ANAYASA MAHKEMESİ KARARI
Esas sayısı:1970/39
Karar sayısı:1971/44
Karar günü:20/4/1971
Resmi Gazete tarih/sayı:16.12.1971/14044
Davacı
: Millet Meclisinin üye tamsayısının altıda birinden çok üyesi
Dâvanın
konusu : 22/4/1962 günlü, 45 sayılı Yüksek Hâkimler Kurulu Kanununun, 26/6/1970
günlü 1307 sayılı Kanunun 1. maddesiyle değiştirilmiş bulunan 77. maddesinin
birinci fıkrasının ve ilgili öbür kurallarının Anayasanın 2., 4/2., 7., 8.,
137. ve 152 maddelerine aykırılığı nedeni ile iptali istenilmiştir.
II-
Metinler :
a-
İptali istenilen yasa kuralları :
İlk
dâva dilekçesinde 45 sayılı Kanunun 1307 sayılı Kanunla değişik 77. maddesinin
birinci ve ondordüncü fıkralarının iptali istenilmişse de verilen açıklama
dilekçesinde bunlara 45 sayılı Kanunun 89. maddesi dahi eklenmiş bulunmaktadır.
Değişik
Madde 77- Cumhuriyet savcıları. Cumhuriyet savcı yardımcıları ve Cumhuriyet
Başsavcı Yardımcıları Adalet Bakanlığı Müsteşarının başkanlığında bir
Cumhuriyet İkinci Başsavcı, iki Yargıtay Cumhuriyet Savcısı ile Bakanlık Teftiş
Kurulu Başkanı, Ceza İşleri Genel Müdürü ve Zatişleri Genel Müdüründen
müteşekkil Atama ve Nakil Kurulunca aşağıda yazılı olduğu üzere alınacak kesin
karar gereğince Adalet Bakanı, Başbakan ve Cumhurbaşkanının ortak kararnamesi
ile atanır ve nakledilir.
Atama
ve Nakil Kurulu üye tamsayısının çoğunluğu ile toplanır ve toplantıya
katılanların çoğunluğu ile karar verir. Oylarda eşitlik halinde başkanın
katıldığı tarafın oyu üstün tutulur.
Atama
ve Nakil Kuruluna katılacak Cumhuriyet ikinci Başsavcısı ile Yargıtay
Cumhuriyet Savcıları 69 uncu maddede gösterilen Yüksek Savcılar Kuruluna
katılmayan Cumhuriyet İkinci Başsavcıları ile Yargıtay Cumhuriyet Savcıları
arasında Yüksek Savcılar Kurulunda yapılacak ad çekme üzerine iki yıl süre ile
seçilirler. Bir Cumhuriyet 2 nci Başsavcısı ile, iki Yargıtay Cumhuriyet
Savcısı da Atama ve Nakil Kurulunun Başsavcılığa mensup üye noksanına
tamamlamak üzere yedek üye olarak aynı usulle tesbit edilir.
Başsavcılığa
mensup Atama ve Nakil Kurulu üyelerinin süreleri dolduğunda yerlerine seçilecek
yeni üyeler belli oluncaya kadar görevleri devam eder.
Atama
ve Nakil Kurulu Başkanının engeli halinde Kurula, Kurul Üyesi Cumhuriyet ikinci
Başsavcısı ve her ikisinin engeli halinde Kurulun meslekte en kıdemli üyesi
Başkanlık eder.
Atama
ve nakiller hizmetin en iyi şekilde görülmesini sağlıyacak ilkeleri kapsıyan
bir atama ve nakil planına göre yapılır. Bu amacın sağlanmasına engel olmamak
şartiyle atama ve nakil esasları adlî kazanın bölgeleri, dereceleri ve bu
bölgelerdeki en az hizmet süreleri İle ilgililerin sicil ve sair özel durumları
gibi konularla ilgili objektif kurallar planla düzenlenir.
Atama
ve nakil planı, atama ve nakil kurulunca hazırlanarak Resmi Gazete'de
yayımlanır. Planın yürürlük süresi iki yıldır, îkinci yılın Aralık ayı içinde
planda hizmetin icabı olarak değişiklik yapılması gerekiyorsa yapılan bu
değişiklik, yoksa planın iki yıl aynen uygulanmasına devam olunacağı, Ocak
ayında Resmi Gazete ile ilân olunur. Şu kadar ki, yargı çevrelerinden birinin
sosyal veya ekonomik şartlarında meydana gelen değişiklik sebebiyle derecesinin
değiştirilmesi veya bir yerdeki yargı teşkilâtının genişletilmesi, yahut
değiştirilmesi veya yeni yargı çevreleri meydana getirilmesi hallerinde planın
adlî kaza bölgelerinde gerekli değişiklik her zaman yapılabilir.
Adalet
Bakanlığı Zatişleri Genel Müdürlüğü kanuna, atama ve nakil planım uygun olarak
hazırlayacağı kararname taslağını incelemek üzere Atama ve Nakil Kuruluna tevdi
eder.
Atama
ve Nakil Kurulu, kararname taslağının incelemeye hazır olduğunun Bakanlık
Zatişleri Genel Müdürlüğünce bildirildiği günü takiben 3 gün içinde toplanır,
inceleme sonucu ilk toplantı günü dahil olmak üzere en geç 7 gün içinde
Bakanlığa bildirilir. Resmi tatil günleri bu sürelerin hesabında nazara
alınmaz.
