"...
“İptali istenen yasa, Gelir Vergisi Kanununun 94. maddesi
uyarınca, yapacakları ödemelerden, gelir vergisi kesintisi yapmakla sorumlu
olan kişilerin, Mahkemelerce yargılama gideri kapsamında dava sonunda
hükmedilen vekalet ücretine ilişkin icra daireleri de dahil yapacakları
ödemelerden gelir vergisi kesintisi yapmalarına ilişkindir.
Söz konusu yasal düzenleme; Anayasanın;
2. maddesindeki " Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, milli
dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk
milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan,
demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devletidir.";
5. maddesinin; "Devletin temel amaç ve görevleri, Türk
milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti
ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu
sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet
ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal
engelleri kaldırmaya, insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli
şartları hazırlamaya çalışmaktır."
35. maddesindeki " Herkes, mülkiyet ve miras haklarına
sahiptir. Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir.
Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz."
73/1. ve 2. maddelerinin; "Herkes, kamu giderlerini
karşılamak üzere, mali gücüne göre, vergi ödemekle yükümlüdür." ile
"Vergi yükünün adaletli ve dengeli dağılımı, maliye politikasının sosyal
amacıdır."
hükümleri ve bunlardan ötürü 11. maddesinin "Anayasa
hükümleri, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer
kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kurallarıdır. Kanunlar Anayasaya
aykırı olamaz" hükümlerine aykırı olduğu düşünülmektedir.
5-a) ANAYASANIN 2, 35 ve 73. MADDELERİ YÖNÜNDEN
Öncelikle; Gelir Vergisi Kanununun 1. maddesinde belirtildiği
üzere gelir vergisinin kazanç ya da irat elde edilmesi ile doğmaktadır. Aynı
yasanın 2. maddesinde de, gelir vergisi kapsamına giren kazanç ve iratlar tek
tek sayılmış ve 4. sırada "Serbest meslek kazançları" açıkça gelir
vergisi doğuran kazançlardan olduğu belirtilmiştir.
Bu bağlamda, vergi düzenlemelerine göre serbest meslek sayılan
avukatlık mesleğinden elde edilen kazançların yasanın 2. maddesinde belirtilen
kazançlarda olduğu gibi avukatlık ücreti, aynı yasanın 18. maddesinde gelir
vergisinden bağışık gelirlerden de sayılmamıştır.
Bu bağlamda, avukatların avukatlık hizmetinden dolayı elde etikleri
gelirlerin gelir vergisine bağlı olduğu kuşkusuzdur.
Ancak, yukarıda da değinildiği üzere, Hukuk Muhakemeleri
Kanununun 326. maddesinde " 1) Kanunda yazılı hâller dışında, yargılama
giderlerinin, aleyhine hüküm verilen taraftan alınmasına karar verilir. 2)
Davada iki taraftan her biri kısmen haklı çıkarsa, mahkeme, yargılama
giderlerini tarafların haklılık oranına göre paylaştırır" denmiş, 323/1.
maddenin (ğ) bendinde de vekille takip edilen davalarda kanun gereğince takdir
olunacak vekâlet ücretinin yargılama giderlerden olduğu belirtilmiştir. Daha
önce yürürlükte bulunan ve Hukuk Muhakemeleri Kanununun yürürlüğe girmesiyle
yürürlükten kalkan Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu (HUMK) 423. maddesine
"davanın ehemmiyetine göre kanunu mucibince takdir olunacak" vekil
ücretlerinin yargılama giderlerinden olduğu 417. maddesinde de vekâlet
ücretinin haksız çıkan taraftan alınarak haklı çıkan tarafa verileceği
belirtilmiştir.
Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulunun 29.05.1957 tarih
ve 1957/4-16 E,K sayılı kararında “…Hukuk davalarında hasma tahmili gereken ve
muhakeme masraflarından madut bulunan vekalet ücretine diğer muhakeme
masrafları gibi mutlak süretle talep olunmaksızın resen hükmedilmesi icap
ettiğine ve bu gibi hasma yükletilmesi iktiza eden vekalet ücreti taleplerinin
ayrı bir dava konusu yapılmasına cevaz bulunmadığına..” denerek, belirtildiği
gibi, iptali istenen yasa hükmünde geçen “vekalet ücreti” avukatla vekil eden
arasında Borçlar Hukuku çerçevesindeki vekalet ilişkisinden doğan ve vekilin
vekil edene verdiği hizmetin karşılığı olan ücret niteliğindeki değil, HMK
(HUMK) kapsamında, yargılama giderleri olan vekalet ücretidir.
Hukuk yargılamalarında giderler yanlarca karşılandığından, dava
açan ya da kendisine karşı dava açılan kişiler, yargılama için yapılacak
giderlerin yanı sıra, kendileri davada vekille temsil ettirme gereği
duyabilirler ve bir avukatı vekalet sözleşmesi ile vekil olarak atayabilirler
ve bunun karşılığı olarak sözleşmede belirlenen ücret vekil atayanca ödenir. Dava
sonunda, haklı çıkılması durumunda, dava nedeniyle yargılama gideri yapmak ve avukat
tutarak avukatlık ücreti ödemek zorunda kalan taraf yararına bu avukatlık
ücretine karşılık Mahkemece, yargılama usul kanunu ve avukatlık ücreti
tarifelerine göre bir vekalet ücreti belirlenmektedir.
