“Mahkememizin 2025/154 Esas sayılı dosyasında, Dursunbey Cumhuriyet Başsavcılığının 20/02/2025 tarih 2024/1096 Soruşturma 2025/47 Esas 2025/42 İddianame sayılı iddianamesi ile; sanık … … hakkında "Alkol veya uyuşturucu maddenin etkisi altındayken araç kullanma" suçundan iddianame düzenlendiği, mahkememiz tarafından yargılamanın CMK'nın 251. maddesi uyarınca Basit Yargılama Usulüne göre yapılmasına karar verildiği, yapılan yargılamada mahkememizin 03.04.2025 tarih ve 2025/66 Esas 2025/108 Karar sayılı kararı ile sanık … … hakkında yapılan yargılama sonucunda "Alkol veya uyuşturucu maddenin etkisi altındayken araç kullanma" suçundan sanığın cezalandırılmasına karar verildiği, sanık tarafından Basit Yargılama Usulü uyarınca verilen karara yasal süre içerisinde itiraz edildiği anlaşılmıştır.
Balıkesir Adli Yargı İlk Derece Mahkemesi Adalet Komisyonu Başkanlığının 30/04/2025 tarih ve 2025/331 Karar sayılı kararı ile Dursunbey Asliye Ceza Mahkemesinin 2025/66 Esas sayılı dosyasında yargılama yapmak üzere Dursunbey Hakimi … …'nin görevlendirildiği anlaşılmıştır.
Sanık tarafından verilen karara yapılan itiraz üzerine dosyanın mahkememizin 2025/154 Esas sayılı sırasına kaydının yapıldığı görülmüştür.
Balıkesir Adli Yargı İlk Derece Mahkemesi Adalet Komisyonu Başkanlığının 30/04/2025 tarih ve 2025/331 Karar sayılı kararına dayanak teşkil eden 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun "Basit yargılama usulünde itiraz" başlıklı 252/2. maddesinde 7499 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 17. maddesinin 2. fıkrası ile yapılan düzenleme Anayasa'ya aykırı olup, söz konusu hükmün iptal edilmesi için T.C. Anayasa Mahkemesi'ne başvurulması zorunluluğu ortaya çıkmıştır.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasa’sının 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti ilkesi gereği kanunların kamu yararının sağlanması amacına yönelik olması, genel, objektif, adil kurallar içermesi, hakkaniyet ölçütlerini gözetmesi ve kazanılmış hakları ihlal etmemesi anılan maddede belirtilen hukuk devleti olmanın gereğidir. Bu nedenle kanun koyucunun hukuki düzenlemelerde kendisine tanınan takdir yetkisini anayasal sınırlar içinde adalet, hakkaniyet ve kamu yararı ölçütlerini gözönünde tutarak kullanması gerekir. (AYM, E.2018/137, K.2022/86, 30/6/2022, § 341)
Yine Anayasa’nın 36. ve 141. maddelerine göre devletin davaların makul bir süre içinde bitirilmesi yönünde pozitif bir yükümlülüğü bulunmaktadır.
Kural, basit yargılama usulüne göre verilen karara yapılan itirazın niteliğine bakılmaksızın mahkemenin her durumda duruşma açarak yargılamaya devam etmesini öngörmektedir. İtiraz üzerine her durumda duruşmalı yargılama yapılması özellikle yargılama süreci ve cezalandırma faaliyeti yönünden farklı sonuçlar doğurmaktadır.
Basit yargılama usulüne göre verilen kararın diğer ceza yargılamalarında verilen kararlardan farkının olmadığı açıktır. Bu karara delillerin yanlış değerlendirilmesi, suçun vasıf ve mahiyetinde hataya düşülmesi gibi esasa ilişkin nedenlerin yanında vekâlet ücreti, yargılama giderinin yanlış hesaplanması, artırım ve indirim oranının veya ceza miktarının yanlış uygulanması gibi usule ilişkin nedenlerle itiraz edilmesi de söz konusu olabilir. Yine usule ilişkin nedenlerin mahkemenin kendiliğinden hükme geçirmesi gereken hususlarda karar vermemesinden kaynaklanması mümkündür.