Atama
ve Nakil Kurulu, kararname taslağındaki tasarrufların kanuna ve atama ve nakil
planına uygun olup olmadığını incelemekle görevlidir. Kurul ekseriyeti
incelediği kararname taslağını uygun gördüğü takdirde aynen; tasarruflardan
kanun veya atama ve nakil planına uygun bulmadıklarını, dayandığı kanun veya
atama ve nakil planı maddesini de açıkça göstererek gerekçesi ile Adalet
Bakanlığına gönderir.
Adalet
Bakanı kurulun görüşünü uygun bulursa taslakta bu yolda değişiklik yaptırır.
Uygun görülmeyen hususlar Bakanın bu konudaki görüşü ile birlikte Atama ve
Nakil Kuruluna intikal ettirilir.
Atama
ve Nakil Kurulu Bakanlığın yazısının gelişini takip eden 3 gün içinde
toplanarak; ilk toplantı günü de dahil olmak üzere 3 gün içinde kararını verir.
Sürelerin hesabında resmi tatil günleri nazara alınmaz.
Atama
ve Nakil Kurulu Bakanın görüşünü kanuna ve atama ve nakil planına uygun
bulmadığı sonucuna varırsa yeni görüşünü karara bağlar.
Atama
ve Nakil Kurulunun bu karan kesin olup, kararname taslağının son şeklini
almasında esas tutulur.
Atama
ve Nakil Kurulu kararname taslağı hakkında bu maddede gösterilen görüşlerini ve
kararlarını kanuni süreler içinde vermediği takdirde kararname taslağını kanuna
ve atama ve nakil planına uygun bulmuş sayılır.
Değişik
Madde 89- Gerekli hallerde 77 nci maddede yazılı kurulun kararı alınarak
Cumhuriyet savcı yardımcıları ile Cumhuriyet Başsavcı yardımcılarına ve
Cumhuriyet savcılarına asli görevlerine ilâveten diğer adli görevleri dahi
geçici olarak ifa ettirmeye Adalet Bakanlığı yetkilidir.
Bir
yargı çevresinin savcısız kalmasını gerektiren vefat, hastalık, ilgililerin
görevlerini veya görev yerlerini terketmeleri gibi âcil hallerde hizmetin
aksamaması için yetki Adalet Bakanlığınca verilerek en kısa süre içerisinde
Atama ve Nakil Kurulunun onayına sunulur. Bu şekilde görevlendirilen yetkilinin
kurulca değiştirilmesi halinde, o yer için Kurulun yetkili kılacağı ilgilinin
gelip işe başlamasına kadar, önceki yetkilinin yaptığı bütün işlemler geçerli
sayılır.
Kendi
yargı çevreleri dışında geçici olarak görevlendirilenler o yerde dört aydan
fazla çalıştırılamazlar.
Ancak,
görevi başında bulunmayan Cumhuriyet savcı veya Cumhuriyet savcı yardımcısının
uzun sürecek bir hastalığı bahis konusu ise. bu süre uzatılabilir.
Birinci
fıkrada yazılı olanların, gerektiğinde Bakanlık hizmetlerinde geçici olarak
görevlendirilmesi, doğrudan doğruya Adalet Bakanlığınca yapılır ve bunlar
hakkında üçüncü fıkradaki dört aylık süre hükmü uygulanamaz.
b-
Dayanılan Anayasa Kuralları :
Madde
2- Türkiye Cumhuriyeti, insan haklarına ve başlangıçta belirtilen temel
ilkelere dayanan, milli, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk devletidir.
Madde
4- Egemenlik kayıtsız, şartsız Türk Milletinindir.
Millet,
egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre yetkili organlar eliyle
kullanır.
Egemenliğin
kullanılması, hiçbir suretle belli bir kişiye, zümreye veya sınıfa,
bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ, kaynağını Anayasadan almayan bir devlet
yetkisi kullanamaz.
Madde
7- Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız mahkemelerce kullanılır.
Madde
8- Kanunlar Anayasaya aykırı olamaz.
Anayasa
hükümleri, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve kişileri
bağlıyan temel hukuk kurallarıdır.
Madde
137- Kanun, Cumhuriyet savcılarının ve kanun sözcülerinin özlük işlerinde ve
görevlerini yapmalarında teminat sağlayıcı hükümler koyar.
Cumhuriyet
Başsavcısı, Başkanunsözcüsü ve Askeri Yargıtay Başsavcısı, yüksek mahkemeler
hâkimleri hakkındaki hükümlere tabidir.
Madde
152- Anayasa Mahkemesinin kararları kesindir.
Anayasa
Mahkemesince, Anayasaya aykırı olduğundan iptaline karar verilen kanun veya
içtüzük veya bunların iptal edilen hükümleri, karar tarihinde yürürlükten
kalkar. Gereken hallerde, Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün yürürlüğe gireceği
tarihi ayrıca kararlaştırabilir. Bu tarih, kararın verildiği günden başlıyarak
altı ayı geçemez.
İptal
kararı geriye yürümez.
Anayasa
Mahkemesi, diğer mahkemelerden gelen Anayasaya aykırılık iddiaları üzerine
verdiği hükümlerin, olayla sınırlı ve yalnız tarafları bağlayıcı olacağına da
karar verebilir.
Anayasa
Mahkemesi kararlan. Resmi Gazete'de hemen yayınlanır ve Devletin yasama,
yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri
bağlar.
