ANAYASA MAHKEMESİ KARARI
Esas Sayısı:2025/198
Karar Sayısı:2025/255
Karar Tarihi:11/12/2025
R.G.Tarih-Sayı:9/3/2026-33191
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Antalya 13. Asliye Hukuk Mahkemesi
İTİRAZIN KONUSU: 9/6/1932
tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 18/2/1965 tarihli ve 538 sayılı
Kanun’un 49. maddesiyle değiştirilen 89. maddesinin 17/7/2003 tarihli ve 4949
sayılı Kanun’un 22. maddesiyle değiştirilen üçüncü fıkrasının;
A. Üçüncü
cümlesinde yer alan “…bu süre içinde…” ibaresinin,
B. Altıncı
cümlesinin,
Anayasa’nın 36. maddesine aykırılığı ileri sürülerek
iptallerine karar verilmesi talebidir.
OLAY: İcra
takibinde haciz ihbarnamelerine itiraz edilmemesi üzerine üçüncü kişi
tarafından açılan menfi tespit davasında itiraz konusu kuralların Anayasa’ya
aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptalleri
için başvurmuştur.
I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKÜMLERİ
Kanun’un 89. maddesinin itiraz konusu kuralların da yer
aldığı ilgili kısmı şöyledir:
“2 – Alacaklar ve üçüncü şahıs elinde haczedilen
mallar hakkında:
Madde 89 – (Değişik: 18/2/1965-538/49 md.)
Hamiline ait olmıyan veya cirosu kabil bir senetle
müstenit bulunmıyan alacak veya sair bir talep hakkı veya borçlunun üçüncü
şahıs elindeki taşınır bir malı haczedilirse icra memuru; borçlu olan hakiki
veya hükmi şahsa bundan böyle borcunu ancak icra dairesine ödiyebileceğini ve
takip borçlusuna yapılan ödemenin muteber olmadığını veya malı elinde
bulunduran üçüncü şahsa bundan böyle taşınır malı ancak icra dairesine teslim
edebileceğini, malı takip borçlusuna vermemesini, aksi takdirde malın bedelini
icra dairesine ödemek zorunda kalacağını bildirir (Haciz ihbarnamesi).Bu haciz
ihbarnamesinde, ayrıca 2, 3 ve 4 üncü fıkra hükümleri de üçüncü şahsa
bildirilir.
Üçüncü şahıs; borcu olmadığı veya malın yedinde
bulunmadığı veya haciz ihbarnamesinin tebliğinden önce borç ödenmiş veya mal
istihlak edilmiş veya kusuru olmaksızın telef olmuş veya malın borçluya ait
olmadığı veya malın kendisine rehnedilmiş olduğu veya alacak borçluya veya
emrettiği yere verilmiş olduğu gibi bir iddiada ise, keyfiyeti, haciz
ihbarnamesinin kendisine tebliğinden itibaren yedi gün içinde icra dairesine yazılı
veya sözlü olarak bildirmeye mecburdur.
(Değişik üçüncü fıkra: 17/7/2003-4949/22 md.) Üçüncü
şahıs, haciz ihbarnamesinin kendisine tebliğinden itibaren yedi gün içinde
itiraz etmezse, mal yedinde veya borç zimmetinde sayılır ve kendisine
gönderilen haciz ihbarnamesine süresinde itiraz etmediği, bu nedenle de malın
yedinde veya borcun zimmetinde sayıldığı ikinci bir ihbarname ile bildirilir.
