ANAYASA MAHKEMESİ KARARI
Esas No:1967/19
Karar No:1969/6
Karar tarihi:16/1/1969
Resmi Gazete tarih/sayı:17.4.1970/13474
Davacı
: Danıştay Başkanlığı,
Dâvanın
Konusu : 21/2/1967 günlü ve 832 sayılı Sayıştay Kanununun 45. maddesinin son
fıkrası hükmünün Anayasa'nın 7., 31., 32., 114., 127. ve 140. maddelerine, aynı
kanunun 105. maddesi hükmünün de Anayasa'nın 107., 127. ve 410. maddelerine
aykırı olduğu öne sürülerek iptallerine karar verilmesi istenmiştir.
METİNLER
:
1-
21/2/1967 günlü ve 832 sayılı Sayıştay Kanununun iptali istenen hükümleri
kapsayan maddeleri şöyledir :
(Madde
45- Sorumlularca; gelir, gider, mal ve kıymetlerden mevzuata uygun olarak
tahakkuk ettirilmediği, alınmadığı, harcanmadığı, verilmediği, saklanmadığı
veya idare edilmediği Sayıştay'ca kesin hükme bağlananları, sorumlular
keyfiyetin idarece kendilerine bildirilmesinden başlayarak üç ay içinde
Hazineye ödemekle zorunludurlar.
Sayıştay'ca
haklarında verilen kesin hükümler sorumlulara ve ayrıca gerekli kovuşturma
yapılmak üzere Maliye Bakanlığına 63. madde uyarınca tebliğ edilir.
Malın
ödettirilmesi, yok olma tarihindeki rayiç bedel üzerinden, bu tarih belli
değilse malın satın alındığı tarih ile kaybolmanın tespit edildiği tarih
arasındaki en yüksek rayice göre bulunacak bedel üzerinden olur. Devlet
mallarının hasara uğratılması halinde uygulanacak genel hükümler saklıdır.
Sayıştay'ca
verilen ilâmlar aleyhine Danıştay'a başvurulamaz."
Bu
maddenin sadece son fıkrasında yer alan "Sayıştay'ca verilen ilâmlar
aleyhine Danıştay'a başvurulamaz" hükmünün Anayasa'ya aykırılığı ileri
sürülerek iptali istenmektedir.
"Madde
105- Bakanlıklar ve Sayıştay'ın denetimine giren diğer idare ve kurumlarca mali
konularda düzenlenecek yönetmeliklerle tüzükler, Sayıştay'ın istişarî mütalâası
alındıktan sonra yürürlüğe konulabilir.
Sayıştay
bu mütalâayı, istemin yapılması tarihinden başlıyarak iki ay içinde
bildirir."
2-
İptal isteminde dayanılan Anayasa hükümleri şunlardır :
"Madde
7- Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız mahkemelerce kullanılır."
"Madde
8- Kanunlar Anayasa'ya aykırı olamaz.
Anayasa
hükümleri, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve kişileri
bağlayan temel hukuk kurallarıdır."
"Madde
31- Herkes, meşru bütün vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı
mercileri önünde davacı ve dâvâlı olarak, iddia ve savunma hakkına sahiptir.
Hiç
bir mahkeme ,görev ve yetkisi içindeki dâvaya bakmaktan kaçınamaz."
"Madde
32- Hiç kimse, tabiî hâkiminden başka bir merci önüne çıkarılamaz.
Bir
kimseyi tabiî hâkiminden başka bir merci önüne çıkarma sonucunu doğuran yargı
yetkisine sahip olağanüstü merciler kurulamaz."
"Madde
107- Bakanlar Kurulu, kanunun uygulanmasını göstermek veya kanunun emrettiği
işleri belirtmek üzere, kanunlara aykırı olmamak şartiyle ve Danıştay'ın
incelemesinden geçirilerek, tüzükler çıkarabilir.
Tüzükler,
Cumhurbaşkanınca imzalanır ve kanunlar gibi yayınlanır."
"Madde
114- İdarenin hiç bir eylem ve işlemi, hiç bir halde, yargı mercilerinin
denetimi dışında bırakılamaz.
.............................................."
Madde
127- Sayıştay, genel ve katma bütçeli dairelerin bütün gelir ve giderleri ile
mallarını Türkiye Büyük Millet Meclisi adına denetlemek ve sorumluların hesap
ve işlemlerini kesin hükme bağlamak ve kanunlarla verilen inceleme, denetleme
ve hükme bağlama işlerini yapmakla görevlidir.
..................................................."
"Madde
140- Danıştay, kanunların başka idarî yargı mercilerine bırakmadığı konularda
ilk derece ve genel olarak üst derece idare mahkemesidir.