III-
İLK İNCELEME:
Anayasa
Mahkemesi içtüzüğünün 15. maddesi gereğince yapılan ve Lûtfi Ömerbaş,
Celâlettin Kuralmen, Hakkı Ketenoğlu, Fazıl Uluocak, Sait Koçak, Avni Givda,
Nuri Ülgenalp, İhsan Ecemiş, Recai Seçkin, Ahmet Akar, Halit Zarbun, Kani
Vrana, Muhittin Gürün, Şevket Müftügil ve Ahmet H. Boyacıoğlu'nun katıldığı
17/11/1970 günlü toplantıda : dâva dilekçesinde 45 sayılı Kanunun, 1307 sayılı
Kanunun 1. maddesiyle değişik 77. maddesinin birinci ve ondördüncü fıkralarının
ve ilgili diğer hükümlerinin iptali istenildiği bildirilmekle yetinilmiş ve bu
ilgili hükümlerin hangileri olduğu ve bunlara ilişkin iptal gerekçeleri
gösterilmemiş olması karşısında 44 sayılı Kanunun 26. maddesinin ikinci fıkrası
uyarınca iptali dâva edilen hükümlerin gerekçeleri ile birlikte açıkça belirtilmesi
gerektiğinden bu eksik tamamlanmak üzere davacıya otuz günlük süre verilmesine
ve 44 sayılı Kanunun 26. maddesinin dördüncü ve beşinci fıkraları uyarınca
tebligat yapılmasına Kani Vrana ve Ahmet H. Boyacıoğlu'nun karşı oylarıyla ve
oyçokluğu ile karar verilmiştir.
Bu
karar uyarınca yazılan yazı üzerine davacıların verdikleri 15/12/1970 günlü
karşılıkta gerekçeler yeterince açıklanmış ve iptali istenilen kuralların 45
sayılı Yüksek Hâkimler Kurulu Yasasının 1307 sayılı Yasanın 1. maddesiyle
değişik 77. maddesinin birinci ve ondördüncü fıkralarıyle 89. maddesinin
tümünün kuralları olduğu belirtilmiştir.
Bu
karşılık üzerine 2/2/1971 gününde yapılan ve Hakkı Ketenoğlu, Lûtfi Ömerbaş,
Celâlettin Kuralmen, Fazıl Uluocak, Avni Givda, Nuri Ülgenalp, Muhittin Taylan,
İhsan Ecemiş, Recai Seçkin, Ahmet Akar, Halit Zarbun, Kani Vrana, Muhittin
Gürün, Şevket Müftügil, Ahmet H. Boyacıoğlu'nun katıldığı ilk incelemeye
ilişkin ikinci toplantıda davacının eksiği süresi içinde tamamladığı
anlaşıldığından işin esasının incelenmesine oy birliğiyle karar verilmiştir.
IV-
ESASIN İNCELENMESİ VE KARARIN GEREKÇESİ:
Esase
ilişkin rapor, itiraz konusu Yasa kurallariyle dayanılan Anayasa kuralları, bu
kurallara ilişkin yasama belgeleri ve konu ile ilgili öteki metinler incelendi,
gereği görüşülüp düşünüldü :
A-
Anayasanın 152. maddesinin kurallarına göre Anayasa Mahkemesinin kararlan kesin
olup yasama, yürütme ve yargı organlariyle idare makamlarını ve bütün kişileri
bağlar. Davacı, Anayasa Mahkemesinin 18/12/1967 günlü, 1966/31 -1967/45 sayılı
karariyle iptal edilen Yasa kurallarının bu dâvaya konu edilen değişik 77.
maddenin düzenlediği Yasa kurallarıyla aynı nitelikte bulunması dolayısiyle
Anayasa'nın 152. maddesine aykırı olduğunu ve ilk önce bundan ötürü yok
sayılması gerektiğini ileri sürmüştür.
Anayasa
Mahkemesi kararlarının bağlayıcılığı dolayısiyle Yasama Meclislerinin bu
kararlara aykırı işlem yaparak yasa çıkarmış olmalarının söz konusu
edilebilmesi için Anayasa Mahkemesince iptal edilen yasa ile sonradan yapılan
yasanın aynı nitelikte bulunması zorunludur; böyle bir durum gerçekleşmedikçe
Anayasa'nın 152. maddesine aykırılık gerekçesiyle iptal karan verilmesi
düşünülemez. Bundan önce iptal edilen Yasa kurallarıyla şimdi iptali istenilen
Yasa kuralları konuyu başka biçimlerde düzenlemiş bulunduklarından Anayasa'nın
152. maddesine aykırılık yönü bu dâvada tartışma konusu olamaz.
B-
Burada ilk önce Anayasa'nın savcılara sağlamak istediği güvencenin ne gibi
ereklere dayandığı ve anlamının ne olduğu, Anayasa Mahkemesinin 18/12/1967
günlü, 1966/31-1967/45 sayılı ve 24/6/1969 günlü, 1969/9 - 1969/38 sayılı
kararlarının (18/4/1968 günlü, 12878 sayılı Resmi Gazete ile Anayasa Mahkemesi
Kararlar Dergisi Sayı 5, Sayfa 200 ve sonrası; 14/5/1970 günlü, 13494 sayılı
Resmi Gazete ile Anayasa Mahkemesi Kararlar Dergisi Sayı 7, Sayfa 375 ve
sonrası.) ışığı altında açıklanması ve daha sonra dâva konusu Yasa kurallarının
savcılık güvencesi açısından değerlendirilmesi yoluna gidilecektir.
a)
Güvencenin erekleri ve anlamı :
l-
Savcılık güvencesinin ereği, savcıların yasalar uyarınca yerine getirmek
durumunda oldukları görevi, siyasal güç sahiplerinin her türlü etkisinden uzak
bir biçimde yalnızca hukuk kurallarına bağlı olarak yapabilmelerini
sağlamaktır; başka deyimle bunların görevlerini yaparken siyasal gücün
isteklerine aykırı bir işlem yapıp yapmadıkları konusunda kuşkuya kapılıp
tedirginliğe uğramaksızın yalnız hukuk ölçülerine ve vicdan kanılarına göre
görevlerini yapabileceği bir ortamın eğlemli ve eksiksiz olarak gerçekleşmiş
bulunmasıdır.
