ANAYASA MAHKEMESİ KARARI
Esas Sayısı:2025/124
Karar Sayısı:2025/203
Karar Tarihi:8/10/2025
R.G. Tarih -
Sayı:20/1/2026-33143
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Yargıtay Hukuk Genel Kurulu
İTİRAZIN KONUSU:
12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 362. maddesinin
(1) numaralı fıkrasının (a) bendinin “kamulaştırma bedelinin tespitine
ilişkin davalar” yönünden Anayasa’nın
2., 13., 35., 36. ve 46. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar
verilmesi talebidir.
OLAY: Kamulaştırma bedelinin tespiti ve tesciline ilişkin
istinaf mahkemesi kararının bozulması üzerine verilen direnme kararına karşı
yapılan temyiz incelemesinde itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu
kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur.
I. İPTALİ İSTENEN VE İLGİLİ GÖRÜLEN KANUN HÜKÜMLERİ
A. İptali İstenen Kanun Hükmü
Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı 362. maddesi
şöyledir:
“Temyiz edilemeyen
kararlar
MADDE 362- (1)
Bölge adliye mahkemelerinin aşağıdaki kararları hakkında temyiz yoluna başvurulamaz:
a) Miktar veya değeri kırk bin Türk Lirasını (bu tutar
dâhil) geçmeyen davalara ilişkin kararlar.
b) Kira ilişkisinden doğan ve
miktar veya değeri itibarıyla temyiz edilebilen alacak davaları ile kira
ilişkisinden doğan diğer davalardan üç aylık kira tutarı temyiz sınırının
üzerinde olanlar hariç olmak üzere 4 üncü maddede gösterilen davalar ile
(23/6/1965 tarihli ve 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunundan doğup taşınmazın
aynına ilişkin olan davalar hariç) özel kanunlarda sulh hukuk mahkemesinin
görevine girdiği belirtilen davalarla ilgili kararlar.
c) (Değişik:22/7/2020-7251/39 md.) Yargı çevresi içinde
bulunan ilk derece mahkemelerinin görev ve yetkisi hakkında verilen kararlar
ile yargı yeri belirlenmesine ilişkin kararlar.
ç) Çekişmesiz yargı işlerinde verilen kararlar.
d) Soybağına ilişkin sonuçlar doğuran davalar hariç olmak
üzere, nüfus kayıtlarının düzeltilmesine ilişkin davalarla ilgili kararlar.
e) Yargı çevresi içindeki ilk derece mahkemeleri
hâkimlerinin davayı görmeye hukuki veya fiilî engellerinin çıkması hâlinde,
davanın o yargı çevresi içindeki başka bir mahkemeye nakline ilişkin kararlar.
f) Geçici hukuki korumalar hakkında verilen kararlar.
g) (Ek:22/7/2020-7251/39 md.) 353 üncü maddenin
birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında verilen kararlar.
(2) Birinci fıkranın (a) bendindeki kararlarda alacağın
bir kısmının dava edilmiş olması durumunda, kırk bin Türk Liralık kesinlik
sınırı alacağın tamamına göre belirlenir. Alacağın tamamının dava edilmiş
olması hâlinde, kararda asıl talebinin kabul edilmeyen bölümü kırk bin Türk
Lirasını geçmeyen tarafın temyiz hakkı yoktur. Ancak, karşı taraf temyiz yoluna
başvurduğu takdirde, diğer taraf da düzenleyeceği cevap dilekçesiyle kararı
temyiz edebilir.”
B. İlgili Görülen Kanun Hükmü
Kanun’un ek 1. maddesi şöyledir:
“Parasal sınırların artırılması
EK MADDE 1- (Ek: 24/11/2016-6763/44 md.)
(1) 200 üncü, 201 inci, 341 inci, 362 nci ve 369 uncu
maddelerdeki parasal sınırlar her takvim yılı başından geçerli olmak üzere,
önceki yılda uygulanan parasal sınırların; o yıl için 4/1/1961 tarihli ve 213
sayılı Vergi Usul Kanununun mükerrer 298 inci maddesi hükümleri uyarınca Maliye
Bakanlığınca her yıl tespit ve ilan edilen yeniden değerleme oranında
artırılması suretiyle uygulanır. Bu şekilde belirlenen sınırların bin Türk
lirasını aşmayan kısımları dikkate alınmaz.