Bu ikinci ihbarnamede ayrıca, üçüncü şahsın ihbarnamenin kendisine tebliğinden
itibaren yedi gün içinde ikinci fıkrada belirtilen sebeplerle itirazda
bulunması, itirazda bulunmadığı takdirde zimmetinde sayılan borcu icra
dairesine ödemesi veya yedinde sayılan malı icra dairesine teslim etmesi
istenir. İkinci ihbarnameye süresi içinde itiraz etmeyen ve zimmetinde sayılan
borcu icra dairesine ödemeyen veya yedinde sayılan malı icra dairesine teslim
etmeyen üçüncü şahsa onbeş gün içinde parayı icra dairesine ödemesi veya
yedinde sayılan malı teslim etmesi yahut bu süre içinde menfi
tespit davası açması, aksi takdirde zimmetinde sayılan borcu ödemeye veya
yedinde sayılan malı teslime zorlanacağı bildirilir. Bu bildirimi alan üçüncü
şahıs, icra takibinin yapıldığı veya yerleşim yerinin bulunduğu yer
mahkemesinde süresi içinde menfi tespit davası açtığına dair belgeyi bildirimin
yapıldığı tarihten itibaren yirmi gün içinde ilgili icra dairesine teslim
ettiği takdirde, hakkında yürütülen cebri icra işlemleri menfi tespit davası
sonunda verilen kararın kesinleşmesine kadar durur. Bu süre içinde 106 ncı
maddede belirtilen süreler işlemez. Bu davada üçüncü şahıs, takip
borçlusuna borçlu olmadığını veya malın takip borçlusuna ait olmadığını ispat
etmeye mecburdur. Üçüncü şahıs açtığı bu davayı kaybederse, mahkemece,
dava konusu şeyin yüzde yirmisinden aşağı olmamak üzere bir tazminata mahkûm
edilir. Bu fıkraya göre açılacak menfi tespit davaları maktu harca tabidir.
Üçüncü şahıs, haciz ihbarnamesine müddeti içinde itiraz
ederse, alacaklı, üçüncü şahsın verdiği cevabın aksini icra mahkemesinde ispat
ederek üçüncü şahsın 338 inci maddenin 1 inci fıkrası hükmüne göre
cezalandırılmasını ve ayrıca tazminata mahküm edilmesini istiyebilir. İcra
mahkemesi, tazminat hakkındaki davayı genel hükümlere göre halleder.
Üçüncü şahıs, kusuru olmaksızın bir mani sebebiyle
müddeti içinde haciz ihbarnamesine itiraz etmediği takdirde 65 inci madde hükmü
uygulanır. (Değişik son cümle: 17/7/2003-4949/22 md.) Her hâlde üçüncü şahıs,
borçlu ile kötü niyetli alacaklıya karşı dava açarak ödemek zorunda kaldığı
paranın veya teslim ettiği malın iadesini isteyebilir.
…
Üçüncü şahsın beyanı hiçbir harc ve resme tabi değildir.
…”
II. İLK İNCELEME
1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri
uyarınca Kadir ÖZKAYA, Hasan Tahsin GÖKCAN, Basri BAĞCI, Engin YILDIRIM,
Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin
MENTEŞ, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR, Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇİL ve Ömer
ÇINAR’ın katılımlarıyla 10/9/2025 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında
öncelikle on yıllık süre sorunu görüşülmüştür.
2. Anayasa’nın “Anayasaya aykırılığın diğer
mahkemelerde ileri sürülmesi” başlıklı 152. maddesinin dördüncü fıkrasında “Anayasa
Mahkemesinin işin esasına girerek verdiği red kararının Resmî Gazetede
yayımlanmasından sonra on yıl geçmedikçe aynı kanun hükmünün Anayasaya
aykırılığı iddiasıyla tekrar başvuruda bulunulamaz.” denilmiştir.
3. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin
Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un “Başvuruya engel durumlar”
başlığını taşıyan 41. maddesinin (1) numaralı fıkrasında da “Mahkemenin işin
esasına girerek verdiği ret kararının Resmî Gazetede yayımlanmasından itibaren
on yıl geçmedikçe aynı kanun hükmünün Anayasaya aykırılığı iddiasıyla itiraz
başvurusu yapılamaz.” hükmüne yer verilmiştir.
