anayasa mahkemesi kararı
Esas Sayısı:2025/150
Karar Sayısı:2025/249
Karar Tarihi:11/12/2025
R.G.Tarih-Sayı:9/3/2026-33191
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu
İTİRAZIN KONUSU: 24/5/1983 tarihli ve 2828 sayılı Sosyal Hizmetler
Kanunu'nun 6/2/2014 tarihli ve 6518 sayılı Kanun'un 21. maddesiyle değiştirilen
ek 7. maddesinin;
A.
Birinci fıkrasının birinci cümlesinin “Her ne ad altında olursa olsun her
türlü gelirler toplamı esas alınmak suretiyle, hane içinde kişi başına düşen
ortalama aylık gelir tutarı, asgarî ücretin aylık net tutarının 2/3'ünden daha
az olan...” bölümünün,
B.
Yedinci fıkrasının,
Anayasa'nın
2., 5. ve 10. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptallerine ve
yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesi talebidir.
OLAY: 26/5/2023
tarihli ve 32202 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Evde Bakım Yardımı
Yönetmeliği’nin bazı maddelerinin iptalleri ve yürürlüklerinin durdurulması
talebiyle açılan davada itiraz konusu kuralların Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına
varan Mahkeme, iptalleri için başvurmuştur.
I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKÜMLERİ
Kanun’un
itiraz konusu kuralların da yer aldığı ek 7. maddesi şöyledir:
“Ek Madde 7- (Ek: 1/7/2005-5378/30 md.; Değişik:
6/2/2014-6518/21 md.)
Her ne ad altında
olursa olsun her türlü gelirler toplamı esas alınmak suretiyle, hane içinde
kişi başına düşen ortalama aylık gelir tutarı, asgarî ücretin aylık net
tutarının 2/3’ünden daha az olan bakıma ihtiyacı olan engellilere, resmî veya özel bakım
merkezlerinde bakım hizmeti ya da sosyal yardım yapılmak suretiyle evde
bakımına destek verilmesi sağlanır. Hanede birden fazla bakıma ihtiyacı olan
engelli bulunması hâlinde, hane içinde kişi başına düşen ortalama aylık gelir
tutarının hesaplanmasında birinci bakıma ihtiyacı olan engelliden sonraki her
bakıma ihtiyacı olan engelli iki kişi sayılır. (Ek cümle:21/2/2019-7166/1 md.) Bu
fıkranın uygulanmasında, 5510 sayılı Kanunun ek 18 inci maddesi uyarınca
Ramazan ve Kurban bayramlarında ödenen bayram ikramiyeleri hane içinde kişi başına
düşen ortalama aylık gelir tutarının hesaplanmasına dâhil edilmez.
Bakıma ihtiyacı olan
engellilere özel bakım merkezlerinde sunulacak bakım hizmetinin karşılığı
olarak belirlenecek kişi başına aylık bakım ücreti tutarı, (20.000) gösterge
rakamı ile memur aylık katsayısının çarpımı sonucu bulunacak tutardan fazla
olamaz. Bakıma ihtiyacı olan engellinin evde bakımına destek için ise (10.000)
gösterge rakamı ile memur aylık katsayısının çarpımı sonucu bulunacak tutar
kadar aylık sosyal yardım yapılır.
Bakıma ihtiyacı olan
engellilere sunulacak bakım hizmet modeline ve kapsamına, bakım hizmetinden
yararlanabileceklerin başvuru şekline, bu hizmetleri verecek olan gerçek ve
tüzel kişiler tarafından açılacak kuruluşlara açılış izni verilmesine, çalışmasına,
denetimine, ücretlendirilmesine, idari para cezalarının ve kapatılma
işlemlerinin uygulanmasına, özel bakım merkezlerine bakım hizmeti karşılığı
yapılacak ödemelere ve bakım hizmeti veren resmî kurumlara yapılacak yardımlara
ilişkin usul ve esaslar, Sağlık Bakanlığının görüşü alınarak Maliye Bakanlığı
ile Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığınca müştereken çıkarılan yönetmelikle
belirlenir.