Savcılar
her şeyden önce, yürürlükte bulunan ceza yargılama usulü kurallarına göre ceza
dâvasını açmağa yetkili; başka deyimle ilke olarak ceza dâvası açma tekeline
sahip görevliler oldukları gibi bu dâvaları izlemek ve ceza hâkiminin gerçeği
bularak hukuka ve adalete uygun kararlar vermesini sağlamak yolunda ona her
türlü yardımda bulunmak, ceza hâkiminin karar ve hükümlerine karşı kanun
yollarına başvurmak, dâva açılmazdan önce delillerin yetirilmesine veya sanığın
kaçmasına engel olacak tedbirleri almak gibi ödevleri yerine getiren
görevlilerdir (4/4/1929 günlü, 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu Madde
31., 66., 67., 74., 78., 79., 124., 125., 148., 153., 154., 155., 162., 163.,
168., 176., 219., 226., 232., 233., 238., 239., 241., 251., 259., 289., 310).
Kural olarak ceza dâvası açmak tekeline sahip bulunan savcının ceza dâvası
açmaması durumunda bir suç cezasız kalabilir. Özellikle suçtan zarar gören bir
kimse suçu savcılığa dilekçe ile haber vermiş olmadığı ya da suçtan zarar gören
bir kimse bulunmadığı durumlarda, savcının ceza kovuşturmasına yer olmadığına
ilişkin kararlarına karşı itiraz edilmesi de (Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu;
Madde 165) söz konusu olamıyacağından, iş büsbütün savcının değerlendirmesine
kalıyor demektir. Bütün bu durumlar gösteriyor ki ceza adaletinin yansızlık
içinde gerçekleşmesi hâkimden önce savcının siyasal gücün etkisinden
kaygılanmaksızın karar verip işlemler yapabilecek bir ortamda çalışmasına bağlı
bulunmaktadır. Ceza adaletinin dosdoğru gerçekleşmesinin Devlet ve toplum
açısından, ne denli önemi bulunduğu ise çok açıktır.
2-
Şunu da hatırlatmak yerinde olur ki siyasal gücün etkisi altında bulunan bir
savcının siyasal gücün önemsendiği bir işte bir dâvanın açılmaması yolunda bir
istek beslediğini anladığında kendi hukukî görüşüne ve hazırlık soruşturmasında
topladığı kanıtlara göre dâva açmak gerektiği kanısında iken siyasî güç
sahibinden kendisine bir zarar gelebileceğini düşünerek dâvayı açmaktan
kaçınması ya da Adalet Bakanının buyruğu üzerine açtığı dâvalarda son
Soruşturmada edindiği kanıya göre beraat isteminde bulunmaktan kendisine bir
zarar gelebileceğini hesaba katarak hükümlülük isteğinde bulunması olanak dışı
değildir. Bu ve buna benzer durumlarda savcının adaletin gerçekleşmesine etken
olmak görevini yapamaz duruma düşmesi için gerekli ortam hazırlanmış demektir.
3-
Savcılara ilişkin güvenceye Anayasa'nın yargıya ilişkin maddeleri arasında yer
vermiş bulunması, savcılık görevinin adalet dağıtmak işiyle olan çok sıkı
ilişkisinin Anayasa'yı yapanlarca önemle göz önünde tutulduğunu belirtmektedir.
Savcıların yönetime ilişkin bir takım ödevlerinin bulunması, bunların yargıya
ilişkin görevleri dışında, güvenceden yoksun bırakılmalarını gerektirmez.
Herşeyden önce güvencenin bölünmesinin nitelikçe düşünülemeyeceği gibi yönetime
ilişkin ödevler için savcılara güvence tanınmaması yargı işleri açısından
donatılmış bulunmaları gerekli güvencenin dahi yerine göre çok ağır biçimde
zedelenmesi sonucunu doğurabilir. Anayasa Koyucunun bu gibi sakıncaları
başından önlemek üzere savcıların özlük işlerine ilişkin güvencelerini herhangi
bir sınırlandırmaya bağlamaksızın salt biçimde öngördüğü, Anayasa'nın 137.
maddesinin yazılışından ve konuluş ereğinden anlaşılmaktadır.
4-
Anayasa'nın öngördüğü güvencenin gerçekleşmesi, atama ve yer değiştirme
nedenlerinin yasaca nesnel biçimde, hiç değilse ana çizgileriyle ve yeterince
belirlenmiş bulunmasına ve böylelikle öznel değerlendirmeye olabildiğince az
yer bırakılmasına da bağlıdır. Yansız biçimde çalışabilecek durumda kurulmuş bir
kurulun sınırı belirsiz değerlendirmelere dayanan karan dahi görevliyi, yerine
göre, çok tedirgin edebilir ve böylece kamu işinin gereği gibi görülmesini
engelleyebilir.
5-
Adalet Bakanının Anayasanın 105. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca görev
alanına giren konulardan sorumlu bulunması karşısında savcılara tanınan
güvencenin ancak onların görevlerinden çıkarılmayacakları ve belli yaştan önce
emekliye ayrılamayacakları konuları ile sınırlı olması gerekeceği, bu sınırlan
aşan bir güvencenin Anayasaca öngörülmüş olamayacağı görüşü dahi, hukuka uygun
değildir; çünkü Adalet Bakanının sorumu ancak kendi etki alanı içinde bulunan
iş ve işlemler dolayısiyle söz konusu olabilir. Nitekim Anayasa'nın 105.
maddesinin ikinci fıkrasında bakanların yetkisi içindeki işlerden ve buyruğu
altındakilerin eylem ve işlemlerinden sorumlu tutulacakları öngörülmüştür.