Daha öz bir anlatımla, yargılama giderleri olan ve uygulamada karşı
vekalet ücreti olarak geçen ve Mahkemece haksız çıkan tarafa yüklenen vekalet
ücretinin amacı diğer yargılama giderlerinde olduğu gibi dava sonucu haklı çıkan
tarafın dava nedeniyle ödediği avukatlık ücretinin karşılanmasıdır.
Bu bağlamda, davada haksız çıkan yanca, kendisini vekille temsil
ettirmiş olan karşı yana ödenecek ilam vekalet ücreti, bir ücret niteliğinde
değildir.
Çünkü, mahkeme kararı ile karşı vekalet ücreti ödemek zorunda
olan yan ile karşı yanı davada temsil eden avukat arasında, her hangi bir
hizmet ilişkisi bulunmadığı gibi avukatlık hizmeti, vekalet ücreti yapacak
kişiye değil, yargılama gideri olarak kendisine vekille temsil eden verilmiştir.
Bu nedenle, mahkemelerce kararlaştırılan ilam vekalet ücretleri
bir ücret olmadığı gibi söz konusu vekalet ücreti ister davanın yanına isterse
vekiline ödenmiş olsun, ödenen kişi yönünden bir kazanç sayılamaz.
Her ne kadar, Avukatlık Kanununun 164/son maddesi ile mahkemece
kararlaştırılan vekalet ücretinin avukatın olduğu hükmü nedeniyle, bu vekalet
ücretinin avukat yönünden bir gelir (kazanç) olduğu ileri sürülebilse bile, bu
avukat ile müvekkili arasındaki vekalet ilişkisine ilişkin bir düzenleme olup,
söz konusu düzenleme ile kendisinini davada vekille temsil ettiren yana
ödenmesine karar verilen ilam vekalet ücretini kendisinde tutamayacağını ve kendisini
temsil eden avukata ödeme yükümlülüğü getirmektedir.
Kaldı ki, yüksek yargı organlarınca verilen kararlarla da
mahkemecelerce ilam vekalet ücretinin vekile değil kendisini temsil ettiren
yana ödenmesine karar verilmesi gerektiği ve vekilin söz konusu vekalet
ücretini, kendi değil ancak temsil ettiği kişi adına takibe geçemeyeceği konusunda
inancı birliği oluşmuştur.
Bu bağlamda, mahkemelerce kararlaştırılan vekalet ücreti,
yükümlüsünce, karşı yanın vekiline yapılan bir ücret ödemesi olmadığından, söz
konusu ödeme, ancak, mahkemece kendisi yararına vekalet ücreti ödenmesine karar
verilen kişinin aralarındaki vekalet sözleşmesi ve Avukatlık Kanununun 164/son
maddesi uyarınca, söz konusu vekalet ücretini avukatına ödediği ya da avukatın
vekili olarak onun adına vekalet ücretini tahsil ettiği anda ücret ve kazanç
niteliği kazanacaktır.
Bundan dolayı, Gelir Vergisi Kanununu uyarınca, avukatın serbest
meslek kazancından doğan gelir vergisini doğuran ücreti ödemesi, mahkeme
kararın uyarınca ilam vekalet ücreti ödeyen davada haksız çıkan yan değil, avukatın
müvekkili olduğundan, bu ödemeden doğacak vergiden kaynaktan kesinti yapma
sorumluğu, mahkeme kararı ilam vekalet ücretini ödeyen karşı yan değil,
kendisini davada vekille temsil ettiren ve kendisine vekalet ücreti ödenmesine
karar verilen müvekkilin olması gerekmektedir.
Bu nedenle, karşı yanın avukatından her hangi bir hizmet almamış
olan ve ona ücret niteliğinde bir ödeme yapmayan, yalnızca mahkeme kararını
uyarınca ve gereğince yargılama gideri niteliğindeki ilam vekalet ücretini
ödeyen kişilere, sırf vergi güvenliği sağlamak için yaptıkları ödemeden gelir
vergisi kesintisi yapması sorumluğu yüklenmesinin, hukuk devleti ilkelerine
aykırı olduğu açıktır.
Bunun yanı sıra, mahkemelerce kararlaştırılan ilam vekalet
ücretinin alacaklısı avukat olmadığından, mahkemelerce kendisine vekil edene
ödenmesine karar verilmekte ve mahkeme kararında hükmedilen vekalet ücretinin,
karşı yanın avukatına ödenmesi gerektiği yönünde bir yasal zorunluluk
bulunmadığından, söz konusu ilam vekalet ücreti doğrudan asile ödenebilecektir.
Öte yandan , mahkemelerce kararlaştırılan ilam vekalet ücretinin, alacaklısı
olan yanın vekilince takibe konulması gibi bir zorunluluk olmadığından, ilam
vekalet ücretinin alacaklısı yanca vekil olmaksızın kendisi adına doğrudan
karşı yana karşı icra takibi başlatabileceği kuşku yoktur. Kaldı ki, ilam
vekalet ücreti alacaklısı kendisine ödenmesine ilam vekalet ücretine karar
verilen davada kendisine temsil eden avukat dışında başka bir avukat eliyle de
icra takibi başlatabilecektir.