Bakıma ihtiyacı olan
engellilerin evde bakımına destek için yapılacak sosyal yardımlara ilişkin iş
ve işlemler, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ve Sosyal Yardımlaşma ve
Dayanışma Vakıflarınca gerçekleştirilir. Bakıma ihtiyacı olan engellilerin evde
bakımına destek için yapılacak sosyal yardımın başvuru şekline,
değerlendirilmesine, ödenmesine ve diğer hususlara ilişkin usul ve esaslar,
Sağlık Bakanlığının görüşü alınarak Maliye Bakanlığı ile Aile ve Sosyal
Politikalar Bakanlığınca müştereken çıkarılan yönetmelikle belirlenir.
Birinci fıkra kapsamındaki
bakıma ihtiyacı olan engellilere sunulacak bakım hizmetinin karşılığı olarak
özel bakım merkezlerine ödenecek bakım ücreti, evde bakımına destek için
yapılacak sosyal yardım ile bakım hizmeti veren resmî kurumlara yapılacak
yardımlar Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı bütçesinden karşılanır.
Bakıma ihtiyacı olan
engellilere, ücretleri Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı bütçesinden
karşılanmak suretiyle sağlanacak bakım hizmetleri, 4/1/2002 tarihli ve 4734
sayılı Kamu İhale Kanunu hükümlerine tabi olmaksızın temin edilir. Bu fıkranın
uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Maliye Bakanlığının görüşü alınarak Aile
ve Sosyal Politikalar Bakanlığınca çıkarılan yönetmelikle belirlenir.
Birinci fıkra ile
belirlenen hane halkı gelir ölçütünü aşan gelir değişikliğinin tespiti hâlinde
bu madde kapsamında yapılan ödemeler durdurulur ve değişikliğin meydana geldiği
tarihten itibaren yasal faizi ile birlikte genel hükümlere göre takip ve tahsil
edilir.”
II. İLK İNCELEME
1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Kadir
ÖZKAYA, Hasan Tahsin GÖKCAN, Basri BAĞCI, Engin YILDIRIM, Rıdvan GÜLEÇ, Recai
AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, İrfan
FİDAN, Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇİL, Ömer ÇINAR ve Metin KIRATLI’nın
katılımlarıyla 10/7/2025 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında öncelikle
başvurunun yöntemine uygunluğu sorunu görüşülmüştür.
2. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin
Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un “Anayasaya aykırılığın
mahkemelerce ileri sürülmesi” başlıklı 40. maddesinde Anayasa Mahkemesine
itiraz yoluyla yapılacak başvurularda izlenecek yöntem belirtilmiştir. Söz
konusu maddenin (1) numaralı fıkrasında bir davaya bakmakta olan mahkemenin bu
davada uygulanacak bir kanun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin hükümlerini
Anayasa’ya aykırı görmesi veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık
iddiasının ciddi olduğu kanısına varması hâlinde bu fıkrada sayılan belgeleri
dizi listesine bağlayarak Anayasa Mahkemesine göndereceği hükme bağlanmış;
anılan fıkranın (a) bendinde de “İptali istenen kuralların Anayasanın hangi
maddelerine aykırı olduklarını açıklayan gerekçeli başvuru kararının aslı”
Anayasa Mahkemesine gönderilecek belgeler arasında sayılmıştır. Maddenin (4)
numaralı fıkrasında ise açık bir şekilde dayanaktan yoksun veya yöntemine uygun
olmayan itiraz başvurularının Anayasa Mahkemesi tarafından esas incelemeye
geçilmeksizin gerekçeleriyle reddedileceği hükme bağlanmıştır.
3.
Anılan İçtüzük’ün 46. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendinde itiraz
yoluna başvuran Mahkemenin gerekçeli kararında; Anayasa’ya aykırılıkları ileri
sürülen hükümlerin her birinin Anayasa’nın hangi maddelerine, hangi nedenlerle
aykırı olduğunun ayrı ayrı ve gerekçeleriyle birlikte açıkça gösterilmesi
gerektiği düzenlenmiştir.
4.
