anayasa mahkemesi kararı
Esas Sayısı:2024/217
Karar Sayısı:2025/180
Karar Tarihi:10/9/2025
R.G.Tarih-Sayı:24/12/2025-33117
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Uşak 3. Asliye Ceza Mahkemesi (E.2024/217, E.2024/225,
E.2024/226)
İTİRAZLARIN KONUSU: 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun;
A. 83. maddesinin (1)
numaralı fıkrasında yer alan “…istinabe olunan hâkim veya mahkeme…”
ibaresinin,
B. 180.
maddesinin;
1. (1) numaralı
fıkrasında yer alan “…veya
istinabe yoluyla...” ibaresinin,
2. (2) numaralı
fıkrasının,
C. 196.
maddesinin;
1. (2) ve (3) numaralı
fıkralarının,
2. (6) numaralı
fıkrasında yer alan “…veya
istinabe suretiyle...” ibaresinin,
Ç. 209. maddesinin
(1) numaralı fıkrasında yer alan “…veya
istinabe…” ibarelerinin,
Anayasa’nın 36. maddesine aykırılığı ileri sürülerek
iptaline karar verilmesi talepleridir.
OLAY: Kasten
yaralama, konut
dokunulmazlığının ihlali, hakaret, tehdit ve taksirle birden fazla kişinin
yaralanmasına neden olma suçlarından açılan
davalarda itiraz konusu kuralların Anayasa’ya
aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptalleri için başvurmuştur.
I. İPTALİ İSTENEN VE
İLGİLİ GÖRÜLEN KANUN HÜKÜMLERİ
A. İptali İstenen Kanun Hükümleri
Kanun’un itiraz konusu kuralların da yer aldığı;
1.
83. maddesi şöyledir:
“Keşif
Madde 83 – (1)
Keşif, hâkim veya mahkeme veya naip hâkim ya da istinabe olunan hâkim
veya mahkeme ile gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet
savcısı tarafından yapılır.
(2) Keşif tutanağına, var olan durum ile olayın özel
niteliğine göre varlığı umulup da elde edilemeyen delillerin yokluğu da
yazılır.”
2.
180. maddesi şöyledir:
“Tanık ve bilirkişinin naiple veya istinabe yoluyla
dinlenmeleri
Madde 180 – (1)
Hastalık veya malûllük veya giderilmesi olanağı bulunmayan başka bir nedenle
bir tanık veya bilirkişinin uzun ve önceden bilinmeyen bir zaman için duruşmada
hazır bulunmasının olanaklı bulunmayacağı anlaşılırsa, mahkeme onun bir naiple veya
istinabe yoluyla dinlenmesine karar verebilir.
(2) Bu hüküm, konutlarının yetkili mahkemenin yargı
çevresi dışında bulunmasından dolayı getirilmesi zor olan tanık ve bilirkişinin
dinlenmesinde de uygulanır.
(3) Davayı görmekte olan mahkeme, zorunluluk olmadıkça,
büyükşehir belediye sınırları içerisinde bulunan şikâyetçi, katılan, sanık,
müdafi veya vekil, tanık ve bilirkişilerin istinabe yoluyla dinlenmesine karar
veremez.
(4) İstinabe olunan mahkeme,
büyükşehir belediye sınırları içerisinde ise, ilgililer kendi yargı çevresinde
bulunmasa da büyükşehir belediye sınırları içerisinde yerine getirilmesi
gereken istinabe evrakını geri çevirmeksizin gereğini yapar.
(5) Yukarıdaki fıkralar içeriğine göre tanık veya
bilirkişinin aynı anda görüntülü ve sesli iletişim tekniğinin kullanılması
suretiyle dinlenebilmeleri olanağının varlığı hâlinde bu yöntem uygulanarak
ifade alınır. Buna olanak verecek teknik donanımın kurulmasına ve
kullanılmasına ilişkin esas ve usuller yönetmelikte gösterilir.”
3.
196. maddesi şöyledir:
“Sanığın duruşmadan bağışık tutulması
Madde 196 – (1)
Mahkemece sorgusu yapılmış olan sanık veya bu hususta sanık tarafından yetkili
kılındığı hâllerde müdafii isterse, mahkeme sanığı duruşmada hazır bulunmaktan
bağışık tutabilir.
(2) Sanık, alt sınırı beş yıl ve daha fazla hapis
cezasını gerektiren suçlar hariç olmak üzere, istinabe suretiyle sorguya
çekilebilir. Sorgu için belirlenen gün, Cumhuriyet savcısı ile sanık ve
müdafiine bildirilir. Cumhuriyet savcısı ile müdafiin sorgu sırasında hazır
bulunması zorunlu değildir. Sorgusundan önce sanığa, ifadesini esas mahkemesi
huzurunda vermek isteyip istemediği sorulur.
(3) Sorgu tutanağı duruşmada okunur.
(4) (Değişik: 15/8/2017-KHK-694/147 md.; Aynen kabul:
1/2/2018-7078/142 md.) Hâkim veya mahkemenin zorunlu gördüğü durumlarda, aynı
anda görüntülü ve sesli iletişim tekniğinin kullanılması suretiyle yurt içinde
bulunan sanığın sorgusu yapılabilir veya duruşmalara katılmasına karar
verilebilir.
(5) Hastalık veya disiplin önlemi ya da zorunlu diğer
nedenlerle yargılamanın yapıldığı yargı çevresi dışındaki bir hastahane veya
tutukevine nakledilmiş olan sanığın, sorgusu yapılmış olmak koşuluyla, hazır
bulundurulmasına gerek görülmeyen oturumlar için getirilmemesine mahkemece
karar verilebilir.
(6) Yurt dışında bulunan sanığın, belirlenen duruşma
tarihinde hazır bulunmasının zorluğu halinde, bu tarihten önce duruşma açılarak
veya istinabe suretiyle sorgusu yapılabilir.”
4.
209. maddesi şöyledir:
“Duruşmada anlatılması zorunlu belge ve tutanaklar
Madde 209 – (1)
Naip veya istinabe yoluyla sorgusu yapılan sanığa ait sorgu
tutanakları, naip veya istinabe yoluyla dinlenen tanığın ifade
tutanakları ile muayene ve keşif tutanakları gibi delil olarak kullanılacak
belgeler ve diğer yazılar, adlî sicil özetleri ve sanığın kişisel ve ekonomik
durumuna ilişkin bilgilerin yer aldığı belgeler, duruşmada anlatılır.
(2) Sanığa veya mağdura ait kişisel verilerin yer aldığı
belgelerin, açıkça istemeleri halinde, kapalı oturumda anlatılmasına mahkemece
karar verilebilir.”
B. İlgili Görülen Kanun Hükümleri
1.
5271 sayılı Kanun’un 217. maddesi şöyledir:
“Delilleri takdir
yetkisi
Madde 217 – (1) Hâkim, kararını ancak duruşmaya
getirilmiş ve huzurunda tartışılmış delillere dayandırabilir. Bu deliller
hâkimin vicdanî kanaatiyle serbestçe takdir edilir.
(2) Yüklenen suç, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş
her türlü delille ispat edilebilir.”
2.
23/4/2016 tarihli ve 6706 sayılı Cezaî Konularda Uluslararası Adlî İş Birliği Kanunu’nun 9. maddesi şöyledir:
“Görüntülü ve sesli iletişim tekniğiyle adlî
yardımlaşma
MADDE 9- (1)
Adlî yardımlaşma talebinin yerine getirilmesinde görüntülü ve sesli
iletişim tekniğinin kullanılması istenebilir. Bu işlemler, yerine getiren
devletin yetkili makam veya mercilerinin yönetimi altında ve bu devletin hukuku
uyarınca yürütülür.
(2) Türk adlî mercileri tarafından adlî yardımlaşma
talebinin görüntülü ve sesli iletişim tekniği kullanılmak suretiyle yerine
getirilmesinin istenmesi hâlinde, milletlerarası andlaşmalarda hüküm bulunması
kaydıyla işlem, Türk adlî mercilerinin yönetimi altında ve Türk hukuku uyarınca
yürütülür.
(3) Yabancı devlet tarafından adlî yardımlaşma talebinin
görüntülü ve sesli iletişim tekniği kullanılmak suretiyle yerine getirilmesinin
istenmesi hâlinde, milletlerarası andlaşmalarda hüküm bulunması kaydıyla işlem,
talep eden devletin adlî mercilerinin yönetimi altında ve bu devletin hukuku
uyarınca yürütülür. Bu işlem sırasında Türk adlî mercileri hazır bulunur ve
Türk hukukunun temel ilkelerinin ihlal edilmemesi gözetilir.”
II. İLK İNCELEME
A.
E.2024/217
Sayılı Başvuru Yönünden
1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri
uyarınca Kadir ÖZKAYA, Hasan Tahsin GÖKCAN, Basri BAĞCI, Engin YILDIRIM, Rıdvan GÜLEÇ, Yusuf Şevki HAKYEMEZ,
Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR, Muhterem
İNCE, Yılmaz AKÇİL, Ömer ÇINAR ve Metin KIRATLI’nın
katılımlarıyla 25/12/2024 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında
öncelikle uygulanacak kural ve sınırlama sorunları görüşülmüştür.