Kuralla sanık veya mağdur ya da şikâyetçi tarafından basit yargılama usulüne göre verilen karara hangi nedenle itiraz edildiğine bakılmaksızın her durumda duruşma açılarak yargılama yapılması zorunlu hâle getirilmektedir. Kural, itirazın niteliği gereği duruşma açılmasına gerek bulunmayan hâllerde dahi mahkemeye 251. madde kapsamında verdiği kararı düzeltme imkânı tanımamaktadır. Bu durumun basit yargılama usulünün ihdas edilmesinde temel amaç olan yargılama sürecinin hızlı bir şekilde sonuçlandırılmasına olumsuz etkide bulunacağı açıktır. Dolayısıyla Kanun’un 251. maddesine göre verilen karara itiraz üzerine mahkemenin dosya üzerinden sonuçlandırılabilecek itirazlarda dahi yargısal sürecinin uzamasına neden olacak şekilde her durumda duruşma açarak yargılamaya devam etmek zorunda bırakılması Anayasa’nın 141. maddesinde düzenlenen yargılamanın makul sürede sonuçlandırılmasına ilişkin ilkeye aykırılık oluşturmaktadır.
Bununla birlikte itiraz üzerine duruşma açılarak yargılama yapılması sanığın cezalandırılması yönünden de bazı sonuçlar doğurmaktadır.
Kanun’un 252. maddesinin 3. fıkrasına göre, Mahkeme itiraz üzerine karar verirken, 251. madde kapsamında basit yargılama usulüne göre verdiği hükümle bağlı değildir. Ayrıca sanığın basit yargılama usulü kapsamında verilen karara itiraz etmesi hâlinde Kanun’un 251. maddesinin 3. fıkrasında öngörülen indirimden yararlanmaması da mümkün değildir. Mahkemenin usul kapsamında ilk aşamada verdiği kararla bağlı olmaması ve sanığın itirazı hâlinde indirim oranının korunmamasının, vekâlet ücreti, yargılama giderinin yanlış hesaplanması gibi usule yönelik basit nedenlerle karara itiraz edilmesi durumunda dahi beraat eden sanığın cezalandırılması ya da önceki cezaya göre daha ağır cezaya hükmedilmesi gibi aleyhe sonuçlar doğurması söz konusu olabilir.
Ayrıca itiraz üzerine her şartta yargılamanın duruşmalı yapılmasının sonuçlarından birisi de usule ilişkin basit hatalar nedeniyle yapılan itirazın sanık dışındaki kişiler (Cumhuriyet savcısı, şikâyetçi, mağdur) tarafından ileri sürülmesi hâlinde basit yargılama usulü kapsamında verilen hükümde sanık hakkında öngörülen indirimin korunmaması ihtimalidir. Çünkü 252. maddenin 3. fıkrasına göre, sanık hakkında Kanun’un 251. maddesi kapsamında verilen kararda beraat kararı gibi suçluluk tespitinin yapılmadığı hâllerde indirim uygulanmadığından itiraz üzerine yapılan yargılamada verilecek mahkûmiyet kararında dörtte birlik indirimin uygulanmaması sonucu ortaya çıkacaktır. Başka bir ifadeyle basit yargılama usulünün ilk aşamasında suçluluk tespiti yapılmayan kararlar açısından, itirazın sanık dışındaki yargılama süjeleri tarafından ileri sürüldüğü hâllerde ilk aşamada verilen hükümde dörtte bir oranında indirimin uygulanmadığı için itiraz üzerine verilen mahkûmiyet kararında anılan indirimin korunması da söz konusu olmayacaktır.