İçtüzük’ün 49. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendinde de Anayasa
Mahkemesince yapılan ilk incelemede başvuruda eksikliklerin bulunduğunun tespit
edilmesi hâlinde itiraz yoluna ilişkin işlerde esas incelemeye geçilmeksizin
başvurunun reddine karar verileceği, (2) numaralı fıkrasında ise anılan (b)
bendi uyarınca verilen kararın itiraz yoluna başvuran mahkemenin eksiklikleri
tamamlayarak yeniden başvurmasına engel olmadığı belirtilmiştir.
5.
Yapılan incelemede itiraz yoluna başvuran Mahkeme tarafından 2828 sayılı
Kanun’un ek 7. maddesinin itiraz konusu yedinci fıkrasının “…ve değişikliğin
meydana geldiği tarihten itibaren yasal faizi ile birlikte genel hükümlere göre
takip ve tahsil edilir.” bölümünün hangi nedenlerle Anayasa’ya
aykırı olduğunun ayrı ayrı ve gerekçeleriyle birlikte ortaya konulmaksızın
Anayasa’ya aykırılık iddiasında bulunulduğu anlaşılmıştır.
6.
Bu itibarla anılan fıkranın “…ve değişikliğin meydana geldiği tarihten
itibaren yasal faizi ile birlikte genel hükümlere göre takip ve tahsil edilir.”
bölümüne yönelik başvurunun 6216 sayılı Kanun’un 40. maddesinin (4)
numaralı fıkrası gereğince yöntemine uygun olmadığından reddi gerekir.
7.
Açıklanan nedenle 24/5/1983 tarihli ve 2828 sayılı Sosyal Hizmetler Kanunu’nun
6/2/2014 tarihli ve 6518 sayılı Kanun’un 21. maddesiyle değiştirilen ek 7.
maddesinin;
A.
Birinci fıkrasının birinci cümlesinin “Her ne ad altında olursa olsun her
türlü gelirler toplamı esas alınmak suretiyle, hane içinde kişi başına düşen
ortalama aylık gelir tutarı, asgarî ücretin aylık net tutarının 2/3’ünden daha az
olan…” bölümünün esasının incelenmesine,
B. Yedinci
fıkrasının;
1. “…ve
değişikliğin meydana geldiği tarihten itibaren yasal faizi ile birlikte genel
hükümlere göre takip ve tahsil edilir.” bölümünün iptaline karar
verilmesi talebiyle yapılan itiraz başvurusunun 30/3/2011 tarihli ve 6216
sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un
40. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince yöntemine uygun olmadığından
REDDİNE,
2.
Kalan kısmının esasının incelenmesine,
C. Yürürlüğün
durdurulması talebinin esas inceleme aşamasında karara bağlanmasına,
OYBİRLİĞİYLE
karar verilmiştir.
III. ESASIN İNCELENMESİ
8. Başvuru kararı ve ekleri, Raportör Derya ATAKUL tarafından
hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu kanun hükümleri, dayanılan
ve ilgili görülen Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama
belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
A. Anlam ve Kapsam
9.
Bakıma ihtiyacı olan engelli bireylere yönelik sosyal yardım ve bakım
hizmetlerinden yararlanmanın şartları ve bakım ücreti ödeme koşulları 2828
sayılı Kanun’un ek 7. maddesinde düzenlenmiştir.
10.
Anılan maddenin birinci fıkrasının birinci cümlesiyle bakıma ihtiyacı olan
engelli bireylere, resmî veya özel bakım merkezlerinde bakım hizmetinin
verilmesi ya da onların evde bakımına destek sağlanması için hane içinde kişi
başına düşen ortalama aylık gelir tutarının asgari ücretin aylık net tutarının
üçte ikisinden az olması şartı getirilmiştir. Buna göre hanedeki tüm bireylerin
elde ettiği gelirlerin toplamı dikkate alınmakta olup bu toplam tutar hanede
yaşayan kişi sayısına bölünerek kişi başına düşen ortalama aylık gelir
belirlenmektedir. Gelirin kaynağı veya mahiyeti ilke olarak önem taşımamakta,
her türlü gelir kapsam dâhilinde sayılmaktadır. Kişi başına düşen gelir, asgari
ücretin net tutarının üçte ikisinden az ise bakıma ihtiyacı olan engelli
bireyin bakım hizmetinden veya evde bakım yardımından yararlanması mümkün
olmaktadır. Söz konusu cümlenin “Her
ne ad altında olursa olsun her türlü gelirler toplamı esas alınmak suretiyle,
hane içinde kişi başına düşen ortalama aylık gelir tutarı, asgarî ücretin aylık
net tutarının 2/3’ünden daha az olan…” bölümü itiraz konusu ilk
kuralı oluşturmaktadır.