Savcının yukarıda anılan yargıya ilişkin görevleri ilke olarak Adalet Bakanının
yetkisi dışında kalan işlerden bulunduğu için ve savcının ancak ve ancak
siyasal gücün etki alanı dışında kalmasıyla görevini yansız biçimde
yapabileceği gerçeği karşısında, savcılık güvencesinin görevinden çıkarılamama
ve belli yaştan önce emekliye ayrılamama durumları ile sınırlı bulunacağı
düşüncesi, doğru görülemez.
6-
Savcıların özlük işlerine ilişkin Bakanlık kararına karşı Anayasa'nın 114.
maddesi uyarınca dâva yolunun açık bulunması durumu dahi savcılara tanınan
güvenceye ilişkin kuralın dar biçimde yorumlanmasını gerektirmez. Bütün idarî
işlemlere karşı yargı denetimi yolu açık iken Anayasa'nın savcılar için ayrıca
güvence öngörmüş bulunması, yargı yolunun açık olmasının Anayasa Koyucusunca
savcıların görevlerini gereğince yapabilmeleri konusunda yeterli görülmediğini
belirtmektedir. İşin özüne bakılırsa, güvence kuralları önemli işler gören bir
Devlet görevlisinin belli etkiler dışında tutularak görevini yasa kuralları
çerçevesinde yerine getirilmesini doğrudan doğruya sağlama ereğini güder; oysa
yargı yolu belli bir haksızlığın ortadan kaldırılması ve hukuka uygun bir
durumun olabildiğince gerçekleştirilmesi amacıyla öngörülmüştür. Demek ki kamu
görevlisine ilişkin güvence kuralları doğrudan doğruya, yargı denetimi
kuralları ise dolaylı biçimde kamu görevinin aksamadan yürütülmesini
sağlamaktadır.
7-
Anayasa'nın 118. maddesinde memurlar için bir güvence öngörülmüş iken savcılar
için Anayasa'nın 137. maddesinde özel ve kapsamca daha geniş bir güvencenin
öngörülmüş bulunması dahi savcıların Adalet Bakanlığına bağlı herhangi bir
memur durumunda sayılmadıklarını göstermektedir.
8-
Savcılara tanınan güvence ile onların hâkimler gibi bağımsız bir duruma
getirildikleri de ileri sürülemez; çünkü savcılara dâva açmaları yolunda buyruk
verebileceği yollu yasa kuralı vardır ve bu kuralın Anayasa'ya aykırı
bulunmadığı Anayasa Mahkemesince karara bağlanmıştır. (Anayasa Mahkemesinin
22/9/1964 günlü, 1963/140 - 1964/62 sayılı kararı; Anayasa Mahkemesi Kararlar
Dergisi, Sayı 2, Sayfa 127-128; Resmi Gazete Sayı 11925, gün 10/2/1965).
Görevinde, belli bir yönde olsa bile, buyruk verilebilen bir görevlinin
bağımsız olduğundan, hukukça, söz edilemez.
9-
Güvence konularında gözönünde bulundurulacak önemli bir yön, halkın gözünde
belli Devlet görevlilerini siyasal güç sahiplerinin etkilerine karşı korunmamış
gibi gösteren kurallara yasalarda yer verilmemesidir; oysa yeterince koruyucu
tedbirler alınmaksızın yasalara konulacak kurallar savcıları halkın gözünde
siyasal güç sahiplerine boyun eğebilecek görevliler olarak gösterir; bu görünüş
onların hukuka uygun işlemlerini bile halkın gözünde kuşku ile karşılanan
işlemler durumuna sokar ve toplumun adalete olan güvenini sarsar. Adalete olan
güvenin sarsılması ise büyük bir toplumsal tedirginlik doğurur. Güvenceye
değgin kuralların yorumunda bu etken dahi önemli bir öğedir.
b)
İptali istenen kuralların Anayasaya aykırılığı sorunu :
aa-
Değişik 77. maddenin birinci ve ondördüncü fıkraları: Yüksek Hakimler Kurulu
Kanununun 1307 sayılı Yasa ile değişik 77. maddesinin dâva konusu edilen ilk
fıkrası uyarınca, savcılar ve savcı yardımcıları atama ve nakil kurulu denilen
bir kurulun kesin kararı gereğince Adalet Bakanı, Başbakan ve Cumhurbaşkanının
ortak kararnamesi ile atanırlar veya onların görev yerleri değiştirilir. Bu
kurul Adalet Bakanlığı Müsteşarının başkanlığında, bir Cumhuriyet ikinci
Başsavcısı, iki Yargıtay Cumhuriyet Savcısı ile Bakanlık Teftiş Kurulu Başkanı,
Ceza İşleri ve özlük İşleri Genel Müdürlerinden kuruludur.
İkinci
fıkra gereğince bu kurul üye tamsayısının çoğunluğu ile toplanır ve toplantıya
katılanların çoğunluğu ile karar verir oylarda eşitlik halinde Başkanın
katıldığı yanın oyu üstün tutulur.
Atama
ve nakil konularında karar vermeye yetkili kılınan Atama ve Nakil Kurulu
içerisinde Bakanlık kuruluşunda görev almış olan ve astlık ve üstlük ilişkileri
ile Bakana bağlı bulunan Müsteşar, Teftiş Kurulu Başkanı gibi görevlilerin
bulunması, bu kurul kararlarının siyasal gücün etkisi altında verilmesi
olanağını doğurmaktadır.