Ayrıca, ilam vekalet ücretinin ödenmesi için alacaklı yanın kendisini
davada temsil ettiren vekilince, bu kişiyi temsilen icra takibine geçilmiş
bile, avukatla müvekkili aralarındaki vekalet ilişkisi içerisinde, avukata verilen
temsil yetkisinde, Türk Borçlar Kanununun, 504. Maddesi uyarınca, müvekkili adına
tahsilat yapma (ahu kapz) yetkisinin verilmediği durumlar da söz konusu
olabilecektir.
Bu durumlarda, yasa koyuncunun, karşı yanın avukatı yönünden gelir
vergisi doğurduğu sonucuna vardığı mahkemelerce kararlaştırılan ilam vekalet
ücretinden ödeyence, söz konusu avukatın (mükellifin) ödemekle yükümlü olduğu
gelir vergisini, iptali istenen yasa hükmü uyarıca yapılacak ödemeden keserek, vekalet
ücretinin asıl alacaklısına ya da asıl alacaklı yanın kendisince ya da başka bir
vekil eliyle başlattığı icra takibi dosyasına yatırması durumunda, iki farklı
sorun doğmaktadır.
Bunların ilk, ilam vekalet ücretinin alacaklısı, kendisi
açısından her hangi bir vergi yükümlülüğü doğurmamasına karşın, avukatının
yükümlüsü, olduğu gelir vergisinden dolayı mahkeme kararı ile doğan alacağını
tam olarak alamayacak ve mülkiyet hakkı ihlal edilecektir.
İkinci ise, yasa koyucunun yanılgılı olarak ilam vekalet
ücretinin, söz konusu davada ilam vekalet ücreti alacaklısını temsil eden
avukat yönünden bir ücret, kazanç olduğu kabulü doğrultusunda,ilam vekalet
ücretinin o avukat yönünden gelir vergisi doğuracağı gerekçesi ile karşı yanca
yapılan ödemeden avukatın yükümlüsü olduğu gelir vergisinin kaynaktan kesilerek
vergi dairesine ödenmesi yükümlülüğü getirmesi ile müvekkiline ya da
müvekkilinin başka bir vekiline yapan ve bu nedenle kendisi yönünden henüz
kazanç ya da gelir oluşturmayan müvekkilinin ya da başka bir avukatın uhdesinde
olan bir ödemeden dolayı dolaylı olarak da olsa gelir vergisi ödemiş olacaktır.
Şöyle ki; Devletin bir geliri (kazancı) vergilendirme için öncelikle
o kazancın elde elde edilmesi gerekmektedir. Bundan dolayı, Gelir Vergi
Kanunununda bu ilke benimsenmiş ve yasada sayılan kazanç türlerinde, vergiyi
doğuran olay, kazancın elde edilmesi olarak kabul edilmiş ve davaya konu
serbest meslek kazançlarına ilişkin 67/1. maddesinde de," Serbest meslek
kazancı bir hesap dönemi içinde serbest meslek faaliyeti karşılığı olarak
tahsil edilen para ve ayınlar ve diğer suretlerle sağlanan ve para ile temsil
edilebilen menfaatlerden bu faaliyet dolayısiyle yapılan giderler indirildikten
sonra kalan farktır" denerek, serbest meslek kazançlarında, gelir
vergisinin ancak belirli bir paranın ya da ayının tahsil edilmesi ile doğacağı
açıkça vurgulanmıştır.
Bu nedenle, somut olay üzerinden değerlendirme yapmak gerekirse,
avukatın avukatlık hizmeti için belirli bir ücret karşılığı müvekkilli ile
vekalet sözleşmesi yapması, söz konusu sözleşme gereği hizmetini vermesi ve
ücrete hak kazanması daha açık bir anlatımla ücret alacağın doğmuş olması tek
başına gelir vergisi doğurmayacaktır. Gelir vergisinin doğması daha farklı bir
anlatımla Devletin vergilendirme hakkı ancak, avukatın söz konusu vekalet
sözleşmesi uyarınca, müvekkillince kendisine bir ücret ya da ileride doğacak
ücretine karşılık bir avans niteliğinden bir ödeme yapması ile doğacaktır. Bu
nedenle avukatça, avukatlık sözleşmesi kapsamında, avans ya da ücret olarak her
hangi bir tahsilat yapmadıkça, gelir vergisi doğmayacaktır.
Bu çerçevede, mahkemelerce kararlaştırılan ilam vekalet
ücretinin, avukat yönünden bir gelir /kazanç oluşturacağı kabul edilirse, bu
ücrete ilişkin gelir vergisi, mahkemenin ilam vekalet ücretine karar vermesi
ile ya da bu alacak için takip başlatılması ile değil söz konusu ilam vekalet
ücretinin avukatça tahsil edildiği anda doğacaktır.