2. Anayasa’nın
152. ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve
Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 40. maddelerine göre bir davaya bakmakta
olan mahkeme, o dava sebebiyle uygulanacak bir kanunun veya Cumhurbaşkanlığı
kararnamesinin hükümlerini Anayasa’ya aykırı görmesi veya taraflardan birinin
ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varması durumunda bu
hükümlerin iptali için Anayasa Mahkemesine başvurmaya yetkilidir. Ancak anılan
maddeler uyarınca bir mahkemenin Anayasa Mahkemesine başvurabilmesi için elinde
yöntemince açılmış ve mahkemenin görevine giren bir davanın bulunması, iptali talep
edilen kuralın da o davada uygulanacak olması gerekir. Uygulanacak kural ise
bakılmakta olan davanın değişik evrelerinde ortaya çıkan sorunların çözümünde
veya davayı sonuçlandırmada olumlu ya da olumsuz yönde etki yapacak nitelikte
bulunan kurallardır.
3. 5271 sayılı Kanun’un 83. maddesinin (1) numaralı
fıkrasında keşfin, hâkim veya mahkeme veya naip hâkim ya da istinabe olunan
hâkim veya mahkeme ile gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısı
tarafından yapılacağı öngörülmektedir. Söz konusu fıkrada yer alan “…istinabe
olunan hâkim veya mahkeme…” ibaresi itiraz konusu kurallardan birini
oluşturmaktadır.
4. Anılan Kanun’un 180. maddesinin (1) numaralı
fıkrasında ise hastalık veya malullük veya giderilmesi olanağı bulunmayan başka
bir nedenle bir tanık veya bilirkişinin uzun ve önceden bilinmeyen bir zaman
için duruşmada hazır bulunmasının olanaklı olmayacağının anlaşılması durumunda
yetkili mahkemenin onun bir naiple veya istinabe yoluyla dinlenmesine karar
verebileceği belirtilmiştir. Söz konusu fıkrada yer
alan “…veya istinabe yoluyla...” ibaresi de itiraz konusu bir diğer kuralı
oluşturmaktadır.
5. Anılan maddenin itiraz konusu (2) numaralı fıkrasında
da konutlarının yetkili mahkemenin yargı çevresi dışında bulunmasından dolayı
getirilmesi zor olan tanık ve bilirkişinin de yetkili mahkeme tarafından bir
naiple veya istinabe yoluyla dinlenmesine karar verilebileceği öngörülmüştür.
6. Kanun’un 196. maddesinin itiraz konusu (2) numaralı
fıkrasında sanığın istinabe suretiyle sorguya çekilmesine ilişkin hususlar
düzenlenmiştir. Anılan maddenin itiraz konusu (3) numaralı fıkrasında istinabe
suretiyle sorguya çekilen sanığın beyanlarına dair tutanağın duruşmada
okunacağı belirtilmiştir. Maddenin (6) numaralı fıkrasında ise yurt dışında
bulunan sanığın, belirlenen duruşma tarihinde hazır bulunmasının zorluğu
hâlinde bu tarihten önce duruşma açılarak veya istinabe suretiyle sorgusunun
yapılabileceği öngörülmüştür. Söz konusu fıkrada yer alan “…veya istinabe
suretiyle...” ibaresi de itiraz konusu kurallardan bir diğerini
oluşturmaktadır.
7. Öte yandan 209. maddenin (1) numaralı fıkrasında naip
veya istinabe yoluyla sorgusu yapılan sanığa ait sorgu tutanaklarının, naip
veya istinabe yoluyla dinlenen tanığın ifade tutanakları ile muayene ve keşif
tutanakları gibi delil olarak kullanılacak belgelerin ve diğer yazıların, adli
sicil özetlerinin ve sanığın kişisel ve ekonomik durumuna ilişkin bilgilerin
yer aldığı belgelerin duruşmada anlatılacağı hükme bağlanmıştır. Anılan fıkrada
yer alan “…veya istinabe…” ibareleri ise itiraz konusu diğer
kurallardır.
8. İtiraz yoluna başvuran Mahkemece bakılmakta olan
davada konutunun yetkili mahkemenin yargı çevresi dışında bulunmasından
dolayı getirilmesi zor olan bir tanık yönünden istinabe yoluna başvurulmuştur.
Söz konusu yargılamada sanıkların adresinin davaya bakan mahkemenin yargı
çevresinde olduğu, yargılamada giderilmesi olanağı olmayan bir nedenle uzun ve
önceden bilinmeyen bir zaman için duruşmada hazır bulunmasının olanaklı
olmayacağı anlaşılan bir tanığın dinlenmesini gerektiren bir durumun söz konusu
olmadığı gibi istinabe suretiyle keşif yapılmasını veya bilirkişi raporu
alınmasını gerektiren bir hâlin de bulunmadığı anlaşılmaktadır.
9. Bu itibarla 83.
maddenin (1) numaralı fıkrasında yer alan “…istinabe olunan hâkim veya
mahkeme…”, 180. maddenin (1) numaralı fıkrasında yer alan “…veya istinabe yoluyla...” ve (2) numaralı fıkrasında yer alan “…ve bilirkişinin…” ibareleri
ile 196. maddenin (2) ve (3) numaralı
fıkralarının, (6) numaralı fıkrasında yer alan “…veya istinabe suretiyle...” ibaresinin ve 209. maddenin (1) numaralı fıkrasında yer
alan “Naip…” ibaresinden sonra gelen
“…veya istinabe…” ibaresinin
bakılmakta olan davada uygulanma
imkânı bulunmamaktadır. Dolayısıyla anılan kurallara ilişkin başvurunun
Mahkemenin yetkisizliği nedeniyle reddi gerekir.
10. Diğer yandan bakılmakta olan davada tanık veya
bilirkişinin naiple dinlenmesini gerektiren bir durumun da bulunmadığı, ayrıca
180. maddenin (2) numaralı fıkrasının kalan kısmının uygulanacak kural
niteliğinde olan “…tanık…” ibaresinin yanı sıra uygulanma imkânı olmayan
“…ve bilirkişinin…” ibaresi yönünden geçerli, ortak kural niteliğinde
olduğu gözetildiğinde anılan fıkranın kalan kısmının esasına ilişkin
incelemenin “…tanık…” ibaresi ile sınırlı olarak istinabe yoluyla
dinlenme yönünden yapılması gerekir.
11. Açıklanan nedenlerle 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi
Kanunu’nun;
A. 83. maddesinin
(1) numaralı fıkrasında yer alan “…istinabe olunan hâkim veya mahkeme…”
ibaresinin itiraz başvurusunda bulunan
Mahkemenin bakmakta olduğu davada uygulanma imkânı bulunmadığından bu ibareye
yönelik başvurunun Mahkemenin yetkisizliği nedeniyle REDDİNE,
B. 180. maddesinin;
1. (1) numaralı
fıkrasında yer alan “…veya
istinabe yoluyla...” ibaresinin itiraz başvurusunda bulunan Mahkemenin bakmakta olduğu
davada uygulanma imkânı bulunmadığından bu ibareye yönelik başvurunun
Mahkemenin yetkisizliği nedeniyle REDDİNE,
2. a. (2) numaralı
fıkrasında yer alan “…ve
bilirkişinin…” ibaresinin itiraz başvurusunda
bulunan Mahkemenin bakmakta olduğu davada uygulanma imkânı bulunmadığından bu
ibareye yönelik başvurunun Mahkemenin yetkisizliği nedeniyle REDDİNE,
b. (2) numaralı
fıkrasının kalan kısmının esasının incelenmesine, esasa ilişkin incelemenin
anılan fıkrada yer alan “…tanık…” ibaresi ile sınırlı olarak istinabe
yoluyla dinlenme yönünden yapılmasına,
C. 196. maddesinin;
1. (2) ve (3)
numaralı fıkralarının,
2. (6) numaralı
fıkrasında yer alan “…veya
istinabe suretiyle...” ibaresinin,
itiraz başvurusunda bulunan Mahkemenin bakmakta olduğu
davada uygulanma imkânı bulunmadığından bu fıkralara ve ibareye yönelik
başvurunun Mahkemenin yetkisizliği nedeniyle REDDİNE,
Ç. 209. maddesinin
(1) numaralı fıkrasında yer alan;
1. “Naip…” ibaresinden sonra
gelen “…veya istinabe…” ibaresinin itiraz
başvurusunda bulunan Mahkemenin bakmakta olduğu davada uygulanma imkânı
bulunmadığından bu ibareye yönelik başvurunun Mahkemenin yetkisizliği nedeniyle
REDDİNE,
2. “…naip…”
ibaresinden sonra gelen “…veya istinabe…” ibaresinin esasının incelenmesine,
OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
B.
E.2024/225
Sayılı Başvuru Yönünden
12. Anılan İçtüzük hükümleri uyarınca Kadir ÖZKAYA, Hasan Tahsin
GÖKCAN, Basri BAĞCI, Engin YILDIRIM,
Rıdvan GÜLEÇ, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ,
İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR, Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇİL, Ömer ÇINAR ve Metin
KIRATLI’nın katılımlarıyla 25/12/2024 tarihinde
yapılan ilk inceleme toplantısında öncelikle uygulanacak kural sorunu
görüşülmüştür.