Danıştay,
idarî uyuşmazlıkları ve dâvaları görmek ve çözümlemek, Bakanlar Kurulunca
gönderilen kanun tasarıları hakkında düşüncesini bildirmek, tüzük tasarılarını
ve imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerini incelemek ve kanunla gösterilen diğer
işleri yapmakla görevlidir.
........................................"
İLK
İNCELEME .
Anayasa
Mahkemesi İçtüzüğünün 15. maddesi uyarınca 8/6/1967 gününde yapılan (Başkan
Vekili Lütfi Ömerbaş, üyelerden İhsan Keçecioğlu, Salim Başol, Feyzullah Uslu,
A. Şeref Hocaoğlu, Fazlı Öztan, Celâlettin Kuralmen, Fazıl Uluocak, Avni Givda,
Muhittin Taylan, İhsan Ecemiş, Recai Seçkin, Ahmet Akar, Halit Zarbun ve
Muhittin Gürün'ün katıldıkları) ilk inceleme toplantısında; "832 sayılı
Sayıştay Kanununun 45. ve 105. maddelerinin Danıştay'ın görevi alanına giren
konularla ilgili bulunması nedeniyle, Anayasa'nın 149. ve 44 sayılı kanunun 21.
maddeleri uyarınca Danıştay Dâva açmağa yetkili bulunduğundan, işin esasının
incelenmesine, 45. madde bakımından İhsan Keçecioğlu, Celâlettin Kuralmen ve
Muhittin Gürün'ün, 105. madde bakımından da Celâlettin Kuralmen ve Muhittin
Gürün'ün karşı oyları ile ve oyçokluğu ile" karar verilmiştir.
Anayasa'nın
149. maddesi, maddede sayılan diğer kurumlar gibi Danıştay'ı da, kendi varlık
ve görevlerini ilgilendiren alanlarda kanunların ve yasama meclisleri içtüzüklerinin
Anayasa'ya aykırılığı sebebiyle Anayasa Mahkemesinde doğrudan doğruya iptal
dâvası açmağa yetkili kılmış ve Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama
Usulleri hakkındaki 22/4/1962 günlü ve 44 sayılı kanunun 21. ve 25.
maddelerinde de, Danıştay'ın varlık ve görevlerini ilgilendiren alanlarda
kanunlarla yasama meclisleri içtüzükleri aleyhine Danıştay Genel Kurulunun üye
tamsayısının salt çoğunluğuyla alacağı karar üzerine Danıştay Başkanı
tarafından Anayasa Mahkemesine iptal dâvası açılabileceği yolundaki hükümlere
yer verilmiştir.
832
sayılı Sayıştay Kanununun 45. maddesinin iptali istenen son fıkrası hükmü,
"Sayıştay'ca verilen ilâmlar aleyhine Danıştay'a başvurulamaz" demek
suretiyle Danıştay'ın bu ilâmlar hakkında açılan dâvalara bakmasını önlemekte
ve böylece onu görev yapmaktan alıkoymaktadır. Sayıştay ilâmlarının, Danıştay
incelemesine bağlı tutulmasına, Anayasa'nın yol açıp açmadığının tartışılabilir
bir konu olması, Danıştay incelemesine açıkça yasak koyan bu hükmün,
Danıştay'ın varlık ve görevini ilgilendiren bir hüküm olma niteliğini ortadan
kaldıramaz.
832
sayılı Kanunun 105. maddesinin, yönetmeliklerle ilgili kısmı dışta kalmak
üzere, (Malî kanunlarda düzenlenecek olan tüzüklerin, Sayıştay'ın istişarî
mütalâasının alınmasından sonra yürürlüğe konulabileceği) ne ilişkin hükmünün
de Danıştay'ın varlık ve görev alanını ilgilendirdiği kuşkuya yer vermeyecek
açıklıktadır. Zira Anayasa'nın 107. maddesi. Bakanlar Kurulunun çıkaracağı
tüzüklerin Danıştay'ın incelemesinden geçirilmesi zorunluğunu koymuştur.
Halbuki söz konusu 105. madde, Danıştay incelemesinden önce veya sonra olacağı
hakkında bir açıklama yapmaksızın, kesin ve genel bir şekilde tüzüklerin,
Sayıştay'ın düşüncesi alındıktan sonra yürürlüğe konulabileceğini hükme
bağlamaktadır. Böylece söz konusu hüküm, Danıştay incelemesinden geçen tüzük
taşanlarını Sayıştay'ın incelemesine de bağlı tutarak Danıştay'ın inceleme
sonuçlarına etki yapabilme veya bu sonuçların değişmesine sebep olabilme
durumuna olanak verir bir nitelik taşımakta ve bu nedenle de söz konusu hükmün,
Danıştay'ın varlık ve görev alanlarını ilgilendirdiği gerçeği ortaya
çıkmaktadır.