Bu bağlamda, yukarıda açıklandığı üzere, ilam vekalet ücretinin,
avukatı yerine doğrudan müvekkiline, ya da müvekkilce ya da müvekkilince ve ya başka
bir avukatınca başlatılan icra takip dosyası ödenmesi durumlarında, ilam
vekalet ücretine konu davada, temsil görevini yürüten avukat henüz bir gelir ya
da kazanç elde etmemişken, iptali istenen yasal düzenleme nedeniyle ödeme
yapanca vergi vergisi kesintisi yapıldığından, vergi vergisi ödemiş olacaktır.
Bu nedenle, söz konusu yasal düzenleme, henüz doğmamış bir
kazancın vergilendirmesi gibi açıkça vergi ilkelerine aykırı bir sonucun
doğurmasına yol açmıştır.
Her ne kadar, yukarıda da açıklandığı Avukatlık Kanununu 164/son
maddesi uyarınca, müvekkiline ya da başka bir avukatça takip başlatılması
nedeniyle bu avukata ödenmiş bile olsa, söz konusu ilam vekalet ücreti söz
konusu avukatın olduğundan, avukat, ödemeyi alan müvekkilinden söz konusu ilam
vekalet ücretinin kendisine ödenmesine isteyebilecekse de, ödemeyi alacaklıya
ya da icra dosyasına yapıldığı sırada içerisinden gelir vergisi peşin olarak
kesilmiş olan ilam vekalet ücretinin, müvekkilince avukata ödenmemiş olduğu
gibi ödenip ödenmeyeceği vergi kesintisi yapıldığı hatta vergi dairesine
ödendiği anda bile belirsizdir. Bu nedenle, ilgili avukatça tahsil edilmemiş ya
da kendisine müvekkilince ödenmemiş ve bu nedenle yasa koyucunun kabulüne göre
daha elde edilmiş bir kazanç bulunmamasına karşın, avukatın verginin ödendiği
anda var olmayan ancak ileri elde edilip edilmeyeceği edilebilse ne zaman elde
edileceği belirsiz bir (olası) kazancından dolayı gelir vergisi ödemekle
yükümlü tutulması, hukuk devleti ilkesine ve Anayasanın 73. maddesine aykırı
olduğu açıktır.
Kaldı ki; söz konusu yasal düzenlemenin madde gerekçesinde,
yukarıda açıklanan durum göz önünde tutulmuş ve gerekçede açıkça "2004
sayılı İcra ve İflas Kanunu ile 1136 sayılı Avukatlık Kanunu uyarınca karşı
tarafa yükletilen, avukatlara ait olan ve serbest meslek kazancına dahil
edilmesi gereken vekalet ücretleri üzerinden, kimlerin tevkifat yapmakla
yükümlü olduğu hususuna açıklık kazandırılmaktadır.
Böylece, 193 sayılı Kanunun 94. maddesinin birinci fıkrasında
sayılanlar tarafından 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu ile 1136 sayılı
Avukatlık Kanunu uyarınca karşı tarafa yükletilen vekalet ücretinin doğrudan
avukata ödendiği ya da icra ve iflas müdürlüklerine yatırıldığı durumlarda,
gelir vergisi tevkifatının aleyhine vekalet ücreti hükmedilenler tarafından
yapılması gerektiği, vekalet ücretinin avukatın müvekkiline ödendiği durumda
ise, gelir vergisi tevkifatının müvekkil tarafından avukata ödeme yapılması
esnasında yapılması gerektiği hususlarına açıklık kazandırılmaktadır."
193 sayılı Kanunun 94. maddesinin birinci fıkrasında
sayılmayanlar, diğer bir ifadeyle tevkifat yükümlülüğü bulunmayanlar tarafından
yapılan vekalet ücreti ödemeleri üzerinden ise mevcut uygulamada olduğu gibi
tevkifat yapılmayacaktır. Ayrıca, vekalet ücretini ödemekle yükümlü olanlarca,
ücretli olarak çalışan avukatların işverenlerine yapılan vekalet ücreti
ödemelerinden de tevkifat yapılmayacak, işverenin vekalet ücretini avukata
ödemesi esnasında ise işverence ücret hükümlerine göre tevkifat
yapılacaktır." denerek, yukarıdaki açıklamalarımıza koşut olarak, avukata değil
de doğrudan müvekkiline yapılan ödemelerde, gelir vergisi kesintisinin,
müvekkilce avukata ödeme yapılacağı sırasında yapılması gerektiği
belirtilmiştir.
Buna karşın, yasa koyucu gerekçesi ile çelişerek, “9/6/1932
tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu ile 19/3/1969 tarihli ve 1136
sayılı Avukatlık Kanunu uyarınca karşı tarafa yükletilen vekalet ücretini (icra
ve iflas müdürlüklerine yatırılanlar dâhil) ödeyenler tarafından gelir vergisi
tevkifatı yapılır.” hükmüne getirerek, her hangi bir ayrıma gidilmeksizin ilam
vekalet ücretinin, kim tarafından kime ve nereye ödenirse ödensin gelir vergisi
kesintisi yapma yükümlülüğü doğuracak bir düzenlenmeye gidilmiştir.
Bunun yanı sıra doğrudan iptali istenen yasadan kaynaklanmasa
bile Avukatlık Kanununun 164/son maddesi uyarınca, mahkemelerce kararlaştırılan
ilam vekalet ücretinin, temsil edilene değil de avukatın olacağı yönündeki
düzenlemenin yarattığı bir sorunun bir yansıması olarak, iptali istenen yasal
düzenleme aynı gelirin iki kez vergilendirilmesine neden olabilecektir.