Dolayısıyla kural kapsamında duruşma yapılmasını gerektirmeyen basit nitelikte usule ilişkin itirazlarda dahi yargılamanın duruşmalı yapılmasının sanık açısından doğuracağı sonuçlar adalet ve hakkaniyet ölçütleriyle bağdaşmamaktadır. Bu yönüyle kural, hukuk devleti ilkesine aykırılık teşkil etmektedir.
Yukarıda açıklanan nedenlerle; 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun "Basit yargılama usulünde itiraz" başlıklı 252/2. maddesinde 7499 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 17. maddesinin 2. fıkrasındaki düzenleme Türkiye Cumhuriyeti Anayasa’sının 2., 36. ve 141. maddelerine aykırı olup, iptaline karar verilmesi gerekmektedir.
Yine yukarıda açıklanan değerlendirmeler, T.C. Anayasa Mahkemesi'nin 11/10/2023 tarihli Resmi Gazete'de yayınlanan 22.06.2023 tarih ve 2020/79 Esas 2023/113 Karar sayılı kararında yapılarak, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 17/10/2019 tarihli ve 7188 Sayılı Kanun’un 25. maddesiyle başlığı ile birlikte yeniden düzenlenen 252. maddesinin 2. fıkrasının birinci cümlesinin Anayasa'ya aykırı olduğuna ve iptaline karar verilmiş, ancak yasa koyucu tarafından iptal gerekçeleri dikkate alınmaksızın, 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 252/2. maddesinde 7499 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 17. maddesinin 2. fıkrasındaki düzenleme kabul edilerek yasalaştırılmıştır.
Bu nedenle, 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun "Basit yargılama usulünde itiraz" başlıklı 252/2. maddesinde 7499 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 17. maddesinin 2. fıkrası ile yapılan düzenleme Anayasa'ya aykırı olup, söz konusu yasa hükmünün iptaline karar verilmesi arz ve talep olunur.”
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI
Esas Sayısı:2025/222
Karar Sayısı:2025/213
Karar Tarihi:6/11/2025
R.G. Tarih - Sayı:29/1/2026-33152
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Dursunbey Asliye Ceza Mahkemesi
İTİRAZIN KONUSU: 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 17/10/2019 tarihli ve 7188 sayılı Kanun’un 25. maddesiyle başlığı ile birlikte yeniden düzenlenen 252. maddesinin 2/3/2024 tarihli ve 7499 sayılı Kanun’un 17. maddesiyle değiştirilen (2) numaralı fıkrasının Anayasa’nın 2., 36. ve 141. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir.
OLAY: Sanık hakkında trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçundan açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur.
I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ
Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı 252. maddesi şöyledir:
“Basit yargılama usulünde itiraz
Madde 252– (Mülga: 2/7/2012-6352/105 md.) (Başlığı ile Birlikte Yeniden Düzenleme:17/10/2019-7188/25 md.)
(1) 251 inci madde uyarınca verilen hükümlere karşı itiraz edilebilir. Süresi içinde itiraz edilmeyen hükümler kesinleşir.
(2) (Değişik:2/3/2024-7499/17 md.) İtiraz üzerine hükmü veren mahkemece dosya, o yerde birden fazla asliye ceza mahkemesi bulunması hâlinde tevzi kriterlerine göre belirlenen asliye ceza mahkemesine gönderilir ve bu mahkemece duruşma açılarak genel hükümlere göre yargılamaya devam olunur. Tek asliye ceza mahkemesinin bulunduğu yerlerde ise, aynı mahkemede yetkili başka bir hakim varsa bu hakim tarafından; aksi hâlde adli yargı ilk derece mahkemesi adalet komisyonu başkanınca görevlendirilen hakim tarafından duruşma açılır ve genel hükümlere göre yargılamaya devam olunur. Taraflar gelmese bile duruşma yapılır ve yokluklarında 223 üncü madde uyarınca hüküm verilebilir. Taraflara gönderilecek davetiyede bu husus yazılır. Duruşmadan önce itirazdan vazgeçilmesi hâlinde duruşma yapılmaz ve itiraz edilmemiş sayılır.