13. İtiraz yoluna başvuran Mahkemede bakılmakta olan
davada yurt dışında bulunan bir sanığın sorgusunun yapılması amacıyla istinabe
yoluna başvurulmuştur. Ancak anılan davada istinabe suretiyle keşif yapılması,
tanık dinlenmesi veya bilirkişi raporu alınması gibi bir durum bulunmamaktadır.
Dolayısıyla 5271 sayılı Kanun’un 83. maddesinin (1) numaralı fıkrasında yer alan “…istinabe
olunan hâkim veya mahkeme…” ve 180. maddesinin (1) numaralı fıkrasında yer
alan “…veya istinabe yoluyla...” ibareleri ile (2) numaralı fıkrasının, 209. maddesinin (1)
numaralı fıkrasında yer alan “…naip…” ibaresinden sonra gelen “…veya istinabe…” ibaresinin bakılmakta olan davada uygulanma imkânı bulunmamaktadır. Bu
itibarla anılan kurallara ilişkin başvurunun Mahkemenin yetkisizliği nedeniyle
reddi gerekir.
14. Açıklanan nedenlerle 4/12/2004
tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi
Kanunu’nun;
A. 83. maddesinin
(1) numaralı fıkrasında yer alan “…istinabe olunan hâkim veya mahkeme…”
ibaresinin itiraz başvurusunda bulunan
Mahkemenin bakmakta olduğu davada uygulanma imkânı bulunmadığından bu ibareye
yönelik başvurunun Mahkemenin yetkisizliği nedeniyle REDDİNE,
B. 180.
maddesinin;
1. (1) numaralı
fıkrasında yer alan “…veya
istinabe yoluyla...” ibaresinin,
2. (2) numaralı
fıkrasının,
itiraz başvurusunda bulunan Mahkemenin bakmakta olduğu
davada uygulanma imkânı bulunmadığından bu ibareye ve fıkraya yönelik
başvurunun Mahkemenin yetkisizliği nedeniyle REDDİNE,
C. 1. 196.
maddesinin (2) ve (3) numaralı fıkralarının,
2. (6) numaralı
fıkrasında yer alan “…veya
istinabe suretiyle...” ibaresinin,
esasının
incelenmesine,
Ç. 209. maddesinin
(1) numaralı fıkrasında yer alan;
1. “Naip…” ibaresinden sonra gelen
“…veya istinabe…” ibaresinin esasının
incelenmesine,
2. “…naip…”
ibaresinden sonra gelen “…veya
istinabe…” ibaresinin itiraz başvurusunda
bulunan Mahkemenin bakmakta olduğu davada uygulanma imkânı bulunmadığından bu
ibareye yönelik başvurunun Mahkemenin yetkisizliği nedeniyle REDDİNE,
OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
C.
E.2024/226
Sayılı Başvuru Yönünden
15. İçtüzük hükümleri uyarınca Kadir ÖZKAYA, Hasan Tahsin
GÖKCAN, Basri BAĞCI, Engin YILDIRIM,
Rıdvan GÜLEÇ, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ,
İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR, Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇİL, Ömer ÇINAR ve Metin
KIRATLI’nın katılımlarıyla 25/12/2024 tarihinde
yapılan ilk inceleme toplantısında öncelikle uygulanacak kural ve sınırlama
sorunları görüşülmüştür.
16. İtiraz yoluna
başvuran Mahkemece bakılmakta olan davada konutunun yetkili mahkemenin yargı
çevresi dışında bulunmasından dolayı getirilmesi zor olan bir tanık yönünden
istinabe yoluna başvurulmuştur. Ayrıca söz konusu davada bir sanığın sorgusunun
yapılması ve bilirkişi raporunun alınması için istinabe talebinde
bulunulmuştur. Ancak davada giderilmesi olanağı bulunmayan bir nedenle uzun ve
önceden bilinmeyen bir zaman için duruşmada hazır bulunmasının olanaklı
bulunmayacağı anlaşılan bir tanığın dinlenmesini veya yurt dışında bulunan bir
sanığın istinabe yoluyla dinlenmesi ile istinabe yoluyla keşif yapılmasını gerektiren
bir durumunun bulunmadığı anlaşılmaktadır.
17. Bu itibarla 5271 sayılı Kanun’un
83. maddesinin (1) numaralı fıkrasında yer alan “…istinabe olunan
hâkim veya mahkeme…”, 180. maddesinin (1) numaralı fıkrasında yer alan “…veya
istinabe yoluyla...” ve 196. maddesinin (6) numaralı fıkrasında yer alan “…veya
istinabe suretiyle...” ibarelerinin bakılmakta olan davada uygulanma imkânı bulunmamaktadır. Dolayısıyla anılan
kurallara ilişkin başvurunun Mahkemenin yetkisizliği nedeniyle reddi gerekir.
18. Öte yandan bakılmakta olan davada tanıkların ve
bilirkişinin naiple dinlenmesini gerektiren bir durumun da bulunmadığı
gözetildiğinde Kanun’un 180. maddesinin itiraz konusu (2) numaralı fıkrasının
esasına ilişkin incelemenin istinabe yoluyla dinlenme yönünden yapılması gerekir.
19. Açıklanan nedenlerle 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi
Kanunu’nun;
A. 83. maddesinin
(1) numaralı fıkrasında yer alan “…istinabe olunan hâkim veya mahkeme…”
ibaresinin itiraz başvurusunda bulunan
Mahkemenin bakmakta olduğu davada uygulanma imkânı bulunmadığından bu ibareye
yönelik başvurunun Mahkemenin yetkisizliği nedeniyle REDDİNE,
B. 180.
maddesinin;
1. (1) numaralı
fıkrasında yer alan “…veya
istinabe yoluyla...” ibaresinin itiraz başvurusunda bulunan Mahkemenin bakmakta olduğu
davada uygulanma imkânı bulunmadığından bu ibareye yönelik başvurunun
Mahkemenin yetkisizliği nedeniyle REDDİNE,
2. (2) numaralı
fıkrasının esasının incelenmesine, esasına ilişkin incelemenin istinabe yoluyla dinlenme
yönünden yapılmasına,
C. 196.
maddesinin;
1. (2) ve (3)
numaralı fıkralarının esasının
incelenmesine,
2. (6) numaralı fıkrasında
yer alan “…veya istinabe
suretiyle...” ibaresinin itiraz başvurusunda bulunan Mahkemenin bakmakta olduğu
davada uygulanma imkânı bulunmadığından bu ibareye yönelik başvurunun
Mahkemenin yetkisizliği nedeniyle REDDİNE,
Ç. 209. maddesinin
(1) numaralı fıkrasında yer alan “…veya
istinabe…” ibarelerinin esasının
incelenmesine,
OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
III. BİRLEŞTİRME KARARLARI
A.
2024/225 Sayılı Başvuru
Yönünden
20. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi
Kanunu’nun;
A. 196. maddesinin;
1. (2) ve (3)
numaralı fıkralarının,
2. (6) numaralı
fıkrasında yer alan “…veya istinabe suretiyle...” ibaresinin,
B. 209. maddesinin
(1) numaralı fıkrasında yer alan “Naip...” ibaresinden sonra gelen “…veya
istinabe…” ibaresinin,
iptaline karar verilmesi talebiyle yapılan itiraz
başvurusuna ilişkin E.2024/225 sayılı davanın aralarındaki hukuki irtibat
nedeniyle E.2024/217 sayılı dava ile BİRLEŞTİRİLMESİNE, esasının kapatılmasına,
esas incelemenin E.2024/217 sayılı dosya üzerinden yürütülmesine 25/12/2024
tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
B. 2024/226 Sayılı Başvuru Yönünden
21. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi
Kanunu’nun;
A. 180. maddesinin
(2) numaralı fıkrasının istinabe yoluyla dinlenme yönünden,
B. 196. maddesinin
(2) ve (3) numaralı fıkralarının,
C. 209. maddesinin
(1) numaralı fıkrasında yer alan “…veya
istinabe…” ibarelerinin,
iptaline karar verilmesi talebiyle yapılan itiraz
başvurusuna ilişkin E.2024/226 sayılı davanın, aralarındaki hukuki irtibat
nedeniyle E.2024/217 sayılı dava ile BİRLEŞTİRİLMESİNE, esasının kapatılmasına,
esas incelemenin E.2024/217 sayılı dosya üzerinden yürütülmesine 25/12/2024
tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
IV. ESASIN İNCELENMESİ
22. Başvuru kararları ve ekleri,
Raportör Ömer MENCİK tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu
ve ilgili görülen kanun hükümleri, dayanılan ve ilgili görülen Anayasa
kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup
incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
A. Kanun’un 180. Maddesinin (2) Numaralı Fıkrasının “istinabe yoluyla dinlenme” Yönünden ve
209. Maddesinin (1) Numaralı
Fıkrasında Yer Alan “…naip…” İbaresinden Sonra Gelen “…veya istinabe…” İbaresinin İncelenmesi
1. Anlam ve Kapsam
23. İstinabe,
bir mahkemenin davayla ilgili bir işlemin yapılması için başka bir yargı
çevresinde bulunan mahkemeden yardım istemesi şeklinde tanımlanmaktadır.