Bir
an için Bakanlık görevlilerinden bir kaçının kurula üye olarak katılmış
olmalarının savcılık güvencesi ilkesine aykırı bulunmadığı varsayılsa bile,
Bakanlık görevlilerinin kurulda çoğunluğu sağlayacak sayıda olmaları ve kurulun
üye tamsayısının çoğunluğu ile toplanıp toplantıya katılanların çoğunluğu ile
karar verebilmesi ve oylarda eşitlik halinde başkan olan Müsteşarın katıldığı
yanın oyunun üstün tutulması karar vermede egemenliğin Bakanlık görevlilerinde
bulunmasını sağlayan ve böylece herbiri savcılık güvencesi ilkesine teker teker
aykırı bulunan birer nedendir.
Atama
ve yer değiştirme işlemlerinin tartışma konusu değişik 77 maddenin altınca
fıkrası gereğince nesnel kuralları kapsayan plana göre yapılacağı için
güvencenin yeterince sağlanmış bulunacağı görüşü dahi savunulamaz. Çünkü bu
planı uygulayacak olan kurul kuruluşu açısından güvence sağlamaktan uzak
bulunan bir kuruldur. Bundan başka planın yapılmasında gözönünde tutulacak
ilkeler yasada yeterince açık ve nesnel kuralara bağlanmış değildir. Sözü
edilen fıkrada geçen (Hizmetin en iyi şekilde görülmesini sağlayacak ilkeleri
kapsayan) deyimiyle (Adli kazanın bölgeleri ........................ ile
ilgililerin sicil vesair özel durumları gibi konularla ilgili) sözleri
yeterince açıklığı ve konulacak kuralların bağlı olacağı nesnel ilkeleri
kapsamakta değildir; bu deyimler çeşitli yorumlara elverişli, sınırlan hemen
hemen belirsiz kavramları anlatmaktadır, oysa bu genel kavramları oldukça
sınırlandırmaya elverişli örnekler niteliğinde bir takım durumların yasada
anılması gibi bir yola gidilebilirdi. Demek ki bu plan, hem onu uygulayacak
olan kurulun kurulma biçimi, hem de yapılmasına temel tutulacak nesnel
ölçülerin yasada yeterince açık olarak saptanmamış bulunması dolayısiyle başlı
başına güvence sağlayan bir etken sayılmaz.
Kural
bu nedenlerle, Anayasa'nın 137. maddesinde öngörülen güvence ilkesiyle
çelişmektedir ve iptali gerektir.
Hakkı
Ketenoğlu, Celâlettin Kuralmen ve Halit Zarbun, tartışma konusu birinci
fıkranın Anayasa'ya aykırılığı görüşüne katılmamışlardır.
77.
maddenin birinci fıkrasında öngörülen kurul kuruluşu açısından Anayasa'ya
aykırı görülerek bu fıkradaki kuralın iptali gerektiği sonucuna varıldığına
göre iptal dâvasına konu edilen ve bu kurulca verilmiş kararların kararname
taslağının son biçimini almasında esas tutulacağını saptayan ondördüncü
fıkrasındaki kural dahi Anayasa'nın 137. maddesine aykırı bulunmaktadır ve
bundan ötürü bunun dahi iptali gerektir.
Hakkı
Ketenoğlu, Celâlettin Kuralmen, İhsan Ecemiş ve Halit Zarbun bu görüşe
katılmamışlardır.
bb-
Değişik 89. madde : Yüksek Hâkimler Kurulu Yasasının 1307 sayılı Yasa ile
değişik 89. maddesi savcılara geçici yetki verilmesini düzenlemektedir. Bu
düzenlemede temel ilke, yukarıda sözü edilen 77. maddenin birinci fıkrasında
kuruluşu gösterilen Atama ve Nakil Kurulunun kararı veya onayıdır. Sözü edilen
Atama ve Nakil Kurulunun, kurulmasına ilişkin kuralların iptali öngörülmüş
bulunduğuna göre bu kurulun karar veya onayını temel tutan 89. maddedeki
düzenlemenin dahi Anayasa'nın 137. maddesine aykırılığı nedeniyle iptali
gerekir. Bundan başka kendisine geçici yetki verilecek savcıların nerelerden
alınacakları bu Yasa kuraliyle düzenlenmiş bulunmadığı gibi bu konuda Yasa ile
nesnel bir takım kurallar dahi konulmuş değildir. Kaldı ki maddenin son fıkrası
gereğince savcıların doğrudan doğruya Bakanlık işlerinde Adalet Bakanlığınca
görevlendirilmesi, niteliği yukarıda açıklanan savcılık güvencesiyle
bağdaştırılamayacak bir durumu yarattığı gibi Bakanlık işlerinde
görevlendirmenin süre ile başlı tutulmaması dahi yine savcılık güvencesi
ilkesiyle açıkça çelişmektedir.