Yukarıda açıklandığı mahkemelerce ilam vekalet ücretinin avukata
değil davada kendisini avukatla temsil ettiren yana ödenmesine karar
verildiğinden, söz konusu ilam vekalet ücretinin davada avukatlık görevi
üstelenen avukatça kendi adına değil ancak o yanın vekili olarak, ödenmesi
istenebileceği ve bunun için ancak müvekkili adına takip başlatabilecektir. Bu
bağlamda, ilam vekalet ücretinin karşı yanca doğrudan avukata ödenmesi
zorunluluğu bulunmadığı gibi yukarıda da açıklandığı üzere, söz konusu vekalet
ücreti için doğrudan o yanca takibe geçilebileceği gibi başka bir vekilince de
onun vekili olarak takip başlatılabilecektir.
Söz konusu yasal düzenleme gerekçesi ile bağdaşmayacak biçimde,
kime ödendiğine ilişkin bir ayrıma gidilmeksizin, mahkemelerce karşı tarafa
yükletilen vekalet ücretini ödeyenlere gelir vergisi kesintisi yapma
yükümlülüğü getirdiğinden, söz konusu ilam vekalet ücreti doğrudan temsil
edilene ya da temsil edilence ya da başka bir vekilince başlatılmış olan icra
dosyasına ödeme yapıldığı ödeyenler gelir vergisi kesintisi yapacaklardır.
Yukarıda sayılan durumlara ek olarak ilgili avukatça
başlatılmış bile olsa avukata ahzu kabz yetkisi verilmemesi nedeniyle icra
müdürlüğünce doğrudan temsil edilene ödeme yapıldığı, durumlarda da Avukatlık
Kanununun 164/son maddesi uyarınca, mahkemelerce kararlaştırılan ilam vekalet
ücreti, o davada yanı temsil eden avukatın olduğundan, asil ya da asil adına
başka vekilince tahsil edilmiş olan ilam vekalet ücretinin, tahsil edence,
ilgili avukata ödenmesi gerekeceği açıktır.
Bu durumda, söz konusu ilam vekalet ücretini karşı yandan tahsil
eden müvekkil ya da müvekkilin başka vekilince, Avukatlık Kanununun 164/son
maddesi gereğince, isten ilgili avukata müvekkilince doğrudan ödensin isterse
kendisine ödenmediğinde ilgili avukatça müvekkiline karşı başlatılmış takip dosyasına
ödensin, ilgili avukat müvekkilinden tahsil ettiği ancak daha önce karşı yanca müvekkiline
ödenirken gerekli gelir vergisi kesilmiş olan ilam vekalet ücreti ayrıca gelir
vergisi ödemeyecek ya da müvekkili 193 sayılı Kanunun 94. maddesinin birinci fıkrasında
sayılanlardan ise Müvekkilince avukata ödeme yapılırken yeniden gelir vergisi
kesinti yapılacaktır.
Bu nedenle yukarıda sayılan özel durumlarda, karşı yanca
müvekkile ya da onun başka bir avukatına ödenirken gelir vergisi kesilmişmiş
olan aynı ilam vekalet ücreti, müvekkilce aralarındaki sözleşme ya da Avukatlık
Kanununun 164/son maddesi gereğince, ilgili avukata ödenirken ya da avukatça
tahsil edildiğinde bir kez daha vergilendirmiş olacaktır.
Bu durumda, asılında aynı vergi yükümlüsü için tek bir gelir ve
kazanç olan ilam vekalet ücreti ayrı ayrı iki kez vergilendirilmesine neden
olacağından, iptali istenen yasal düzenlemenin, hukuk devleti ilkelerine, mülkiyet
hakkına ve kişilerin vergi ödevi ilkelerine ve Devletin vergilendirme yetkisine
aykırı olduğu açıktır.
5-b) ANAYASANIN 5. MADDESİ YÖNÜNDEN :
Yasa koyucu gerekçesinde, vergi ve yargı uygulamalarında
sorunlar doğurması nedeniyle, ilam vekalet ücretinden gelir vergisi
kesintilerinin nasıl ve kimin tarafından yapılacağı konusunda bir yasal düzenleme
getirerek, kişiler ve icra daireleri arasında yaşanan bir sorunu ortadan
kaldırmayı amaçlamasına karşın, amacına uygun olmayan bir biçimde, yargı
kararları ile bir biçimde çözülmüş bir sorunu ortadan kaldırmak yerine yeni
uyuşmazlıklar doğuracak bir yasal düzenlemeye gitmiştir.
Devletin temel organlarından olan yasama organı ve yürütme organı,
getirdikleri ve yürürlüğe koydukları bu yasal düzenleme ile yetkilerini, Anayasanın
5. maddesinin, "Devletin temel amaç ve görevleri, Türk milletinin bağımsızlığını
ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak,
kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak
ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak
surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın
maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya
çalışmaktır." hükmüne aykırı olarak, toplumda uyuşmazlık doğuracak ve
adalet ilkeleri ile bağdaşmayacak biçimde kullanmıştır.