İstinabe, genel olarak ülke içinde farklı yargı çevrelerinde faaliyet gösteren
mahkemeler arasında söz konusu olmaktadır. Bununla birlikte farklı ülkelerdeki
mahkemelerin de birbirlerinden adli yardım talebinde bulunması söz konusu
olabilmektedir.
24. 5271 sayılı Kanun’un farklı hükümlerinde bazı adli
işlemlerle ilgili olarak istinabe yoluna başvurulabileceği öngörülmüştür.
Anılan Kanun’un bu düzenlemelerden biri olan 180. maddesinde mahkemelerce tanık
ve bilirkişilerin dinlenmesinde söz konusu hukuksal yardıma başvurulabileceği
düzenlenmiştir. Değinilen maddenin (1) ve (2) numaralı fıkralarında istinabe
yoluna başvurulmasına ilişkin şartlar öngörülmüştür.
25. Maddenin (1) numaralı fıkrasında hastalık veya malullük veya giderilmesi olanağı bulunmayan
başka bir nedenle bir tanık veya bilirkişinin uzun ve önceden bilinmeyen bir
zaman için duruşmada hazır bulunmasının olanaklı olmayacağının anlaşılması
durumunda yargılamaya bakan mahkemenin bu kişilerin naiple veya istinabe
yoluyla dinlenmesine karar verebileceği belirtilmiştir. İtiraz konusu (2)
numaralı fıkrada ise konutlarının yetkili mahkemenin yargı çevresi dışında
bulunmasından dolayı getirilmesi zor olan tanık ve bilirkişinin dinlenmesinde de
(1) numaralı fıkra çerçevesinde istinabe talebinde bulunulabileceği veya bu
kişilerin naip tarafından dinlenebileceği düzenlenmiştir. İtiraz konusu fıkra istinabe
yoluyla dinlenme yönünden incelenmiştir.
26. Ceza muhakemesinde hâkimin yargılamaya konu suçun
işlenip işlenmediği hususunda bir kanaate ulaşması ancak delillerin duruşmada
ortaya konulması ve tartışılması suretiyle gerçekleşebilmektedir. Nitekim
Kanun’un 217. maddesinin (1) numaralı fıkrasında hâkimin, kararını ancak
duruşmaya getirilmiş ve huzurunda tartışılmış delillere dayandırabileceği, bu
delillerin hâkimin vicdani kanaatiyle, serbestçe takdir edileceği
belirtilmiştir.
27. Kanun’un 209. maddesinin (1) numaralı fıkrasında da
bu yönde düzenleme yapılmış, naip veya
istinabe yoluyla sorgusu yapılan sanığa ait sorgu tutanaklarının, naip veya
istinabe yoluyla dinlenen tanığın ifade tutanakları ile muayene ve keşif
tutanakları gibi delil olarak kullanılacak belgelerin ve diğer yazıların, adli
sicil özetlerinin, sanığın kişisel ve ekonomik durumuna ilişkin bilgilerin yer
aldığı belgelerin duruşmada anlatılacağı öngörülmüştür. Anılan fıkrada yer alan
“…naip…” ibaresinden sonra gelen “…veya istinabe…” ibaresi itiraz
konusu diğer kuralı oluşturmaktadır.
2. İtirazın Gerekçesi
28. Başvuru kararlarında özetle; ceza muhakemesinde
duruşmanın usuli bir işlem olmanın ötesinde yargılamanın özünü oluşturduğu,
duruşmada hâkimin taraflar ve delillerle bizzat temas ederek uyuşmazlığı
çözmesi gerektiği hâlde itiraz konusu kurallarla hâkimin delillerle doğrudan
temasa geçmeden dolaylı olarak vardığı kanaate göre karar verdiği, özellikle
tanıkların yargılamayı yürüten hâkim tarafından dinlenmesinin tanık beyanının
güvenilirliği ve inandırıcılığı açısından önemli olduğu, dolayısıyla tanıkların
duruşma öncesinde veya haricinde dinlenerek bu beyanlarının duruşmada
okunmasının huzurda dinlenmeleriyle aynı sonucu doğurmayacağı belirtilerek
kuralların Anayasa’nın 36. maddesine aykırı
olduğu ileri sürülmüştür.
3.
Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
29. Anayasa’nın
36. maddesinin birinci fıkrasında herkesin yargı organlarına davacı ve davalı
olarak başvurabilme ve bunun doğal sonucu olarak da iddia, savunma ve adil
yargılanma hakkı güvence altına alınmıştır. Anayasa’nın anılan maddesine “...ile
adil yargılanma…” ibaresinin eklenmesine ilişkin gerekçede, Türkiye'nin
taraf olduğu uluslararası sözleşmelerle de güvence altına alınan adil yargılama
hakkının madde metnine dâhil edildiği vurgulanmıştır. Avrupa İnsan Hakları
Sözleşmesi’nin 6. maddesinin (3) numaralı fıkrasının (d) bendinde bir suç ile
itham edilen herkesin iddia tanıklarını sorguya çekme hakkının olduğu
belirtilmiştir. Dolayısıyla Anayasa’nın söz konusu maddesinde düzenlenen adil
yargılanma hakkının tanık sorgulama hakkını da kapsadığının kabul edilmesi
gerekir (Serdar Batur [2. B.], B. No: 2014/15652, 24/5/2018, § 41).
30. Tanık sorgulama hakkı hakkaniyete uygun yargılanma
hakkının özel görünümlerinden birini oluşturmaktadır. Ceza yargılamasının amacı
maddi gerçeği ortaya çıkarmak olduğundan bu yargılamada delil sınırlaması
mevcut değildir. Ceza yargılamasının bu niteliği, sanığın aleyhine olan tüm
delillerin kamuya açık bir duruşmada tartışılmasını ve bu delillerle
çelişebilme imkânının sanığa tanınmasını gerektirmektedir. Dolayısıyla
hakkaniyete uygun bir ceza yargılamasında sanığın aleyhine olan tanıkları
sorgulama veya sorgulatma hakkına sahip olması gerekir. Sanığın tanıklara soru
yöneltebilmesi, onlarla yüzleşebilmesi ve tanıkların beyanlarının doğruluğunu
sınama imkânına sahip olması adil bir ceza yargılamasının yapılabilmesi
bakımından gereklidir (bazı değişiklikler ve eklemelerle birlikte bkz. AZ.
M. [2. B.], B. No: 2013/560,
16/4/2015, § 55).
31. Bir sanığı suçlayan tanık ya da farklı kişilerce
verilen beyanların gerçek dışı ya da hatalı olması hâlinde savunmanın aleyhe
olan söz konusu beyanların güvenilirliğini sınayabileceği veya bu beyanlara
itibar edilmesini önleyebileceği imkânlardan yoksun kalması olayların aydınlatılma
ihtimalini ortadan kaldırabilecektir (Sebahat Tuncel (2) [1. B.], B. No: 2014/1440, 26/2/2015, § 95). Bu itibarla sanığın
aleyhine olan tanıkları sorgulaması adil yargılamanın önemli unsurlarından
biridir (bazı farklılarla birlikte bkz. Ali Rıza Telek [2. B.], B. No: 2013/2630, 30/12/2014, § 48). Bir mahkûmiyet tek veya belirleyici
ölçüde- sanığın sorgulama veya sorgulatma imkânı bulamadığı bir tanık
tarafından verilen ifadelere dayandırılmış ve bu konuda karşı dengeleyici
güvenceler sağlanmamış ise sanığın hakları Anayasa’nın 36. maddesindeki
güvencelerle bağdaşmayacak ölçüde kısıtlanmış olur (Orhan Güleryüz [1.
B.], B. No: 2019/30221, 28/12/2021, § 35).
32. Öte yandan Anayasa Mahkemesinin birçok kararında
tanık kavramı özerk olarak yorumlanmış ve tanığın sanığa isnat edilen fiil
hakkında bilgi veren herhangi bir kişi olabileceği ifade edilmiştir. Bu
bağlamda suça iştirak eden kişi, olayın mağduru, şikâyetçi (müşteki), devletin
görevlendirdiği gizli olmayan/gizli soruşturmacının da tanık olması mümkündür (Selçuk
Demir [2. B.], B. No:
2014/9783, 22/1/2015, § 35; Kadir İnan [2. B.], B. No: 2020/23928, 30/10/2024, § 31; Orhan Güleryüz,
§ 34). Bu
kapsamda sanığa isnat edilen fiil hakkında bilgi veren bilirkişilerin de bu
özerk yorum çerçevesinde tanık olarak değerlendirilmesi gerekir.
33. İtiraz konusu kurallarla, konutlarının yetkili mahkemenin yargı çevresi dışında
bulunması nedeniyle getirilmesi zor olan tanık ve bilirkişinin dinlenmesinde
istinabe yoluna başvurulabileceği ve bu şekilde alınan beyanlara dair
tutanakların duruşmada anlatılacağı öngörülmüş, böylece sanık hakkındaki mahkûmiyetin sanığın sorgulama veya sorgulatma imkânı
bulamadığı bir tanık tarafından verilen ifadelere dayandırılması mümkün
kılınmıştır.