4. Anayasa Mahkemesi bir itiraz başvurusu üzerine verdiği
6/3/2025 tarihli ve E.2024/53, K.2025/73 sayılı kararında 2004 sayılı Kanun’un
89. maddesinin üçüncü fıkrasının itiraz konusu altıncı cümlesini esastan
incelemek suretiyle kuralın Anayasa’ya aykırı olmadığı sonucuna ulaşarak ret
kararı vermiştir. Anılan karar 26/6/2025 tarihli ve 32938 sayılı Resmî
Gazete’de yayımlanmıştır. Anayasa Mahkemesince itiraz başvurusu üzerine işin
esasına girilerek ret kararı verilen kural hakkında yeni bir başvurunun
yapılabilmesi için önceki kararın Resmî Gazete’de yayımlandığı 26/6/2025
tarihinden başlayarak geçmesi gereken on yıllık süre henüz dolmamıştır. Bu
itibarla 2004 sayılı Kanun’un 89. maddesinin üçüncü fıkrasının altıncı
cümlesine yönelik başvurunun Anayasa’nın 152. maddesinin dördüncü fıkrası ve
6216 sayılı Kanun’un 41. maddesinin (1) numaralı fıkrası gereğince reddi
gerekir.
5. Açıklanan nedenle 9/6/1932
tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 18/2/1965 tarihli ve 538 sayılı
Kanun’un 49. maddesiyle değiştirilen 89. maddesinin 17/7/2003 tarihli ve 4949
sayılı Kanun’un 22. maddesiyle değiştirilen üçüncü fıkrasının;
A. Üçüncü
cümlesinde yer alan “…bu süre içinde…” ibaresinin esasının incelenmesine,
B. Altıncı
cümlesine yönelik başvurunun Anayasa’nın
152. maddesinin dördüncü fıkrası ile
30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama
Usulleri Hakkında Kanun’un 41. maddesinin
(1) numaralı fıkrası gereğince REDDİNE,
OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
III. ESASIN İNCELENMESİ
6. Başvuru kararı ve ekleri, Raportör Özge ULUKAYA
tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu kanun hükmü,
dayanılan ve ilgili görülen Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer
yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
A. Anlam ve Kapsam
7. 2004 sayılı
Kanun’un 89. maddesinde alacakların ve üçüncü kişilerin ellerinde haczedilen
mallar hakkında yapılacak işlemlere ilişkin usul ve esaslara yer verilmiştir.
8. Söz konusu maddenin birinci fıkrasında hamiline ait olmayan veya cirosu kabil bir senede
dayanmayan alacağın, diğer bir talep hakkının veya borçluya ait olan üçüncü
kişinin elindeki taşınır bir malın haczedilmesi hâlinde icra dairesi tarafından,
borçlu olan üçüncü kişiye haciz ihbarnamesinin gönderilmesi gerektiği belirtilmiştir.
Anılan fıkraya göre ayrıca haciz ihbarnamesiyle üçüncü kişiye borcunu ancak
icra dairesine ödeyebileceği ve takip borçlusuna yapılan ödemenin geçerli
olmadığının bildirileceği, üçüncü kişinin taşınır bir malı elinde bulundurması
hâlinde ise haciz ihbarnamesinde taşınır malın ancak icra dairesine teslim
edilebileceği, malın takip borçlusuna verilmemesi gerektiği, aksi hâlde malın
bedelini icra dairesine ödemek zorunda kalacağının açıklanacağı belirtilmiştir.
9. Maddenin ikinci fıkrası uyarınca haciz ihbarnamesini
tebliğ alan üçüncü kişinin borçlu olmadığı, malın yedinde bulunmadığı veya
haciz ihbarnamesinin tebliğinden önce borcun ödendiği, malın tüketildiği,
kusuru olmaksızın telef olduğu, malın borçluya ait olmadığı veya kendisine rehin
edildiği ya da alacağın borçluya veyahut emrettiği yere verildiği veya benzer
iddiaları varsa bu durumu haciz ihbarnamesinin kendisine tebliğinden itibaren yedi
gün içinde icra dairesine yazılı ya da sözlü olarak bildirimde bulunmak zorunda
olduğu düzenlenmiştir.
10. Üçüncü fıkrada haciz ihbarnamesine itiraz edilmemesi
üzerine gönderilecek ikinci ve üçüncü ihbarnameler ile üçüncü kişi tarafından
açılacak menfi tespit davasına ilişkin hususlar düzenlenmiştir.
