 123.
maddesine göre mümkün değildir. Ancak, 171 sayılı CBK ile Aile ve Sosyal
Hizmetler Bakanına bu asli yetkinin verildiği görülmektedir. Cumhurbaşkanına
özel olarak tanımlanmış olan bu yetkinin devri, Anayasa’nın 123. Maddesi
çerçevesinde başka bir kuruma devredilemez niteliktedir. Ancak ve ancak bir
Cumhurbaşkanlığı Kararnamesiyle bir kamu tüzel kişiliği olan hizmet birimleri
oluşturulabilir ve bunların çalışma usul ve esasları belirlenebilir.
İdare Hukukunda “yetki”, idareye Anayasa ve yasalarla tanınmış
olan karar alma gücünü ifade eder ve idari işlemlerin en temel öğesini
oluşturur. Bir kamu düzeni sorunu olan yetki, ilgili norm çerçevesinde
Anayasa’da düzenlenmişse bu düzenlemeye uygun olarak kullanılmalıdır, yasa
koyucu tarafından hangi makam veya merciye verilmiş ise, ancak o makam veya
merci tarafından kullanılabilir. Bu bakımdan, normda açıkça belirtilmediği
sürece yetkili makam veya mercinin yetkisini devretmesi olanaklı değildir.
Aktarılan nitelikleri gereği, idare hukukunda yetkisizlik kural, yetkili olmak
istisnadır. Bu itibarla, yetki hükümlerinin sınır ve çerçevesinin ilgili normla
açıkça çizilmesi gerekir ve genişletici yoruma tabi tutulamaz; ancak açıkça
tanınmış bir yetki kullanılabilir. Anayasanın 123. Maddesinin üçüncü fıkrasına
göre Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile kurulan kamu tüzel kişilikleri açısından
teşkilatı oluşturma ve bunun görev ve yetkilerini belirleme hakkı
cumhurbaşkanına tanınmamıştır. Dolayısıyla, Cumhurbaşkanınca kurulan bir kamu
kurumuna yetki devri ancak yasa ile yapılabilir. Bunun dayanağı da Anayasanın
123. Maddesinde tanımlanan idarenin yasallığı ilkesidir. Öte yandan iptale konu
olan düzenleme, bir yetki devri konusunu oluşturan bir düzenleyici işlem midir
sorusu da önemlidir. Kanımızca bir kamu tüzel kişiliğine teşkilatını oluşturma
yetkisi yetki devri kapsamı dışındadır ve bu nedenle idarenin yetki alanının
sınırları içerisinde değildir. Anayasanın 124. maddesinde, idareye sadece
Cumhurbaşkanlığı kararnameleri veya yasalara aykırı olmamak üzere bunların
uygulanmasını sağlamak üzere yönetmelik çıkarabileceklerini belirterek idarenin
normatif alanını belirlemiş ve yetki devrinin sınırlarını da çizmiştir. Bu
nedenle Anayasanın 123. maddesinin birinci fıkrasında belirlenen idarenin
yasallığı ilkesi çerçevesinde görev ve yetkilerinin yasayla düzenlenmediği
hallerde bu tür kurumlara Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile yetki devri
yapılamayacağı açıktır.
Dolayısıyla söz konusu düzenleme Anayasanın 123. Maddesinin
birinci fıkrası kapsamında kanun ile düzenlenmesi gereken bir alandır ve 171
sayılı CBK’nın iptali talep edilen düzenlemesi, Cumhurbaşkanlığı
Kararnamelerinin yetki alanı dışındadır ve kanunla düzenlenmesi gerekir. Bu
nedenle iptali talep edilen düzenleme, Anayasanın 123. maddesine aykırıdır,
iptali gerekir.
c) Anayasanın 2. Maddesine Aykırılık
Hukuk devleti, bütün işlem ve eylemlerinin hukuk kurallarına
uygunluğunu başlıca geçerlik koşulu sayan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni
kurmayı amaçlayan ve bunu geliştirerek sürdüren, hukuku tüm devlet organlarına
egemen kılan, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, insan haklarına
saygı duyarak bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, Anayasa’ya ve hukuk
kurallarına bağlılığa özen gösteren, yargı denetimine açık olan, yasaların
üstünde yasa koyucunun da uymak zorunda olduğu temel hukuk ilkeleri ile
Anayasa’nın bulunduğu bilinci olan devlettir (Anayasa Mahkemesi’nin 02.06.2009
tarihli ve 2004/10 E.; 2009/68 K. sayılı Kararı). Hukuk devletinin ön
koşullarından olan hukuki güvenlik ilkesi, hukuk normlarının öngörülebilir
olmasını; hukuki belirlilik ilkesi de, kanun hükümlerinin şüpheye yer
vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılabilir olmasını ve ayrıca kamu
otoritelerinin keyfi uygulamalarına karşı koruyucu önlemler içermesini ifade
etmektedir (bkz. AYM 9.2.2017, 2016/143 E.– 2017/23 K. par. 13; RG.
12.4.2017-30036) (Anayasa Mahkemesi’nin 04.05.2017 tarihli ve 2015/41 E.;
2017/98 K. sayılı Kararı). Başka bir deyişle, hukuk devleti ilkesi gereğince,
idareye işlem yaparken ve eylem tesisi ederken veya görevlerini yerine
getirirken belirli oranda hareket serbestliği sağlayan takdir yetkisinin
kullanımı mutlak, sınırsız, keyfi biçimde gerçekleşemez; idarenin takdir
yetkisinin sınırları, keyfi işlem ve eylemleri önlemek amacıyla kanunla
çizilmelidir. Öte yandan; Anayasa’nın 123’üncü maddesinde yer alan idarenin
kanuniliği ilkesinin iki boyutu bulunmaktadır. İlk boyutu, idarenin
secundumlegem özelliğidir (kanuna dayanma ilkesidir). Bu ilkeye göre idarenin
düzenleme yetkisi kanundan kaynaklanır. İkinci boyutu, idarenin intralegem
özelliğidir (kanuna aykırı olmama ilkesidir). Bu ilkeye göre idarenin işlem ve
eylemleri, kanunun çizdiği sınırlar içinde kalmalıdır.
Bu nedenle Aile Enstitüsünün hizmet birimlerinin oluşumu ve
yetkili organlarının çalışma usul ve esaslarının belirlenmesi hususunda bağlı
olduğu Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’na yönetmelik ile düzenleme yetkisi
verilmesi; hukuk devletinin temel taşı olan maddi anlamdaki hukukilik
kıstasının gereklerini karşılaması ve bir CBK’ya dayanması ile aykırı olmaması
için; genel çerçevesinin keyfi uygulamaya yer vermeyecek açıklıkta CBK
düzeyinde çizilmesi gerekmektedir. Ancak CBK ile yapılan bu yetki devrinde,
-anayasal ilkelerin aksine- hizmet birimlerinin neler olacağı, bunların görev
ve yetkilerinin neler olacağı, yönetim kurulu ve danışma kurulunun hangi
sürelerde toplanacağı, karar alma yeter sayısı, üyeliklerden boşalma halinde
yapılacak işlemler, toplantılara katılmama hallerinde uygulanacak yaptırımlar
gibi asli unsurlar konusunda tamamen sessiz kalmış;
somut-nesnel-maddi-açık-anlaşılabilir ölçüt öngörmemiş; bu konuyu Bakanlık
tarafından çıkarılacak bir yönetmelik uhdesine bırakmıştır.
Bu kapsamda Enstitünün yapacağı düzenlemeleri, tek başına ve çok
kısa vadede değiştirebilmesi olasılığı da; Enstitü bakımından hukuki
öngörülebilirlik ilkesini zedelemektedir. Bakanın uhdesine sınırları belirsiz,
aşırı ölçüde geniş bir düzenleme alanının bırakılması, iptali talep edilen
fıkranın uygulanmasını sağlamaya ilişkin anayasal işlevinin ötesine geçerek,
şekli anlamda bir CBK aracılığıyla, Aile Enstitüsü ile ilgili olarak Bakana
maddi anlamda CBK çıkarma yetkisinin tanınması anlamına gelecektir.
Söz konusu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin iptali talep edilen
hükmü, Aile Enstitüsünün teşkilatını oluşturma, teşkilattaki görev ve yetkileri
belirleme ve enstitünün organlarının çalışma usul ve esaslarını, Bakanlığın
düzenleyici işlemlerine tevdi eden ve yukarıda tanımlandığı anlamda maddi anlamda
hukukilik ilkesinin gereklerini yerine getirmemektedir ve bu nedenle ihtilaflı
düzenleme Anayasa’nın 2. maddesine aykırıdır.
d. Anayasa’nın 6. ve 8. Maddelerine Aykırılık
Anayasa’nın 8. maddesinde “Yürütme yetkisi ve görevi,
Cumhurbaşkanı tarafından, Anayasaya ve kanunlara uygun olarak kullanılır ve
yerine getirilir” hükmüne yer verilmiştir.
171 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 5. Maddesinin (3)
sayılı fıkrası, Anayasa’nın 123. maddesinde belirlenen kanunilik ilkesiyle ve
106/11. Maddesinde Cumhurbaşkanına verilen özel yetki türü olan CBK ile
düzenleme yapma yetkisi ile çelişmektedir. Bu düzenleme kanun koyucunun veya
Cumhurbaşkanının yetkisi alanında olan bir kamu tüzel kişiliğinin teşkilatını
oluşturma, teşkilattaki hizmet birimlerinin görev ve yetkilerinin belirlenmesi
ile yetkili organlarının çalışma usul ve esaslarının belirlenmesinin Bakanlık
tarafından çıkarılacak bir yönetmelik ile düzenlenmesi yetkisi verilmesi
işleminin, hukuki olarak idare hukukundaki yetki devri hakkı kapsamında
değerlendirilemez. İptali talep edilen fıkra, yasama ve/veya CBK ile düzenleme
yetkisini ihlal edici özellikte, adeta yeni bir yasal ve/veya CBK düzenlemesi
niteliğindedir. Anayasa’nın 123. ve 106. maddelerinde belirlenmiş olan hukuki
norm ilkelerini zedeleyici niteliktedir. Bu nedenle söz konusu düzenleme
Anayasa’nın 8. maddesine aykırıdır, iptali gerekir.
Öte yandan, Anayasa’nın 6. maddesine göre,” Hiçbir kimse veya
organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz”. Ancak iptali
talep edilen düzenleme ise açık bir biçimde kanun ile düzenlenmesi gerektiği
belirtilen bir alanda yasama erkinin ve yürütme erkinin yetkisi alanına
müdahale etmektedir. Haliyle, itiraz konusu kural Anayasa’nın 8. maddesine
olduğu kadar 6. maddesine de aykırıdır, iptali gerekir.
e. Anayasa’nın 7. Maddesinde Belirlenen Yasama Yetkisinin
Devredilemezliği İlkesine Aykırılık
Yürütme organı Anayasada öngörülmüş durumlar dışında kanunların
düzenlemediği bir alanda kendiliğinden kural koyamaz. Ya da bir kanuna aykırı
olarak bir kural koyamaz.
171 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 5. Maddesinin (3)
sayılı fıkrası ile Bu CBK ile kurulan Aile Enstitüsü’nün hizmet birimlerinin
oluşturulması ve bu hizmet birimleri ile Enstitü kurullarının çalışma usul ve
esaslarının Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı tarafından çıkarılan Yönetmelik
ile belirleneceği hususu düzenlenmektedir.
Söz konusu düzenleme ile Anayasa’nın 123. maddesinde yasa ile
düzenlenmesi öngörülmüş bir alanda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile düzenleme
yapılmaktadır. Yapılan bu düzenleme ile aynı zamanda Anayasa’nın 106/11.
maddesindeki CBK ile düzenleme yapma yetkisinin devrinin sınırlarını aşan bir
düzenleme yapılmıştır. Yürütme organı Anayasada öngörülmüş durumlar dışında
hukuki norm hiyerarşisini ortadan kaldırarak kendiliğinden kural koyamaz.
Dolayısıyla kamu tüzel kişiliklerine teşkilatın oluşumu, görev
ve yetkileri ile çalışma usul ve esaslarının belirlenmesi gibi asli konularda
yönetmelik ile düzenleme yapılması yetkisi verilmesi, yürütmeye Anayasa’ya
aykırı bir yetki tanımlanması, yasama yetkisinin veya CBK ile düzenleme yapma
yetkisinin devrine ilişkin sınırın aşıldığını ve yürütmenin yasamanın yetki
alanına müdahale ettiğini göstermektedir. Bu nedenle, söz konusu madde,
Anayasa’nın 7. maddesinde belirlenen yasama yetkisinin devredilemezliği
ilkesine aykırıdır, iptali gerekir.
f. Anayasa’nın Başlangıç İlkelerine ve 2., 6., 11. ve 104/2.
Maddelerine Aykırılık
Başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik
ve sosyal bir hukuk Devleti” olan Cumhuriyet, erkler ayrılığı ilkesinde
somutlaşır: “Kuvvetler ayrımının, Devlet organları arasında üstünlük sıralaması
anlamına gelmeyip, belli Devlet yetki ve görevlerinin kullanılmasından ibaret
ve bununla sınırlı medeni bir işbölümü ve işbirliği olduğu ve üstünlüğün ancak
Anayasa ve kanunlarda bulunduğu;” (Başlangıç, prg.4). Anayasa’nın 7., 8. ve 9.
maddeleri de; yasama, yürütme ve yargı yetkilerini ayrı ayrı düzenlemektedir.
171 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 5. Maddesinin (3)
sayılı fıkrası, yukarıda açıklanan nedenlerle, erkler ayrılığı ilkesini
somutlaştırdığı şekliyle “Anayasa ve kanunların üstünlüğü” ilkesini ihlal
ettiğinden, Anayasa’nın 2. maddesine ve Başlangıç prg. 4’e de aykırılık
oluşturmaktadır.
Bu aykırılık durumu, “kaynağını Anayasa’dan almayan Devlet
yetkisi kullanma yasağı” (md.6) karşısında ve Anayasanın bağlayıcılığı ve
üstünlüğü ilkesi (md.11) ile daha belirgin hale gelmektedir. Dahası, CB’nin,
“Anayasanın uygulanmasını, Devlet organlarının düzenli ve uyumlu çalışmasını
temin” etme yükümlülüğü (md.104/2), aykırılık durumunu, aşikâr olmanın ötesinde
tehlikeli hale getirmektedir. Bu sebeplerle, erkler ayrılığı ilkesini çiğnemek
suretiyle Anayasa’ya aykırı bir yetki kullanımını öngören iptali istenen
düzenleme; Başlangıç kısmındaki ilkelerle beraber Anayasa’nın 2., 6., 11. ve
104/2. maddelerine de aykırılık teşkil etmektedir.
Yukarıda belirtilen nedenlerle 171 sayılı Cumhurbaşkanlığı
Kararnamesinin 5. maddesinin (3) sayılı fıkrası, Anayasa’nın, Başlangıç
ilkelerine, 2., 6., 7., 8., 11., 104/2, 104/17., 106. ve 123. maddelerine
aykırı olması nedeniyle iptali talep edilmektedir.
2. 171 sayılı Aile Enstitüsü Hakkında Cumhurbaşkanlığı
Kararnamesi’nin 7. maddesinin (2) sayılı fıkrasındaki “ve üyeler Bakan
tarafından Bakanlık üst kademe yöneticileri arasından belirlenir” ibaresinin
Anayasaya Aykırılığı
171 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 7. maddesinin ikinci
fıkrası ile Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığına bağlı Aile Enstitüsünün
Yönetim Kurulu’nun görevlendirilmeleri ve atanma şartlarına ilişkin düzenleme
yapılmıştır. Söz konusu yönetim kurulu üyelerinin görevlendirilmesi ve atanma
şartlarının belirlenmesine ilişkin düzenlemeler, aşağıdaki açılardan Anayasa’ya
aykırıdır.
a)
Anayasa’nın 104. maddesine konu bakımından yetki yönünden
Aykırılık
6771
sayılı Kanun ile getirilen Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin temel ilke ve
koşulları Anayasa’nın 104. maddesinin 17. fıkrasında ortaya konulmuştur.
CBK’lar ile sadece yürütmeye ilişkin konularda düzenleme yapılabilir. Anayasanın
104/17. maddesiyle getirilen CBK ile yürütmeye tanınan düzenleme alanı oldukça
dar ve sınırlıdır. Anayasa CBK’ler için konu bakımından açık şekilde dörtlü bir
sınır çizmiştir. Buna göre; birinci sınır olarak Anayasa’da münhasıran kanun
ile düzenlenmesi öngörülen konularda CBK çıkarılamaz. İkinci sınır kanun ile
düzenlenmiş konularda CBK ile düzenleme yapılamaz iken, üçüncü sınır ise temel
hak ve hürriyetlerle ilgili konularda CBK ile düzenleme yapılamayacağıdır.
Dördüncü sınır ise, Cumhurbaşkanlığı Kararnameleri ile yürütmeye ilişkin
konularda düzenleme yapılabilmesidir. Bu çerçevede, iptali talep edilen
düzenleme, bu sınırları aşan bir nitelik taşımaktadır ve aşağıda bunlar
sırasıyla yetki yönünden ve esas yönünden ele alınmıştır.
i) Temel Hak ve Hürriyetlerle İlgili Konularda Cumhurbaşkanlığı
Kararnamesi Çıkarma Yasağına Aykırılık
Anayasanın 104/17. maddesinde, “Anayasanın ikinci kısmının
birinci ve ikinci bölümlerinde yer alan temel haklar, kişi hakları ve
ödevleriyle dördüncü bölümde yer alan siyasi haklar ve ödevler Cumhurbaşkanlığı
kararnamesiyle düzenlenemez” kuralı bulunmaktadır. İptali talep edilen
düzenleme ile Aile Enstitüsünün Yönetim Kurulu üyeliklerine atanma şartları
düzenlenmektedir.
Aile Enstitüsünün Yönetim Kurulu üyeliklerine atanma şartlarının
CBK ile belirlenmesi Anayasanın 70. maddesi çerçevesinde kamu görevlerine girme
hakkıyla bağlantılı olması nedeniyle konu bakımından söz konusu düzenlemenin
yetki açısından Anayasa’nın 104. maddenin 17. fıkrasının ikinci cümlesinde
belirlenen sınırları aştığını belirtmek gerekir.