(3) (Değişik:2/3/2024-7499/17 md.) Mahkeme, ikinci fıkra uyarınca hüküm verirken, 251 inci madde kapsamında basit yargılama usulüne göre verilen hükümle bağlı değildir. Ancak, itirazın sanık dışındaki kişiler tarafından yapıldığı hâllerde 251 inci maddenin üçüncü fıkrası uyarınca indirim uygulanır.
(4) (Değişik:2/3/2024-7499/17 md.) İtiraz üzerine verilen hükmün sanık lehine olması hâlinde, bu hususların itiraz etmemiş olan diğer sanıklara da uygulanma olanağı varsa bu sanıklar da itiraz etmiş gibi verilen kararlardan yararlanır.
(5) (Değişik:2/3/2024-7499/17 md.) İkinci fıkra uyarınca verilen hükümlere karşı genel hükümlere göre kanun yoluna başvurulabilir.
(6) (Değişik:2/3/2024-7499/17 md.) Birinci fıkradaki itirazın, süresinde yapılmadığı veya kanun yoluna başvuru hakkı bulunmayan tarafından yapıldığı mahkemesince değerlendirildiğinde dosya, 268 inci maddenin ikinci fıkrası uyarınca itirazı incelemeye yetkili olan mercie gönderilir. Mercii bu sebepler yönünden incelemesini yapar ve kararını gereği için mahkemesine gönderir.
(7) (Ek:2/3/2024-7499/17 md.) Birinci fıkradaki itirazın, yargılama giderine, vekâlet ücretine veya maddi hataya ilişkin olması hâlinde 268 inci maddenin ikinci fıkrası hükmü uygulanır. Mercii bu sebepler yönünden incelemesini yapar ve kararını gereği için mahkemesine gönderir.”
II. İLK İNCELEME
1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca yapılan ilk inceleme toplantısında başvuru kararı ve ekleri, Raportör Ahmet Hakan SOYTÜRK tarafından hazırlanan ilk inceleme raporu ve itiraz konusu kanun hükmü okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
2. Anayasa’nın 152. ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 40. maddelerine göre bir davaya bakmakta olan mahkeme, o dava sebebiyle uygulanacak bir kanunun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin hükümlerini Anayasa’ya aykırı görmesi hâlinde veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varması durumunda bu hükümlerin iptalleri için Anayasa Mahkemesine başvurmaya yetkilidir. Ancak anılan maddeler uyarınca bir mahkemenin Anayasa Mahkemesine başvurabilmesi için elinde yöntemince açılmış ve mahkemenin görevine giren bir davanın bulunması, iptali talep edilen kuralın da o davada uygulanacak olması gerekir. Uygulanacak kural ise davanın değişik evrelerinde ortaya çıkan sorunların çözümünde veya davayı sonuçlandırmada olumlu ya da olumsuz yönde etki yapacak nitelikte bulunan kurallardır.
3. İtiraz yoluna başvuran Mahkeme, 5271 sayılı Kanun’un basit yargılama usulünde itirazı düzenleyen 252. maddesinin (2) numaralı fıkrasının iptalini talep etmiştir.
4. Anılan fıkranın birinci ve ikinci cümlelerinde basit yargılama usulüyle verilen hükümlere karşı yapılan itirazı incelemekle görevli yetkili mercii ve hâkim düzenlenmiştir. Buna göre itiraz üzerine hükmü veren mahkemece dosya, o yerde birden fazla asliye ceza mahkemesinin bulunması hâlinde tevzi kriterlerine göre belirlenen asliye ceza mahkemesine gönderilecek ve bu mahkemece duruşma açılarak genel hükümlere göre yargılamaya devam olunacaktır. Tek asliye ceza mahkemesinin bulunduğu yerlerde ise aynı mahkemede yetkili başka bir hâkim varsa bu hâkim tarafından, aksi hâlde adli yargı ilk derece mahkemesi adalet komisyonu başkanınca görevlendirilecek hâkim tarafından duruşma açılacak ve genel hükümlere göre yargılama yürütülecektir.