11. Anılan fıkranın birinci ve ikinci cümlelerinde haciz ihbarnamesine yedi gün içinde itiraz edilmemesi
hâlinde malın veya borcun üçüncü kişinin elinde veya zimmetinde sayılacağına
ilişkin ikinci bir ihbarnamenin gönderileceği, bu ihbarnamede üçüncü kişinin
ihbarnamenin tebliğinden itibaren yedi gün içinde ikinci fıkrada belirtilen
sebeplerle itirazda bulunabileceği, itirazda bulunmadığı takdirde zimmetinde
sayılan borcu icra dairesine ödemesinin veya elinde sayılan malı icra dairesine
teslim etmesinin isteneceği belirtilmiştir.
12. Fıkranın üçüncü
cümlesinde ise ikinci ihbarnameye süresi içinde itiraz etmeyen ve zimmetinde
sayılan borcu icra dairesine ödemeyen veya yedinde sayılan malı icra dairesine
teslim etmeyen üçüncü kişiye üçüncü bir ihbarnamenin daha gönderileceği, üçüncü
ihbarnameyle üçüncü kişiye on beş gün içinde parayı icra dairesine ödemesi veya
elinde sayılan malı teslim etmesi ya da bu süre içinde menfi tespit davası
açması gerektiği, aksi takdirde borcu ödemeye veya elinde sayılan malı teslime
zorlanacağının bildirileceği hükme bağlanmıştır. Anılan
cümlede yer alan “…bu süre içinde…” ibaresi itiraz konusu kuralı
oluşturmaktadır.
13. Bu itibarla üçüncü ihbarnameyi tebliğ alan kişinin on
beş gün içinde elindeki parayı icra dairesine ödemesi veya elinde sayılan malı
teslim etmesi ya da on beş günlük süre içinde menfi tespit davası açması
gerekmektedir. Üçüncü kişinin belirtilen süre içinde menfi tespit davası açmaması hâlinde kural uyarınca
borcun üçüncü kişinin zimmetinde veya malın elinde sayıldığı kesinleşecek ve
üçüncü kişi zimmetinde olduğu kabul edilen borcu ödemeye ya da elinde sayılan
malı teslim etmeye zorlanacaktır.
14. Fıkranın dördüncü cümlesinde de üçüncü kişinin üçüncü
ihbarnamede belirtilen bildirimi almasından sonra icra takibinin yapıldığı veya
yerleşim yerinin bulunduğu yer mahkemesinde on beş günlük süre içinde menfi
tespit davası açtığına dair belgeyi bildirimin yapıldığı tarihten itibaren
yirmi gün içinde ilgili icra dairesine teslim etmesi durumunda üçüncü kişi
hakkında yürütülen cebri icra işlemlerinin menfi tespit davası sonunda verilen
kararın kesinleşmesine kadar duracağı düzenlenmiştir.
15. Beşinci fıkranın
ikinci cümlesinde ise herhâlde üçüncü kişinin, borçlu ile kötü niyetli
alacaklıya karşı dava açarak ödemek zorunda kaldığı paranın veya teslim ettiği
malın iadesini isteyebileceği hükme bağlanmıştır.
16. Öte yandan anılan Kanun’un 72. maddesinde menfi
tespit ve istirdat davaları öngörülmüştür. Yargıtay kararlarında Kanun’un
itiraz konusu kuralın da yer aldığı 89. maddesine konu menfi tespit davasının
72. maddesinde düzenlenen ve takip borçlusunun takip alacaklısına karşı açacağı
bir dava türü olan menfi tespit davasından farklı nitelikte bir dava olduğu
belirtilmiştir (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E.2020/5224, K.2022/1198,
23/2/2022; Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E.2023/1762, K.2024/83, 9/1/2024;
E.2023/1685, K.2024/1735, 21/5/2024).
17. Anılan maddenin istirdat davasının düzenlendiği
yedinci fıkrasında takibe itiraz etmemiş veya itirazının kaldırılmış olması
yüzünden borçlu olmadığı bir parayı tamamen ödemek mecburiyetinde kalan kişinin
ödediği tarihten itibaren bir yıl içinde, genel hükümler dairesinde mahkemeye
başvurarak paranın geriye alınmasını isteyebileceği belirtilmiştir. Maddenin
sekizinci fıkrasının ikinci cümlesinde davacının istirdat davasında yalnız
paranın verilmesinin lazım gelmediğini ispatlamasının zorunlu olduğu
düzenlenmiştir.