Kamu görevine girme, kamu görevlerinde yükselme ve terfi veya
atanma şartlarını da doğrudan ilgilendiren bir husustur ve Anayasanın 70.
maddesi ile doğrudan ilgilidir. Anayasanın ilgili 70. maddesi şu şekildedir:
“MADDE 70- Her Türk, kamu hizmetlerine girme hakkına sahiptir.
Hizmete alınmada, görevin gerektirdiği niteliklerden başka
hiçbir ayırım gözetilemez.”
Görüldüğü üzere Türk vatandaşları için kamu görevine girme
hakkında görevin gerektirdiği nitelikler haricinde bir ayrım gözetilemeyeceği
Anayasal olarak tanımlanmıştır. Bu çerçevede iptali talep edilen düzenleme,
kişilerin bir göreve atanmada sahip olmaları gereken nitelik ve şartlara
ilişkin olduğundan Anayasa’nın 70. maddesi kapsamında değerlendirilmek
zorundadır ve kanun ile düzenlenmesi ve bu bağlamda bir sınırlama getirilecekse
de kanun ile bu yönde düzenlenmesi gereken bir alan içerisindedir.
İptali talep edilen Aile Enstitüsünün Yönetim Kurulu
üyeliklerine atanma şartlarının CBK ile düzenlenmesi, bu anlamda Anayasa’nın
70. maddesine de aykırıdır ve iptali gerekir.
Nitekim, Anayasa Mahkemesi, çeşitli kararlarıyla benzer atanma
şartlarına ilişkin bu hususu netleştirmiştir. Örneğin, AYM, (AYM, E.2018/118,
K.2023/180, 26/10/2023, § …) sayılı kararında sözleşmeli personel açısından
sözleşme ile çalışmaya ilişkin CBK ile getirilen kurala yönelik verdiği kararda
bu ilişkiyi kurmuştur.
“121. Anayasa’nın 70. maddesinin birinci fıkrasında, her
Türk’ün, kamu hizmetlerine girme hakkına sahip olduğu belirtildikten sonra
ikinci fıkrasında hizmete alınmada, görevin gerektirdiği niteliklerden başka
hiçbir ayrımın gözetilemeyeceği kurala bağlanmıştır. Buna göre, Anayasa’nın
anılan maddesinde düzenlenen ve “Siyasî Haklar ve Ödevler” başlıklı Dördüncü
Bölümü’nde yer alan kamu hizmetlerine girme hakkına ilişkin olarak CBK ile
düzenleme yapılması mümkün değildir.
122. Anayasa Mahkemesinin yerleşik kararlarında, kamu hizmetine
girişin şartlarını belirleyen kuralların kamu hizmetine girme hakkı kapsamında
olduğu kabul edilmektedir (AYM, E.2011/107, K.2012/184, 22/11/2012; E.2018/89,
K.2019/84, 14/11/2019).
123. İstihdam edilecek sözleşmeli personelin 657 sayılı Kanun
ile diğer kanunların sözleşmeli personel çalıştırılmasına dair hükümlerine
bağlı kalınmaksızın (1) numaralı CBK hükümlerine ve akdedilecek sözleşmeye göre
istihdam edileceğini düzenleyen kural kamu görevlisi niteliğindeki sözleşmeli
personelin kamu hizmetlerine giriş şart ve koşulları ile ilişkili bir düzenleme
niteliğindedir. Bu itibarla kural, Anayasa’nın CBK ile düzenlenmesi yasaklanan
siyasî haklar ve ödevlerle ilgili bir düzenleme öngörmektedir.”
Benzer şekilde, AYM, (AYM, E.2018/149, K.2022/163, 29/12/2022, §
…) ve (AYM, E.2018/149, K.2022/163, 29/12/2022, § …) sayılı kararlarında da
TÜBİTAK Yönetim Kurulu üyeliklerine atanma ile rektör atanmasına ilişkin
verdiği kararlarda da atanma şartlarına ilişkin düzenlemelerin CBK ile
düzenlenemeyecek alanlar içinde olup kamu hizmetine giriş hakkı ile kanun ile
düzenlenmesi gereken konular olduğunu açık bir biçimde ifade etmiştir.
“189. Kural, bir kamu görevi olan TÜBİTAK yönetim kurulu
üyeliğine atanma için aranan şartlara/niteliklere ilişkin olduğundan hem
Anayasa’nın İkinci Kısmı’nın Dördüncü Bölümü’nde yer alan kamu hizmetlerine
girme hakkının uygulanmasına dair, hem de Anayasa’nın 128. maddesinin ikinci
fıkrası bağlamında münhasıran kanunla yapılması gereken bir düzenleme niteliği
taşımaktadır.”
“163. Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasının ikinci
cümlesinde Anayasa’nın İkinci Kısmı’nın Birinci ve İkinci Bölümlerinde yer alan
temel haklar, kişi hakları ve ödevleriyle Dördüncü Bölümü’nde yer alan siyasi
haklar ve ödevlerin CBK’larla düzenlenmesi yasaklanmış; anılan fıkranın üçüncü
cümlesinde de Anayasa’da münhasıran kanunla düzenlenmesi gereken konularda CBK
çıkarılamayacağı belirtilmiştir.
164. Anayasa’nın kamu hizmetine girme hakkını düzenleyen 70.
maddesinde “Her Türk, kamu hizmetlerine girme hakkına sahiptir. /Hizmete
alınmada, görevin gerektirdiği niteliklerden başka hiçbir ayırım gözetilemez.”
hükmüne yer verilmiştir. Anayasa’nın İkinci Kısmı’nın “Siyasî Haklar ve
Ödevler” başlıklı Dördüncü Bölümü’nde yer alan ve 70. maddesinde güvence altına
alınan kamu hizmetine girme hakkına ilişkin olarak CBK ile düzenleme yapılması
mümkün değildir.
165. Diğer yandan Anayasa’nın 130. maddesinin altıncı fıkrasında
“Kanunun belirlediği usul ve esaslara göre; rektörler Cumhurbaşkanınca,
dekanlar ise Yükseköğretim Kurulunca seçilir ve atanır.” denildiğinden
rektörlerin atama usul ve esasları Anayasa’nın münhasıran kanunla
düzenlenmesini öngördüğü konulardandır.
166. Kamu hizmetine girme ve hizmete alınmada hangi nitelik ve
şartların aranacağı Anayasa’nın 70. maddesi kapsamındadır.
167. Kural, bir kamu görevi olan rektörlüğe atanma için aranan
şartlara/niteliklere ilişkin olduğundan hem kamu hizmetlerine girme hakkının
uygulanmasına dair, hem de Anayasa’nın 130. maddesinin altıncı fıkrası
bağlamında münhasıran kanunla yapılması gereken bir düzenleme niteliği
taşımaktadır.
168. Bununla birlikte Anayasa’nın 104. maddesinin dokuzuncu
fıkrasında üst kademe kamu yöneticilerinin atanmalarına ilişkin usul ve
esasların CBK ile düzenleneceği ayrıca ve açıkça ifade edilmiştir. Başka bir
ifadeyle, anılan konu Anayasa’nın özel olarak CBK ile düzenlenebileceğini
öngördüğü konulardandır. Diğer yandan belirli bir kamu görevine atanma için
aranan nitelikler de atama usul ve esaslarının bir unsuru olduğundan üst kademe
kamu yöneticilerinin bu görevlere atanmasında aranacak niteliklerin CBK ile
düzenlenmesi mümkündür. Dolayısıyla üst kademe kamu yöneticilerinin
niteliklerinin belirlenmesine ilişkin düzenlemeler Anayasa’nın 104. maddesinin
dokuzuncu fıkrasıyla bağlantılı olarak anılan maddenin on yedinci fıkrasının
ikinci ve üçüncü cümlelerine aykırılık oluşturmayacaktır.
169. Bu itibarla üst kademe kamu yöneticiliği görevlerinden olan
rektörlüğe atanma şartlarına/niteliklerine ilişkin düzenleme getiren kuralın
Anayasa’nın 104. maddesinin dokuzuncu fıkrasıyla bağlantılı olarak anılan
maddenin on yedinci fıkrasının ikinci ve üçüncü cümlelerine aykırı bir yönü
bulunmamaktadır.”
Bu nedenle 171 sayılı CBK’nın 7. maddesinin ikinci fıkrasındaki
iptali talep edilen ibare ile Aile Enstitüsünün Yönetim Kurulu üyeliklerine
atanma şartlarını belirleyen kural, Anayasa’nın 104/17. maddesinde belirlenen
sınırları aşarak Anayasanın ikinci kısmının birinci ve ikinci bölümlerinde yer
alan temel haklar, kişi hakları ve ödevleriyle dördüncü bölümde yer alan siyasi
haklar ve ödevler alanında düzenleme yapması nedeniyle; konu bakımından
yetkisizlikle maluldür ve Anayasa’nın 104/17. fıkrasına aykırıdır. Bu cihetle,
ihtilaflı kuralın iptali gerekir.
ii) Münhasıran Kanunla düzenlenmesi Öngörülen Konuda
Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi Çıkarma Yasağına Aykırılık
171 sayılı CBK’nın 7. maddesinin ikinci fıkrasındaki iptali
talep edilen düzenleme ile Aile Enstitüsünün Yönetim Kurulu üyelikleri için
göreve atanma ve atanma şartlarının belirlenmesine ilişkin düzenleme konu
bakımından yetki yönünden Cumhurbaşkanlığı Kararnamelerinin sınırlarını aşması
nedeniyle Anayasa’nın 104. maddesine aykırıdır.
Anayasanın 104/17. maddesinde geçen “münhasıran kanunla
düzenlenmesi öngörülen konular” ibaresinin Anayasa’da “kanunla düzenlenir veya
kanunla konulur, değiştirilir veya kaldırılır” vb. ifadelerin bulunduğu
maddelere bakarak belirlenmesi gerekir. Anayasa Mahkemesi, Anayasa’da salt bir
kanunla düzenleme kaydının bulunmasının, ilgili konuyu cumhurbaşkanlığı
kararnamesinin konu bakımından yetki alanından çıkarmak açısından yeterli
olduğunu ifade etmiştir: “... Anayasa’da münhasıran kanunla düzenlenmesi
öngörülen konularda CBK çıkarılamayacağı hüküm altına alınmıştır. Ancak
Anayasa’da hangi konuların münhasıran kanunla düzenleneceğine ilişkin özel bir
hüküm bulunmamaktadır. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesinin yerleşik
içtihadında anayasa koyucunun kanunla düzenlenmesini öngördüğü konuların bu
kapsamda görülmesi gerektiği kabul edilmektedir (AYM, E.2016/150, K.2017/179,
28/12/2017, § 57; E.2016/180, K.2018/4, 18/1/2018, § 17; E.2017/51, K.2017/163,
29/11/2017, § 13; E.2016/139, K.2016/188, 14/12/2016, § 9; E.2013/47, K.2013/72,
6/6/2013). Buna göre Anayasa’da kanunla düzenleneceği belirtilen alanlarda
Cumhurbaşkanı’nın CBK çıkarma yetkisi bulunmamaktadır”. (AYM, E.S. :2018/125,
K.S.:2020/4, K.T.:22/1/2020, R.G. Tarih – Sayı: 13/5/2020 – 31126, §11). O
halde Anayasa’nın bir maddesinde bir konunun yasayla düzenlenmesi öngörülmüşse
o konunun Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile düzenlenmesi, Anayasa’nın 7. ve
104/17. maddelerine aykırılık oluşturacaktır.
İptali talep edilen düzenleme, Anayasa’nın 123. maddesinde ifade
edildiği üzere idarenin bütünlüğü içerisinde yer alan Aile Enstitüsünün yönetim
kurulu üyelerinin göreve atanma ve atanma şartlarına ilişkin bir
düzenlemelerdir.
Anayasa’nın 128. maddesinde, “Memurların ve diğer kamu
görevlilerinin nitelikleri, atanmaları, görev ve yetkileri, hakları ve
yükümlülükleri, aylık ve ödenekleri ve diğer özlük işleri kanunla düzenlenir.
Ancak, malî ve sosyal haklara ilişkin toplu sözleşme hükümleri saklıdır” hükmü
yer almaktadır.
Anayasa’nın 128. maddesinde belirtilen bu hüküm açıkça kamuda
çalışmakta olan memurlar ve diğer kamu görevlilerinin, nitelikleri, atanma,
görev ve yetkileri, hakları ve yükümlülükleri, aylık ve diğer özlük işlerinin
kanun ile düzenlenmesi şartını getirmektedir. Dolayısıyla, bu madde kapsamında
olan Aile Enstitüsünün yönetim kurulu üyelerinin göreve atanma ve
atanma şartlarının belirlenmesi, atanmaları ve nitelikleri, ile ilgili bir
düzenleme olduğu ve bu yönde bir düzenlemenin de kanunla yapılmasının gerektiği
aşikardır.
Anayasa Mahkemesi, 24/8/2021 tarihli ve (83) numaralı
Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinde Değişiklik
Yapılmasına Dair Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin 4. maddesiyle 10/7/2018
tarihli ve 30474 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan (1) numaralı
Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin Altıncı
Kısmı’nın Sekizinci Bölümü’ne eklenen geçici 2. maddesine ilişkin 2021/115 E.,
2023/133 K. sayılı kararında şu şekilde tanımlanmaktadır:
“11. Anayasa'nın 128. maddesinde devletin, kamu iktisadi
teşebbüsleri ve diğer kamu tüzelkişilerinin genel idare esaslarına göre
yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli
görevlerin, memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle görüleceği ifade edilmiş;
memurların ve diğer kamu görevlilerinin nitelikleri, atanmaları, görev ve
yetkileri, hakları ve yükümlülükleri, aylık ve ödenekleri ile diğer özlük
işlerinin kanunla düzenleneceği belirtilmiştir.
12. Kamu hizmeti niteliği taşıyan görevlerin yerine
getirilebilmesi bağlamında Hazine ve Maliye Bakanlığında muhasebat
başkontrolörü, muhasebat kontrolörü ve muhasebe denetmeni kadrosunda istihdam
edilen personelin genel idari esaslara göre yürütülen asli ve sürekli görevleri
yerine getirdikleri, dolayısıyla Anayasa’nın 128. maddesi anlamında memur veya
diğer kamu görevlisi sıfatına sahip bulundukları hususunda tereddüt
bulunmamaktadır.
13. Anayasa’nın 128. maddesine göre memurlar ve diğer kamu
görevlilerinin atanmalarının kanunla düzenlenmesi gerekmekte olup kurallarla
muhasebat başkontrolörü, muhasebat kontrolörü ve muhasebe denetmeni kadrolarına
atanabilme şartlarına yönelik bir düzenleme öngörülmektedir.
14. Bu itibarla Anayasa’nın 128. maddesi uyarınca münhasıran
kanunla düzenlenmesi gereken bir konuda düzenleme yapan kuralların Anayasa’nın
104. maddesinin on yedinci fıkrasının üçüncü cümlesine aykırı olduğu
anlaşılmıştır (benzer yöndeki karar için bkz. AYM, E.2021/90, K.2022/108,
28/09/2022, §§ 61-67).”
Yine, AYM, başka bir kararında da aynı yönde bir değerlendirme
yapmaktadır. İlgili karar şu şekildedir:
“62. (79) numaralı CBK’nın geçici 2. maddesinin birinci
cümlesinde bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihte Bakanlıkta Avrupa Birliği
Uzmanı, Avrupa Birliği Uzman Yardımcısı ile İhracatı Geliştirme Uzmanı
kadrolarında bulunanların, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren 1 ay
içinde talep etmeleri hâlinde durumlarına uygun Ticaret Uzmanı ve Ticaret Uzman
Yardımcısı kadrolarına atanması hüküm altına alınmış olup anılan cümle dava
konusu kuralı oluşturmaktadır.
63. Anayasa'nın 128. maddesinde devletin, kamu iktisadi
teşebbüsleri ve diğer kamu tüzelkişilerinin genel idare esaslarına göre
yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli
görevlerin, memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle görüleceği ifade edilmiş;
memurların ve diğer kamu görevlilerinin nitelikleri, atanmaları, görev ve
yetkileri, hakları ve yükümlülükleri, aylık ve ödenekleri ile diğer özlük
işlerinin kanunla düzenleneceği belirtilmiştir.
64. Kamu hizmeti niteliği taşıyan görevlerin yerine
getirilebilmesi bağlamında Bakanlıkta Ticaret Uzmanı ve Ticaret Uzman
Yardımcısı kadrosunda istihdam edilen personelin genel idari esaslara göre
yürütülen asli ve sürekli görevleri yerine getirdikleri, dolayısıyla
Anayasa’nın 128. maddesi anlamında memur veya diğer kamu görevlisi sıfatına
sahip bulundukları hususunda tereddüt bulunmamaktadır.
65. Anayasa’nın 128. maddesine göre memurlar ve diğer kamu
görevlilerinin atanmalarının kanunla düzenlenmesi gerekmekte olup kuralla
Ticaret Uzmanı ve Ticaret Uzman Yardımcısı kadrolarına atanabilmeye ilişkin
koşullara yönelik bir düzenleme öngörülmektedir.
66. Bu itibarla Anayasa’nın 128. maddesi uyarınca münhasıran
kanunla düzenlenmesi gereken bir konuda düzenleme yapan kuralın Anayasa’nın
104. maddesinin on yedinci fıkrasının üçüncü cümlesine aykırı olduğu
anlaşılmaktadır.
67. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 104. maddesinin on
yedinci fıkrasının üçüncü cümlesine aykırıdır. İptali gerekir.”( AYM,
E.2021/90, K.2022/108, 28/09/2022, §§ 61-67)
Yukarıda da belirtildiği üzere iptali talep edilen düzenlemeler
kamu görevlilerinin göreve atanması, görev sürelerinin belirlenmesi ve atanma
şartlarının belirlenmesine ilişkin bir düzenlemeler olup Anayasa’nın 128.
maddesinde belirtilen kanunilik ilkesine tabidir.
İptal talebine konu olan düzenlemelerin öznesi olan Aile
Enstitüsünün yönetim kurulu üyelerinin kamu görevlileri olduğu aşikardır ve
bunların kamu görevlisi olmaları nedeniyle bunların atanma şartlarının da
kanunla düzenlenmesi gerekmekte olup, bunun dışında Cumhurbaşkanlığı kararnameleri
ile bu konularda belirleme yapılması mümkün değildir.