Anayasa
Mahkemesi'nin yukarıda anılan 1969/9 - 1969/38 sayılı, 24/6/1969 günlü
kararının gerekçelerinde de belirtildiği üzere savcıların olur olmaz nedenlerle
tedirgin edilmek kaygusuna kapılmaksızın görev yapabilmeleri ortamını
gerçekleştirmek için öngörülen savcılık güvencesi, ancak ve ancak, karar
verecek yerin siyasal gücün etkisinde bulunmayan bir yer olmasının yanında
geçici yetki nedenleri ve koşullarının değerlendirmeye olabildiğince az yer bırakacak
biçimde Yasaca belirlenmesiyle sağlanabilir. Yine bu kararda açıklandığı gibi
bir savcının bakanın iradesiyle görev yerinin geçici olarak değiştirilmesi
olasılığı dahi, onu görevinde güvenlik içinde olmadığı ve siyasal gücün etkisi
altında bulunduğu kaygusuna haklı olarak uğratabilir ve bu tedirginlik onun
siyasal gücün etkisi dışında işlem yapmasını engelleyebilir. Şu da
belirtilmelidir ki geçici yetki ile yer değiştirme, hele bir kişiye sık
uygulanırsa onun üzerinde yerinin sürekli olarak değiştirilmesinden daha ağır
bir etki bırakabilir. Çünkü yerini geçici olarak değiştiren görevli evini görev
yerine taşıyarak belli bir yaşama rahatlığına kavuşamaz. Bütün bu nedenlerle
geçici yetkinin 89. madde ile düzenlenme biçimi Anayasa'nın 137. maddesine aykırı
düşmektedir.
Hakkı
Ketenoğlu, Celâlettin Kuralmen ve Halit Zarbun bu görüşe katılmamışlardır.
cc-
Uygulanma olanağı kalmayan kurallar sorunu - değişik 77. maddesin birinci ve
ondordüncü fıkralarının iptali sonucunda bu maddenin Savcılar Atama ve Nakil
Kurulunun çalışma biçimini ve kararlarını netkisini düzenleyen ve bu kurulun
varlığıyla sıkı sıkıya bağlı bulunan öteki fıkralarının, uygulama yeri
kalmayacağından bunların dahi 44 sayılı Yasanın 28. maddesi uyarınca iptali
gerekmektedir ve böylece 77. maddenin tümünün iptali durumu gerçekleşmektedir.
77. maddenin tümünün iptali nedeni ile Yüksek Hâkimler Kurulu Yasasının 77.
maddesine gönderme yapan değişik 95. maddesi kuralının dahi uygulama yeri
bulunmadığından bu kuralın da yine anılan 28. maddeye göre iptali
gerekmektedir. 1307 sayılı Yasanın geçici 1. maddesinde Yüksek Hâkimler Kurulu
Yasasının 77. maddesine dayanılarak düzenlenmiş bulunan atama ve nakil planının
geçerlilik süresine ilişkin kuralın da 77. maddenin iptali nedeni ile uygulama
yeri bulunmadığından yine 44 sayılı Yasanın 28. maddesi uyarınca iptali
gerekmektedir.
SONUÇ
:
1-
22/4/1962 günlü, 45 sayılı Yüksek Hâkimler Kurulu Kanununun 26/6/1970 günlü,
1307 sayılı Kanunun 1. maddesiyle değiştirilen 77. maddesinin birinci
fıkrasının Anayasa'ya aykırı olduğuna ve iptaline, Hakkı Ketenoğlu, Celâlettin
Kuralmen ve Halit Zarbun'un karşıoylariyle ve oyçokluğu ile;
2-
Aynı maddenin ondordüncü fıkrasının Anayasa'ya aykırı olduğuna ve iptaline,
Hakkı Ketenoğlu, Celâlettin Kuralmen, İhsan Ecemiş ve Halit Zarbun'un
karşıoylariyle ve oyçokluğu ile;
3-
Aynı Kanunun 1307 sayılı Kanunla değişik 89. maddesinin Anayasa'ya aykırı
olduğuna ve iptaline, Hakkı Ketenoğlu, Celâlettin Kuralmen ve Halit Zarbun'un
karşıoylariyle ve oyçokluğu ile;
4-
77. maddenin öteki fıkralarının ve değişik 95. maddenin 77. maddeye gönderme
yapan hükmünün ve 1307 sayılı Kanunun geçici 1. maddesinin geçerlilik süresine
ilişkin hükmünün 44 sayılı Yasanın 28. maddesi uyarınca iptallerine oybirliği
ile;
5-
İptal kararının 15/10/1971 gününde yürürlüğe girmesine, Avni Givda, Ahmet Akar
ve Ahmet H. Boyacıoğlu'nun karşıoylariyle ve oyçokluğu ile;
20/4/1971
gününde karar verildi.
|
|
|
|
Başkan
Hakkı
Ketenoğlu
|
Başkanvekili
Avni
Givda
|
Üye
Celalettin
Kuralmen
|
Üye
Fazıl
Uluocak
|
|
|
|
|
Üye
Muhittin
Taylan
|
Üye
Şahap
Arıç
|
Üye
İhsan
Ecemiş
|
Üye
Recai
Seçkin
|
|
|
|
|
Üye
Ahmet
Akar
|
Üye
Halit
Zarbun
|
Üye
Kani
Vrana
|
Üye
Muhittin
Gürün
|
|
|
|
Üye
Lütfi
Ömerbaş
|
Üye
Şevket
Müftügil
|
Üye
Ahmet
H. Boyacıoğlu
|
18/12/1967
günlü ve 1967/45 sayılı olup 18/4/1968 günlü ve 12878 sayılı Resmi Gazete ile
yayımlanmış olan karara karşı ileri sürdüğüm karşı görüş bu karar içinde
yerindedir. Tekrarına lüzum görülmemiştir.