(2) (Değişik:4/6/2025-7550/20 md.) 200 üncü ve 201 inci maddelerdeki parasal
sınırların uygulanmasında hukuki işlemin yapıldığı, 341 inci, 362 nci ve 369
uncu maddelerdeki parasal sınırların uygulanmasında davanın açıldığı tarihteki
miktar esas alınır.
(3)
(Ek:7/11/2024-7531/22 md.) (Mülga:4/6/2025-7550/20 md.)”
II. İLK İNCELEME
1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Kadir
ÖZKAYA, Hasan Tahsin GÖKCAN, Basri BAĞCI, Engin YILDIRIM, Rıdvan GÜLEÇ, Recai
AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, İrfan
FİDAN, Kenan YAŞAR, Yılmaz AKÇİL, Ömer ÇINAR ve Metin KIRATLI’nın
katılımlarıyla 3/6/2025 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada
eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine OYBİRLİĞİYLE karar
verildi.
III. ESASIN İNCELENMESİ
2. Başvuru kararı ve ekleri, Raportör Hilal YAZICI
tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu ve ilgili
görülen kanun hükümleri, dayanılan Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri
ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp
düşünüldü:
A. Genel Açıklama
3. Anayasa’nın 46. maddesi uyarınca devlet ve kamu tüzel
kişileri; kamu yararının gerektirdiği hâllerde, gerçek karşılıklarını peşin
ödemek şartıyla, özel mülkiyette bulunan taşınmaz malların tamamını veya bir
kısmını kanunla gösterilen esas ve usullere göre kamulaştırmaya ve bunlar
üzerinde idari irtifaklar kurmaya yetkili kılınmıştır.
4. Kamulaştırma sürecinin işleyişine ve bu süreçte
meydana gelen uyuşmazlıkların çözümüne ilişkin usul ve esaslar 4/11/1983
tarihli ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nda düzenlenmiştir. Anılan Kanun’da
tapuda kayıtlı olan taşınmaz mallar hakkında yapılacak kamulaştırmalarda Kanun’un
8. maddesinde öngörülen şekilde öncelikle uzlaşma yoluyla satın alma usulüne
başvurulacağı, kamulaştırmanın satın alma usulü ile yapılamaması hâlinde ise
10. maddede belirtilen şekilde idarenin bedel tespiti ve tescil davası açarak
taşınmazın kamulaştırma bedelinin tespitini ve idare adına tesciline karar
verilmesini isteyeceği hüküm altına alınmıştır.
5. Söz konusu Kanun’un 10. ve 11. maddelerinde,
kamulaştırma bedelinin mahkemece tespiti, taşınmaz malın idare adına tescili ve
bedelinin tespitinin esasına ilişkin hususlar düzenlenmiştir. Buna göre mahkemenin
tarafların taşınmazın değerine ilişkin tüm savunma ve delillerini yazılı olarak
bildirmeleri gerektiğini belirterek bir duruşma günü belirlemesi, duruşmada
hâkimin taşınmaz malın bedeli konusunda tarafları anlaşmaya davet etmesi
gerekmektedir. Anılan maddelerde ayrıca tarafların bedelde anlaşamaması hâlinde
hâkimin bilirkişiler marifetiyle ve tüm ilgililerin huzurunda taşınmaz malın
değerini tespit için mahallinde keşif yapması; bilirkişilerin tarafların ve
diğer ilgililerin beyanını da dikkate alarak Kanun’da öngörülen esaslar
doğrultusunda taşınmazın değerini belirten raporlarını mahkemeye sunmaları,
mahkemenin de tarafların varsa bilirkişi raporlarına itirazlarını dinlemesi
öngörülmüştür.
6. 10. maddenin sekizinci fıkrasında tarafların bedelde
anlaşamamaları hâlinde gerektiğinde hâkim tarafından yeni bir bilirkişi
kurulunun tayin edileceği ve hâkimin tarafların ve bilirkişilerin rapor veya
raporları ile beyanlarından yararlanarak adil ve hakkaniyete uygun bir
kamulaştırma bedelini tespit edeceği hükme bağlanmıştır. Anılan fıkrada ayrıca
mahkemenin kamulaştırma bedelinin tespitiyle birlikte taşınmazın idare adına
tesciline de karar verdiği, tescil hükmünün kesin olduğu ancak tarafların
bedele ilişkin istinaf veya temyiz haklarının saklı olduğu belirtilmiştir.