34. Sanığın sorgulama veya sorgulatma
imkânı bulamadığı tanık ifadelerinin mahkûmiyete delil olarak kabulünün
Anayasa’ya uygun olması, bu durumun yargılamanın adilliğine zarar vermemesiyle
mümkün olabilir. Nitekim Anayasa Mahkemesi kararlarında da duruşma öncesinde
veya haricinde elde edilen tanık beyanlarının mahkûmiyete delil olarak kabul
edilmesinde bu ölçüt dikkate alınmıştır. Anılan kararlarda bu yöndeki
değerlendirmelerde üç aşamalı bir testin uygulanmasının zorunlu olduğu ifade
edilmiştir. Buna göre;
i. İlk olarak tanığın duruşmada hazır
edilmemesinin geçerli bir nedeni olup olmadığı belirlenmelidir.
ii. İkinci aşamada sanığın sorgulama
veya sorgulatma imkânı bulamadığı tanık tarafından verilen beyanın mahkûmiyetin
dayandığı tek veya belirleyici delil olup olmadığı değerlendirilmelidir.
iii. Son aşamada ise sanığa duruşmada
sorgulama veya sorgulatma imkânı tanınmayan tanığın beyanının tek veya
belirleyici delil olduğunun tespit edilmesi durumunda ise savunma tarafının
maruz kaldığı bu olumsuzluğun telafi edilmesi amacıyla yeterli düzeyde karşı
dengeleyici güvenceleri sağlayan bir usulün oluşturulup oluşturulmadığı ortaya
konulmalıdır (Selçuk Arslan [GK], B. No: 2020/19752, 6/2/2025, § 82; ayrıca
bazı değişikliklerle birlikte bkz. Ramazan Kösem [1. B.], B. No:
2021/48766, 5/2/2025, § 25; Abdurrahim Balur [2. B.], B. No: 2013/5467, 7/1/2016, § 80; Onur
Urbay [1. B.], B.
No: 2014/6222, 6/3/2019, §§ 36, 37; Zekeriya Sevim [2. B.], B. No: 2018/18989, 16/6/2021, §§ 44, 45).
35. Bu
kapsamda ilk olarak konutunun yetkili mahkemenin yargı çevresi dışında
bulunması nedeniyle getirilmesinin zor olması tanığın mahkemede hazır edilmemesinin
geçerli bir nedeni olarak kabul edilmelidir.
36. Anılan testin ikinci aşamasında, tanık
tarafından verilen beyanın mahkûmiyet hükmünde dayanılan tek veya belirleyici
delil olması durumunda kurallar gereğince istinabe yoluna başvurulup başvurulamayacağının
incelenmesi gerekir. Kurallar yargılama
sırasında tüm tanıkların dinlenmesi yönünden uygulanacağından tanık beyanının
tek veya belirleyici delil olması ihtimalini de dışlamamaktadır. Bu bağlamda
sorgulama veya sorgulatma imkânı tanınmayan tanığın beyanının tek veya
belirleyici delil olabileceği durumlar yönünden üçüncü aşama olarak savunma
tarafının maruz kaldığı zorlukların telafi edilmesi amacıyla yeterli düzeyde
karşı dengeleyici güvenceler sağlayan usullerin bulunup bulunmadığı incelenmelidir.
37. Bu kapsamda mahkemenin yargı çevresi
dışındaki tanıkların -sanığın da onlara soru sormasına imkân sağlayacak ve
sorulan sorulara verdikleri cevaplar hakkında kişisel izlenim edinme fırsatı
elde edecek şekilde- Ses ve Görüntü Bilişim
Sistemi (SEGBİS) gibi
vasıtalarla dinlenmesi telafi edici bir güvence olabilir (bazı değişikliklerle
birlikte Uğur Özcan [1. B.], B. No: 2021/12137, 26/7/2022, § 40).
38. 5271
sayılı Kanun’un 210. maddesinin (1) numaralı
fıkrasında olayın delilinin, bir tanığın açıklamalarından ibaret olması
durumunda bu tanığın duruşmada mutlaka dinleneceği hüküm altına alınmıştır. Bu
durumda istinabe yoluyla alınan tanık beyanına ilişkin tutanağın veya yazılı
bir açıklamanın okunmasının dinleme yerine geçmeyeceği açıktır. Bu itibarla sanığın sorgulama veya sorgulatma imkânı
bulamadığı tanığın verdiği beyanın mahkûmiyetin dayandığı tek delil olması
durumunda tanığın duruşmada dinlenmesi gerekmekte olup bu tanığın
istinabe suretiyle dinlenmesi mümkün değildir.
39. Bununla birlikte sanığın sorgulama
veya sorgulatma imkânı bulamadığı tanık tarafından verilen beyanın mahkûmiyetin
dayandığı belirleyici delil olması durumunda istinabe yoluna başvurulmasına
yasal bir engel bulunmamaktadır. Ancak anılan Kanun’un 180. maddesinin (5)
numaralı fıkrası gereğince tanık ve bilirkişilerin istinabe yoluyla
dinlenmesinin, ancak görüntülü ve sesli iletişim tekniğinin kullanılarak
dinleme imkânlarının bulunmaması durumunda ve son çare olarak başvurulacak bir
yöntem olduğu anlaşılmaktadır. Bunun yanı sıra Kanun’un 181. maddesinin (1)
numaralı fıkrasında tanık veya bilirkişilerin dinlenmesi için belirlenen günün
Cumhuriyet savcısına, suçtan zarar görene, vekiline, sanığa ve müdafiine
bildirileceği öngörülmüştür. Anılan hüküm gereğince tanıkların ve
bilirkişilerin istinabe yoluyla dinlenildiği hallerde sanığın ve davanın diğer
süjelerinin duruşmadan haberdar edilmesi gerekmektedir. Ayrıca 201. maddenin (1) numaralı fıkrasına göre istinabe yoluyla tanık
veya bilirkişinin dinlenmesinde sanığın mahkeme başkanı veya hâkim aracılığıyla
sanık müdafinin ise doğrudan bu kişilere soru yöneltebilmesinin mümkün olduğu
anlaşılmaktadır.
40. Bu itibarla ceza muhakemesi sisteminde ilke olarak
tanığın mahkemece duruşmada dinlenmesi gerektiği, kurallarda istinabe yoluyla
tanık beyanının alınabilmesine imkân tanınmış ise de bu yönteme ancak zorunlu
durumlarda ve son çare olarak başvurulabileceği, ayrıca söz konusu durumlarda dahi
tanığın verdiği beyanın mahkûmiyetin dayandığı
tek delil olması hâlinde bu yola başvurulmasının mümkün olmadığı
anlaşılmaktadır. Diğer yandan tanığın verdiği beyanın mahkûmiyetin dayandığı belirleyici
delil niteliğinde olması hâlinde ise tanığın sorgulanmaması sebebiyle
savunmanın maruz kaldığı zorlukları telafi edecek dengeleyici güvencelere de
Kanun’da yer verildiği görülmüştür. Dolayısıyla kuralların genel olarak
yargılamanın adilliğine zarar verecek nitelikte olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
41. Bu itibarla kuralların adil
yargılanma hakkı kapsamındaki tanık sorgulama hakkıyla çelişen bir yönü
bulunmamaktadır.
42. Açıklanan nedenlerle kurallar,
Anayasa’nın 36. maddesine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir.
B. Kanun’un 196. Maddesinin (2) ve (3) Numaralı Fıkralarının,
(6) Numaralı Fıkrasında Yer Alan “…veya istinabe suretiyle...” İbaresinin ve 209.
Maddesinin (1) Numaralı Fıkrasında Yer Alan “Naip…” İbaresinden Sonra
Gelen “…veya istinabe…” İbaresinin İncelenmesi
1.
Anlam ve Kapsam
43. 5271 sayılı Kanun’un 196. maddesinin itiraz konusu
(2) numaralı fıkrasında sanığın, alt sınırı
beş yıl ve daha fazla hapis cezasını gerektiren suçlar hariç olmak üzere,
istinabe suretiyle sorguya çekilebileceği, sorgu için belirlenen günün
Cumhuriyet savcısı ile sanık ve müdafiine bildirileceği, Cumhuriyet savcısı ile
müdafiinin sorgu sırasında hazır bulunmasının zorunlu olmadığı ve sorgusundan
önce sanığa, ifadesini esas mahkemesi huzurunda vermek isteyip istemediğinin
sorulacağı öngörülmüştür.
44. Anılan Kanun’un 196. maddesinin (6) numaralı
fıkrasında yurt dışında bulunan sanığın
istinabe suretiyle sorgusunun yapılmasına ilişkin düzenlemeye yer verilmiştir. Buna göre yurt
dışında bulunan sanığın belirlenen duruşma tarihinde hazır bulunmasının zorluğu
hâlinde, bu tarihten önce duruşma açılarak veya istinabe suretiyle sorgusu
yapılabilir. Söz konusu fıkrada yer alan “…veya istinabe suretiyle...”
ibaresi itiraz konusu diğer kuralı oluşturmaktadır.