11. Anılan Kanun’un ek 7. maddesinin yedinci
fıkrasında da hane içi gelirde sonradan meydana gelen değişikliklerin bakım
hizmeti ve sosyal yardım desteği üzerindeki etkisi düzenlenmiştir. Buna göre
bakım hizmeti veya evde bakım yardımından yararlanmakta iken hane içinde kişi
başına düşen ortalama aylık gelirin birinci fıkrada belirlenen sınırı aşması
hâli gelir değişikliği
olarak kabul edilmektedir. Bu durumda yardım ödemeleri durdurulmakta ve değişikliğin
meydana geldiği tarihten itibaren yapılan ödemeler yasal faiziyle birlikte geri alınmaktadır. Geri
alma işlemi, genel hükümler uyarınca takip ve tahsil edilmektedir. Söz konusu
fıkranın “Birinci fıkra ile belirlenen hane halkı gelir ölçütünü aşan gelir
değişikliğinin tespiti hâlinde bu madde kapsamında yapılan ödemeler durdurulur…”
bölümü itiraz konusu diğer kuralı oluşturmaktadır.
B. İtirazın Gerekçesi
12. Başvuru kararında özetle; itiraz konusu
kurallarla bakıma muhtaç engelli bireylerin evde bakım yardımından faydalanmasının
koşulu olarak öngörülen gelir ölçütünün bireyselleştirmeye imkân tanınmaksızın
kategorik olarak uygulanmasının engelli bireylerin sosyal yardımlardan
yararlanma hakkını ölçüsüz biçimde sınırladığı, gelir düzeyine göre kademeli
bir yardım sisteminin benimsenmesi gerektiği, bireysel ihtiyaçlar ve özel
durumlar dikkate alınmaksızın yapılan bu uygulamanın sosyal hakların kullanım
alanını daralttığı ve destek mekanizmalarının etkinliğini ciddi ölçüde
zayıflattığı belirtilerek kuralların
Anayasa’nın 2., 5. ve 10.
maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
C. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
1. Kanun’un
Ek 7. Maddesinin Birinci Fıkrasının Birinci Cümlesinin “Her ne ad altında
olursa olsun her türlü gelirler toplamı esas alınmak suretiyle, hane içinde
kişi başına düşen ortalama aylık gelir tutarı, asgarî ücretin aylık net
tutarının 2/3'ünden daha az olan...” Bölümünün İncelenmesi
13.
6216 sayılı Kanun’un 43. maddesi
uyarınca kural, ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 60. ve 61. maddeleri
yönünden incelenmiştir.
14.
Anayasa’nın 60. maddesinde
“Herkes, sosyal güvenlik hakkına sahiptir./ Devlet, bu güvenliği sağlayacak
gerekli tedbirleri alır ve teşkilatı kurar.” hükmüne yer verilmiştir.
Anayasa’nın 61. maddesinin ikinci fıkrasında da “Devlet, sakatların
korunmalarını ve toplum hayatına intibaklarını sağlayıcı tedbirleri alır.”
denilmek suretiyle engellilerin sosyal güvenlik bakımından özel olarak
korunması gerekenler kapsamında olduğu belirtilmiştir.
15. Anayasa’nın
sosyal güvenlik hakkına ilişkin 60. maddesinin birinci fıkrası ve engellilerin
korunmasını düzenleyen 61. maddesinin ikinci fıkrası hükümlerine göre devlet,
engellilerin korunması ve toplum hayatına uyumunu sağlamak için gerekli
tedbirleri almakla yükümlüdür.