5. Bakılmakta olan davada ise basit yargılama usulüne göre karar veren mahkemenin bulunduğu yerde birden fazla asliye ceza mahkemesi bulunmadığı gibi aynı asliye ceza mahkemesinde yetkili başka bir hâkimin de görevli olmadığı anlaşılmaktadır. Dolayısıyla anılan Kanun’un 252. maddesinin (2) numaralı fıkrasının birinci cümlesinin ve ikinci cümlesinde yer alan “…aynı mahkemede yetkili başka bir hakim varsa bu hakim tarafından;…” ibaresinin bakılmakta olan davada uygulanma imkânı bulunmamaktadır.
6. Açıklanan nedenle itiraz başvurusunda bulunan Mahkemenin bakmakta olduğu davada uygulanma imkânı bulunmadığından anılan cümle ve ibareye ilişkin başvurunun Mahkemenin yetkisizliği nedeniyle reddi gerekir.
7. Öte yandan 6216 sayılı Kanun'un “Anayasaya aykırılığın mahkemelerce ileri sürülmesi” başlıklı 40. maddesinde Anayasa Mahkemesine itiraz yoluyla yapılacak başvurularda izlenecek yöntem belirtilmiştir. Söz konusu maddenin (1) numaralı fıkrasında, bir davaya bakmakta olan mahkemenin bu davada uygulanacak bir kanun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin hükümlerini Anayasa’ya aykırı görmesi veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varması durumunda bu fıkrada sayılan belgeleri dizi listesine bağlayarak Anayasa Mahkemesine göndereceği kurala bağlanmış; anılan fıkranın (a) bendinde de “İptali istenen kuralların Anayasanın hangi maddelerine aykırı olduklarını açıklayan gerekçeli başvuru kararının aslı” Anayasa Mahkemesine gönderilecek belgeler arasında sayılmıştır. Maddenin (4) numaralı fıkrasında ise açık bir şekilde dayanaktan yoksun veya yöntemine uygun olmayan itiraz başvurularının Anayasa Mahkemesi tarafından esas incelemeye geçilmeksizin gerekçeleriyle reddedileceği hükme bağlanmıştır.
8. İtiraz başvurusunun açık bir şekilde dayanaktan yoksun olması, başvurunun gerekçesiyle yakından ilgili olup Anayasa Mahkemesi bir itiraz başvurusunun esas incelemesine geçilmesi için şart olarak öngörülen açık bir şekilde dayanaktan yoksun olmama hususuyla ilgili genel yaklaşımını 12/11/2020 tarihli ve E.2020/84, K.2020/64 sayılı kararında ortaya koymuştur. Anılan Kanun’un 43. maddesinin (3) numaralı fıkrasına göre Anayasa Mahkemesi kanunların, Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün Anayasa’ya aykırılığı konusunda ilgililer tarafından ileri sürülen gerekçelere dayanmak zorunda değildir. Taleple bağlı kalmak kaydıyla başka gerekçeyle de bir kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu sonucuna ulaşabilir.
9. Kanun’un 40. maddesi uyarınca Anayasa’ya aykırılığın temellendirildiği gerekçeli başvuru kararında Anayasa’ya aykırı olduğu değerlendirilen bir kuralın Anayasa’nın hangi maddelerine hangi nedenlerle aykırı olduğu ayrı ayrı ve gerekçeleriyle birlikte açıkça gösterilmelidir. Bunun yanı sıra gerekçenin hem iptali talep edilen kuralın anlam ve kapsamıyla hem de aykırı olduğu ileri sürülen Anayasa hükümleriyle detaylı bir incelemeye gerek olmaksızın ilk bakışta anlaşılabilen uyumsuzluğunun da bulunmaması gerekir. Bu durum, kuralın Anayasa’ya aykırılığı yönünde oluşan kanaatin ortaya konulmasında ve temellendirilmesinde uyulması gereken bir zorunluluktur (bazı farklarla birlikte bkz. AYM, E.2020/84, K.2020/64, 12/11/2020, § 5).