Anayasa Mahkemesi, “… kamu görevlileriyle ilgili yeni haklar ve
yükümlülükler öngören, bunların özlük haklarını etkileyen veya niteliği
itibarıyla atama benzeri sonuçlar doğuran görevlendirme ve görevlendirme
benzeri işlemlere ilişkin düzenlemelerin Anayasa’nın 128. maddesinin ikinci
fıkrası uyarınca münhasıran kanunla yapılması gerekir.” şeklindeki 2019/113 E.
ve 2023/198 K. Sayılı kararında kanunilik ilkesinin gereğince görevlendirme,
görev süresinin belirlenmesi, özlük haklarını etkileyen düzenlemelerin kanunla
yapılması gerektiğini belirtmiştir.
Yukarıda belirttiğimiz kanunilik ilkesinin tek istisnası, kamu
kurum ve kuruluşlarında görev yapan üst düzey kamu yöneticilerinin atanmasında Cumhurbaşkanlığı
kararnamesi ile de belirlenebilmesine ilişkin Cumhurbaşkanına tanınan yetkidir.
“163. Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasının ikinci
cümlesinde Anayasa’nın İkinci Kısmı’nın Birinci ve İkinci Bölümlerinde yer alan
temel haklar, kişi hakları ve ödevleriyle Dördüncü Bölümü’nde yer alan siyasi
haklar ve ödevlerin CBK’larla düzenlenmesi yasaklanmış; anılan fıkranın üçüncü
cümlesinde de Anayasa’da münhasıran kanunla düzenlenmesi gereken konularda CBK
çıkarılamayacağı belirtilmiştir.
164. Anayasa’nın kamu hizmetine girme hakkını düzenleyen 70.
maddesinde “Her Türk, kamu hizmetlerine girme hakkına sahiptir./Hizmete
alınmada, görevin gerektirdiği niteliklerden başka hiçbir ayırım gözetilemez.”
hükmüne yer verilmiştir. Anayasa’nın İkinci Kısmı’nın “Siyasî Haklar ve
Ödevler” başlıklı Dördüncü Bölümü’nde yer alan ve 70. maddesinde güvence altına
alınan kamu hizmetine girme hakkına ilişkin olarak CBK ile düzenleme yapılması
mümkün değildir.
165. Diğer yandan Anayasa’nın 130. maddesinin altıncı fıkrasında
“Kanunun belirlediği usul ve esaslara göre; rektörler Cumhurbaşkanınca,
dekanlar ise Yükseköğretim Kurulunca seçilir ve atanır.” denildiğinden
rektörlerin atama usul ve esasları Anayasa’nın münhasıran kanunla
düzenlenmesini öngördüğü konulardandır.
166. Kamu hizmetine girme ve hizmete alınmada hangi nitelik ve
şartların aranacağı Anayasa’nın 70. maddesi kapsamındadır.
167. Kural, bir kamu görevi olan rektörlüğe atanma için aranan
şartlara/niteliklere ilişkin olduğundan hem kamu hizmetlerine girme hakkının
uygulanmasına dair, hem de Anayasa’nın 130. maddesinin altıncı fıkrası
bağlamında münhasıran kanunla yapılması gereken bir düzenleme niteliği
taşımaktadır.
168. Bununla birlikte Anayasa’nın 104. maddesinin dokuzuncu
fıkrasında üst kademe kamu yöneticilerinin atanmalarına ilişkin usul ve
esasların CBK ile düzenleneceği ayrıca ve açıkça ifade edilmiştir. Başka bir
ifadeyle, anılan konu Anayasa’nın özel olarak CBK ile düzenlenebileceğini
öngördüğü konulardandır. Diğer yandan belirli bir kamu görevine atanma için
aranan nitelikler de atama usul ve esaslarının bir unsuru olduğundan üst kademe
kamu yöneticilerinin bu görevlere atanmasında aranacak niteliklerin CBK ile
düzenlenmesi mümkündür. Dolayısıyla üst kademe kamu yöneticilerinin
niteliklerinin belirlenmesine ilişkin düzenlemeler Anayasa’nın 104. maddesinin
dokuzuncu fıkrasıyla bağlantılı olarak anılan maddenin on yedinci fıkrasının
ikinci ve üçüncü cümlelerine aykırılık oluşturmayacaktır.
169. Bu itibarla üst kademe kamu yöneticiliği görevlerinden olan
rektörlüğe atanma şartlarına/niteliklerine ilişkin düzenleme getiren kuralın
Anayasa’nın 104. maddesinin dokuzuncu fıkrasıyla bağlantılı olarak anılan
maddenin on yedinci fıkrasının ikinci ve üçüncü cümlelerine aykırı bir yönü
bulunmamaktadır.” “(AYM, E.2018/149, K.2022/163, 29/12/2022, § …)
6771 Sayılı Kanun ile Anayasamızda yapılan değişiklikler
çerçevesinde değiştirilen Anayasa’nın 104.maddesinin 9. fıkrasına “Üst kademe
kamu yöneticilerini atar, görevlerine son verir ve bunların atanmalarına
ilişkin usul ve esasları Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle düzenler.” yetkisi
eklenmiştir. Cumhurbaşkanına tanınan bu yetki yeni bir yetki türüdür.
Cumhurbaşkanı tarafından 10.07.2018 tarih ve 30474 sayılı Resmi Gazete’de
yayımlanan 3 sayılı Üst Kademe Kamu Yöneticileri İle Kamu Kurum Ve
Kuruluşlarında Atama Usullerine Dair Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin 2.
Maddesi ve ekli (I) ve (II) sayılı Cetvellerle üst kademe kamu yöneticileri
belirlenmiştir ve iptali talep edilen düzenlemelerin konusu olan Aile Enstitüsü
yönetim kurulu üyeleri, 3 sayılı CBK’nın eki niteliğindeki (I) ve (II) sayılı
Cetvelde yer alan kamu görevlileri arasında bulunmamaktadır.
Dolayısıyla, iptal talebine konu olan Aile Enstitüsü yönetim
kurulu üyelerinin göreve atanması, görev sürelerinin belirlenmesi ile atanma
şartlarının CBK ile saptanmasına yönelik düzenleme, bu bağlamda üst düzey kamu
yöneticisi olmamaları nedeniyle, Anayasanın 104/9. Maddesindeki özel yetki
alanında olmayıp Anayasanın 104/17. Maddesindeki sınırları aşan bir düzenleme
niteliği taşımaktadır.
Bu nedenle yukarıda da belirtildiği üzere kamu görevlilerinin
atanması, nitelikleri, görev, yetki ve özlük haklarının kanunla düzenlenmesine
yönelik Anayasa’nın 128. maddesinde belirlenen kanunilik ilkesine tabi olması
gereken bir düzenleme niteliği taşımaktadır.
Dolayısıyla Anayasa’da kanunla düzenleneceği belirtilen
alanlarda Cumhurbaşkanı’nın CBK çıkarma yetkisi bulunmamaktadır”. (AYM, E.S.
:2018/125, K.S.:2020/4, K.T.:22/1/2020, R.G. Tarih – Sayı: 13/5/2020 – 31126,
§11). O halde Anayasa’nın bir maddesinde bir konunun yasayla düzenlenmesi
öngörülmüşse o konunun Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile düzenlenmesi,
Anayasa’nın 7., 104/17. ve 128. maddelerine aykırılık oluşturacaktır. Bu
nedenle, Anayasa’nın 128. Maddesine aykırı olan bu düzenlemelerin iptali talep
edilmektedir.
Bu itibarla; Anayasa’nın 128. maddesi uyarınca kanunla
düzenlenmesi gereken bir konuyu düzenleyen ihtilaflı CBK düzenlemesi, konu
bakımından yetkisizlikle maluldür ve Anayasa’nın 104/17. Maddesindeki sınırları
aşmaktadır. Dolayısıyla, söz konusu düzenleme, Anayasa’nın 104/17. maddesinde
belirlenen sınırları aşarak kanun ile düzenlenmesi öngörülen alanda düzenleme
yapması nedeniyle Anayasa’nın 104/17. fıkrasına aykırıdır, iptali gerekir.
ııı) Yürütmeye İlişkin konularda Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi
ile Düzenleme Yapılmasına İlişkin Aykırılık
Anayasanın 106. Maddesinin 11. fıkrasına göre Bakanlıkların
kurulması, kaldırılması, görevleri ve yetkileri, teşkilat yapısı ile merkez ve
taşra teşkilatlarının kurulması Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle düzenlenebilir.
Nitekim, 171 Sayılı CBK’nın 3. maddesi ile Aile ve Sosyal Hizmetler
Bakanlığı’na bağlı Aile Enstitüsü kurulmuştur. Ancak, iptale konu olan
düzenleme ile Aile Enstitüsünün yönetim kurulu üyelerinin Aile ve Sosyal
Hizmetler Bakanı tarafından Bakanlık üst düzey kamu yöneticileri arasından
atanmasına ilişkin Bakana yetki devri yapılması ise Anayasa’nın 106. maddesinin
11. fıkrasındaki düzenlemede belirlenen yetkinin aşıldığını göstermektedir. Oysa,
106. maddenin 11. fıkrası ile Cumhurbaşkanına özel olarak verilen Cumhurbaşkanı
kararnamesi ile düzenleme yetkisi devredilemez nitelikte bir yetki olup, bir
Enstitüye ilişkin bağlı olan Bakana veya ilgili kuruma bu yetki devredilemez.
Kaldı ki, Anayasa’nın 123. Maddesi ile birlikte düşünüldüğünde
söz konusu 106/11. maddesi Cumhurbaşkanını yürütme erki olarak tanımlandığından
bu erke tanınan özel bir yetki türü olup, bir CBK ile bu yetkinin devri mümkün
olamaz. Ancak ve ancak, CBK ile düzenlenmiş konularda teknik nitelikteki
işlemlere yönelik ikincil mevzuat düzenlemesi mümkün olabilir.
Nitekim Anayasa Mahkemesi, 33 sayılı CBK’ya ilişkin olarak CBK
ile yetki devri ve bunun sınırlarını açık bir biçimde tanımlamıştır:
“44. 6771 sayılı Kanun’la yapılan Anayasa değişikliğiyle
yürütme yetkisine ilişkin konularla sınırlı olmak kaydıyla Cumhurbaşkanı’na doğrudan
ve ilk elden düzenleyici işlem yapma yetkisi verilmiştir. Cumhurbaşkanı’na
genel olarak verilen CBK çıkarma yetkisinin yanı sıra Anayasa’nın bazı
maddelerinde belirtilen kimi konuların CBK ile düzenleneceği ayrıca ifade
edilmiştir (bkz. §§ 5, 6).
45. CBK çıkarabilme yetkisinin bir sonucu olarak CBK ile
düzenlenmesi gereken bir konuya ilişkin düzenleme yetkisinin Cumhurbaşkanı’nca
CBK çıkarmak suretiyle kullanılmasıve
bu yetkinin idareye bırakılmaması gerekir. Anayasa koyucu tarafından CBK’ya
tanınan asli bir yetkinin, başka bir idari işleme bırakılması mümkün değildir.
Aksi uygulama ilgili konunun CBK ile düzenlenebileceğine ilişkin güvenceye
aykırı olacaktır.
46. CBK’nın temel ilkeleri koymadan, çerçeveyi çizmeden idareye
düzenleme yetkisi vermemesi, sınırsız ve belirsiz bir alanı idarenin
düzenlemesine bırakmaması, diğer bir ifadeyle Cumhurbaşkanı’nın CBK ile
düzenlemesi gereken konulardaki bu yetkisini devretmemesi gerekir. Bununla
birlikte yürütme organının CBK çıkarmaya yetkili olduğu konuya ilişkin her
türlü ayrıntıyı CBK ile düzenlemesi ve bu düzenlemelerin gereğini bizzat yerine
getirmesi gerekli olmayıp CBK ile konuya ilişkin temel kuralları belirledikten
ve genel çerçeveyi çizdikten sonra bu çerçevenin içinde kalan hususları,
düzenleyici nitelikteki diğer işlemlerle belirlemesi ve bu düzenlemeler
kapsamında yerine getirilmesi gerekli tasarrufları da ilgili idareye bırakması
mümkündür.” (AYM, 2019/71 E., 2020/82 K.)
Bu çerçevede AYM karaarı çerçevesinde konu ele alındığında bir
CBK ile yetki devri yapılabileceği, ancak bu yetki devrine ilişkin hususların
temel kuralları ve genel çerçeveyi çizme bu çerçevenin içinde kalan düzenleyici
nitelikte olan işlemler hususunda yetki devri yapabileceği görülmektedir. Oysa
171 sayılı CBK’nın iptali talep edilen düzenlemesinde Aile Enstitüsünün yönetim
kurulu üyelerinin göreve atanmasına ilişkin yetkinin asli düzenleme kapsamında
olduğu görülmektedir. Söz konusu asli yetkiyi sınırları belirlenmeden Aile
Enstitüsünün bağlı olduğu Bakana yönetim kurulu üyelerini belirleme şeklindeki
bir düzenleyici işlemle devri Anayasa’nın 106. maddesine de aykırılık teşkil
etmektedir.
Bu çerçevede söz konusu düzenleme, Cumhurbaşkanına tanınan yürütme
ile ilgili konulardan olmaması nedeniyle de Anayasa’nın 104/17. Maddesine
aykırılık teşkil etmektedir. Bu nedenle, Anayasanın 104. maddesine aykırıdır,
iptali gerekir.
b) Anayasa’nın 7. Maddesinde Belirlenen Yasama Yetkisinin
Devredilemezliği İlkesine Aykırılık
Yürütme organı (ya da idare), Anayasada öngörülmüş durumlar
dışında kanunların düzenlemediği bir alanda kendiliğinden kural koyamaz ya da
bir kanuna aykırı olarak bir kural koyamaz.
İptali talep edilen 171 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin
7. Maddesinin ikinci fıkrasındaki iptali talep edilen ibare ile Aile Enstitüsü
yönetim kurulunun üyelerinin göreve atanmaları ile atanma şartlarına yönelik
düzenleme yapılmaktadır.
Söz konusu düzenlemeler, kamu görevlilerinin atanmaları ve
nitelikleri ile ilgili bir düzenleme olması nedeniyle kanunilik ilkesine tabi
olması zorunluluğundan dolayı kanunla düzenlenmesi gereken bir alandadır. Anayasa’nın
70. ve 128. maddelerinde yasa ile düzenlenmesi öngörülmüş bir alanda
Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile düzenleme yapılmaktadır. Bu şekilde; yürütme,
fonksiyon gaspı yapmak suretiyle, Anayasa tarafından kanun koyucunun konu
bakımından yetki alanına inhisar ettirilen bir alanda düzenleme yapmıştır.
Yürütme organı (ya da idare), Anayasada öngörülmüş durumlar dışında kanunların
düzenlemediği bir alanda kendiliğinden kural koyamaz.
Dolayısıyla kanunla düzenlenmesi yolundaki Anayasa kurallarına
aykırı bir düzenleme yapılması, yasama yetkisinin devrine ilişkin sınırın
aşıldığını ve yürütmenin yasamanın yetki alanına müdahale ettiğini
göstermektedir. Bu nedenle, söz konusu cümleler, Anayasa’nın 7. maddesinde
belirlenen yasama yetkisini devretme yasağına aykırıdır, iptali gerekir.
c) Anayasa’nın 8. Maddesine Aykırılık
Anayasa’nın 8. maddesine göre; “Yürütme yetkisi ve görevi,
Cumhurbaşkanı tarafından, Anayasaya ve kanunlara uygun olarak kullanılır ve
yerine getirilir”. Cumhurbaşkanlığı kararnamesi, yürütme yetkisi olarak,
Anayasa ve kanunlar çerçevesinde kullanılmalıdır. Oysa, 171 sayılı
Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 7. Maddesinin ikinci fıkrasındaki iptali talep
edilen ibare ile Aile Enstitüsü yönetim kurulunun üyelerinin göreve atanmaları
ile atanma şartlarına yönelik düzenleme yapılmaktadır. Yukarıda belirtildiği
üzere bir CBK ile kanunla düzenlenmesi öngörülen bir alanda CBK ile düzenleme
yapılması suretiyle kanun koyucunun alanına müdahale edilmesi, anayasal çerçeve
dışında yetki kullanımını ortaya koymaktadır. Aynı şekilde, Cumhurbaşkanına
verilen özel bir yetkinin Anayasa’ya aykırı olarak yetki devri sınırlarının
aşılması yoluyla başka bir kamu görevlisine devri de yine Anayasa’nın 8.
Maddesine aykırılık teşkil etmektedir. Bu itibarla 171 sayılı Cumhurbaşkanlığı
Kararnamesinin 7. Maddesinin ikinci fıkrasındaki iptali talep edilen ibare,
Anayasa’nın 8. maddesine de aykırıdır, iptali gerekir.
d) Hukuk Devleti İlkesine Aykırılık
Hukuk devleti, bütün işlem ve eylemlerinin hukuk kurallarına
uygunluğunu başlıca geçerlik koşulu sayan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni
kurmayı amaçlayan ve bunu geliştirerek sürdüren, hukuku tüm devlet organlarına
egemen kılan, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, insan haklarına
saygı duyarak bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, Anayasa’ya ve hukuk
kurallarına bağlılığa özen gösteren, yargı denetimine açık olan, yasaların
üstünde yasa koyucunun da uymak zorunda olduğu temel hukuk ilkeleri ile
Anayasa’nın bulunduğu bilinci olan devlettir (Anayasa Mahkemesi’nin 02.06.2009
tarihli ve 2004/10 E.; 2009/68 K. sayılı Kararı). Hukuk devletinin ön
koşullarından olan hukuki güvenlik ilkesi, hukuk normlarının öngörülebilir
olmasını; hukuki belirlilik ilkesi de, kanun hükümlerinin şüpheye yer
vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılabilir olmasını ve ayrıca kamu
otoritelerinin keyfi uygulamalarına karşı koruyucu önlemler içermesini ifade
etmektedir (bkz. AYM 9.2.2017, 2016/143 E.– 2017/23 K. par. 13; RG.
12.4.2017-30036) (Anayasa Mahkemesi’nin 04.05.2017 tarihli ve 2015/41 E.;
2017/98 K. sayılı Kararı). Başka bir deyişle, hukuk devleti ilkesi gereğince,
idareye işlem yaparken ve eylem tesisi ederken veya görevlerini yerine
getirirken belirli oranda hareket serbestliği sağlayan takdir yetkisinin
kullanımı mutlak, sınırsız, keyfi biçimde gerçekleşemez; idarenin takdir
yetkisinin sınırları, keyfi işlem ve eylemleri önlemek amacıyla kanunla
çizilmelidir. Öte yandan; Anayasa’nın 123’üncü maddesinde yer alan idarenin
kanuniliği ilkesinin iki boyutu bulunmaktadır. İlk boyutu, idarenin
secundumlegem özelliğidir (kanuna dayanma ilkesidir). Bu ilkeye göre idarenin
düzenleme yetkisi kanundan kaynaklanır. İkinci boyutu, idarenin intralegem
özelliğidir (kanuna aykırı olmama ilkesidir). Bu ilkeye göre idarenin işlem ve
eylemleri, kanunun çizdiği sınırlar içinde kalmalıdır.