7. Kanun’un 14. maddesinde de tarafların dava hakkı
düzenlenmiştir. Anılan maddenin üçüncü fıkrasına göre iştirak hâlinde veya
müşterek mülkiyette paydaşların tek başına dava hakları bulunmaktadır. Bu itibarla
kamulaştırma bedelinin tespiti davalarında paydaşlardan her birinin
kamulaştırma işlemine ilişkin olarak dava hakkının bulunduğu, davanın konusunun
miktar veya değerine ilişkin değerlendirmenin de buna göre malike düşen payın
esas alınarak yapılması gerektiği anlaşılmaktadır.
B. Anlam ve Kapsam
8. 6100 sayılı Kanun’un 361. maddesinin (1) numaralı
fıkrasında, bölge adliye mahkemesi hukuk
dairelerince verilen temyize tabi nihai kararlar ile hakem kararlarının iptali
talebi üzerine verilen kararlara karşı tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde
temyiz yoluna başvurulabileceği hüküm altına alınmıştır. Anılan maddenin (2)
numaralı fıkrasına göre davada haklı çıkmış olan tarafın da hukuki yararı
bulunmak şartıyla temyiz yoluna başvurması mümkündür.
9. Anılan Kanun’un 362. maddesinin (1) numaralı
fıkrasında ise bölge adliye mahkemelerinin hangi kararlarına karşı temyiz
yoluna başvurulamayacağı düzenlenmiştir. Söz konusu fıkranın itiraz konusu (a)
bendinde, miktar veya değeri kırk bin Türk lirasını
(bu tutar dâhil) geçmeyen davalara ilişkin kararlar da bu kapsamda sayılmıştır.
Kural, “kamulaştırma bedelinin tespitine
ilişkin davalar” yönünden incelenmiştir.
10. Anılan maddenin (2) numaralı fıkrasıyla (1) numaralı
fıkranın (a) bendindeki kararlarda alacağın bir kısmının dava edilmiş olması
durumunda, kırk bin Türk liralık kesinlik sınırının alacağın tamamına göre
belirleneceği, alacağın tamamının dava edilmiş olması hâlinde, kararda asıl
talebinin kabul edilmeyen bölümü kırk bin Türk lirasını geçmeyen tarafın temyiz
hakkının bulunmadığı ancak karşı taraf temyiz yoluna başvurduğu takdirde diğer
tarafın da düzenleyeceği cevap dilekçesiyle kararı temyiz edebileceği hüküm
altına alınmıştır.
11. Kuralda belirtilen parasal sınır Kanun’un ek 1. maddesinin
(1) numaralı fıkrası gereğince her yıl yeniden değerleme oranında artırılarak
uygulanmaktadır. Anılan maddenin (2) numaralı fıkrasının önceki hâlinde kuralda
belirtilen parasal sınırın uygulanmasında hükmün verildiği tarihteki miktarın
esas alınacağı düzenlenmişken söz konusu fıkra 4/6/2025 tarihli ve 7550 sayılı Kanun’un
20. maddesiyle yeniden düzenlenerek 6100 sayılı Kanun’un 362. maddesindeki
parasal sınırın uygulanmasında davanın açıldığı tarihteki miktarın esas
alınacağı belirtilmiştir.
12. Bu itibarla 1/1/2025 tarihinden geçerli olmak üzere
kamulaştırma bedelinin tespiti davalarına ilişkin olarak bölge adliye mahkemesi
hukuk daireleri tarafından miktar veya değeri beş yüz kırk dört bin Türk lirasını
geçmeyen ve esas hakkında verilen ret veya diğer kararlara karşı temyiz yoluna
başvurulamayacağı anlaşılmaktadır.