10. Anayasallık denetiminde gerekçeyle bağlı olunmaması kuralın Anayasa’ya aykırılık gerekçesinin makul bir temele dayanması zorunluluğunu ortadan kaldırmamaktadır. Esasen gerekçeyle bağlı olunmaması, Anayasa’ya aykırılığı ileri sürülen kuralın, norm alanına müdahale ettiği ileri sürülen Anayasa hükümleriyle sınırlı bir denetim yapılmamasını, başka bir deyişle Anayasa’nın tamamı dikkate alınarak anayasallık denetimi yapılmasını ifade eder. Bu nedenle gerekçenin iptali talep edilen kuralın anlam ve kapsamıyla ya da aykırı olduğu kanısına varılan Anayasa hükümleriyle açık bir şekilde uyumsuz olması itiraz başvurusunun açık bir şekilde dayanaktan yoksun olması sonucunu ortaya çıkarır. Bu gibi durumlarda başvurunun Kanun’un 40. maddesinin (4) numaralı fıkrası uyarınca reddedilmesi gerekir (bazı farklarla birlikte bkz. AYM, E.2020/84, K.2020/64, 12/11/2020, § 6).
11. Açık bir şekilde dayanaktan yoksunluk nedeniyle verilen ret kararı, işin esasına girilerek verilen kararlardan olmadığından niteliği gereği, aynı kural için yeniden başvuru yapılmasına engel oluşturmaz. Söz konusu kararın bu yönü de dikkate alındığında Anayasa’ya aykırılık başvurularında gösterilen gerekçenin hem iptali talep edilen kuralın anlam ve kapsamı yönünden hem de Anayasa hükümleri yönünden detaylı bir araştırmaya ihtiyaç olmaksızın anlaşılabilen uyumsuzlukta olmamasına ilişkin şartın daha etkili bir anayasallık denetiminin yapılmasına katkı sağlayacağı da kuşkusuzdur. Zira bu sayede Anayasa’ya aykırı olduğu ileri sürülen kurallarla ilgili olarak daha etkili başvuruların yapılmasına imkân tanınmaktadır (bazı farklarla birlikte bkz. AYM, E.2020/84, K.2020/64, 12/11/2020, §§ 7, 8).
12. Başvuru kararında özetle; itiraz konusu kural kapsamında basit yargılama usulüne göre verilen karara yönelik itirazın niteliğine bakılmaksızın duruşma açılmasına gerek bulunmayan vekâlet ücreti, yargılama giderinin yanlış hesaplanması, artırım ve indirim oranının veya ceza miktarının yanlış uygulanması gibi hâllerde dahi duruşma açılmasının zorunlu kılındığı, bu durumun yargılamanın makul sürede bitirilmesi ilkesiyle çeliştiği, yine sanık hakkında basit yargılama usulünün uygulanarak mahkûmiyet dışında bir karar verildiği durumlarda sanık dışındaki kişilerin itirazı üzerine duruşma açıldığında 5271 sayılı Kanun’un 252. maddesinin (3) numaralı fıkrası uyarınca sanığın ceza indiriminden yararlanamamasının adalet ve hakkaniyet ilkeleriyle bağdaşmadığı belirtilerek kuralın Anayasa’nın 2., 36. ve 141. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
13. Anılan Kanun’un 252. maddesine 7499 sayılı Kanun’un 17. maddesiyle eklenen (7) numaralı fıkranın birinci cümlesinde basit yargılama usulüyle verilen karara yapılan itirazın yargılama giderine, vekâlet ücretine veya maddi hataya ilişkin olması hâlinde Kanun’un 268. maddesinin (2) numaralı fıkrasının uygulanacağı hüküm altına alınmıştır. Buna göre anılan hâllerde kararına itiraz edilen mahkeme, itirazı yerinde görürse duruşma açmaksızın kararını düzeltebilecek, aksi hâlde dosyayı en çok üç gün içinde itirazı incelemeye yetkili olan merciye gönderecektir. 252. maddenin (7) numaralı fıkrasının ikinci cümlesinde ise itiraz mercinin bu sebepler yönünden incelemesini yapacağı ve kararını gereği için mahkemesine göndereceği öngörülmüştür.