Bu nedenle Aile Enstitüsünün yönetim kurulu üyelerinin göreve
atanmaları ve atanma şartlarının belirlenmesinde bağlı olduğu Aile ve Sosyal
Hizmetler Bakanına bunu belirleme yetkisi verilmesi hukuk devleti ilkesini
zedelemektedir. Hukuk devletinin temel taşı olan maddi anlamdaki hukukilik
kıstasının gereklerini karşılaması ve bir CBK’ya dayanması ile aykırı olmaması
için; genel çerçevesinin keyfi uygulamaya yer vermeyecek açıklıkta CBK
düzeyinde çizilmesi gerekmektedir. Ancak CBK ile yapılan bu yetki devrinde,
-anayasal ilkelerin aksine- yönetim Kurulu üyeliğine atanmada hangi görevlerin,
hangi kriterlerin esas olacağı gibi asli unsurlar Bakanın yetkisine bırakılmış
ve sadece bunların üst düzey kamu yöneticisi olması şartı aranmıştır. Somut-nesnel-maddi-açık-anlaşılabilir
ölçüt öngörmemiş; bu konuyu tamamen Bakanın uhdesine bırakmıştır.
Bu kapsamda Bakanın yapacağı atamaları da, tek başına ve çok kısa
vadede değiştirebilmesi olasılığı da; Enstitü bakımından hukuki
öngörülebilirlik ilkesini zedelemektedir. Bakanın uhdesine sınırları belirsiz,
aşırı ölçüde geniş bir düzenleme alanının bırakılması, iptali talep edilen
ibarenin uygulanmasını sağlamaya ilişkin anayasal işlevinin ötesine geçerek,
şekli anlamda bir CBK aracılığıyla, Aile Enstitüsü ile ilgili olarak Bakana
maddi anlamda CBK çıkarma yetkisinin tanınması anlamına gelecektir.
Söz konusu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin iptali talep edilen
hükmü, Aile Enstitüsünün yönetim kurulu üyelerinin belirlenmesi hususunda,
Bakana verilen yetki, yukarıda tanımlandığı anlamda maddi anlamda hukukilik
ilkesinin gereklerini yerine getirmemektedir ve bu nedenle ihtilaflı düzenleme
Anayasa’nın 2. maddesine aykırıdır.
d) Anayasa’nın 2. Maddesine ve Başlangıç İlkelerine Aykırılık
Başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik
ve sosyal bir hukuk Devleti” olan Cumhuriyet, erkler ayrılığı ilkesinde
somutlaşır: “Kuvvetler ayrımının, Devlet organları arasında üstünlük sıralaması
anlamına gelmeyip, belli Devlet yetki ve görevlerinin kullanılmasından ibaret
ve bununla sınırlı medeni bir işbölümü ve işbirliği olduğu ve üstünlüğün ancak Anayasa
ve kanunlarda bulunduğu;” (Başlangıç, prg.4). Bu çerçevede; Anayasa’nın 7., 8.
ve 9. maddeleri de yasama, yürütme ve yargı yetkilerini ayrı ayrı düzenler.
171 sayılı Aile Enstitüsü Hakkında Cumhurbaşkanlığı
Kararnamesi’nin 7. maddesinin (2) sayılı fıkrasındaki “ve üyeler Bakan
tarafından Bakanlık üst kademe yöneticileri arasından belirlenir” ibaresi,
yukarıda açıklanan nedenlerle, “Anayasa ve kanunların üstünlüğü” ilkesini ihlal
ettiğinden, Anayasa’nın 2. maddesine ve Başlangıç prg. 4’e de aykırılık oluşturmaktadır.
Bu aykırılık durumu, “kaynağını Anayasa’dan almayan Devlet
yetkisi kullanma yasağı” (md.6) karşısında ve Anayasanın bağlayıcılığı ve
üstünlüğü ilkesi (md.11) ile daha belirgin hale gelmektedir. Başta yasama,
yürütme ve yargı organlarının saygı göstermesi gelmek üzere, “Anayasanın
üstünlüğü ve bağlayıcılığı” hükmünün etkililiği, Anayasa Mahkemesi’nin bu
kuralın biricik bekçiliğini yapması ölçüsünde mümkündür. Her vesile ile bu
hükmü anlamlandırmak ve güncellemek, hukuk devleti (md.2) açısından
yaşamsaldır. Bu bakımdan, yürütme tekeline sahip olan makamın, yasama
yetkisinin devredilmezliği kuralına saygı göstermesi, “Anayasanın üstünlüğü ve
bağlayıcılığı” hükmünün sürekli gözetilmesi ölçüsünde mümkündür.
Dahası, Cumhurbaşkanı’nın, “Anayasanın uygulanmasını, Devlet
organlarının düzenli ve uyumlu çalışmasını temin” etme yükümlülüğü (md.104/2),
aykırılık durumunu, aşikâr olmanın ötesinde tehlikeli hale getirmektedir. Bu
nedenle, söz konusu düzenleme, Anayasa’ya aykırı olarak bir yetki kullanımını düzenlediğinden
ve yukarıda belirtilen nedenlerle Anayasa’nın 6., 11. ve 104/2. Maddelerine de
aykırılık teşkil etmektedir.
Yukarıda belirtilen nedenlerle 171 sayılı Aile Enstitüsü
Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin 7. maddesinin (2) sayılı fıkrasındaki
“ve üyeler Bakan tarafından Bakanlık üst kademe yöneticileri arasından
belirlenir” ibaresi, Anayasanın Başlangıç ilkelerine, 2., 6., 7., 8., 11., 70.,
104/17., 106. ve 128. maddelerine aykırı olması nedeniyle iptali talep
edilmektedir.
3. 171 sayılı Aile Enstitüsü Hakkında Cumhurbaşkanlığı
Kararnamesi’nin 9. maddesinin (1) sayılı fıkrasındaki “üye ile Bakanlığın
faaliyet alanıyla ilgili çalışmaları olan kişilerden belirlenen yedi üye olmak
üzere toplam onbeş” ibaresinin Anayasaya Aykırılığı
171 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 9. maddesinin birinci
fıkrası ile Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığına bağlı Aile Enstitüsünün
Danışma Kurulu’nun oluşumu ve bu kurula görevlendirilme şartlarına ilişkin
düzenleme yapılmıştır. Söz konusu Danışma kurulu üyelerinin görevlendirilmesine
ilişkin düzenlemeler, aşağıdaki açılardan Anayasa’ya aykırıdır.
b)
Anayasa’nın 104. maddesine konu bakımından yetki yönünden
Aykırılık
6771
sayılı Kanun ile getirilen Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin temel ilke ve
koşulları Anayasa’nın 104. maddesinin 17. fıkrasında ortaya konulmuştur.
CBK’lar ile sadece yürütmeye ilişkin konularda düzenleme yapılabilir. Anayasanın
104/17. maddesiyle getirilen CBK ile yürütmeye tanınan düzenleme alanı oldukça
dar ve sınırlıdır. Anayasa CBK’ler için konu bakımından açık şekilde dörtlü bir
sınır çizmiştir. Buna göre; birinci sınır olarak Anayasa’da münhasıran kanun
ile düzenlenmesi öngörülen konularda CBK çıkarılamaz. İkinci sınır kanun ile
düzenlenmiş konularda CBK ile düzenleme yapılamaz iken, üçüncü sınır ise temel
hak ve hürriyetlerle ilgili konularda CBK ile düzenleme yapılamayacağıdır.
Dördüncü sınır ise, Cumhurbaşkanlığı Kararnameleri ile yürütmeye ilişkin
konularda düzenleme yapılabilmesidir. Bu çerçevede, iptali talep edilen
düzenleme, bu sınırları aşan bir nitelik taşımaktadır ve aşağıda bunlar
sırasıyla yetki yönünden ve esas yönünden ele alınmıştır.
i) Temel Hak ve Hürriyetlerle İlgili Konularda Cumhurbaşkanlığı
Kararnamesi Çıkarma Yasağına Aykırılık
Anayasanın 104/17. maddesinde, “Anayasanın ikinci kısmının
birinci ve ikinci bölümlerinde yer alan temel haklar, kişi hakları ve
ödevleriyle dördüncü bölümde yer alan siyasi haklar ve ödevler Cumhurbaşkanlığı
kararnamesiyle düzenlenemez” kuralı bulunmaktadır. İptali talep edilen
düzenleme ile Aile Enstitüsünün Danışma Kurulu üyeliklerine, Bakanlığın
faaliyet alanıyla ilgili çalışmaları bulunma şeklinde atanma şartları
düzenlenmektedir.
Aile Enstitüsünün Danışma Kurulu üyeliklerine atanma şartlarının
CBK ile belirlenmesi Anayasanın 70. maddesi çerçevesinde kamu görevlerine girme
hakkıyla bağlantılı olması nedeniyle konu bakımından söz konusu düzenlemenin
yetki açısından Anayasa’nın 104. maddenin 17. fıkrasının ikinci cümlesinde
belirlenen sınırları aştığını belirtmek gerekir.
Kamu görevine girme, kamu görevlerinde yükselme ve terfi veya
atanma şartlarını da doğrudan ilgilendiren bir husustur ve Anayasanın 70.
maddesi ile doğrudan ilgilidir. Anayasanın ilgili 70. maddesi şu şekildedir:
“MADDE 70- Her Türk, kamu hizmetlerine girme hakkına sahiptir.
Hizmete alınmada, görevin gerektirdiği niteliklerden başka
hiçbir ayırım gözetilemez.”
Görüldüğü üzere Türk vatandaşları için kamu görevine girme
hakkında görevin gerektirdiği nitelikler haricinde bir ayrım gözetilemeyeceği
Anayasal olarak tanımlanmıştır. Bu çerçevede iptali talep edilen düzenleme,
kişilerin bir göreve atanmada sahip olmaları gereken nitelik ve şartlara
ilişkin olduğundan Anayasa’nın 70. maddesi kapsamında değerlendirilmek
zorundadır ve kanun ile düzenlenmesi ve bu bağlamda bir sınırlama getirilecekse
de kanun ile bu yönde düzenlenmesi gereken bir alan içerisindedir.
İptali talep edilen Aile Enstitüsünün Danışma Kurulu
üyeliklerine atanma şartlarının CBK ile düzenlenmesi, bu anlamda Anayasa’nın
70. maddesine de aykırıdır ve iptali gerekir.
Nitekim, Anayasa Mahkemesi, çeşitli kararlarıyla benzer atanma
şartlarına ilişkin bu hususu netleştirmiştir. Örneğin, AYM, (AYM, E.2018/118,
K.2023/180, 26/10/2023, § …) sayılı kararında sözleşmeli personel açısından
sözleşme ile çalışmaya ilişkin CBK ile getirilen kurala yönelik verdiği kararda
bu ilişkiyi kurmuştur.
“121. Anayasa’nın 70. maddesinin birinci fıkrasında, her
Türk’ün, kamu hizmetlerine girme hakkına sahip olduğu belirtildikten sonra
ikinci fıkrasında hizmete alınmada, görevin gerektirdiği niteliklerden başka
hiçbir ayrımın gözetilemeyeceği kurala bağlanmıştır. Buna göre, Anayasa’nın
anılan maddesinde düzenlenen ve “Siyasî Haklar ve Ödevler” başlıklı Dördüncü
Bölümü’nde yer alan kamu hizmetlerine girme hakkına ilişkin olarak CBK ile
düzenleme yapılması mümkün değildir.
122. Anayasa Mahkemesinin yerleşik kararlarında, kamu hizmetine
girişin şartlarını belirleyen kuralların kamu hizmetine girme hakkı kapsamında
olduğu kabul edilmektedir (AYM, E.2011/107, K.2012/184, 22/11/2012; E.2018/89,
K.2019/84, 14/11/2019).
123. İstihdam edilecek sözleşmeli personelin 657 sayılı Kanun
ile diğer kanunların sözleşmeli personel çalıştırılmasına dair hükümlerine
bağlı kalınmaksızın (1) numaralı CBK hükümlerine ve akdedilecek sözleşmeye göre
istihdam edileceğini düzenleyen kural kamu görevlisi niteliğindeki sözleşmeli
personelin kamu hizmetlerine giriş şart ve koşulları ile ilişkili bir düzenleme
niteliğindedir. Bu itibarla kural, Anayasa’nın CBK ile düzenlenmesi yasaklanan
siyasî haklar ve ödevlerle ilgili bir düzenleme öngörmektedir.”
Benzer şekilde, AYM, (AYM, E.2018/149, K.2022/163, 29/12/2022, §
…) ve (AYM, E.2018/149, K.2022/163, 29/12/2022, § …) sayılı kararlarında da
TÜBİTAK Yönetim Kurulu üyeliklerine atanma ile rektör atanmasına ilişkin
verdiği kararlarda da atanma şartlarına ilişkin düzenlemelerin CBK ile
düzenlenemeyecek alanlar içinde olup kamu hizmetine giriş hakkı ile kanun ile
düzenlenmesi gereken konular olduğunu açık bir biçimde ifade etmiştir.
“189. Kural, bir kamu görevi olan TÜBİTAK yönetim kurulu
üyeliğine atanma için aranan şartlara/niteliklere ilişkin olduğundan hem
Anayasa’nın İkinci Kısmı’nın Dördüncü Bölümü’nde yer alan kamu hizmetlerine
girme hakkının uygulanmasına dair, hem de Anayasa’nın 128. maddesinin ikinci
fıkrası bağlamında münhasıran kanunla yapılması gereken bir düzenleme niteliği
taşımaktadır.”
“163. Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasının ikinci
cümlesinde Anayasa’nın İkinci Kısmı’nın Birinci ve İkinci Bölümlerinde yer alan
temel haklar, kişi hakları ve ödevleriyle Dördüncü Bölümü’nde yer alan siyasi
haklar ve ödevlerin CBK’larla düzenlenmesi yasaklanmış; anılan fıkranın üçüncü
cümlesinde de Anayasa’da münhasıran kanunla düzenlenmesi gereken konularda CBK
çıkarılamayacağı belirtilmiştir.
164. Anayasa’nın kamu hizmetine girme hakkını düzenleyen 70.
maddesinde “Her Türk, kamu hizmetlerine girme hakkına sahiptir. /Hizmete
alınmada, görevin gerektirdiği niteliklerden başka hiçbir ayırım gözetilemez.”
hükmüne yer verilmiştir. Anayasa’nın İkinci Kısmı’nın “Siyasî Haklar ve Ödevler”
başlıklı Dördüncü Bölümü’nde yer alan ve 70. maddesinde güvence altına alınan
kamu hizmetine girme hakkına ilişkin olarak CBK ile düzenleme yapılması mümkün
değildir.
165. Diğer yandan Anayasa’nın 130. maddesinin altıncı fıkrasında
“Kanunun belirlediği usul ve esaslara göre; rektörler Cumhurbaşkanınca,
dekanlar ise Yükseköğretim Kurulunca seçilir ve atanır.” denildiğinden
rektörlerin atama usul ve esasları Anayasa’nın münhasıran kanunla
düzenlenmesini öngördüğü konulardandır.
166. Kamu hizmetine girme ve hizmete alınmada hangi nitelik ve
şartların aranacağı Anayasa’nın 70. maddesi kapsamındadır.
167. Kural, bir kamu görevi olan rektörlüğe atanma için aranan
şartlara/niteliklere ilişkin olduğundan hem kamu hizmetlerine girme hakkının
uygulanmasına dair, hem de Anayasa’nın 130. maddesinin altıncı fıkrası
bağlamında münhasıran kanunla yapılması gereken bir düzenleme niteliği
taşımaktadır.
168. Bununla birlikte Anayasa’nın 104. maddesinin dokuzuncu
fıkrasında üst kademe kamu yöneticilerinin atanmalarına ilişkin usul ve
esasların CBK ile düzenleneceği ayrıca ve açıkça ifade edilmiştir. Başka bir
ifadeyle, anılan konu Anayasa’nın özel olarak CBK ile düzenlenebileceğini
öngördüğü konulardandır. Diğer yandan belirli bir kamu görevine atanma için
aranan nitelikler de atama usul ve esaslarının bir unsuru olduğundan üst kademe
kamu yöneticilerinin bu görevlere atanmasında aranacak niteliklerin CBK ile
düzenlenmesi mümkündür. Dolayısıyla üst kademe kamu yöneticilerinin
niteliklerinin belirlenmesine ilişkin düzenlemeler Anayasa’nın 104. maddesinin
dokuzuncu fıkrasıyla bağlantılı olarak anılan maddenin on yedinci fıkrasının
ikinci ve üçüncü cümlelerine aykırılık oluşturmayacaktır.
169. Bu itibarla üst kademe kamu yöneticiliği görevlerinden olan
rektörlüğe atanma şartlarına/niteliklerine ilişkin düzenleme getiren kuralın
Anayasa’nın 104. maddesinin dokuzuncu fıkrasıyla bağlantılı olarak anılan
maddenin on yedinci fıkrasının ikinci ve üçüncü cümlelerine aykırı bir yönü
bulunmamaktadır.”
Bu nedenle 171 sayılı CBK’nın 9. maddesinin birinci fıkrasındaki
iptali talep edilen ibare ile Aile Enstitüsünün Danışma Kurulu üyeliklerine
atanma şartlarını belirleyen kural, Anayasa’nın 104/17. maddesinde belirlenen
sınırları aşarak Anayasanın ikinci kısmının birinci ve ikinci bölümlerinde yer
alan temel haklar, kişi hakları ve ödevleriyle dördüncü bölümde yer alan siyasi
haklar ve ödevler alanında düzenleme yapması nedeniyle; konu bakımından
yetkisizlikle maluldür ve Anayasa’nın 104/17. fıkrasına aykırıdır. Bu cihetle,
ihtilaflı kuralın iptali gerekir.
ii) Münhasıran Kanunla düzenlenmesi Öngörülen Konuda
Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi Çıkarma Yasağına Aykırılık
171 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 9. maddesinin birinci
fıkrası ile Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığına bağlı Aile Enstitüsünün
Danışma Kurulu’nun oluşumu ve bu kurula görevlendirilme şartlarına ilişkin
düzenleme konu bakımından yetki yönünden Cumhurbaşkanlığı Kararnamelerinin
sınırlarını aşması nedeniyle Anayasa’nın 104. maddesine aykırıdır.