16.
Anayasa’nın 65. maddesi gereğince devlet; sosyal alana ilişkin olarak
Anayasa’da belirtilen bu görevlerini, bu görevlerin amaçlarına uygun
öncelikleri gözeterek mali kaynaklarının yeterliliği ölçüsünde yerine
getirecektir. Bu kaynakları kullanarak ve anayasal ilke ve hükümlere aykırı
olmamak şartıyla engellilere yönelik tedbirlerin türüne ve ölçüsüne karar
vermek kanun koyucunun takdirindedir.
17. İtiraz konusu kuralda
bakıma ihtiyacı olan engellilere bakım hizmeti veya evde bakım yardımı
sağlanması için hane içinde kişi başına düşen ortalama aylık gelir tutarının,
asgari ücretin aylık net tutarının üçte ikisinden az olması şartı
öngörülmüştür.
18. Kuralla
devlet, sosyal yardım ve desteklerin belirli bir gelir ölçütüne bağlı olarak
yürütülmesini amaçlamaktadır. Anayasa’nın 61. maddesi uyarınca engellilerin
korunması ve topluma uyumlarının sağlanması devletin yükümlülüğündedir. Bununla
birlikte sosyal yardımlar mutlak bir hak niteliğinde olmayıp devletin mali
imkânları çerçevesinde yerine getirilen kamu hizmetleridir. Sosyal yardımların bireysel
ihtiyaçları gözeterek kişiselleştirilmesi önemli olmakla birlikte sistemin
işleyişi, denetlenebilirliği ve kaynakların adil dağıtımı açısından nesnel ve
genel geçer ölçütlerin belirlenmesi sosyal yardım uygulamalarının temel
gereğidir.
19. Kural,
sosyal yardım sisteminin adil, sürdürülebilir ve kaynakların etkin kullanımına
dayalı bir şekilde işlemesini sağlamak amacıyla nesnel bir gelir ölçütü
öngörmektedir. Devletin bu ölçütü belirlerken sosyal yardımın keyfîlikten uzak,
öngörülebilir ve denetlenebilir bir sistem dâhilinde yürütülmesini sağladığı
anlaşılmaktadır. Böylece sınırsız bir kaynakla hareket etmeyen devletin mevcut
bütçe imkânları dâhilinde bakıma ihtiyacı olan engellilere yönelik bakım
desteğini daha geniş bir kitleye ulaştırmaya çalıştığı görülmektedir.
20. Kuralla, devletin mali
kaynaklarının sınırlılığı çerçevesinde aynı hane içinde birlikte yaşadığı
kişiler belirli bir gelir seviyesinin altında olan engellilere yardım yapılmasının bir
öncelik olarak görüldüğü
anlaşılmaktadır. Yeterli bir yaşam standardı
bulunmayan engellilere öncelik tanınması ve bu standardın belirlenmesinde
kendisinin yanında ailesinin gelirinin de dikkate alınması devletin mali
kaynaklarının yeterliliği kapsamında makul görülebilir bir husustur (benzer yönde değerlendirmeler için bkz. AYM,
E.2020/13, K.2020/68, 12/11/2020, § 18).
21.
Ayrıca evde bakım yardımı, devletin
engellilere yönelik olarak sağladığı tek destek mekanizması değildir. Eğitim,
istihdam, rehabilitasyon, sosyal güvenlik, gelir desteği, vergi muafiyetleri
gibi farklı alanlarda da çeşitli koruma ve destek önlemleri bulunmaktadır.
Dolayısıyla evde bakım yardımı özelinde getirilen gelir ölçütünün, engellilere
yönelik olarak yapılacak diğer sosyal yardımlar için bir engel oluşturduğu da
söylenemez.
22. Bu
itibarla bakıma ihtiyacı olan engellilere bakım hizmeti veya evde bakım yardımı
sağlanması için hane içinde kişi başına düşen ortalama aylık gelir tutarının
asgari ücretin aylık net tutarının üçte ikisinden az olması şartını öngören
kural, kanun koyucunun takdir yetkisi kapsamında olup devletin engellilerin
korunmasına ve toplum hayatına uyumlarının sağlanmasına yönelik pozitif
yükümlülüklerine aykırı bir husus içermemektedir.