C. İtirazın Gerekçesi
13. Başvuru kararında özetle; itiraz konusu kuralla,
taraflar arasında uyuşmazlığa konu olan mal varlığı değerinin esas alınması
suretiyle temyiz yoluna başvurulup başvurulamayacağının belirlendiği ancak
kamulaştırma bedelinin tespiti davalarında uyuşmazlığın konusunun taşınmazın
değerinin tespit edilmesi olduğu, dolayısıyla bu davalar bakımından temyiz
kesinlik sınırında taşınmazla ilgili olarak hükmedilen kamulaştırma değerinin
esas alınması hâlinde değere ilişkin farklı iddiaların taraflarca kanun yolu
denetimine konu edilemeyeceği, bu durumun hak arama özgürlüğünü ihlal ettiği
belirtilerek kuralın Anayasa’nın 2., 13., 35., 36. ve 46. maddelerine aykırı
olduğu ileri sürülmüştür.
Ç. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
14. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında “Herkes,
meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı
veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.”
denilerek yargı organlarına davacı ve davalı olarak başvurabilme hakkı ve bunun
doğal sonucu olarak da iddia, savunma ve adil yargılanma hakkı güvence altına
alınmıştır. Bu düzenleme ile güvence altına alınan hak arama özgürlüğü, kendisi
bir temel hak niteliği taşımasının ötesinde diğer temel hak ve özgürlüklerden
gereken şekilde yararlanılmayı ve bunların korunmasını sağlayan en etkili
güvencelerden birisidir (AYM, E.2017/120, K.2018/33, 28/3/2018, § 17).
15. Anayasa Mahkemesi kararlarında Anayasa’nın,
mahkemelerce verilen hükmün bir başka yargı mercii tarafından denetlenmesini
talep etme hakkını Anayasa’nın anılan maddesinde düzenlenen hak arama özgürlüğü
kapsamında güvenceye kavuşturduğu kabul edilmiştir (AYM, E.2018/71, K.2018/118,
27/12/2018, §§ 8-10; E.2020/21, K.2020/53, 1/10/2020, § 19; E.2022/135,
K.2023/30, 16/2/2023, § 17).
16. İtiraz konusu kuralda 2025 yılı itibarıyla miktar
veya değeri beş yüz kırk dört bin Türk lirasını geçmeyen davalar hakkında bölge
adliye mahkemeleri hukuk daireleri tarafından verilen kararlara karşı temyiz
kanun yoluna başvurulamayacağı öngörülmektedir. Kural, bölge adliye
mahkemelerinin ilk derece mahkemesi kararlarını hukuka uygun bulduğu ve istinaf
istemini esastan reddettiği veya bu kararlarla ilgili olarak hukuka aykırılık
tespit ederek uyuşmazlığın esası hakkında yeni bir karar verdiği kararlarını da
kapsamaktadır.
17. Anayasa Mahkemesi, bölge idare mahkemelerince verilen
kararlara karşı temyiz kanun yolunun kapalı olduğunu düzenleyen hükümleri incelediği
kararlarında istinaf mercilerinin ilk derece mahkemesi kararını kaldırmak
suretiyle ilk defa farklı yönde verdiği kararlara karşı kanun yoluna başvurulmasına
imkân tanınmamasının hükmün denetlenmesini talep etme hakkına sınırlama
getirdiğini belirtmiştir (AYM, E.2023/36, K.2023/142, 26/7/2023, § 11;
E.2024/189, K.2025/83, 27/3/2025, § 13). Bu kapsamda kural, “kamulaştırma
bedelinin tespitine ilişkin davalar” yönünden bölge adliye mahkemelerinin, miktar veya değeri kırk bin Türk
lirasını (bu tutar dâhil) geçmeyen davalar bakımından ilk derece mahkemesi
kararını kaldırıp işin esası hakkında ilk defa farklı yönde karar vermesi
hâlinde bu kararlara karşı temyiz yoluna başvurulamayacağını öngörmek suretiyle
hükmün denetlenmesini talep etme hakkına sınırlama getirmektedir.
18. Anayasa’nın 13. maddesinde “Temel hak ve
hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde
belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu
sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik
Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.” denilmiştir.
Buna göre hükmün denetlenmesini talep etme hakkına sınırlama getiren
düzenlemelerin kanunla yapılması, Anayasa’da öngörülen sınırlama sebebine uygun
ve ölçülü olması gerekir.