Anayasanın 104/17. maddesinde geçen “münhasıran kanunla
düzenlenmesi öngörülen konular” ibaresinin Anayasa’da “kanunla düzenlenir veya
kanunla konulur, değiştirilir veya kaldırılır” vb. ifadelerin bulunduğu
maddelere bakarak belirlenmesi gerekir. Anayasa Mahkemesi, Anayasa’da salt bir
kanunla düzenleme kaydının bulunmasının, ilgili konuyu cumhurbaşkanlığı
kararnamesinin konu bakımından yetki alanından çıkarmak açısından yeterli
olduğunu ifade etmiştir: “... Anayasa’da münhasıran kanunla düzenlenmesi
öngörülen konularda CBK çıkarılamayacağı hüküm altına alınmıştır. Ancak
Anayasa’da hangi konuların münhasıran kanunla düzenleneceğine ilişkin özel bir
hüküm bulunmamaktadır. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesinin yerleşik
içtihadında anayasa koyucunun kanunla düzenlenmesini öngördüğü konuların bu
kapsamda görülmesi gerektiği kabul edilmektedir (AYM, E.2016/150, K.2017/179,
28/12/2017, § 57; E.2016/180, K.2018/4, 18/1/2018, § 17; E.2017/51, K.2017/163,
29/11/2017, § 13; E.2016/139, K.2016/188, 14/12/2016, § 9; E.2013/47,
K.2013/72, 6/6/2013). Buna göre Anayasa’da kanunla düzenleneceği belirtilen
alanlarda Cumhurbaşkanı’nın CBK çıkarma yetkisi bulunmamaktadır”. (AYM, E.S.
:2018/125, K.S.:2020/4, K.T.:22/1/2020, R.G. Tarih – Sayı: 13/5/2020 – 31126,
§11). O halde Anayasa’nın bir maddesinde bir konunun yasayla düzenlenmesi
öngörülmüşse o konunun Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile düzenlenmesi,
Anayasa’nın 7. ve 104/17. maddelerine aykırılık oluşturacaktır.
İptali talep edilen düzenleme, Anayasa’nın 123. maddesinde ifade
edildiği üzere idarenin bütünlüğü içerisinde yer alan Aile Enstitüsünün danışma
kurulu üyelerinin göreve atanma ve atanma şartlarına ilişkin bir
düzenlemelerdir.
Anayasa’nın 128. maddesinde, “Memurların ve diğer kamu
görevlilerinin nitelikleri, atanmaları, görev ve yetkileri, hakları ve yükümlülükleri,
aylık ve ödenekleri ve diğer özlük işleri kanunla düzenlenir. Ancak, malî ve
sosyal haklara ilişkin toplu sözleşme hükümleri saklıdır” hükmü yer almaktadır.
Anayasa’nın 128. maddesinde belirtilen bu hüküm açıkça kamuda
çalışmakta olan memurlar ve diğer kamu görevlilerinin, nitelikleri, atanma,
görev ve yetkileri, hakları ve yükümlülükleri, aylık ve diğer özlük işlerinin
kanun ile düzenlenmesi şartını getirmektedir. Dolayısıyla, bu madde kapsamında
olan Aile Enstitüsünün danışma kurulu üyelerinin göreve atanma ve
atanma şartlarının belirlenmesi, atanmaları ve nitelikleri, ile ilgili bir
düzenleme olduğu ve bu yönde bir düzenlemenin de kanunla yapılmasının gerektiği
aşikardır.
Anayasa Mahkemesi, 24/8/2021 tarihli ve (83) numaralı
Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinde Değişiklik
Yapılmasına Dair Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin 4. maddesiyle 10/7/2018
tarihli ve 30474 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan (1) numaralı
Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin Altıncı
Kısmı’nın Sekizinci Bölümü’ne eklenen geçici 2. maddesine ilişkin 2021/115 E.,
2023/133 K. sayılı kararında şu şekilde tanımlanmaktadır:
“11. Anayasa'nın 128. maddesinde devletin, kamu iktisadi
teşebbüsleri ve diğer kamu tüzelkişilerinin genel idare esaslarına göre
yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli
görevlerin, memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle görüleceği ifade edilmiş;
memurların ve diğer kamu görevlilerinin nitelikleri, atanmaları, görev ve
yetkileri, hakları ve yükümlülükleri, aylık ve ödenekleri ile diğer özlük
işlerinin kanunla düzenleneceği belirtilmiştir.
12. Kamu hizmeti niteliği taşıyan görevlerin yerine
getirilebilmesi bağlamında Hazine ve Maliye Bakanlığında muhasebat başkontrolörü,
muhasebat kontrolörü ve muhasebe denetmeni kadrosunda istihdam edilen
personelin genel idari esaslara göre yürütülen asli ve sürekli görevleri yerine
getirdikleri, dolayısıyla Anayasa’nın 128. maddesi anlamında memur veya diğer
kamu görevlisi sıfatına sahip bulundukları hususunda tereddüt bulunmamaktadır.
13. Anayasa’nın 128. maddesine göre memurlar ve diğer kamu
görevlilerinin atanmalarının kanunla düzenlenmesi gerekmekte olup kurallarla
muhasebat başkontrolörü, muhasebat kontrolörü ve muhasebe denetmeni kadrolarına
atanabilme şartlarına yönelik bir düzenleme öngörülmektedir.
14. Bu itibarla Anayasa’nın 128. maddesi uyarınca münhasıran
kanunla düzenlenmesi gereken bir konuda düzenleme yapan kuralların Anayasa’nın
104. maddesinin on yedinci fıkrasının üçüncü cümlesine aykırı olduğu
anlaşılmıştır (benzer yöndeki karar için bkz. AYM, E.2021/90, K.2022/108,
28/09/2022, §§ 61-67).”
Yine, AYM, başka bir kararında da aynı yönde bir değerlendirme
yapmaktadır. İlgili karar şu şekildedir:
“62. (79) numaralı CBK’nın geçici 2. maddesinin birinci
cümlesinde bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihte Bakanlıkta Avrupa Birliği
Uzmanı, Avrupa Birliği Uzman Yardımcısı ile İhracatı Geliştirme Uzmanı
kadrolarında bulunanların, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren 1 ay
içinde talep etmeleri hâlinde durumlarına uygun Ticaret Uzmanı ve Ticaret Uzman
Yardımcısı kadrolarına atanması hüküm altına alınmış olup anılan cümle dava
konusu kuralı oluşturmaktadır.
63. Anayasa'nın 128. maddesinde devletin, kamu iktisadi
teşebbüsleri ve diğer kamu tüzelkişilerinin genel idare esaslarına göre
yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli
görevlerin, memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle görüleceği ifade edilmiş;
memurların ve diğer kamu görevlilerinin nitelikleri, atanmaları, görev ve
yetkileri, hakları ve yükümlülükleri, aylık ve ödenekleri ile diğer özlük
işlerinin kanunla düzenleneceği belirtilmiştir.
64. Kamu hizmeti niteliği taşıyan görevlerin yerine
getirilebilmesi bağlamında Bakanlıkta Ticaret Uzmanı ve Ticaret Uzman
Yardımcısı kadrosunda istihdam edilen personelin genel idari esaslara göre
yürütülen asli ve sürekli görevleri yerine getirdikleri, dolayısıyla
Anayasa’nın 128. maddesi anlamında memur veya diğer kamu görevlisi sıfatına
sahip bulundukları hususunda tereddüt bulunmamaktadır.
65. Anayasa’nın 128. maddesine göre memurlar ve diğer kamu
görevlilerinin atanmalarının kanunla düzenlenmesi gerekmekte olup kuralla
Ticaret Uzmanı ve Ticaret Uzman Yardımcısı kadrolarına atanabilmeye ilişkin
koşullara yönelik bir düzenleme öngörülmektedir.
66. Bu itibarla Anayasa’nın 128. maddesi uyarınca münhasıran
kanunla düzenlenmesi gereken bir konuda düzenleme yapan kuralın Anayasa’nın
104. maddesinin on yedinci fıkrasının üçüncü cümlesine aykırı olduğu
anlaşılmaktadır.
67. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 104. maddesinin on
yedinci fıkrasının üçüncü cümlesine aykırıdır. İptali gerekir.”( AYM,
E.2021/90, K.2022/108, 28/09/2022, §§ 61-67)
Yukarıda da belirtildiği üzere iptali talep edilen düzenlemeler
kamu görevlilerinin göreve atanması ve atanma şartlarının belirlenmesine
ilişkin bir düzenlemeler olup Anayasa’nın 128. maddesinde belirtilen kanunilik
ilkesine tabidir.
İptal talebine konu olan düzenlemelerin öznesi olan Aile Enstitüsünün
danışma kurulu üyelerinin görevleri süresince kamu görevlileri olduğu aşikardır
ve bunların kamu görevlisi olmaları nedeniyle bunların görevlendirilmeleri,
atamaları ve atanma şartlarının da kanunla düzenlenmesi gerekmekte olup, bunun
dışında Cumhurbaşkanlığı kararnameleri ile bu konularda belirleme yapılması
mümkün değildir.
Anayasa Mahkemesi, “… kamu görevlileriyle ilgili yeni haklar ve
yükümlülükler öngören, bunların özlük haklarını etkileyen veya niteliği
itibarıyla atama benzeri sonuçlar doğuran görevlendirme ve görevlendirme
benzeri işlemlere ilişkin düzenlemelerin Anayasa’nın 128. maddesinin ikinci
fıkrası uyarınca münhasıran kanunla yapılması gerekir.” şeklindeki 2019/113 E.
ve 2023/198 K. Sayılı kararında kanunilik ilkesinin gereğince görevlendirme,
görev süresinin belirlenmesi, özlük haklarını etkileyen düzenlemelerin kanunla
yapılması gerektiğini belirtmiştir.
Yukarıda belirttiğimiz kanunilik ilkesinin tek istisnası, kamu
kurum ve kuruluşlarında görev yapan üst düzey kamu yöneticilerinin atanmasında
Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile de belirlenebilmesine ilişkin Cumhurbaşkanına
tanınan yetkidir.
“163. Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasının ikinci
cümlesinde Anayasa’nın İkinci Kısmı’nın Birinci ve İkinci Bölümlerinde yer alan
temel haklar, kişi hakları ve ödevleriyle Dördüncü Bölümü’nde yer alan siyasi
haklar ve ödevlerin CBK’larla düzenlenmesi yasaklanmış; anılan fıkranın üçüncü
cümlesinde de Anayasa’da münhasıran kanunla düzenlenmesi gereken konularda CBK
çıkarılamayacağı belirtilmiştir.
164. Anayasa’nın kamu hizmetine girme hakkını düzenleyen 70.
maddesinde “Her Türk, kamu hizmetlerine girme hakkına sahiptir. /Hizmete
alınmada, görevin gerektirdiği niteliklerden başka hiçbir ayırım gözetilemez.”
hükmüne yer verilmiştir. Anayasa’nın İkinci Kısmı’nın “Siyasî Haklar ve
Ödevler” başlıklı Dördüncü Bölümü’nde yer alan ve 70. maddesinde güvence altına
alınan kamu hizmetine girme hakkına ilişkin olarak CBK ile düzenleme yapılması
mümkün değildir.
165. Diğer yandan Anayasa’nın 130. maddesinin altıncı fıkrasında
“Kanunun belirlediği usul ve esaslara göre; rektörler Cumhurbaşkanınca,
dekanlar ise Yükseköğretim Kurulunca seçilir ve atanır.” denildiğinden
rektörlerin atama usul ve esasları Anayasa’nın münhasıran kanunla
düzenlenmesini öngördüğü konulardandır.
166. Kamu hizmetine girme ve hizmete alınmada hangi nitelik ve
şartların aranacağı Anayasa’nın 70. maddesi kapsamındadır.
167. Kural, bir kamu görevi olan rektörlüğe atanma için aranan
şartlara/niteliklere ilişkin olduğundan hem kamu hizmetlerine girme hakkının
uygulanmasına dair, hem de Anayasa’nın 130. maddesinin altıncı fıkrası
bağlamında münhasıran kanunla yapılması gereken bir düzenleme niteliği
taşımaktadır.
168. Bununla birlikte Anayasa’nın 104. maddesinin dokuzuncu
fıkrasında üst kademe kamu yöneticilerinin atanmalarına ilişkin usul ve
esasların CBK ile düzenleneceği ayrıca ve açıkça ifade edilmiştir. Başka bir
ifadeyle, anılan konu Anayasa’nın özel olarak CBK ile düzenlenebileceğini
öngördüğü konulardandır. Diğer yandan belirli bir kamu görevine atanma için
aranan nitelikler de atama usul ve esaslarının bir unsuru olduğundan üst kademe
kamu yöneticilerinin bu görevlere atanmasında aranacak niteliklerin CBK ile
düzenlenmesi mümkündür. Dolayısıyla üst kademe kamu yöneticilerinin niteliklerinin
belirlenmesine ilişkin düzenlemeler Anayasa’nın 104. maddesinin dokuzuncu
fıkrasıyla bağlantılı olarak anılan maddenin on yedinci fıkrasının ikinci ve
üçüncü cümlelerine aykırılık oluşturmayacaktır.
169. Bu itibarla üst kademe kamu yöneticiliği görevlerinden olan
rektörlüğe atanma şartlarına/niteliklerine ilişkin düzenleme getiren kuralın
Anayasa’nın 104. maddesinin dokuzuncu fıkrasıyla bağlantılı olarak anılan
maddenin on yedinci fıkrasının ikinci ve üçüncü cümlelerine aykırı bir yönü
bulunmamaktadır.” “(AYM, E.2018/149, K.2022/163, 29/12/2022, § …)
6771 Sayılı Kanun ile Anayasamızda yapılan değişiklikler
çerçevesinde değiştirilen Anayasa’nın 104.maddesinin 9. fıkrasına “Üst kademe
kamu yöneticilerini atar, görevlerine son verir ve bunların atanmalarına
ilişkin usul ve esasları Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle düzenler.” yetkisi
eklenmiştir. Cumhurbaşkanına tanınan bu yetki yeni bir yetki türüdür.
Cumhurbaşkanı tarafından 10.07.2018 tarih ve 30474 sayılı Resmi Gazete’de
yayımlanan 3 sayılı Üst Kademe Kamu Yöneticileri İle Kamu Kurum Ve
Kuruluşlarında Atama Usullerine Dair Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin 2.
Maddesi ve ekli (I) ve (II) sayılı Cetvellerle üst kademe kamu yöneticileri
belirlenmiştir ve iptali talep edilen düzenlemelerin konusu olan Aile Enstitüsü
danışma kurulu üyeleri, 3 sayılı CBK’nın eki niteliğindeki (I) ve (II) sayılı
Cetvelde yer alan kamu görevlileri arasında bulunmamaktadır.
Dolayısıyla, iptal talebine konu olan Aile Enstitüsü yönetim
kurulu üyelerinin göreve atanması, görev sürelerinin belirlenmesi ile atanma
şartlarının CBK ile saptanmasına yönelik düzenleme, bu bağlamda üst düzey kamu
yöneticisi olmamaları nedeniyle, Anayasanın 104/9. Maddesindeki özel yetki
alanında olmayıp Anayasanın 104/17. Maddesindeki sınırları aşan bir düzenleme
niteliği taşımaktadır.
Bu nedenle yukarıda da belirtildiği üzere kamu görevlilerinin
atanması, nitelikleri, görev, yetki ve özlük haklarının kanunla düzenlenmesine
yönelik Anayasa’nın 128. maddesinde belirlenen kanunilik ilkesine tabi olması
gereken bir düzenleme niteliği taşımaktadır.
Dolayısıyla Anayasa’da kanunla düzenleneceği belirtilen
alanlarda Cumhurbaşkanı’nın CBK çıkarma yetkisi bulunmamaktadır”. (AYM, E.S.
:2018/125, K.S.:2020/4, K.T.:22/1/2020, R.G. Tarih – Sayı: 13/5/2020 – 31126,
§11). O halde Anayasa’nın bir maddesinde bir konunun yasayla düzenlenmesi
öngörülmüşse o konunun Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile düzenlenmesi,
Anayasa’nın 7., 104/17. ve 128. maddelerine aykırılık oluşturacaktır. Bu
nedenle, Anayasa’nın 128. Maddesine aykırı olan bu düzenlemelerin iptali talep
edilmektedir.
Bu itibarla; Anayasa’nın 128. maddesi uyarınca kanunla
düzenlenmesi gereken bir konuyu düzenleyen ihtilaflı CBK düzenlemesi, konu
bakımından yetkisizlikle maluldür ve Anayasa’nın 104/17. maddesindeki sınırları
aşmaktadır. Dolayısıyla, söz konusu düzenleme, Anayasa’nın 104/17. maddesinde
belirlenen sınırları aşarak kanun ile düzenlenmesi öngörülen alanda düzenleme
yapması nedeniyle Anayasa’nın 104/17. fıkrasına aykırıdır, iptali gerekir.
ııı) Yürütmeye İlişkin konularda Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi
ile Düzenleme Yapılmasına İlişkin Aykırılık
Anayasanın 106. Maddesinin 11. fıkrasına göre Bakanlıkların
kurulması, kaldırılması, görevleri ve yetkileri, teşkilat yapısı ile merkez ve
taşra teşkilatlarının kurulması Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle düzenlenebilir.
Nitekim, 171 Sayılı CBK’nın 3. maddesi ile Aile ve Sosyal Hizmetler
Bakanlığı’na bağlı Aile Enstitüsü kurulmuştur. Ancak, iptale konu olan
düzenleme ile Aile Enstitüsünün danışma kurulu üyelerinin Aile ve Sosyal
Hizmetler Bakanı tarafından Bakanlığın faaliyet alanıyla ilgili çalışmaları
olan kişiler arasından atanmasına ilişkin Bakana yetki devri yapılması ise
Anayasa’nın 106. maddesinin 11. fıkrasındaki düzenlemede belirlenen yetkinin
aşıldığını göstermektedir. Oysa, 106. maddenin 11. fıkrası ile Cumhurbaşkanına
özel olarak verilen Cumhurbaşkanı kararnamesi ile düzenleme yetkisi
devredilemez nitelikte bir yetki olup, bir Enstitüye ilişkin bağlı olan Bakana
veya ilgili kuruma bu yetki devredilemez.
