ANAYASA
MAHKEMESİ KARARI
Esas Sayısı: 1990/12
Karar Sayısı: 1991/7
Karar Günü: 4.4.1991
R.G. Tarih-Sayı :13.08.1991-20959
İPTAL DAVASINI AÇAN: Anamuhalefet Partisi (Sosyaldemokrat Halkçı
Parti) TBMM Grubu Adına Grup Başkanvekili Hasan Fehmi GÜNEŞ.
İPTAL DAVASININ KONUSU: 22 Ocak 1990 günlü, 399 sayılı "Kamu
İktisadi Teşebbüsleri Personel Rejiminin Düzenlenmesi ve 233 sayılı Kanun
Hükmünde Kararnamenin Bazı Maddelerinin Yürürlükten Kaldırılmasına Dair Kanun
Hükmünde Kararname" nin tüm maddelerinin Anayasa'nın 2-, 5., 7., 25., 26.,
33., 49., 67., 68., 91. ve 153. maddelerine aykırılığı savıyla iptali
istemidir.
II- YASA METİNLERİ:
A. Her maddesinin iptali istenen 20 Ocak 1990 günlü, 399 sayılı
Kanun Hükmünde Kararname'nin tam metni şöyledir:
AMAÇ VE KAPSAM
Madde l' Bu Kanun Hükmünde Kararname, 233 sayılı Kanun Hükmünde
Kararnameye tabi kamu iktisadi teşebbüsleri ve bağlı ortaklıkları personelinin
hizmete alınmalarını, görev ve yetkilerini, niteliklerimi, atanma, ilerleme,
yükselme, hak ve yükümlülükleriyle diğer özlük haklarını düzenler.
TEMEL İLKELER
Madde 2- Bu Kanun Hükmünde Kararnameye tabi personelin hizmet
şartlarına, statülerine, hak, yükümlülük ve sorumluluklarına ilişkin esas ve
usullerin belirlenmesinde;
a) İşin gerektirdiği nitelikleri haiz elemanların işe alınması ve
işin gereğine uygun olarak yetiştirilmesi,
b) Verimlilik ve kârlılık ilkelerine bağlı olarak maliyet bilinci
içinde çalıştırılması,
c) Çalıştığı kuruluşta göreve devamım özendirecek bir özlük
hakları sisteminin gerçekleştirilmesi,
d) Yaratıcılığı, girişimciliği, başarı ve çabasının maddi ve
manevi olarak değerlendirilmesinin teşviki,
İlkeleri göz önünde bulundurulur.
İSTİHDAM ŞEKİLLERİ Madde 3a. Teşebbüs ve bağlı ortaklıklarda
hizmetler memurlar, sözleşmeli personel ve işçiler eliyle gördürülür.
b. Teşebbüs ve bağlı ortaklıkların genel idare esaslarına göre
yürütmekle yükümlü oldukları hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli
görevleri genel müdür, genel müdür yardımcısı, teftiş kurulu başkanı, kurul ve
daire başkanları, müessese, bölge, fabrika, işletme veşube müdürleri, müfettiş
ve müfettiş yardımcıları ile kadro unvanları ekli 1 sayılı cetvelde gösterilen
diğer personel eliyle gördürülür ve bu kadrolara atanan personel atandıkları
kadrolarda sözleşmeli olarak da çalıştırılabilirler. Bunlar hakkında bu Kanun
Hükmünde Kararnamede belirtilen hükümler dışında 657 sayılı Devlet Memurları
Kanunu hükümleri uygulanır.
Ekli 1 sayılı cetvelde gösterilen kadrolar dışında kalıp genel
idare esaslarına göre yürütüldükleri teşebbüs veya bağlı ortaklık yönetim
kurullarınca tespit edilecek diğer hizmetlere ait kadrolar Bakanlar Kurulu
Kararı ile 1 sayılı cetvele dahil edilir.
c. (b) bendi dışında kalan sözleşmeli personel, teşebbüs ve bağlı
ortaklıkların genel idare esasları dışında yürüttükleri hizmetlerinde bu Kanun
Hükmünde Kararnamede belirtilen hukuki esaslar çerçevesinde akdedilecek bir
sözleşme ile çalıştırılan ve işçi statüsünde olmayan personeldir. (Bunlar bu
Kanun Hükmünde Kararnamede sözleşmeli personel olarak geçecektir.) Sözleşmeli personel
işin niteliğine göreyılın veya günün belirli sürelerini kapsamak üzere kısmi
zamanlı da istihdam edilebilir.
d. Memurlar ve sözleşmeli personel toplu iş sözleşmeleri kapsamına
alınamaz ve bunlara toplu iş sözleşmeleriyle veya toplu iş sözleşmeleri emsal
alınarak hiçbir ayni ve nakdi menfaat sağlanamaz.
e. işçiler bu Kanım Hükmünde Kararnameye tabi değildir.
PERSONEL İHTİYACI
Madde 4- Teşebbüs ve bağlı ortaklıklarda 657 sayılı Devlet
Memurları Kanununa tabi olarak istihdam edilecek personelin kadro, unvan derece
ve sayılan ekli 1 sayılı cetvelde gösterilmiştir. Sözleşmeli statüde istihdam
edilecek personele ait pozisyonların unvan ve sayılan Bakanlar Kurulu Karan ile
tespit edilir. Yeni kadro ve pozisyonların ihdası ile ihdas edilmiş kadro ve
pozisyonların iptal ve değişiklikleri Bakanlar Kurulu Kararı ile yapılır.
ATAMA
Madde 5- Teşebbüs genel müdürü ve genel müdür yardımcısı
kadrolarına ilgili Bakanın teklifi üzerine ortak kararla atama yapılır. Bu
kadrolara atanacaklar hakkında yüksek öğrenimi bitirmeleri ve görevlerini
yerine getirebilecek bilgi ve tecrübeye sahip olmaları kaydıyla 657 sayılı
Devlet Memurları Kanununun istisnai memuriyete dair hükümleri uygulanır, 1
sayılı cetvelde yer alan diğer kadrolara yönetim kurulu kararı ile atama
yapılır. Yönetim kurulları bu yetkilerini sınırlarını açıkça belirlemek
kaydıyla devredebilirler.
Birinci fıkra uyarınca yapılacak atamalarda teşebbüs ve bağlı
ortaklıklarda sözleşmeli veya kapsam dışı statüde geçen hizmetler memur
statüsünde geçmiş gibi değerlendirilir.
İŞE ALMA
Madde 6- Sözleşmeli personel yönetim kurulu kararı ile işe alınır.
Yönetim kurulları bu yetkilerini, sınırlarını göstermek suretiyle
devredebilirler. Sözleşmeli personel ile akdedilecek sözleşmeler Devlet
Personel Başkanlığınca hazırlanacak yönetmelikle tespit edilecektip sözleşme
çerçevesinde ve takvim yılı itibariyle yıllık olarak düzenlenir.
İlk defa açıktan işe alınacak sözleşmeli personel ile 6 aylık
sözleşme yapılır. Bunların müteakip sözleşmeleri ile yıl içinde memur
statüsünden sözleşmeli statüye geçenlerin sözleşmeleri bir kereye mahsus olmak
üzere cari yıl sonuna kadar yapılır.
Sözleşmeli personelin, sözleşme süresi içinde görev yeri veya
unvanının değişmesi halinde sözleşme yeniden düzenlenir.
İŞE ALINACAKLARDA ARANILACAK ŞARTLAR Madde 7- Sözleşmeli olarak
işe alınacak personelin;
a) Kamu haklarından mahrum bulunmamaları,
b) 18 yaşını tamamlamış olmaları,
c) Taksirli suçlar hariç olmak üzere, ağır hapis veya 6 aydan
fazla hapis veyahut affa uğramış olsalar bile Devletin şahsiyetine karşı
işlenen suçlarla, zimmet, ihtilas, irtikap, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık,
sahtecilik, inancı kötüye kullanma, dolanlı iflas gibi yüz kızartıcı veya şeref
ve haysiyeti kırıcı suçtan veya istimal ve istihlak kaçakçılığı hariç
kaçakçılık, resmi ihale ve alını satımlara fesatkarıştırma, Devlet sırlarını
açığa vurma suçlarından dolayı hükümlü bulunmamaları,
d) Görevlerini yapmalarına engel olabilecek akıl hastalığı veya
vücut sakatlığı ile özürlü olmamaları,
e) En az ortaokul mezunu olmaları, gerekir.
Ancak, ortaokul mezunları arasında personel temininin mümkün
olamaması halinde ilkokul mezunlarının da istihdamı mümkündür.
Sözleşmeli statüde çalıştırılacak personelde aranılacak diğer özel
şartlar teşebbüs veya bağlı ortaklık yönetim kurullarınca çıkarılacak bir
yönetmelikle tespit olunur.
SINAV
Madde 8- Sözleşmeli personel, iş gereklerine uygun olarak yarışma
ve yeterlik veya sadece yeterlik sınavına tabi tutulmak suretiyle işe alınır.
Teşebbüs ve bağlı ortaklıklarda, memur statüsünden sözleşmeli statüye,
sözleşmeli statüden memur statüsüne geçenlerle mecburi hizmetle yükümlü
bulunanlar ayrıca sınava tabi tutulmazlar.
Sınav konulan, sınavın şekli ve sınav komisyonunun teşkili ile
sınava ilişkin diğer hususlar teşebbüs veya bağlı ortaklık yönetim kurulları
tarafından çıkarılacak biryönetmelikle tespit edilir.
GÖREV YER DEĞİŞİKLİĞİ
Madde 9- Sözleşme süresi içerisinde gelişen hizmet şartlarına göre
sözleşmeli personelin görevi veya görev yeri değiştirilebilir. Sözleşmeli
personelin daha üst bir göreve getirilebilmesi için bu görevin iş gereklerini
taşıması, boş bir pozisyonun bulunması ve sicil 've başarı değerlenmesinin A
veya B düzeyinde olması gerekir.
Görev veya görev yeri değişikliklerinde yeni görev yerine hareket
ve işe başlama süresi aynı yerde göreve başlayacaklar için tebliği izleyen gün,
başka yerdeki göreve başlayacaklar için 15 gündür.
TARAFSIZLIK
Madde 10- Sözleşmeli personel, herhangi bir siyasi parti, kişi
veya zümrenin yararını veya zararını hedef tutan bir davranışta bulunamaz.
Görevini yerine getirirken, dil, ırk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç,
din ve mezhep gibi ayırım yapamaz; hiçbir şekilde siyasi ve ideolojik amaçlı
beyanda bulunamaz ve bu çeşit eylemlere katılamaz.
TEŞEBBÜS PERSONELİNİN YÜKÜMLÜLÜK VE SORUMLULUKLARI
Madde 11- Teşebbüs ve bağlı ortaklıkların genel müdür, müessese
müdürü, yönetim ve danışma kurulu veya yönetim komitesi üyeleri ile her çeşit
personeli;
a) Teşebbüs ve bağlı ortaklıklara verilen sermayeyi ve sağlanan
diğer kaynaklan verimlilik ve kârlılık esaslarına göre kullanmak ve
değerlendirmek hususunda gereken gayret ve basireti göstermekle sorumlu ve
yükümlü olup, görevleri ile ilgili olarak mensup oldukları teşebbüs ve bağlı
ortaklığa verdikleri zarardan dolayı özel hukuk hükümlerine tabidirler.
b) Teşebbüslerin ve bağlı ortaklıkların paralarına ve para
hükmündeki evrak ve senetlerine ve diğer mevcutlarına karşı işledikleri suçlar
ile bilanço, tutanak, rapor ve benzeri her türlü belge ve defterleri üzerinde
işledikleri suçlardan dolayı haklarında Türk Ceza Kanununun 2 nci KİTap üçüncü
vealtıncı baplarındaki hükümler uygulanır.
c) Görevlerini yaptıkları sırada öğrendikleri gizli bilgileri,
görevden ayrılmış olsalar bile, yetkili amirin izni olmadan açıklayamazlar.
Aksi halde haklarında Türk Ceza Kanununun 229 uncu maddesi hükümleri uygulanır.
d) Görevleri sırasında veya görevleri dolayısıyla işledikleri
iddia olunan suçlardan dolayı teşebbüs genel müdürü ve yönetim kurulu üyeleri
hakkında takibat yapılabilmesi için ilgili Bakanın izni alınması şarttır.
SOSYAL GÜVENLİK
Madde 12- Sözleşmeli statüde istihdam edilecek personel, 5434
sayılı TC. Emekli Sandığı Kanununa tabidir.
ÇEKİLME
Madde 13- Sözleşmeli personel; bu Kanun Hükmünde Kararname ile
sözleşmesinde belirtilen şartlarla görevinden çekilme hakkına sahiptir.
SENDİKAL FAALİYET VE GREV YASAĞI
Madde 14- Sözleşmeli personelin herhangi bir sendikaya üye olması,
sendikal faaliyette bulunması, grev kararı vermesi, bu yolda propaganda
yapması, herhangi bir greve veya grev teşebbüsüne katılması, desteklemesi veya
teşvik etmesi yasaktır.
BAŞKA İŞ VE HİZMET YASAĞI
Madde 15- Teşebbüs ve bağlı ortakların genel müdür, müessese
müdürleri ile yönetim kurulu ve yönetim komitesi üyeleri ve her çeşit personeli
bu Kanun Hükmünde Kararnamede öngörülen haller dışında başka bir işle meşgul
olamazlar.
Birinci fıkrada sayılanlar;
a) Anonim şirketler hariç olmak üzere, çalıştıkları kuruluşların
faaliyet konusuna giren mal ve hizmetlerin istihsal ve ticareti ile uğraşan
şirketlere ortak olamazlar. Bunların eşleri ile reşit olmayan çocukları da aynı
yasaklara tabidir.
b) Teşebbüs yönetim kurulunun muvafakati üzerine teşebbüs veya
bağlı ortaklıkların iştiraklerinin yalnız birisinde olmak kaydıyla bulundukları
yerdeki, uygun aday bulunamaması halinde başka yerdeki iştiraklerin yönetim
kurulu üyeliğine, denetçiliğine ve tasfiye kurulu üyeliğine getirilebilirler.
İlgili Bakanlık personeli de, kendi görevlerine ek olarak bakanın
izni ile, teşebbüs genel müdürü tarafından, bu fıkrada adı geçen görevlere
atanabilirler.
Aşağıda gösterilen iş ve hizmetler bu maddede öngörülen iş ve
hizmet yasağının kapsamı dışındadır.
a) Esas görevlerine halel gelmemesi ve teşebbüs genel müdürü veya
yetki vereceği diğer amirlerin uygun görmesi şartıyla, her türlü eğitim ve
öğretim faaliyetlerinde görev alınması,
b) Kanunla kurulmuş sosyal güvenlik kuruluşları, kamu kurumu
niteliğini haiz kuruluşlar, teşebbüsün faaliyetleri ile ilgili sosyal ve
mesleki nitelikteki kuruluşların yönetim, denetim ve istişare organlarında
görev alınması,
c) Kişiler, kurum ve kuruluşlarca, görevleri dolayısıyla teşebbüs
ve bağlı ortaklık personeli aleyhine açılan davalarda, teşebbüs genel müdürünün
uygun görmesi şartıyla görevlendirilecek avukatlarca savunma yapılması,
d) Bilirkişilik ve hakemlik gibi kanunlardan doğan görevler.
Kısmi zamanlı olarak istihdam edilen sözleşmeli personelin hangi
iş-veya hizmetleri yapamayacağı sözleşmelerinde belirtilir.
Bu madde hükümlerine aykırı hareket edenlerin sözleşmeleri fesh
edilir.
HEDİYE ALMA VE MENFAAT SAĞLAMA YASAĞI
Madde 16- Sözleşmeli personelin, doğrudan doğruya veya aracı
eliyle hediye istemesi ve görevi sırasında olmasa dahi menfaat sağlama amacı
ile hediye kabul etmesi veya iş sahiplerinden borç para istemesi ve alması
yasaktır.
BASINA BİLGİ VEYA DEMEÇ VERME YASAĞI
Madde 17- Sözleşmeli personel, göreviyle ilgili konularda basma,
haber ajanslarına veya radyo ve televizyon kurumlarına yetkili amirlerinin izni
olmadan bilgi veya demeç veremez.
SİYASİ FAALİYET YASAĞI
Madde 18- Teşebbüs ve bağlı ortaklıkların bu Kanun Hükmünde
Kararnameye tabi personeli siyasi faaliyette bulunamaz ve siyasi partilere üye
olamazlar.
TOPLU EYLEM VE HAREKETLERDE BULUNMA YASAĞI
Madde 19- Sözleşmeli personelin, teşebbüs veya bağlı ortaklığın
hizmetlerini aksatacak şekilde kasıtlı olarak birlikte çekilmeleri veya görevlerine
gelmemeleri veya göreve gelip te hizmetlerin yavaşlatılması veya aksatılması
sonucunu doğuracak eylem ve hareketlerde bulunmaları, toplu olarak söz veya
yazılı ile müracaat ve şikayetleri yasaktır.
ÇALIŞMA SAATLERİ
Madde 20- Sözleşmeli personelin, haftalık çalışma süresi 40
saattir. İş ve işyerinin çalışma şartlan dikkate alınarak tatil ve çalışma
günleri, günlük çalışmanın başlama ve bitme saatleri ile günün 24 saatinde
devamlılık gösteren hizmetlerdeki çalışma şekillerinin tespitine teşebbüs veya
bağlı ortaklıkların yönetim kurulları yetkilidir.
YILLIK İZİN
Madde 21- Sözleşmeli personelden hizmeti 10 yıla kadar olanlara
(10 yıl dahil) yılda 20 gün, 10 yıldan fazla olanlara yılda 30 gün ücretli izin
verilir. Yıllık izin verilmesine esas hizmetin tesbitinde kamu kurum ve
kuruluşlarında geçen fiili hizmet süreleri ile askerlik hizmeti gözönüne
alınır. Bu şekilde hizmet süresi bir yıldan az olanlar ile kısmi zamanlı
istihdam edilenlerden bir yıldan az süreli sözleşme yapılanlara (yıl içinde
memur statüsünden sözleşmeli statüye geçirilenler hariç) yıllık izin verilmez.
Yıllık izinler, teşebbüs veya bağlı ortaklığın uygun bulacağı
zamanlarda toptan veya ihtiyaca göre kısım kısım kullanılabilir. Bir sözleşme
döneminde kullanılmayan izinlerin müteakip sözleşme döneminde kullanılması
mümkün değildir.
MAZERET İZNİ
Madde 22- Sözleşmeli personele isteği üzere, kendisinin veya
çocuğunun evlenmesi, annesinin, babasının, eşinin, çocuğunun veya kardeşinin
ölümü halinde ve her olay için 5 gün ücretli mazeret izni verilir. İhtiyat
olarak silah altına almanlar terhis oluncaya kadar ücretli izinli sayılırlar.
Belirtilen bu haller dışında mazereti sebebiyle sözleşmeli personele bir
sözleşme döneminde 10 gün ücretli izin verilebilir. Zaruret halinde ücret
ödenmemek şartıyla 10 gün daha mazeret izni verilmesi mümkündür.
HASTALIK VE DOĞUM İZNİ
Madde 23- Sözleşmeli personelin hastalık izinleri ile ücretli veya
ücretsiz doğum izinleri hakkında kadroları ekli 1 sayılı cetvelde gösterilen
personelin tabi olduğu hükümler uygulanır.
MUVAZZAF ASKERLİK
Madde 24- Muvazzaf askerlik görevini ifa için görevinden ayrılan
sözleşmeli personel askerlik hizmetinin bitiminden itibaren l ay içinde
başvurduğu takdirde teşebbüs ve bağlı ortaklıklarca işe başlatılır. Muvazzaf
askerlikte geçen süreler, muvazzaf askerliğe ayrıldıklarısırada iktisap etmiş
oldukları emekli keseneğine esas derecelerinde kademe ilerlemesi yapılmak
suretiyle değerlendirilir.
AYLIK VE ÜCRETLER
Madde 25-a) Ekli 1 sayılı cetvelde kadro unvan ve dereceleri
gösterilen personel aylık ve özlük hakları bakımından 657 sayılı Devlet
Memurları Kanunu hükümlerine tabidir.
Bu personel, 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun ek geçici 21
nci maddesinde öngörülen ikramiyelerden yararlandırılır. İkramiyelerle ilgili
olarak kuruluşların özel kanunlarındaki hükümler saklıdır.
b) Bakanlar Kurulu teşebbüs ve bağlı ortaklıkların iş ve hizmet
özelliklerini dikkate alarak bunları en çok üç gruba ayırmak suretiyle
gruplandırmaya ve gruplar itibarıyla 3 ncü maddenin (b) bendine göre
kadrolarında sözleşmeli çalıştırılacak personele ödenecek sözleşme ücretlerini
kadro aylıklarının (ek gösterge ve her türlü zam ve tazminatlar dahil) en çok
altı katını geçmemek üzere tespite yetkilidir.
Sözleşmeleri feshedilenler kadro aylıklarını almaya devam ederler.
c) Ekli 1 sayılı cetvelin dışında kalan sözleşmeli personele
ödenecek sözleşme ücreti; temel ücret ile başarı ve kıdem ücretleri toplamından
oluşur ve bu ücret asgari ücretin altında olamaz. Sözleşme ücretlerinin tavanı
her yıl bütçe kanunları ile belirlenir. Kamu personeli için uygulanan aylık
katsayının mali yılın ikinci yansı için değiştirilmesi halinde Bakanlar Kurulu
sözleşmeli personel ücretlerinin tavanını mali yılın ikinci yarısı için
değiştirmeye yetkilidir.
TEMEL ÜCRET
Madde 26- Temel ücret tutarları, sözleşmeli personelin unvanı, iş
gerekleri, işyeri ve çalışma şartlan dikkate alınmak suretiyle teşebbüs ve
bağlı ortaklıklarca tespit edilir.
Teşebbüs ve bağlı ortaklıklar, sözleşmeli personeline unvanları
itibarıyla uygulayacakları azami temel ücret miktarlarına ilişkin tekliflerini
15 Kasım tarihine kadar Devlet Personel Başkanlığına gönderirler. Bu teklifler
Devlet Personel Başkanlığınca teşebbüs ve bağlı ortaklıklar arasında ücret
dengesi ve uygulama birliği sağlamaya yönelik önerilerle birlikte Yüksek
Planlama Kurulunun onayına sunulur.
BAŞARI ÜCRETİ
Madde 27- Sözleşmeli personelden sicil ve başarı değerlemesi
sonucunda sicil ve başarılan (A) düzeyinde olanlara temel ücretlerinin % 8'i,
(B) düzeyinde olanlara % 4'ü, (C) düzeyinde olanlara % 2'si oranında
hesaplanacak miktarda ve 43 üncü maddedeki esaslara göre başarı ücreti ödenir.
KIDEM ÜCRETİ
Madde 28- Sözleşmeli personelden bir sosyal güvenlik kuruluşuna
prim ödemek suretiyle geçen hizmet süresi toplamı 6-10 yıl olanlara temel
ücretlerinin % 2'si, 11-15 yıl arasında olanlara % 3'ü, 16-20 yıl olanlara %
4'ü ve 21 yıl ve daha fazla olanlara % 5'i oranında kıdem ücreti verilir.
ÜCRETİN ÖDEME ZAMANI
Madde 29- Sözleşmeli personelin ücreti her ayın onbeşinde peşin
olarak ödenir. Ay içinde göreve başlayanların ücretleri gün hesabı ile ay
sonunda ödenir. Günlük ücret aylık sözleşme ücreti toplamının 30'a bölünmesi
suretiyle hesaplanır. Emeklilik ve ölüm hali hariç olmak üzere ay sonundan önce
görevden ayrılma halinde sözleşme ücretinin kalan günlere tekabül eden tutan
geri alınır. Görev değişimi halinde, yeni göreve başlanıldığı tarihten geçerli
olarak yeni görevin ücreti ödenir.
FAZLA ÇALIŞMA VE DİĞER ÖDEMELER Madde 30- Sözleşmeli personele;
a) Zorunlu ve istisnai hallere münhasır olmak üzere, normal
çalışma saatleri dışında veya tatil günlerinde yaptırılacak fazla çalışmalar
karşılığında bütçe kanunlarında belirlenen miktarlarda saat başı fazla çalışma
ücreti ödenir. Ancak aylık olarak, fazla çalıştırma yaptırılacak personel
sayısı kurumun sözleşmeli personel sayısının % 5'ini, personel başına ödenecek
fazla çalışma ücreti toplamı da ilgililerin temel ücretlerinin % 15'ini
geçemez.
b) 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararmenin 2 nci maddesi uyarınca
yapılacak yabancı dil bilgisi seviye tespit sınavı esas alınarak, yabancı dil
bilgisi seviyeleri A olanlara temel ücretlerinin % 10'u, B olanlara 5'i ve G
olanlara % 2'si oranında bilinen her yabancı dil için ödemede bulunulur.
Sözleşmeli personele bu Kanun Hükmünde Kararnamede belirtilen
ödemeler dışında herhangi bir ödeme yapılamaz.
HARCIRAH
Madde 31-Yurt içinde ve yurt dışında geçici olarak
görevlendirilecek sözleşmeli personele gündelik ve yol gideri ödenir. Ödenecek
gündelik miktarı 6245 sayılı Harcırah Kanunu uyarınca en yüksek Devlet Memuru
için belirlenen gündeliği geçmemek üzere ilgililerin görev ve unvanları dikkate
alınarak teşebbüs veya bağlı ortaklık yönetim kurullarınca tespit edilir.
İlk defa sözleşmeli statüde işe başlayan personele ikamet mahalli
ile görev mahalli arasında kendisi ve aile efradına harcırah ödenmez.
Yukarıda belirtilmeyen hususlarda 6245 sayılı Harcırah Kanunu
hükümlerine göre işlem yapılır.
TEDAVİ ÖLÜM VE CENAZE GİDERLERİ
Madde 32- Sözleşmeli personelin, eşinin ve bakmakla yükümlü olduğu
ana, baba ve çocuklarının resmi ve özel sağlık kuruluşlarında ayakta ve yatarak
tedavileri ile doğum, ölüm yardımı ve cenaze giderleri hakkında kadroları ekli
1 sayılı cetvelde gösterilen personelin tabi olduğu hükümler uygulanır. Ancak
ölüm yardımının hesabında ilgililerin temel ücretleri esas alınır.
SOSYAL YARDIMLAR
Madde 33- Sözleşmeli personel, bedelini ödemek şartıyla teşebbüs
veya bağlı ortaklığın lojman, misafirhane, eğitim ve dinlenme tesisleri, yemek
ve diğer sosyal imkanlarından yararlanır.
İşin gerektirdiği araç, gereç ve giyim eşyası teşebbüs veya bağlı
ortaklığın demirbaşı olarak verilebilir. Ancak bu yardımlar hiç bir surette
nakdi ödeme şeklinde yapılamaz.
ÇEŞİTLİ KURUL BAŞKAN VE ÜYELERİNİN ÜCRETLERİ
Madde 34-a) Teşebbüslerde, bağlı ortaklıklarda ve bunları temsilen
iştiraklerde teşebbüs mensupları ile kamu görevlilerinden ve dışarıdan atanan
veya seçilen bütün yönetim ve danışma kurulu başkan ve üyeleri, denetçi ve
tasfiye kurulu üyelerine, her yıl Yüksek Planlama Kurulu'nca belirlenen
miktarda aylık ücret ve diğer ödemeler yapılabilir.
b) Tahakkuk ettirilen ücreti prim, temettü ve benzeri ödemelerin,
Yüksek Planlama Kurulu'nca kararlaştırılan miktarı aşan kısmı ilgililere
verilmeyerek bir ay içinde temsil olunan teşebbüs veya bağlı ortaklığa ödenir.
c) Devlet iştiraklerinde Hazineyi temsilen görevlendirilen yönetim
veya tasfiye kurulu üyeleri ile denetçiler hakkında da yukarıda hükümler
dairesinde işlem yapılır.
ÖDÜL
Madde 35- Görevlerinde olağanüstü gayret göstermek suretiyle
verimlilik veya kârlılığı artıran veya teşebbüs ve bağlı ortaklığın
faaliyetlerine yararlı buluş getiren veya büyük zararların doğmasını önlemede
üstün gayret gösteren sözleşmeli personele genel müdürce bir aylık, genel
müdürün teklifi üzerine yönetim kurulunca iki aylık sözleşme ücretini aşmamak
üzere ödül verilebilir. Ancak bu şekilde bir takvim yılı içinde
ödüllendirileceklerin sayısı teşebbüs ve bağlı ortaklıkların toplam sözleşmeli
personel sayısının % 2'sinden fazla olamaz.
DİĞER SÖZLEŞME ÜCRETLERİ
Madde 36- Teşebbüs ve bağlı ortaklıkların yurt dışındaki şube,
mağaza, büro ve benzeri yerlerinde istihdam edilecek sözleşmeli personele
ödenecek ücret sürekli görevle yurt dışına gönderilenlere en çok 2 nci
derecenin l nci kademesinde bulunan Dışişleri Bakanlığı meslek memuruna (bekâr)
ödenen aylığı geçmemek üzere teşebbüs yönetim kurullarınca belirlenir.
Yılın veya günün belirli sürelerini kapsamak üzere kısmi zamanlı
olarak istihdam edilecek sözleşmeli personele ödenecek ücretler, sürekli
çalışan sözleşmeli personelin ücretleri üe çalışma süreleri dikkate alınmak
suretiyle teşebbüs veya bağlı ortaklık yönetim kurullarınca belirlenir.
VEKALET ÜCRETİ
Madde 37- Mahkeme ve icra dairelerince teşebbüs ve bağlı ortaklık
lehine hükmedilip borçlusundan tahsil olunan vekalet ücretlerinin davaları
izleyen ve sonuçlandıran avukatlara dağıtımında 657 sayılı Devlet Memurları
Kanununun ilgili hükümleri esas alınır.
PERSONEL KÜTÜĞÜ VE ÖZLÜK DOSYASI
Madde 38- Sözleşmeli personel teşebbüs ve bağlı ortaklıklarca
tutulacak sözleşmeli personel kütüğüne kaydolunur. Her sözleşmeli personele bir
numara verilir ve bir özlük dosyasıtutulur.
SİCİL DOSYASI
Madde 39- Her sözleşmeli personelin bir sicil dosyası bulunur.
Sicil amirleri tarafından düzenlenecek sicil raporları ile varsa müfettiş raporları
sicil dosyasına konulur.
ÖZLÜK VE SİCİL DOSYASININ ÖNEMİ
Madde 40- Sözleşmeli personelin başarılarının tespitinde, emekliye
sevk edilmelerinde veya sözleşmelerinin yenilenmesinde ya da yenilenmeyerek
feshinde özlük ve sicil dosyaları başlıca dayanaktır.
SİCİL AMİRLERİ VE SİCİL YÖNETMELİĞİ
Madde 41- Sicil vermeye yetkili sicil amirleri, sicil ve değerleme
dönem1, sözleşmeli personelin başarısının tespiti amacı ile
sicilinde bulunacak bilgiler, ayrılış sicilinin verileceği haller, sicil
raporlarının şekli, değerlemeye esas alınacak sorular, düzenleme zamanı,
uygulanacak not usulü ve bunların değerlendirilmesi, muhafaza ile görevli
makamlara dair esaslar ile itiraz ve bunu inceleyecek merciler ve diğer
hususlar Devlet Personel Başkanlığınca hazırlanarak Bakanlar Kurulu Kararı ile
yürürlüğe konulacak bir yönetmelikle belirlenir.
BAŞARI DEĞERLEME DÜZEYLERİ
Madde 42- Yapılan sicil ve başarı değerlemesi sonucunda; 59 ve
daha aşağı puan alanlar (D), 60-75 puan alanlar (C),
76-89 puan alanlar (B), 90 ve daha yukarı puan alanlar. (A), olmak
üzere personel dört başarı düzeyinde değerlendirilir.
SİCİL VE BAŞARI DEĞERLEMESİ SONUCUNDA YAPILACAK İŞLEM
Madde 43- Sicil ve başarı değerlemeleri;
a) (D) düzeyinde olanlarla başka bir sicil amirinin yanında,
bulundukları görevin temel ücreti tutarında bir ücretle altı ay daha denenmek
üzere yeni bir sözleşme yapılır. Bu süre sonunda da sicil ve başarıları (D)
düzeyinde olanların sözleşmeleri fesh edilir ve haklarında 5434 sayılı TC.
Emekli Sandığı Kanunu hükümleri uygulanır.
b) (C)düzeyinde olanların, bulundukları görevin temel ücretine bu
ücretin % 2'si oranında,
c)(B) düzeyinde olanların, bulundukları görevin temel ücretine bu
ücretin % 4'ü oranında,
d) (A) düzeyinde olanların, bulundukları görevin temel ücretine bu
ücretin % 8'i oranında,
başarı ücreti ilâve edilmek suretiyle sözleşmeleri yenilenir.
e) (D) düzeyinde bulunanlara başarı ücreti ödenmez.
DİSİPLİN CEZALARI
Madde 44- Teşebbüs veya bağlı ortaklıklardaki hizmetlerin gereği
gibi yürütülmesini sağlamak amacıyla sözleşmeli personelin görevleri ile ilgili
kusurlu hareketleri, iş yerinde veya dışında teşebbüs ve bağlı ortaklıkla
ilgili mevzuata aykırı davranışları nedeniyle kademe ilerlemesinin durdurulması
hariç verilmesi gereken disiplin cezalan ile disiplin cezası vermeye yetkili
merciler ve disiplin kurulları hakkında bu Kanun Hükmünde Kararnamede hüküm
bulunmayan hallerde teşebbüs veya bağlı ortaklık memurlarının tabi olduğu
hükümler uygulanır. Ancak, kademe ilerlemesinin durdurulması cezasını
gerektiren fiiller için sözleşme ücretinden kesme cezası, aylıktan kesme cezası
esaslarına göre uygulanır.
SÖZLEŞMENİN FESHİ VE SONA ERMESİ
Madde 45- Teşebbüs veya bağlı ortaklıklarda çalışan sözleşmeli
personelin sözleşmesi aşağıdaki hallerde feshedilir :
a) izinsiz veya kabul edilebilir bir mazereti olmaksızın
kesintisiz 5 gün veya bir sözleşme dönemi içinde kesintili10 gün göreve
gelmemek,
b) İşe alınma şartlarından herhangi birini taşımadığı anlaşılması
veya bu şartlardan birinin sonradan kaybedilmesi,
c) Görev veya görev yerinin değişmesi halinde belirlenen süre
içinde mücbir bir sebep olmaksızın yeni görevine başlamamak,
d) Bu Kanun Hükmünde Kararname ile sözleşme hükümlerine aykırı
davranışlarda bulunmak,
e) Sicil ve başarı değerlendirmeleri birbirini izleyen iki sözleşme
döneminde (D) düzeyinde olmak,
İstek, yaş haddi, malûllük veya sicil sebeplerinden biri ile
emekliye ayrılma hallerinde sözleşme sona erer.