İptali istenen yasal düzenlemede, yasa koyucunun ne demek
istediği neyi amaçladığı konu hakkında bilgisi olanlarca anlaşabilse de,
yasanın tam metni incelendiğinde, yasa koyucunun gerekçesinde belirtildiği
amacın gerçekleşmesini sağlayabilecek bir düzenleme getiremediği gibi yasanın,
yasal düzenlemeden önceki durumdan daha sorunlu bir hukuki durum yarattığı
görülmektedir.
Açıklamak gerekirse, iptali istenen yasal düzenlemenin yürürlüğe
girmesinden sonra, Gelir Vergisi Kanununun 94. maddesi uyarınca gelir vergisi
kesinti yapmakla sorumlu tutulan kişilerce, icra dosyasına ödeme yapılırken ilam
vekalet ücreti ve icra vekalet ücretinden gelir vergisi ve katma değer vergisi kesintisi
yapılmakta, bu nedenle takibe konu borç eksik ödenmektedir. Bu nedenle, getirilen
bu yasal düzenleme, bir sorun çözmek yerine toplumda daha büyük sorunlara yol
açmış ve başvuruya konu dava gibi şu anda hem alacaklı ve hem de borçlularınca,
söz konusu düzenlemeden dolayı bir çok dava açılmış ve açılmaya devam
edecektir.
Mahkemece kararlaştırılan ilam vekalet ücretinin avukat yönünden
kazanç ve bu bağlamda gelir vergisi ödeme yükümlülüğü doğuracağı kabulü
doğrultusunda, söz konusu ilam vekalet ücretinin Gelir Vergisi Kanunun 94.
maddesi uyarınca kaynaktan kesinti yapmakla sorumlu kişilerce doğrudan avukatın
kendisine ya da aynı avukatça başlatılan icra takibine ödenmesinde, ödeyence
kaynaktan kesinti yapılmasının en azından bu durumlarla sınırlı olarak her
hangi bir hak ihlali doğurmayacağı, Gelir Vergisi Kanunun 94. maddesi uyarınca kaynaktan
kesinti yapmakla sorumlu kişilerce doğrudan avukatın kendisine ya da aynı
avukatça başlatılan icra takibine ödenme sırasında, ödeyence kaynaktan kesinti
yapılması durumunda, söz konusu gelir vergisi kesintisinin vergi sorumlusunca vergi
dairesine bildirecek (stopaj beyannamesi vermesi) ve tahakkuk eden gelir
vergisini ilgili vergi dairesine ödeyecek ve böylelikle vergi mükellefi olan
avukat bu "kazancına" ilişkin gelir vergisi ödenmiş olacağından,
ödenmenin kesintisiz olarak kendisine ödenen avukatın bu ödemeyi gelir vergisi
beyannamesi ile bildirerek vergi dairesine ödemesi ile ödeme sırasında ödemeyi
yapanca gelir vergisinin kaynak kesilerek vergi dairesine ödenmesi arasında,
vergi mükellefi olan avukatın vergi yükümlülüğü yönünden her hangi sorun
yaratmayacağı ileri sürülebilecektir.
Ancak, Gelir Vergisi Kanunun 94. maddesi uyarınca kaynaktan
kesinti yapmakla sorumlu kişilerce aynı avukatça başlatılan icra takibine
ödenme sırasında, ödeyence kaynaktan kesinti yapılarak, icra dosyasına bu tutar
kadar eksik ödeme yapılmasına karşın, kesintiyi yapan vergi sorumlusunun, bu
kesintiyi vergi dairesine bildirmedikçe, vergi dairesince icra dosyasına söz
konusu ödemeden gelir vergisini kesintisi yapıldığını bilme ve buna göre vergi
sorumlusu yönünden tahakkuk işlemi yapma olasılığı bulunmadığından, kendisine
gelir vergisi kesintisi yapılması nedeniyle eksik ödeme yapılmış olmasına
karşın avukatın söz konusu gelir vergisinden dolayı yükümlülüğü sona
ermeyecektir.
Bu nedenle, Gelir Vergisi Kanunun 94. maddesi uyarınca kaynaktan
kesinti yapmakla sorumlu kişilerce aynı avukatça başlatılan icra takibine
ödenme sırasında, ödeyence kaynaktan kesinti yapılmasına karşın vergi dairesine
bildirmediği durumlarda, avukat kendisine, gelir vergisi kesintisi yapıldığı
gerekçesi ile eksik bile söz konusu ödemeden dolayı gelir vergisi yükümlülüğü
süreceğinden, icra dosyasına yapılan ödemeden dolayı yasa gereği vergi
kesintisi yapılmış olmasına karşın, bu kesintinin vergi sorumlusunca
bildirmemesi nedeniyle, bir kez daha gelir vergisi ödeme zorunda kalabilecek
olup, bu avukatın mülkiyet hakkını zedeleyeceği açıktır.
Öte yandan, avukatın, kendisinin mükellefi olduğu gelir
vergisinin Gelir Vergisi Kanunun 94. maddesi uyarınca ödeyenece kaynaktan kesinti
yapılmasına karşın bu kesintinin vergi sorumlusunca vergi dairesine bildirilip
bildirilmediğini, ödenip ödenmediğini bilmesi olası olmadığı gibi avukatın bunu
denetleme gibi bir yükümlüğü de bulunmamaktadır.