19. Hükmün denetlenmesini talep etme hakkını sınırlamaya
yönelik bir kanuni düzenlemenin şeklen var olması yeterli olmayıp yasal
kuralların keyfîliğe izin vermeyecek şekilde belirli, ulaşılabilir ve
öngörülebilir nitelikte olması gerekir.
20. Esasen temel hak ve özgürlükleri sınırlayan kanunun
bu niteliklere sahip olması Anayasa’nın 2. maddesinde güvenceye alınan hukuk
devleti ilkesinin de bir gereğidir. Hukuk devletinde kanuni düzenlemelerin hem
kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek
şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olması, ayrıca kamu
otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesi gerekir.
Kanunda bulunması gereken bu nitelikler hukuki güvenliğin sağlanması bakımından
da zorunludur. Zira bu ilke hukuk normlarının öngörülebilir olmasını,
bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de
yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını
gerekli kılar (AYM, E.2015/41, K.2017/98, 4/5/2017, §§ 153, 154). Dolayısıyla
Anayasa’nın 13. maddesinde sınırlama ölçütü olarak belirtilen kanunilik,
Anayasa’nın 2. maddesinde güvenceye alınan hukuk devleti ilkesi ışığında
yorumlanmalıdır.
21. 6100 sayılı Kanun’un 361. maddesinde, bölge adliye
mahkemesi hukuk dairelerinin temyiz edilebilecek nitelikteki kararları
düzenlenmiş, 362. maddesinin itiraz konusu kuralın da yer aldığı (1) numaralı
fıkrasında temyiz edilemeyecek kararlar sayma yoluyla belirtilmiştir. İtiraz
konusu kural ise miktar veya değeri kırk bin Türk lirasını (bu tutar dâhil) geçmeyen
davalara ilişkin kararlara karşı temyiz yoluna başvurulamayacağını
düzenlemektedir. Kuralda belirtilen parasal sınırın güncellenmesi ile temyiz
hakkının belirlenmesinde hangi tarihteki parasal sınırın esas alınacağı anılan Kanun’un
ek 1. maddesinde öngörülmüştür. Söz konusu madenin (2) numaralı fıkrasında parasal sınırın uygulanmasında davanın
açıldığı tarihteki miktarın esas alınacağı hüküm altına alınmıştır.
22. Kamulaştırma bedelinin tespiti davalarında mal varlığının
değerinin belirlenmesinin uyuşmazlığın esasını oluşturduğu, başka bir ifadeyle
bu davalarda kişilerin talebinin ya da uyuşmazlığın konusunun belli bir miktar
veya değer içeren taleplerden oluşmadığı açıktır. Bu itibarla kural kapsamında,
kamulaştırma bedelinin tespitine ilişkin davalarda parasal sınırın belirlenmesi
bakımından dava tarihi itibarıyla belirli bir meblağdan bahsedilemeyecek ve
yargı mercilerince, hükmün verildiği tarih veya kamulaştırılan taşınmazın dava
tarihindeki değeri veya başka bir ölçüt esas alınmak suretiyle parasal
sınırların uygulanması söz konusu olabilecektir. Öte yandan kesinlik sınırının
belirlenmesinde, Kanun’un 362. maddesinin (2) numaralı fıkrasında belirtilen, davada
ileri sürülen istemin kabul edilmeyen bölümü gibi bir ölçütün esas alınmasının
da mümkün olmadığı anlaşılmaktadır (adli yargıda miktar veya değeri belirli bir
meblağı geçmeyen davaların kesin olmasına ilişkin olarak bkz. AYM, E.2021/34,
K.2022/21, 24/2/2022, §§ 29-31).
23. Ayrıca Anayasa’nın 46. maddesinin birinci fıkrasında
kamulaştırmanın taşınmazın gerçek karşılığının ödenmesi şartıyla yapılabileceği
öngörülmüştür. Dolayısıyla söz konusu madde hükmü uyarınca taşınmazın, gerçek
değeri üzerinden kamulaştırılması Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına
alınan mülkiyet hakkının da bir gereğidir. Bu durumda kamulaştırma bedelinin
tespiti davalarına ilişkin olarak parasal sınırın belirlenmesinde davanın
açıldığı tarihte belirli bir meblağdan bahsedilemeyeceğinden bu husus,
uygulamada yorum ve değerlendirme farklılıklarına dayalı olarak bireyin
taşınmazının gerçek değerinden yoksun kalmasına yol açabilecektir (aynı yönde
bkz. AYM, E.2021/34, K.2022/21, 24/2/2022, §§ 32, 33).