SAVUNMA HAKKI
Madde 46- Savunması alınmadan sözleşmeli personel hakkında
disiplin cezası verilemez. Sözleşmeli personel; soruşturmayı yapanın, disiplin
cezası vermeye yetkili organ, merci veya amirin veya disiplin kurulunun yedi
günden az olmamak üzere vereceği süre içinde yazılı olarak savunmasını yapar.
Bu süreler içinde savunmasını yapmayan sözleşmeli personel savunma hakkından
vazgeçmiş sayılır.
DİSİPLİN CEZALARINA İTİRAZ
Madde 47- Disiplin cezalarına karşı yapılacak itirazlarda süre,
kararın ilgiliye tebliğ tarihinden itibaren 7 gündür.
İtiraz mercileri bu itirazı doğrudan doğruya karara
bağlayabileceği gibi dosya veya belgelerin bir kez daha incelenmesini cezayı
teklif eden merciden isteyebilirler.
Süresiiçinde itiraz edilmez veya yapılan itiraz red edilirse
onaylanan cezalar kesinleşir ve sicile işlenir.
DİSİPLİN CEZALARININ KESİNLEŞMESİ
Madde 48- Sözleşmenin feshini gerektiren disiplin cezalarının
kesinleşmesi; teşebbüs veya bağlı ortaklık yönetim kurullarının kararına
bağlıdır.
CEZA KOVUŞTURMASI İLE DİSİPLİN KOVUŞTURMASININ BİR ARADA
YÜRÜTÜLMESİ
Madde 49- Sözleşmeli personel hakkında, aynı olaydan dolayı ceza kovuşturmasının
başlamış olması disiplin kovuşturmasının yapılmasını engellemez ve ceza
kovuşturması sonunda sözleşmeli personelin hüküm giymesi veya hakkında beraat
yahut takipsizlik karan verilmesi, ayrıca disiplin cezasının uygulanmasına
engel olmaz.
ZAMAN AŞIMI
Madde 50- Disiplin kurulları kendilerine tevdi edilen dosyalan en
geç 3 ay içinde karara bağlarlar. Disiplin cezasını gerektiren kusurlu bir
halin öğrenilmesinden 6 ay geçtikten sonra sözleşmeli personel hakkında bu
kusurlu hareket ile ilgili olarak disiplin kovuşturması yapılamaz ve disiplin
cezası verilemez.
Disiplin cezasını gerektiren fiil ve hallerin işlendiği tarihten
itibaren nihayet iki yıl içinde disiplin cezası verilmediği takdirde ceza verme
yetkisi zamanaşımına uğrar.
GÖREVDEN UZAKLAŞTIRMA
Madde 51- Görevden uzaklaştırma, 53 üncü maddede gösterilen haller
nedeniyle görevi başında kalmasında sakınca görülecek personel hakkında alınan
ihtiyati bir tedbirdir.
YETKİLİLER:
Madde 52- Görevden uzaklaştırmaya yetkili olanlar şunlardır:
a) Sözleşmeli personeli işe almaya yetkili olan veya kendilerine
bu yetki devredilen organ veya görevliler,
b) İlgili bakanlık, teşebbüs veya bağlı ortaklık müfettişleri.
UYGULANACAĞI HALLER
Madde 53- Görevden uzaklaştırma, sözleşmeli personel tarafından:
a) Teşebbüs ve bağlı ortaklığın; paraları, para hükmünde evrak ve
senetleri ile diğer mevcutlarına karşı veya bilanço, tutanak, rapor ve benzeri
hertürlü belge ve defterler üzerinde suç işlenmesi,
b) Kasayı, ambarları saydırmaktan, para, para hükmündeki evrak,
senet veya ayniyat veya bunların kayıt ve hesaplarını göstermekten veya sorulan
sorulara kanuni bir sebep olmaksızın cevap vermekten kaçınılması,
c) Teftiş veya soruşturmanın güçleştirilmesi,
d) Sözleşmeli personel hakkında cezai kovuşturma yapılması,
e) İş yerinde kişilere veya mallara karşı ağır zarar ika edileceği
hakkında kuvvetli emarelerin bulunması, hallerinde uygulanır.
GÖREVDEN UZAKLAŞTIRMADA AMİRİN SORUMLULUĞU
Madde 54- Görevinden uzaklaştırılan sözleşmeli personel hakkında
görevden uzaklaştırmayı izleyen 3 iş günü içinde soruşturmaya başlanması
şarttır.
Görevden uzaklaştırılan sonra sözleşmeli personel hakkında makul
bir sebep olmaksızın derhal soruşturmaya başlamayan, keyfi olarak, garez veya
kini dolayısıyla bu tasarrufu yaptığı, yaptırılan soruşturma sonunda anlaşılan
amirler hukuki, mali ve cezai sorumluluğa tabidir.
GÖREVDEN UZAKLAŞTIRILAN SÖZLEŞMELİ PERSONELİN HAK VE YÜKÜMLÜLÜĞÜ
Madde 55- Görevden uzaklaştırılan sözleşmeli personelin bu süre
içinde her türlü hak ve yükümlülükleri sürer. Ancak, ilgiliye bu halin devamı
süresince sözleşme ücretinin 2/3'ü ödenir.
GÖREVE BAŞLATMA
Madde 56- Soruşturma veya yargılama sonunda yetkili mercilerce:
a) Haklarında sözleşmenin feshi cezasından başka bir disiplin
cezası verilenler,
b) Takibata mahal olmadığına veya beraatine karar verilenler,
c) Hükümden evvel haklarındaki kovuşturma genel af ile
kaldırılanlar,
d) Görevlerine ilişkin olsun veya olmasın çalıştırılmasına engel
olmayacak bir ceza ile hükümlü olup bu cezası ertelenen,
sözleşmeli personel hakkında bu kararların kesinleşmesi üzerine
görevden uzaklaştırma tedbiri kaldırılır, (b) bendindeki halin gerçekleşmesi
durumunda sözleşme ücretinin kesilmiş bulunan 1/3 oranındaki kısmı ilgililere
ödenir.
Görevden uzaklaştırma tedbiri sözleşmeli personelin soruşturmaya
konu olan fiilinin hizmetlerine devama engel olmadığı hallerde, her zaman
kaldırılabilir. Ceza kovuşturması tutuksuz olarak devam edenlerden göreve
başlamasında sakınca görülmeyenler görevlerine döndürülebilirler.
DİĞER KURUMLAR
Madde 57- 3460 ve 23 sayılı Kanunlara tabi kurumların personeli
hakkında bu Kanun Hükmünde Kararname hükümleri uygulanmaz.
UYGULAMANIN İZLENMESİ
Madde 58- Bu Kanun Hükmünde Kararnamenin teşebbüs ve bağlı
ortaklıklarda uygulanması sırasında birliği sağlamak ve doğacak tereddütleri
gidermekle Devlet Personel Başkanlığı yetkili ve görevlidir.
YÜRÜRLÜKTEN KALDIRILAN HÜKÜMLER
Madde 59- 233 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 9 uncu maddesinin
6 numaralı bendinde yer alan "genel müdür yardımcıları" ibaresi madde
metninden çıkarılmış, 12, 14, 41, 42, 45, 47, 48, 49, 50, 52 nci maddeleri ile
308 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin geçici l nci maddesi yürürlükten
kaldırılmıştır.
Geçici Madde l- Bu Kanun Hükmünde Kararnamenin yürürlüğe girdiği
tarihte sözleşmeli statüde çalışanlardan sosyal güvenlikleri bakımından Sosyal
Sigortalar Kurumu'na tabi olanlar iki ay içinde TC. Emekli Sandığı ile
ilgilendirilirler.
Geçici Madde 2- Bu Kanun Hükmünde Kararnamenin yürürlüğe girdiği
tarihte teşebbüs ve bağlı ortaklıkların genel idare esaslarına göre yürütülmesi
gereken asli ve sürekli hizmetlerinde sözleşmeli personel statüsünde çalışmakta
bulunanlar, ekli 1 sayılı cetvel ile ihdas edilen kadrolara, gerekli şartları
haiz olmaları kaydıyla atanmış sayılırlar. Bu kadrolardan genel müdür, genel müdür
yardımcısı, kurul ve daire başkam, daire başkan yardımcısı, müdür ve müşavir
unvanlı kadrolara yapılacak atamalarda 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 68
inci maddesinin (B) bendinde belirtilen hizmet süreleri aranmaz. Bu Kanun
Hükmünde Kararname uyarınca sözleşmeli statüden 1 sayılı cetveldeki kadrolara
geçirilenlerin intibakları, sözleşmeli statüdegeçen hizmetleri memur statüsünde
geçmiş kabul edilerek öğrenim durumlarına göre yükselebilecekleri tavam aşmamak
kaydıyla 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun değişik ek geçici l, 2 ve 3 üncü
maddeleri hükümleri çerçevesinde yapılır.
Geçici Madde 3- 308sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin geçici l
inci maddesi uyarınca, kadroları iptal edilmemiş olan personelin bulundukları
kadrolarda ikramiye dahil her türlü mali ve sosyal haklan saklıdır. Bu
kadrolarda 190 sayılı Kanun Hükmünde Kararname hükümleri çerçevesinde derece
değişiklikleri ile disiplin hükümlerinin uygulanmasına münhasır olmak üzere
unvan değişiklikleri yapılabilir. Bu kadrolar; ilgililerin ekli 1 sayılı
cetveldeki bir kadroya atanmaları, kendi istekleri ile sözleşmeli statüye
geçmeleri veya emeklilik, istifa, ölüm ve benzeri sebeplerle boşaldığı
takdirde, hiçbir işleme gerek kalmaksızın iptal edilerek bir ay içinde Devlet
Personel Başkanlığına bildirilir.
Geçici Madde 4- Bu Kanun hükmünde Kararnamenin geçici 2 nci
maddesi uyarınca teşebbüs ve bağlı ortaklıklarda ekli 1 sayılı cetveldeki
kadrolara geçirilen personelin aylık ve ücretleri bu Kanun Hükmünde
Kararnamenin yayımı tarihinden geçerli olmak üzere yeni statülerine göre
ödenir.
Geçici Madde 5- Bu Kanun Hükmünde Kararnamenin yürürlüğe girdiği
tarihte teşebbüs ve bağlı ortaklıklarda sözleşmeli statüde çalışmakta
olanlardan; bu Kanun Hükmünde Kararnamenin geçici 2 nci maddesi uyarınca; 1
sayılı cetvellerde yer alan kadrolara intibak ettirilenlerin 15/12/1989 tarihi
itibarıyla almakta olduklarınet aylık ücret tutarının 15/2/1990 tarihi
itibarıyla alacakları net aylık ücret tutarından fazla olması halinde
15.12.1989 tarihi itibarıyla aldıkları ücretlerin ödenmesine aradaki fark
kapanıncaya kadar devam olunur.
15.12.1989 ve 15.2.1990 tarihlerindekiaylık ücret olarak;
sözleşmeli personel bakımından net aylık sözleşme ücreti; 1 sayılı cetveldeki
kadrolara intibak ettirilenler bakımından aylık gösterge, ek gösterge, taban,
ve kıdem aylıkları ile ikramiyelerden bir aya isabet eden net tutar ve diğer
zam ve tazminatlar dahil bütün ödemelerin net aylık tutarı alınır, ikramiyeden
bir aya isabet eden miktar; ilgili mevzuatı uyarınca 1990 yılında ödenmesi
gereken yıllık ikramiye sayısı ile 1990 yılının birinci yarısı için belirlenmiş
gösterge ve katsayılaresas alınmak suretiyle bulunacak net ikramiye tutarı
çarpımının 1/12'si olarak hesaplanır.
Geçici Madde 6- Teşebbüs ve bağlı ortaklıklarda sözleşmeli statüde
çalışmaya devam edeceklerden 15/12/1989 tarihi itibarıyla ödenen ücretleri
mevcut 3.600.000 lira ücret tavanının üzerinde tespit edilmiş bulunanların
sözleşme ücretleri tespit edilecek yeni sözleşme ücret tavanına eşitleninceye
kadar, 15/12/1989 tarihi itibarıyla tespit edilen sözleşme ücreti üzerinden
ödenmeye devam edilir.
Geçici Madde 7- Sözleşme ücretlerinin bu Kanun Hükmünde
Kararnamede belirtilen esaslar çerçevesinde tespiti yapılıncaya kadar mevcut
ücretlerin uygulanmasına devam edilir ve sözkonusu tespit yapılıncaya kadar
mevcut ücretlerde artış yapmaya, 25 inci maddenin (c) bendi ve 30 uncu maddeye
göre tespit yapılıncaya kadar da sözleşme tavan ücretleri ile fazla çalışma
ücretlerini belirlemeye Yüksek Planlama Kurulu yetkilidir.
Bu Kanun Hükmünde Kararname uyarınca tespit edilecek sözleşme
ücretlerinin 15.12.1989 tarihi itibarıyla ödenen ücretten düşük olması halinde
ilgililere 15.12.1989 tarihi itibarıyla aldıkları ücretlerin ödenmesine aradaki
fark kapanıncaya kadar devam olunur.
Geçici Madde 8- Bu Kanun Hükmünde Kararnamenin yürürlüğe girdiği
tarihte teşebbüs ve bağlı ortaklıklarda sözleşmeli personel statüsünde
çalışmakta olanlardan 1 sayılı cetveldeki kadrolara geçirilenlerin sözleşmeli
statüde geçen hizmet süreleri, iş sonu tazminatı almamış olmaları kaydıyla,
5434 sayılı TC. Emekli Sandığı Kanunu hükümleri çerçevesinde emekli ikramiyesi
ödenmesine esas hizmet süresinin tespitinde dikkate alınır, 1 sayılı cetveldeki
kadrolara geçmek istemeyerek teşebbüs veya bağlı ortaklıklardan ayrılanlara
sözleşmeli statüde geçen hizmet süreleri için iş sonu tazminatları ödenir.
Geçici Madde 9- Özel Hukukhükümlerine göre kurulmuş olup yönetim
kademelerinde iş kanunları çerçevesinde personel çalıştıran ve ekli 1 sayılı
cetvelde yer almayan teşebbüs ve bağlı ortaklık personeli hakkında, yeni bir
düzenleme yapılıncaya kadar 233 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin yürürlüğe
girdiği tarihten önce tabi oldukları iş kanunu hükümleri uygulanır. Bu
kuruluşların genel müdür, genel müdür yardımcısı ve yönetim kurulu üyelerinin
(seçimle gelenler hariç) atanmalarında 2477 sayılı Kanun hükümleri uygulanır.
Bunun dışındakalan görevlere yönetim kurullarınca atama yapılır.
Geçici Madde 10- Bu Kanun Hükmünde Kararnameye tabi teşebbüs ve
bağlı ortaklıkların sözleşmeli personel pozisyonlarının unvan ve adetleri en
geç 2 ay içinde Bakanlar Kurulu Kararı ile tespit edilir. Bu süre zarfında
mevcut pozisyonların kullanılmasına devam edilir.
YÜRÜRLÜK
Madde 60- Bu Kanun Hükmünde Kararnamenin ceza, sendikal faaliyet
ve grev yasağı ile siyasi faaliyet yasağına ilişkin hükümleri kanunlaştığı
tarihte, diğer hükümleri yayımı tarihinde yürürlüğe girer.
YÜRÜTME
Madde 61' Bu Kanun Hükmünde Kararname hükümlerini Bakanlar Kurulu
yürütür.
B. Dayanılan Anayasa Kuralları
İptal isteminin dayandırıldığı Anayasa kuralları şunlardır:
1- "Madde 2.- Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, milli
dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk
milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan,
demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk Devletidir."
2- "Madde 5.- Devletin temci amaç ve görevleri, Türk
milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti
ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu
sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet
ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal
engelleri kaldırmaya, insanın maddi ve Manevi varlığının gelişmesi için gerekli
şartları hazırlamaya çalışmaktır."
3- "Madde 7.- Yasama yetkisi Türk milleti adına Türkiye Büyük
Millet Meclisinindir. Bu yetki devredilemez."
4- "Madde25.- Herkes, düşünce ve kanaat hürriyetine sahiptir.
Her ne sebep ve amaçla olursa olsun kimse, düşünce ve kanaatlerini
açıklamaya zorlanamaz; düşünce ve kanaatleri sebebiyle kınanamaz ve
suçlanamaz."
5- "Madde 26.- Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı,
resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma
hakkına sahiptir. Bu hürriyet Resmi makamların müdahalesi olmaksızın haber veya
fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar. Bu fıkra hükmü, radyo,
televizyon, sinema veya benzeri yollarla yapılan yayımların izin sistemine
bağlanmasına engel değildir.
Bu hürriyetlerin kullanılması, suçların önlenmesi, suçluların
cezalandırılması, Devlet sırrı olarak usulünce belirtilmiş bilgilerin açıklanmaması,
başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlarının yahut kanunun
öngördüğü meslek sırlarının korunması veya yargılama görevinin gereğine uygun
olarak yerine getirilmesi amaçlarıyla sınırlanabilir.
Düşüncelerin açıklanması ve yayılmasında kanunla yasaklanmış olan
herhangi bir dil kullanılamaz. Bu yasağa aykırı yazılı veya basılı kâğıtlar,
plâklar, ses ve görüntü bandları ile diğer anlatım araç ve gereçleri usulüne
göre verilmiş hâkim kararı üzerine veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde
kanunla yetkili kılman merciin emriyle toplattırılır. Toplatma kararını veren
merci bu kararım, yirmidört saat içinde yetkili hâkime bildirir. Hâkim bu
uygulamayı üç gün içinde karara bağlar.
Haber ve düşünceleri yayma araçlarının kullanılmasına ilişkin düzenleyici
hükümler, bunların yayımını engellememek kaydıyla, düşünceyi açıklama ve yayma
hürriyetinin sınırlanması sayılmaz."
6- "Madde 33.- Herkes, önceden izin almaksızın dernek kurma
hakkına sahiptir.
Dernek kurabilmek için kanunun gösterdiği bilgi ve belgelerin,
kanunda belirtilen yetkili mercie verilmesi yeterlidir. Bu bilgi ve belgelerin
kanuna aykırılığının tespiti halinde yetkili merci, derneğin faaliyetinin
durdurulması veya kapatılması için mahkemeye başvurur.
Hiç kimse bir derneğe üye olmaya ve dernekte üye kalmaya
zorlanamaz. Dernek kurma hürriyetinin kullanılmasında uygulanacak şekil, şart
ve usuller kanunda gösterilir.
Dernekler, 13 üncü maddedeki genel sınırlamalara aykırı hareket
edemeyecekleri gibi; Siyasi amaç güdemezler, Siyasi faaliyette bulunamazlar,
Siyasi partilerden destek göremez ve onlara destek olamazlar, sendikalarla,
kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ve vakıflarla bu amaçla ortak
hareket edemezler.
Kuruluş amaç ve şartlarını kaybeden yahut kanunun öngördüğü
yükümlülükleri yerine getirmeyen dernekler, kendiliğinden dağılmış sayılır.
Dernekler, kanunun öngördüğü hallerde hâkim kararıyla
kapatılabilir. Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünün, milli
güvenliğin, milli egemenliğin, kamu düzeninin, başkalarının hak ve
hürriyetlerinin korunması ve suçların önlenmesi bakımlarından gecikilmesinde
sakınca bulunan hallerde, hâkim kararma kadar kanunen yetkili kılınan merciin
emriyle faaliyetten alıkonulabilir.
Birinci fıkra hükmü, Silahlı Kuvvetler ve kolluk kuvvetleri
mensupları ile kamu hizmeti görevlilerinin dernek kurma haklarına başkaca
sınırlamalar getirilmesine veya bu hürriyeti kullanmalarının yasaklanmasına
engel değildir.
Bu madde hükmü vakıflara ve bu nitelikteki kuruluşlara da
uygulanır."
7- "Madde 49.- Çalışma, herkesin hakkı ve ödevidir.
Devlet, çalışanların hayat seviyesini yükseltmek, çalışma hayatım
geliştirmek için çalışanları korumak, çalışmayı desteklemek ve işsizliği
önlemeye elverişli ekonomik bir ortam yaratmak için gerekli tedbirleri alır.
Devlet, işçi-işveren ilişkilerinde çalışma barışının sağlanmasını
kolaylaştırıcı ve koruyucu tedbirleri alır."
8- "Madde 67.- Vatandaşlar, kanunda gösterilen şartlara uygun
olarak, seçme, seçilme ve bağımsız olarak veya bir Siyasi parti içinde Siyasi
faaliyette bulunma ve halkoylamasına katılma hakkına sahiptir.
Seçimler ve halkoylaması serbest, eşit, gizli, tek dereceli, genel
oy, açık sayım ve döküm esaslarına göre, yargı yönetim ve denetimi altında
yapılır.
Seçimlerin ve halkoylamasının yapıldığı yılda, ay ve gün hesaba
katılmaksızın, 20 yaşma giren her Türk vatandaşı seçme ve halkoylamasına
katılma hakkına sahiptir.
Bu hakların kullanılması kanunla düzenlenir.
Silah altında bulunan er ve erbaşlarla, askeri öğrenciler, ceza ve
tevkif evlerinde bulunan tutuklular ve hükümlüler oy kullanamazlar."
9- "Madde 68.- Vatandaşlar, Siyasi parti kurma ve usulüne
göre partilere girme ve partilerden çıkma hakkına sahiptir. Parti üyesi
olabilmek için yirmibir yaşını ikmal etmek şarttır.
Siyasi partiler, demokratik Siyasi hayatın vazgeçilmez
unsurlarıdır.
Siyasi partiler, önceden izin almadan kurulurlar ve Anayasa ve
kanun hükümleri içinde faaliyetlerini sürdürürler.
Siyasi partilerin tüzük ve programları, Devletin ülkesi ve
milletiyle bölünmez bütünlüğüne, insan haklarına, millet egemenliğine,
demokratik ve lâik Cumhuriyet ilkelerine aykırı olamaz
Sınıf veya zümre egemenliğini veya herhangi bir tür diktatörlüğü
savunmayı ve yerleştirmeyi amaçlayan Siyasi partiler kurulamaz.
Siyasi partiler, yurt dışında teşkilatlanıp faaliyette bulunamaz,
kadın kolu, gençlik kolu ve benzeri şekilde ayrıcalık yaratan yan kuruluşlar
meydana getiremez, vakıf kuramazlar.
Hâkimler ve savcılar, yüksek yargı organları mensupları,
yükseköğretim kurumlarındaki öğretim elemanları, Yükseköğretim Kurulu üyeleri,
kamu kurum ve kuruluşlarının memur statüsündeki görevlileri ile yaptıkları
hizmet bakımından işçi niteliği taşımayan diğer kamu görevlileri, öğrenciler ve
Silahlı Kuvvetler mensupları Siyasi partilere giremezler."
10- "Madde 91.- Türkiye Büyük Millet Meclisi, Bakanlar
Kuruluna kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi verebilir. Ancak sıkıyönetim
ve olağanüstü haller saklı kalmak üzere, Anayasanın ikinci kısmının birinci ve
ikinci bölümlerinde yer alan temel haklar, kişi haklan ve ödevleri ile dördüncü
bölümünde yer alan Siyasi haklar ve ödevler kanun hükmünde kararnamelerle
düzenlenemez.
Yetki kanunu, çıkarılacak kanun hükmünde kararnamenin, amacını,
kapsamını, ilkelerini, kullanma süresini ve süresi içinde birden fazla
kararname çıkarılıp çıkarılamayacağını gösterir.
Bakanlar Kurulunun istifası, düşürülmesi veya yasama döneminin
bitmesi, belli süre için. verilmiş olan yetkinin sona ermesine sebep olmaz.
Kanun hükmünde kararnamenin, Türkiye Büyük Millet Meclisi
tarafından süre bitiminden önce onaylanması sırasında, yetkinin son bulduğu
veya süre bitimine kadar devam ettiği de belirtilir.
Sıkıyönetim ve olağanüstü hallerde, Cumhurbaşkanının başkanlığında
toplanan Bakanlar Kurulunun kanun hükmünde kararname çıkarmasına ilişkin
hükümler saklıdır.
Kanun hükmünde kararnameler, Resmi Gazetede yayımlandıkları gün
yürürlüğe girerler. Ancak, kararnamede yürürlük tarihi olarak daha sonraki bir
tarih de gösterilebilir.
Kararnameler, Resmi Gazetede yayımlandıkları gün Türkiye Büyük
Millet Meclisine sunulur.
Yetki kanunları ve bunlara dayanan kanun hükmünde kararnameler,
Türkiye Büyük Millet Meclisi komisyonları ve Genel Kurulunda öncelikle ve
ivedilikle görüşülür.
Yayımlandıkları gün Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulmayan
kararnameler bu tarihte, Türkiye Büyük Millet Meclisince reddedilen
kararnameler bu kararın Resmi Gazetede yayımlandığı tarihte, yürürlükten
kalkar. Değiştirilerek kabul edilen kararnamelerin değiştirilmiş hükümleri, bu
değişikliklerin Resmi Gazetede yayımlandığı gün yürürlüğe girer."
11- "Madde 153.- Anayasa Mahkemesinin kararları kesindir,
iptal kararları gerekçesi yazılmadan açıklanamaz.
Anayasa Mahkemesi bir kanun veya kanun 'hükmünde kararnamenin
tamamını veya bir hükmünü iptal ederken, kanun koyucu gibi hareketle, yeni bir
uygulamaya yol açacak biçimde hüküm tesis edemez.
Kanun, kanun hükmünde kararname veya Türkiye Büyük Millet Meclisi
İçtüzüğü ya da bunların hükümleri, iptal kararlarının Resmi Gazetede
yayımlandığı tarihte yürürlükten kalkar. Gereken hallerde Anayasa Mahkemesi
iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihi ayrıca kararlaştırabilir. Bu tarih,
kararın Resmi Gazetede yayımlandığı günden başlayarak bir yılı geçemez.
İptal kararının yürürlüğe girişinin ertelendiği durumlarda,
Türkiye Büyük Millet Meclisi, iptal kararının ortaya çıkardığı hukuki boşluğu
dolduracak kanun tasarı veya teklifini öncelikle görüşüp karara bağlar.
İptal kararlan geriye yürümez.
Anayasa Mahkemesi kararları Resmi Gazetede hemen yayımlanır ve
yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri
bağlar."
III- İLK İNCELEME:
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 8. maddesi uyarınca Necdet
DARICIOĞLU, Yılmaz ALİEFENDİOĞLU, Muammer TURAN, Mehmet ÇINARLI, Servet TÜZÜN,
Mustafa ŞAHİN, İhsan PEKEL, Selçuk TÜZÜN, Ahmet N. SEZER, Erol CANSEL ve Lemi
ÖZATAKAN'-m katılmalarıyla 3.4.1990 günü yapılan ilk inceleme toplantısında
dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine oybirliği ile
karar verilmiştir.
IV- ESASIN İNCELENMESİ:
İşin esasına ilişkin rapor, dava dilekçesi ve ekleri, iptali istenen
399 sayılı Kanun Hükmünde Kararname kuralları, dayanılan Anayasa kuralları,
bunların gerekçeleriyle öbür yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği
görüşülüp düşünüldü:
A. İptali İstenen Kurallar Hakkında Genel Açıklama:
Kamu iktisadi teşebbüsleri, kamu kaynaklarını kullanarak
işletmecilik faaliyeti yapmak suretiyle mal ve hizmet üreten kuruluşlardır.
Kamu iktisadi teşebbüslerinin personeli, 657 sayılı Devlet
Memurları Kanunu, İş Kanunu ya da özel yasa ve statü kapsamına alınarak
birbirinden çok farklı ücret sistemiyle çalıştırılmış, karşılaşılan sakıncaları
gidermek için, zaman zaman yeni yasal düzenlemeler yapılmış, ancak ihtiyaç tam
olarak karşılanamamıştır.
Kamu iktisadi teşebbüsleri için, işletme ve yönetim
faaliyetlerinin gereğine uygun, kârlılık ve verimlilik ilkelerini gözönünde
bulunduran, işgücünden en iyi biçimde ve yeterince faydalanmayı düzenleyen bir
personel yasasına olan gereksinim, giderek önemini artırmıştır.
Aslında bu gereksinim, yürürlüğe girdiği günden beri çok sayıda
değişikliğe uğrayan devlet memurlarının statülerine ilişkin düzenleme için de
duyulmaktadır. Bugün için, memur ve diğer kamu çalışanlarının ücret sistemi
gerek kuruluşlar, gerekse kuruluş içi benzer görevi yapan kişiler arasında
aşırı ücret farklılıklarının ortaya çıkmasına neden olmuştur. Uygulamada ortaya
çıkan karışıklık ve dengesizlikleri giderecek önlemlerin bir bütünlük içinde
ele alınması zorunlu görülmektedir. Ülkemizde kamudaki personel rejimi; 657
sayılı Devlet Personel Kanunu, 926 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel
Kanunu, 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu, 2914 sayılı Yükseköğretim
Personel Kanunu, 1475 sayılı İş Kanunu ile kamu iktisadi teşebbüslerinin
personel rejimi de 233 ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamelere göre
düzenlenmiştir.
Bilindiği gibi kamu iktisadi teşebbüslerinin hukuksal statüsü,
önce 18.6.1984 günlü, 233 sayılı KHK ile belirlenmiştir. Bu KHK ile kamu
iktisadi teşebbüslerinde çalıştırılacak personel memurlar (kadrolu personel),
sözleşmeli personel ve işçiler olmak üzere üçe ayrılmış ve 41. maddesinde kamu
iktisaditeşebbüsleri personel rejiminin ayrı bir yasayla düzenlenmesi ilkesi
benimsenmiştir.
Anayasa'nın 123. maddesinin son paragrafındaki "Kamu
tüzelkişiliği, ancak kanunla veya kanunun açıkça verdiği yetkiye dayanılarak
kurulur." hükmü gereğince teşebbüslerin kurulması, 233 sayılı KHK'nin 3.
maddesiyle Bakanlar Kurulu'na bırakılmıştır.
Kuruluşta, kuşkusuz teşkilât, kadro ve çalışanlar ile ilgili
düzenlemelerin bir bütünlük içinde ele alınması, işin niteliğinden ileri
gelmektedir. Bu konuların tümüyle yönetime bırakıldığı da söylenemez. Çünkü,
Anayasa'nın 165. maddesi kamu iktisadi teşebbüslerinin Türkiye Büyük Millet
Meclisi'nce denetimi esasını getirmiştir.
Anayasa Mahkemesi'nin 22.12.1988 günlü, Esas 1988/5, Karar 1988/55
sayılı kararı ile kimi maddeleri iptal edilen 5.1.1988 günlü ve 308 sayılı KHK,
kamu iktisadi teşebbüsleri personel rejimini düzenleme amacına yöneliktir. 399
sayılı KHK ile söz konusu iptal kararının gerekçeleri de dikkate alınarak kamu
iktisadi teşebbüslerinin personel rejimi yeniden düzenlenmiştir. KHK'de
amaçlandığı gibi kamu iktisadi teşebbüsleri, özel hukuk hükümleri çerçevesinde
ve ekonomik kurallara uygun biçimde kârlılık, verimlilik ve serbest rekabet
esaslarına göre çalışması gereken kuruluşlar olduğundan, personel rejiminin de
bu esaslara uygun olması gerekir.
B. Anayasa'ya Aykırılık Sorunu
Dava dilekçesinde 399 sayılı KHK'nin tümünün iptalini gerektiren
savlar, Anayasa'nın 91., 7. ve 153. maddeleriyle ilgili bulunmaktadır.
Maddeler yönünden Anayasa'ya aykırılık savları ise, Anayasa'nın
2., 5., 49. maddeleri ile Anayasa'nın 25., 26., 33., 67. ve 68. maddelerine
ilişkin olmaları nedeniyle Anayasa'nın 91. maddesine yöneliktir.
Anayasa'nın 91. maddesinin birinci paragrafında "...
Anayasa'nın İkinci Kısmı'nın Birinci ve İkinci Bölümleri'nde yer alan temel
haklar, kişi haklan ve ödevleri ile Dördüncü Bölümü'nde yer alan Siyasi haklar
ve ödevler kanun hükmünde kararnameler ile düzenlenemez." denilmektedir.
Anayasa'nın 25., 26. ve 33. maddeleri ikinci kısım ikinci bölümde, 67. ve 68.
maddeleriise dördüncü bölümde yer almaktadır.
Öncelikle, 399 sayılı KHK'nin tümünün iptali ile ilgili savlar
üzerinde durulacak, sonra da maddeler sıra esasına göre incelenecektir.
a- 399 Sayılı KHK'nin Tümünün Anayasa'ya Aykırılığı Sorunu:
1) Anayasa'nın 91. Maddesi Yönünden inceleme;
399 sayılı KHK 3268, 3347, 3479 ve 3569 sayılı Yetki Yasalarına
dayanılarak çıkarılmıştır. 3347 sayılı Yasa, 3268 sayılı Yasa'yı tümden
değiştirmiştir. 3479 ve 3569 sayılı Yasa'lar, 3347 sayılı Yasa'nın kimi
maddelerinde ya da hükümlerinde değişiklik yapmıştır. 3479 sayılı Yasa ise
yetki süresini uzatmıştır. Bu durumda temel yetki yasası, 3479 sayılı Yasa
olmaktadır.
3479 sayılı Yetki Yasası, Anayasa Mahkemesi'nin 1.2.1990 günlü,
Esas 1988/64, Karar 1990/2 sayılı kararı ile iptal edilmiştir. Bu karar, 21
Nisan 1990 günlü Resmi Gazete'de yayımlanmıştır. 399 sayılı KHK ise 21 Ocak
1990 günlüdür. Buna göre 399 sayılı KHK 3479 sayılı Yetki Yasası yürürlükte
iken çıkarılmıştır.
Dava dilekçesinde 3479 ve 3481 sayılı Yetki Yasalarının, iptal
baş-vurularındaki gerekçeler yenilenerek KHK'lerin somut konularda ve belli bir
zaman dilimi içinde, ivedi ve zorunlu durumlarda çıkarılmasının gereği üzerinde
de durulmuş ve söz konusu yetki yasaları bu nedenlerle iptal edilmiş olduğuna
göre hukuki dayanaktan yoksun kalan 399 sayılı KHK'nin tümden iptali
istenilmiştir.
Bu bağlamda yetki yasasının iptal edilmesi durumunda buna
dayanılarak çıkartılan kanun hükmünde kararnamelerin hukuki durumları önemli
bir sorun oluşturmaktadır. Bu konuda kesin bir yorum yapmaya olanak yoktur.