18. Bu itibarla 89. maddenin üçüncü fıkrası kapsamında on
beş günlük süre içinde menfi tespit davası açmaması nedeniyle borçlu olmadığı
parayı ödemek veya malı teslim etmek zorunda kalan üçüncü kişi bir yıl içinde
borçlu ile kötü niyetli alacaklıya karşı istirdat davası açarak ödemek zorunda
kaldığı paranın veya teslim ettiği malın iadesini
talep edebilecektir.
B. İtirazın Gerekçesi
19. Başvuru kararında özetle; itiraz konusu kuralla birinci ve ikinci
haciz ihbarnamelerine itiraz etmeyen üçüncü kişinin açacağı menfi tespit davasında öngörülen hak düşürücü sürenin
kısa olduğu, zira asıl borçlunun alacaklıya karşı açacağı menfi tespit davası
için özel bir sürenin öngörülmediği, ayrıca kuralın yeterince açık
düzenlenmediği belirtilerek Anayasa’nın 36.
maddesine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
C. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
20. 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesi
uyarınca kural, ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 13. maddesi yönünden de
incelenmiştir.
21. Anayasa’nın “Hak arama
hürriyeti” başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrasında “Herkes, meşru
vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma
ile adil yargılanma hakkına sahiptir.”
denilmektedir. Anılan maddeyle güvence altına alınan hak arama özgürlüğü,
kendisi bir temel hak niteliği taşımasının yanında diğer temel hak ve
özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmasını ve bunların korunmasını
sağlayan en etkili güvencelerden biridir (AYM, E.2021/9, K.2022/4, 26/1/2022, §
28; E.2022/104, K.2023/28, 16/2/2023, § 9).
22. Hak arama özgürlüğünün temel unsurlarından biri mahkemeye erişim hakkıdır.
Mahkemeye erişim hakkı, hukuki bir uyuşmazlığın bu konuda karar verme yetkisine
sahip bir mahkeme önüne götürülmesi hakkını da kapsar. Kişinin uğradığı bir
haksızlığa veya zarara karşı kendisini savunabilmesinin ya da maruz kaldığı
haksız bir uygulama veya işleme karşı haklılığını ileri sürüp kanıtlayabilmesinin,
zararını giderebilmesinin en etkili ve güvenceli yolu yargı mercileri önünde
dava hakkını kullanabilmesidir (AYM, E.2021/20, K.2022/84, 30/6/2022, § 10;
E.2022/104, K.2023/28, 16/2/2023, § 10).
23. İtiraz konusu kural, üçüncü kişinin
alacaklıya karşı menfi tespit davasını üçüncü haciz ihbarnamesinin tebliğinden
itibaren on beş gün içinde açabileceğini düzenlemek suretiyle mahkemeye erişim
hakkına sınırlama getirmektedir.
24. Anayasa’nın
13. maddesinde “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın
yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve
ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna,
demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük
ilkesine aykırı olamaz.” hükmüne yer verilmiştir. Buna göre temel hak ve
özgürlüklere getirilen sınırlamanın kanunla yapılması, Anayasa’da öngörülen
sınırlama sebebine ve ölçülülük ilkesine uygun
olması gerekir.
25. Bu itibarla mahkemeye erişim hakkına
yönelik sınırlamalarda dikkate alınacak öncelikli ölçüt, sınırlamanın kanunla
yapılmasıdır. Ancak Anayasa Mahkemesinin kararlarında sıkça vurgulandığı gibi
temel hakları sınırlayan kanunun şeklen var olması yeterli olmayıp yasal
kuralların keyfîliğe izin vermeyecek şekilde belirli, ulaşılabilir ve
öngörülebilir nitelikte olması gerekir.