45. Ülkemizde cezai
konularda uluslararası adli iş birliğinin usul ve esasları 6706 sayılı Kanun’da düzenlenmiştir. Anılan
Kanun’un 3. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendine göre uluslararası
adli yardımlaşmada merkezî makam olan Adalet Bakanlığı yabancı
devletlerin adli iş birliği taleplerinin kabulü ile Türk adli mercilerinin
yapacağı iş birliği taleplerinin uygunluğu konusunda karar verme yetkisine
sahiptir.
46. Kanun’un 9. maddesinde görüntülü ve sesli iletişim tekniğiyle adli yardımlaşma
yapılabilmesine dair hususlar düzenlenmiştir. Anılan maddenin (1) numaralı
fıkrasına göre adli yardımlaşma talebinin yerine getirilmesinde görüntülü ve
sesli iletişim tekniğinin kullanılması istenebilecek ve bu işlemler, talebi
yerine getiren devletin yetkili makam veya mercilerinin yönetimi altında ve bu
devletin hukuku uyarınca yürütülecektir. Maddenin (2) numaralı fıkrasına göre
ise Türk adli mercileri tarafından adli yardımlaşma talebinin görüntülü ve
sesli iletişim tekniği kullanılmak suretiyle yerine getirilmesinin istenmesi
hâlinde milletlerarası antlaşmalarda hüküm bulunması kaydıyla işlem, Türk adli
mercilerinin yönetimi altında ve Türk hukuku uyarınca yürütülecektir.
47. 5271 sayılı Kanun’un 196. maddesinin itiraz konusu
(3) numaralı fıkrasında sorgu tutanağının duruşmada okunacağı öngörülmüştür.
209. maddesinin (1) numaralı fıkrasında ise naip veya istinabe yoluyla sorgusu
yapılan sanığa ait sorgu tutanaklarının duruşmada anlatılacağı belirtilmiştir.
Anılan fıkrada yer alan “Naip…”
ibaresinden sonra gelen “…veya istinabe…” ibaresi ise itiraz konusu son
kuralı oluşturmaktadır.
2. İtirazın Gerekçesi
48. Başvuru kararlarında özetle; 5271 sayılı Kanun’un 180. maddesinin (2) numaralı fıkrasına
ve 209. maddesinin (1) numaralı fıkrasında yer alan “…naip…” ibaresinden
sonra gelen “…veya istinabe…” ibaresine yönelik gerekçelerin yanı sıra
itiraz konusu kurallarda sanığın savunmasının istinabe yoluyla alınmasının
sanığın rızası şartına bağlandığı, ancak bu rızanın geçerli olabilmesi için
sanığın feragatin etki ve sonuçları konusunda aydınlatılması gerektiği, hukuki
bilgisinin olmaması ve içinde bulunduğu durum dikkate alındığında sanığa
istinabe yoluyla sorgulanmanın olası sonuçları hakkında yeterince aydınlatılma
imkânı tanınmadığı, dolayısıyla sanığın bu konudaki rızasının adil yargılanma
hakkına ilişkin sorunu ortadan kaldırmayacağı, ayrıca sanık müdafinin ve
Cumhuriyet savcısının sorgu sırasında hazır bulunmasına gerek görülmemesinin
sanığın rızasının hukuki sonuçlarını anlama konusunda onu daha da
güçsüzleştirdiği belirtilerek kuralların Anayasa’nın
36. maddesine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
3. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
a.
196. Maddenin (2) ve (3)
Numaralı Fıkraları ile 209.
Maddesinin (1) Numaralı Fıkrasında Yer Alan “Naip…” İbaresinden Sonra
Gelen “…veya istinabe…” İbaresi
50. Duruşmada hazır bulunma hakkı,
hakkaniyete uygun yargılanma hakkının özel bir görünümü olan savunma hakkıyla
da sıkı bağlantılıdır. Ceza yargılamasında hakkaniyete uygun bir yargılamanın
en önemli unsuru olan bizzat savunma hakkının sağlanabilmesi için sanığın
duruşmada hazır bulunma imkânına sahip olması gerekir. Duruşmada hazır bulunma hakkı, kişinin kendi davasıyla ilgili olarak karar verecek olan mahkemenin duruşmasına bizzat veya müdafii ile birlikte katılması
anlamına gelmektedir (Şehrivan Çoban [GK], B. No: 2017/22672, 6/2/2020, § 75).
51. Sanığın duruşmada hazır bulunması hem savunma
hakkının etkin bir şekilde kullanılmasını sağlamakta hem de silahların eşitliği
ve çelişmeli yargılama ilkelerine işlerlik kazandırmaktadır. Silahların
eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerine dayalı bir yargılama sisteminin
benimsenmesi sanığın duruşmada hazır bulunmasını gerektirmektedir. Böylece olayı
en iyi bilebilecek durumda olan sanık, delillerin tartışılmasını sağlayarak
aleyhinde olan delilleri çürütme ve mahkemenin vereceği kararı etkileme imkânı
bulacak ve savunmasının doğruluğunu ispatlayabilecektir. Dolayısıyla anılan hak
sayesinde suç isnadı altındaki bir kimse yargılamaya etkin olarak katılmakta,
hakkında kurulacak hükmün inşasına ortak olmakta ve yargılamaya yön verme
imkânına kavuşmaktadır (Şehrivan Çoban, § 74).
52. İtiraz konusu kurallarda yurt içinde bulunan sanığın
savunmasının istinabe yoluyla alınmasına dair hususlar düzenlenmiştir. Kurallar belirli ağırlıktaki suçlar yönünden ve sanığın
açık bir şekilde feragat iradesini ortaya koyması hâlinde yargılamayı yürüten
mahkemede hazır bulunmadan yargılamanın tamamlanmasına imkân tanımaktadır.
53. Kuralların
Anayasa’ya uygunluğu incelenirken ceza
muhakemesinde sanığın genel olarak duruşmada hazır bulunmasına ve bu haktan
feragatine yönelik düzenlemelerin gözetilmesi gerekir.
54. Hukuk sistemi ile toplumsal
ihtiyaçlar arasındaki bağlantının bir sonucu olarak uyuşmazlıkların çözümünü
kolaylaştırmak, adalet yapısının işleyişini hızlandırmak amacıyla devletler
birtakım tercihlerde bulunabilir. Dolayısıyla hak arama özgürlüğünün en önemli
araçlarından biri olan uyuşmazlığın mahkeme önünde süratle çözüme
kavuşturulması, bu tercihten ortaya çıkmaktadır. Bu bağlamda kanun koyucunun
nihai olarak kamu yararını gerçekleştirmek amacıyla genel yargılama usulünde
öngörülen birtakım usule ilişkin güvencelerden vazgeçilerek karar verilmesine
imkân tanıyan düzenlemeler yapması takdir yetkisi kapsamında kalmaktadır. Ancak
anılan takdir yetkisinin anayasal ilkelere bağlı kalınarak kullanılması
gerekmektedir (AYM, E.2020/79, K.2023/113, 22/6/2023,
§ 123).
55. 5271 sayılı Kanun’un 193. maddesine göre hazır
bulunmayan sanık hakkında ilke olarak duruşma yapılmaz, sorgusu yapılmamış ise
mahkûmiyet, ceza verilmesine yer olmadığı ve güvenlik tedbiri kararları
verilemez. Bununla birlikte anılan Kanun’un 195. maddesinin (1) numaralı
fıkrasına göre suç, yalnız veya birlikte adli para cezasını veya müsadereyi
gerektirmekte ise sanık gelmese bile duruşma yapılabilir. Kanun’un 194. maddesinin
(2) numaralı fıkrasında ise sanık savuşur veya ara vermeyi izleyen oturuma
gelmezse önceden savunması alınmış olmak ve artık hazır bulunmasına mahkemece
gerek görülmemek şartıyla dava sanığın yokluğunda bitirilebilir. Ayrıca 196.
maddenin (1) numaralı fıkrasında sanığın daha önce savunması alınmış olmak
kaydıyla talep üzerine duruşmada hazır bulunmaktan bağışık tutulabilmesine
imkân tanınmıştır.
56. Anılan hükümler gözetildiğinde ceza muhakemesi
sistemimizde sanık duruşmadan bağışık tutulmayı talep etse, diğer bir ifadeyle
duruşmaya bizzat katılma ve bizzat savunma hakkından açıkça feragat etse dahi
sorgusu yapılmamış olan sanığın yokluğunda yargılama yapılıp mahkûmiyet, ceza
verilmesine yer olmadığı ve güvenlik tedbiri kararları verilmek suretiyle
yargılamanın sonlandırılmasına ilke olarak imkân tanınmadığı anlaşılmaktadır (AYM,
E.2023/163, K.2024/57, 22/2/2024, § 80).
57. Bununla birlikte Anayasa’nın 36. maddesinde kişilerin
adil yargılanma hakkının güvencelerinden feragat etmesini geçersiz kılan açık
bir hüküm yer almamaktadır. Dolayısıyla ceza muhakemesinde hem bir hak hem de
bir yükümlülük olarak öngörülen sanığın duruşmada hazır bulunma ve savunma
haklarından belirli şartlar altında feragat edilebilmesi mümkündür. Söz konusu
feragat açık biçimde olabileceği gibi zımnen de olabilir (bazı farklarla
birlikte bkz. AYM, E.2022/145, K.2023/59, 22/3/2023, §§ 22, 23; Nurettin
Balta [1. B.], B. No: 2016/10023, 28/12/2021, § 45).