Aykırılık savının iptal ya da itiraz yoluyla getirilmiş olması ve yetki
yasasının iptal gerekçesi KHK'nin Anayasa karşısındaki konumunu etkileyecektir.
Öncelikle belirtmek gerekir ki 399 sayılı KHK, 3479 sayılı Yetki
Yasası'nın kapsamı içinde olup, bu yasa iptal edilmeden önce çıkarılmıştır.
Anayasa'nın 153. maddesinde Anayasa Mahkemesi iptal kararlarının geriye yürümeyeceği
öngörülmüştür. Bu nedenle çıkarıldıkları tarihte yürürlükte olan bir yetki
yasasına dayanan kanun hükmünde kararnamelerin, daha sonra bu yetki yasası
Anayasa'ya aykırı bulunarak iptal edilse bile, salt bu nedenle iptaline olanak
görülmemektedir.
Anayasa Mahkemesi, 3479 sayılı Yetki Yasası'nın iptaline ilişkin
kararında; "Niteliği itibariyle uzun süreli ve çok yönlü çalışmaları
zorunlu kılan personel mevzuatı genelde ivediliği gerektiren bir konu olarak
değerlendirilemez. Hattâ, aksine, personel mevzuatının, kısa süreli ve ivedi
kararnameler yerine, bir plana dayalı uzun süreli çalışmalarla, sık sık
değişmeyecek kurallarla düzenlenmesinin gerekliliği ileri sürülebilir.
Nitekim, 12.3.1986 günlü, 3268 sayılı Yetki Yasası'yla tanınan iki
yıllık süre, 3347 sayılı Yasa'yla 31.12.1988 gününe kadar, 3479 sayılı Yasa ile
de 31.12.1990 tarihine kadar uzatılmıştır. Bu da göstermektedir ki, memurlar ve
diğer kamu görevlilerinin çalışmalarındaki etkinliğin arttırılmasını ve kamu
hizmetlerinin düzenli, süratli, verimli ve ekonomik bir biçimde yürütülmesini
temin etmek amacıyla bunların, idari, mali ve sosyal haklarında iyileştirmeleryapılması
işinin ivediliği gerektiren kısa sürede yasa ya da yasalar yerine kanun
hükmünde kararnamelerle düzenlenmesi, parlamentonun yasama yetkisinin bu
konularda işlerliğini kaybetmesi ve yürütmeye devri sonucunu doğurur.
.... esas olan, yasama yetkisinin TBMM tarafından kullanılması
yürütmenin Anayasa ve yasalara uygun olarak görev yapmasıdır. Kanun Hükmünde
Kararname çıkarılması, TBMM tarafından verilen ve ancak ivedi ve zorunlu
durumlarda, çok uzun olmayan bir sürede kullanılacak yetkidir.
Kanun hükmünde kararnamelerin, ivedi ve zorunlu olmayan durumlarda
kullanılması, bu doğrultudaki uygulamaya süreklilik ve yaygınlık kazandırılması
yasama yetkisinin devri anlamına gelir ve Anayasa'ya aykırı düşer.
..... Kanun Hükmünde Kararname uygulamasının, ivedi ve zorunlu
durumlar dışında kullanılması ve olağan bir yol haline getirilmesi üç kamu erki
arasındaki dengeyi bozar, yürütmeye yasama karşısında üstünlük sağlamış
olur."
12 Ekim 1990 günlü, 20663 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan
6.2.1990 günlü ve Esas: 1988/62, Karar: 1990/3 sayılı, 3481 sayılı "İdari
Usul ve İşlemlerin Yeniden Düzenlenmesi ile İlgili Yetki Kanunu"nun iptali
kararında ise, "... TBMM tarafından önemli, zorunlu ve ivedi durumlar
dışında ve yasama yetkisinin devri niteliğinde Bakanlar Kurulu'-nun
yetkilendirilmemesi gerekir.
.... TBMM Bakanlar Kurulu'na ancak belli konularda bu yetkiyi
verebilir; her konuyu kapsayacak şekilde bir KHK çıkarma yetkisi veremez.
.... Amaç Bakanlar Kurulu'nun kendisine verilen yetki ile neleri
gerçekleştirmesi gerektiğini belirlediğinden, yetki yasasında KHK'nin amacı da
somut olarak belirtilmelidir. KHK'nin amacı ve kapsamı da konusu gibi geniş içerikli
her yöne çekilebilecek yuvarlak ve genel anlatımlarla gösterilmemeli; değişik
şekillerde yorumlara elverişli olmamalıdır." denilmiştir.
KHK'lerin yaygınlaştırılmaması, ancak önemli, zorunlu ve ivedi
durumlarda çıkarılması, yasama yetkisinin devri anlamına gelecek ya da
izlenimini verecek biçimde güncelleştirilip sık sık bu yola başvurulmaması
Anayasa Mahkemesi'nin daha önceki kararlarında da yer almış ise de, Anayasa'nın
91. maddesinde açıkça yer almayan, ancak Anayasa'ya uygun bir yorumla getirilen
"önemli, ivedi ve zorunlu olma" ölçütleri ilk defa 3479 ve 3481
sayılı Yetki Yasalarının iptali kararlarında Anayasa'yaaykırılık nedeni olarak
yer almıştır. Bu ölçütler ancak kararların Resmi Gazete'de yayımlanması ile
bağlayıcı etkisini göstermektedir. Bundan önce yürürlüğe girmiş olan KHK'leri
etkilemesi düşünülemez.
Yetki yasasının, Anayasa'nın 91. maddesinde sayılan öğelerinden
birine aykırı olması nedeniyle iptali durumunda ise, buna dayanan KHK'lerin
iptalinin gerekeceği kuşkusuzdur. Ancak, Anayasa Mahkemesi'nce ilk defa yetki
yasası denetiminde uygulanan yorumla getirilen söz konusu "önemli, ivedi
ve zorunlu olma" ölçütlerinin Anayasa Mahkemesi kararının Resmi Gazete'de
yayımlanmasından önce çıkarılan KHK'lere uygulanması ve bu KHK'lerin anılan
ölçütlere göre Anayasa'ya aykırılık nedeniyle iptali istikrarsızlık,
kararsızlık ve güvensizlik yaratacağı gibi, Anayasa Mahkemesi kararlarının
geçmişe yürümeyeceği yolundaki kurala da aykırı olur. Bu nedenle davacının, 399
sayılı KHK'nin tümüyle Anayasa'nın 91. maddesine aykırılık savının reddi
gerekir.
2) Anayasa'nın 7. Maddesi Yönünden İnceleme:
Dava dilekçesinde yasa yapma, değiştirme, kaldırma konusundaki
asli yetkinin Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne ait olduğu, KHK çıkarma konusunda
Bakanlar Kurulu'nun yetkilendiril meşinin ise ayrık bir yetki olduğu üzerinde
durularak 399 sayılı KHK ile düzenlenen konuların ivedi ve zorunluolmamasından,
düzenlemenin yasama yetkisinin devri anlamına geleceği ve anayasal güvencelere
ilişkin hususların yönetime bırakılması nedeniyle Anayasa'nın 7. maddesine
aykırı düşeceği ileri sürülmektedir.
Yukarıda 1. bölümde açıklandığı üzere söz konusu Anayasa'ya
aykırılık ölçütlerinin 399 sayılı KHK'nin yürürlüğünden sonra getirilmiş olması
ve yönetime bırakılan düzenlemelerin 399 sayılı KHK kapsamı çerçevesinde yerine
getirileceğinin doğal ve bu işlemlerin idari yargı ve TBMM denetimine bağlı
bulunmasınedeniyle Anayasa'nın 7. maddesine aykırılıktan söz edilemez.
3) Anayasa'nın 153. Maddesi Yönünden İnceleme:
Dava dilekçesinde, 308 sayılı KHK ile 399 sayılı KHK'nin aynı
konuları düzenlemesi, öz bakımından benzer hükümleri içermesi üzerinde durulup
iptal edilen yasa hükümlerinin aynısının ya da benzerinin yeniden
yasallaştırılmasının Anayasa'nın 153. maddesine aykırı düşeceği belirtilerek,
KHK'nin bu nedenle iptali istenilmektedir.
Anayasa Mahkemesi'nin bu durumla ilgili kararlarında, bir hükmün
yasama organının Anayasa Mahkemesi'nin kararma uymadığı yönünden iptal
edilebilmesi için, iptal edilenle, iptali istenilen hükümlerin biçim bakımından
"özdeş" olmasının yetmeyeceği, "teknik içerik" ve
"kapsam" bakımından da aynı olması zorunluluğu aranmıştır.
Her iki KHK kamu iktisadi teşebbüsleri personel rejimini
düzenlemek için çıkarılmıştır. Yani konuları aynıdır. Ancak, 308 ve 399 sayılı
KHK'lerin kimi maddelerinin konuları aynı olmasına karşılık, içerikleri ve
teknik düzenlemeleri farklıdır. Ayrıca, bu konuların personel rejimini
düzenleyen bir KHK'de yer alması gerekli ve zorunludur. Kaldıki, 399 sayılı
KHK'de, Anayasa Mahkemesi'nin 308 sayılı KHK'nin iptali kararında saptadığı
Anayasa'ya aykırılık konularının giderilmeye çalışıldığı açıkça görülmektedir.
Bu duruma göre, KHK'nin tümü yönünden Anayasa'nın 153. maddesine aykırılık
bulunmamaktadır.
4) Bunlara ek olarak Anayasa'da açık biçimde yasa ile düzenlenmesi
öngörülen konuların KHK ile düzenlenip düzenlenemeyeceği konusu üzerinde de
durulması gerekmektedir.
Dava konusu 399 sayılı KHK, kamu iktisadi teşebbüslerinde
çalışacak memurlar için kimi özel düzenlemeler getirmiş, bunların esasen 657 sayılı
Devlet Memurları Kanunu'na tâbi olacağını belirtmiş ve sözleşmeli personelin
haklarını ve yükümlülüklerini düzenlemiştir. Anayasa'nın 128. maddesinin ikinci
fıkrasında memurlarla diğer kamu görevlilerinin nitelikleri, atanmaları, görev
ve yetkileri, hakları ve yükümlülükleri aylık ve ödenekleri ile diğer özlük
işlerinin yasayla düzenleneceği hükme bağlanmıştır. Bu hüküm, ele alınan
konuların KHK ile düzenlenemeyeceği anlamına gelmemektedir. 399 sayılı KHK'de
sözü geçen sözleşmeli personel Anayasa'nın 128. maddesinin kapsamı dışında
kalmaktadır. Nitekim Anayasa Mahkemesi'nin 8.2.1989 günlü, Esas: 1988/38,
Karar: 1989/7sayılı kararında belirtildiği üzere, Anayasa'nın bir maddesinin
yasa ile düzenleneceğini öngördüğü bir konunun, Anayasa'nın 91. maddesinin
birinci fıkrasının yasakladığı alanlara girmedikçe KHK ile düzenlenmesi
Anayasa'ya aykırı değildir. Ayrıca 308 sayılıKHK'nin iptal gerekçesinde
belirtildiği üzere "kamu iktisadi teşebbüslerinde çalıştırılan ....
sözleşmeli personelin, Anayasa'nın 128. maddesinde yer alan ve atamaya tâbi
diğer kamu görevlileri kapsamına dahil edilmelerine anayasal olanak
yoktur."
Yukarıda (1-4) bölümlerinde açıklanan nedenlerle 399 sayılı
KHK'-nin tümüne yönelik iptal isteminin reddi gerekir.
Yekta Güngör ÖZDEN, Mustafa ŞAHİN, Selçuk TÜZÜN, Ahmet N. SEZER ve
Güven DİNÇER bu görüşe katılmamışlardır.
b- 399 Sayılı KHK'nin Maddelerinin Anayasa'ya Aykırılığı Sorunu:
Başvuruda, maddelerin içeriğinin Anayasa'ya aykırılığı konusunda,
KHK'nin tümünün iptaline ilişkin inceleme bölümünde üzerinde durulan Anayasa
maddeleri ile güvence yokluğu, Anayasa'nın 2., 5. ve 49 maddelerine aykırılık
nedenleri olarak ileri sürülmektedir.
308 sayılı KHK'nin iptaline ilişkin Anayasa Mahkemesi kararının
gerekçesinde; "O halde devlet, genel idare esasları dışındaki hizmetlerde
birer çalıştırılan konumunda bulunan KİT'lerdeki sözleşmeli personelin hukuksal
statüsünü belirlemek ve istihdam güvencesini sağlamak için, yapılacak idari
sözleşmelere esas olmak üzere, Anayasa'nın 128. maddesinin ikinci fıkrasında
memur ya da diğer kamu görevlilerine, 49.-55. maddelerde işçilere ilişkin
güvencelerin benzerlerini, KİT'lerin hizmet özelliklerine uygun öğeleri içeren
bir çerçeve ile kurallara bağlamak zorundadır." şeklinde yer alan anlatım,
sözleşmeli personel için güvence getirilmesi gerektiğini belirtmekte, bunun
yanında getirilecek güvencenin KİT'lerin hizmet özelliklerine uygunluğunu da
öngörmektedir. 308 sayılı KHK ile güvencesiz bir personel statüsü yaratılmış ve
yukarıdaki gerekçeler bu statüye göre oluşturulmuştur. 399 sayılı KHK'de ise,
sözleşmeli personelin işe alınması, işe alınanlarda aranacak koşullar, işe
alırken uygulanacak sınav, ödevler ve sorumlulukları, genel haklar ve yasaklar,
çalışma saatleri ve izinler, mail ve sosyal haklar, sicil ve başarı
değerlendirilmesi, disiplin, görevden uzaklaştırma ve göreve son verme
(sözleşmenin feshi ve sona ermesi) konularının düzenlendiği görülmektedir. Bu
durumda, kamu iktisadi teşebbüslerinde ve bağlı ortaklıklarda çalıştırılacak
sözleşmeli personel yönünden, anlaşmazlıkları idari yargıda çözümlenmesi
gereken statü hukukuna bağlı bir personel kategorisi oluşturulmuş ve böylece,399
sayılı KHK ile sözleşmeli personel, memurlara benzer yasal güvenceye
kavuşturulmuştur. Disiplin cezalarıyla ilgili 44. maddesinde sözleşmeli
personele "... bu Kanun Hükmünde Kararnamede hüküm bulunmayan hallerde
teşebbüs veya bağlı ortaklık memurlarının tâbi olduğu hükümler uygulanır.'
hükmü yer almaktadır. Sözleşmenin feshinde ya da yenilenmesinde sicil ve başarı
değerlemesinin esas alınacağı belirtilmek suretiyle güvence sağlanmıştır.
Sözleşmeli personel, sosyal güvenlikleri bakımından TC. Emekli
Sandığı'na bağlı kılınmaktadır. Böylece, memur kadrolarından sözleşmeli konuma
geçenler ile ilk kez açıktan sözleşmeli olanlar arasında sosyal güvenlik
kuruluşu farklılığı giderilmektedir. Kamu iktisadi teşebbüslerinde sosyal tesis
ve olanaklarından yararlanmada memurlara benzer bir düzenleme getirilmiştir.
Böylece 308 sayılı KHK iptal kararının gerekçesinde yer alan
güvencelerin sağlandığı görülmektedir.
KHK Maddelerinin Sırasıyla İrdelenmesi:
1. AMAÇ ve KAPSAM başlıklı 1. madde ile, 233 sayılı KHK kapsamına
giren kamu iktisadi teşebbüsleri ve bağlı ortaklıklarınca istihdam edilen
personelin işe alınmaları; görev ve yetkileri, nitelikleri, atanma, ilerleme,
yükselme, hak ve yükümlülükleri ile diğer özlük haklarının düzenlenmesi
öngörülmektedir.
Bu düzenleme, IV, A, B, a, b bölümlerinde açıklanan nedenlerle
Anayasa'ya aykırı görülmemiştir.
Yekta Güngör ÖZDEN, Mustafa ŞAHİN, Selçuk TÜZÜN, Ahmet N. SEZER ve
Güven DİNÇER bu görüşe katılmamışlardır.
2. KHK'nin 2. maddesi ile kapsamına giren sözleşmeli personelin
işin gereğine uygun olarak yetiştirilmesi, verim ve kârlılık ilkelerine bağlı
olarak çalıştırılmaları, göreve devamlarını özendirecek bir özlük haklan
sisteminin sağlanması ve yaratıcılık, girişimcilik, başarı ve çabanın maddi ve
Manevi olarak teşviki temelilkeler olarak alınmıştır.
Kamu iktisadi teşebbüsleri amacının gerçekleştirilmesine uyan bu
düzenlemede IV, A, B, a, b bölümlerinde açıklanan nedenlerle Anayasa'ya
aykırılık görülmemiştir.
Yekta Güngör ÖZDEN, Mustafa ŞAHİN, Selçuk TÜZÜN, Ahmet N. SEZER ve
Güven DİNÇER bu görüşe katılmamışlardır.
3. Başvuruda 3. madde ile ilgili savda, memurlara ya da sözleşmeli
personele gördürülecek hizmetleri saptama yetkisinin yönetime ve Bakanlar
Kurulu'na verildiği, 308 ve 399 sayılı KHK'lerin niteliği bakımından farksız
olduğu üzerinde durularak sözleşmeli personele ilişkin kimi konuların güvenceye
bağlanmadan yönetimin düzenlemesine bırakıldığı belirtilmiş bu yüzden bu
maddenin Anayasa'nın 2., 5. ve 49. maddelerine aykırılığı ileri sürülmüştür.
aa- (a) bendi ile kamu iktisadi teşebbüslerinde istihdam edilecek
personelin hukuki statüsü, Anayasa Mahkemesi'nin 308 sayılı KHK'nin kimi
maddelerinin iptaline dair gerekçeleri dikkate alınarak yeniden düzenlenmiştir.
Söz konusu iptal kararında aynen; "Oysa, Anayasa'nın 128. maddesinde yer
alan kamu iktisadi teşebbüslerinin de 135. maddesinin ikinci fıkrasında ayrıca
belirlendiği gibi, ... genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları
kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevler ... mutlaka vardır ve
bunların da memurlar ya da diğer kamu görevlileri eliyle yürütülmesi gerekir.
Anayasa'nın 128. maddesinde öngörülmüş bulunan genel idare esasları dışında
kalan hizmetlerde ise, kuşkusuz sözleşmeli personel çalıştırma olanağı vardır.
Bu hizmetlerin kapsamının sayısal ya da oransal olarak dar veya geniş tutulması
konunun ağırlıklı önemini azaltmaz, yönünü değiştiremez." biçimindeki
görüş ve esaslara yer verilmiş, iptal gerekçesini gözeten KHK'de, karara uygun
olarak KİT'lerde istihdam edilecek personel arasına memurları katmıştır.
Bu durumda (a) bendi Anayasa'ya aykırı görülmemiştir.
Yekta Güngör ÖZDEN, Mustafa ŞAHİN ve Güven DİNÇER bu görüşe
katılmamışlardır.
bb- (b) bendi kamu iktisadi teşebbüslerinde çalıştırılacak
memurlarla ilgilidir. Sözü edilen memurlar, iptali istenen ve incelenen bu KHK
ile getirilen hükümler dışında 657 sayılı Yasa'ya bağlıdırlar. Anayasa'nın 128.
maddesi, "Devletin, kamu iktisadi teşebbüsleri ve diğer kamu
tüzelkişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu
hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevler, memurlar ve diğer kamu
görevlileri eliyle görülür.
Memurların ve diğer kamu görevlilerinin nitelikleri, atanmaları,
görev ve yetkileri, haklan ve yükümlülükleri, aylık ve ödenekleri ve diğer
özlük işleri kanunla düzenlenir." kuralını getirmiştir.
Yukarıda (aa) bendinde açıklandığı üzere; kamu iktisadi
teşebbüslerinde, genel idare esaslarına göre yürütülmekle yükümlü kamu
hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevler mutlaka vardır.
İptali istenen düzenleme ile, kamu iktisadi teşebbüslerindeki bu
çeşit hizmetlerin genel müdür, genel müdür yardımcısı, teftiş kurulu başkanı,
kurul ve idare başkanları, müessese müdürleri, bölge ve il müdürleri, müfettiş
ve müfettiş yardımcıları ile kadro unvanları (1) sayılıcetvelde gösterilen
personel eliyle görülmesi ve bu personelin KHK'de belirtilen hükümler dışında
657 sayılı Yasa'ya tâbi tutulması öngörülmüştür. Ayrıca memurların atandıkları
kadrolarda sözleşmeli olarak çalıştırılması hükme bağlanmıştır. Böylece,
personel önce kadroya atanacak, sonra kendisiyle sözleşme yapılacaktır. Bu
sistemle teşebbüs ve bağlı ortaklıklarda genel idare esaslarına göre yürütülen
kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevlerde hizmet verecek
personel için Anayasa'nın 128. maddesinde öngörülen güvence getirilmekte ve
işletme esaslarına göre kârlılık, verimlilik ve rekabet kuralları içinde hizmet
vermesi gereken bu personelin, genel idare esasları dışında hizmet gören
sözleşmeli personel ile toplu iş sözleşmeleri kapsamına girendiğer personelin
aldıkları ücretlerle dengeli bir ücret alabilmesi olanağı sağlanmaktadır. Başka
bir anlatım ile bu düzenleme, kamu iktisadi teşebbüslerinde farklı statüde
çalışanlar arasında başarı durumlarına göre alman ücretlerde bir denge
sağlanmasına yönelik görülmektedir.
Ancak, madde metninde genel idare esaslarına göre yürütmekle
yükümlü kılından kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevlerin
belirlenmesine esas olacak bir ölçüt getirilmediği için genel idare esaslarına
göre yürütülmesi gereken asli ve sürekli görevlerde çalışan kimi personelin.
(1) sayılı cetvel dışında kalması ya da genel idare esaslarına göre yürütülmesi
gerekmeyen görevlerde çalışan kimi personelin (1) sayılı cetvelde yer alması
olasılığı vardır. Ayrıca madde metninde "..... bu kadrolara atanan
personel atandıkları kadrolarda sözleşmeli olarak çalıştırılabilirler."
denildiğinden (1) sayılı cetvel kapsamındaki kimi personele atandıkları
kadrolarda sözleşmeli çalışma olanağı verilirken kimi personel bu olanağın
dışındabırakılacaktır.
Bu nedenlerle (b) bendinin birinci fıkrası eşitlik ilkesi yönünden
Anayasa'nın 10. maddesine aykırıdır.
Madde metninden ve ek (1) sayılı cetvelden anlaşıldığı üzere kamu
iktisadi teşebbüslerinde, belli bir seviyeye kadar yönetim kadrolarına ilişkin
görevler, diğer bir ifade ile yönetim hizmetleri, genel idare esaslarına göre
yürütülmekle yükümlü kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevler
olarak kabul edilmiştir. Objektif bir ölçüt olmadığı için sayılan görev
kadrolarına en yakın kadrolarda çalışan hemen hemen aynı hizmeti müşterek
yürüten personelin bir kısmının memuriyet, bir kısmının sözleşmeli personel
statüsünde çalıştırılmasını açıklama olanağı yoktur. Yine bir ölçüt
olmayışından, sonradan Bakanlar Kurulu kararı ile (1) sayılı cetvele genel
idare esaslarına göre yürütülmesi gerekmeyen görevler dahil edilebileceği gibi
kimi genel idare esaslarına göre yürütülmesi gereken asli ve sürekli görevlerde
(1) sayılı cetvele dahil edilmeyebilecektir. Yine hiç bir objektif ölçü
getirilmeden (1) sayılı cetvele dahil kimi personelin sözleşmeli
çalıştırılmasının önlenmesi nedeni de anlaşılamamaktadır.
Anayasa'nın 128. maddesinde KİT'lerde genel idare esaslarına göre
yürütülen kamu hizmetleri ile bu nitelikte olmayan kamu hizmetlerinin olduğu
gerçeği yatmaktadır. Genel idare esaslarına göre yürütülmesi gereken asli ve
sürekli görevler Anayasa'nın 128. maddesi kapsamındadır. Düzenleme tadadi ve
dondurucu bir nitelikte değildir. KİT'lerde asli ve sürekli nitelikte olmayan
görevlerle, genel idare esaslarına göre yürütülmesi gerekmeyen kimi görevler
kamu görevi niteliğini korumakla birlikte söz konusu maddenin kapsamı dışında
kalmaktadır.
Statü ayrımının yapılmasında öncelikle genel idare esaslarına göre
yürütülecek hizmetleri belirleyecek objektif ölçütlerin getirilmesi gerekmektedir.
Merkezi idare ile statüer bir ilişki, devletin kamu gücünün, emretme yetkisinin
kullanılması, genel idare esaslarına göre yürütülecek hizmetlerin
belirlenmesinde gözönünde bulundurulması gereken hususlardan bazıları olarak
görülmektedir. İktisadi devlet teşekkülleri ve kamu iktisadi kuruluşlarını
kapsayan ve kimi kuruluşları iş kanunu kapsamına giren kamu iktisadi
teşebbüslerinde söz konusu ayrımın yapılması kamu hizmetlerinin belirlenmesi
anlamına gelmektedir. Kamuhizmetlerini belirlemenin geçerli ölçütünün onu
kuranların başka bir anlatımla yasa koyucunun iradesi ile bütünleştiği
izlenmektedir.
Nitekim, Anayasa Mahkemesi'nin 28.11.1985 günlü, Esas: 1985/2,
Karar: 1985/2 sayılı kararında "Hiç şüphesiz Anayasa kurallarına uygun
olmak koşulu ile, kamusal ihtiyaçların gerekli kıldığı hallerde yasama organı,
herhangi bir alanı yasal statü içine alarak bir kamu hizmeti tesis
edebilir."; esasını kabul etmiş, 21.1.1971 günlü, Esas: 1969/33, Karar:
1971/7 sayılı kararında ise "Kamu hizmetleri kavramının gerek öğretide,
gerekse uygulamada Devletçe ve öteki kamu tüzelkişilerince genel idare
esaslarına göre yürütülen hizmetler alanının dışına taşan ve yayılan bir
kapsamı olduğu ve kapsamın da gittikçe genişlediği bilinmektedir."görüşüne
yer verilmiştir.
Konunun niteliği ve kapsamı gözönüne alındığında kamu iktisadi
teşebbüslerinin statüsünü etkileyen bu önemli ayrımın Yasakoyucu tarafından
yapılması, tamamlayıcı çalışmaların ise Yasakoyucu tarafından belirlenen
ölçütlere göre yönetime bırakılması amaca uygun düşmektedir.
Ayrıca, genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü olunan
hizmetlerin gerektirdiği asli ve sürekli görevlerde çalışan kimi memurlara
sözleşme ücreti ödenmeyecekse, bunun objektif nedenleri yasal düzenlemede yer
almalıdır.
(b) Bendinin birinci fıkrası, bu nedenlerle ve IV, A, B, a, b
bölümlerinde yapılan açıklamalar uyarınca Anayasa'nın 10. maddesi dışında,
diğer maddelerine aykırı görülmemiştir.
Yekta Güngör ÖZDEN, Mustafa ŞAHİN, Selçuk TÜZÜN, Ahmet N. SEZER ve
Güven DİNÇER iptal bölümüne değişik gerekçelerle katılmışlardır.
cc- (b) bendinin ikinci fıkrası ile Bakanlar Kurulu'na ekli (1)
sayılı cetveldeki memur kadrolarını genişletmek, bir başka anlatımla kadro
ihdas yetkisi verilmiştir.
Kadroların yasa ile düzenlenmesi gereği üzerinde durularak bu
konuda Bakanlar Kurulu'na yetki verilmesinin Anayasa'ya aykırılığı ileri
sürülmektedir. Bilindiği üzere kuruluş, kadro ve personel, hukuksal açıdan bir
bütünlük oluşturur. Bu bütünlük bir yandan kadro-görev öteyandankadro-memur
ilişkisini ortaya koyar. Anayasa'nın 123. maddesine dayanılarak kuruluşu
Bakanlar Kurulu'na bırakılan kamu iktisadi teşebbüslerinde bu faaliyetin bir
parçası olan kadro düzenlemelerinin de işin zorunlu gereği olarak Bakanlar
Kurulu'na bırakılmasında Anayasa'ya aykırılık görülmemiştir.
Yekta Güngör ÖZDEN, Mustafa ŞAHİN, Selçuk TÜZÜN, Ahmet N. SEZER ve
Güven DİNÇER bu görüşe katılmamışlardır.
dd- (c) bendinde sözleşmeli personelin tanımı yapılmakta ve
bunların kısmİ zamanlı çalışmalarına da olanak sağlanmaktadır. Bu düzenlemede
de güvence eksikliği üzerinde durulmaktadır.
Genel olarak sözleşmeli personelin tüm hukuksal (mali, idari,
sosyal) statüsünün bu KHK ile düzenlendiği görülmektedir. Böylece, sözleşmeli
personel yasal güvenceye kavuşturulmuş olmaktadır. İçeriği yönünden
bakıldığında sözleşme, 308 sayılı KHK'de olduğu gibi hizmet sözleşmesi olarak
nitelendirilmemiştir. Ayrıca sözleşmenin çerçevesi, bu KHK ile belirlenen statü
kuralları ile çizilmiştir. Yani sözleşme, bu kurallara aykırı olamayacak bir
idari sözleşmedir. Böylece, sözleşmeli personel ile kamu iktisadi teşebbüsleri
arasındaki ilişkinin, idari yargı denetimine bağlı kamu hukuku ilişkisi olduğu
benimsenerek güvence sağlanmıştır.
Bu nedenle ve IV, A, B, a, b bölümlerinde yapılan açıklamalar
uyarınca söz konusu düzenleme Anayasa'ya aykırı değildir.
Yekta Güngör ÖZDEN, Mustafa ŞAHİN, Selçuk TÜZÜN, Ahmet N. SEZER ve
Güven DİNÇER bu görüşe katılmamışlardır.
ee- (d) bendi ile, memurlar ve sözleşmeli personelin toplu iş
sözleşmeleri kapsamına alınamayacağı ve bu gibilere buna dayalı hiç bir ayni ve
nakdi menfaat sağlanamayacağı hükme bağlanmıştır.
Güvence nedeniyle bu düzenlemenin Anayasa'ya aykırılığı ileri
sürülmektedir.
Anayasa'nın 53. maddesine göre toplu iş sözleşmesi yapma hakkı
işçileri kapsamaktadır. Sözleşmeli statünün işçi statüsüne bağlı personeli de
bünyesinde bulundurduğu söylenemez. Uygulamada böyle bir sorunla
karşılaşıldığında, bunun idari yargı yoluyla çözülmesi olanağı vardır.
Bu nedenle ve IV, A, B, a, b bölümlerinde yapılan açıklamalar
uyarınca düzenleme Anayasa'ya aykırı bulunmamıştır.
Yekta Güngör ÖZDEN, Mustafa ŞAHİN ve Güven DİNÇER bu görüşe
katılmamışlardır.
ff- (e) bendinde yer alan "İşçiler bu Kanun Hükmünde
Kararnameye tâbi değildir." biçimindeki düzenlemenin Anayasa'ya aykırı bir
yönü bulunmadığı açıktır.
4- Teşebbüs ve bağlı ortaklıklarda memur ve sözleşmeli personel
ihtiyacının ne biçimde karşılanacağı 4. madde ile açıklanmaktadır.
Madde, memur kadroları ile sözleşmeli personel pozisyonlarının
ihdas ve iptalini, bu kadro ve pozisyonlarda değişiklik yapma yetkisini
Bakanlar Kurulu'na vermiştir, ilgili bölümlerde açıklandığı üzere KHK'nin
tümünün incelenmesinden, sözleşmeli personelin mali, sosyal ve hukuksal
statüsünün bu KHK ile düzenlendiği ve genel olarak statününyeterli yasal güvencelerle
donatıldığı görülmektedir. Yine ilgili bölümlerde açıklandığı üzere, hukuksal
açıdan kuruluş-kadro, memur-pozisyon, sözleşmeli personel bir bütün
oluşturmaktadır. Kuruluşu, Bakanlar Kurulu'na bırakılan teşebbüs ve bağlı
ortaklıklarda (mevcut müesseselerin veya işletmelerin bağlı ortaklık haline
getirilmesi Yüksek Planlama Kurulu kararı ile olmaktadır) bunun ayrılmaz bir-
parçası durumunda görülen personel ihtiyacının karşılanmasının da Bakanlar
Kurulu'na bırakılması işin mahiyetinden ileri gelmektedir. Bu kadro ve
pozisyonlar, 399 sayılı KHK'nin çerçevesi içinde kullanılmakta ve diğer
faaliyetlerle birlikte TBMM'nin denetimine bağlı bulunmaktadır.
Bu nedenle madde Anayasa'ya aykırı görülmemiştir.
Yekta Güngör ÖZDEN, Mustafa ŞAHİN, Selçuk TÜZÜN, Ahmet N. SEZER ve
Güven DİNÇER bu görüşe katılmamışlardır.
5. KHK'nin 5. maddesi;
aa- Birinci fıkrasının birinci tümcesinde genel müdür ve genel
müdür yardımcısı kadrolarına ilgili bakanın teklifi üzerine ortak kararla atama
yapılacağı belirlenmiştir.
Atama yönteminin yasa ile düzenlenmesi özellikle güvence açısından
önemlidir. Bu nedenle Anayasa'ya aykırılık yoktur.
Mustafa ŞAHİN bu görüşe katılmamıştır.
bb- Birinci fıkrasının ikinci tümcesi genel müdür, genel müdür
yardımcısı kadrolarına atanacaklar hakkında, 657 sayılı Devlet Memurları
Kanunu'nun istisnai memuriyete ilişkin hükümlerinin uygulanacağı esası
getirilmiştir. Bunun yetenekli eleman sağlanması amacı ile yapıldığı
belirtilmektedir.
Anayasa'nın 128. maddesinin ikinci fıkrasında yeteneğe esas teşkil
eden niteliklerin yasayla düzenlenmesi esası getirilmiştir. KHK'deki
düzenlemede "... görevlerini yerine getirebilecek bilgi ve tecrübeye sahip
olmak kaydıyla" ifadesi yer almakta ise de, bu yeteneğin saptanmasına esas
teşkil eden 657 sayılı Yasa'daki ölçütün dışına çıkılmasına ve dolayısıyla
bilgi ve tecrübenin saptanmasında eşitlik ilkesine aykırı, farklı uygulamalara
geçilmesi olasılığı vardır. Bunu önlemek için yine genel ölçütlere uyulması ya
da farklı bir durum varsa, objektifliği veuygulamada eşitliği sağlayabilecek
benzer ölçütün getirilmesi gerekir. Bu nedenlerle inceleme konusu düzenleme,
Anayasa'nın 10. ve 128. maddelerine aykırıdır.