23.
Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 60. ve 61. maddelerine aykırı değildir.
İtirazın reddi gerekir.
Kuralın
Anayasa’nın 2. ve 5. maddelerine de aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de bu
bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 60. ve 61. maddeleri yönünden
yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmış olması nedeniyle Anayasa’nın 2.
ve 5. maddeleri yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.
Kuralın
Anayasa’nın 10. maddesiyle ilgisi görülmemiştir.
2. Kanun’un Ek 7. Maddesinin Yedinci Fıkrasının “Birinci fıkra ile
belirlenen hane halkı gelir ölçütünü aşan gelir değişikliğinin tespiti hâlinde
bu madde kapsamında yapılan ödemeler durdurulur...” Bölümünün İncelenmesi
24.
6216 sayılı Kanun’un 43. maddesi uyarınca
kural, ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 13. ve 35. maddeleri
yönünden incelenmiştir.
25. Anayasa’nın 35. maddesinde “Herkes, mülkiyet ve miras
haklarına sahiptir./ Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla
sınırlanabilir./ Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz.”
denilmektedir. Anayasa’nın anılan maddesiyle güvenceye bağlanan mülkiyet hakkı,
ekonomik değer ifade eden ve parasal karşılığı olan her türlü mal varlığını
kapsamaktadır (AYM, E.2015/39, K.2015/62, 1/7/2015, § 20).
26.
İtiraz konusu kural, 2828 sayılı Kanun’un ek 7. maddesinin birinci fıkrasında
belirlenen gelir ölçütünü aşan bir gelir değişikliğinin tespiti hâlinde
kişilere yapılmakta olan, dolayısıyla mülk teşkil eden ödemelerin
durdurulmasını öngörmek suretiyle mülkiyet
hakkını sınırlamaktadır.
27. Anayasa’nın 35. maddesinde mülkiyet hakkının kamu yararı
amacıyla kanunla sınırlanabileceği öngörülmüştür. Mülkiyet hakkına sınırlama
getirilirken temel hak ve özgürlüklerin sınırlanmasına ilişkin genel ilkeleri
düzenleyen Anayasa'nın 13. maddesinin de gözönünde bulundurulması
gerekmektedir.
28. Anayasa’nın 13. maddesinde “Temel hak ve hürriyetler,
özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen
sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar,
Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin
gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.” denilmektedir.
Anayasa’nın anılan maddesi uyarınca mülkiyet hakkı, Anayasa’da öngörülen
nedenlere bağlı olarak ve ölçülülük ilkesine aykırı olmaksızın ancak kanunla
sınırlanabilir.
29. Anayasa Mahkemesinin sıkça vurguladığı gibi temel hakları
sınırlayan kanunun şeklen var olması yeterli olmayıp yasal kuralların keyfîliğe
izin vermeyecek şekilde belirli, ulaşılabilir ve öngörülebilir düzenlemeler
niteliğinde olması gerekir.
30. Esasen temel hakları sınırlayan kanunun bu niteliklere
sahip olması, Anayasa’nın 2. maddesinde güvenceye alınan hukuk devleti
ilkesinin de bir gereğidir. Hukuk devletinde kanuni düzenlemelerin hem kişiler
hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek
şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olması, ayrıca kamu
otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesi gerekir.
Kanunda bulunması gereken bu nitelikler hukuki güvenliğin sağlanması bakımından
da zorunludur. Nitekim bu ilke hukuk normlarının öngörülebilir olmasını,
bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de
yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını
gerekli kılar (AYM, E.2015/41, K.2017/98, 4/5/2017, §§ 153, 154). Dolayısıyla
Anayasa’nın 13. maddesinde sınırlama ölçütü olarak belirtilen kanunilik,
Anayasa’nın 2. maddesinde güvenceye alınan hukuk devleti ilkesi ışığında yorumlanmalıdır.