58. Söz konusu feragatin
Anayasa’ya uygun kabul edilebilmesi için feragat iradesinin kesin olarak
(tereddütsüz) ortaya konulması ve feragatin sonuçlarının kişi yönünden makul ve
öngörülebilir olması gerekir. Buna ek olarak asgari usul güvencelerinin
sağlanmış olması, ayrıca adil yargılanma hakkından feragat edilmesini meşru
olmaktan çıkaran üstün bir kamu yararının da bulunmaması zorunludur (bazı
farklılıklar ve eklemelerle birlikte bkz. Nurettin Balta [1. B.], B. No:
2016/10023, 28/12/2021, § 45; Selçuk Arslan, § 62).
59. Kurallar kapsamında istinabe suretiyle sorgusundan
önce sanığa ifadesini esas mahkemesi huzurunda vermek isteyip istemediğinin
sorulmasının zorunlu olması ve sorgu tutanağının duruşmada okunacağının ve
anlatılacağının hükme bağlanması karşısında sanık tarafından feragat iradesinin
kesin ve tereddütsüz bir şekilde ortaya konulmasına imkân tanındığı,
dolayısıyla sanık açısından feragatin sonuçlarının makul ve öngörülebilir
olduğu anlaşılmaktadır.
60. Öte yandan duruşmada hazır bulunma
hakkından feragat edildiği süreçte sanığa asgari
usuli güvencelerin sağlanması gerekmektedir. Bu bağlamda duruşmada hazır
bulunma hakkından feragat edilen yargılamaya konu suçun niteliği öncelikle önem
taşıyacaktır. Ayrıca sanığın suçlamanın niteliği
ile ilgili olarak ayrıntılı bir biçimde bilgilendirilmesi, savunmasını
hazırlamak için gerekli zaman ve imkânlara sahip olması, suçlamaların ve
dosyadaki bilgi ve delillerin içeriğinden gerçek anlamda haberdar edildiğinin
kabul edilmesi için müdafi yardımından yararlandırılması gibi hususlarda asgari
güvencelerin oluşturulup oluşturulmadığının da değerlendirilmesi gerekir.
61. Kurallarda yurt içinde bulunan
sanığın istinabe yoluyla sorgusunun yapılabilmesi alt sınırı beş yılın altında
olan suçlar yönünden mümkün kılınmıştır. Dolayısıyla istinabe yoluyla
savunmanın alınması ceza miktarı itibarıyla daha hafif nitelikteki suçlar
hakkında yürütülen yargılamalarda gerçekleşebilecektir.
62. Bunun yanı sıra kurallarda, sorgu için belirlenen günün Cumhuriyet savcısı
ile sanık ve müdafiine önceden bildirileceği hüküm altına alınmıştır. Bu itibarla
sanığın istinabe yoluyla sorgusu yapılmadan önce duruşmadan haberdar edileceği,
savunması için gerekli hazırlıkları yapabileceği ve duruşmaya müdafii ile
katılabileceği anlaşılmaktadır.
63. Ayrıca istinabe suretiyle sanığın sorgusu yapılırken
ceza muhakemesinde sorgu usulünün düzenlendiği 147. maddedeki düzenlemelere
uyulması gerekecektir. Bu bağlamda istinabe olunan mahkemece sanığa, yüklenen
suç anlatılacak, sorgu sırasında müdafi seçme, susma ile delil ileri sürme ve bunların toplanmasını isteme haklarının
olduğu bildirilecektir. Sanık istinabe olunan mahkemece yapılan sorgusunda
anılan hususlarda taleplerde bulunabilecektir.
64. Diğer yandan 196. maddenin (4) numaralı fıkrasında zorunlu koşulların gerçekleştiği hâllerde sanığın SEGBİS ile duruşmalara katılması da mümkün
kılınmıştır. Bunun yanı sıra sanığın yargılamanın yürütüldüğü mahkemenin
yaptığı duruşmalara her zaman katılması mümkün olduğu gibi dosyasındaki bilgi
ve belgeleri temin etmesinin önünde de bir engel bulunmamaktadır. Dolayısıyla
duruşmada hazır bulunma hakkından feragat sürecinde sanığa asgari usul
güvencelerinin sağlandığı sonucuna ulaşılmıştır.
65. Öte yandan sanığın
kurallar kapsamında öngörülen hâllerde istinabe yöntemiyle sorgulanmasını meşru olmaktan çıkaran üstün bir kamu yararının da
bulunmadığı görülmektedir.
66. Bu
itibarla kuralların adil yargılanma hakkı kapsamındaki duruşmada hazır bulunma
hakkıyla çelişen bir yönü bulunmamaktadır.
67. Açıklanan nedenlerle kurallar,
Anayasa’nın 36. maddesine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir.
b.
(6) Numaralı Fıkrada Yer Alan “…veya istinabe
suretiyle...” İbaresi
68. 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesi
uyarınca kural, ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 13. maddesi yönünden de
incelenmiştir.
69. İtiraz konusu kural, yurt dışında bulunan sanığın
savunmasının istinabe yoluyla alınmasına ilişkin düzenleme içermektedir. Dolayısıyla kural, sanığın adil yargılanma hakkı kapsamında yer alan duruşmada
hazır bulunma hakkına bir sınırlama getirmektedir.
70. Anayasa’nın 13.
maddesinde “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca
Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak
kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna,
demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük
ilkesine aykırı olamaz.” hükmüne yer verilmiştir. Buna göre adil yargılanma
hakkına getirilen sınırlamanın kanunla yapılması, Anayasa’da öngörülen
sınırlama sebebine ve ölçülülük ilkesine uygun olması gerekir.
71. Adil yargılanma hakkına yönelik sınırlamada dikkate
alınacak öncelikli ölçüt, sınırlamanın kanunla yapılmasıdır. Ancak Anayasa
Mahkemesinin sıkça vurguladığı gibi temel hakları sınırlayan kanunun şeklen var
olması yeterli olmayıp yasal kuralların keyfîliğe izin vermeyecek şekilde
belirli, ulaşılabilir ve öngörülebilir düzenlemeler niteliğinde olması gerekir.
72. Esasen temel hakları sınırlayan kanunun bu
niteliklere sahip olması, Anayasa’nın 2. maddesinde güvenceye bağlanan hukuk
devleti ilkesinin de bir gereğidir. Hukuk devletinde kanuni düzenlemelerin hem
kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer
vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olması, ayrıca
kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesi gerekir.
Kanunda bulunması gereken bu nitelikler hukuki güvenliğin sağlanması bakımından
da zorunludur. Zira bu ilke hukuk normlarının öngörülebilir olmasını,
bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de
yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını
gerekli kılar (AYM, E.2015/41, K.2017/98, 4/5/2017, §§ 153, 154). Dolayısıyla
Anayasa’nın 13. maddesinde sınırlama ölçütü olarak belirtilen kanunilik,
Anayasa’nın 2. maddesinde güvenceye bağlanan hukuk devleti ilkesi ışığında
yorumlanmalıdır.
73. Kuralda yurt
dışında bulunan sanığın istinabe yoluyla sorgulanmasının kapsam ve şartlarının
herhangi bir tereddüde yer vermeyecek şekilde açık ve net olarak düzenlendiği
gözetildiğinde kuralın belirli, ulaşılabilir ve öngörülebilir nitelikte olduğu
açıktır. Bu yönüyle kuralın kanunilik şartını taşıdığı anlaşılmıştır.
74. Öte yandan Anayasa’nın 13. maddesi uyarınca temel hak
ve özgürlüklere getirilen sınırlamanın Anayasa’da öngörülen sınırlama sebebine
uygun olması gerekir. Anayasa’nın 36. maddesinde adil yargılanma hakkı için
herhangi bir sınırlama nedeni öngörülmemiş olmakla birlikte özel sınırlama
nedeni öngörülmemiş hakların da o hakkın doğasından kaynaklanan bazı
sınırlarının olduğu kabul edilmektedir. Bunun yanında Anayasa’nın başka
maddelerinde yer alan hak ve özgürlükler ile devlete yüklenen ödevler, özel
sınırlama sebebi gösterilmemiş hak ve özgürlüklere sınır teşkil edebilir (AYM,
E.2018/99, K.2021/14, 3/3/2021, § 24).