Necdet DARICIOĞLU, Servet TÜZÜN, Erol CANSEL, Yavuz NAZAROĞLU ve
Haşim KILIÇ, bu görüşe katılmamışlardır.
cc- Birinci fıkranın üçüncü ve dördüncü tümcelerinde diğer
kadrolara atama yöntemi gösterilmiştir.
Yönetim kurullarının bu yetkilerini, sınırlarını açıkça belirlemek
kaydıyla devredebilmeleri kamu yönetiminde gelenek durumuna getirilen bir
uygulamadır. Bu devir konusunda sınırların saptanması her kuruluş için
farklılık gösterecek niteliktedir. Kuruluşlara göre değişen teknik ağırlıklı bu
saptamanın yasa ile yetkili kılınan yönetim kurullarına bırakılması,
Anayasa'nın 128. ve 7. maddelerine aykırılık içermemektedir.
Yekta Güngör ÖZDEN, Mustafa ŞAHİN, Selçuk TÜZÜN ve Ahmet N. SEZER
bu görüşe katılmamışlardır.
dd- ikinci fıkrasında yer alan, kapsam dışı statüde geçen
hizmetlerin memur statüsünde geçmiş gibi değerlendirilebileceği yolundaki yasa
hükmü, kamu sektörü dışında ve kamu sektöründe işçi statüsünde çalışanları
kapsamaktadır.
Bu hizmetlerin mali, sosyal hakların saptanmasında ve emeklilikte,
olduğu gibi değerlenebilir duruma getirilmesi, genel uygulama dışında KİT'lerde
çalışacak bir kısım görevliye ayrıcalık sağladığı için, inceleme konusu
düzenleme eşitlik ilkesi yönünden Anayasa'nın 10. maddesine aykırıdır.
Ayrıca, bu düzenlemeye göre, belirlenen genel ilkeler dışında
yapılacak borçlanmalar nedeniyle TC. Emekli Sandığı'nın mali dengesini bozacak
ödemelere yer verileceğinden Anayasa'nın 65. maddesine de aykırıdır.
6. Kararname'nin 6. maddesiyle sözleşmeli personelin yönetim
kurulu kararı ile işe alınabileceği, sınırlarını belirtmek suretiyle yönetim
kurullarının bu yetkilerini daha alt kademelere devredebileceği, sözleşmeli
personelle akdedilecek sözleşmelerin Devlet Personel Başkanlığı'nca
hazırlanacak yönetmelikle tesbit edilecek tip sözleşme çerçevesinde ve takvim
yılı itibariyle yıllık olacağı, ancak ilk kez açıktan işe alınacaklarla 6 aylıksözleşme
yapılacağı ve sözleşme süresi içinde görev unvanı ve görev yeri değiştirilen
personelin sözleşmelerinin yeniden düzenleneceği açıklanmaktadır.
Dava dilekçesinde, "Buradan anlaşılmaktadır ki, sözleşme
metni Devlet Personel Başkanlığı'nca yönetmelikle belirlenecektir. Ayrıca,
sözleşme metni bir takvim yılı itibariyle yıllık olarak düzenleneceğinden hemen
her yıl sözleşme içeriği değiştirilebilecektir ve bu değişme yürütme organının
emrindeki bir idare birimince yapılacaktır. Bundan başka, sözleşmelipersonelin
sözleşme süresi içerisinde görev yeri ve unvanının değişmesi halinde sözleşme
yeniden düzenlenecektir. Görülüyor ki, sözleşmeli personelin kaderi yürütmeye
bağlı bir idare biriminin takdirine bırakılmıştır. Sözleşme süresi bittikten
sonra sözleşmeli personelin akıbetinin ne olacağı hususu ve bu konuda her hangi
bir güvence metinde görülmemektedir." denilmektedir.
Yönetmelikle belirlenecek tip sözleşme 399 sayılı KHK'nin 3.
maddesi uyarınca bu KHK'de belirlenen kurallara uygun olacaktır. Bu durum,
sözleşme içeriğinin her yıl değiştirilmesine ve istenildiği gibi saptanmasına
engeldir.
Öte yandan, KHK'nin 15. ve 45. maddelerinde sözleşmelerin hangi
hallerde feshedileceği kurala bağlanmıştır. Bunda sicil sistemi önemli rol
oynamaktadır. KHK ile çizilen hukuki çerçeve statüer özellik taşımaktadır.
Statü hukukuna bağlı hizmetlerde çalıştırılan personelin sözleşmelerinin geçici
olması düşünülemez.
Yönetim kuruluna bırakılan atama yetkisi hakkında, 5. maddenin
incelendiği bölümde açıklama yapılmıştır.
Bu nedenlerle ve IV, A, B, a, b bölümlerinde yapılan açıklamalar
uyarınca Anayasa'ya aykırılık görülmemiştir.
Yekta Güngör ÖZDEN, Mustafa ŞAHİN, Ahmet N. SEZER, Güven DİNÇER bu
görüşe katılmamışlardır.
7. Sözleşmeli personelde aranacak genel koşullar 7. maddenin
birinci ve ikinci fıkralarında belirtilmiştir. Üçüncü fıkrasında da diğer özel
koşulların saptanması yönetmeliğe bırakılmıştır. Dava dilekçesinde bu durumun
Anayasa'nın 2., 5. ve 49. maddelerindeki kurallarla bağdaşmayacağı
belirtilmiştir. KHK'nin 45. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendine göre
genel-özel ayrımı yapılmadan, "İşe alınma şartlarından birini
taşımadığının anlaşılması veya bu şartlardan birinin sonradan
kaybedilmesi" sözleşmenin feshine neden olmaktadır.
Bu düzenlemenin sözleşmeli personelin işe alındığı sırada
uygulanan öbür özel koşullarda ilgili olduğu, bunun dışında sonradan
getirilecek bir koşula göre sözleşme feshinin düşünülemeyeceği kuşkusuzdur. Her
kuruluşun hizmet durumlarına göre çalıştırılacak personelde teknik zaruretten
doğankimi özel şartlar aranabileceği tabiidir. Bunun 399 sayılı KHK'de
belirlenen güvencelere aykırı olması düşünülemez.
Bu nedenle, düzenleme Anayasa'ya aykırı değildir.
Birinci ve ikinci fıkralar yönünden Yekta Güngör ÖZDEN, Mustafa
ŞAHİN ve Güven DİNÇER, üçüncü fıkra yönünden de Yekta Güngör ÖZDEN, Mustafa
ŞAHİN, Selçuk TÜZÜN, Ahmet N. SEZER ve Güven DİNÇER bu görüşe katılmamışlardır.
8. KHK'nin 8. maddesinin birinci fıkrası, sözleşmeli olarak
alınacak personelin işin özelliğine göre yarışma ve yeterlik veya sadece
yeterlik sınavına tabi tutulacakları, memur statüsünden sözleşmeli statüye,
sözleşmeli statüden memuriyete geçenlerle mecburi hizmetlilerin sınava bağlı
tutulamayacakları, ikinci fıkrasında da sınav konulan ile sınava ilişkin diğer
hususların yönetim kurullarınca çıkarılacak yönetmelikle belirleneceği
öngörülmektedir.
Dava dilekçesinde, genel gerekçeler yanında sınava ilişkin
düzenlemelerin yönetmeliğe bırakılması üzerinde durularak güvence yönünden
Anayasa'nın 2., 5. ve 49. maddelerine aykırılığı ileri sürülmektedir.
Söz konusu yönetmeliğin 399 sayılı KHK çerçevesinde düzenleneceği,
ayrıcalıklara ve sübjektif değerlendirmelere yer vermeyecek objektiflikte
olacağı, gerektiğinde idari yargıda dava konusu edileceği kuşkusuzdur. Kaldıki,
işe almada tüm ilgililere aynı koşullarda uygulanacak sınavın çalışma güvencesi
ile bir ilgisi yoktur.
Bu nedenlerle ve IV, A, B, a, b bölümlerinde yapılan açıklamalar
uyarınca söz konusu düzenleme Anayasa'ya aykırı değildir.
Birinci fıkra yönünden Yekta Güngör ÖZDEN, Mustafa ŞAHİN, Ahmet N.
SEZER ve Güven DİNÇER, ikinci fıkra yönünden Yekta Güngör ÖZDEN, Mustafa ŞAHİN,
Selçuk TÜZÜN, Ahmet N. SEZER ve Güven DİNÇER bu görüşe katılmamışlardır.
9. KHK'nin 9. maddesiyle sözleşme süresi içinde hizmet şartlarına
göre sözleşmeli personelin görev ve görev yerinin değiştirilebileceği, aynı
yerdeki görev yerlerinin değişikliğinde tebliğ gününü izleyen iş gününde; başka
yerlerdeki görev yerinin değişmesi halinde ise tebliğ tarihinden itibaren 15
inci günü izleyen iş gününde göreve başlaması hükme bağlanmaktadır.
Dava dilekçesinde genel gerekçelerle sözleşmeli personelin görev
ya da görev yeri değişikliğinin güvenceye bağlanmadan yönetim birimlerinin
takdirine bırakıldığı üzerinde durularak, bu maddenin Anayasa'nın 2., 5. ve 49.
maddelerine aykırılığı ileri sürülmektedir.
Bu düzenlemenin yönetim birimlerinin keyfi takdirine yol açacağı
düşünülemez. Sicil, başarı değerlendirmesi esasları ve bütün haksız işlemlere
idari yargı yolunun açık olması buna olur vermez.
Bu- nedenle düzenlemede Anayasa'ya aykırılık yoktur.
Yekta Güngör ÖZDEN, Mustafa ŞAHİN, Selçuk TÜZÜN, Ahmet N. SEZER ve
Güven DİNÇER bu görüşe katılmamışlardır.
10. KHK'nin 10. maddesinin birinci tümcesi ve ikinci tümcesinin
bir yan tümcesi ile sözleşmeli personelin bir Siyasi parti, kişi ya da zümrenin
yararım veya zararını hedef tutan bir davranışta bulunamayacakları, görevlerini
yaparken, dil, ırk, cinsiyet, Siyasi düşünce, felsefi inanç din ve mezhep
ayırımı yapamayacakları ikinci tümcenin ikinci yan tümcesi ile de hiç bir
biçimde Siyasi ve ideolojik beyanda bulunamayacakları ve bu çeşit eylemlere
katılamayacakları açıklanmaktadır.
Dava dilekçesinde, bu maddenin Anayasa'nın 25., 26. ve 33.
maddelerindeki haklara kısıtlama getirdiği, böylece Anayasa'nın 91. maddesine
aykırı düştüğü ileri sürülmektedir. Maddenin birinci tümcesi ile ikinci
tümcesinin birinci yan tümcesi göreve bağlı yasaklamalar getirmektedir. Bunlar,
sözleşmeli personelin diğer kamu görevlileri gibi görevini yaparken yansız
davranması için gereklidir. Bu düzenlemekanun önünde eşitliği ve ayrıcalık
tanımamayı öngören Anayasa'nın 10. maddesinden kaynaklanmaktadır. İnceleme
konusu düzenlemenin düşüncenin açıklanması ya da yayılması, dernek kurma hak ve
özgürlükleriyle, dolayısıyla Anayasa'nın 25., 26. ve 33. maddeleriyle bir ilgisi
ve Anayasa'ya aykırılığı bulunmamaktadır.
Mustafa ŞAHİN, Yavuz NAZAROĞLU ve Güven DİNÇER bu görüşlere
katılmamışlardır.
Maddede yer alan ikinci tümcesinin ikinci yan tümcesi ise,
sözleşmeli personelin "Siyasi ve ideolojik beyanda bulunmasını ve bu tür
eylemlere katılmasını" önlemek için getirilmiştir. Düşünce özgürlüğünün
Siyasi ve ideolojik düşünceyi de kapsayacağı şüphesizdir. Öyle olunca maddenin
bu kısmının Anayasa'nın 26. maddesindeki düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğü
ile yakın ilişkisi olduğu ortaya çıkmaktadır. Bir başka anlatımla, maddenin bu
kısmında düşünceyi açıklama ve yayma hak ve özgürlüğü ile ilgili bir konunun
düzenlendiği görülmektedir. Tanımdan da anlaşılacağı üzere
"ideolojik" sözcüğünün yalnız Siyasi değil, toplumsal içeriği de
vardır. Bu sözcük, toplumsal kümelerin davranışlarına yön veren hukuksal,
bilimsel, felsefi, dinsel, moral ve estetik düşünceyi de kapsamaktadır. Konuya
bu açıdan bakınca, dernek kurma ya da bir derneğe üye olma hak ve özgürlüğünün
ideolojik eylemkapsamında görülmesi olanaklıdır. Çünkü, dernek aynı amaçla bir
araya gelen yasal topluluğun adıdır. Aynı ideolojiyi paylaşan kimselerin, bu
ideolojiyi savunma amacıyla bir araya gelmesi söz konusu olabilir. Ayrıca
belirtmek gerekir ki, düşünceyi açıklamave yayma özgürlüğü ile dernek kurma ya
da derneğe üye olma özgürlüğü arasında yoğun ilgi vardır.
Bu durum karşısında, KHK'nin 10. maddesindeki bu düzenleme,
Anayasa'nın dernek kurma özgürlüğüne ilişkin 33. maddesiyle de ilişkilidir.
Böylece 33. madde kapsamındaki bir konu dolaylı da olsa KHK'nin 10. maddesinde
yer almıştır.
Yukarıda belirtilen nedenlerle, inceleme konusu düzenleme, Anayasa'nın
26. ve 33. maddelerindeki konularla ilgili bulunduğundan KHK ile
düzenlenmeyecek konuları kapsamakta ve bu yüzden Anayasa'nın 91. maddesine
aykırı düşmektedir.
11. KHK'nin 11. maddesinin (a) bendi ile teşebbüs ve bağlı
ortaklıkların bütün personelinin sermaye ve diğer kaynakları kârlılık,
verimlilik esaslarına göre kullanmak ve değerlendirmek konusunda gereken çabayı
göstermekle sorumlu ve yükümlü oldukları, görevlerinden dolayı teşebbüs ve
bağlı ortaklıklara verdikleri zararlar nedeniyle özel hukuk kurallarınca
sorumlu olacakları hükme bağlanmıştır.
Bu yöntem, giderim yönünden seçilmiş bir yoldur. Zarar verenin
kamu görevlisi olması bu yönden özel hukuk hükümlerine bağlı olmasına engel
değildir. Bu bağlılık, personelin kamu görevlisi olması niteliğini
etkilemeyeceği gibi, yönetimle arasındaki kamu hukuku ilişkisinin değişmesi
anlamına da gelmez. Bu nedenle ve IV, A, B,a, b bölümlerinde yapılan
açıklamalar uyarınca Anayasa'ya aykırı bulunmamıştır.
Yekta Güngör ÖZDEN, Mustafa ŞAHİN, Selçuk TÜZÜN, Ahmet N. SEZER ve
Güven DİNÇER bu görüşlere katılmamışlardır.
Maddenin (b) ve (c) bendlerinde personelin, para ve para yerine
geçen evrak ve senetler ile bilanço, tutanak, rapor ve benzeri her türlü belge
ve defterler üzerinde işledikleri suçlardan dolayı Türk Ceza Yasası'na göre
cezalandırılacakları, ayrıca görevlerinden ayrılmış olsalar bile görevleri
sırasında edindikleri gizlibilgileri yetkili amirin izni olmadan
açıklayamayacakları, aksi takdirde bunlar hakkında Türk Ceza Yasası'nın 229.
maddesi hükümlerinin uygulanacağı yer almaktadır.
KHK'nin 60. maddesinde ceza ile ilgili düzenlemelerin yürürlüğü
yasalaşma koşuluna bağlanmıştır. Bu nedenle öncelikle Anayasa'ya aykırılık
bakımından inceleme yeteneğinin bulunup bulunmadığının saptanması gerekir.
Yukarıda ilgili bölümlerinde de belirtildiği üzere Anayasa'nın
148. maddesinde KHK'lerin şekil ve esas bakımından Anayasa'ya uygunluğunun
denetleneceği hükme bağlanmıştır. Bu hükme göre KHK'nin tüm maddeleri,
yürürlükte olsun olmasın Anayasa'ya uygunluk denetimine bağlı tutulmalıdır.
Çünkü, 148. maddede yürürlük koşulu bulunmamaktadır.
KHK'nin bir maddesinin yürürlüğünün belli bir tarihe bırakılması
ile yasalaşma koşuluna bağlanması arasında anayasal denetim açısından ayrım
yoktur. Yürürlüğü yasalaşma koşuluna bağlanan madde anayasal denetime bağlı
tutulmayacaksa, belli bir tarihte yürürlüğe girmesi öngörülen maddenin de
Anayasa'ya uygunluk denetiminin yapılmaması gerekir. Oysa, belli bir tarihte
yürürlüğe girecek maddenin anayasal denetiminin yapılması zorunludur. Çünkü,
aksi halde bu maddeler soyut norm denetiminden kaçırılmış olur. Bu durumda
yürürlüğü yasalaşma tarihine bırakılan maddenin Anayasa'ya uygunluğunun da
incelenmesi kaçınılmazdır.
Söz konusu düzenleme, Anayasa'nın 91. maddesinin birinci
fıkrasında açıkça belirlenen ve KHK çıkarmaya kesinlikle kapalı tutulan
Anayasa'nın İkinci Kısmının İkinci Bölümünde yer alan "Suç ve cezalara
ilişkin esaslar" başlıklı 38. madde ile ilgili olması nedeniyle Anayasa'ya
aykırıdır.
Maddenin (d) bendi ile görevleri gereği işledikleri suçlardan
dolayı genel müdür ve yönetim kurulu üyeleri hakkında kovuşturma yapılabilmesi
için ilgili Bakanın izninin alınmasının şart olduğu açıklanmaktadır. Bu
düzenleme, kamu iktisadi teşebbüsleri üst yöneticilerinin yersiz kovuşturmaya
uğramalarını önlemek için Anayasa'nın 129. maddesinin son paragrafındaki hükme
dayalı olarak getirilmiştir. Suçluluğu tesbit edilen, kişilerin korunması
anlamına gelmeyeceği kuşkusuzdur.
Bu nedenle Anayasa'ya aykırılık görülmemiştir.
Yekta Güngör ÖZDEN, Mustafa ŞAHİN, Selçuk TÜZÜN, Ahmet N. SEZER ve
Güven DİNÇER bu görüşe katılmamışlardır.
12- THK'nin 12. maddesinde, sözleşmeli statüde istihdam edilen
sözleşmeli personelin sosyal güvenlikleri yönünden 5434 sayılı TC. Emekli
Sandığına bağlı olacakları belirtilmektedir.
Böylece memur kadrolarından sözleşmeye geçenler ile ilk defa
açıktan sözleşmeli olanlar arasında sosyal güvenlik kuruluşu farklılığı
giderilmektedir. Bu nedenle düzenleme Anayasaya aykırı değildir.
Yekta Güngör ÖZDEN, Mustafa ŞAHİN, Ahmet N. SEZER ve Güven DİN ÇER
bu görüşe katılmamışlardır.
13. KHK'nin 13. maddesiyle sözleşmeli personelin sözleşmede
belirtilen koşullara uyarak görevlerinden çekilebilecekleri belirtilmektedir.
Belirtilecek çekilme koşullarının iyi niyet kurallarına ters düşmeyeceği doğaldır.
Düzenlemede Anayasa'ya aykırılık görülmemiştir.
Yekta Güngör ÖZDEN, Mustafa ŞAHİN, Selçuk TÜZÜN, Ahmet N. SEZER ve
Güven DİNÇER bu görüşe katılmamışlardır.
14. KHK'nin 14. maddesiyle sözleşmeli personelin sendikaya üye
olması, sendikal faaliyette bulunması, bu yolda propaganda yapması,
desteklemesi ve teşvik etmesi yasaklanmış bulunmaktadır.
Düzenleme, Kararname'nin 60.maddesi kapsamı içinde olup yürürlüğü
yasalaşma koşuluna bağlanmıştır. 11. maddenin inceleme bölümünde belirtilen
nedenle anayasal denetime bağlıdır.
Anayasa'nın 51. ve 53. madde metinlerinde yer alan söz konusu
hakların sadece işçiler yönünden anayasal güvenceye bağlandığı anlaşılmaktadır.
399 sayılı KHK'nin öngördüğü sözleşmeli personelin işçi ve memur olmadığı
anılan kararnamede açıkça ifade edilmektedir. İşçi kapsamı dışında kalan
çalışanlar hakkındaki düzenlemeler konusunda Yasakoyucunun takdir hakkıbulunduğu
tartışılamaz. Ancak, işçi statüsünde bulunanların sözleşmeli statüye
geçirilerek bu işçileri anayasal haklardan yoksun kılmaya yönelik uygulamalar
Anayasa'ya açıkça aykırı düşer. 3. maddenin (c) fıkrasında sözleşmeli
personelin işçi statüsünde olmadığı, aynt maddenin (e) fıkrasında ise işçilerin
bu kanun hükmünde kararnameye bağlı olmadığı vurgulanmakla bu husus, yasal
güvenceye de kavuşturulmuştur.
Bu nedenlerle söz konusu düzenleme Anayasa'ya aykırı
görülmemiştir.
Yekta Güngör ÖZDEN, Mustafa ŞAHİN, Ahmet N. SEZER ve Güven DİNÇER
bu görüşe katılmamışlardır.
15. KHK'nin 15. maddesinde başka iş ve hizmet yasağı açıklığa
kavuşturulmakta, hangi iş ve hizmetlerin bu yasak kapsamı dışında kalacağı da
ayrıca sayılmakta ve bu yasağa aykırı davrananların sözleşmelerinin
feshedileceği esası benimsenmektedir.
Getirilen düzenleme, kamu iktisadi teşebbüslerinin yapılarına ve
işlevlerine uygun düşmektedir.
Başka hizmet yasağına getirilen ayrık kural yetenekli, deneyimli
uzman personelin özel sektörü tercihine neden olan, tatminsizlikleri giderici
etkinlikler yaratmaya, böylece zararları gidermeye, kârlılık ve verimliliği
sürekli duruma getirmeye yönelik amaçlarla sınırlı düzenleme olarak
görülmektedir.
Bu nedenle ve IV, A, B, a, b bölümlerinde yapılan açıklamalar
uyarınca Anayasa'ya aykırı bulunmamıştır.
Yekta Güngör ÖZDEN, Mustafa ŞAHİN, Selçuk TÜZÜN, Ahmet N. SEZER ve
Güven DİNÇER bu görüşlere katılmamışlardır.
16. KHK'nin 16. maddesiyle sözleşmeli personelin ne biçimde olursa
olsun hediye istemesi ya da hediye kabul etmesi veya iş sahiplerinden borç para
alması veya istemesi yasaklanmıştır.
Genel hükümlere dayanan, görülen hizmetlerin gereğine uygun düşen
bu düzenlemede Anayasa'ya bir aykırılık saptanamamıştır.
Yekta Güngör ÖZDEN, Mustafa ŞAHIN, Ahmet N. SEZER ve Güven DİNÇER
yasağın düzenlendiği bölüm ve düzenleme biçimi yönünden bu görüşe
katılmamışlardır.
17. KHK'nin 17. maddesiyle sözleşmeli personelin göreviyle ilgili
konularda yetkili kılınmadan haber ajanslarına veya radyo ve televizyon
kurumlarına demeç vermeyecekleri belirtilmektedir.
Genel hükümlere dayanan ve görülen hizmetlerin gereğine uygun
düşen bu düzenlemede de Anayasa'ya bir aykırılık saptanamamıştır.
Yekta-Güngör ÖZDEN, Mustafa ŞAHİN, Ahmet N. SEZER ve Güven DİNÇER
önceki maddede belirttikleri nedenlerle bu görüşe katılmamışlardır.
18. KHK'nin 18. maddesiyle, bu Kanun Hükmünde Kararnameye bağlı
personelin Siyasi faaliyette bulunamayacakları ve Siyasi partilere üye
olamayacakları öngörülmektedir.
Dava dilekçesinde anılan maddenin, sözleşmeli personelin
Anayasa'-nın 67. ve 68. maddelerindeki haklarını kısıtlamakta ve yasaklamakta
olduğu, bu maddelerin ise Anayasa'nın İkinci Kısmı'nın "Siyasi Haklar ve
Ödevler" başlıklı 4. Bölümü'nde yer aldığından Anayasa'nın 91. maddesine
aykırı bulunduğu belirtilmektedir.
Düzenleme, 399 sayılı KHK'nin 60. maddesi gereğince yürürlüğü
yasalaşma tarihine bırakılan hükümler arasında yer almaktadır. 11. maddenin (b)
ve (c) bentleriyle ilgili bölümde de açıklandığı üzere Anayasanın 148.
maddesinde belirlenen yetki ve görevlere yürürlük tarihi bakımından bir
kısıtlama getirilmemiş olmasından bu biçimdeki bir düzenlemenin anayasal
denetim dışı bırakılması düşünülemez.
Anayasa'nın 91. maddesinde Siyasi haklar ve ödevlerin KHK ile
düzenlenemeyeceği hükme bağlanmıştır. Bu hükme göre Siyasi hak ve ödevleri
içeren maddenin anayasal denetime bağlı tutulması için KHK ile
"düzenlenmiş" olması yeterlidir. Bu düzenlemenin yürürlükte olup
olmaması denetimi etkileyecek nitelikte görülemez.
Anayasa'nın 67. ve 68. maddelerinde Siyasi faaliyet hakkı ile bir
Siyasi parti kurma ya da böyle bir partiye üye olma hakkı düzenlenmiştir. Bu
maddeler Anayasa'nın İkinci Kısmı'nın Dördüncü Bölümü'nde yer almaktadır.
Anayasa'nın 91. maddesine göre bu konular KHK ile düzenlenemez. Oysa, 399
sayılı KHK'nin incelenen maddesi bu konuları düzenlemekle Anayasa'nın 91.
maddesine açık aykırılık oluşturmaktadır.
19. KHK'nin 19. maddesiyle sözleşmeli personelin hizmetlerini
aksatacak ya da kuruma zarar verecek şekilde kasıtlı olarak birlikte
çekilmeleri, göreve gelmemeleri veya görevlerini yavaşlatmaları veya
aksatmaları sonucunu doğuracak eylem ve hareketlerde bulunmaları yasaklanmıştır.
Ayrıca toplu olarak söz veya yazı ile müracaat ve şikayet edilemeyeceği de
öngörülmüştür.
Genel hükümlere dayanan ve görülen hizmetlerin gereğine uygun
düşen bu düzenlemede Anayasa'ya aykırılık yoktur.
Yekta Güngör ÖZDEN, Mustafa ŞAHİN, Ahmet N. SEZER ve Güven DİNÇER
bu görüşe katılmamışlardır.
20. KHK'nin 20. maddesiyle sözleşmeli personelin haftalık çalışma
süresi belirtilmiş ancak günlük çalışma saatlerinin saptanması yönetim kuruluna
bırakılmıştır.
Dava dilekçesinde, bu maddenin Anayasa'nın 2., 5. ve 49.
maddelerine aykırı olduğu ileri sürülerek iptali istenilmiştir.
Toplam haftalık çalışma süresini geçmemek kaydıyla iş ve işyerinin
şartlarına göre günlük çalışma şekillerinin yönetim kurullarınca saptanmasında
çalışma güvencesi bakımından bir eksiklik ve Anayasa'ya aykırılık
görülmemiştir.
Mustafa ŞAHİN ve Güven DİNÇER bu görüşe katılmamışlardır.
21. KHK'nin 21. maddesiyle sözleşmeli personele verilecek yıllık
izin süreleri memurlarınkine koşut duruma getirilmiş olup Anayasa'ya aykırılık
saptanmamıştır.
Yekta Güngör ÖZDEN, Mustafa ŞAHİN, Ahmet N. SEZER ve Güven DİNÇER
bu görüşe katılmamışlardır.
22. KHK'nin 22. maddesiyle sözleşmeli personele verilecek mazeret
izninin esasları belirlenmiştir. Bu düzenlemede genel uygulamalara ters düşen
bir yön yoktur. Anayasa'ya aykırılık saptanmamıştır.
Mustafa ŞAHİN, Ahmet N. SEZER ve Güven DİNÇER bu görüşe
katılmamışlardır.
- 23. KHK'nin 23. maddesiyle sözleşmeli personelin hastalık
izinleri ile ücretli ya da ücretsiz doğum izinleri hakkında 657 sayılı Devlet Memurları
Yasası'nın ilgili hükümleri uyarınca işlem yapılacağı öngörülmüştür. Kamu
kesiminde çalışanlara eşitlik sağlayan bu düzenlemedeAnayasa'ya aykırılık
yoktur.
Mustafa ŞAHİN, Ahmet N. SEZER ve Güven DİNÇER bu görüşe
katılmamışlardır.
24. KHK'nin 24. maddesiyle muvazzaf askerlik görevini ifa için
görevinden ayrılan sözleşmeli personele güvenceler getirilmiş olup Anayasa'ya
aykırılığı saptanamamıştır.
Yekta Güngör ÖZDEN, Mustafa ŞAHİN, Ahmet N. SEZER ve Güven DİNÇER
bu görüşe katılmamışlardır.
25. KHK'nin 25. maddesinin (a) bendiyle, KHK'ye ekli (1) sayılı
cetvelde gösterilen personelin aylık ve özlük hakları bakımından 657 sayılı
Devlet Memurları Yasası hükümlerine bağlı olduğu belirtilmiş olup Anayasa'ya
aykırılık saptanamamıştır.
Mustafa ŞAHİN bu görüşe katılmamıştır.
Maddenin (b) bendinin birinci fıkrasıyla kadrolarında sözleşmeli
olarak çalıştırılacak memurlara ödenecek ücret konusu düzenlenmiştir. Bu
gibilere aylıklarının altı katım geçmemek üzere Bakanlar Kurulu'nca
belirlenecek bir ücret ödenecektir. Sözleşmeleri feshedilen memurlar,
kadrolarının aylıklarını almaya devam edeceklerdir.
Bu düzenleme yüzünden aynı işi yapan ve aynı sorumluluğu taşıyan
memurlardan kimilerine kadro aylıkları, kimilerine de bu aylıkların altı katına
kadar sözleşme ücreti ödenebilecektir.
Kadro aylığının 6 katını geçmemek üzere sözleşme ücreti tesbit
edilmesi, hiyerarşik bakımdan daha alt düzeyde görev yapan bir KİT
görevlisinin, daha üst düzeyde görev yapan personelden çok daha yüksek ücret
almasına neden olabilecektir.
Çalışanlara ödenen ücretler yönünden gerek kurumlar arası, gerek
kurum içi uygulamalarda kabul edilebilir nedenlere bağlanmayan, çalışma
huzurunu ve hiyerarşik yapıyı bozan dengesizliklere yer verilmemelidir.
Bu amacın gerçekleşmesi için yalnız kadro aylığı alan ve sözleşme
yapılmadığından sözleşme ücreti almayan memurlarla hangi nedenlerle sözleşme
yapılmayacağı belirgin hale getirilmeli; sözleşme yapılan memura ise kadro
aylığının altı katına kadar ödenecek sözleşme ücretinin saptanmasında gerek
kuruluşlar arasında, gerekse kuruluş içinde sübjektif uygulamalara,
dengesizliklere yer vermeyecek, ücret artışları ile verimlilik arasında uyum
sağlayacak yeterli objektif ölçütler getirilmelidir.
Bu nedenle, düzenleme, Anayasa'nın 10. maddesinde belirlenen
eşitlik ilkesine aykırı düşmektedir.
Necdet DARICIOĞLU, İhsan PEKEL, Erol CANSEL, Yavuz NAZAROĞLU ve
Haşim KILIÇ bu görüşe katılmamışlardır.
25.maddenin bir güvence niteliğinde bulunan (b) bendinin ikinci
fıkrası ise Anayasa'ya aykırı görülmemiştir.
Yekta Güngör ÖZDEN, Mustafa ŞAHİN, Selçuk TÜZÜN, Ahmet N. SEZER ve
Güven DİNÇER bu görüşe katılmamışlardır.
Maddenin (c) bendiyle sözleşmeli personelin ücretlerinin temel
ücret, başarı ve kıdem ücretlerinden oluşacağı, bu ücret tavanlarının her yıl
Bütçe Yasaları ile belirleneceği öngörülmektedir. Devlet memurları aylık
katsayısının mali yılın ikinci yarısında değişmesi durumunda sözleşme ücret
tavanlarını değiştirmeye Bakanlar Kurulu yetkili kılınmaktadır. Memur
statüsünde veya İş Yasası'na göre çalışanlarla sözleşmeli çalışanlar arasında,
kimi durumlarda ortaya çıkan aşırı ücret ayrılıklarının giderilmesi için
sözleşme ücret tavanlarının Bütçe Yasaları ile saptanması ve belirlenen tavan
içinde ücretin teşebbüslerce belirlenmesi esası getirilmektedir. Tüm
çalışanların ücretleri arasında bir denge kurulması zorunluluğu karşısında,
sözleşme ücretlerinin tavanının Bütçe Yasaları ile belirlenmesinde kamu yararı
olduğu, bunun başka bir yerde daha uygun biçimde yapılamıyacağı, böylece bu
düzenlemenin geniş anlamda Bütçe ile ilgisizliğinin ileri sürülemeyeceği
kuşkusuzdur. Ayrıca, Bütçe Yasalarına Bütçe dışı hükümler konulması, ancak
Bütçe Yasası'nın Anayasa'yaaykırılığı savıyla dava açıldığında incelenilebilir.
Kamu personeli için uygulanan aylık katsayısının mali yılın ikinci yarısı için
değiştirilmesi durumunda Bakanlar Kurulu'nca sözleşmeli personel ücret
tavanının da mali yılın ikinci yansı için değiştirilmesi, memurlarla ilgili
uygulama ile bir denge sağlaması için getirilmiş olmaktadır.
İncelenen bendde bu nedenlerle Anayasa'ya aykırılık görülmemiştir.
Yekta Güngör ÖZDEN, Mustafa ŞAHİN, Selçuk TÜZÜN, Ahmet N. SEZER ve
Güven DİNÇER bu görüşe katılmamışlardır.
26. KHK'nin 26., 27. ve 28. maddelerinde temel, başarı ve kıdem
ücretlerinin tesbit ölçütleri belirlenmiştir. Kuruluşlar arasında, ödenecek
ücretlerde, dengesizliği önlemek için kuruluşlardan Devlet Personel Başkanlığı
kanalıyla gelecek önerilere göre ücret tavanlarının Yüksek Planlama Kurulu'nca
belirlenmesi esası getirilmektedir. Objektif ölçütlere göre yapılması gereken
bu çalışmaların idari yargı ve TBMM denetimine bağlı olduğu da gözönünde
bulundurulduğunda anayasal eşitliğin ya da güvencenin kaldırıldığı savında
bulunmak olanaksızdır. Belirtilen nedenle bu düzenlemelerde Anayasa'ya
aykırılık görülmemiştir.