Kaldı ki, Anayasa’nın 123. Maddesi ile birlikte düşünüldüğünde
söz konusu 106/11. maddesi Cumhurbaşkanını yürütme erki olarak tanımlandığından
bu erke tanınan özel bir yetki türü olup, bir CBK ile bu yetkinin devri mümkün
olamaz. Ancak ve ancak, CBK ile düzenlenmiş konularda teknik nitelikteki
işlemlere yönelik ikincil mevzuat düzenlemesi mümkün olabilir.
Nitekim Anayasa Mahkemesi, 33 sayılı CBK’ya ilişkin olarak CBK
ile yetki devri ve bunun sınırlarını açık bir biçimde tanımlamıştır:
“44. 6771 sayılı Kanun’la yapılan Anayasa değişikliğiyle
yürütme yetkisine ilişkin konularla sınırlı olmak kaydıyla Cumhurbaşkanı’na doğrudan
ve ilk elden düzenleyici işlem yapma yetkisi verilmiştir. Cumhurbaşkanı’na
genel olarak verilen CBK çıkarma yetkisinin yanı sıra Anayasa’nın bazı
maddelerinde belirtilen kimi konuların CBK ile düzenleneceği ayrıca ifade
edilmiştir (bkz. §§ 5, 6).
45. CBK çıkarabilme yetkisinin bir sonucu olarak CBK ile
düzenlenmesi gereken bir konuya ilişkin düzenleme yetkisinin Cumhurbaşkanı’nca
CBK çıkarmak suretiyle kullanılmasıve
bu yetkinin idareye bırakılmaması gerekir. Anayasa koyucu tarafından CBK’ya
tanınan asli bir yetkinin, başka bir idari işleme bırakılması mümkün değildir.
Aksi uygulama ilgili konunun CBK ile düzenlenebileceğine ilişkin güvenceye
aykırı olacaktır.
46. CBK’nın temel ilkeleri koymadan, çerçeveyi çizmeden idareye
düzenleme yetkisi vermemesi, sınırsız ve belirsiz bir alanı idarenin
düzenlemesine bırakmaması, diğer bir ifadeyle Cumhurbaşkanı’nın CBK ile
düzenlemesi gereken konulardaki bu yetkisini devretmemesi gerekir. Bununla
birlikte yürütme organının CBK çıkarmaya yetkili olduğu konuya ilişkin her
türlü ayrıntıyı CBK ile düzenlemesi ve bu düzenlemelerin gereğini bizzat yerine
getirmesi gerekli olmayıp CBK ile konuya ilişkin temel kuralları belirledikten
ve genel çerçeveyi çizdikten sonra bu çerçevenin içinde kalan hususları,
düzenleyici nitelikteki diğer işlemlerle belirlemesi ve bu düzenlemeler
kapsamında yerine getirilmesi gerekli tasarrufları da ilgili idareye bırakması
mümkündür.” (AYM, 2019/71 E., 2020/82 K.)
Bu çerçevede AYM kararı çerçevesinde konu ele alındığında bir
CBK ile yetki devri yapılabileceği, ancak bu yetki devrine ilişkin hususların
temel kuralları ve genel çerçeveyi çizme bu çerçevenin içinde kalan düzenleyici
nitelikte olan işlemler hususunda yetki devri yapabileceği görülmektedir. Oysa
171 sayılı CBK’nın iptali talep edilen düzenlemesinde Aile Enstitüsünün danışma
kurulu üyelerinin göreve atanmasına ilişkin yetkinin asli düzenleme kapsamında
olduğu görülmektedir. Söz konusu asli yetkiyi sınırları belirlenmeden Aile
Enstitüsünün bağlı olduğu Bakana danışma kurulu üyelerini belirleme şeklindeki
bir düzenleyici işlemle devri Anayasa’nın 106. maddesine de aykırılık teşkil
etmektedir.
Bu çerçevede söz konusu düzenleme, Cumhurbaşkanına tanınan
yürütme ile ilgili konulardan olmaması nedeniyle de Anayasa’nın 104/17.
Maddesine aykırılık teşkil etmektedir. Bu nedenle, Anayasanın 104. maddesine
aykırıdır, iptali gerekir.
b) Anayasa’nın 7. Maddesinde Belirlenen Yasama Yetkisinin
Devredilemezliği İlkesine Aykırılık
Yürütme organı (ya da idare), Anayasada öngörülmüş durumlar
dışında kanunların düzenlemediği bir alanda kendiliğinden kural koyamaz ya da
bir kanuna aykırı olarak bir kural koyamaz.
İptali talep edilen 171 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin
9. Maddesinin birinci fıkrasındaki iptali talep edilen ibare ile Aile Enstitüsü
danışma kurulunun üyelerinin göreve atanmaları ile atanma şartlarına yönelik
düzenleme yapılmaktadır.
Söz konusu düzenlemeler, kamu görevlilerinin atanmaları ve
nitelikleri ile ilgili bir düzenleme olması nedeniyle kanunilik ilkesine tabi
olması zorunluluğundan dolayı kanunla düzenlenmesi gereken bir alandadır. Anayasa’nın
70. ve 128. maddelerinde yasa ile düzenlenmesi öngörülmüş bir alanda Cumhurbaşkanlığı
kararnamesi ile düzenleme yapılmaktadır. Bu şekilde; yürütme, fonksiyon gaspı
yapmak suretiyle, Anayasa tarafından kanun koyucunun konu bakımından yetki
alanına inhisar ettirilen bir alanda düzenleme yapmıştır. Yürütme organı (ya da
idare), Anayasada öngörülmüş durumlar dışında kanunların düzenlemediği bir
alanda kendiliğinden kural koyamaz.
Dolayısıyla kanunla düzenlenmesi yolundaki Anayasa kurallarına
aykırı bir düzenleme yapılması, yasama yetkisinin devrine ilişkin sınırın
aşıldığını ve yürütmenin yasamanın yetki alanına müdahale ettiğini
göstermektedir. Bu nedenle, söz konusu cümleler, Anayasa’nın 7. maddesinde
belirlenen yasama yetkisini devretme yasağına aykırıdır, iptali gerekir.
c) Anayasa’nın 8. Maddesine Aykırılık
Anayasa’nın 8. maddesine göre; “Yürütme yetkisi ve görevi,
Cumhurbaşkanı tarafından, Anayasaya ve kanunlara uygun olarak kullanılır ve
yerine getirilir”. Cumhurbaşkanlığı kararnamesi, yürütme yetkisi olarak,
Anayasa ve kanunlar çerçevesinde kullanılmalıdır. Oysa, 171 sayılı
Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 9. maddesinin birinci fıkrasındaki iptali talep
edilen ibare ile Aile Enstitüsü danışma kurulunun üyelerinin göreve atanmaları
ile atanma şartlarına yönelik düzenleme yapılmaktadır. Yukarıda belirtildiği
üzere bir CBK ile kanunla düzenlenmesi öngörülen bir alanda CBK ile düzenleme
yapılması suretiyle kanun koyucunun alanına müdahale edilmesi, anayasal çerçeve
dışında yetki kullanımını ortaya koymaktadır. Aynı şekilde, Cumhurbaşkanına
verilen özel bir yetkinin Anayasa’ya aykırı olarak yetki devri sınırlarının
aşılması yoluyla başka bir kamu görevlisine devri de yine Anayasa’nın 8.
Maddesine aykırılık teşkil etmektedir. Bu itibarla 171 sayılı Cumhurbaşkanlığı
Kararnamesinin 9. maddesinin birinci fıkrasındaki iptali talep edilen ibare,
Anayasa’nın 8. maddesine de aykırıdır, iptali gerekir.
d) Hukuk Devleti İlkesine Aykırılık
Hukuk devleti, bütün işlem ve eylemlerinin hukuk kurallarına
uygunluğunu başlıca geçerlik koşulu sayan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni
kurmayı amaçlayan ve bunu geliştirerek sürdüren, hukuku tüm devlet organlarına
egemen kılan, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, insan haklarına
saygı duyarak bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, Anayasa’ya ve hukuk
kurallarına bağlılığa özen gösteren, yargı denetimine açık olan, yasaların
üstünde yasa koyucunun da uymak zorunda olduğu temel hukuk ilkeleri ile
Anayasa’nın bulunduğu bilinci olan devlettir (Anayasa Mahkemesi’nin 02.06.2009
tarihli ve 2004/10 E.; 2009/68 K. sayılı Kararı). Hukuk devletinin ön
koşullarından olan hukuki güvenlik ilkesi, hukuk normlarının öngörülebilir
olmasını; hukuki belirlilik ilkesi de, kanun hükümlerinin şüpheye yer
vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılabilir olmasını ve ayrıca kamu
otoritelerinin keyfi uygulamalarına karşı koruyucu önlemler içermesini ifade
etmektedir (bkz. AYM 9.2.2017, 2016/143 E.– 2017/23 K. par. 13; RG.
12.4.2017-30036) (Anayasa Mahkemesi’nin 04.05.2017 tarihli ve 2015/41 E.;
2017/98 K. sayılı Kararı). Başka bir deyişle, hukuk devleti ilkesi gereğince,
idareye işlem yaparken ve eylem tesisi ederken veya görevlerini yerine
getirirken belirli oranda hareket serbestliği sağlayan takdir yetkisinin
kullanımı mutlak, sınırsız, keyfi biçimde gerçekleşemez; idarenin takdir
yetkisinin sınırları, keyfi işlem ve eylemleri önlemek amacıyla kanunla
çizilmelidir. Öte yandan; Anayasa’nın 123’üncü maddesinde yer alan idarenin
kanuniliği ilkesinin iki boyutu bulunmaktadır. İlk boyutu, idarenin
secundumlegem özelliğidir (kanuna dayanma ilkesidir). Bu ilkeye göre idarenin
düzenleme yetkisi kanundan kaynaklanır. İkinci boyutu, idarenin intralegem
özelliğidir (kanuna aykırı olmama ilkesidir). Bu ilkeye göre idarenin işlem ve
eylemleri, kanunun çizdiği sınırlar içinde kalmalıdır.
Bu nedenle Aile Enstitüsünün danışma kurulu üyelerinin göreve
atanmaları ve atanma şartlarının belirlenmesinde bağlı olduğu Aile ve Sosyal
Hizmetler Bakanına bunu belirleme yetkisi verilmesi hukuk devleti ilkesini
zedelemektedir. Hukuk devletinin temel taşı olan maddi anlamdaki hukukilik
kıstasının gereklerini karşılaması ve bir CBK’ya dayanması ile aykırı olmaması
için; genel çerçevesinin keyfi uygulamaya yer vermeyecek açıklıkta CBK
düzeyinde çizilmesi gerekmektedir. Ancak CBK ile yapılan bu yetki devrinde,
-anayasal ilkelerin aksine- yönetim Kurulu üyeliğine atanmada hangi kriterlerin
esas olacağı gibi asli unsurlar Bakanın yetkisine bırakılmış ve sadece bunların
Bakanlığın faaliyet alanıyla ilgili çalışmaları olması şartı aranmıştır. Somut-nesnel-maddi-açık-anlaşılabilir
ölçüt öngörmemiş; bu konuyu tamamen Bakanın uhdesine bırakmıştır. Yukarıda da
belirtiği üzere, somut bir belirlemeye olanak vermeyen, sadece Bakanlığın
faaliyet alanıyla ilgili çalışmalar olarak tanımlanan şart, hukuki anlamda
belirsiz, öngörülemez, sübjektif ve bu tercihi, kıstası belirleyecek öznenin de
belirsiz olduğu bir düzenleme niteliği taşımaktadır. Bu düzenlemeye göre Bakan
istediği her kişiyi danışma kuruluna atayabilecektir.
Bu kapsamda Bakanın yapacağı atamaları da tek başına ve çok kısa
vadede değiştirebilmesi olasılığı da; Enstitü bakımından hukuki
öngörülebilirlik ilkesini zedelemektedir. Bakanın uhdesine sınırları belirsiz,
aşırı ölçüde geniş bir düzenleme alanının bırakılması, iptali talep edilen
ibarenin uygulanmasını sağlamaya ilişkin anayasal işlevinin ötesine geçerek,
şekli anlamda bir CBK aracılığıyla, Aile Enstitüsü ile ilgili olarak Bakana
maddi anlamda CBK çıkarma yetkisinin tanınması anlamına gelecektir.
Söz konusu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin iptali talep edilen
hükmü, Aile Enstitüsünün danışma kurulu üyelerinin belirlenmesi hususunda,
Bakana verilen yetki, yukarıda tanımlandığı anlamda maddi anlamda hukukilik
ilkesinin gereklerini yerine getirmemektedir ve bu nedenle ihtilaflı düzenleme
Anayasa’nın 2. maddesine aykırıdır.
d) Anayasa’nın 2. Maddesine ve Başlangıç İlkelerine Aykırılık
Başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik
ve sosyal bir hukuk Devleti” olan Cumhuriyet, erkler ayrılığı ilkesinde
somutlaşır: “Kuvvetler ayrımının, Devlet organları arasında üstünlük sıralaması
anlamına gelmeyip, belli Devlet yetki ve görevlerinin kullanılmasından ibaret
ve bununla sınırlı medeni bir işbölümü ve işbirliği olduğu ve üstünlüğün ancak
Anayasa ve kanunlarda bulunduğu;” (Başlangıç, prg.4). Bu çerçevede; Anayasa’nın
7., 8. ve 9. maddeleri de yasama, yürütme ve yargı yetkilerini ayrı ayrı
düzenler.
171 sayılı Aile Enstitüsü Hakkında Cumhurbaşkanlığı
Kararnamesi’nin 9. maddesinin (1) sayılı fıkrasındaki “üye ile Bakanlığın
faaliyet alanıyla ilgili çalışmaları olan kişilerden belirlenen yedi üye olmak
üzere toplam onbeş” ibaresi, yukarıda açıklanan nedenlerle, “Anayasa ve
kanunların üstünlüğü” ilkesini ihlal ettiğinden, Anayasa’nın 2. maddesine ve
Başlangıç prg. 4’e de aykırılık oluşturmaktadır.
Bu aykırılık durumu, “kaynağını Anayasa’dan almayan Devlet
yetkisi kullanma yasağı” (md.6) karşısında ve Anayasanın bağlayıcılığı ve
üstünlüğü ilkesi (md.11) ile daha belirgin hale gelmektedir. Başta yasama,
yürütme ve yargı organlarının saygı göstermesi gelmek üzere, “Anayasanın
üstünlüğü ve bağlayıcılığı” hükmünün etkililiği, Anayasa Mahkemesi’nin bu
kuralın biricik bekçiliğini yapması ölçüsünde mümkündür. Her vesile ile bu
hükmü anlamlandırmak ve güncellemek, hukuk devleti (md.2) açısından
yaşamsaldır. Bu bakımdan, yürütme tekeline sahip olan makamın, yasama
yetkisinin devredilmezliği kuralına saygı göstermesi, “Anayasanın üstünlüğü ve
bağlayıcılığı” hükmünün sürekli gözetilmesi ölçüsünde mümkündür.
Dahası, Cumhurbaşkanı’nın, “Anayasanın uygulanmasını, Devlet
organlarının düzenli ve uyumlu çalışmasını temin” etme yükümlülüğü (md.104/2),
aykırılık durumunu, aşikâr olmanın ötesinde tehlikeli hale getirmektedir. Bu
nedenle, söz konusu düzenleme, Anayasa’ya aykırı olarak bir yetki kullanımını
düzenlediğinden ve yukarıda belirtilen nedenlerle Anayasa’nın 6., 11. ve 104/2.
Maddelerine de aykırılık teşkil etmektedir.
Yukarıda belirtilen nedenlerle 171 sayılı Aile Enstitüsü
Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin 9. maddesinin (1) sayılı fıkrasındaki
“üye ile Bakanlığın faaliyet alanıyla ilgili çalışmaları olan kişilerden
belirlenen yedi üye olmak üzere toplam onbeş” ibaresi, Anayasanın Başlangıç
ilkelerine, 2., 6., 7., 8., 11., 70., 104/17., 106. ve 128. maddelerine aykırı
olması nedeniyle iptali talep edilmektedir.
4) 171 sayılı Aile Enstitüsü Hakkında Cumhurbaşkanlığı
Kararnamesi’nin 12. maddesi ile ekli (1) ve (2) sayılı listelerin Anayasaya
Aykırılığı
171 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 12. maddesi ile Aile
ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı merkez teşkilatı için ekli (1) sayılı listede
bulunan kadrolar iptal edilmiş, bu CBK ile kurulan Aile Enstitüsü merkez
teşkilatı için ekli (2) sayılı listedeki kadrolar ihdas edilmiş ve 2 sayılı
CBK’nin eki (I) sayılı Cetvele Aile Enstitüsü bölümü olarak eklenmesine ilişkin
düzenleme yapılmıştır. Söz konusu madde ve ekli listeler, aşağıdaki açılardan
Anayasa’ya aykırıdır.
a) Anayasa’nın 104. maddesine konu bakımından yetki yönünden
Aykırılık
Söz konusu düzenleme, konu bakımından yetki yönünden
Cumhurbaşkanlığı Kararnamelerinin sınırlarını aşması nedeniyle Anayasa’nın 104.
maddesine aykırıdır. Anayasanın 104/17. maddede geçen “münhasıran kanunla
düzenlenmesi öngörülen konular” ibaresinin Anayasa’da “kanunla düzenlenir veya
kanunla konulur, değiştirilir veya kaldırılır” vb. ifadelerin bulunduğu
maddelere bakarak belirlenmesi gerekir. Anayasa Mahkemesi, Anayasa’da salt bir
kanunla düzenleme kaydının bulunmasının, ilgili konuyu cumhurbaşkanlığı
kararnamesinin konu bakımından yetki alanından çıkarmak açısından yeterli
olduğunu ifade etmiştir: “... Anayasa’da münhasıran kanunla düzenlenmesi
öngörülen konularda CBK çıkarılamayacağı hüküm altına alınmıştır. Ancak Anayasa’da
hangi konuların münhasıran kanunla düzenleneceğine ilişkin özel bir hüküm
bulunmamaktadır. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesinin yerleşik içtihadında
anayasa koyucunun kanunla düzenlenmesini öngördüğü konuların bu kapsamda
görülmesi gerektiği kabul edilmektedir (AYM, E.2016/150, K.2017/179,
28/12/2017, § 57; E.2016/180, K.2018/4, 18/1/2018, § 17; E.2017/51, K.2017/163,
29/11/2017, § 13; E.2016/139, K.2016/188, 14/12/2016, § 9; E.2013/47,
K.2013/72, 6/6/2013). Buna göre Anayasa’da kanunla düzenleneceği belirtilen
alanlarda Cumhurbaşkanı’nın CBK çıkarma yetkisi bulunmamaktadır”. (AYM, E.S.