24. Bu itibarla hükmün denetlenmesini talep etme hakkına
sınırlama getiren kuralın belirli ve öngörülebilir nitelikte olmaması nedeniyle
kanunilik şartını taşımadığı sonucuna ulaşılmıştır.
25. Açıklanan nedenlerle kural “kamulaştırma bedelinin
tespitine ilişkin davalar” yönünden Anayasa’nın 13. ve 36. maddelerine
aykırıdır. İptali gerekir.
Ömer ÇINAR bu görüşe katılmamıştır.
Kuralın Anayasa’nın 2., 35. ve 46. maddelerine de aykırı
olduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 13.
ve 36. maddeleri yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmış olması
nedeniyle Anayasa’nın 2., 35. ve 46. maddeleri yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına
gerek görülmemiştir.
IV. İPTAL KARARININ YÜRÜRLÜĞE GİRECEĞİ GÜN SORUNU
26. Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasında “Kanun,
Cumhurbaşkanlığı kararnamesi veya Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü ya da
bunların hükümleri, iptal kararlarının Resmî Gazetede yayımlandığı tarihte
yürürlükten kalkar. Gereken hallerde Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün yürürlüğe
gireceği tarihi ayrıca kararlaştırabilir. Bu tarih, kararın Resmî Gazetede
yayımlandığı günden başlayarak bir yılı geçemez.” denilmekte, 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve
Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 66.
maddesinin (3) numaralı fıkrasında da bu kural tekrarlanmak suretiyle Anayasa
Mahkemesinin gerekli gördüğü hâllerde Resmî Gazete’de yayımlandığı günden
başlayarak iptal kararının yürürlüğe gireceği tarihi bir yılı geçmemek üzere
ayrıca kararlaştırabileceği belirtilmektedir.
27. 6100 sayılı Kanun’un 362. maddesinin (1) numaralı
fıkrasının (a) bendinin “kamulaştırma
bedelinin tespitine ilişkin davalar” yönünden iptal edilmesi nedeniyle
doğacak hukuksal boşluk kamu yararını ihlal edecek nitelikte görüldüğünden
Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasıyla 6216 sayılı Kanun’un 66.
maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince iptal hükmünün kararın Resmî
Gazete’de yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra yürürlüğe girmesi uygun
görülmüştür.
V. HÜKÜM
12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri
Kanunu’nun 362. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendinin “kamulaştırma
bedelinin tespitine ilişkin davalar” yönünden Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, Ömer ÇINAR’ın karşıoyu
ve OYÇOKLUĞUYLA, iptal hükmünün Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrası ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve
Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un
66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince KARARIN RESMÎ GAZETE’DE
YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK DOKUZ AY SONRA YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE OYBİRLİĞİYLE 8/10/2025 tarihinde karar
verildi.
|
Başkan
Kadir ÖZKAYA
|
Başkanvekili
Basri BAĞCI
|
Üye
Engin YILDIRIM
|
|
Üye
Rıdvan GÜLEÇ
|
Üye
Recai AKYEL
|
Üye
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
|
|
Üye
Yıldız SEFERİNOĞLU
|
Üye
Selahaddin MENTEŞ
|
Üye
İrfan FİDAN
|
|
Üye
Kenan YAŞAR
|
Üye
Muhterem İNCE
|
|
|
Üye
Yılmaz AKÇİL
|
Üye
Ömer ÇINAR
|
|
|
|
|
|
|
KARŞIOY GEREKÇESİ
Mahkememiz çoğunluğu tarafından, 6100 sayılı Hukuk
Muhakemeleri Kanunu’nun 362. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendinin,
istinaf başvurusunun kısmen veya tamamen kabulüne konu kamulaştırma bedelinin
tespitine yönelik davalar yönünden Anayasanın 13. ve 36. maddelerine aykırı
olduğu gerekçesi ile iptaline karar verilmiştir. Aşağıda belirttiğim
gerekçelerle çoğunluk görüşüne katılmıyorum. Şöyle ki;
Kamulaştırma bedelinin tespitine yönelik davalar
açısından iptali talep edilen 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 362.
maddesinin 1. fıkrasının (a) bendi şöyledir:
“MADDE
362- (1) Bölge adliye
mahkemelerinin aşağıdaki kararları hakkında temyiz yoluna başvurulamaz: a)
Miktar veya değeri kırk bin Türk Lirasını (bu tutar dâhil)
geçmeyen davalara ilişkin kararlar”. (Maddede
yer alan parasal sınır 2025 yılı için 544.472,797 TL’dir).