Yekta Güngör ÖZDEN, Mustafa ŞAHİN, Selçuk TÜZÜN, Ahmet N. SEZER ve
Güven DİNÇER bu görüşe katılmamışlardır.
27. KHK'nin 29. maddesiyle sözleşmeli personele ücretlerinin
farklı durumlara göre ne biçimde ödeneceği belirlenmektedir. Genel hükümlere
uygun olarak yapılan söz konusu düzenlemenin Anayasa'ya aykırılığı
saptanamamıştır.
Mustafa ŞAHİN, Ahmet N. SEZER ve Güven DİNÇER bu görüşe
katılmamışlardır.
28. KHK'nin 30. maddesiyle fazla çalışma ve diğer ödemelerin
esasları belirlenmektedir. Yasal güvenceye yönelik bu düzenlemenin Anayasa'ya
aykırı bir yönü görülememiştir.
Yekta Güngör ÖZDEN, Mustafa ŞAHİN, Ahmet N. SEZER ve Güven DİNÇER
bu görüşe katılmamışlardır.
29. KHK'nin 31. maddesiyle yurt içinde ve yurt dışında geçici
görevle görevlendirilecek sözleşmeli personele ödenecek yolluğun tesbiti
esasları belirlenmektedir. 6245 sayılı Harcırah Yasası'nı esas alan ve genel
hükümlere uygun görülen, gerektiğinde uygulamasıyla ilgili anlaşmazlıklarda
idari yargı yolu da açık bulunan söz konusu düzenlemenin Anayasa'ya aykırılığı
saptanamamıştır.
Yekta Güngör ÖZDEN; Mustâfa ŞAHİN, Selçuk TÜZÜN, Ahmet N. SEZER ve
Güven DİNÇER bu görüşe katılmamışlardır.
30. KHK'nin 32. maddesiyle, sözleşmeli personelin tedavi
giderlerinin, doğum ve ölüm yardımlarının 657 sayılı Devlet Memurları
Yasası'nın ilgili kurallarına göre yapılacağı belirtilmiş olup Yasakoyucunun
takdirine bağlı bulunan bu düzenlemenin Anayasa'ya aykırılığı saptanamamıştır.
Yekta Güngör ÖZDEN, Servet TÜZÜN, Mustafa ŞAHİN, Ahmet N. SEZER ve
Güven DİNÇER bu görüşe katılmamışlardır.
31. KHK'nin 33. maddesiyle sözleşmeli personelin lojman,
misafirhane, eğitim ve dinlenme tesisleri ile yemek ve diğer sosyal
olanaklardan, ayrıca işin gerektirdiği araç , gereç ve giyim eşyasından
yararlanma esası belirlenmektedir. Bununla memurlarınkine koşut bir düzenleme
getirilmektedir. Kamu kesiminde çalışanlar arasında, belirtilen konularda
eşitlik sağlayan bu düzenlemenin Anayasa'ya aykırılığı saptanamamıştır.
Mustafa ŞAHİN, Ahmet N. SEZER ve Güven DİNÇER bu görüşe
katılmamışlardır.
32. Aylık ücret ve diğer ödemelerin ne şekilde yapılacağını
belirleyen 34. maddenin Anayasa'ya aykırılığı saptanamamıştır.
Yekta Güngör ÖZDEN, Selçuk TÜZÜN, Ahmet N. SEZER ve Güven DİNÇER
bu görüşe katılmamışlardır.
33. Görevlerinde olağanüstü çaba gösteren personelin ödüllendirme
koşullarını açıklayan 35. maddede de Anayasa'ya aykırılık saptanamamıştır.
Mustafa ŞAHİN, Ahmet N. SEZER ve Güven DİNÇER bu görüşe katılmamışlardır.
34. Yurt dışında sürekli çalıştırılacaklarla, kısmi zamanlı
sözleşmeli personele ödenecek ücretlerin ne şekilde saptanacağını esasa
bağlayan 36. maddede taban ücreti belirlenmediği ve taban ile tavan arasında
tespitlere esas alınacak, objektifliği sağlayacak nitelikte ölçütler
konulmadığı için bu düzenleme Anayasa'nın 10. maddesinde belirlenen eşitlik
ilkesine aykırı görülmüştür.
Necdet DARICIOĞLU, İhsan PEKEL, Erol CANSEL, Yavuz Na-ZAROĞLU ve
Haşini KILIÇ bu görüşe katılmamışlardır.
35. Avukatlara ödenecek vekâlet ücretlerinde 657 sayılı Devlet
Memurları Yasası'nın ilgili hükümlerinin esas alınacağını hükme bağlayan 37.
madde de Anayasa'ya aykırı bir yarı görülmemiştir.
Mustafa ŞAHİN ve Ahmet N. SEZER bu görüşe katılmamışlardır.
36. "Personel Kütüğü ve Özlük Dosyası", "Sicil
Dosyası" ile "Özlük ve Sicil Dosyasının Önemi" başlıklı konuları
esasa bağlayan 38., 39. ve 40. maddeler, sözleşmeli personelin güvencesi için
getirildiğinden bu düzenlemelerde Anayasa'ya aykırılık görülmemiştir.
Mustafa ŞAHİN, Ahmet N. SEZER ve Güven DİNÇER bu görüşe
katılmamışlardır.
37. Sicil Amirleri ve Sicil Yönetmeliğine ilişkin 41. madde
memurlarla ilgili bu konudaki yasal düzenlemelere koşutluk göstermektedir.
Hazırlanacak yönetmeliğin güvence yönünden sakıncalı olması durumunda idari
yargı yolunun açık olması nedeniyle bu madde de Anayasa'ya herhangi bir
aykırılık görülmemiştir.
Yekta Güngör ÖZDEN, Mustafa ŞAHİN, Selçuk TÜZÜN, Ahmet N. SEZER ve
Güven DİNÇER bu görüşe katılmamışlardır.
38. Başarı değerlendirme düzeyleri gösterilen 42. maddede
Anayasa'ya aykırılık saptanamamıştır.
Yekta Güngör ÖZDEN, Mustafa ŞAHİN, Ahmet N. SEZER ve Güven DİNÇER
bu görüşe katılmamışlardır.
39. Sicil ve başarı değerlendirmelerini objektif esaslara bağlayan
43. madde de Anayasa'ya aykırılık saptanamamıştır.
Yekta Güngör ÖZDEN, Mustafa ŞAHİN, Selçuk TÜZÜN, Ahmet N. SEZER ve
Güven DİNÇER bu görüşe katılmamışlardır.
40. KİT'lerde ve bağlı ortaklıklarda çalıştırılacaklara verilecek
disiplin cezalan, disiplin cezası niteliğinde sözleşmenin feshine neden olacak
eylemler, disipline ilişkin diğer düzenlemeler KHK'nin 44., 45., 46., 47., 48.,
49. ve 50. maddelerde yer almaktadır.
Burada öncelikle çözümlenmesi gereken konu disiplin suç ve
cezalarının Anayasa'nın 38. maddesinde yer alan suç ve cezalar kapsamında olup
olmadığıdır. Genel olarak disiplin cezalan kamu görevi ile ilgili bir ceza türü
olarak benimsenmektedir. Anayasa'nın 38. maddesinde idari ve adli cezalar
arasında bir ayrım yapılmamış, ayrıca ceza yerine geçen güvenlik önlemleri de madde
kapsamına alınmıştır. Buna göre, disiplin cezaları Anayasa'nın 38. maddesi
kapsamındadır.
KHK'nin 60. maddesinde, cezalara ilişkin düzenlemelerin KHK'nin
yasalaştığı tarihte yürürlüğe gireceği hükme bağlanmıştır. Gerçi bu maddede
açıkça 44., 45., 46., 47., 48., 49. ve 50.. maddelerden söz edilmemiştir ama
cezalara ilişkin düzenlemeler, KHK'nin bu maddelerinde yer almıştır. Bu yüzden
anılan maddelerin yürürlüğünün KHK'nin yasalaşma tarihine bırakıldığı
anlaşılmaktadır.
İnceleme konusu maddeler KHK'nin 11. maddesinin (b) ve (c)
bendiyle ilgili bölümünde açıklanan nedenlerle anayasal denetime bağlıdır.
Anayasa'nın, "Suç ve cezalara ilişkin esaslar" başlıklı 38. maddesi,
İkinci Kısmı'nın İkinci Bölümü'ndc yer almaktadır. Bu bölümde yer alan haklarve
ödevler Anayasa'nın 91. maddesi uyarınca KHK ile düzenlenemeyecek konular
kapsamına girmektedir.
Bu yüzden, KHK'nin disiplin cezaları ile ilgili hususları
düzenleyen 44., 45., 46., 47., 48., 49. ve 50. maddeleri, Anayasa'nın 91.
maddesine aykırıdır.
Erol CANSEL, Yavuz NAZAROGLU ve Haşini KILIÇ bu görüşlere
katılmamışlardır.
41. Görevden uzaklaştırma ile ilgili konulan 51., 52., 53., 54.,
55. ve 56. maddeler düzenlemektedir. Bunların disiplin cezası niteliğinde
düzenlemeler olmasından, ayrıca, 44., 45., 46., 47., 48., 49. ve 50. maddelerle
ilgili açıklamalar nedeniyle de Anayasa'nın 91. maddesine aykırıdır.
Erol CANSEL, Yavuz NAZAROGLU ve Haşini KILIÇ bu görüşlere
katılmamışlardır.
42. KHK'nin 57. maddesinde 3460 ve 23 sayılı Yasalara bağlı
kurumların personeli hakkında bu KHK'nin uygulanmayacağı anlatılmaktadır.
Bu düzenlemede Anayasa'ya aykırılık görülmemiştir.
43. Teşebbüsler ve bağlı ortaklıklarda bu KHK'nin uygulanması
sırasında doğacak tereddütlerin giderilmesi ve uygulama birliğinin
sağlanmasında, 58. madde ile Devlet Personel Başkanlığı yetkili ve görevli
kılınmaktadır.
Uygulamadaki sakıncaları gidermeye yönelik bu düzenlemede
Anayasa'ya aykırılık saptanamamıştır.
Mustafa ŞAHİN bu görüşe katılmamıştır.
44. 233 sayılı KHK'nin bazı maddeleri ile 308 sayılı KHK'nin
geçici 1. maddesi, 59. madde ile yürürlükten kaldırılmaktadır. Anayasa'ya
aykırılık görülmemiştir.
45. KHK'nin Geçici 1. maddesiyle, bu KHK'nin yürürlüğe girdiği
tarihte sözleşmeli statüde çalışanlardan sosyal güvenlikleri açısından Sosyal
Sigortalar Kurumu'na bağlı olanların 2 ay içinde TC. Emekli Sandığı ile
ilgilendirilmesi öngörülmektedir. Bu maddede de Anayasa'ya aykırılık
görülmemiştir.
Yekta Güngör ÖZDEN, Mustafa ŞAHİN, Ahmet N. SEZER bu görüşe
katılmamışlardır.
46. KHK'nin Geçici 2. maddesinde, genel idare esaslarına göre
yürütülmesi gereken asli ve sürekli hizmetlerde çalışan sözleşmeli personelin
memur statüsüne geçirilmesi düzenlenmekte ve kimi kadrolara atanacaklar için
657 sayılı Devlet Memurları Yasası'nın 68. maddesinin (B) bendinde belirtilen
sürelerin aranmaması öngörülmektedir. Bu düzenleme, 3. maddenin (b) fıkrası ve
5. maddenin ikinci tümcesi ile ilgili bölümlerde açıklanan nedenlerle geçici 2.
madde Anayasanın 10. maddesine aykırıdır.
47. 308 sayılı KHK uyarınca sözleşmeli olmayarak memuriyet
statüsünü sürdürenlerle ilgili düzenlemeleri içeren geçici 3. madde de yukarda
IV, A, B, a, b bölümlerinde açıklanan nedenlerle Anayasa'ya aykırılık
görülmemiştir.
Yekta Güngör ÖZDEN, Mustafa ŞAHİN, Selçuk TÜZÜN ve Ahmet N. SEZER
bu görüşe katılmamışlardır.
48. Ekli 1 sayılı cetvele geçirilen sözleşmeli personelin aylık
ücretlerinin, bu KHK'nin yayımı tarihinden geçerli olmak üzere yeni statüleri
esas alınmak suretiyle ödeneceğini öngören geçici 4. madde de Anayasa'ya
aykırılık görülmemiştir.
Yekta Güngör ÖZDEN, Mustafa ŞAHİN ve Ahmet N. SEZER bu görüşe
katılmamışlardır.
49. Sözleşmeli personel statüsünden ekli (1) sayılı cetvelde yer
alan kadrolara intibak ettirilenlerin yeni tesbit edilen aylıklarının mevcut
ücretlerinden az olması halinde fark giderilinceye kadar mevcut ücretlerinin
ödenmesine devam olunacağı geçici 5. maddede öngörülmektedir. Bu maddede
Anayasa'ya herhangi bir aykırılık görülmemiştir.
Mustafa ŞAHİN, Ahmet N. SEZER bu görüşe katılmamışlardır.
50. Sözleşmeli statüde çalışanlardan sözleşmeli ücreti 15.12.1989
tarihi itibariyle mevcut 3.600.000.-TL. tavanının üzerinde olanlara yeni tesbit
edilecek tavan ücretleri mevcut ücretlerine eşitlen inceye kadar aldıkları
sözleşme ücreti üzerinden ödenmesi geçici 6. madde ile belirlenmiştir. Bu
düzenlemede de Anayasa'ya aykırılık görülmemiştir.
Yekta Güngör ÖZDEN, Mustafa ŞAHİN ve Ahmet N. SEZER bu görüşe
katılmamışlardır.
51. KHK'nin geçici 7. maddesiyle sözleşmeli ücretlerinin bu KHK
esaslarına göre tesbiti yapılıncaya kadar, mevcut ücretlerinin ödenmesine devam
edileceği ve sözleşme tavan ücretleri ile fazla çalışma ücretlerinin Yüksek
Planlama Kurulu'nca belirleneceği hükme bağlanmakta tesbit edilen ücretin
alınan ücretten az olması halinde fark kapanıncaya kadar alınan ücretin
ödenmesine devam olunacağı öngörülmektedir. İçeriğiyle amacı açıkça belli olan
bu düzenlemede Anayasa'ya aykırılık görülmemiştir.
Yekta Güngör ÖZDEN, Mustafa ŞAHİN, Selçuk TÜZÜN ve Ahmet N. SEZER
bu görüşe katılmamışlardır.
52- Sözleşmeli statüde çalışmakta iken (1) sayılı cetveldeki
kadrolarına geçirilenlerin TC. Emekli Sandığı ile ilgilendirme koşulları;)e
(1) sayılı cetvellerdeki kadrolara geçmek istemeyerek ayrılmak isteyenlere
tazminat ödenmesi Geçici 8. madde ile hükme bağlanmaktadır.
İncelenen bu madde de yukarıda ilişkili olduğu açıklanan öbür
maddelerde belirtilen nedenlerle Anayasa'ya aykırılık görülmemiştir.
Mustafa ŞAHİN, Ahmet N. SEZER bu görüşe katılmamışlardır.
53. KHK'nin Geçici 9. maddesiyle özel hukuk hükümlerine göre
kurulmuş olup yönetim kademelerinde iş kanunları çerçevesinde personel
çalıştırılan ve ekli (1) sayılı cetvelde yer almayan teşebbüs ve bağlı ortaklık
personeli hakkında yeni bir düzenleme yapılıncaya kadar 233 sayılı KHK'nin
yürürlüğe girdiği tarihten önce bağlı oldukları İş Yasası kurallarının
uygulanmasına devam edileceği öngörülmektedir.
Bu kuruluşlarda genel müdür, genel müdür yardımcısı, yönetim
kurulu üyelerinden seçimle gelenler dışındakilerin 2477 sayılı Yasa'ya göre
atanacakları hükme bağlamaktadır. Bu personel dışında kalanların atanmaları ise
yönetim kurullarına bırakılmaktadır.
KİT'ler içinde çok farklı konumu olan bu kuruluşlarla ilgili
geçici düzenleme Anayasa'ya aykırı görülmemiştir. Necdet DARICIOĞLU, Yekta
Güngör ÖZDEN, Mustafa ŞAHİN, Selçuk TÜZÜN ve Ahmet N. SEZER bu görüşe
katılmamışlardır.
54. Geçici 10. madde ile bu KHK kapsamındaki teşebbüs ve bağlı
ortaklıkların sözleşmeli personel pozisyonlarının unvan ve sayılarının en geç 2
ay içinde Bakanlar Kurulu kararı ile tesbit edilmesi, bu süre içinde mevcut
pozisyonların kullanılmasına devam olunması hükmü getirilmektedir. Olağan
uygulama durumlarını düzenleyen bu 'maddede Anayasa'ya aykırı bir yön
görülmemiştir.
Yekta Güngör ÖZDEN, Mustafa ŞAHİN, Selçuk TÜZÜN ve Ahmet N. SEZER
bu görüşe katılmamışlardır.
55. Bu KHK'nin ceza, sendikal faaliyet ve grev yasağı ile Siyasi
faaliyet yasağına ilişkin hükümlerinin kanunlaştığı tarihte diğer hükümlerinin
ise yayımı tarihinde yürürlüğe gireceği 60. madde ile belirtilmektedir.
Anayasa'nın 91. maddesinin altıncı fıkrasında ".... Ancak kararnamede
yürürlük tarihi olarak daha sonraki bir tarih de gösterilebilir."
hükmünden belirli bir tarih amaçlanmıştır. Bu hüküm, KHK'nin yasalaştığı tarih
gibi belirsiz bir tarihin gösterilmesine olur vermez.
Bu nedenle "... ceza, sendikal faaliyet ve grev yasağı ile
siyasi faaliyet yasağına ilişkin hükümleri kanunlaştığı tarihte, diğer..."
ifadesi Anayasa'ya aykırı düşmektedir.
Necdet DARICIOĞLU bu görüşe katılmamıştır.
60. maddenin iptal dışında kalan bölümünde ise Anayasa'ya
aykırılık görülmemiştir.
C- 399 sayılı KHK'nin yukarıda ayrı ayrı Anayasa'ya aykırılıkları
belirtilen kimi kurallarının iptali, öbür kurallar hakkındaki iptal
istemlerinin ise reddi gerekir. İptalin doğuracağı boşluk kamu yararını olumsuz
biçimde etkileyecek nitelikte görülmüştür. Bu nedenle Anayasa'nın 153.
maddesinin üçüncü fıkrası gereğince iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarih,
kararın Resmi Gazete'de yayımlandığı günden başlayarak bir yılı geçmeyecek
biçimde ayrıca kararlaştırılmalıdır. Anayasa'nın 153. maddesinin dördüncü fıkrası
gereğince iptal kararının yürürlüğe girişinin ertelendiği durumlarda Türkiye
Büyük Millet Meclisi, iptal kararının ortaya çıkardığı hukuki boşluğu
dolduracak yasa tasarısını veya teklifini öncelikle görüşerek karara
bağlayacaktır.
V- SONUÇ:
22.1.1990 günlü, 399 sayılı "Kamu İktisadi Teşebbüsleri
Personel Rejiminin Düzenlenmesi ve 233 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin Bazı
Maddelerinin Yürürlükten Kaldırılmasına Dair Kanun Hükmünde Kararname'nin:
A- Kimi yönlerden Anayasa'ya aykırılığı savıyla tümüne yönelik
iptal isteminin REDDİNE, Yekta Güngör ÖZDEN, Mustafa ŞAHİN, Selçuk TÜZÜN, Ahmet
N. SEZER ve Güven DİNÇER'in karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
B- Bu Kararname'nin:
1.1. maddesinin Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin
REDDİNE, Yekta Güngör ÖZDEN, Mustafa ŞAHİN, Selçuk TÜZÜN, Ahmet N. SEZER ve
Güven DİNÇER'in karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
2- 2. maddesinin Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin
REDDİNE, Yekta Güngör ÖZDEN, Mustafa ŞAHİN, Selçuk TÜZÜN, Ahmet N. SEZER ve
Güven DİNÇER'in karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
3. 3. maddesinin;
a. (a) bendinin Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin
REDDİNE, Yekta Güngör ÖZDEN, Mustafa ŞAHİN ve Güven DİNÇER'in karşıoyları ve
OYÇOKLUĞUYLA,
b. (b) bendinin birinci fıkrasının Anayasa'ya aykırı olduğuna ve
İPTALİNE, OYBİRLİĞİYLE,
c. (b) bendinin ikinci fıkrasının Anayasa'ya aykırı olmadığına ve
iptal isteminin REDDİNE, Yekta Güngör ÖZDEN, Mustafa ŞAHİN, Selçuk TÜZÜN, Ahmet
N. SEZER ve Güven DİNÇER'in karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
d. (c) bendininAnayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin
REDDİNE, Yekta Güngör ÖZDEN, Mustafa ŞAHİN, Selçuk TÜZÜN, Ahmet N. SEZER ve
Güven DİNÇER'in karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
e. (d) bendinin Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin
REDDİNE, Yekta Güngör ÖZDEN, Mustafa ŞAHİN ve Güven DİNÇER'in karşıoyları ve
OYÇOKLUĞUYLA,
f. (e) bendinin Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin
REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
4- 4. maddesinin Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin
REDDİNE, Yekta Güngör ÖZDEN, Mustafa ŞAHİN, Selçuk TÜZÜN, Ahmet N. SEZER ve
Güven DİNÇER'in karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
5. 5. maddesinin;
a. Birinci fıkrasının birinci tümcesinin Anayasa'ya aykırı
olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, Mustafa ŞAHİN'in karşıoyu ve
OYÇOKLUĞUYLA,
b. Birinci fıkrasının ikinci tümcesinin Anayasa'ya aykırı olduğuna
ve İPTALİNE, Necdet DARICIOĞLU, Servet TÜZÜN, Erol CANSEL, Yavuz NAZAROĞLU ve
Haşim KILIÇ'ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
c. Birinci fıkrasının üçüncü ve dördüncü tümcelerinin Anayasa'ya
aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, Yekta Güngör ÖZDEN, Mustafa
ŞAHİN, Selçuk TÜZÜN ve Ahmet N. SEZER'in karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
d. İkinci fıkrasında yer alan "... veya kapsam dışı..."
sözcüklerinin Anayasa'ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, bu sözcükler dışında
kalan bölümün Anayasa'ya aykırı olmadığına ve bu konudaki iptal isteminin
REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
6. 6. maddesinin Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin
REDDİNE, Yekta Güngör ÖZDEN, Mustafa ŞAHİN, Ahmet N. SEZER ve Güven DİNÇER'in
karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
7. 7. maddesinin;
a. Birinci ve ikinci fıkralarının Anayasa'ya aykırı olmadığına ve
iptal isteminin REDDİNE, Yekta Güngör Özden, Mustafa ŞAHİN ve Güven DİNÇER'in
karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
b. Üçüncü fıkrasının Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal
isteminin REDDİNE, Yekta Güngör ÖZDEN, Mustafa ŞAHİN, Selçuk TÜZÜN, Ahmet N.
SEZER ve Güven DİNÇER'in karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
8. 8. maddesinin;
a. Birinci fıkrasının Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal
isteminin REDDİNE, Yekta Güngör ÖZDEN, Mustafa ŞAHİN, Ahmet N. SEZER ve Güven
DİNÇER'in karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
b. İkinci fıkrasının Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal
isteminin REDDİNE, Yekta Güngör ÖZDEN, Mustafa ŞAHİN, Selçuk TÜZÜN, Ahmet N.
SEZER ve Güven DİNÇER'in karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
9. 9. maddesinin Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin
REDDİNE, Yekta Güngör ÖZDEN, Mustafa ŞAHİN, Selçuk TÜZÜN, Ahmet N. SEZER ve
Güven DİNÇER'in karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
10. 10. maddesinin;
a. Birinci tümcesiyle ikinci tümcesinin birinci yan tümcesinin
Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, Mustafa ŞAHİN, Yavuz
NAZAROĞLU ve Güven DİNÇER'in karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
b. İkinci tümcesinin "hiçbir şekilde Siyasi ve ideolojik
amaçlı beyanda bulunamaz ve bu çeşit eylemlere katılamaz." biçimindeki
ikinci yan tümcesinin Anayasa'ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, OYBİRLİĞİYLE,
11. 11. maddesinin;
a. (a) bendinin Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin
REDDİNE, Yekta Güngör ÖZDEN, Mustafa ŞAHİN, Selçuk TÜZÜN, Ahmet N. SEZER ve
Güven DİNÇER'in karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
b. (b) ve (c) bentlerinin Anayasa'ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE,
OYBİRLİĞİYLE,
c. (d) bendinin Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin
REDDİNE, Yekta Güngör ÖZDEN, Mustafa Ş4HİN, Selçuk TÜZÜN, Ahmet N. SEZER ve
Güven DİNÇER'in karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
12. 12. maddesinin Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin
REDDİNE, Yekta Güngör ÖZDEN, Mustafa ŞAHİN, Ahmet N. SEZER ve Güven DİNÇER'in
karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
13. 13. maddesinin Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin
REDDİNE, Yekta Güngör ÖZDEN, Mustafa ŞAHİN, Selçuk TÜZÜN, Ahmet N. SEZER ve
Güven DİNÇER'in karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
14. 14. maddesinin Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin
REDDİNE, Yekta Güngör ÖZDEN, Mustafa ŞAHİN, Ahmet N. SEZER ve Güven DİNÇER'in
karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
15. 15. maddesinin Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin
REDDİNE, Yekta Güngör ÖZDEN, Mustafa ŞAHİN, Selçuk TÜZÜN, Ahmet N. SEZER ve
Güven DİNÇER'in karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
16. 16. maddesinin Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin
REDDİNE, Yekta Güngör ÖZDEN, Mustafa ŞAHİN, Ahmet N. SEZER ve Güven DİNÇER'in
karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
17- 17. maddesinin Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin
REDDİNE, Yekta Güngör ÖZDEN, Mustafa ŞAHİN, Ahmet N. SEZER ve Güven DİNÇER'in
karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
18. 18. maddesinin Anayasa'ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE,
OYBİRLİĞİYLE,
19. 19. maddesinin Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin
REDDİNE, Yekta Güngör ÖZDEN, Mustafa ŞAHİN, Ahmet N. SEZER ve Güven DİNÇER'in
karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
20. 20. maddesinin Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin
REDDİNE, Mustafa ŞAHİN ve Güven DİNÇER'in karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
21- 21.maddesinin Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin
REDDİNE, Yekta Güngör ÖZDEN, Mustafa ŞAHİN, Ahmet N. SEZER ve Güven DİNÇER'in
karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
22- 22. maddesinin Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin
REDDİNE, Mustafa ŞAHİN, Ahmet N. SEZER ve Güven DİNÇER'in karşıoyları ve
OYÇOKLUĞUYLA,
23. 23. maddesinin Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin
REDDİNE, Mustafa ŞAHİN, Ahmet N. SEZER ve Güven DİNÇER'in karşıoyları ve
OYÇOKLUĞUYLA,
24. 24. maddesinin Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin
REDDİNE, Yekta Güngör ÖZDEN, Mustafa ŞAHİN, Ahmet N. SEZER ve Güven DİNÇER'in
karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
25. 25. maddesinin;
a- (a) bendinin Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin
REDDİNE, Mustafa ŞAHİN'in karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,
b- (b) bendinin birinci fıkrasının Anayasa'ya aykırı olduğuna ve
İPTALİNE, Necdet DARICIOĞLU, İhsan PEKEL, Erol CANSEL, Yavuz NAZAROĞLU ve Haşini
KILIÇ'ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
c- (b) bendinin ikinci fıkrasının Anayasa'ya aykırı olmadığına ve
iptal isteminin REDDİNE, Yekta Güngör ÖZDEN, Mustafa ŞAHİN, Selçuk TÜZÜN, Ahmet
N. SEZER ve Güven DİNÇER'in karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
d- (c) bendinin Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin
REDDİNE, Yekta Güngör ÖZDEN, Mustafa ŞAHİN, Selçuk TÜZÜN, Ahmet N. SEZER ve
Güven DİNÇER'in karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
26. 26., 27. ve 28. maddelerinin Anayasa'ya aykırı olmadığına ve
iptal isteminin REDDİNE, Yekta Güngör ÖZDEN, Mustafa ŞAHİN, Selçuk TÜZÜN, Ahmet
N. SEZER ve Güven DİNÇER'in karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
27. 29. maddesinin Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin
REDDİNE, Mustafa ŞAHİN, Ahmet N. SEZER ve Güven DİNÇER'in karşıoyları ve
OYÇOKLUĞUYLA,
28. 30. maddesinin Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin
REDDİNE, Yekta Güngör ÖZDEN, Mustafa ŞAHİN, Ahmet N. SEZER ve Güven DİNÇER'in
karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
29. 31. maddesinin Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin
REDDİNE, Yekta Güngör ÖZDEN, Mustafa ŞAHİN, Selçuk TÜZÜN, Ahmet N. SEZER ve
Güven DİNÇER'in karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
30. 32. maddesinin Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin
REDDİNE, Yekta Güngör ÖZDEN, Servet TÜZÜN, Mustafa ŞAHİN Ahmet N. SEZER ve
Güven DİNÇER'in karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
31. 33. maddesinin Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin
REDDİNE, Mustafa ŞAHİN, Ahmet N. SEZER ve Güven DİNÇER'in karşıoyları ve
OYÇOKLUĞUYLA,
32- 34. maddesinin Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin
REDDİNE, Yekta Güngör ÖZDEN, Mustafa ŞAHİN, Selçuk TÜZÜN, Ahmet N. SEZER ve
Güven DİNÇER'in karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
33. 35. maddesinin Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin
REDDİNE, Mustafa ŞAHİN, Ahmet N. SEZER ve Güven DİNÇER'in karşıoyları ve
OYÇOKLUĞUYLA,
34. 36. maddesinin Anayasa'ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, Necdet
DARIGIOĞLU, İhsan PEKEL, Erol CANSEL, Yavuz NAZAR-OĞLU ve Haşim KILIÇ'ın
karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
35. 37. maddesinin Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin
REDDİNE, Mustafa ŞAHİN ve Ahmet N. SEZER'in karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
36- 38., 39. ve 40. maddelerinin Anayasa'ya aykırı olmadığına ve
iptal isteminin REDDİNE, Mustafa ŞAHİN, Ahmet N. SEZER ve Güven DİNÇER'in
karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
37. 41. maddesinin Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin
REDDİNE, Yekta Güngör ÖZDEN, Mustafa ŞAHİN, Selçuk TÜZÜN, Ahmet N. SEZER ve
Güven DİNÇER'in karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
38. 42. maddesinin Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin
REDDİNE, Yekta Güngör ÖZDEN, Mustafa ŞAHİN, Ahmet N. SEZER ve Güven DİNÇER'in
karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
39. 43. maddesinin Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal-isteminin
REDDİNE, Yekta Güngör ÖZDEN, Mustafa ŞAHİN, Selçuk TÜZÜN, Ahmet N. SEZER ve
Güven DİNÇER'in karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
40. 44., 45., 46., 47., 48., 49. ve 50. maddelerinin Anayasa'ya
aykırı olduğuna ve İPTALİNE, Erol CANSEL, Yavuz NAZAROĞLU ve Haşim KILIÇ'ın
karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
41. 51., 52., 53., 54., 55. ve 56. maddelerinin Anayasa'ya aykırı
olduğuna ve İPTALİNE, Erol CANSEL, Yavuz NAZAROĞLU ve Haşini KILIÇ'ın
karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
42. 57. maddesinin Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin
REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
43. 58. maddesinin Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin
REDDİNE, Mustafa ŞAHİN'in karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,
44. 59. maddesinin Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin
REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
45. Geçici 1. maddesinin Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal
isteminin REDDİNE, Yekta Güngör ÖZDEN, Mustafa ŞAHİN, ve Ahmet N. SEZER'in
karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
46. Geçici 2. maddesininAnayasa'ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE,
OYBİRLİĞİYLE,
47. Geçici 3. maddesinin Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal
isteminin REDDİNE, Yekta Güngör ÖZDEN, Mustafa ŞAHİN, Selçuk TÜZÜN ve Ahmet N.
SEZER'in karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
48. Geçici 4. maddesinin Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal
isteminin REDDİNE, Yekta Güngör ÖZDEN, Mustafa ŞAHİN ve Ahmet N. SEZER'in
karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
49. Geçici 5. maddesinin Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal
isteminin REDDİNE, Mustafa ŞAHİN ve Ahmet N. SEZER'in karşıoyları ve
OYÇOKLUĞUYLA,
50- Geçici 6. maddesinin Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal
isteminin REDDİNE, Yekta Güngör ÖZDEN, Mustafa ŞAHİN ve Ahmet N. SEZER'in
karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
51. Geçici 7. maddesinin Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal
isteminin REDDİNE, Yekta Güngör ÖZDEN, Mustafa ŞAHİN, Selçuk TÜZÜN ve Ahmet N.
SEZER'in karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
52- Geçici 8. maddesinin Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal
isteminin REDDİNE, Mustafa ŞAHİN ve Ahmet N. SEZER'in karşı-oylan ve
OYÇOKLUĞUYLA,
53. Geçici 9. maddesinin Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal
isteminin REDDİNE, Necdet DARICIOĞLU, Yekta Güngör ÖZDEN, Mustafa ŞAHİN, Selçuk
TÜZÜN ve Ahmet N. SEZER'in karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
54. Geçici 10. maddesinin Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal
isteminin REDDİNE, Yekta Güngör ÖZDEN, Mustafa ŞAHİN, Selçuk TÜZÜN ve Ahmet N.
SEZER'in karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
55. 60. maddesinin, "... ceza, sendikal faaliyet ve grev
yasağı ile Siyasi faaliyet yasağına ilişkin hükümleri kanunlaştığı tarihte,
diğer ..." ibaresinin Anayasa'ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, Necdet
DARICIOĞLU'nun karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA; kalan bölümünün Anayasa'ya aykırı
olmadığına ve bu hükme yönelik iptal isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
56. 61. maddesinin Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin
REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
C. İptal Kararlan Gözönünde Tutularak;
1. 3. maddesinin (b) bendinin birinci fıkrasına,
2. 5. maddesinin birinci fıkrasının ikinci tümcesine,
3. 25. maddesinin (b) bendinin birinci fıkrasına,
4. Geçici 2. maddesine,
5. 36. maddesine ilişkin iptal hükümlerinin, Anayasa'nın 153.
maddesinin üçüncü fıkrasıyla 2949 sayılı Yasa'nın 53. maddesinin dördüncü ve
beşinci fıkraları uyarınca, Resmi Gazete'de yayımlandığı günden başlayarak altı
ay sonra yürürlüğe girmesine, Mustafa ŞAHİN'in karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA;
4.4.1991 gününde karar verildi.