14. Yine 252. maddenin 7499 sayılı Kanun’un 17. maddesiyle değiştirilen (3) numaralı fıkrasında mahkemenin (2) numaralı fıkra uyarınca hüküm verirken 251. madde kapsamında basit yargılama usulüne göre verilen hükümle bağlı olmadığı ancak itirazın sanık dışındaki kişiler tarafından yapıldığı hâllerde 251. maddenin (3) numaralı fıkrası uyarınca indirim uygulanacağı belirtilmiştir. Söz konusu değişikliğin gerekçesinde de “…basit yargılama usulünün uygulanması suretiyle verilen ve beraat kararı gibi suçluluk tespiti yapılmadığı için dörtte bir oranındaki indirimin uygulanmadığı kararlar bakımından da sanık dışındaki kişilerin itirazı üzerine genel usule geçilmesi halinde verilebilecek mahkûmiyet kararlarında sanığın dörtte bir oranındaki indirimden yararlanması sağlanmaktadır.” denilmektedir.
15. Bu itibarla kuralın da yer aldığı 252. maddede basit yargılama usulüyle verilen karara yapılan itirazın yargılama giderine, vekâlet ücretine veya maddi hataya ilişkin olması hallerinde duruşma açılmaksızın karar verilebileceği ve ilk kez itiraz üzerine mahkûmiyet kararı verildiği durumlarda dahi 251. maddenin (3) numaralı fıkrası uyarınca cezadan indirim yapılacağı hususlarının düzenlendiği açıktır. Dolayısıyla itiraz başvurusunda ileri sürülen gerekçelerin itiraz konusu kuralın anlam ve kapsamıyla uyuşmadığı ilk bakışta anlaşıldığından 252. maddenin (2) numaralı fıkrasının ikinci cümlesinin “…aynı mahkemede yetkili başka bir hakim varsa bu hakim tarafından;…” ibaresi dışında kalan kısmının iptaline karar verilmesi talebiyle yapılan başvurunun açık bir şekilde dayanaktan yoksun olması nedeniyle 6216 sayılı Kanun’un 40. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince reddi gerekir.
16. Diğer yandan itiraz yoluna başvuran Mahkeme tarafından 5271 sayılı Kanun’un 252. maddesinin (2) numaralı fıkrasında yer alan ve itiraz üzerine duruşma açılmasını öngören kurala ilişkin iptal gerekçesine yer verildiği, anılan fıkrada yer alan diğer kuralların hangi nedenlerle Anayasa’ya aykırı olduklarının ayrı ayrı ve gerekçeleriyle birlikte ortaya konulmaksızın soyut olarak Anayasa’ya aykırılık iddiasında bulunulduğu anlaşılmıştır. Dolayısıyla söz konusu fıkranın duruşmadan önce itirazdan vazgeçilmesi hâlinde duruşma yapılmayacağını ve itiraz edilmemiş sayılacağını düzenleyen beşinci cümlesinin Anayasa’nın hangi maddelerine hangi nedenlerle aykırı olduğunun ayrı ayrı ve gerekçeleriyle birlikte açıkça gösterilmediği anlaşıldığından bu cümleye yönelik başvurunun da yöntemine uygun olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
17. Açıklanan nedenle 6216 sayılı Kanun’un 40. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendi ile Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 46. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendine aykırı olduğu anlaşılan söz konusu cümleye yönelik başvurunun anılan Kanun’un 40. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince yöntemine uygun olmadığından reddi gerekir.