Çoğunluk gerekçesinde, kamulaştırma bedelinin tespitine
yönelik davalarda kamulaştırılan taşınmazın gerçek değerinin dava sonucunda
belirlendiği, istinafın yerel mahkeme kararını kaldırarak ilk elden karar
verdiği hallerde hükmün denetlenemediğini ve taşınmazın gerçek değeri konusunda
temyiz incelemesi yapılamadığı, bu durumun hükmün denetlenmesi hakkına ölçüsüz
bir sınırlama getirdiği ileri sürülmüştür. Öncelikle belirtmek gerekir ki,
istinaf yargılaması sonucunda istinaf talebinin kısmen ya da tamamen kabul
edilerek ilk elden karar verilmesi halinde bu kararın temyiz edilebilmesi yani
hükmün denetlenmesinin istenebilmesi konusunda çoğunluk görüşüne katılmakla
birlikte, Anayasaya aykırılık iddiasının HMK’nın 362. maddesinden değil,
Kamulaştırma Kanunundan kaynaklanması nedeniyle dava konusu kuralın iptali
yönündeki görüşe katılmıyorum.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu, mahkemelerin
görevi, yetkisi, yargılamaya hâkim olan ilkeleri, yargılama usulleri (yazılı ve
basit yargılama usulleri), adli yardım ve yargılama giderleri, hüküm ve davaya
son veren taraf işlemleri, kanun yolları (istinaf, temyiz, yargılamanın
iadesi), çekişmesiz yargı, geçici hukuki korumalar ve tahkim gibi hukuki
uyuşmazlıkların çözümü konusunda temel ilke ve esasları belirleyen genel bir
kanundur. Dava konusu kural, Kanunun uygulama alanında kalan tüm hukuk davaları
için genel bir düzenleme niteliğini haiz olup, Bölge Adliye Mahkemelerinin
hangi kararlarının temyize tabi olduğunu düzenlemektedir.
Kamulaştırma konusunda ise, 4.11.1983 tarihli 2942 sayılı
Kamulaştırma Kanunu yürürlükte olup, söz konusu Kanunun 1. maddesinde, Kanunun
kamu yararının gerektirdiği hallerde gerçek ve özel hukuk tüzelkişilerinin
mülkiyetinde bulunan taşınmaz malların, Devlet ve kamu tüzelkişilerince
kamulaştırılmasında yapılacak işlemleri, kamulaştırma bedelinin hesaplanmasını,
taşınmaz malın ve irtifak hakkının idare adına tescilini, kullanılmayan
taşınmaz malın geri alınmasını, idareler arasında taşınmaz malların devir
işlemlerini, karşılıklı hak ve yükümlülükler ile bunlara dayalı uyuşmazlıkların
çözüm usul ve yöntemlerini düzenlediği, özel kanunlarına dayanılarak gerçek
ve özel hukuk tüzelkişileri adına yapılacak kamulaştırmalarda da söz konusu
hükümlerin uygulanacağı belirtilmiştir. Buna göre, kamulaştırma ile ilgili
uyuşmazlıkların çözüm usul ve yöntemleri 6100 sayılı Kanuna göre özel Kanun
niteliğini haiz olan 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’na tabi olmaktadır.