Başkan
Necdet
DARICIOĞLU
|
Başkanvekili
Yekta Güngör
ÖZDEN
|
Üye
Servet TÜZÜN
|
Üye
Mustafa ŞAHİN
|
Üye
İhsan PEKEL
|
Üye
Selçuk TÜZÜN
|
Üye
Ahmet N. SEZER
|
Üye
Erol CANSEL
|
Üye
Yavuz NAZAROĞLU
|
Üye
Güven DİNÇER
|
Üye
Haşim KILIÇ
|
|
|
|
|
KARŞIOY
YAZISI
22.1.1990 günlü, 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin
"Personel İhtiyacı, Atama ve İşe Alma" başlığını taşıyan İkinci
Bölümü'-nün "Atama" başlıklı 5. maddesinin birinci fıkrasının ilk
tümcesinde, teşebbüs genel müdürü ve genel müdür yardımcısı kadrolarına ilgili
Bakanın teklifi üzerine ortak kararla atama yapılacağı belirtildikten sonra,
ikinci tümcesinde, bu kadrolara atanacaklar hakkında, "yüksek öğrenimi
bitirmeleri ve görevlerini yerine getirebilecek bilgi ve tecrübeye sahip
olmaları kaydıyla" 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun istisnai
memuriyete dair hükümlerinin uygulanacağından söz edilmektedir.
Teşebbüs genel müdürü ve genel müdür yardımcısı kadrolarına
yetenekli eleman sağlanması amacına dayalı olduğunda kuşku bulunmayan
düzenlemede, söz konusu kadrolara atanacakların "yüksek öğrenimi
bitirmeleri ve görevlerini yerine getirebilecek bilgi ve tecrübeye sahip
olmaları" koşulunun belirlenmesiyle yetinilmeyerek, bu kadrolara atanacaklar
hakkında, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun istisnai memuriyete dair
hükümlerinin uygulanacağı da ayrıca öngörüldüğüne göre, uygulamada yasal
ölçütlere uyulması zorunluluğu açıkça benimsenerek, Anayasal ilke ve kuralların
gereği de yerine getirilmiş olmaktadır.
Bu bakımdan, 657 sayılı Yasayla belirlenen ölçütün dışına
çıkılması, dolayısıyla görevin yerine getirilmesi olanağım sağlayacak bilgi ve
tecrübenin saptanmasında eşitlik ilkesine aykırı, farklı uygulamalara yol
açılması olasılığından söz edilerek inceleme konusu ikinci tümce kuralının
Anayasa'ya aykırı olduğu sonucuna varılması kanımızca Anayasa'nın 10. ve 128.
maddeleriyle uyumlu bir değerlendirme sayılamaz.
399 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin "Mali ve Sosyal
Haklar" başlığı altındaki Yedinci Bölümü'nün "Aylık ve Ücretler"
başlıklı 25. maddesinin "a" bendinde, ekli (1) Sayılı Cetvelde kadro
unvan ve dereceleri gösterilen personelin, aylık ve özlük hakları bakımından
657 sayılı Devlet Memurları Kanunu hükümlerine tabi olduğunaişaret edildikten
ve bu personelin, 657 sayılı Yasa'nın Ek Geçici 21. maddesinde öngörülen
ikramiyelerden yararlandırılacağı, ayrıca, ikramiyelerle ilgili olarak
kuruluşların özel yasalarındaki hükümlerin saklı olduğu da belirtildikten
sonra, "b" bendininbirinci fıkrasında, Bakanlar Kurulu, teşebbüs ve
bağlı ortaklıkların iş v-e hizmet özelliklerini dikkate alarak bunları en çok
üç gruba ayırmak suretiyle gruplandırmaya ve gruplar itibarıyla 3. maddenin
"b" bendine göre kadrolarında sözleşmeli çalıştırılacak personele
ödenecek sözleşme ücretlerini kadro aylıklarının (ek gösterge ve her türlü zam
ve tazminatlar dahil) en çok altı katını geçmemek üzere saptamaya yetkili
kılınmaktadır.
25. maddenin "b" bendinin birinci fıkrasında yer alan
kuralın açık, somut ve ayrıntılı içeriğinin, iş ve hizmet özellikleri dikkate
alınarak gruplandırmayı ve gruplar itibarıyla kadrolarında sözleşmeli
çalıştırılacak personele ödenecek sözleşme ücretlerinin, kadro aylıklarının
altı katını geçmemek üzere saptanmasını öngörmüş bulunması karşısında
Anayasa'nın 10. maddesi kapsamındaki eşitlik ilkesinin zedelendiğinden söz
edilemeyecektir. Öte yandan, düzenlemenin, 399 sayılı Kanun Hükmünde
Kararname'nin Anayasa'ya aykırı görülmeyen 2. maddesinin "b",
"c" ve "d" bentleriyle uyum içindebulunması da yasa önünde
eşitlik ilkesine aykırılıktan dolayı iptal karan verilmesini engellemektedir.
Yedinci Bölüm'ün, teşebbüs ve bağlı ortaklıkların yurt dışındaki
şube, mağaza, büro ve benzeri yerlerinde istihdam edilecek sözleşmeli personel
ile yılın veya günün belirli sürelerini kapsamak üzere kısmi zamanlı olarak
istihdam edilecek sözleşmeli personele ödenecek ücretlere ilişkin "Diğer
Sözleşme Ücretleri" başlığını taşıyan 36. maddesini oluşturan kurallar da
yukarıda 25. maddenin "b" bendinin birinci fıkrası yönünden ortaya
konan gerekçelerle Anayasa'ya aykırı görülmemiştir.
399 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin, özel hukuk hükümlerine
göre kurulmuş olup yönetim kademelerinde iş yasaları çerçevesinde personel
çalıştıran ve ekli (1) Sayılı Cetvelde yer almayan teşebbüs ve bağlı ortaklık
personeli hakkında, yeni bir düzenleme yapılıncaya kadar 233 sayılı Kanun
Hükmünde Kararname'nin yürürlüğe girdiği tarihten önce tabi oldukları iş yasası
hükümlerinin uygulanacağını; bu kuruluşların genel müdür, genelmüdür yardımcısı
ve yönetim kurulu üyelerinin (seçimle gelenler hariç) atanmalarında 2477 sayılı
Yasa hükümlerinin uygulanacağını, bunun dışında kalan görevlere yönetim
kurullarınca atama yapılacağını hükme bağlayan Geçici 9. Maddesinde, açık ve
seçik olarak, özel hukuk hükümlerine göre kurulan, yönetim kademelerinde iş
yasaları çerçevesinde personel çalıştıran, ayrıca, ekli (1) Sayılı Cetvelde yer
almayan personele sahip bulunan teşebbüs ve bağlı ortaklıklardan söz edilmekte
ve buralarda çalışan tüm personelin, yeni bir düzenleme yapılıncaya kadar 233
sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin yürürlüğe girdiği tarihten önce tabi
oldukları iş yasası hükümlerine tabi tutulacakları özellikle vurgulanmaktadır.
Anayasa'nın 128. maddesinin açık ifadesi karşısında, kamu iktisadi
teşebbüslerinde de genel idare esaslarına göre yürütülen kamu hizmetlerinin
varlığı yadsınamayacaktır. Bu durumda, söz konusu hizmetlerin gerektirdiği asli
ve sürekli görevlerin "memurlar" ve "diğer kamu
görevlileri" eliyle görülmesi Anayasal bir zorunluluktur.
Oysa dava konusu Geçici 9..Maddede, kimi kamu iktisadi
teşebbüsleri ve bağlı ortaklıklarında, genel idare esaslarına göre yürütülmesi
zorunlu kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevlerde
"memur" ve "diğer kamu görevlisi" çalıştırılmasına olanak
tanınmamış, dolayısıyla anılan teşebbüs ve bağlı ortaklıklarda, bütün
personelin işçi statüsünde çalıştırılması öngörülmüştür. İnceleme konusu Geçici
9. Madde bu bakımdan Anayasa'nın 128. maddesiyle uyumlu içerikten bütünüyle
yoksun bulunmaktadır.
399 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 60. maddesinin,
"ceza, sendikal faaliyet ve grev yasağı ile Siyasi faaliyet yasağına"
ilişkin hükümlerinin yürürlüğünü belirleyen kuralının Anaya'a'ya uygunluk
yönünden değerlendirilmesinde, söz konusu düzenlemenin Anayasa'nın 91.
maddesinin altıncı fıkrasıyla çelişip çatıştığı kesin biçimde
savunulamamaktadır.
Gerçekten Anayasa'nın 91. maddesinin, kanun hükmünde
kararnamelerin, Resmi Gazete'de yayımlandıkları gün yürürlüğe gireceğinden söz
eden, ayrıca, kararnamede yürürlük tarihi olarak daha sonraki bir tarihin de
gösterilebileceği hükmüne de yer veren altıncı fıkrasında, kanunlaşmanın da,
nasılsa, ilerde kesinlikle belli olacak bir tarihte gerçekleşeceği düşüncesine
dayanıldığını kabul etmekteyiz. Bu bakımdan, kanunlaşma tarihinin de, bize
göre, "daha sonraki bir tarih" kavramının kapsamı içinde mütalâa
edilmesi gerekmektedir. Kanunlaşma gerçekleşmediği takdirde, inceleme konusu
60. maddede sözü edilen "ceza, sendikal faaliyet ve grev yasağı ile Siyasi
faaliyet yasağına" ilişkin hükümlerin yürürlüğe girmesine de olanak
bulunmadığından söz konusu düzenlemenin Anayasa'nın 91. maddesinin altıncı
fıkrasında yer alan hükümlerin açık anlamına ve Anayasa Koyucu'-nun amacına
aykırı düştüğü söylenemeyecektir.
Karşıoy Yazısı'nda ayrıntılı olarak belirtilen beş ayrı konuda
oyçokluğuyla oluşturulan kararlara yukarıda açıklanan nedenlerle
katılmamaktayım.
KARŞIOY
GEREKÇESİ
Bu konunun ayrıntılarında öbür karşıoyların gerekçelerine genelde
katılmakla birlikte, temelde, zaman ve yer almamak için, 308 sayılı KHK'nin
iptaline ilişkin Anayasa Mahkemesi kararının oluşumunda kullandığım karşıoyumu
yineliyorum (25.7.1989 günlü, 20232 sayılı Resmi Gazete, sayfa 62-63).
Özelde, üzerinde durulmasını yararlı bulduğum kimi anayasal
sorunlara değinmekle, yasama organındaki çoğunluğun sürdürmekte olduğu
aykırılıkları belirtmek, böylece uyulması ya da kaçınılması zorunlu durumları
vurgulamak istiyorum.
1. Anayasa'nın 153. maddesinin son fıkrasının öngördüğü
bağlayıcılık gözardı edilmiş, Anayasa Mahkemesi'nin yukarda yollama yaptığım
308 sayılı KHK'yle ilgili 22.12.1988 günlü, Esas 1988/5, Karar 1988/55 sayılı
iptal kararının birbirinden ayrılması olanaksız gerekçe ve hüküm bölümlerinin
içeriklerine -hemen hementümüyle aykırı biçimde- 399 sayılı KHK çıkarılmıştır.
Çoğunluğun uygun bulup, benim karşıoy kullandığım şimdiki karara konu olan
maddeler gözetilip önceki KHK ile karşılaştırıldığında bu durum açık seçik
saptanacaktır. Anayasa'nın 11. maddesiyle, 138. ve153. maddelerinin son
fıkralarının birbirinden ayrımı yoktur. Birbirini doğrulayıp güçlendiren bu
kurallar siyasal ve hukuksal sorumluluğun birlikteliğini de açıklar. Anayasa
Mahkemesi kararlarının kesinliği ve bağlayıcılığı, yalnız iptal edilen konuda
yenibir düzenlemenin biçimsel varlığını değil, özde iptal gerekçesine uygunluğu
da zorunlu kılar. Yasama organı ya da KHK'yİ yürürlüğe koyan Bakanlar
Kurulu'nun iptal kararından önceki yapıyı olduğu gibi ya da iptal kararına
uyulmuş gibi yeniden getirmesi düşünülemez. Anayasa'ya bağlılık ve saygı,
Anayasa Mahkemesi kararlarının bağlayıcılığına her yönden uymayı gerektirir.
Anayasa'ya aykırı kurallar, dava açılmayacağına güvenilerek yürürlüğe konulsa,
kimi değişik çıkarlar nedeniyle dava yolu izlenmese de Anayasa'ya aykırı
düzenlemeler olarak hukuk devletine gölge düşürür ve dava açma hakkı
bulunmayanlarca sürekli eleştirilerek yakınma ve yıpranma nedeni olurlar. Her
işlem ve eyleminin hukuka uygun olmasıyla, yargı denetimine açık tutulmasıyla
daha çok yücelecekolan hukuk devletinde, Anayasa Mahkemesi kararlarının herkesi
bağladığı bilinci bir ulusal onur sayılmalıdır. Yargı kararlarına uymak, onları
gecikmeden, değiştirmeden ve savsaklamadan yerine getirmek bir kıvanç nedeni
bilinmelidir. Siyasal iktidarları geçerli (meşru) kılan yargı kararlarına
bağlanmış işlem, eylem ve durumlarıdır. "Anayasa Mahkemesi kararlarının
bağlayıcılığı" öğesine gösterilecek özen, hukuk devletinin güçlenmesine ve
geçerli&ine en önemli katkıdır. Bu konuda ödün verilir, hoşgörü
gösterilirse yarınlarda Anayasaya aykırılıkların başka örneklerine neden
olunur, bu da bağışlanmaz bir tutumdur. Anayasa'nın 153/son maddesine aykırı
durumun saptanmasında işin özüne girmeden, salt bu nedenle iptal kararı
verilmelidir.
2. Anayasa'nın 128. maddesinde, devletin, kamu iktisadi
teşebbüslerinin ve öbür kamu tüzelkişilerinin genel yönetim ilkelerine göre
yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli
görevlerin ancak memurlar ve öbür kamu görevlileri eliyle yerine getirileceği
öngörülmüştür. Sözleşmeli personel, 128. maddede adlandırılan "... diğer
kamu görevlisi ..." sayılacaksa anılan maddenin ikinci fıkrasına her
yönden uygun ve ancak yasayla düzenleme yapılmalıdır. 399 sayılı KHK. bu yönden
de aykırılıklar taşımaktadır.
3. Sözleşmeli personel düzeni, özellikler, zorunlu koşullar ve
sınırlı alan gözetilmeden yaygınlaştırılıp geliştirilerek kamu görevlileri
arasında ayrıcalıklı uygulamalarla ayrılıklar yaratmıştır. 657 sayılı Devlet
Memurları Yasası'nın 4. maddesinin amacına uygun kullanımı yeğlenecek yerde,
özelleştirmeyi kolaylaştırmak için bir araç gibi kullanılan "sözleşmeli
personel" uygulaması personel yapısını giderek karışık duruma getirmiştir.
Çalışanların sosyal güvencelerini biçimsel görünümlerle çözmüş izleniminivermek
yeterli sayılmış, sosyal adalet ve hukuk devleti ilkeleriyle asla bağdaşmayan
durumlar getirilmiştir. Karşıoy kullandığım bölümlerde bu çelişki ve terslikler
olanca açıklığıyla yansımaktadır. "Personel rejimi" temelden ele
alınıp çağdaş örnekleriyle uyum içinde düzenlenip gerçekçi ölçüler
kullanılmazsa bilimsel ve görevin doğası gereği ayrıklıklar çok sınırlı
tutulmazsa karmaşa, gelecekte kargaşaya dönüşebilir. Özlü kurallarla genel
yapı, sınıflar, tanımlar, göreve alınma, hizmet içi eğitim, yükselme, görevden
çıkarma, emeklilik durumları ölçülülük ilkesi gözetilerek düzenlenmeli, ücret,
ödenek ve ödenceler haksızlık yaratmayacak biçimde kurumlaştırılmalıdır.
Devletin, kamunun malı olan her şey kuşkusuz ulusun halkın malıdır.
"Özelleştirme" adıyla devlet mallarını kişilere geçirmek, devlet
hizmetlerinde yenilemeye gitmeden atılımları denemeden "rekabet"
düzenine geçmek, özelleştirmenin bilinçli bir gerekçesi, olumlu bir uygulaması
olamaz. "Kadro karşılığı" türüyle kimi görevliler sözleşmeli kılmanınkimi
kamu görevlilerine ikinci üçüncü görevler vererek ek gelirler sağlamanın
getirdiği haksızlıklar, "yerindelik denetimi" çekingenliğiyle hoş
görülemez. Anayasa'nın 128. maddesi böyle uygulamalara ve ayrıcalıklara olanak
vermemektedir. Hukukun temel görevi de böyle düzensizlikleri ve aykırılıkları
önlemek, durdurmak ve gidermektir.
4. Yetki Yasası'nın kaldırılmasından sonra ona dayanan KHK'lerin
yürürlükte bulunduğunu savunmak anayasal denetimle bağdaşmayan bir tutumdur. Bu
hususta 17.7.1990 günlü, Esas 1990/1, Karar 1990/21 sayılı kararda kullandığım
karşıoyumu yineliyorum. Kendiliğinden olmasa bile (ki olabilir), Anayasa
Mahkemesi'nin denetimine sunulduğunda verilecek iptal kararı gününden geçerli
olmak üzere, yasal dayanağını yitirmiş, yetkisiz kalmış KHK, yürürlükten
kalkmalıdır.
5. Anayasa'nın 91. maddesinin birinci fıkrası, temel haklar, kişi
hakları ve ödevleri ile siyasal haklar vs ödevlerin, daha açık bir anlatımla
12-40 ve 66-74. maddeleriyle güvenceye bağlanan konuların KHK'lerle
düzenlenemeyeceğini öngörmüştür. Bu açık ve kesin kurala karşın, 399 sayılı
KHK'nin kimi çoğunluk içinde bulunarak, kimi karşıoy kullanarak iptalini
istediğim maddeleri anayasal zorunluluğa uymamaktadır. Anayasa'nın yasayla
düzenlemeyi öngördüğü konuların 91. maddenin birinci fıkrası kapsamı dışında
kalsalar bile KHK'yle değil, ancak yasayla düzenlenecekleri kanımı burda da
yineliyorum.
6. Anayasa'nın 38. maddesinin üçüncü fıkrası, ceza ve ceza yerine
geçecek güvenlik önlemlerinin ancak yasayla konulacağını öngörmüşken, iptal
isteyerek karşıoy da kullandığım maddelerde de "disiplin" görünümü
altında en doğal, en olağan haklar yasaklandığı, KHK ile düzenlenemeyecek
konular ele alındığı gibi ceza yaptırımları ya da ceza niteliğinde yaptırımlar
getirilmiştir.
Çağdaş bir hukuk devletinde, bireyin, toplumun, özellikle
çalışanın hakkı yeterli düzeyde korunur. Anayasa, bireylerin, ulusun devlet
karşısındaki dayanağı, güvenceler kaynağıdır. Devlet (Bu bağlamda kamu
tüzelkişileri ve KİT'ler) görevlisine, çalışanına haksızlıkta bulunmaktan
kaçınmaya, öncelikle bunlar arasında eşitliğe aykırı, hukuka aykırı uygulamalar
yapmayarak, özen gösterecektir. 399 sayılı KHK, sözleşmeli olmayanlara,
olamayacaklara yönelik bir haksızlık aracı yapısındadır.
Bu genel belirlemeler dışında, olağan sayılacak, bilineni yineleme
niteliğindeki düzenlemelere de olumlu oy kullandım.
Başkanvekili
Yekta
Güngör ÖZDEN
|
KARŞIOY
YAZISI
22/1/1990 günlü, 399 sayılı "Kamu İktisadi Teşebbüsleri
Personel Rejiminin Düzenlenmesi ve 233 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin Bazı
Maddelerinin Yürürlükten Kaldırılmasına Dair Kanun Hükmünde Karar-name"nin
5. maddesinin birinci fıkrası ikinci tümcesinde; genel müdür, genel müdür
yardımcısı kadrolarına atanacaklar hakkında, "Yüksek öğrenimi bitirmeleri
ve görevlerini yerine getirebilecek bilgi ve tecrübeye sahip olmaları kaydıyla
657 sayılı Devlet Memurları Kanununun istisnai memuriyete dair hükümlerinin uygulanacağına"
dair kural yer almaktadır.
Bir kanun maddesinin Anayasa'ya aykırı olduğu sonucuna varabilmek
için, onun Anayasa'nın açıkça belirttiği bir hususun aksi istikametinde bir
hükmü kapsaması gerekir. Dava konusu KHK'nin 5. maddesi birinci fıkrası ikinci tümcesinde
yer alan kuralın böyle bir durumu yarattığının kabul edilebilmesi için
"Kamu hizmeti görevlilerine" ilişkin Anayasa'nın 128. maddesine
aykırılık taşıdığının saptanması gerekir. Anayasa'nın söz konusu maddesinde;
"kamu hizmeti görevlileriyle" ilgili olarak gerek memurlar ve gerek
diğer kamu görevlilerinin tanımının yapılması yoluna gidilmeyerek, bu kamu
hizmetigörevlilerinin; sadece "nitelikleri, atanmaları, görev ve
yetkileri, hakları ve yükümlülükleri, aylık ve ödenekleri ve diğer özlük
işlerinin kanunla düzenleneceğinin" belirtilmesi ile yetinildiği ve memur
ve diğer kamu görevlileri için belli bir statününuygulanması zorunluluğuna dair
bir kural getirilmediğine göre, bu maddenin ikinci fıkrası ile güvenceye alınan
kurallara aykırı düşmemek koşuluyla, bunların çalıştırılacakları kamu
kurumlarının yerine getirecekleri kamu hizmetlerinin mahiyet ve özelliklerigÖzönünde
tutulmak suretiyle istihdam usûl ve esaslarının düzenlenmesi kanun koyucunun
takdirine bırakılmış demektir.
Bu maddeye ilişkin olarak gerek Danışma Meclisi ve gerek MGK.
Anayasa Komisyonlarında hazırlanan gerekçelerde de; "Maddede kamu
görevlileri için genel bir düzenleme yoluna gidilmiş, eskiden olduğu gibi,
dolaylı bir biçimde de olsa memur tanımı yoluna gitmekten kaçınılmıştır. Zira,
böyle bir tanımın unsurlarını açık ve kesin biçimde Anayasada yer vermek mümkün
görülmemiştir. Getirilen önemlibir ilke de kamu hizmeti görevlilerinin hizmete
alınmalarında yetenek ve liyakat ilkelerine uyulması zorunluğudur. Maddeye kamu
iktisadi teşebbüsleri de ilave edilmek suretiyle genel idare esaslarına göre
kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevlerin memurlar ve diğer
kamu görevlileri eliyle yürütüldüğü hususu vurgulanmıştır." biçiminde
görüşlere yer verilmektedir.
Söz konusu Kanun Hükmünde Kararnamenin 5. maddesi birinci
fıkrasının, ikinci tümcesinde, genel müdür ve genel müdür yardımcısı
kadrolarına atanacaklar için, Anayasa'nın 128. maddesi ikinci fıkrasındaki
ilkeler gözönünde tutularak bunlar hakkında, yüksek öğrenimi bitirmeleri ve
görevlerini yerine getirebilecek bilgi ve tecrübeye sahip olmaları koşullan
getirildiğine göre, işbu düzenlemenin Anayasa'ya aykırı bir yönü
bulunmamaktadır.
Dava konusu Kanun Hükmünde Kararnamenin 32. maddesinde ise,
tedavi, ölüm ve cenaze giderlerine ilişkin düzenlemeler yapılmış ve maddenin
son tümcesinde, ölüm yardımının hesabında ilgililerin temel ücretlerinin esas
alınacağına dair kurala yer verilmiştir. Burada sözleşmeli personele yapılacak
ölüm yardımının esas ve usulü saptandığına göre, ölüm yardımının mahiyet ve
niteliği gereği Anayasa'nın 10. maddesinde yer alan "kanun önünde
eşitlik" ilkesi gözönündetutularak herkese eşit miktarda ölüm yardımı
yapılmasının sağlanması gerekirdi. Bu durumda işbu düzenleme ile kamu yararının
gözetildiği düşünülemez.
Çoğunluğun 22/1/1990 günlü, 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin
5. maddesinin birinci fıkrası ikinci tümcesinin Anayasa'ya aykırı olduğuna ve
32. maddesi son tümcesinin ise Anayasa'ya aykırı olmadığına ilişkin görüşüne
yukarıda açıklanan nedenlerle katılmıyorum.
KARŞIOY
YAZISI
I- Düzenlemenin KHK ile yapılması:
1- 29.1.1990 günlü ve 20412 sayılı "mükerrer" Resmi
Gazete'de yayımlanan 399 sayılı "Kamu iktisadi Teşebbüsleri Personel
Rejiminin Düzenlenmesi ve 233 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin Bazı
Maddelerinin Yürürlükten Kaldırılmasına Dair Kanun Hükmünde
Karar-name"nin, "Amaç ve Kapsam" başlığını taşıyan birinci
maddesinin . .. kamu iktisadi teşebbüsleri ve bağlı ortaklıkları personelinin
hizmete alınmalarını, görev ve yetkilerini, niteliklerini, atanma, ilerleme,
yükselme, hak ve yükümlülükleriyle diğer özlük haklarını düzenler."
biçimindeki kuralı, Anayasa'nın aralarında sebep-sonuç bağlantısı bulunan 70.
ve 128. maddeleri hükümlerini birlikte ilgilendiren genel bir düzenlemedir.
2- Anayasa ve Anayasa'nın dayandığı üstün hukuk kuralları ile
sınırlandırılmış olmayan her konuda yasakoyucunun kural koyma yetkisi vardır.
Yasama yetkisi, Anayasa'nın açık bir hükmüne dayanılarak sınırlandırılabileceği
gibi, birkaç kuralına, hatta bütününe egemen olan tüm ilkelerine, başka bir
deyimle, sözüne olduğu kadar özüne dayanılarak da sınırlandırılabilir.
3- Anayasa'nın 91. maddesinin birinci fıkrası uyarınca, KHK'lerle
düzenleme alanının dışında kalan ve olumsuz statü hakları niteliğinde hükümler
içeren, Anayasa'nın 70. maddesi, Türk personel rejiminin esaslarını belirleyen
bir temel kural içermektedir. Bu maddeye göre, kamu hizmetine girme, hizmete
girdikten sonra üst görevlere yükselme ve hizmete son verilmede tek ölçüt
olarak "hizmetin gerektirdiği nitelik"]' ölçütü getirilmiştir. Genel
ve özel niteliklerin saptanmasında nesnel yaklaşımla davranılması ve eşitlikçi
bir uygulamanın sağlanması anayasal zorunluk olmaktadır.
Anayasa'nın 70. maddesi, kamu hizmetlerine girecek personelde
olması gereken nitelikleri belirlerken, aynı ereği güden 128. maddesi de,
hizmete alman personelin hukuki statüsünü düzenlemektedir. Bu iki madde
arasındaki ilişki, genel-özel hükümler niteliğinde olmayıp, birbirini
tamamlayan hükümler niteliğindedir. Bunun böyle olması, Anayasa'nın tümüne
egemen olan ilkenin bir gereğidir. Kamu personeline ilişkin anayasal ilkeler,
Siyasiiktidarın ve hükümet edenlerin yanında bir de idare kudretinin de varlığı
esasına dayandırılmıştır. Personel istihdamında, keyfilik ve kayırmanın değil,
ehliyet ve liyakat'ın korunmasına; gerektiğinde direnme ve uyan görevini
yapabilecek güce sahip sivil bir bürokrasinin oluşumuna özen gösterilmiştir. Bu
itibarla, Anayasa'nın 70. maddesini somutlaştıran ve fonksiyonel açıdan onu
tamamlayan 128. maddeyle ilgili konularda, KHK'lerle düzenleme yapılması,
Anayasa'nın hem 70. maddesi ve hem de genel esprisiyle çelişir. Aksi halde,
Anayasa altı üstünü tutmaz bir hukuki yapıt olarak uygulanmış olur.
Anayasakoyucunun birbirini tutmayacak sonuçlar doğurmaya müsait hükümler içeren
Anayasa yapmış olması düşünülemez. Uygulamada yorumlar yapılırken, değil
Anayasa'nın, herhangi bir yasanın bile, bütün hükümlerinin ve hükümleri
sonuçlarının, hukuk ve sosyal isterler açısından birbiriyle uyum içinde olan,
biri diğerini tamamlayan bir bütün sayılması, genel kuraldır. Bu nedenle,
kendisine kapalı olan bir alanı düzenleyen 399sayılı KHK'yi öncelikle bu yönden
Anayasa'ya aykırı saymak gerekir.
II- Yetki Yasası'nın iptal edilmiş olması:
399 sayılı KHK'nin dayanağını oluşturan yasalardan biri olan ve
3268 sayılı Yetki Yasası'nın KHK çıkarma yetkisinin süresini, 31.12.1990
tarihine kadar uzatan 3479 sayılı Yasa, Anayasa Mahkemesi'nin 1.2.1990 günlü,
Esas: 1988/64, Karar: 1990/12 sayılı kararıyla iptal edilmiş ve bu iptal karan
21.4.1990 günlü Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
KHK'nin yayımından sonra dahi olsa, kararnameye hayatiyet veren
yetki yasasının iptal edilmiş bulunmasına rağmen, acaba, bu yasaya dayanılarak
çıkarılmış olan KHK'lerin geçerliliği yine de devam eder mi' Yoksa, hukuksal
dayanağı kalmadığı nedeniyle, içeriği ne olursa olsun iptal davasının açılması
durumunda derhal iptali mi gerekir' Veya, Anayasa Mahkemesi'nin kararlarının
geriye yürümezliği ilkesi dolayısıyle önce çıkarılan KHK'lerin olan olmuş, atı
alan Üsküdar'ı geçmiştir diyerek, yetki yasalarının iptalinden hiç bir surette
etkilenmemeleri migerekir'
Öğretide ağırlıklı ortak görüş, yetki yasalarının iptali halinde,
hukuksal dayanağını yitirmiş bulunan KHK'lerin, Anayasa'ya uygun olsalar bile,
iptal edilmelerinin gerekeceği doğrultusundadır. Öğretideki görüşler şöyle
örneklenebilir:
"Bir hadiseile alakalı iki kanundan, sonuncusu failin lehinde
olsa, fakat Anayasa'ya aykırılığına karar verilse, iptal edilen bu kanundan
failin istifade ettirilmesi, Anayasa'ya aykırı bir durumun resmen tanınması
demektir. Esasen lehteki kanundan istifade muteber bir kanun için mümkündür.
Bir kanunun diğer bir kanunla kaldırılması ile bir kanunun Anayasa
Mahkemesi'nce tatbikten kaldırılması aynı şey değildir. Bu sebeple Anayasa
Mahkemesi'nin kararıyla kaldırılabilir kanun hakkında Ceza Kanunu'nun 2. madde
hükmü tatbik edilemez." (Prof. Dr. Faruk Erem, Ceza Usulü Hukuku, 1964, S.
309).
"... Anayasa'ya aykırı bir yetki yasasına dayanılarak
çıkarılmış bir KHK'nin de kendisi içerik yönünden Anayasa'ya aykırı bir hüküm
taşımasa bile Anayasa'ya aykırı sayılması gerekir. Aksi halde, Anayasa'nın
uygun gördüğü ölçünün ötesinde bir yetki devri gerçekleşmiş olur." (Prof.
Dr. Ergun Özbudun, Türk Anayasa Hukuku, 1986, s. 200).
Demokratik bir hukuk devletinde, devlete egemen olan en üstün güç,
kuşkusuz "yasallık" ilkesidir. Bu ilke, hiç kimsenin Anayasa'da
belirtilenlerden daha fazla iktidara sahip olamayacağı ve yine hiç kimsenin
Anayasa'nın verdiği yetkilerden fazlasını kullanamayacağını öngörür. Gelecek,
iptal edilmiş bir yasanın dışında kalacağına göre, gücünü dayandığı yetki
yasasından alan KHK'lerin de, aynı şekilde iptal kararlarından etkilenmesi,
batıla hüküm yürütülmemesi, en azından sağduyunun bir gereğidir. Aksi halde,
Anayasa'nın vermediği bir yetkinin kullanılmasına meşruiyet tanınmış ve bu
suretle Anayasa keyfi uygulamalara açık, göstermelik bir kurallar bütünü haline
düşürülmüş olur. O halde, Anayasa'ya aykırı olduğu kabul edilen bir yasanın
türevi durumundaki KHK'lerle, dolaylı da olsa ileriye dönük uygulamasının
sürdürülmesi, hukuka uygun bir davranış olarak savunulamaz. Bu nedenle başkaca
koşula hacet kalmadan iptal edilen yetki yasasına dayanan 399 sayılı Kanun
Hükmünde Kararname'nin bu yönden de tümden iptali gerekir.
III- Asli ve sürekli görevlerde sözleşmeli personel
çalıştırılması:
1- Anayasakoyucu'nun, Anayasa'nın "Devletin, kamu iktisadi
teşebbüsleri ve diğer kamu tüzelkişilerinin genel idare esaslarına göre
yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli
görevler, memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle görülür." diyen 128.
maddesinin birinci fıkrası hükmüyle, kamu iktisadi teşebbüsleri hizmetlerini en
azından öteki kamu hizmetleri ile eşit önemde gördüğü açıktır. "Diğer kamu
görevlileri" deyimine yer verilmiş olması, devlet memuru statüsüne
girmeyen başka kamu personelinin de varlığını gösterir. Ancak, hukuki durumları
itibariyle bunlar da memur niteliğindedirler. Çünkü, 128. maddenin ikinci
fıkrasındaki, "Memurlar ve diğer kamu görevlilerinin nitelikleri,
atanmaları, görev ve yetkileri, hakları ve yükümlülükleri, aylık ve ödenekleri
ve diğer özlük işleri kanunla düzenlenir." hükmü, bunların da hizmet
kadroları içinde, derece düzeni aşamasına ve kurallarına bağlı olduğunu
kanıtlamaktadır. Demek ki, "asli ve sürekli görevleri" yürütecek
"memurlar"ın dışında kalan "diğer kamu görevlileri"de statü
bakımından memurluk karakterine sahip devlet ajanları niteliğindedirler. O
halde, Anayasakoyucu'nun "memurlar" için sakıncalı gördüğü
düzenlemeleri "diğer kamu görevlileri" için de sakıncalı göreceğini
doğal karşılamak gerekir.