18. Öte yandan Anayasa’nın 152. maddesinin dördüncü fıkrasında “Anayasa Mahkemesinin işin esasına girerek verdiği red kararının Resmî Gazetede yayımlanmasından sonra on yıl geçmedikçe aynı kanun hükmünün Anayasaya aykırılığı iddiasıyla tekrar başvuruda bulunulamaz.” hükmüne yer verilmiş, Kanun’un “Başvuruya engel durumlar” başlığını taşıyan 41. maddesinin (1) numaralı fıkrasında da aynı hüküm tekrarlanmıştır.
19. Anayasa Mahkemesi 10/7/2025 tarihli ve E.2025/96, K.2025/150 sayılı kararında 5271 sayılı Kanun’un 252. maddesinin (2) numaralı fıkrasının üçüncü ve dördüncü cümlelerini esastan inceleyerek söz konusu cümlelerin Anayasa’ya aykırı olmadıklarına ve itirazın reddine karar vermiştir. Anılan karar 13/10/2025 tarihli ve 33046 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmıştır. Anayasa Mahkemesince işin esasına girilerek verilen ret kararından sonra aynı kurallar hakkında yeni bir başvurunun yapılabilmesi için önceki kararın Resmî Gazete’de yayımlandığı 13/10/2025 tarihinden başlayarak geçmesi gereken on yıllık süre henüz dolmamıştır.
20. Açıklanan nedenle anılan Kanun’un 252. maddesinin (2) numaralı fıkrasının üçüncü ve dördüncü cümlelerine yönelik başvurunun Anayasa’nın 152. maddesinin dördüncü fıkrası ve 6216 sayılı Kanun’un 41. maddesinin (1) numaralı fıkrası gereğince reddi gerekir.
III. HÜKÜM
4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 17/10/2019 tarihli ve 7188 sayılı Kanun’un 25. maddesiyle başlığı ile birlikte yeniden düzenlenen 252. maddesinin 2/3/2024 tarihli ve 7499 sayılı Kanun’un 17. maddesiyle değiştirilen (2) numaralı fıkrasının;
A. Birinci cümlesinin itiraz başvurusunda bulunan Mahkemenin bakmakta olduğu davada uygulanma imkânı bulunmadığından bu cümleye yönelik başvurunun Mahkemenin yetkisizliği nedeniyle REDDİNE,
B. 1. İkinci cümlesinde yer alan “…aynı mahkemede yetkili başka bir hakim varsa bu hakim tarafından;…” ibaresinin başvuruda bulunan Mahkemenin bakmakta olduğu davada uygulanma imkânı bulunmadığından bu ibareye yönelik başvurunun Mahkemenin yetkisizliği nedeniyle REDDİNE,
2. İkinci cümlesinin kalan kısmına yönelik başvurunun 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 40. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince açık bir şekilde dayanaktan yoksun olduğundan REDDİNE,
C. Üçüncü ve dördüncü cümlelerine yönelik başvurunun Anayasa’nın 152. maddesinin dördüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 41. maddesinin (1) numaralı fıkrası gereğince REDDİNE,
Ç. Beşinci cümlesine yönelik başvurunun 6216 sayılı Kanun’un 40. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince yöntemine uygun olmadığından REDDİNE,
6/11/2025 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
Başkan
Kadir ÖZKAYA
Başkanvekili
Hasan Tahsin GÖKCAN
Basri BAĞCI
Üye
Engin YILDIRIM
Rıdvan GÜLEÇ
Recai AKYEL
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
Yıldız SEFERİNOĞLU
Selahaddin MENTEŞ
İrfan FİDAN
Kenan YAŞAR
Muhterem İNCE
Yılmaz AKÇİL
Ömer ÇINAR
Metin KIRATLI