Kamulaştırma Kanunu’nun 10. maddesinde, taşınmaz malın
bedelinin tespiti ve idare adına tescili düzenlenmiştir. Söz konusu maddede
(Kamulaştırma Kanunu m.10), tarafların anlaşması halinde kamulaştırma bedeli
olarak anlaşılan miktarın peşin ve nakit olarak, hak sahibi adına bankaya
yatırılacağı, tarafların anlaşamaması halinde hâkim tarafından kamulaştırma
bedeli olarak tespit edilen bedelin mahkemece belirlenecek banka hesabına
yatırılması ve yatırıldığına dair makbuzun ibraz edilmesi için idareye onbeş
gün süre verileceği, gereken hallerde bu sürenin bir defaya mahsus olmak üzere
mahkemece uzatılabileceği, idarece, kamulaştırma bedelinin hak sahibi adına
yatırıldığına, hâkim tarafından kamulaştırma bedeli olarak tespit edilen
bedelin veya hak sahibinin tespit edilemediği durumlarda ise ileride ortaya
çıkacak hak sahibine verilmek üzere bloke edildiğine dair makbuzun ibrazı
halinde mahkemece, taşınmaz malın idare adına tesciline ve kamulaştırma
bedelinin hak sahibine ödenmesine karar verileceği ve bu kararın, tapu
dairesine ve paranın yatırıldığı bankaya bildirileceği, tescil hükmünün kesin
olup, tarafların bedele ilişkin istinaf veya temyiz haklarının saklı olduğu, istinaf
veya temyiz incelemesi sonucunda kesinleşen kamulaştırma bedelinin, hak
sahibine peşin ve nakit olarak ödenen tutardan daha az olması durumunda aradaki
fark ilgilisinden talep edileceği, idare tarafından hak sahibi adına yapılan
ödeme tarihi ile geri ödemeye ilişkin yazının ilgilisine tebliğ edildiği tarih
arasındaki süre için faiz alınmayacağı belirtilmiştir.
Görüldüğü üzere, kamulaştırma bedelinin tespiti davasını
düzenleyen Kamulaştırma Kanunu’nun 10. maddesinde tescil hükmünün kesin olup,
tarafların bedele ilişkin istinaf veya temyiz haklarının saklı olduğu
belirtilmiştir. Buna göre, aynı düzenlemede (kamulaştırma Kanunu m.10)
kamulaştırma bedeline ilişkin olarak verilen kararların herhangi bir miktar
sınırlamasına tabi olmaksızın istinafa ya da temyize tabi olacağı veya istinaf
tarafından yerel mahkeme kararının kısmen ya da tamamen kaldırılması ve ilk
elden karar verilmesi halinde temyize tabi olacağı gibi denetim yollarına yer
verilmesi mümkündür. Kamulaştırma Kanunu’nun 1. maddesi uyarınca, söz konusu
Kanunun kamulaştırmadan kaynaklı uyuşmazlıkların çözüm usul ve yöntemlerini
düzenlediği ve aynı Kanunun 10. maddesinde bedel tespiti konusunda düzenleme
yer aldığı nazara alındığında, genel bir Kanun olan HMK’nın temyiz sınırına
ilişkin öngördüğü sınırlamanın Anayasa’ya aykırı olması değil, Kamulaştırma
Kanunu’nun 10. maddesinin Anayasaya aykırı olması söz konusu olabilir.
Dava konusu kural, istinaf talebinin kısmen ya da tamamen
kabul edildiği kamulaştırma bedelinin tespiti davaları yönünden iptal edilmiş
olup, HMK’nın 362. maddesinin 1.fıkrasının (a) bendi diğer hukuk davaları
yönünden yürürlükte kalmaya devam edecektir. Bu durumun, söz konusu hükmün
uygulanması açısından bir karmaşıklığa da sebebiyet verebilmesi mümkündür.
Oysa, Kamulaştırma Kanunu’nun 10. maddesi çerçevesinde bir iptal kararı
verilmesi halinde HMK’nın 362. maddesinin 1.fıkrasının (a) bendi tüm hukuk
davaları açısından uygulanacağından, belirtilen şekilde bir sorun da
oluşmayacaktır. Bu nedenlerle dava konusu kuralın hükmün denetlenmesine ölçüsüz
bir sınırlama getirdiğinin kabul edilmesi mümkün değildir.
Açıklanan nedenlerle, dava konusu kuralın Anayasa’nın 13. ve 36.
maddelerine aykırı olmadığı ve iptal edilmemesi gerektiği kanaatinde
olduğumdan, aksi yöndeki çoğunluk görüşüne katılmıyorum.