Nitekim, AnayasaMahkemesi'nin (22.12.1988, Esas: 1988/5, Katar:
1988/55) sayılı kararında da, Anayasa'nın 128. maddesinin ikinci fıkrasında
öngörülen hükümlerin memurlara olduğu kadar "diğer kamu
görevlileri"-ne de uygulanacağı belirtildikten sonra, sözleşmeli
personelin"diğer kamu görevlileri" kavramı içinde sayılamayacağı
vurgulanmıştır. Kararda aynen şöyle denilmektedir: "... Gerçekten diğer
kamu görevlileri için de, tıpkı memurlar gibi atama işlemine gerek vardır.
Atama hukuki açıdan 'şart işlemdir'. Başka bir anlatımla atama işleminde memur
veya diğer kamu görevlilerinin rolü, idareyle aralarındaki ilişkileri
belirlenmiş bir statüye intisap etmekten ibarettir. Sözleşmeli istihdamında ise
'akdi' bir durum söz konusudur ve atamadan tamamen başkadır. Burada kural,
sözleşmenin tarafları arasında özgür ve karşılıklı irade uyumudur. Şu halde,
KHK'de öngörülen ve bir hizmet sözleşmesine tabi olduğu belirtilen sözleşmeli
personeli, Anayasa'nın 128. maddesindeki 'diğer kamu görevlileri' kapsamına
dahil etmek mümkün değildir..." Görülüyor ki, Anayasal düzenlemeye göre,
kamu hizmetinin kuruluş ve kadroları içinde, devamlı kaynaşma olanağı
bulunmayan sözleşmeli personele, Anayasa Mahkemesi, 657 sayılı Yasa'nın 4/B
maddesi açısından bakmaktadır. Nitekim Mahkeme anılan kararında; "... 657
sayılı Yasa bu tür istihdamı '... istisnai hallere münhasır...' ve '... geçici
işler. ..' koşullarına bağlamıştır." Yine aynı kararda, "KİT'lerde
ise sözleşmeli personel ile yürütülmek istenen işler, genellikle istisnai değil
asli, geçici değil süreklidir" denilerek, sözleşmelilerin, memur yada
diğer kamu görevlilerinden sayılamayacağı açıklığa kavuşturulmuştur.
"Genel idare esasları, sadece devletin merkezi idare düzen ve
örgütünü ifade eden 'genel idare" anlamında, olmayıp, özel kesimde
uygulanan kural ve usuller karşısında 'kamusal yönetim' biçimini deyimlemekte
ve dolayısıyle tüm kamu kesimini kapsayan bir idare yöntemini anlatmaktadır.
KİT'ler kamu kesiminde yer almakta ise de; yönetim biçimleri tamamen 'genel
idare esasları' uyarınca değil, kamusal-özel karışımı karma bir yönetimi
içermektedir. Bu kuruluşlar, dış ilişkilerinde özel hukuk kural ve usullerine
uymakla beraber, iç düzen ve etkinliklerinde kamu hukuku ilke ve
düzenlemelerine bağlı bulunmaktadır. KİT'lerin kamu tüzelkişileri olmalarıve
kamu yararına yönelik birtakım yeni kamu hizmetleri görmeleri nedeniyle,
işçiler dışında kalan personeli ile ilişkileri kamusal nitelikli statülerin
nesnel ve genel hükümlerine göre düzenlemek ve yürütülmek gerekir. Yükümlü
oldukları kamu hizmetlerini salt-genel idare usullerine göre yürütmedikleri
gerekçesiyle KİT'lerin personelini memur veya kamu görevlisi saymamak doğru ve
mümkün değildir. Gerçekten 1982 Anayasası bağlamında bunlar işçi olmadığına ve
kamu tüzelkişileri, özel hizmetkâr kullanamayacağınagöre, ancak kamu
personelinden ya memur ya da diğer kamu görevlisi olabilirler.
Anayasa'nın konuyla ilgili öteki hükümleri de bu açıklama ve
saptamayı doğrular yöndedir..." (Prof. Dr. Lütfi Duran, 12.12.1988 günlü
Cumhuriyet Gazetesi).
2- Anayasa Mahkemesi, yukarıda sözü edilen kararında; "...
Anayasa'nın 128. maddesinde yer alan kamu iktisadi teşebbüslerinin genel idare
esaslarına göre yürütmekle yükümlü olduğu kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli
ve sürekli görevler mutlaka vardır ve bunların da memurlarya da diğer kamu
görevlileri eliyle yürütülmesi gerekir. Anayasa'nın 128. maddesinde öngörülmüş
bulunan genel idare esasları dışında kalan hizmetlerde ise kuşkusuz sözleşmeli
personel çalıştırma olanağı vardır..." sonucuna varmıştır. KİT
personelinin tümünü sözleşmeli statüye alan, 5.1.1988 günlü ve 308 sayılı
KHK'ye ilişkin olan bu kararla, KİT'lerin "genel idare esaslarına göre
yürütmekle" yükümlü oldukları hizmetlerinin kesin varlığına işaret
edilmekle Anayasal gerçeğe dikkat çekilmek istenmiştir. Ancak, kararda
"diğer kamu görevlileri" ile "genel idare esaslarına göre"
yürütülecek "asli ve sürekli görevler "in niteliği belirtilmemiş,
sadece, sözleşmeli personelin "genel idare esasları" dışında kalan
hizmetlerde istihdamının caiz olacağı vurgulanmıştır.Yine aynı kararda;
"KİT'lerde sözleşmeli personel ile yürütülmek istenen işler, genellikle
istisnai değil, aslidir, geçici değil, süreklidir." denilmekte ve
dolayısıyle de personel sayısındaki çoğunluğun "memur ve diğer kamu
görevlileri" tarafından bulunacağına işaret olunmaktadır. Şu duruma göre;
sağlıklı bir denetim için, herşeyden önce "genel idare esasları",
"asli ve sürekli görevler" ile "diğer kamu görevlileri"
kavramlarının ne anlama geldiklerinin bilinmesine ihtiyaç vardır. Oysa, 399
sayılı KHK'nin3. maddesinin (b) fıkrasında, KİT'lerin ve bağlı ortaklıklarının
genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları hizmetlerinin
nitelikleri belirtilmeden, ya da bu hizmetler kurumlar ve birimler olarak
ayrılmadan "genel idare esaslarına göre yürütülecek asli ve sürekli kamu
hizmetleri" sadece genel idare hizmetleri sınıfından, 1-4 derecelerde
bulunan üst yönetim görevlilerini kapsayacak oranla sınırlı tutulmuştur.
"Genel idare esaslarına göre" yürütülecek hizmetleri
kadro görev ve unvanıyla sınırlı tutan bu düzenlemenin, üst düzey
yöneticilerini memur sayacağı bunların dışında kalan diğer çalışanların ise
sözleşmeli statüde kalmalarını sağlayacağı açıktır.
Hizmetler kurumlara ve kurumların birimlerine verilir. Bir birimin
gördüğü ana hizmet, ya genel idare esaslarına göre, ya da bu esasların
dışındaki usullerle yürütülür. Hizmetin yürütülmesinde uzaktan ve dolaylı
ilgileri olanlar hariç, zincirin halkaları gibi biri diğerini tamamlayan tüm
personelin aynı statüde olması Anayasa'nın 128. maddesinin hükmü gereğidir. Bu
nedenle, genel idare esaslarına göre yürütülen ya da yürütülmeyen hizmetlerin
ayırımında, personelin niteliği değil,' hizmetin esas alınması zorunludur.
Devamlılığın kişilerde değil, hizmetin kendisinde aranması esas kuraldır. Bu
biçimdekidüzenlemeyle, yasal yetkilerin yorumlanması ve uygulanmasının dozu ve
üslubu, fiilen yönetimin arzusuna bırakılmış, personelin kaderi belli kişilerin
eline terkedilerek yasal korunma olanakları ellerinden alınmış olmaktadır.
Anayasa'nın 128. maddesinin ikinci fıkrasındaki açıklık karşısında
memurlar gibi diğer kamu görevlilerinin de "nitelikleri, atanmaları, görev
ve yetkileri, hakları ve yükümlülükleri, aylık ve ödenekleri ve diğer özlük
işleri kanunla" düzenlenmek zorundadır. Anayasa'nın 128. maddesindeyer
alan bu hükmün amacı, kamu hizmetlerinin asli ve sürekli olanlarını yapacak
kişilere daha ileri bir güvence sağlamak, böylece hizmetlerin daha düzenli ve
sağlıklı biçimde yerine getirilmesine olanak vermektir. Bu hükmün memurları olduğu
kadar, diğer kamu görevlilerini de içerdiği açıktır. Oysa, KHK ile, statüer
olması gereken personel yerine sözleşmeli personel adı altında iktidar
partilerine sadakatle hizmete zorlayıcı BAĞIMLI bir çalışanlar sınıfı
oluşturulmaktadır.
IV. Personel konusunun "ivedi ve zorunlu" konulardan
olmaması:
Anayasa Mahkemesi, KHK çıkarma yetkisi veren 3479 ve 3481 sayılı
Yasaların İptaline ilişkin kararlarında, (1.2.1990 günlü, Esas: 1988/64, Karar:
1990/2 ve 6.2.1990 günlü, Esas: 1988/62, Karar: 1990/3 sayılı kararlar)
KHK'lerin ancak "ivedi" ve "zorunlu" durumlarda
çıkarılabileceğini kabul etmiş; KHK çıkarma yetkisinin "ivedi ve
zorunlu" durumlar dışında ve uzun sürede yasama etkinliğinin yerini alacak
biçimde kullanılmasının "yasama yetkisinin devri" anlamına geleceği
sonucuna varmıştır.
Bu kararlar uyarınca 399 sayılı KHK'nin Anayasa'ya uygun olup
olmadığının saptanabilmesi için "ivedi ve zorunlu" bir konuyu
düzenleyip düzenlemediğine bakılması gerekir. 399 sayılı KHK tümüyle KİT
personel rejimini düzenleyen bir kararnamedir. Anayasa Mahkemesi'nce de kabul
edildiği üzere, (1.2.1990 günlü, Esas: 1988/64, Karar: 1990/2 sayılı karar)
niteliği itibariyle uzun süreli ve çok yönlü çalışmaları zorunlu kılan personel
rejimlerinin düzenlenmesi, genelde "ivediliği ve zorunluluğu"
gerektirenbir konu olarak değerlendirilemez.
Bu nedenle KHK, tümüyle, ivedi ve zorunlu bir konuyu düzenlemediği
için Anayasa'ya aykırı düşmektedir.
V. Yetki Yasası Kapsamında Bulunmaması:
399 sayılı KHK'nin dayanağını oluşturan yetki yasası, Bakanlar
Kurulu'na, "memurlar"la, "diğer kamu görevlileri"nin idari,
mali ve sosyal haklarında iyileştirmeler yapmak üzere KHK çıkarma yetkisi
vermiştir. Ayrıca yetki yasasında, bu amaçla değişiklik yapılacak yasa ya da
KHK'ler tek tek sayılmıştır.
Yetki yasasında yer alan "Memur" ve "diğer kamu
görevlileri" kavranılan, Anayasa'nın 128. maddesinden kaynaklanan
kavramlardır. 399 sayılı KHK ile düzenlenen sözleşmeli personel ise
"memur" kavramı içinde yer almadığı gibi "diğer kamu
görevlileri" kavramı kapsamında da değildir.
Öte yandan 399 sayılı KHK, KİT'lerin tüm personel rejimini
düzenleyen yeni ve bağımsız bir kararnamedir. Oysa yetki yasası, yalnız bu
yasada belirtilen yasa ya da KHK'lerde değişiklik ve yeni düzenleme yapma
yetkisi vermiştir.
Ayrıca Anayasa Mahkemesi, KİT Genel Müdürleri ile ilgili 347
sayılı KHK ile ilgili kararında' (16.5.1989 günlü, Esas: 1989/4, Karar: 1989/23
sayılı karar) "atama koşulları"nı düzenlemenin yetki kapsamında
olmadığını kabul etmiştir.
Bu nedenlerle 399 sayılı KHK ile yapılan düzenleme yetki verilen
konular kapsamında bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle, 399 sayılı KHK'nin tümüyle Anayasa'ya aykırı
olduğu ve iptali gerekeceği inancıyla, KHK'nin tümüne ve maddelerine ilişkin
çoğunluk görüşüne katılmadım.
KARŞIOY
YAZISI
399 sayılı Kanun Hükmünde, Kararname'nin 25. maddesinin (b)
bendinin birinci fıkrası ve 36. maddesi ile ilgili uygulamaların, aynı
Kararnamenin 2. maddesinde belirtilen verimlilik, kârlılık, göreve devamı
özen-diricilik ve teşvik ilkelerine uygun olması gerektiğinden, uygulama
neticelerinin çalışma huzurunu ve hiyerarşik yapıyı bozucu eşitlik ilkesine
uymayan dengesizliklere ver vermemesi gerekir.
Söz konusu düzenlemelerin iptal gerekçelerinde belirlenen
düzensizliklerin uygulamada alınması gereken tedbirlerle objektifliğe
kavuşturulması ve kanun hükmünde kararnamenin amacına uygun duruma getirilmesi
olanaklı görülmektedir. Sorun uygulamaların 399 sayılı Kanun Hükmünde
Kararnamenin 2. maddesinde belirlenen ilkelere uygun duruma getirilmesidir. Bu
maksat içingerek genel olarak, gerekse kuruluşlar itibariyle ölçütler
getirilmesi, idari kurallar konulması yönetimin görevleri arasında yer
almaktadır. Yönetimin ilgili yasal kurallara aykırı, çalışma huzurunu ve
hiyerarşik yapıyı bozucu dengesizliklere yer verecekuygulamaları izlemesi ve
önlemesi gerekir. Bu itibarla bunları iptal nedeni gören çoğunluk görüşüne
katılmıyorum.
KARŞIOY
YAZISI
22.1.1990 günlü, 399 sayılı "Kamu İktisadi Teşebbüsleri
Personel Rejiminin Düzenlenmesi ve 233 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin Bazı
Maddelerinin Yürürlükten Kaldırılmasına Dair Kanun Hükmünde Kararname"nin;
A- Kimi yönlerden Anayasa'ya aykırılığı savıyla tümüne yönelik
iptal istemi bakımından:
3268, 3347, 3479, 3569 sayılı Yasaların verdiği yetkiye
dayanılarak KİT personel rejimi yeniden düzenlenmiş, dava konusu 399 sayılı KHK
yayınlanmıştır.
Bu kararnamenin dayanağını oluşturan yasalardan biri olan ve KHK
çıkarma yetkisini 31.12.1990 gününe kadar uzatan 3479 sayılı Yasa Anayasa
Mahkemesi'nce Resmi Gazete'nin 21.4.1990 günlü sayısında yayınlanan 1.2.1990
günlü kararıyla iptal edilmiştir.
Buna karşın, bu yasaya dayanılarak çıkarılan KHK'nin yürürlük günü
sürdürdüğünü kabul edip, içerik yönünden Anayasa'ya uygunluk incelemesi yapmak
olanaklı değildir. Yetki yasasının iptali ile hukuksal dayanağı kalmayan
KHK'nin de iptali gerekir.
Anayasa'nın 87 ve 91. maddeleri uyarınca KHK'lerin
"konu" ve "amaç"ına yetki yasası ile belirlenmesi
gerekmektedir. Yetki yasasının iptali KHK'yi "konu", "amaç"
ve çıkarılmasına neden olan "sebep" öğeleri bakımından dayanaksız
bırakmıştır.
Anayasa'ya uygunluk denetiminin yapılabilmesi için yürürlüğünü
sürdüren bir yetki yasasının bulunması zorunludur. Yetki yasasının iptal
edilmiş olması bu açıdan KHK üzerindeki yargısal denetimi olanaksız
kılmaktadır.
İçerik yönünden Anayasa'ya uygunluk denetimi yapılabilmesi için
öncelikle bir yetki yasasının bulunması gerekir. Anayasa'yaaykırılığı
saptanıp iptal edilmiş bir yetki yasasına dayanan KHK'nin Anayasa'ya uygunluk
denetimine girmeden hukuksal dayanağını yitirmesi nedeniyle iptaline karar
verilmesi gerektiği kanısındayım.
399 sayılı KHK büyük ölçüde sözleşmeli personelle ilgilidir,
bağımsızdır. Atamaya ve personelin niteliklerine ilişkin maddeleri itibariyle
bu konuların yetki yasaları kapsamı dışında kaldığı ve yetki sınırlamanın
aşılarak düzenlendiğinin kabulü gerekir.
399 sayılı KHK, KİT personel rejimini düzenlemektedir. Personelle
ilgili düzenlemeler "ivedi" çözümü gereken "zorunlu"
konulardan değildir.
B. Maddeleri Bakımından:
a) Genel idare esaslarına göre ya da bu esaslar dışında
yürütülecek hizmetlerin KHK'de açıkça ortaya konularak saptanması gerekirdi.
İlkeler konulmadan sınır ve çerçeve çizilmeden genel idare
esaslarına göre yürütülecek hizmetleri belirleme ve memur kadrolarını ihdas
etme konularında yönetim kurulları ile Bakanlar Kurulu'na yetki verilmesi,
b) Genel idare esaslarına göre yürütülen hizmetlerde görevli
memurların sözleşmeli olarak çalıştırılmalarının sağlanması.
c) Aynı işi yapan ve aynı sorumluluğu taşıyan kişilerin farklı
ücretlerle aynı statülerde çalıştırılmasına, bir hizmet biriminde genel idare
esaslarına göre yürütülecek hizmetlerin hem memur hem de sözleşmeli personel
eliyle gördürülmesine, sözleşmeli personelin genel idare esaslarına göre
yürütülecek hizmetlerdede çalıştırılmasına olanak verilmesi,
d) Memur kadroları ile sözleşmeli personel pozisyonları ilk kez
saptama yetkisi ile sonra ihdas, iptal ve değiştirme yetkisince Bakanlar
Kurulu'na verilmesi suretiyle sözleşmeli personelin güvensiz bırakılması,
e) Atama yetkisinin sınırsız, koşulsuz yönetim birimlerine devri,
f) Sözleşmeli personelde aranacak genel koşulların tek tek sayılıp
sözleşmenin feshi bakımından önemi açık olan özel koşulların saptanmasının
yönetmeliğe bırakılması suretiyle tüm statüyü etkileyen çalışma güvencesi
bakımından eksiklik yaratılması,
g) Sözleşmeli personelin isteğine hiç yer verilmeden, çalıştırana
sonsuz bir takdir yetkisi tanınarak, yasal güvence içermeden görevinin veya
görev yerinin değiştirilmesine olanak sağlanması,
h) Sözleşmeleri feshedilenlerin kadro aylıklarını almaya
devamları, memurun kadrolarında sözleşmeli olarak çalıştırılmaları,
ı) KHK'de hiçbir ilke veya sınır getirilmeksizin temel ücretin
tamamen yönetimce saptanması,
i) Sözleşmeli personelin hukuki statüsünün önemli bir bölümünü
oluşturan aylık ücretle ilgili düzenlemelerin yasalarla yapılması gerektiği
nazara alınmadan, bütçe yasalarına bütçe ile ilgili olmayan hüküm konulması,
j ) Sözleşmeli personele ödenecek harcırah konusunda çalışanlar
için güvence oluşturacak ödemenin alt sınırının belirlenmemesi ve başarı
değerlendirmesi gibi önemli bir konuda kuralları saptama yetkisinin çerçeve
çizilmeden yürütmenin takdirine bırakılması,
Memuriyet Statüsünü Sürdürenlerle İlgili Olarak;
Devletin ve KİT'in genel idare esaslarına göre yürütülen asli ve
sürekli hizmetlerinin "güven ve istikrar" bunun da "yasal
güvence"yi zorunlu kıldığı. Bu nedenle Anayasanın 128. maddesinde,
memurlarla diğer kamu görevlilerinin tüm hukuki statülerinin yasayla
düzenlenmesini öngörüldüğünün sözedilmemesi. Madde de "derece değişikliği
.... yapılabilir" denilerek kadrolarda değişiklik yapılabilmesinin
yönetimin takdirine bırakılması,
Derece değişikliğini 190 sayılı KHK'ye bağlayan düzenlemede ise
yine temel ilkeleri belirlenmeden, ve çerçevesi çizilmeden düzenlenmesinin
yönetime bırakılması,
k) Yüksek Planlama Kurulu'na bu KHK esasları çerçevesinde gerekli
düzenlemeler yapılıncaya kadar sözleşme ücretlerinde artış yapma ve sözleşme
ücretlerinin tavanını belirleme yetkisi verilerek tamamen yürütmenin takdirine
bırakılması,
Genel idare esaslarına yada bu esaslar dışında yürütülecek
hizmetler kurumlar ve birimler itibariyle belirlenmeden aynı işi yapan ve aynı
sorumlulukları taşıyan kişilerin farklı statülerde ve farklı ücretlerle
çalıştırılabilmeleri,
Bir kısım KİT'lerde genel idare esaslarına göre yürütülecek hizmet
bulunmadığı kabul edilirken, bir yandan da bu KİT'lerdeki tüm personelin işçi
statüsünde çalıştırılmasının benimsenmesinin,
Anayasanın 2., 5., 7., 10., 49., 87., 91., 128., 153., ve 161.
maddelerine aykırı olduğundan,
C- 399 Sayılı Kanun Hükmündeki Kararnamenin İçerik Yönünden Anayasa'ya
Uygunluk Denetimine Girmeden İPTALİNE;
Belirtilen nedenlerle 399 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 1.
maddesinin, 2. maddesinin, 3. maddesinin b bendinin ikinci fıkrasının, c
bendinin, 4. maddesinin, 5. maddesinin birinci fıkrasının üçüncü ve dördüncü
tümcelerinin, 7. maddesinin üçüncü fıkrasının, 8. maddesinin ikinci fıkrasının,
9. maddesinin, 11. maddesinin a, d bendlerinin, 13. maddesinin, 15. maddesinin,
25. maddesinin b bendinin ikinci fıkrasının, c bendinin, 26., 27. ve 28.
maddelerinin, 31. maddesinin, 34. maddesinin, 41. maddesinin, 43. maddesinin,
geçici 3. maddesinin, geçici 7. maddesinin, geçici 9. maddesinin, geçici 10.
maddesinin,
İptallerine karar verilmesi kanısıyla çoğunluğun bu konulardaki
iptal isteminin reddine dair görüşüne katılmıyorum.
KARŞIOY
YAZISI
399 sayılı KHK'nin Anayasa'ya aykırılık nedenleri:
1. Anayasa'nın yasa ile düzenlenmesini öngördüğü konuların yasayla
düzenlenmesi zorunludur: KHK ile düzenlenemez.
Anayasa, memurlar, diğer kamu görevlileri ve işçiler olmak üzere
üç tür kamu hizmeti görevlisine yer vermiştir. Anayasanın 128. maddesine göre,
asli ve sürekli kamu hizmetlerinden genel yönetim ilkelerine göre
yürütülenlerin memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle; bunlar dışında
kalanların ise işçiler eliyle gördürülmesi zorunludur.
Anayasa'nın 128. maddesinde sözü edilen "diğer kamu
görevlileri" memurlar ve işçiler dışında kamu hizmetinin gerektirdiği asli
ve sürekli görevlerde yönetime kamu hukuku ilişkisiyle bağlı olarak çalışanlardır.
399 sayılı KHK ile düzenlenen sözleşmeli personel, Anayasa'nın 128. maddesinde
öngörülen tüm koşulları taşıdığından "diğer kamu görevlileri"
kapsamındadır.
Dava konusu399 sayılı KHK, KİT'lerde çalıştırılacak memurlarla
sözleşmeli personelin haklarım ve yükümlülüklerini düzenlemektedir. Anayasa'nın
128. maddesinin ikinci fıkrasında, "Memurların ve diğer kamu
görevlilerinin nitelikleri, atanmaları, görev ve yetkileri, haklan ve
yükümlülükleri, aylık ve ödenekleri ile diğer özlük işleri kanunla düzenlenir."
denilmektedir. Bu hükme göre, memurlarla diğer kamu görevlilerinin tüm
statülerinin yasayla düzenlenmesi gerekmektedir. Oysa, KİT'lerde çalıştırılacak
memurlarla diğerkamu görevlilerinin hukuksal statüleri 399 sayılı KHK ile
düzenlenmiştir.
Anayasa'nın 91. maddesinin birinci fıkrasında "Türkiye Büyük
Millet Meclisi, Bakanlar Kuruluna kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi
verebilir. Ancak sıkıyönetim ve olağanüstü haller saklı kalmak üzere,
Anayasa'nın ikinci kısmının birinci ve ikinci bölümlerinde yer alan temel
haklar, kişi haklan ve ödevleri ile dördüncü bölümde yer alan siyasi haklar ve
ödevler kanun hükmünde kararnamelerle düzenlenemez." denilmektedir. Buna
göre sıkıyönetim ve olağanüstü durumlar dışında KHK ile düzenlenemeyecek bir yasak
alan oluşturmuştur. Ancak, Anayasa, yalnızca yasa ile düzenlenmesini istediği
bu alanlar dışında, kimi maddelerindeki konuların da yasa ile düzenlenmesini
öngörmüştür. Anayasa, 91.maddesinin 1. cümlesiyle KHK konusunda genel kuralı,
2. cümlesi ile genel kuralın genel ayrık durumunu göstermiştir. Yasa ile
düzenlemenin öngörüldüğü kimi maddeler ise özel ayrık durumlardır. Yasa ile
düzenlenmesi öngörülen konular Anayasa'ya özel amaçlarla konulmuşlardır. Bu
nedenle Anayasa'nın yasa ile düzenlenmesini öngördüğü konuların KHK ile değil,
mutlaka yasa ile düzenlenmesi zorunludur.
Anayasa'nın belli konuları yasa ile düzenlemesini (öngörmesi)
zorunlu kılması, bu hususların KHK'lerle düzenlenemeyeceği anlamına gelir.
Tersine bir anlayışın kabulü durumunda, Anayasa'ya göre yasama organının
yapması gereken bir hukuksal işlem yürütme organı tarafından yapılmış
olacaktır. Bu ise, Anayasa'nın 6. maddesinde yer alan "Hiçbir kimse veya
organ kaynağını Anayasa'dan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz." diyen
hükmüne ve 7. maddedeki yasama yetkisinin devredilmezliği ilkesine aykırıdır.
Yine böyle bir anlayışın "Başlangıç"ta belirtilen "Kuvvetler
ayrımının Devlet organları arasında üstünlük sıralaması anlamına gelmeyip,
belli Devlet yetkilerinin kullanılmasından ibaret ve bununla sınırlı medeni bir
iş bölümü ve işbirliği olduğu ve üstünlüğün ancak Anayasa ve kanunlarda
bulunduğu" ilkesine ve 11. maddedeki Anayasa'nın bağlayıcılığı ve
üstünlüğü ilkesine deters düşeceği açıktır.
Anayasa'nın 128. maddesinde, memurlarla diğer kamu görevlilerinin
her türlü hukuksal statülerinin yasayla düzenlenmesi öngörüldüğüne göre bu
statüyü düzenleyen 399 sayılı KHK'nin Anayasa'nın 91. ve 7. maddelerine aykırı
düşer,
2- KHK'nin dayanağını oluşturan yetki yabanın Anayasa'ya
aykırılığı nedeniyle iptaline karar verilmiş olması, 399 sayılı KHK'nin de
iptalini zorunlu kılar.
399 sayılı KHK, 3268, 3347 ve 3479 sayılı Yasaların verdiği
yetkiye dayandığı belirtilerek 29.1.1990 gününde yayımlanarak yürürlüğe
konulmuştur. Fakat, 399 sayılı KHK'nin dayanağını oluşturan 3479 sayılı Yetki
Yasası, Anayasa Mahkemesi'nin 1.2.1990 gün ve 1988/64 E., 1990/2 K. sayılı
kararı ile Anayasa'ya aykırı bulunarak iptal edilmiş; iptal kararı ise
21.4.1990 günlü Resmi Gazete'de yayımlanmıştır.
KHK'nin dayanağını oluşturan yetki yasaları birbirlerinden
bağımsız nitelikte değildirler. Ana düzenleme, 3268 sayılı Yasa ile yapılmış,
3347, 3479 ve 3569 sayılı Yasalar ile bunda içerik ve süre yönünden
değişiklikler yapılmıştır. Yetki süresine ilişkin son değişiklik ise 3479
sayılı Yasa ile yapılmıştır. Bu yasa ile 3347 sayılı Yasa'nın 31.12.1988 gününe
kadar uzattığı yetki süresi, 31.12.1990 gününe kadar uzatılmıştır. Ancak, 3479
sayılı Yetki Yasası'nın iptali,399 sayılı KHK'yi sebep öğesinden başka bir
anlatımla yasal dayanaktan yoksun duruma getirmiştir. Öğretide belirtildiği
gibi, "Bir yasanın sebep ve saikinden anlaşılması gereken, yasanın konuş
sebebi, çıkarılmasında rol oynayan sebep ve amillerdir." KHK'ler içinde
geçerli olan bu tanıma göre, 399 sayılı KHK'nin sebep unsuru 3479 sayılı Yasa'
nın verdiği yetkidir. Bu Yasa iptal edilmekle 399 sayılı KHK'nin, yürürlüğe
konulmasının sebep öğesi ortadan kalkmış, dayanağı kalmamıştır. Çünkü,
Anayasa'ya aykırılığı saptanan bir yetki yasasına dayanılarak yürürlüğe
konulmuş bir KHK içerik yönünden Anayasa'ya aykırı bir hüküm taşımasa bile
Anayasa'ya uygun sayılamaz. Tersine bir düşünce biçimi Anayasa'nın öngördüğü
ölçünün ötesinde bir yetki devrine olanak vermek anlamına gelir.
Diğer yönden, bir yasa kuralı ile bir KHK kuralının Anayasa'ya uygunluk
denetim biçimleri de farklılık gösterir. Yasanın denetiminde, onun yalnızca
Anayasa kuralları karşısındaki durumunun saptanması yeterlidir. KHK'de ile
öncelikle, KHK'nin dayanağını oluşturan yetki yasası kapsamı içerisinde kalıp
kalmadığı belirlenir. KHK, yetki yasası kapsamı içerisinde görüldüğü
durumlarda, yasadaki gibi Anayasa'ya uygunluk denetimi yapılır. KHK, yetki
yasası kapsamı içinde değilse (içerik yönünden Anayasa' ya uygun sayılsa bile),
öncelikle yetki yasasına ve bu nedenle Anayasa'ya aykırılığı söz konusu
olacaktır.
Bu yöntem ise, yetki yasasının Anayasa Mahkemesi'nce iptal
edilmemiş olması durumunda geçerli olacaktır. Eğer, KHK'nin Anayasa'ya uygunluk
denetiminin yapıldığı tarihte yetki yasası iptal edilmiş ise, KHK'nin dayanağı gösterilen
yasa kapsamı içerisinde kalıp kalmadığı konusunda bir inceleme yapılması
olanaksızdır. Çünkü Anayasa'ya aykırılık nedeni ile iptal edilmiş bir yetki
yasasının iptal kararı yokmuşçasına kapsamını belirlemeye çalışmak, büyük bir
çelişki oluşturur.
Başka bir anlatımla, bir KHK'nin Anayasa'ya uygunluk denetiminin
yapılabilmesi için, ortada yürürlüğünü sürdüren bir yetki yasasının bulunması
zorunludur. Çünkü ancak bu durumda KHK'nin "konu" ve "amaç"
bakımından Anayasa'ya uygunluk denetimi yapılabilecektir. Yetki yasasının iptal
edilmiş olması bu yönden KHK üzerindeki yargısal denetimi olanaksız kılar.
İşte, yetki yasasının iptali, KHK'yi "konu" ve
"amaç" öğeleri bakımından dayanaksız bırakacağından bu KHK'nin de
iptali zorunlu olmaktadır.
Çoğunluk görüşüne göre, yetki yasasının iptaline ilişkin karar
yürürlüğe girdiği tarihten sonra artık bu yasaya dayanılarak bir KHK yürürlüğe
konamayacaktır. Bu durumda, iptal kararı, yasadaki yetki süresini kararın
yürürlüğe girdiği tarihte ona erdirmekten başka bir hukuksal sonuç
doğurmayacaktır. İptal kararının böyle bir hukuksal etki yaratması çok
doğaldır. Ancak, bundan ibaret değildir. Nasıl ki, bir yasanın Anayasa
Mahkemesi'nce iptali yasa gereğince yürütme organının yürürlüğe koyduğu bir
düzenleyici işlemi (örneğin tüzük, yönetmelik) etkiliyorsa, yetki yasasının
iptali de, bu yasaya dayanılarak çıkarılmış olan KHK'yi etkiler. KHK'nin iptali
için başvuruda bulunulması durumunda, yetki yasasınıniptal edilmiş olması,
KHK'nin de iptalini zorunlu kılar. Bu zorunluluk, Anayasa'nın 153. maddesindeki
"İptal kararı geriye yürümez." kuralı ile de ortadan kaldırılamaz.
Çoğunluğun bu anlayışı ile, 21.4.1990 gününde yayımlanarak yürürlüğe giren 3479
sayılı Yetki Yasası'nın iptaline ilişkin Anayasa Mahkemesi kararı, dava konusu
399 sayılı KHK'nin Anayasa'ya uygunluk denetiminin yapıldığı 4.4.1991 gününde
bile yürürlükte sayılmayarak geleceğe de etkisi yok edilmektedir.
Çoğunluk kararında, yetki yasası iptal gerekçesinin KHK'nin
hukuksal durumunu etkileyeceği; yasanın, Anayasa'nın 91. maddesindeki öğelerden
birine aykırı olması nedeniyle iptali durumunda KHK'nin iptalinin gerekeceği
belirtilmektedir. Oysa, 3479 sayılı Yasa'nın iptaline ilişkin kararda yasanınAnayasa'nın
91. maddesine aykırı bulunması da iptal gerekçeleri arasında gösterildiği gibi,
yetki yasasının iptalinin KHK üzerinde yapacağı hukuksal sonuçların iptal
gerekçesine göre değişebileceği de kabul edilemez.
3. 399 sayılı KHK ile yapılan düzenleme dayanağı olarak gösterilen
yetki yasalarının kapsamı içerisinde değildir.
Anayasa'nın 91. maddesi 2. fıkrası hükmü gereğince, Bakanlar
Kurulu'-na KHK çıkarabümesi için yetki veren yasada, KHK'nin amacı, kapsamı ve
ilkelerinin gösterilmesi zorunludur. Bununla, KHK ile yapılacak düzenlemenin
yasanın öngördüğü amaç, kapsam ve ilkelerle sınırlı olmasının amaçlandığı
açıktır. KHK ile yasanın belirlediği amaç, kapsam ve ilke sınırlarını aşan bir
düzenleme yapılması durumunda yetki dışı bir düzenleme yapılmış olacağından
öncelikle KHK'nin dayanağını oluşturan yetki yasasına ve böylece Anayasa'ya
aykırılık söz konusu olacaktır.