26. Esasen
temel hakları sınırlayan kanunun bu niteliklere sahip olması, Anayasa’nın 2.
maddesinde güvenceye alınan hukuk devleti ilkesinin de bir gereğidir. Hukuk
devletinde, kanuni düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi
bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır,
uygulanabilir ve nesnel olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına
karşı koruyucu önlem içermesi gerekir. Kanunda bulunması gereken bu nitelikler
hukuki güvenliğin sağlanması bakımından da zorunludur. Zira bu ilke hukuk
normlarının öngörülebilir olmasını, kişilerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete
güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu
zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar (AYM, E.2015/41, K.2017/98,
4/5/2017, §§ 153, 154). Dolayısıyla Anayasa’nın 13. maddesinde sınırlama ölçütü
olarak belirtilen kanunilik, Anayasa’nın 2. maddesinde güvenceye alınan hukuk
devleti ilkesi ışığında yorumlanmalıdır.
27. Kuralda ve 2004 sayılı Kanun’un
kuralın da yer aldığı 89. maddesinde üçüncü
kişinin açacağı menfi tespit davasıyla ilgili sürenin açık ve net olarak
düzenlendiği gözetildiğinde kuralın belirli ve
öngörülebilir olduğu, bu yönüyle kanunilik şartını taşıdığı anlaşılmaktadır.
28. Anayasa’nın 36. maddesinde hak arama
özgürlüğü için herhangi bir sınırlama nedeni öngörülmemiş olmakla birlikte
bunun hiçbir şekilde sınırlandırılması mümkün olmayan mutlak bir hak olduğu
söylenemez. Özel sınırlama nedeni öngörülmemiş hakların da hakkın doğasından
kaynaklanan bazı sınırlarının bulunduğu kabul edilmektedir. Öte yandan
Anayasa’nın başka maddelerinde yer alan hak ve özgürlükler ile devlete yüklenen
ödevler, özel sınırlama sebebi gösterilmemiş hak ve özgürlüklere sınır teşkil
edebilir.
29. Kuralla üçüncü kişinin zimmetinde sayılan borcu ödemeye veya yedinde sayılan
malı teslime zorlanması için düzenlenen üçüncü haciz ihbarnamesinin tebliğinden
itibaren öngörülen on beş günlük dava açma süresinin hak düşürücü nitelikte
olduğu açıktır.
30. Dolayısıyla kuralla üçüncü kişinin
açacağı menfi tespit davasıyla ilgili olarak hak düşürücü süre öngörülmek
suretiyle icra sürecinin mümkün olan en kısa sürede tamamlanarak icra takibine
konu malvarlığına yönelik belirsizliğin ortadan kaldırılmasının amaçlandığı
anlaşılmaktadır. Bu itibarla kural anayasal anlamda meşru bir amaca
dayanmaktadır.
31. Kuralın öngördüğü sınırlamanın Anayasa’ya aykırı
olmaması için aynı zamanda ölçülü olması gerekir. Anayasa’nın 13. maddesinde
yer alan ölçülülük ilkesi ise elverişlilik, gereklilik ve orantılılık olmak
üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. Elverişlilik öngörülen sınırlamanın
meşru amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasını, gereklilik amaç
bakımından sınırlamanın zorunlu olmasını yani aynı amaca daha hafif bir
sınırlama aracı ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, orantılılık ise
hakka getirilen sınırlama ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir
dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir.
32. Kural uyarınca üçüncü haciz
ihbarnamesini tebliğ alan üçüncü kişiye menfi tespit davası açması için
öngörülen on beş günlük sürenin icra sürecinin süratle tamamlanması ve hacze
konu malvarlığına yönelik belirsizliğin giderilmesi amacına ulaşılması
bakımından elverişli olduğu açıktır.
33. Öte yandan kanun koyucunun icra
takip sürecinin bir an önce sona erdirilmesi, takibe konu malvarlığıyla ilgili
belirsizliğin ortadan kaldırılması için alacağı tedbirleri belirlemede geniş
bir takdir yetkisinin bulunduğu gözetildiğinde kural kapsamında menfi tespit
davası için öngörülen on beş günlük dava açma süresinin meşru amaca ulaşma bakımından gerekli olmadığı
söylenemez.
34. Bununla birlikte orantılılık alt ilkesi
gereğince kuralla mahkemeye erişim hakkına getirilen sınırlamanın üçüncü kişiye
aşırı bir külfet yüklememesi gerekir. Orantılılık incelemesinde mahkemeye
erişim hakkına getirilen sınırlama ile söz konusu meşru amaç arasında makul bir
dengenin sağlanıp sağlanmadığı değerlendirilmelidir.