:2018/125, K.S.:2020/4, K.T.:22/1/2020, R.G. Tarih – Sayı: 13/5/2020 – 31126,
§11). O halde Anayasa’nın bir maddesinde bir konunun yasayla düzenlenmesi
öngörülmüşse o konunun Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile düzenlenmesi,
Anayasa’nın 7. ve 104/17. maddelerine aykırılık oluşturacaktır.
İptali talep edilen düzenleme, Anayasa’nın 123. maddesinde ifade
edildiği üzere idarenin bütünlüğü içerisinde yer alan Aile ve Sosyal Hizmetler
Bakanlığı ile Aile Enstitüsünün merkez teşkilatları için ekli listelerde
belirtilen sınıf ve derecesi ile sayısı belirlenen kadroların iptaline ve
ihdasına ilişkindir.
Anayasa Mahkemesi bir kararında, “Kadro unvanı, personelin
niteliğini ifade etmenin yanında, o personelin yerine getireceği görev ve
yetkileri, hakları ve yükümlülükleri, aylık ve ödenekleri ile diğer özlük
haklarını da ifade etmektedir. Kadro derecesi ile personelin özellikle aylık ve
ödenekleri ve diğer özlük hakları bakımından sıkı bir bağ bulunmaktadır.”
değerlendirmesinde bulunmuştur (AYM, E.2005/139, K.2007/33, 22/3/2007). Anayasa
Mahkemesinin (AYMK, E.2005/145 K.2009/112, 23.7.2009; AYMK, E. 2018/73,
K.2019/65, 24.7.2019) kararlarında da belirtildiği üzere, bu hususlar Anayasa’nın
128. maddesi kapsamındadır.
Bu nedenle bu kadro ve pozisyon iptali veya ihdasına ilişkin
kuralların da Anayasa’nın 128. maddesi uyarınca kanunla düzenlenmesi gerekir.
Nitekim, Anayasa Mahkemesi, E. 2018/73, K.2019/65, 24.7.2019 kararının 139 ila
141. paragraflarında memurların kadro ihdas ve iptal işlemlerinin kanun ile
düzenlenmesi öngörülen alanlardan olduğunu belirterek, bu kadroların ihdas ve
iptallerine ilişkin olarak Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile düzenleme
yapılamayacağını da dolaylı olarak tanımlamıştır.
Anayasa’nın 104/17. maddesine göre kanunla düzenlenmesi
öngörülen konular CBK ile düzenlenemez. Dolayısıyla söz konusu düzenleme konu
bakımından yetki açısından CBK ile düzenlenebilecek konulardan değildir.
Nitekim, Anayasa Mahkemesi, 65 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesine ilişkin
verdiği kararda bazı yüksek öğretim kurumlarının kadro ihdas ve iptallerin
ilişkin düzenlemenin Anayasa’nın 130. Maddesi kapsamında münhasıran kanun ile
düzenlenmesi gereken konulardan olduğunu belirterek üniversitelerin kadro
ihdaslarına ilişkin düzenlemeyi iptal etmiştir (AYM, E. 2020/71, K.2021/33,
29/04/2021).
Bu nedenle iptali talep edilen düzenleme, Anayasa’nın 128.
maddesinde belirlenen kanunilik ilkesine ve dolayısıyla Anayasa’nın 104/17.
Maddesine aykırıdır, iptali gerekir.
Dolayısıyla, yukarıda belirtilen Aile ve Sosyal Hizmetler
Bakanlığı ile Aile Enstitüsünün merkez teşkilatları için ekli listelerde
belirtilen sınıf ve derecesi ile sayısı belirlenen kadroların iptaline ve
ihdasına ilişkin ihtilaflı düzenleme, Anayasa’nın 104/17. maddesinde belirlenen
sınırları aşarak kanun ile düzenlenmesi öngörülen alanda düzenleme yapması
nedeniyle; konu bakımından yetkisizlikle maluldür ve Anayasa’nın 104/17.
fıkrasına aykırıdır. Bu cihetle, ihtilaflı kuralın iptali gerekir.
b) Anayasa’nın 128. maddesine aykırılık
Yine İptali talep edilen düzenleme, Anayasa’nın 123. maddesinde
ifade edildiği üzere idarenin bütünlüğü içerisinde yer alan Aile ve Sosyal
Hizmetler Bakanlığı ile Aile Enstitüsünün merkez teşkilatları için ekli listelerde
belirtilen sınıf ve derecesi ile sayısı belirlenen kadroların iptaline ve
ihdasına ilişkindir.
Anayasa’nın 128. maddesinde, “Memurların ve diğer kamu
görevlilerinin nitelikleri, atanmaları, görev ve yetkileri, hakları ve
yükümlülükleri, aylık ve ödenekleri ve diğer özlük işleri kanunla düzenlenir.
Ancak, malî ve sosyal haklara ilişkin toplu sözleşme hükümleri saklıdır” hükmü
yer almaktadır. Anayasa Mahkemesi, son olarak 43 sayılı CBK’ye ilişkin olarak
bu bağlamda verdiği ihlal kararında şu tespiti yapmıştır: “Anayasa’nın 128.
maddesine göre memurlar ve diğer kamu görevlilerinin görev ve yetkileri,
hakları ve yükümlülüklerinin kanunla düzenlenmesi gerekmekte olup kuralla
hazine ve maliye başmüfettişleri, müfettişler ve müfettiş yardımcılarının görev,
yetki ve sorumluluklarına yönelik bir düzenleme öngörülmektedir … Bu itibarla
Anayasa’nın 128. maddesi uyarınca münhasıran kanunla düzenlenmesi gereken bir
konuda düzenleme yapan kuralın Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci
fıkrasının üçüncü cümlesine aykırı olduğu anlaşılmaktadır” (AYM, E.2019/96,
K.2022/17, 24/02/2022, §60-61).
Anayasa’nın 128. maddesinde belirtilen bu hüküm açıkça kamuda
çalışmakta olan memurlar ve diğer kamu görevlilerinin, atama, nitelikleri,
hakları ve yükümlülükleri, aylık ve diğer özlük işleri ile görevlerinin sona
erme işlemlerinin kanun ile düzenlenmesi şartını getirmektedir. Aile ve Sosyal
Hizmetler Bakanlığı ile Aile Enstitüsü 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve
Kontrol Kanunu’na ek (I) sayılı Cetvel kapsamındaki kamu idareleri arasında
sayılmıştır. Söz konusu Kurum Anayasa’nın 123. maddesinde ifade edildiği üzere
idarenin bütünlüğü içinde yer almaktadır. Dolayısıyla, yukarıda belirtilen
Kurumda çalışan personelin atanması, görev ve yetkileri, iş akitlerinin sona
ermesi veya bunların tayin, nakil gibi özlük haklarını doğrudan etkileyen bir
düzenlemenin de kanunla yapılması gerektiği aşikârdır. Söz konusu personelin
kadrosunun ihdası ve iptali de atanması ile doğrudan bağlantılı olan bağlı bir
düzenlemedir. Anayasa Mahkemesi de bir kararında “Kadro unvanı, personelin
niteliğini ifade etmenin yanında, o personelin yerine getireceği görev ve
yetkileri, hakları ve yükümlülükleri, aylık ve ödenekleri ile diğer özlük
haklarını da ifade etmektedir. Kadro derecesi ile personelin özellikle aylık ve
ödenekleri ve diğer özlük hakları bakımından sıkı bir bağ bulunmaktadır.”
değerlendirmesinde bulunmuştur (AYM, E.2005/139, K.2007/33, 22/3/2007).
Aynı şekilde Anayasa Mahkemesi’nin E. 2018/73, K.2019/65,
24.7.2019 tarihli kararında bu durum açıkça belirlenmiştir. Mahkeme söz konusu
kararında;
“139. Adı geçen kurumlar Anayasa'nın 123. maddesinde ifade
edildiği üzere idarenin bütünlüğü içinde yer almaktadır. Bu kurumlarda genel
idare esaslarına göre yürütülmekte olan kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve
sürekli görevleri ifa eden personel Anayasa'nın 128. maddesi kapsamında
olduğundan bunların kadrolarına, bu kadroların ihdas ve iptaline ilişkin
kuralların da Anayasa'nın 128. maddesi uyarınca kanunla düzenlenmesi gerekir.
140. Dava konusu kuralda ise anılan idarelerin 2017 yılı fiilî
kadrolarının 2016 yılı sonuna kadar TBMM Plan ve Bütçe Komisyonunca
belirlenmesi öngörülmüştür. Kural bu hâliyle yasama yetkisinin devri sonucunu
doğurmakta, kamu görevlilerinin statülerinin kanunla düzenlenmesi yolundaki
anayasal kurala aykırılık oluşturmaktadır.
141. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 7. ve 128.
maddelerine aykırıdır. İptali gerekir.”
saptaması ile kadro ve pozisyonların ihdas ve iptalinin de
Anayasa’nın 128. maddesinin 2. fıkrası kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini
belirtmiştir.
Yine Anayasa Mahkemesi, 36 sayılı CBK’ye ilişkin açılan iptal
davasında, 2019/78 Esas, 2020/6 Karar sayılı Kararında:
“20. Genel idare esaslarına göre yürütülen asli ve sürekli kamu
hizmetlerinde kadro ve pozisyon esastır. Bu hizmetleri yürüten memur ve diğer
kamu görevlileri kendilerine özgü statüye sahiptir. Görevleri dışında da kamu
hizmetleri statüsünün bir bölümü olan bu statü hükmüne tabi olurlar ve resmî
sıfat ve yetkilerini korurlar. Oysa Kurul, Cumhurbaşkanlığı teşkilatı içinde
Cumhurbaşkanına bağlı icrai bir karar alma ve bunu uygulatma yetkisi olmayan
tamamıyla istişari nitelikte bir birim olarak düzenlenmiştir. Kurul üyelerinin
ancak kurul hâlinde çalıştıkları, tek başlarına bir hizmet yapmadıkları, kamu
hizmetlerine geçici ve arızi olarak katıldıkları, görevin ifası sırasında
devletin emredici gücünün kullanılmadığı, Kurulda yer alacak üyeler için kadro
ve pozisyonun belirlenmediği, bu üyeler ile merkezî idare arasında tam bir
statüer ilişkinin kurulmadığı, söz konusu Kurul üyelerinin Kurul üyeliği
dışında başka meslek ve uğraşlarına devam edebildikleri anlaşılmaktadır. Bu
itibarla Kurul üyelerinin yaptıkları görev, Anayasamın 128. maddesi anlamında
devletin, kamu iktisadi teşebbüslerinin ve diğer kamu tüzel kişilerinin genel
idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetinin gerektirdiği
asli ve sürekli bir görev niteliğinde değildir. Dolayısıyla Kurul üyelerinin
belirlenmesi hususu münhasıran kanunla düzenlenmeyi gerektiren bir konu değildir.”
şeklindeki tespitiyle memur ve kamu görevlisi statüsünde olan
personelin kadro ihdas ve iptallerinin Anayasanın 128. maddesinde belirlenen
şekilde kanun ile düzenlenmesi gerektiğini vurgulamıştır.
Kadrolar konusunda; Anayasa Mahkemesine göre, kamu
görevlilerinin “kadrolarına, bu kadroların ihdas ve iptaline ilişkin kuralların
da Anayasa’nın 128. maddesi uyarınca kanunla düzenlenmesi gerekir” (AYM,
E.2018/73, K.2019/65, 24/7/2019, § 139).
Ancak, Anayasa Mahkemesi, 53 sayılı CBK’nin bazı maddelerinin
iptali talebiyle yapılan başvuruda, kadro ihdas ve iptaline ilişkin
düzenlemelerin bakanlıklar nezdinde teşkilat yapılarıyla doğrudan bağlantılı
olduğu hasebiyle Anayasa’nın 106. maddesinin 11. fıkrası kapsamında
Cumhurbaşkanı Kararnameleriyle düzenlenebileceğini belirtmiştir. (AYM,
E.2020/8, K.2021/25, 31/3/2021). Kararın ilgili bölümü şu şekildedir:
“22. Bu bağlamda Anayasa’nın CBK tarafından düzenleneceğini özel
olarak öngördüğü yukarıda belirtilen bakanlıkların kurulması, kaldırılması,
görevleri ve yetkileri, teşkilat yapısı ile merkez ve taşra teşkilatlarının
kurulması ile düzenlenmesi kapsamında, bu konularla sınırlı olmak üzere
Anayasa’nın 106. maddesinin anılan hükmünde belirtilen hususlarda CBK ile
düzenleme yapılabilir.
23. Bu çerçevede, kuralların Anayasa’nın 106. maddesinin on
birinci fıkrasında CBK ile düzenlenmesi öngörülen Aile, Çalışma ve Sosyal
Hizmetler Bakanlığının teşkilat yapısına ilişkin olduğu anlaşılmaktadır. Zira
yukarıda da belirtildiği üzere kadro ile teşkilat arasında yakın bir ilişki
olup kadro belirlenmeden bir kurum ve kuruluşun teşkilatlanmasından söz
edilmesi zordur. Bu itibarla kuralların Anayasa’nın 106. maddesinin on birinci
fıkrasıyla bağlantılı olarak 104. maddesinin on yedinci fıkrasının üçüncü
cümlesine aykırı bir yönü de bulunmamaktadır (AYM, E.2018/119, K.2020/25,
11/6/2020, § 28).”
AYM, yukarıda belirtilen kararının sonunda da, “Kurallar
Anayasa’nın 123. maddesi bağlamında 104. maddesinin on yedinci fıkrasının
üçüncü cümlesi yönünden incelendiğinden ayrıca 128. maddesi bağlamında anılan
fıkra yönünden incelenmesine gerek görülmemiştir.” şeklindeki görüşüyle konunun
sadece yetki açısından 104. madde kapsamında ele alındığını belirtirken, daha
önceki diğer kararlarıyla çelişen bir karar vermiştir. Yukarıda da belirtildiği
üzere kadro ve pozisyon ihdası veya iptali, sadece teşkilat yapısının bir
parçası olarak değerlendirilemez. Söz konusu düzenlemeler, kamu görevlilerinin
özellikle memurların görevlerine atanması veya görevlerinin sona ermesi ile
doğrudan bağlantılı bir konudur. Bu nedenle Anayasa’nın 128. maddesinin 2.
fıkrası kapsamında ele alınması gereken bir konudur. Yürütme erkine,
bakanlıklar açısından kadro ihdas ve iptal yetkisinin verilmesi, kamu
görevlilerinin görevlerini ifa etmelerinde yürütme erkinin etkisi altında
kalmaları riskini doğurduğu gibi; yürütme erki açısından, memurların görev ve
yetkilerini kullanamamasının bir yolu olarak görülebilir. Dolayısıyla, yürütme
erkinin anılan yetkiye sahip olduğunun kabulü halinde, memurların görevlerini
yaparken siyasi etkilerden korunması amacıyla düzenlenen Anayasa’nın 128.
maddesinin ikinci fıkrası hükümleri fiilen etkisini yitirmiş olacaktır.
Diğer yandan, söz konusu kadro ihdas ve iptalleri aynı zamanda
kamu görevlilerinin özlük haklarıyla doğrudan bağlantılıdır. Kadro derecesine
ve pozisyonuna göre aylık ve diğer hakları hesaplanan kamu görevlilerine kamu
kurum veya kuruluşu tarafından yapılacak harcamalar ve ödenekler de ilgili yıl
bütçesi ile belirlendiğinden kadro ve pozisyon ihdası veya iptali aynı zamanda bir
bütçeleme konusudur. Dolayısıyla Anayasa’nın 161. maddesi çerçevesinde de ele
alınması gereken bir konudur. Anayasa’nın 128. maddesi ve 161. maddesine
bakıldığında ise bu alanda yapılacak düzenlemelerin kanunilik ilkesine uygun
olması zorunluluğu ortaya çıkmaktadır. Anayasa Mahkemesi, “münhasıran kanunla
düzenlenmesi gereken konular” arasında sayılan bu hususları göz ardı
etmemelidir.
Nitekim, 65 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesine ilişkin
verdiği kararda bazı yüksek öğretim kurumlarının kadro ihdas ve iptallerin
ilişkin düzenlemenin Anayasa’nın 130. Maddesi kapsamında münhasıran kanun ile
düzenlenmesi gereken konulardan olduğunu belirterek üniversitelerin kadro
ihdaslarına ilişkin düzenlemeyi iptal etmiştir (AYM, E. 2020/71, K.2021/33,
29/04/2021). Anayasa’nın 130. maddesi çerçevesinde üniversitelerde görev yapan
kamu görevlileri açısından kadro ihdasının görev ve yetkileri, unvanları, mali
işleri ve özlük hakları ile doğrudan bağlantılı olarak değerlendirilirken
Bakanlıklar nezdinde görevlerini yürütmekte olan memurlar açısından Anayasa’nın
128. maddesi kapsamında ele alınmaması ise kamu görevlisinin korunmasına
ilişkin anayasal güvenceyi düzenleyen hükmü işlevsiz kılacaktır. Bu bakımdan;
Anayasa’nın tutarlı şekilde yorumlanma gereği de Anayasa’nın 128. maddesinin
ihtilaflı düzenlemeye uygulanmak gerektiğini işaret etmektedir.
Yasama yetkisinin genelliği ve CBK çıkarma yetkisinin
istisnailiği ile birlikte; Anayasa’nın sistematik yorumu uyarınca, Anayasa’nın
106. maddesini 128. maddeyle tutarlı şekilde yorumlama gereği de dikkate
alındığında, kadro ve pozisyon ihdası ve iptali konusunu “teşkilat yapısı”
kavramı içerisinde addetmenin mümkün olmaması gerekir. Anayasa Mahkemesi’nin
yukarıda anılan kararları, kadro ve pozisyon ihdası ve iptali konusuna Anayasa’nın
128. maddesinin uygulandığını açık şekilde ortaya koymaktadır. Buna karşın;
Anayasa’nın 106. maddesini kadro ve pozisyon ihdası ve iptali konusu bakımından
128. maddeye nazaran lex specialis olarak kabul etmek mümkün değildir; zira,
106. maddede yer alan ve bakanlıkların kurumsal örgütlenmesine ilişkin
“teşkilat yapısı” kavramı, “kamu görevlilerinin” “atanmaları” ve “diğer özlük
işleri”ne ilişkin 128. maddeyle konu bakımından kesişmemektedir. Kadro ve
pozisyon ihdası ve iptali konusu; Anayasa’nın kurumsal mercekli 106. ve (kadro
ihdasına uygulandığı AYM kararlarıyla sabit) statü mercekli 128. maddelerinin
kurumsal yapıya ve kamu görevlileri rejimine ilişkin farklı uygulanma alanları
dikkate alındığında, Anayasa’nın 128. maddesi bünyesinde ele alınması gereken
bir konudur. Öyle ki, Anayasa koyucu eğer isteseydi, Anayasa’nın 106.
maddesinin son fıkrasına, 128. madde bakımından istisna oluşturacak bir hükmü
açık ve tereddüde yer vermeyecek biçimde koyardı.