Gelir Vergisi Kanunun 94. maddesi uyarınca kaynaktan kesinti
yapmakla sorumlu kişilerce aynı avukatça başlatılan icra takibine ödenme
sırasında, ödeyence kaynaktan kesinti yapılmasına karşın her hangi bir nedenle vergi
dairesine bildirmediği durumlarda, Vergi Usul Kanununun 11/3 maddesinin "Mal
alım ve satımı ve hizmet ifası dolayısiyla vergi kesintisi yapmak ve vergi
dairesine yatırmak zorunda olanların, bu yükümlülükleri yerine getirmemeleri
halinde verginin ödenmesinden, alım satıma, taraf olanlar, hizmetten
yararlananlar ve aralarında doğrudan veya hısımlık nedeniyle ya da sermaye,
organizasyon veya yönetimine katılmak veya menfaat sağlamak suretiyle dolaylı
olarak ilişkide bulunduğu tespit olunanlar müteselsilen sorumludurlar" hükmü
karşısında, avukatın, gelir vergisinin ödenmemiş olması nedeniyle, vergi
sorumlusunun kusurundan ya da ihmalinden dolayı vergi dışında buna ilişkin
cezalarla da karşı karşıya kalabileceği kuşkusudur.
Öte yandan, vergi düzenlemeleri ile, avukatlarca, icra
müdürlüğünce kendilerine ödenen tutarlardan, ilam vekalet ücreti icra vekalet
ücreti gibi gelir vergisine bağlı alacaklara ilişkin tahsil ettikleri tutarlara
ilişkin serbest meslek makbuzu düzenleme zorunluluğu getirilmiş olduğundan, vergi
güvenliğini ortadan kaldıracak bir durum da söz konusu değildir.
Bu bağlamda, mahkemelerce karşı tarafa yükletilen vekalet
ücretine karşılık icra dosyasına yapılacak ödemelerin Gelir Vergisi Kanunun 94.
maddesi kapsamına alınmasının vergi güvenliği açısından gerekli ve zorunlu
olmadığı gibi icra dosyasına yapılan ödemelerin de kaynaktan kesinti yapılması
gereken ödemeler kapsamına alınmasının kabul edilebilir başka bir gerekçesi de
yoktur.
Kaldı ki, yasanın gerekçesinde avukatlara ait olan ve serbest
meslek kazancına dahil edilmesi gereken vekalet ücretleri üzerinden, kimlerin
kesinti yapmakla yükümlü olduğu konusuna açıklık getirmenin amaçlandığı
belirtilmiş bu yasal düzenleme ile vergi güvenliğini sağlamak ya da başka bir
amaç belirtilmemiştir.
Ayrıca belirtmek gerekir ki, amacı vergi güvenliğini sağlamak
bile olsa, bu amaç için yukarıda ayrıntılı olarak açıklandığı üzere, bazı
durumlarda elde edilmemiş bir kazancın vergilendirmesi ya da vergi mükellefine
kaynağından kesilmiş bir gelir vergisini, vergi sorumlusunun ihmal ya da hatası
nedeniyle, ödemek zorunda bırakacak sonuçlar doğurabilecek bir düzenleme
getirilemeyeceği açıktır.
5- c) Sonuç;
Tüm bu açıklamalarımız doğrultusunda,
-Mahkemelerce, kendisine vekille temsil ettirene ödenmesine
karar verilen ilam vekalet ücretinin, yargılama gideri niteliğinde olduğu, bu
ilam vekalet ücretine ödemekle yükümlü olan kişi ile avukat arasında her hangi
bir hizmet ilişkisini bulunmadığı, bu nedenle, ilam vekalet ücretinin, mahkeme
kararı gereğince ödemesi gerekenlerce ister avukata ister müvekkile
ödenmesinin, ücret ve dolayısıyla avukat yönünden kazanç oluşturmayacağından,
ödeme sırasında gelir vergisi doğmayacağı, bu nedenle anılan yasal düzenleme
ile dolaylı olarak vergilendirildiği, söz konusu gelir vergisinin ancak, ödenen
ilam vekalet ücretinin, asıl alacaklısı olan müvekkilce kendi aralarındaki
vekalet sözleşmesi kapsamında, avukat hizmeti verdiği müvekkilince kendisine
ödenmesi durumunda, kazanç olarak kabul edilebileceği bu aşamada gelir
vergisinin doğacağı, bu nedenle; doğrudan müvekkiline ya da , müvekkilince ya
da başka avukatınca başlatılan icra takip dosyasına karşı yanca ilam vekalet
ücretine karşılık yapılmış olan ödemeler, aralarındaki vekalet ilişkisi ve
Avukatlık Kanunun 164/son maddesi uyarınca kendisine ait olsa bile, avukata
ödenmemiş olan ilam vekalet ücretinin, icra dosyasına yapılan ödeme sırasında
"kazanç" olarak kabul edilemeyeceğinden bu aşamada
vergilendirilemeyeceği, buna karşın getirilen yasal düzenlemenin, henüz
edinilmemiş bir gelirin vergilendirilmesi sonucunu doğuracağı,
- Avukatın icra dosyasına ilam vekalet ücretine ilişkin olarak yapılan
ödemeden vergi sorumlusunca yapılan gelir vergisi kesintisinin, vergi dairesine