KARŞIOY
YAZISI
22/4/1962
günlü, 45 sayılı Yüksek Hâkimler Kurulu Kanununun savcılık mesleğine atanmaya
ilişkin 77. maddesi Anayasa Mahkemesinin 18/12/1967 günlü, 1966/31 - 1967/45
sayılı karariyle iptal edilmiş ve ayrıca Anayasa'nın 152. maddesinin ikinci ve
44 sayılı Kanunun 50. maddesinin üçüncü ve dördüncü fıkraları uyarınca iptal
hükmünün 15/6/1968 gününde yürürlüğe girmesi kararlaştırılmıştır. (18/4/1968
günlü 12878 sayılı Resmi Gazete - Anayasa Mahkemesi Kararlar Dergisi :
Sayı 4, Sayfa 200)
45
sayılı Kanunun geçici yetkiye ilişkin 89. maddesi ise Anayasa Mahkemesinin
24/6/1969 günlü, 1969/9-38 sayılı kararıyle iptal edilmiş ve iptal hükmünün
23/12/1969 gününde yürürlüğe girmesi karara bağlanmıştır. (14/5/1970 günlü,
13494 sayılı Resmi Gazete - Anayasa Mahkemesi Kararlar (Dergisi : Sayı 7, Sayfa
375)
Buna
karşılık iptal edilen 77. ve 89. maddeleri ancak 6/7/1970 gününde yürürlüğe
giren 26/6/1970 günlü, 1307 sayılı "22 Nisan 1962 tarihli ve 45 sayılı
Yüksek Hâkimler Kurulu Kanununun bazı maddelerinin yeniden düzenlenmesine ve
bazı maddelerinin değiştirilmesine dair Kanun" un 1. maddesiyle yeniden
düzenlenebilmiştir. Düzenleme o niteliktedir ki bu kez yukarıdaki 20/4/1971
günlü, 1970/39 - 1971/44 sayılı Anayasa Mahkemesi kararıyla yeni 77. ve 89.
maddelerin de iptaline gidilmesi zorunlu olmuştur.
Bugüne
dek yukarıda değinildiği ve bir çok benzeri durumlarda da saptandığı üzere
iptal kararının yürürlük tarihinin ileriye bırakılmasının, iptal nedeniyle
oluşan boşluğun giderilmesinde hiç bir olumlu etkisi görülmemiş bulunduğundan
ve 45 sayılı Kanunun değişik 77. ve 89. 'maddelerinin iptali yüzünden ortaya
çıkacak boşluğun kamu düzenini tehdit edecek bir niteliği olabileceği
düşünülemiyeceğinden işbu iptal kararında Anayasa'nın 152. ve 44 sayılı Kanunun
50. maddelerinde yazılı yetkinin kullanılmasının yalnızca Anayasıa'ya
aykırılığı saptanmış hükümlerin daha bir süre yürürlükte kalmasına yol açmaktan
başka bir sonuç vermeyeceği ortadadır.
1970/39
sayılı dâva sonunda alınan 20/4/1971 günlü, 1971/44 sayılı kararda iptal
hükmünün 15/10/1971 gününde yürürlüğe girmesinin ön görülmüş bulunmasına bu
nedenlerle karşıyız.
KARŞIOY
YAZISI
Anayasa'ya
aykırılık, 77. maddenin ondördüncü fıkrasını teşkil eden "Atama ve nakil
kurulunun bu kararı kesin olup, kararname taslağının son sekimi almasında esas
tutulur." şeklindeki atama ve nakil kurulunun yetkisine ilişkin hüküm de
değil, kendisine böyle bir yetki tanınmış bulunan bir kurulun kuruluş şeklini
gösteren sözü geçen maddenin birinci fıkrasındaki hükümde bulunduğundan,
kararın bu yöne ilişkin 2 sayılı bölümüne karşıyım.
Yukarıdaki
görüşe aynen katılıyorum.
KARŞIOY
YAZISI
Anayasa'ya
aykırı kanun veya İçtüzük hükümlerinin iptaline dair kararların yürürlük
tarihinin ileriye bırakılması, iptal hükmü sebebiyle kanun boşluğuna mani olmak
başka deyimle kamu düzenini korumak amacını gütmektedir. Anayasa Mahkemesince
Anayasa'ya aykırılığı sebebiyle iptal edilen her kanun hükmü sonucunda bir
boşluk doğacağında kuşku edilemez. Bundan dolayı 44 sayılı Yasa, bu yetkinin
doğacak kanun boşluğunun kamu düzenini bozacak nitelikte görülmesi halinde
uygulanacağını öngörmektedir.
Diğer
taraftan 22/4/1962 günlü ve 45 sayılı Yasanın 77. maddesi Anayasa Mahkemesinin
18/12/1967 günlü karariyle iptal edilmiş ve iptal hükmünün 15/6/1968 gününde
yürürlüğe girmesi kararlaştırılmıştır. Ayrıca aynı Yasanın 89. maddesi de
24/6/1968 günlü kararla iptal olunmuş ve iptal hükmünün 23/12/1969 gününde
yürürlüğe girmesi karara bağlanmıştır. 1307 sayılı Yasa ile getirilen ve dâva
konusu edilen 77. ve 89. maddeler 6/7/1970 tarihinde yürürlüğe girmiş
olmalarına rağmen, mevcut boşluk kamu düzenini etkileyememiştir.
Böylece
bu durumun, 44 sayılı Yasanın 50. maddesinin 3. fıkrasında "Anayasa
Mahkemesi, bir kanun veya içtüzüğün veya bunların belirli hükümlerinin iptali
halinde meydana gelecek olan boşluğu, kamu düzenini tehdit edici mahiyette
görürse 3 üncü fıkra hükmünü uygular..." tarzında ifade edilen kamu
düzenini tahdit edici nitelikte bir boşluk doğurmadığı kendiliğinden ortaya
çıkmış bulunmaktadır.
20/4/1971
gününde alınan iptal hükmünün, 15/10/1971 gününde yürürlüğe girmesine dair
karara bu görüşle karşıyım.