75. Adil yargılanma hakkının temel unsurlarından biri
makul sürede yargılanma hakkıdır. Nitekim Anayasa’nın
141. maddesinin dördüncü fıkrasında “Davaların en az giderle ve mümkün olan
süratle sonuçlandırılması, yargının görevidir.” denilerek yargılama
maliyetinin en düşük şekilde olmasının ve bu sürecin mümkün olan en hızlı
yöntemlerle gerçekleştirilmesinin yargının görevlerinden olduğu ifade
edilmiştir. Bu hak gereğince devlet, yargılamaların gereksiz yere uzamasını
engelleyecek etkin çareler oluşturmak zorundadır. Bu bağlamda hukuk sisteminin
ve özellikle yargılama usulünün, yargılamaların makul süre içerisinde
bitirilmesini mümkün kılacak şekilde düzenlenmesi ve davaların nedensiz olarak
uzamasına yol açacak usul kurallarına yer verilmemesi, mahkemelerin nicelik ve
nitelik bakımından yeterli miktarda insan kaynağı, araç ve gereçlerle
donatılması makul sürede yargılanma ilkesinin bir gereğidir (bazı farklarla
birlikte bkz. AYM, E.2013/4, K.2013/35, 28/2/2013).
76. Kuralla, yurt dışında bulunan sanığın mahkemeye
getirilmesine gerek kalmadan hukuksal yardım talep edilen mahkemece sorgusunun
yapılarak yargılamanın gereksiz yere uzamasının önüne geçilmesinin ve
uyuşmazlığın bir an önce çözüme kavuşturulmasının amaçlandığı anlaşılmaktadır. Bu itibarla
kuralın makul sürede yargılanma hakkını
temin etmek amacıyla öngörüldüğü ve bu yönüyle anayasal anlamda meşru bir amaca
dayandığı görülmüştür.
77. Bununla
birlikte adil yargılanma hakkına getirilen sınırlamanın kanunilik ve meşru amaç
şartlarını taşıması yeterli olmayıp aynı zamanda ölçülü olması da gerekir.
Anayasa’nın 13. maddesinde güvence altına alınan ölçülülük ilkesi
elverişlilik, gereklilik ve orantılılık olmak üzere üç alt ilkeden
oluşmaktadır. Elverişlilik öngörülen sınırlamanın ulaşılmak istenen
amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasını, gereklilik ulaşılmak istenen
amaç bakımından sınırlamanın zorunlu olmasını diğer bir ifadeyle aynı amaca
daha hafif bir sınırlama ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, orantılılık
ise hakka getirilen sınırlama ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir
dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir.
78. Yargılamayı yürüten mahkemenin yurt dışında bulunan
sanığa ulaşmaya çalışmasının, yargılamanın uzamasına neden olabileceği
gözetildiğinde yurt dışında bulunan sanığın istinabe yoluyla sorgusunun
yapılmasının makul sürede yargılanma
hakkının gerçekleştirilmesine katkı sunacağı açıktır. Bu itibarla kuralın meşru amaca ulaşma bakımından
elverişli bir araç olduğu anlaşılmaktadır.
79. Kuralla duruşmada hazır bulunma hakkına getirilen
sınırlamanın Anayasa’ya uygun olabilmesi için gereklilik ilkesine aykırı
olmaması zorunludur. Kanun koyucunun yargılamaların kısa sürede sonuçlanması
için alacağı tedbirleri belirlemede geniş bir takdir yetkisinin bulunduğu
gözetildiğinde kural kapsamında yurt dışında bulunan sanığın istinabe yoluyla
savunmasının alınmasına imkân tanınmasının öngörülen meşru amaç bakımından
gerekli olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
80. Öte yandan kuralla öngörülen sınırlamanın orantılı
olup olmadığı da değerlendirilmelidir. Cezai
uyuşmazlıklarda sanığın sorgusunun mutlak anlamda asıl yargılamayı yürüten
mahkemece yapılması gerektiği söylenemez. Adil yargılama ilkelerine uyulmak
şartıyla yargılamanın makul sürede sonlandırılması için bazı yargılamalarda yurt dışında bulunan sanığın
sorgusunun istinabe yoluyla yapılması mümkündür.
81. Anayasa Mahkemesi sanığın
hakkaniyete uygun yargılanması açısından beyanlarını asıl yargılamanın yürütüldüğü
mahkemede vermesi gerektiği hâllerde duruşmada hazır edilmemesinin yargılamanın
bir bütün olarak adil olmasını engelleyebileceğini ancak söz konusu hakkın
mutlak olmadığını, sınırlanabileceğini, bu gibi durumlarda orantılılık
incelemesinde sanığın duruşmada hazır bulunmamasının yargılamanın adilliğine
bir bütün olarak zarar verip vermediğinin incelenmesi gerektiğini belirtmiştir.
Bu kapsamda duruşmada bizzat hazır bulundurulmayan sanığın diğer tarafça ileri
sürülen görüşler ve deliller hakkında bilgi sahibi olup olamadığı veya bunlara
yorum yapıp yapamadığı, dezavantajlı duruma düşürülmeksizin davaya etkili
katılımının sağlanması için kendisine makul bir fırsat verilip verilmediği
hususlarının incelenmesi gerektiği belirtilmiştir (Şehrivan Çoban, §
94).
82. Dolayısıyla duruşmada hazır bulunma
hakkına sınırlama getiren kuralın orantılılık incelemesinde sanığın suçlamanın
niteliğiyle ilgili olarak ayrıntılı bir şekilde bilgilendirilmesi, savunmasını
hazırlamak için gerekli zaman ve imkânlara sahip olması, suçlamaların ve
dosyadaki bilgi ve delillerin içeriğinden gerçek anlamda haberdar edildiğinin
kabul edilmesi için müdafi yardımından yararlandırılması gibi hususlarda asgari
güvencelerin oluşturulup oluşturulmadığının değerlendirilmesi gerekmektedir. Gerekli
güvencelerin sağlanmaması ceza yargılamasını hakkaniyete aykırı hâle
getirebilir.
83. Yurt dışında bulunan sanığın istinabe suretiyle
sorgusu yapılırken de ceza muhakemesinde sorgu usulünün düzenlendiği 5271
sayılı Kanun’un 147. maddesindeki düzenlemelere uyulması gerekecektir. Bu
bağlamda istinabe olunan mahkemece sanığa, yüklenen suç anlatılacak, sorgu
sırasında müdafi seçme, susma ile delil
ileri sürme ve bunların toplanmasını isteme haklarının olduğu bildirilecektir.
Sanık, istinabe olunan mahkemece yapılan sorgusunda anılan hususlarda
taleplerde bulunabilecektir. Ayrıca sanığın
yargılamanın yürütüldüğü mahkemenin yaptığı duruşmalara her zaman katılması
mümkün olduğu gibi dosyasındaki bilgi ve belgeleri temin etmesinin önünde de
bir engel bulunmamaktadır.
84. Öte yandan kural sanığın istinabe olunan mahkemede savunmada bulunmayıp
yargılamayı yürüten mahkemede savunma yapma yönünde talepte bulunma imkânını da
ortadan kaldırmamaktadır.
85. Diğer yandan anılan Kanun’un 196. maddesinin (6)
numaralı fıkrasında yurt dışında bulunan
sanığın istinabe suretiyle sorgusunun yapılabilmesi ancak belirlenen tarihte
asıl mahkemesindeki duruşmada hazır bulunmasının zor olduğu hâllerde mümkün
kılınmıştır. Dolayısıyla yurt dışında bulunan sanığın istinabe yoluyla sorgusunun
yapılması son çare olarak başvurulacak bir yöntemdir. Ayrıca 6706 sayılı Kanun’un 9. maddesinin (2) numaralı
fıkrasında adli yardımlaşma talebinin
görüntülü ve sesli iletişim tekniği kullanılmak suretiyle yerine getirilmesinin
istenmesine de imkân tanınmıştır.
86. Bu
itibarla kuralla öngörülen sınırlama ile ulaşılmak istenen meşru amaç arasında
adil ve makul bir dengenin ortadan
kaldırıldığı söylenemez. Bu yönüyle kuralla sanığın duruşmada hazır bulunma
hakkına getirilen sınırlamanın hedeflenen meşru amaç bakımından orantılı olduğu
sonucuna ulaşılmıştır.
87. Açıklanan nedenlerle kural,
Anayasa’nın 13. ve 36. maddelerine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir.
V.
HÜKÜM
4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza
Muhakemesi Kanunu’nun;
A. 180. maddesinin
(2) numaralı fıkrasının “istinabe yoluyla dinlenme” yönünden,
B. 196. maddesinin;
1. (2) ve (3)
numaralı fıkralarının,
2. (6) numaralı
fıkrasında yer alan “…veya istinabe suretiyle...” ibaresinin,
C. 209. maddesinin
(1) numaralı fıkrasında yer alan “…veya istinabe…” ibarelerinin,
Anayasa’ya aykırı olmadıklarına ve itirazın REDDİNE 10/9/2025
tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
|
Başkan
Kadir ÖZKAYA
|
Başkanvekili
Hasan Tahsin GÖKCAN
|
Başkanvekili
Basri BAĞCI
|
|
Üye
Engin YILDIRIM
|
Üye
Rıdvan GÜLEÇ
|
Üye
Recai AKYEL
|
|
Üye
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
|
Üye
Yıldız SEFERİNOĞLU
|
Üye
Selahaddin MENTEŞ
|
|
Üye
İrfan FİDAN
|
Üye
Kenan YAŞAR
|
Üye
Muhterem İNCE
|
|
Üye
Yılmaz AKÇİL
|
Üye
Ömer ÇINAR
|
|
|
|
|
|
|