35. Anılan Kanun’un
borçlunun üçüncü kişideki haczedilen alacak, taşınır mal ve diğer haklarına
yönelik düzenlemeler içeren 89. maddesinde icra dairesi tarafından üçüncü
kişiye gönderilen birinci veya ikinci haciz ihbarnamelerini tebellüğ eden
üçüncü kişinin borç iddiasına ilişkin olarak bilgi sahibi olacağı ve bu
ihbarnamelere de itiraz edebileceği, üçüncü kişinin itiraz hakkını kullanması
hâlinde ispat yükünün alacaklıya geçtiği hükme bağlanmıştır. Bu durumda
alacaklının üçüncü kişinin itirazının gerçeği yansıtmadığını ileri sürerek icra
mahkemesinde dava açması gerekecektir (AYM,
E.2024/53, K.2025/73, 6/3/2025, § 23).
36. Söz konusu maddenin sekizinci fıkrasında
haciz ihbarnamesine itiraz etmek isteyen üçüncü kişinin beyanı hiçbir harç ve
resme tabi kılınmayarak haciz ihbarnamelerine itiraz usulü kolaylaştırılmış,
beşinci fıkrasında ise kusuru olmaksızın süresinde haciz ihbarnamelerine itiraz
edemeyen üçüncü kişi için Kanun’un 65. maddesinde yer alan gecikmiş itiraz
usulünün işletilebileceği düzenlenerek bir telafi mekanizması öngörülmüştür. Bu
suretle üçüncü kişiye borçlu olduğuna yönelik iddiaları reddetme imkânının
tanındığı anlaşılmaktadır (AYM, E.2024/53, K.2025/73, 6/3/2025, §
24).
37. Diğer yandan maddenin beşinci fıkrası kapsamında üçüncü kişinin, borçlu ile kötü niyetli
alacaklıya karşı dava açarak ödemek zorunda kaldığı paranın veya teslim ettiği
malın iadesini talep etmesine de imkân tanınmıştır.
38. Bu itibarla haciz ihbarnamelerine
itiraz etmeyen üçüncü kişinin menfi tespit davasını üçüncü haciz ihbarnamesinin
tebliğinden itibaren on beş günlük süre içinde açmasını öngören kuralla
mahkemeye erişim hakkına getirilen sınırlamada meşru amaçtan kaynaklanan
kamusal yarar ile üçüncü kişinin menfaati arasındaki makul dengenin
bozulmadığı, bu yönüyle kuralın orantılı olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
39. Açıklanan nedenlerle kural,
Anayasa’nın 13. ve 36. maddelerine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir.
Selahaddin MENTEŞ ve Kenan YAŞAR bu görüşe katılmamışlardır.
IV. HÜKÜM
9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun
18/2/1965 tarihli ve 538 sayılı Kanun’un 49. maddesiyle değiştirilen 89.
maddesinin 17/7/2003 tarihli ve 4949 sayılı Kanun’un 22. maddesiyle
değiştirilen üçüncü fıkrasının üçüncü cümlesinde
yer alan “…bu süre içinde…” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve
itirazın REDDİNE, Selahaddin MENTEŞ ile
Kenan YAŞAR’ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA 11/12/2025 tarihinde
karar verildi.
|
Başkan
Kadir ÖZKAYA
|
Başkanvekili
Hasan Tahsin GÖKCAN
|
Başkanvekili
Basri BAĞCI
|
|
Üye
Engin YILDIRIM
|
Üye
Rıdvan GÜLEÇ
|
Üye
Recai AKYEL
|
|
Üye
Yıldız SEFERİNOĞLU
|
Üye
Selahaddin MENTEŞ
|
Üye
İrfan FİDAN
|
|
Üye
Kenan YAŞAR
|
Üye
Muhterem İNCE
|
Üye
Yılmaz AKÇİL
|
|
Üye
Ömer ÇINAR
|
Üye
Metin KIRATLI
|
|
|
|
|
|
|
KARŞIOY GEREKÇESİ
1. 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 89. maddesinin üçüncü
fıkrasının üçüncü cümlesinde yer alan “…bu süre içinde…” ibaresinin
Anayasaya aykırı olmadığı yönündeki Mahkememiz çoğunluk görüşüne, aşağıda
açıklanan nedenlerle iştirak edilememiştir.