31. Kuralda hangi hâl ve şartlarda, hangi kapsamdaki
ödemelerin hangi tarihten itibaren kesileceği hususunun herhangi bir tereddüde
yer vermeyecek şekilde açık ve net olarak düzenelendiği gözetildiğinde kuralın kanunilik
ölçütünü karşıladığı sonucuna ulaşılmıştır.
32. Kural, sosyal yardım ödemelerinin muhtaçlık hâlinin
ortadan kalkması durumunda durdurulmasını öngörmekte olup bu yönüyle devletin
sosyal yardım politikalarının ihtiyaç sahiplerine yönlendirilmesini sağlama ve
kamu kaynaklarının israfını önleme amacına hizmet etmektedir. Bu çerçevede
kuralın kamu kaynaklarının amacına uygun, etkili ve verimli bir şekilde
kullanılması hedefi doğrultusunda düzenlendiği, dolayısıyla kamu yararı amacını
taşıdığı anlaşılmaktadır.
33. Kuralla mülkiyet hakkına getirilen sınırlamanın
Anayasa’nın 13. maddesi uyarınca ölçülü de olması gerekir. Ölçülülük ilkesi ise
elverişlilik, gereklilik ve orantılılık olmak üzere üç alt
ilkeden oluşmaktadır. Elverişlilik öngörülen sınırlamanın ulaşılmak
istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasını, gereklilik ulaşılmak
istenen amaç bakımından sınırlamanın zorunlu olmasını diğer bir ifadeyle aynı
amaca daha hafif bir sınırlama ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, orantılılık
ise hakka getirilen sınırlama ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir
dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir.
34. Muhtaçlık durumu ortadan kalkan kişilere yönelik bakım
yardımının sona erdirilmesi, sosyal yardım sisteminin ihtiyaç temelli
özelliğinden kaynaklanmaktadır. Bu itibarla gelir düzeyinde artış yaşanması
hâlinde bireylere yapılan bakım yardımının kesilmesini öngören kuralın kamu
kaynaklarının amacına
uygun, etkili ve verimli bir şekilde kullanılmasına yönelik meşru amaca ulaşma bakımından elverişli olduğu açıktır.
35. Bakıma ihtiyacı olan engellilere yapılacak yardımın
ihtiyaç hâli devam ettiği sürece sağlanması gerektiği açıktır. Zira gelir
artışı ile birlikte yardımın durdurulmaması, sosyal yardımların ihtiyaç sahibi
olmayan kişilere yönelmesine ve sistemin sürdürülebilirliğinin zedelenmesine
yol açabilecektir. Dolayısıyla
kuralda öngörülen düzenlemeden daha hafif bir sınırlama aracı ile meşru amaca
ulaşılmasının mümkün olduğu söylenemez. Bu itibarla kuralın söz konusu amaca
ulaşma bakımından gerekli olduğu anlaşılmaktadır.
36. Gerekli
olduğu tespit edilen kuralın orantılı olup olmadığı da değerlendirilmelidir. Orantılılık ilkesi gereği
kişilerin mülkiyet hakkının sınırlandırılması hâlinde elde edilmek istenen kamu
yararı ile bireyin hakları arasında adil bir dengenin kurulması gerekmektedir.
Bu adil denge, kişilerin aşırı bir yüke katlandığının tespit edilmesi durumunda
bozulmuş olacaktır. Sınırlamanın orantılılığı değerlendirilirken bir taraftan
ulaşılmak istenen meşru amacın önemi, diğer taraftan da sınırlamanın niteliği
ile kişilere yüklenen külfet dikkate alınacaktır (Doğan Depişgen [2.
B.], B. No: 2016/12233, 11/3/2020, § 60; Arif Güven [2. B.], B. No: 2014/13966, 15/2/2017,
§§ 58, 60).