399 sayılı KHK'nin 3268, 3347, 3479 ve 3569 sayılı Yetki
Yasalarına dayanılarak çıkartıldığı belirtilmiştir. Bu yasalardan, 3268 sayılı
Yasa, ana düzenlemenin yapıldığı yasadır; diğerleri ise, bunda kimi
değişiklikler yapan yasalardır. Bu nedenle, 388 sayılı KHK'nin asıl dayanağını
yapılan değişikliklerden sonraki biçimi ile 3268 sayılı Yetki Yasası
oluşturmaktadır.
3268 sayılı "Memurlar ve Diğer Kamu Görevlileri Hakkındaki
Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Yetki Kanunu"nun 3347 ve 3569
sayılı Yasalarla değişik "Amaç" başlıklı 1. maddesinde ise;
"Memurlar ve diğer kamu görevlilerinin çalışmalarında müessiriyeti
artırmak ve kamu hizmetlerinin düzenli, süratli, verimli ve ekonomik bir
şekilde yürütülmesini temin etmek amacıyla bunların idari, mali, sosyal
haklarında iyileştirmeler yapmak; kamu kurum ve kuruluşlarının
(Cumhurbaşkanlığı Dairesi, Yasama Organı İdari Kuruluşları, Genel Kurmay
Başkanlığı, Milli Savunma Bakanlığı, Yargı Kuruluşları ve Sayıştay hariç)
kuruluş, görev ve yetkilerine dair konularda aynı amaçla aşağıda belirtilen
çerçeve dahilinde düzenlemelerde bulunmak için Bakanlar Kurulu'na Kanun
Hükmünde Kararname çıkarma yetkisi verilmiştir." denilmektedir.
Buna göre, 3268 sayılı Yasa'ya dayanılarak çıkarılabilecek KHK'ler
memur ve diğer kamu görevlilerinin idari, mali ve sosyal haklarında
iyileştirmeler yapmak amacına yönelik olmak zorundadır. Bu amacı
gerçekleştirdiği ölçüde kamu kurum ve kuruluşlarının kuruluş, görev ve yetkilerine
dair konularda da KHK çıkarılabilecektir.
Anayasa Mahkemesi de 8.2.1989 gün, Esas: 1988/38, Karar: 1989/7
sayılı kararında 3268 sayılı Yetki Yasası'na dayanılarak çıkarılacak KHK'-lerin
kmi kamu kurum ve kuruluşların görev ve yetkilerine ilişkin konularda
düzenlemelerde bulunabileceğini; ancak bunun, Yasa'nın 1. maddesinin ilk
tümcesinde yazılı olduğu gibi memurlar ve diğer kamu görevlilerinin, idari,
mali ve sosyal haklarında iyileştirme yapmak amacıyla olabileceğini
belirtmiştir.
399 sayılı KHK'nin yetki yasası kapsamı dışında kalan noktaları
ise şöyle sıralanabilir:
a) 3268 ve 3347 sayılı yasalarla verilen yetki, bu yasaların 2.
maddelerinde sayılan yasa ya da KHK'de değişiklik yapmakla sınırlıdır. Oysa 399
sayılı KHK, KİT'lerin personel rejimini düzenleyen bağımsız bir KHK'dir. Gerçi
yetki yasalarında 233 sayılı KİT'lerle ilgili KHK'de yeni düzenleme ya. da
değişiklik yapma yetkisi verilmiştir; ancak, 399 sayılı KHK, 233 sayılı KHK'de
yeni düzenleme ya da değişiklik yapmamaktadır. Kendi başına bir KHK'dir. Yalnız
bir maddesiyle (m. 59), 233 sayılı KHK'nin personelle ilgili 41-53.
maddelerinden, Anayasa Mahkemesi'nce iptal edilmeyenleri yürürlükten
kaldırmaktadır. Böylece 233 sayılı KHK personeleilişkin hükümlerden
arındırılmış, bu konu 399 sayılı KHK ile düzenlenmiş olmaktadır.
b) 399 sayılı KHK, maddeleri yönünden ele alındığında, kimi
maddelerin yetki yasalarıyla verilen yetki kapsamım aşan düzenlemelere yer
verdiği görülmektedir. Personel yönünden verilen yetki "idari, mali ve
sosyal hakların" iyileştirilmesi ve "kadrolara" ilişkin
düzenleme yapılması ile sınırlıdır. Oysa 399 sayılı KHK'nin;
- Personeli tanımlayıp kapsamı çizen, çalıştırılacak personelin
türünü gösteren "istihdam şekilleri" başlıklı 3.,
- Memurların "atanma"sına, sözleşmeli personelin "işe
alınma"sına ilişkin 5. ve 6.,
- İşe alınacaklarda aranacak koşulları içeren 7.,
- İşe alırken uygulanacak sınava ilişkin 8.,
- Sözleşmeli personelin tarafsızlığı, tüm personelin yükümlülük ve
sorumluluklarıyla ilgili 10. ve 11.,
Maddelerinin 3268 ve 3347 sayılı Yasalarla verilen yetki
çerçevesinin dışına taştığı görülmektedir. Çünkü bu maddelerin 3268 sayılı
Yasa'da değinilen "idari, mali ve sosyal" haklarla bir ilişkisi
olmadığı gibi, bu yasayı birimlerin teşkilâtlanması, görev, yetki ve yükümlülükleri
yönünden genişleten 3347 sayılı Yasa ile de bir ilişkisi bulunmamaktadır.
Ayrıca, Anayasa Mahkemesi'nin, KİT'lere atanacak genel müdürlerde
aranacak nitelikleri düzenleyen 347 sayılı KHK'yi (233 sayılı KHK'-nin 12.
maddesinde değişiklik yapan KHK) iptal eden kararında, (16.5.1989, E: 1989/4;
K: 1989/23; RG. 8.10.1989-20306, sy. 37) "atama" kurumunun
görevlilerin idari hakları ile ilgilendirilemeyeceği; "atama
koşulları"nın bütün bu yetkilerin dışında kaldığı; atama koşullarını
belirlemenin, "görev" düzenlemesi olarak değerlendirilse bile,
"hizmet birimlerinin" yetki ve yükümlülükleri kapsamında belirleyici
bir öğe olmadığı kabul edilmiştir.
399 sayılı KHK'nin 5., 6., 7. ve 8. maddeleri de doğrudan doğruya
atama ve atama koşullarıyla ilgilidir.
Sonuç olarak, 399 sayılı KHK; yetki kapsamındaki yasa ya da
KHK'lerde değişiklik ya da yeni düzenleme yapmadığından ve belirtilen
gerekçelere göre de 3, 5, 6, 7, 8, 10 ve 11. maddeleri itibariyle, 3268 ve 3347
sayılı yetki yasaları kapsamına girmediğinden iptal edilmesi gerekir.
4. 399 sayılı KHK ile yapılan düzenleme "ivedi ve
zorunlu" konulara ilişkin değildir.
399 sayılı KHK'nin dayanağını oluşturan 3479 sayılı Yetki Yasası
Anayasa Mahkemesi'nin 11.2.1990 gün, E: 1988/6, K: 1990/2 sayılı kararı ile
Anayasa'ya aykırı görülerek iptal edilmiştir. Kararın gerekçesinde, KHK
çıkarılmasının TBMM tarafından verilen ve ancak "ivedi ve zorunlu"
durumlarda, uzun olmayan bir sürede kullanılacak bir yetki olduğu, KHK'lerinivedi
ve zorunlu olmayan durumlarda kullanılmasının bu doğrultudaki uygulamaya
süreklilik ve yaygınlık kazandırılmasının, yasama yetkisinin devri anlamına
geleceği ve Anayasa'ya aykırı düşeceği belirtilmiştir. Buna göre, ivedi ve
zorunlu olmayan konularKHK'lerle düzenlenemeyecektir. KHK, yetki yasasına uygun
görülse de yaptığı düzenleme "ivedi ve zorunlu" bir konuda değilse
Anayasa'ya aykırı olacaktır.
Anayasa Mahkemesi, sözü edilen kararında 3479 sayılı Yetki
Yasası'nın Bakanlar Kurulu'na yetki verdiği konular "ivedi ve
zorunlu" olmadığından ve yasa ile düzenlenmeleri gerekeceği yönünden de
Anayasa'ya aykırılığı saptamıştır.
399 sayılı KHK'nin bir an için Yetki Yasası kapsamı içinde kaldığı
varsayılsa bile Yetki Yasası iptal gerekçesi ona dayanan KHK'nin de iptalini
zorunlu kılar.
Kaldı ki KHK'nin içeriği de "ivedi ve zorunlu" bir
konuya ilişkin değildir. Çünkü 399 sayılı KHK, Kamu İktisadi Teşebbüsleri
personel rejimini düzenleyen bir kararnamedir. KHK'nin "Amaç ve
Kapsam" başlıklı 1. maddesinde:
"Bu Kanun Hükmünde Kararname, 233 sayılı Kanun Hükmünde
Kararnameye tabi kamu iktisadi teşebbüsleri ve bağlı ortaklıkları personelinin
hizmete alınmalarını, görev ve yetkilerini, niteliklerini, atanma, ilerleme,
yükselme, hak ve yükümlülükleriyle diğer özlük haklarını düzenler."
denilmektedir.
Yukarıda sözü edilen iptal kararında belirtildiği gibi,
"niteliği itibariyle uzun süreli ve çok yönlü çalışmaları zorunlu kılan
personel mevzuatı genelde ivediliği gerektiren bir konu olarak
değerlendirilemez."
Dava konusu 399 sayılı KHK, tümüyle KİT personeline ilişkin mali,
sosyal, hukuksal hükümler içermekte, KİT personel rejimini yeniden
düzenlemektedir. Oysa, KHK'lerin amaç öğesi bakımından Anayasa'ya uygun
olabilmesi için Anayasa Mahkemesi'nin kararlarında belirtildiğigibi,
"ivedi ve zorunlu" durumlardan kaynaklanması gerekmektedir. Aksi
halde, Anayasa'nın 7. maddesindeki "yasama yetkisinin
devredilmezliği" ilkesi tartışmalı duruma gelir. Bu nedenlerle 399 sayılı
KHK, değişen ekonomik ve sosyal koşulların gerekli kıldığı "ivedi ve
zorunlu" bir konuyu düzenlemediğinden Anayasa'nın 7. ve 91. maddelerine
aykırı olduğundan tümünün iptali gerekir. Bu gerçeklerle sayın çoğunluğun
görüşüne katılmıyorum.
KARŞIOY
YAZISI
A- 399 sayılı KHK'nin 5. maddesinin birinci fıkrasının ikinci
tümcesi ile genel müdür ve genel müdür yardımcısı kadrolarına atanacaklar
hakkında, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun istisnai memuriyete ilişkin
hükümlerinin uygulanacağı esası getirilmiştir.
KHK'ye göre belirtilen kadrolaraatanacaklarda iki özellik
aranmaktadır.
a) Yüksek öğrenimi bitirmeleri.
b) Görevlerini yerine getirebilecek bilgi ve tecrübeye sahip
olmaları.
657 sayılı Yasa'nın belirtilen görevlere atamada aradığı ölçütlere
bakıldığı zaman; Yüksek Öğrenim yanında kamu işyerlerinde geçmesi gereken
hizmet süresi şartlarını görürüz. Buna göre sözkonusu KHK sadece kamu
işyerlerinde geçmesi gereken hizmet süresi noktasında istisnai memuriyet
hükümlerinin uygulanmasını amaçlamıştır.
Bunun sebebi ise, serbest piyasa koşullarına göre rekabete açılmış
olan Kamu İktisadi Teşebbüslerinin Yönetimine özel sektörde çalışıp ta kamu
işyerlerinde hiç hizmeti olmayan başarılı, deneyimli ve bilgili elemanların
gelmesini kolaylaştırmak ve Kararname'nin 2. maddesinde belirtilen "İşin
gerektirdiği nitelikleri haiz elemanların işe alınması" ilkesini
gerçekleştirmektedir. KİT'lerin belirtilen özellikleri itibariyle 657 sayılı
Yasa'da belirtilen Kamu'da geçmesi gereken "Hizmet süresi" ölçütü
yerine "Görevini yerine getirebilecek bilgi ve tecrübe"koşuluna
bırakmıştır. Kamu İktisadi Teşebbüsleri ile Genel Katma bütçeli kuruluşlar
arasındaki bünyesel farklılıklar yöneticilerin niteliklerinde de farklılık
doğuracağından "Eşitlik ilkesinin" zedelenmesi söz konusu değildir.
B- KHK'nin 25. maddesinin (b)bendi kadrolarında sözleşmeli olarak
çalıştırılacak memurlara kadro aylıklarının (ek gösterge ve her türlü zam ve
tazminatlar dahil) altı katını geçmemek üzere Bakanlar Kurulu'nun tesbite
yetkili olduğu şeklinde düzenlenmiştir.
Kadro karşılık gösterilerek sözleşme yapılmasının amacı farklı
ücret ödenmesini temin etmek içindir. Farklı ücret ödenmesindeki gaye ise;
teşebbüslerin, serbest piyasa koşullarında rekabet edebilecek bir düzeye
gelebilmesi için kaliteli ve uzman elemanları kurumda tutabilmek bunların temel
ilkelerde belirtilen yaratıcı, girişimci başarı ve çabalarım değerlendirerek
teşviki sağlamaktır. İşte Bakanlar Kurulu, bu amacı gerçekleştirmek için iş ve
hizmet özelliklerini dikkate alarak teşebbüsleri ve bağlı ortaklıkları gruplara
ayıracak vekadro karşılığı çalıştırılacak sözleşmeli personelin ücretini kadro
aylığının altı katını geçmemek üzere tesbit edecektir. Burada alt sınır memurun
kadro aylığı olup, üst sınır Bakanlar Kurulu'na şartlı olarak bırakılmıştır.
Hizmetin icabına uygun olarakverilen bu yetki uygulamadaki şartlara göre şekil
alacaktır. 657 sayılı Yasa'da da sözleşmeli çalıştırılacak personel için ücret
tavanı Bakanlar Kuruluna bırakılmıştır. Hatta kararnamede olduğu gibi "Al
ti katma kadar" şeklinde bir sınırlama da yoktur. İşve hizmetin özelliği
dikkate alınarak tesbit yapılacağından Anayasa'ya aykırılık yoktur.
C- KHK'nin 36. maddesi yurt dışında sürekli çalıştırılacaklarla,
kısmi zamanlı sözleşmeli personele ödenecek ücretlerin ne şekilde saptanacağını
düzenlemiştir.
Genel olarak 1 sayılı cetvelin dışında kalan sözleşmeli personele
yurt içinde ödenecek ücret; temel, başarı ve kıdem ücretinin toplamından
ibarettir. Bunun taban sınırı asgari ücrettir. (657 sayılı Kanun'da da taban
sınır asgari ücrettir). Üst sınır ise personelinunvanı, iş gerekleri, işyeri ve
çalışma şartları dikkate alınarak tesbit edilmektedir.
Yurt dışında sürekli görevle çalıştırılacak sözleşmeli personele
ödenecek ücretin üst sınırı belli olduğuna göre aşağıya doğru kademelendirme de
yurt içindeki ücret tesbitinde belirtilen ölçütlerin de (unvan, işyeri, iş
gerekleri, çalışma şartları gibi) teşebbüs yönetim kurullarınca dikkate
alınması pek tabiidir. Nitekim ikinci bentte kısmi zamanlı olarak istihdam
edilecek sözleşmeli personelin ücreti tesbit edilirken desürekli çalışan
sözleşmeli personelin ücretleri dikkate alınarak yönetim kurallarınca tesbit
edileceği vurgulanmıştır. Kaldı ki bu konuda doğacak problemler için idari
yargı yolu da her zaman açıktır. Maddenin Anayasa'ya aykırı bir yönü yoktur.
D- KHK'nin44, 45, 46, 47, 48, 49, 50. maddelerin Anayasa'ya aykırı
oldukları, zira disiplin suçunun da Anayasa'nın 38. maddesinin 3. fıkrasındaki
kanunla düzenlenmesi gereken suç türünden olduğu, 91. maddenin 1. fıkrasına
göre Anayasa'nın 2. kısmının birinci ve ikinci bölümlerinde yer alan temel
haklarla kişi hakları ve ödevlerinin KHK'lerle düzenlenemeyeceği, 38. madde
Anayasa'nın ikinci kısmının ikinci bölümünde yer aldığına göre disiplin suçunun
da suçlar gibi ancak kanunla düzenlenebileceği, KHK konusu olmayacağı, çoğunluk
görüşüne, aşağıdaki gerekçelerle katılmıyoruz.
l. Ceza Hukuku ile Disiplin Hukuku farklı alanlardır.
Suç, bir kimsenin yaşadığı ülkenin Devletine yükümlü olduğu itaat
borcunun ihlâlidir. Disiplin suçu ise bireyin tâbi olduğu belirli bir topluluğa
taahhüt ettiği özel bağlılık yükümlülüğüne uymaması ile işlenir. Fiilin
disiplin suçunu oluşturması için kişi ile topluluk arasında hiyerarşik
bağlılığın olması gerekmez. Örneğin noter, avukat, gibi serbest meslek sahibi
kimseler de meslek kurallarınauymadıkları için meslek odaları tarafından
disiplin soruşturmasına tâbi olabilirler. Suç toplumdaki genel düzeni bozan
hukuka aykırı fiillerdir. Disiplin suçunu oluşturan davranışlar ise sınırlı bir
topluluk içinde kabul edilmiş olan düzen kurallarına aykırı davranışlardır.
(Bkz. Dönmezer, S. Erman, S. Nazari ve Tatbiki Ceza Hukuku. 10. Bası, C. I No:
480-481).
2- Suç ile disiplin suçu arasındaki bu temel fark, suçun
müeyyidesini uygulayacak otorite bakımından da ayrım getirir. Nitekim bir suçun
cezası Devlet tarafından verildiği halde, disiplin cezası yerine göre kamu
otoritesi, yarı kamusal veya tamamen özel nitelikteki kuruluşlar tarafından
verilebilir. Devlet ceza verirken yargı tasarrufunda bulunduğu halde disiplin
suçlarının müeyyidesi idari makamlarcave idari tasarruf konusu olan Kararlarla
sağlanır. (Dönmezer-Erman, CI, No: 482).
3. Suç ile disiplin suçu arasında zorunlu bir bağımlılık yoktur.
Nitekim 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 131. maddesinin 1. fıkrasına
göre "aynı olaydan dolayı memur hakkında ceza mahkemesinde kovuşturmaya
başlanmış olması, disiplin kovuşturmasını geciktirmez". Bunun anlamı ise,
ceza ve disiplin kovuşturmalarının ilke olarak birbirinden bağımsız
olmalarıdır. Şu halde memurun hukuka aykırı fiili dolayısıyla hakkında cezakovuşturması
yapılmakla beraber disiplin kovuşturması yapılmayabilir. Bundan başka, ceza
mahkemesinin beraat kararma rağmen memur hakkında disiplin kovuşturması
yapılarak disiplin cezası verilebilir. Nitekim 657 sayılı Kanunun 131.
maddesinin 2. fıkrası"memurun Ceza Kanununa göre mahkûm olması veya olmaması
halleri, ayrıca disiplin cezasının uygulanmasına engel olmaz" demektedir.
Bununla beraber, mahkemece suç fiili sabit görülerek memur mahkûm olmuşsa
disiplin soruşturmasını yapanlar bu fiilin memur tarafından işlenmediğine karar
veremez ; mahkeme suçun memur tarafından işlenmediğine hükmederse Disiplin
Komisyonu aksini kabul ederek memura disiplin cezası veremez.
4. Suçun birinci unsuru, yapılan hareketin kanundaki tarifine
uygun olmasıdır. Bu sonuca varabilmek için suçlar kanunda teker teker
gösterilir ve tarif edilir. Disiplin cezalarında ise, bu kural geçerli
olmayabilir. Yani, ceza hukukunda suçu belirleyen hükümler suçta kanunilik
ilkesine tâbi olduğu halde disiplin cezasını gerektiren fiiller hakkında
kanunilik ilkesi uygulanmaz. Nitekim örneğin Avukatlık Kanununun 2/C maddesi
"meslek, şeref ve haysiyetine ihlâl eden fiiller"i disiplin cezasını
gerektiren fiiller olarak tanımlamış, fakat bu fiillerin hangileri olduğunu
belirtmemiştir.
Bununla beraberkanun, koyucu bazen disiplin suçlarına da ceza hukukunun
ilkelerini uygulayabilmektedir. Disiplin soruşturmasında da failin savunmasının
alınması (Anayasa madde 129, fıkra 2; 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu, madde
130); disiplin cezalarında hafifleticisebeplerin kabulü (21.8.1982 tarih ve
17789 sayılı RG. de yayımlanmış olan Yükseköğretim Disiplin Yönetmeliği, md.
16) gibi. Bir de, 657 sayılı Kanunun 125. maddesini değiştiren 30 Aralık 1972
tarihli (RG. 14407) 2 numaralı Kanun Hükmünde Kararname disiplin suçlarını
teker teker saymak suretiyle bu tür suçlara ceza hukukundaki kanunilik ilkesini
uygulamıştır. Disiplin suçlarına bazı ceza hukuku ilkelerinin uygulanması
aslında suç ile disiplin suçlarının ayrı kavramlar olduğunu ve aynı kurallara
tâbi olmadığını göstermektedir.
Özellikle, Anayasa'nın 38. maddesindeki "suç ve cezaların
kanunla düzenlenmeleri" ilkesi disiplin suçları bakımından da doğru
olamaz. Nitekim yukarıda andığımız, 30 Aralık 1972 tarihli, 2 sayılı KHK (RG.
14407) disiplin suçlarını düzenlemektedir. Bu tarihte 1961 Anayasası yürürlükte
idi ve 1982 Anayasası'nın 91. maddesindeki "sıkıyönetim ve olağanüstü
haller saklı kalmak üzere Anayasanın ikinci kısmının birinci ve ikinci
bölümünde yer alan temel haklar ve kişi hakları ve ödevleri ... KHK. lerle
düzenlenemez" hükmü eski Anayasada da aynen yer almıştı (md. 64 Son bent).
Yine 1961 Anayasası'nda da cezaların kanunla düzenleneceğine dair hüküm aynen
mevcuttu (md. 33). Bu hükümler gözönünde iken kanunkoyucunun disiplin suçlarını
ve cezalarınıKHK ile düzenleyerek bunları suç ve cezaların kanuniliği ilkesini
koyan 1961 Anayasası'nın 33. maddesinin kapsamında görmemesi dikkat çekici ve
savunduğumuz görüşü doğrulayıcı niteliktedir.
Diğer taraftan, 1982 Anayasası memurların ve kamu kurumu
niteliğindeki meslek teşekkülleri mensuplarının disiplin kovuşturmaları ile
ilgili savunma hakkını ve usulünü düzenleyen; uyarma ve kınama cezaları hariç
disiplin kararlarının yargı mercilerinin denetimi dışında bırakılamayacağını
hükme bağlayan 129. maddesi, 91.maddesinin, kanun hükmünde kararname
çıkarılmasını önlediği ikinci kısmın birinci ve ikinci bölümleri ve dördüncü
bölümü dışında bulunmakta; üçüncü kısmın ikinci bölümünde yer almaktadır. Bu
bakımdan da disiplin suçlan ve cezaları KHK ile düzenlenme yasağıdışında
bulunmaktadır.
Üye
Erol
CANSEL
|
Üye
Yavuz
NAZAROĞLU
|
Üye
Haşim
KILIÇ
|
KARŞIOY
YAZISI
A. Bir Bütün Olarak Kanun Hükmünde Kararname'nin Anayasa'ya
Aykırılığı:
l- Devlet memurlarının hukuki durumunu düzenleyen Anayasa'nın 128.
maddesinin üçüncü fıkrasında; "Memurların ve diğer kamu görevlilerinin
nitelikleri atanmaları, görev ve yetkileri, hakları ve yükümlülükleri, aylık ve
ödenekleri ve diğer özlük işleri kanunla düzenlenir." denilmektedir.
Anayasa'nın 128. maddesi ile diğer bir çok maddelerinde yer alan
ve özellikle vurgulanan "kanunla düzenlenir" deyiminin üzerinde
durmak gerekir. Anayasa'nın 7. ve 87. maddelerine göre yasama ve kanun koyma
yetkisi Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne aittir, istisnai bir yetki olarak,
meclisin vereceği yetki kanunu çerçevesinde ve Anayasa'nın belirlediği sınırlı
konularda ise, Bakanlar Kurulu kanun niteliğinde düzenleme yapmak -kanun
hükmünde kararname çıkarmak- yetkisine sahiptir.
Anayasa'nın bir çok maddesinde yer alan ve belirli konularda kanun
çıkarılmasını öngören hükümlerin Anayasa'nın 7., 87. ve 91. maddeleri ile
birlikte değerlendirilmesinden Anayasa'nın bu maddelerinde aşağıdaki temel
kuralların benimsendiği ve düzenlendiği tesbit olunabilir:
a- Yasama yetkisi TBMM'nindir.
b- Bu yetki 91. maddede yazılı sınırlar ve şartlar içinde Bakanlar
Kurulu'nca kullanılabilir.
c - Anayasa'nın kanunla düzenleneceğini öngördüğü konularda
mutlaka düzenleme yapılır ve düzenleme kanunla yapılır.
Kanunla düzenleneceği öngörülen konuların, kanun hükmünde
kararname ile düzenlenmesi halinde Anayasa'nın bir çok maddesinde yer alan
"kanunla düzenlenir" hükmünün herhangi bir anlamı kalmamaktadır.
Esasen Anayasa'da kanunla düzenleneceği öngörülen konuların devlet hayatında
her zaman önem ve öncelik taşıyan konular olması ve bu alanlardameclisin kendi
iradesini yürütme organına devretmesinin sakıncaları da bu türlü bir yorumu
ayrıca haklı çıkarmaktadır. Bu sebeplerle 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararname
Anayasa'nın 7., 87. ve 128. maddelerine aykırıdır.
2- Anayasa'nın 153. maddesinde; Anayasa Mahkemesi kararlarının Resmi
Gazete'de yayımlanacağı ve yasama, yürütme ve yargı organları ile idare
makamlarını ve gerçek ve tüzel kişileri bağlayacağı öngörülmüştür.
Anayasa'nın, yargı kararlarının bağlayıcılığı ile ilgili 138.
maddesi hükmü yeterli görülmeyecek, ayrıca Anayasa Mahkemesi kararlarının
bağlayıcılığı konusunda 153. madde hükmü konulmuştur. 153. maddeye göre,
Anayasa Mahkemesi'nce verilen iptal kararı üzerine aynı konu yasama organınca
yeniden düzenlenirken, yasama organı iptal kararı vekararın gerekçesi ile bağlıdır.
Karar ve kararın gerekçesi yasama organını sınırlayıcı niteliktedir. İptal
karan yeni düzenlemenin temelini oluşturur. Bu yüzden Anayasa Mahkemesi
kararlarının yasakoyucu için zaman sınırı tanımayan bir etkisi vardır. Aksinebir
yasama davranışı, Anayasa Mahkemesi kararlarının bağlayıcılığı niteliğine ters
düşer ve Anayasa'nın 153. maddesine aykırılık teşkil eder.
Anayasa Mahkemesi'nin 22.12.1988 günlü ve 1988/55 sayılı iptal
karan üzerine çıkarılan. 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'de Anayasa Mahkemesi
İptal kararı ve karar gerekçesi yönünde bazı düzenlemeler yapılmış ise de,
genelde KİT'lerin ve KİT'lerde çalışan görevlilerden hangilerinin genel idare
esaslarına göre ve kamu hizmeti yaptıkları konusunda sağlam bir ayrımyapılmamış
\e yalnız üst düzeyde KİT yöneticiliği yapanların iptal kararından
yararlanabilecekleri yeni bir düzenleme getirilmiştir. Böylece 399 sayılı Kanun
Hükmünde Kararname, iptal kararı hükümlerini yerine getirmemiştir ve bu yüzden
Anayasa'nın 153. maddesinin altıncı fıkrasına aykırıdır.
3- Anayasa'nın 128. maddesi, iktisadi devlet teşekküllerinden
genel idare esaslarına göre yönetilenler ve kamu hizmeti görenler için memur
veya diğer kamu hizmetlileri istihdam etme görev ve yetkisini vermiştir.
Öyleyse, iktisadi devlet teşekküllerinin personel rejiminin düzenlenmesinde bir
yönetim biçimi olarak genel idare esasları ve kamu hizmeti kavramlarının
açıklığa kavuşturulması gereklidir.
Kamu hizmeti kavramı zamanla değişen ve hukuki boyutları yanında
siyasal boyutları olan bir kavramdır. Siyasal iktidarlar yaptıkları yasalarla
kendi siyasal görüşleri yönünden dar veya geniş bir kamu hizmeti siniri
çizerler.
Genel idare esaslarına göre yürütülme, kamu hizmeti anlayışına
bağlı olmakla beraber yönetimde merkezi idarenin klasik hiyerarşik yöntemlerine
ve kurallarına bağlı yönetim tarzıdır.
Kamu hizmeti ve genel idare esasları kavramları ne türlü
anlaşılırsa anlaşılsınlar, kamu iktisadi teşebbüslerinin bu esaslara göre
yasakoyucu tarafından 'değerlendirilip sınıflandırılmaları gerekir. İmalat,
depolama, dağıtım, ulaşım, iç ve dış ticaret, sigorta ve Bankacılık gibi
ekonominin çeşitli dallarında mal ve hizmet üretimi ile ilgilenen KİT'lerin
mutlaka 128. maddedeki ölçütlere göre değerlendirilmesi ve ayrıma tâbi
tutulması ve buna göre de KİT'ler için özel bir personel rejimi kurulması
gerekir. Bu yapılmaksızın belirli üst yönetim kadrolarının memur statüsüne
sokularak diğerlerinin de hiçbir kamusal geleneğe ve Anayasal esasa dayanmayan
yeni bir statüye sokulması 128. maddeye aykırıdır.
4- Anayasa'nın 48-55. maddeleri çalışma hayatı ile ilgili genel
esasları düzenlemektedir. Anayasa'nın bu maddeleri çalışma hayatının Anayasal
ve hukuksal temelleridir. Bu genel esaslara istisna olarak devlete tanınan özel
istihdam imkânları ve şekilleri 128. maddede düzenlenmiştir. Genel idaredeki
Devlet Kuruluşları ile iktisadi devlet teşekkülleri 128. madde ile özel
istihdam yetkisine sahiptirler. Ayrıca bu özel istihdam statüsünü uygulamak
devletin ve bir kamu kuruluşu olan iktisadi devletteşekküllerinin Anayasal görevidir.
Devlet, kamu hizmetinin gerektirdiği hallerde ve belirli alanlarda
genel idare esaslarına uygun bir yönetim biçimi tercih etmişse, bu hizmetlerde
işçi değil memur statüsünde çalışan istihdam etme zorundadır. Bunun dışında bir
istihdam yolu mevcut değildir. Devletin genel idare dışında yönetim biçimini
tercih ettiği idareler ve kamu hizmetlerinde ve kamu hizmeti dışındaki
sahalarda memur ve kamu görevlisi değil işçi statüsünde bir istihdamı
benimsemesi gerekir.
Dava konusu kararname, memur-kamu görevlisi statüleri ile işçi
statüsü arasında yeni bir çalışan grup ihdas etmiştir. Bu Anayasa'nın 48.55. ve
128. maddelerine aykırıdır.
B. Kanun Hükmünde Kararnamenin Maddelerinin Anayasa'ya Aykırılığı:
1- Yukarıda (A) bölümünde dört ana kısımda açıkladığımız
sebeplerle KİT'lerde statü hukuku içinde çalışan görevliler için genel bir
sözleşme düzeni Anayasa'ya- uygun değildir. Anayasa, KİT'lerde hizmet türlerine
ve hizmet için tercih olunan yönetim biçimlerine göre memur-kamu görevlisi
statüsü veya işçi statüsü içinde istihdama olanak vermektedir. Bu gerekçelerle
kararnamede sözleşme ibaresi geçen ve sözleşme müessesesini benimseyen ve
uygulayan bütün maddelerin iptali gerekir.
2- Kanun Hükmünde Kararnamenin 11. maddesinin (b) bendinde;,
görevleri sırasında veya görevleri dolayısıyla işledikleri iddia olunan
suçlardan dolayı genel müdür ve yönetim kurulu üyeleri hakkında takibat
yapılabilmesi ilgili bakanın iznine tabi tutulmuştur. Bu hüküm çeşitli
yönleriyle Anayasa'ya aykırıdır:
a- Önce bu hüküm, 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin istinat
ettiği Yetki Kanununa aykırıdır. Zira, ilgili Yetki Kanununda ceza
kovuşturmasıyla ilgili olarak Bakanlar Kuruluna Kanun Hükmünde Kararname
çıkarma yetkisi verilmemiştir. Esasen, Anayasa'nın 91.maddesine göre temel
haklar ve kişi haklarının ilgili olduğu konularda kanun hükmünde kararname ile
düzenleme yapılabilmesi kabul edilmemiştir. Ceza kovuşturması, kişi hakları ve
özgürlüklerinin temci uygulama alanıdır.
Bu yüzden 11. maddenin (d) bendi, Anayasa'nın 91. maddesine aykırıdır
ve iptali gerekir.
b- Anayasa'nın 129. maddesinin son fıkrasında; memurlar ile diğer
kamu görevlileri hakkında ceza kovuşturması açılabilmesi kanunun gösterdiği
"idari mercilerin" iznine tabi kılınmıştır. Bu madde, Devlet
memurları ile kamu görevlilerini, gördükleri kamu hizmeti sebebi ile özel bir
koruma altına almıştır. Ancak, bu koruma idarenin kendi iç işleyişi içinde ve
bir sistem dahilinde tesis olunabilecektir. Konu, hukukumuzda Memurin
Muhakematı Kanunu ile uygulamaalanı bulmuştur. Esasen Anayasa'nın 129
maddesinin bu hükmü çok uzun bir süredir uygulanmakta olan Memurin Muhakematı
Kanununun getirdiği sisteme Anayasal zemin hazırlamak için konmuş bir hükümdür.
Kararnamenin 11. maddesinin (d) bendi Memurin Muhakematı Kanununun
getirdiği genel sistemi bir kenara bırakarak Anayasa'nın öngörmediği biçimde
"idari Merciler" dışında "siyasi mercilere" ceza
kovuşturmasına izin verme yetkisini tanıyarak, Bakanlara ceza kovuşturmasına
yön verme ve hakim, olma yetkisini vermiştir. Bu Anayasa'nın 129. maddesinin
son fıkrasına aykırıdır ve iptali gerekir.
C. Yukarıda Açıklanan Sebeplerle Karara Karşıyım.