2. Dava konusu kural ile üçüncü kişinin, üçüncü haciz
ihbarnamesinin tebliğinden itibaren on beş gün içinde alacaklıya karşı menfi
tespit davası açması zorunlu kılınmak suretiyle mahkemeye erişim hakkına ciddi
bir sınırlama getirilmektedir. Anılan süre içerisinde dava açılmaması hâlinde,
üçüncü kişinin borcu zimmetinde sayılmakta ve icra takibinin tarafı olmayan
üçüncü kişi, borçtan sorumlu tutulmaktadır.
3. İtiraz konusu kuralın, birinci ve ikinci haciz ihbarnamelerine
itiraz etmeyen üçüncü kişinin açacağı menfi tespit davası bakımından hak
düşürücü bir süre öngördüğü; bu sürenin son derece kısa olduğu, buna karşılık
asıl borçlunun alacaklıya karşı açacağı menfi tespit davası için herhangi bir
özel süre öngörülmediği, ayrıca düzenlemenin yeterince açık ve öngörülebilir
olmadığı ileri sürülerek Anayasa’nın 36. maddesine aykırılığı iddia edilmiştir.
Bu itirazlar yerindedir.
4. İcra ve İflas Kanunu’nun 89. maddesinin üçüncü fıkrasında, haciz
ihbarnamesine süresinde itiraz etmeyen üçüncü kişinin borcu zimmetinde
sayılmakta ve üçüncü haciz ihbarnamesinin tebliğinden itibaren yalnızca 15 gün
içinde menfi tespit davası açma yükümlülüğü getirilmektedir. Bu süre içerisinde
dava açılmadığı takdirde üçüncü kişi, asıl borç ilişkisine taraf olmadığı
hâlde, borçtan sorumlu tutulmaktadır.
5. Menfi tespit davası açmak için öngörülen 15 günlük hak düşürücü
süre, üçüncü kişi bakımından aşırı derecede kısadır. Üçüncü kişinin, çoğu zaman
karmaşık bir borç ilişkisini incelemesi, hukuki yardım alması ve dava açması
için bu sürenin yeterli olduğu söylenemez. Bu yönüyle kural, Anayasa’nın 36.
maddesinde güvence altına alınan hak arama hürriyetini ölçüsüz biçimde
sınırlamaktadır.
6. Birinci haciz ihbarnamesi, ikinci haciz ihbarnamesi ve üçüncü
haciz ihbarnamesine bağlanan farklı itiraz ve dava süreleri, üçüncü kişiler
bakımından karmaşık ve anlaşılması güç bir sistem oluşturmaktadır. Bu durum,
Anayasa’nın 2. maddesinde yer alan hukuk devleti ilkesinin bir gereği olan
hukuki belirlilik ve öngörülebilirlik ilkeleriyle bağdaşmamaktadır.
7. Asıl borç ilişkisine taraf olmayan üçüncü kişiden, son derece
kısa bir süre içinde menfi tespit davası açmasının beklenmesine karşın, asıl
borçlu açısından böyle bir süre sınırlamasının bulunmaması, üçüncü kişi
aleyhine açık bir orantısızlık ve eşitsizlik yaratmaktadır. Bu durum, hak arama
özgürlüğü bakımından kabul edilebilir değildir.
8. Böylesine ağır sonuçlar öngören bir düzenlemede, kısa ve katı
bir hak düşürücü süre ile yetinilmesi, yeterli usul güvencelerinin
sağlanmadığını göstermektedir.
9. Açıklanan nedenlerle, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 89.
maddesinin üçüncü fıkrasının üçüncü cümlesinde yer alan “…bu süre içinde…”
ibaresinin, Anayasa’nın 2. ve 36. maddelerine aykırı olduğu kanaatine
varıldığından, aksi yöndeki çoğunluk görüşüne iştirak edilmemiştir.
|
Üye
Selahaddin MENTEŞ
|
Üye
Kenan YAŞAR
|