37. Kural,
yapılmakta olan ödemelerin ileriye etki edecek şekilde durdurulmasını öngörmektedir. Sosyal yardımın başlangıçta hak edilmiş
olması, ihtiyaç hâlinin daha sonra ortadan kalkması durumunda da yardıma devam
edilmesini zorunlu kılmaz. Nitekim muhtaçlık hâlinin sona ermesi durumunda sosyal yardımın
sonlandırılması, yardım sisteminin
doğası gereği kabul edilebilecek bir uygulamadır. Bu durum, sosyal devletin sınırsız kaynaklara sahip olmadığı
gözetildiğinde sosyal güvenlik sisteminin sürdürülebilirliğinin de bir
gereğidir.
38. Bu itibarla kuralın kişiler aleyhine aşırı bir külfete yol açmadığı, kamu menfaatleri ile
bireysel menfaat arasında makul bir denge kurduğu anlaşıldığından mülkiyet
hakkına ölçüsüz bir sınırlama olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
39. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 13. ve 35.
maddelerine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir.
Kuralın
Anayasa’nın 2. ve 5. maddelerine de aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de bu
bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 13. ve 35. maddeleri yönünden
yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmış olması nedeniyle Anayasa’nın 2.
ve 5. maddeleri yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.
Kuralın Anayasa’nın 10. maddesiyle ilgisi görülmemiştir.
IV. YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI TALEBİ
40.
Başvuru kararında özetle, itiraz konusu kuralların uygulanmaları hâlinde
telafisi güç veya imkânsız zararların doğabileceği belirtilerek yürürlüklerinin
durdurulmasına karar verilmesi talep edilmiştir.
24/5/1983 tarihli ve 2828 sayılı Sosyal Hizmetler
Kanunu’nun 6/2/2014 tarihli ve 6518 sayılı Kanun’un 21. maddesiyle değiştirilen
ek 7. maddesinin;
A. Birinci
fıkrasının birinci cümlesinin “Her ne ad altında olursa olsun her türlü
gelirler toplamı esas alınmak suretiyle, hane içinde kişi başına düşen ortalama
aylık gelir tutarı, asgarî ücretin aylık net tutarının 2/3’ünden daha az olan…”
bölümüne,
B. Yedinci
fıkrasının “Birinci fıkra ile belirlenen hane halkı gelir ölçütünü aşan
gelir değişikliğinin tespiti hâlinde bu madde kapsamında yapılan ödemeler
durdurulur...” bölümüne,
yönelik iptal talepleri 11/12/2025 tarihli ve E.2025/150,
K.2025/249 sayılı kararla reddedildiğinden bu bölümlere ilişkin yürürlüğün durdurulması taleplerinin REDDİNE 11/12/2025
tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
V. HÜKÜM
24/5/1983 tarihli ve 2828 sayılı Sosyal Hizmetler
Kanunu’nun 6/2/2014 tarihli ve 6518 sayılı Kanun’un 21. maddesiyle değiştirilen
ek 7. maddesinin;
A. Birinci
fıkrasının birinci cümlesinin “Her ne ad altında olursa olsun her türlü
gelirler toplamı esas alınmak suretiyle, hane içinde kişi başına düşen ortalama
aylık gelir tutarı, asgarî ücretin aylık net tutarının 2/3’ünden daha az olan…”
bölümünün,
B. Yedinci
fıkrasının “Birinci fıkra ile belirlenen hane halkı gelir ölçütünü aşan
gelir değişikliğinin tespiti hâlinde bu madde kapsamında yapılan ödemeler
durdurulur...” bölümünün,
Anayasa’ya aykırı olmadıklarına ve itirazın REDDİNE 11/12/2025
tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
|
Başkan
Kadir ÖZKAYA
|
Başkanvekili
Hasan Tahsin GÖKCAN
|
Başkanvekili
Basri BAĞCI
|
|
Üye
Engin YILDIRIM
|
Üye
Rıdvan GÜLEÇ
|
Üye
Recai AKYEL
|
|
Üye
Yıldız SEFERİNOĞLU
|
Üye
Selahaddin MENTEŞ
|
Üye
İrfan FİDAN
|
|
Üye
Kenan YAŞAR
|
Üye
Muhterem İNCE
|
Üye
Yılmaz AKÇİL
|
|
Üye
Ömer ÇINAR
|
Üye
Metin KIRATLI
|
|
|
|
|
|
|