Bu nedenle yukarıda belirtilen Aile ve Sosyal Hizmetler
Bakanlığı ile Aile Enstitüsünün merkez teşkilatları için genel idare esaslarına
göre yürütülmekte olan kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli
görevleri ifa etmek için ekli listelerde belirtilen kamu görevlilerinin kadro
iptal ve ihdaslarının kanunla belirlenmesi gerekmekte olup bunun dışında
Cumhurbaşkanlığı kararnameleri ile bu konuda belirleme yapılması mümkün
değildir. Belirtilen nedenlerle, iptal davası konusu CBK düzenlemesi,
Anayasa’nın 128. maddesinde belirtilen kanunla düzenleme yapılması öngörülen
konulardan sayıldığı için Anayasa’nın 128. maddesine aykırıdır. Bu nedenle
iptali gerekir.
c) Anayasa’nın 161. Maddesine Aykırılık
Yukarıda da belirtildiği üzere, Aile ve Sosyal Hizmetler
Bakanlığı ile Aile Enstitüsünün merkez teşkilatları için genel idare esaslarına
göre yürütülmekte olan kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli
görevleri ifa etmek için ekli listelerde belirtilen kamu görevlilerinin kadro
iptal ve ihdasları aynı zamanda kamu görevlilerinin, atanma ve özlük haklarıyla
doğrudan bağlantılıdır. Kadro derecesine ve pozisyonuna göre aylık ve diğer
hakları hesaplanan kamu görevlilerine kamu kurum veya kuruluşu tarafından
yapılacak harcamalar ve ödenekler de ilgili yıl bütçesi ile belirlendiğinden
kadro ihdası veya iptali aynı zamanda bir bütçeleme konusudur. Dolayısıyla
Anayasa’nın 161. maddesi çerçevesinde kanunilik ilkesine tabi olarak ele
alınması gereken bir konudur. İhtilaflı CBK düzenlemesi, bu açıdan da
Anayasa’nın 161. maddesine aykırıdır.
d) Anayasa’nın 153. Maddesine Aykırılık
Anayasa’nın 153. maddesinin son fıkrası uyarınca: “Anayasa
Mahkemesi kararları Resmî Gazetede hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı
organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri bağlar.”
Anayasa Mahkemesi kararlarında Anayasa'nın 153’üncü maddesinde
belirtilen bağlayıcılık ilkesine aykırılıktan söz edilebilmesi için iptal
edilen kuralla dava konusu yeni düzenlemenin içerik ve kapsam bakımından aynı
ya da benzeri olması gerektiği belirtilmektedir (Anayasa Mahkemesi’nin 12.11.1991
tarihli ve 1991/7 E.: 1991/43 K. sayılı kararı).
Yukarıda iptali istenen kuralla içerik ve kapsam bakımından
benzer kuralların Anayasa’ya aykırılığına, Anayasa Mahkemesi tarafından daha
önce hükmedilmiştir (Bkz. yukarıdaki başlıklarda alıntılanan kararlar ve bu
cümleden olarak özellikle: AYM, E.2018/73, K.2019/65, 24.7.2019, §§139-141;
AYM, E.:2018/125, K.S.:2020/4, K.T.:22/1/2020, R.G. Tarih – Sayı: 13/5/2020 –
31126, §11; AYM, 2019/78 E.2020/6, K.T.:23/01/2020; AYM, E. 2020/71, K.2021/33,
29/04/2021; E.2019/96, K.2022/17, 24/02/2022, §60-61).
Yukarıda gösterildiği üzere, AYM’nin daha önceki kararlarında
saptadığı bir Anayasa ihlalini aynı şekilde devam ettiren ihtilaflı kural, bu
cihetle, Anayasa’nın 153. maddesine de aykırıdır.
e) Anayasa’nın 7. Maddesinde Belirlenen Yasama Yetkisinin
Devredilemezliği İlkesine Aykırılık
Yürütme organı (ya da idare), Anayasada öngörülmüş durumlar
dışında kanunların düzenlemediği bir alanda kendiliğinden kural koyamaz ya da
bir kanuna aykırı olarak bir kural koyamaz.
171 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 12. maddesi ile Aile
ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı merkez teşkilatı için ekli (1) sayılı listede
bulunan kadrolar iptal edilmiş, Aile Enstitüsünün merkez teşkilatı için ekli
(2) sayılı listedeki kadrolar ihdas edilmiş ve 2 sayılı CBK’nin eki (I) sayılı
Cetveline bölüm olarak eklenmesine ilişkin düzenleme yapılmıştır.
Söz konusu düzenleme ile Anayasa’nın 128. maddesinde ve yasa ile
düzenlenmesi öngörülmüş bir alanda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile personel
kadrosu ihdası ve iptali düzenlemesi yapılmaktadır. Bu şekilde; yürütme,
fonksiyon gaspı yapmak suretiyle, Anayasa tarafından kanun koyucunun konu
bakımından yetki alanına inhisar ettirilen bir alanda düzenleme yapmıştır.
Yürütme organı (ya da idare), Anayasada öngörülmüş durumlar dışında kanunların
düzenlemediği bir alanda kendiliğinden kural koyamaz.
Dolayısıyla kamu görevlilerinin kadrolarının ihdası ve iptalinin
atanmalarının bir parçası olması nedeniyle kanunla düzenlenmesi yolundaki
Anayasa kuralına aykırı bir düzenleme yapılması ve yürütmeye Anayasa’ya aykırı
bir yetki tanımlanması, yasama yetkisinin devrine ilişkin sınırın aşıldığını ve
yürütmenin yasamanın yetki alanına müdahale ettiğini göstermektedir. Bu
nedenle, söz konusu madde, Anayasa’nın 7. maddesinde belirlenen yasama
yetkisini devretme yasağına aykırıdır, iptali gerekir.
f) Anayasa’nın 8. Maddesine Aykırılık
Anayasa’nın 8. maddesine göre; “Yürütme yetkisi ve görevi,
Cumhurbaşkanı tarafından, Anayasaya ve kanunlara uygun olarak kullanılır ve
yerine getirilir”. Cumhurbaşkanlığı kararnamesi, yürütme yetkisi olarak,
Anayasa ve kanunlar çerçevesinde kullanılmalıdır. Oysa, 171 sayılı
Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 12. maddesi ile Aile ve Sosyal Hizmetler
Bakanlığı merkez teşkilatı için ekli (1) sayılı listede bulunan kadrolar iptal
edilmiş, Aile Enstitüsünün merkez teşkilatı için ekli (2) sayılı listedeki
kadrolar ihdas edilmiş ve 2 sayılı CBK’nin eki (I) sayılı Cetveline bölüm
olarak eklenmesine ilişkin düzenleme yapılmıştır.
Yukarıda belirtildiği üzere bir CBK ile kanunla düzenlenmesi
öngörülen bir alanda düzenleme yapılması suretiyle kanun koyucunun alanına
müdahale edilmesi, anayasal çerçeve dışında yetki kullanımını ortaya
koymaktadır. Bu itibarla 171 sayılı CBK’nin 12. maddesi ve ekli (1) ve (2)
sayılı listeler, Anayasa’nın 8. maddesine de aykırıdır, iptali gerekir.
g) Anayasa’nın 2. Maddesine ve Başlangıç İlkelerine Aykırılık
Başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik
ve sosyal bir hukuk Devleti” olan Cumhuriyet, erkler ayrılığı ilkesinde
somutlaşır: “Kuvvetler ayrımının, Devlet organları arasında üstünlük sıralaması
anlamına gelmeyip, belli Devlet yetki ve görevlerinin kullanılmasından ibaret
ve bununla sınırlı medeni bir işbölümü ve işbirliği olduğu ve üstünlüğün ancak
Anayasa ve kanunlarda bulunduğu;” (Başlangıç, prg.4). Bu çerçevede; Anayasa’nın
7., 8. ve 9. maddeleri de yasama, yürütme ve yargı yetkilerini ayrı ayrı
düzenler.
171 sayılı CBK’nin 12. maddesi ve ekli (1) ve (2) sayılı
listeler, yukarıda açıklanan nedenlerle, “Anayasa ve kanunların üstünlüğü”
ilkesini ihlal ettiğinden, Anayasa’nın 2. maddesine ve Başlangıç prg. 4’e de
aykırılık oluşturmaktadır.
Bu aykırılık durumu, “kaynağını Anayasa’dan almayan Devlet
yetkisi kullanma yasağı” (md.6) karşısında ve Anayasanın bağlayıcılığı ve
üstünlüğü ilkesi (md.11) ile daha belirgin hale gelmektedir. Başta yasama,
yürütme ve yargı organlarının saygı göstermesi gelmek üzere, “Anayasanın
üstünlüğü ve bağlayıcılığı” hükmünün etkililiği, Anayasa Mahkemesi’nin bu
kuralın biricik bekçiliğini yapması ölçüsünde mümkündür. Her vesile ile bu
hükmü anlamlandırmak ve güncellemek, hukuk devleti (md.2) açısından
yaşamsaldır. Bu bakımdan, yürütme tekeline sahip olan makamın, yasama
yetkisinin devredilmezliği kuralına saygı göstermesi, “Anayasanın üstünlüğü ve
bağlayıcılığı” hükmünün sürekli gözetilmesi ölçüsünde mümkündür.
Dahası, Cumhurbaşkanı’nın, “Anayasanın uygulanmasını, Devlet
organlarının düzenli ve uyumlu çalışmasını temin” etme yükümlülüğü (md.104/2),
aykırılık durumunu, aşikâr olmanın ötesinde tehlikeli hale getirmektedir. Bu
nedenle, söz konusu düzenleme, Anayasa’ya aykırı olarak bir yetki kullanımını
düzenlediğinden ve yukarıda belirtilen nedenlerle Anayasa’nın 6., 11. ve 104/2.
Maddelerine de aykırılık teşkil etmektedir.
Yukarıda belirtilen nedenlerle 171 sayılı CBK’nin 12. maddesi ve
ekli (1) ve (2) sayılı listelerin Anayasanın Başlangıç ilkelerine, 2., 6., 7.,
8., 11., 104/2, 104/17., 128., 153. ve 161. maddelerine aykırı olması nedeniyle
iptali talep edilmektedir.
I.
YÜRÜRLÜĞÜ DURDURMA İSTEMİNİN GEREKÇESİ
Cumhurbaşkanlığı Kararnameleri, 6771 sayılı Anayasa Değişikliği
Kanunu ile Anayasada yapılan değişikliklerle hukuk sistemimize girmiş ve 24
Haziran Seçimleri sonucunda Cumhurbaşkanının yemin ederek görevine başlamasıyla
yürürlüğe girmiştir. Cumhurbaşkanlığı kararnameleri ile ilk defa yürütme
organına, dayanağını doğrudan Anayasadan alan bir düzenleme yetkisi
tanınmıştır. Anayasa’da önemli sınırlamalar getirilerek tanınmış olan bu
yetkinin, anayasal sınırlar çerçevesinde kullanılması, kötüye kullanılmaması ve
yasama yetkisinin devri niteliği taşımaması, Anayasa’nın başta 6., 7. ve 8.
maddeleri gereği olup, örgütlenmesi, erkler ayrılığına dayanan demokratik hukuk
devletinin yaşama geçirilmesi açısından hayati önem taşımaktadır. Oldukça güçlü
yetkilerle donatılmış ve doğrudan halk tarafından seçilen Cumhurbaşkanının
Anayasa’da kendisine tanınan sınırlı alanı aşarak her konuda düzenlemeler
yapması, demokratik hukuk devletinin özünü oluşturan denge ve denetleme
mekanizmalarını işlevsiz hale getirecek, sistemi yürütmenin keyfi yönetimine
dönüştürecektir.
Göreve başlamasının hemen ardından Cumhurbaşkanınca oldukça
kapsamlı pek çok CBK çıkarıldığı görülmektedir. Gerekçesiz bu CBK’lerin pek
çoğunda da çerçevesini Anayasa’nın açıkça çizdiği yetki sınırlarının aşıldığı,
Anayasanın CBK ile düzenlenmesini yasakladığı alanlarda düzenlemeler yapıldığı
görülmektedir. Yukarıda iptali istenen kural da Anayasanın cumhurbaşkanlığı
kararnamesi ile düzenlenmesini yasakladığı alanlara ilişkin bir düzenleme
oluşturmaktadır. Bu nedenle ultra vires geçersizlikle maluldür. Bu bakımdan
Anayasa Mahkemesince ivedilikle incelenerek yetki dışı düzenlemelerin iptal
edilmesi ve hukuk sisteminden ayıklanması, normlar hiyerarşisine dayanan hukuk
düzeninin devamlılığı bakımından hayati önem taşımaktadır.
24/12/2024 tarihli ve 171 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin
iptali istenen hükümlerinin açıkça Anayasa’ya aykırı olduğu yukarıda etraflı
bir şekilde açıklanmıştır.
Anayasa’nın temel ilkelerine, insan hakları, hukuk devleti ve
demokrasi değerlerine ağır bir saldırı oluşturan kuralların yürürlüğünün derhal
durdurulması, hayati önem taşımaktadır.
Anayasal gereklere uymadan kabul edilen ve iptal edilmesi
gereken bir kuralın uygulanması halinde telafisi imkânsız zararların doğacağı
açıktır. O kadar ki; iptali istenen kurallar, demokratik hukuk devletinin
esasını ortadan kaldıracaktır.
Diğer taraftan, Anayasal düzenin hukuka aykırı kural ve
düzenlemelerden en kısa sürede arındırılması, hukuk devletinin temel gereğidir.
Anayasa’ya aykırılıkların sürdürülmesi, özenle korunması gereken hukukun
üstünlüğü ilkesini de zedeleyecektir. Hukukun üstünlüğünün sağlanamadığı bir
düzende, kişi hak ve özgürlükleri güvence altında sayılamayacağından, bu
ilkenin zedelenmesi, hukuk devleti yönünden giderilmesi olanaksız durum ve
zararlara yol açacaktır.
Ayrıca, burada tekrar vurgulanmalıdır ki; Anayasa’nın
çerçevesini ve sınırlarını sınırlı sayı ilkesiyle (numerus clausus) belirlemiş
olduğu yetki alanı dışında çıkarılan cumhurbaşkanlığı kararnameleri, Türkiye
Cumhuriyeti’nin üzerine inşa edildiği erkler ayrılığı ilkesinin ve bu çerçevede
Devletin yönetim biçimine ilişkin emredici ve yasaklayıcı Anayasa hükümlerinin
ihlal edilmesi sonucunu doğurduğu kadar, Devlet’in hukuki yapılanmasının
çerçevesini oluşturan normlar hiyerarşisinin de bozulmasına sebep olmaktadır.
Siyasi rejimin, hesap verebilir hükümet sistemine dayanan demokrasiden, hesap
verebilirlik ilkesinden arındırılan ve yürütmenin, yani hükümet etme yetkisinin
tek başına Devlet başkanına tevdi edildiği monokrasiye kaydırıldığı, yargının
bağımsızlığını yitirdiğine ilişkin çok ciddi iddia ve tespitlerin bulunduğu bir
tarihsel zaman diliminde (bu son nokta hakkında bkz. Türkiye’nin AİHS’nin 18.
maddesini ihlal ettiğine karar veren müteakip karar: AİHM, Kavala/Türkiye,
başvuru no: 28749/18, 10 Aralık 2019, p.197-232), AYM’nin, açık şekilde
Anayasa’nın çizdiği yetki çerçevesinin dışına çıkan cumhurbaşkanlığı
kararnamesi maddelerinin yürürlüklerinin durdurulmasına karar vermesi;
Anayasa’nın tanımladığı şekliyle Devlet düzeninin sağlıklı işleyişi, hukuk
devletini ilkesinin asgari gereklerinin işletilmesi ve demokrasinin devamı
açısından yaşamsal olduğu kadar, Anayasa Mahkemesi’nin varlık sebebi açısından
da bir zorunluluktur.
Yukarıda sayılan türde zarar ve durumların doğmasını önlemek
amacıyla, Anayasaya açıkça aykırı olan söz konusu maddelerin iptal davası
sonuçlanıncaya kadar yürürlüğünün de durdurulması istenerek Anayasa Mahkemesine
dava açılmıştır.
IV. SONUÇ VE İSTEM
24/12/2024 tarihli ve 171 sayılı Aile Enstitüsü Hakkında
Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin;
1)
5. maddesinin (3) sayılı fıkrasının, Anayasa’nın, Başlangıç
ilkelerine, 2., 6., 7., 8., 11., 104/2, 104/17., 106. ve 123. maddelerine,
2)
7. maddesinin (2) sayılı fıkrasındaki “ve üyeler Bakan
tarafından Bakanlık üst kademe yöneticileri arasından belirlenir” ibaresinin,
Anayasanın Başlangıç ilkelerine, 2., 6., 7., 8., 11., 70., 104/17., 106. ve
128. maddelerine,
3)
9. maddesinin (1) sayılı fıkrasındaki “üye ile Bakanlığın
faaliyet alanıyla ilgili çalışmaları olan kişilerden belirlenen yedi üye olmak
üzere toplam onbeş” ibaresinin, Anayasanın Başlangıç ilkelerine, 2., 6., 7.,
8., 11., 70., 104/17., 106. ve 128. maddelerine,
4)
12. maddesi ile ekli (1) ve (2) sayılı listelerin, Anayasanın
Başlangıç ilkelerine, 2., 6., 7., 8., 11., 104/2, 104/17., 128., 153. ve 161.
maddelerine,
aykırı olması nedeniyle iptaline ve dava sonuçlanıncaya kadar
yürürlüğünün durdurulmasına, karar verilmesine ilişkin istemimizi saygı ile arz
ederiz.”