bildirilip bildirilmediğini ödenip ödenmediğini bilemeyeceği ve bu araştırma
yükümlülüğü bulunduğu bu nedenle, vergi sorumlusunun her hangi bir nedenle kesintiyi
bildirmemesi durumunda, kendi ücretinden kesilmiş ve vergi sorumlusunca vergi
dairesine ödenmesi gereken gelir vergisini ödemek zorunda kalabileceği,
- Yasa koyucunun kendi gerekçesi ve amacına de aykırı olarak,
ilam vekalet ücreti kendisini müvekkili ya da başka bir avukata ödenmesine
vergi kesintisinin müvekkilce yapılması gereken durumlarını da kapsar biçimde, ilam
vekalet ücretinin borçlusuna gelir vergisi kesintisi yapma sorumluluğu
yüklediği,
- Yasa koyucunun, vergi ve yargı uygulamalarında sorunlar doğurması
nedeniyle, ilam vekalet ücretininden gelir vergisi kesintilerinin nasıl ve
kimin tarafından yapılacağı konusunda bir yasal düzenleme getirerek, kişiler ve
icra daireleri arasında yaşanan bir sorunu ortadan kaldırmayı amaçlamasına
karşın, amacına uygun olmayan bir biçimde, yargı kararları ile bir biçimde
çözülmüş bir sorunu ortadan kaldırmak yerine yeni uyuşmazlıklar doğuracak bir
yasal düzenlemeye gitmiş olması;
nedeniyle; 7194 sayılı Dİjital Hizmet Vergisi İle Bazı
Kanunlarda ve 375 Sayılı kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması
Hakkında kanunun 16. maddesi ile 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunun 94. maddesine
ikinci fıkrasından sonra gelmek üzere yasaya eklenen “9/6/1932 tarihli ve 2004
sayılı İcra ve İflas Kanunu ile 19/3/1969 tarihli ve 1136 sayılı Avukatlık
Kanunu uyarınca karşı tarafa yükletilen vekalet ücretini (icra ve iflas
müdürlüklerine yatırılanlar dâhil) ödeyenler tarafından gelir vergisi tevkifatı
yapılır.” yönündeki yasal düzenlemenin, Anayasanın 2. maddesinde, düzenlenmiş
olan hukuk devleti ilkesi, Anayasanın 5. maddesindeki Devletin temel
görevlerine; 35. maddesindeki düzenlenmiş olan mülkiyet hakkına ve Anayasanın
73. maddesindeki kişilerin vergi yükümlüğününe ilişkin ilkelerine aykırı olarak
Anayasanın 11. maddesinin açık hükmüne karşın kabul edilmiş ve yürürlüğe
konulmuştur.
KARAR : Yukarıda açıklanan gerekçelerle
1-7194 sayılı Dİjital Hizmet Vergisi İle Bazı Kanunlarda ve 375
Sayılı kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında kanunun 16.
maddesi ile 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunun 94. maddesine ikinci fıkrasından
sonra gelmek üzere yasaya eklenen “9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve
İflas Kanunu ile 19/3/1969 tarihli ve 1136 sayılı Avukatlık Kanunu uyarınca
karşı tarafa yükletilen vekalet ücretini (icra ve iflas müdürlüklerine
yatırılanlar dâhil) ödeyenler tarafından gelir vergisi tevkifatı yapılır.” yönündeki
yasal düzenlemenin, Anayasanın 2. maddesinde, düzenlenmiş olan hukuk devleti
ilkesi, Anayasanın 5. maddesindeki Devletin temel görevlerine; 35. maddesindeki
düzenlenmiş olan mülkiyet hakkına ve Anayasanın 73. maddesindeki kişilerin vergi
yükümlüğününe ilişkin ilkelerine aykırı görülen, yasa hükmünün somut norm
denetimi yolu ile iptali için mahkememizce yanların istemi olmaksızın
kendiliğinden Anayasa Mahkemesi'ne başvuruda BULUNULMASINA,
2-6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama
Usulleri Hakkında Kanunun 40. maddesi ile Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 46.
maddesi uyarınca, başvuru ilişkin ara karar, dava dilekçesi, cevap dilekçesi, kurumlardan
gelen yazı cevapları, bilirkişi raporu, tarafların diğer dilekçelerinin onaylı
örnekleri ile dosyaya sunulan diğer belgelerin tarih sırasına göre başlıklar
hâlinde sıralandığı dizi pusulası halinde (incelemeye esas olmak üzere dosya
arasında bulunan kayıtların ve iş bu kararın onaylı birer örneğinin
oluşturulacak dizi listesine bağlanılarak bir dosya halinde) Anayasa
Mahkemesi'ne üst yazı ile GÖNDERİLMESİNE,
3- Yargılamada Anayasa Mahkemesi tarafından verilecek kararın
BEKLENİLMESİNE,
Dosya üzerinden yanlar yokluğunda, karara karşı yasa yolu açık
olmaksızın, karar verildi. "”