Öte
yandan, bu hükümlerin iptali için Anayasa Mahkemesine dâva açmak üzere Danıştay
Birinci Başkanına yetki verildiği de, Danıştay Genel Kurulunun dâva dilekçesine
ekli 4/5/1967 günlü ve 1967/147-1967/152 sayılı kararı örneğinden
anlaşılmaktadır.
Bu
nedenlerle kendi varlık ve görev alanlarını ilgilendiren nitelik taşıyan söz
konusu 45. maddenin son fıkrasiyle 105. maddenin tüzüklere ilişkin hükümleri
hakkında Danıştay'ın, Anayasa Mahkemesine iptal dâvası açmağa yetkili olduğunun
kabulü ile, dosyada başkaca bir eksiklik bulunmadığından, işin esasının
incelenmesi gerekmektedir.
Üyelerden
İhsan Keçecioğlu, yalnız 45. madde bakımından, Celâlettin Kuralmen ve Muhittin
Gürün ise hem 45. madde hem de 105. maddeler bakımından bu görüşe
katılmamışlardır .
SÖZLÜ
AÇIKLAMA:
Yukarıki
karar gereğince işin esasının incelenmesi için 26/3/1968 gününde yapılan
(Başkan İbrahim Senil, Başkan Vekili Lûtfi Ömerbaş, Üyelerden İhsan Keçecioğlu,
Salim Başol, Celâlettin Kuralmen, Hakkı Ketenoğlu, Fazıl Uluocak, Sait Koçak,
Avni Givda, Muhittin Taylan, İhsan Ecemiş, Recai Seçkin, Halit Zarbun, Ziya
Önel, Muhittin Gürün'ün katıldıkları) toplantıda:
44
sayılı kanunun 29. maddesi uyarınca sözlü açıklamasının dinlenmesi için
davacının çağrılmasına, üyelerden Celâlettin Kuralmen, Hakkı Ketenoğlu, Fazıl
Uluocak, İhsan Ecemiş, Muhittin Gürün, Lûtfi Ömerbaş'ın karşı oyları ile ve
oyçokluğu ile karar verilmiştir.
Her
ne kadar Danıştay Genel Kurulu kararında ve dâva dilekçesinde Danıştay'ın konu
ile ilgili görüşü açıklanmış bulunmakta ise de iptali istenen hükümlerden 45.
maddenin son fıkrasının iptali için Danıştay Dâva Daireleri Kurulunca daha önce
yapılmış itiraz (Esas 1967/13) dolayısıyla Sayıştay tarafından yapılan sözlü
açıklamada öne sürülen görüşler bakımından Danıştay'ın düşüncesinin daha da
açıklığa kavuşturulmasına imkân verilmesinin, konunun çözümüne yararlı olacağı
düşüncesiyle, uygun olacağı kanısına varılmıştır.
Üyelerden
yukarıda adları yazılı olanlar bu görüşe katılmamışlardır. Danıştay Birinci
Başkanlığınca görevlendirilen Birinci Daire Başkanının sözlü açıklaması
4/4/1968 gününde dinlenmiştir.
Bu
açıklamada 832 sayılı Sayıştay Kanununun 45. maddesinin son fıkrasiyle 105.
maddenin tüzüklere ilişkin hükümlerinin Anayasa'ya aykırı bulunduğu hakkında
Danıştay Genel Kurulu kararında ve Danıştay Başkanlığı dâva dilekçesinde öne
sürülen düşünceler, genişletilerek tekrar edilmiştir.
ESASIN
İNCELENMESİ :
Dâvanın
esasına ilişkin rapor, dâva dilekçesi ve ekleri ile sözlü açıklama tutanağı,
iptali istenen kanun hükümleriyle ilgili Anayasa hükümleri, bunlara ilişkin
gerekçelerle yasama meclislerinin görüşme tutanakları okunduktan sonra gereği
görüşülüp düşünüldü:
l-
Anayasa'nın 127. maddesinin birinci fıkrasında sorumluların hesap ve
işlemlerini kesin hükme bağlamak görevi Sayıştay'a verilmiş bulunmaktadır. Buna
göre genel ve katma bütçeli dairelerin bütün gelir, gider işlemleriyle
mallarının idaresinde sorum yüklenmek suretiyle görev kabul etmiş bulunan
kişilerin bu işlemlerinin kanunlara uygun olup olmadıklarının Sayıştay'ca
incelenerek sorumluluk durumlarının "hüküm" ile belli edilmesi, bir
başka deyimle bu gibi görevlilerin önceden altına girmiş bulundukları
sorumluluklarından tam olarak kurtulmaları (Beraet) veya yanlış işlemleri
derecesindeki sorumlulukların sonucu olmak üzere tazmin etmeleri gereken
zararın miktarının belirtilmesi (Zimmet ve tazmin) yolundaki işlemlerin
"hüküm" niteliğindeki tasarruflarla sonuçlandırılması ve bu
"hüküm" lerin de "kesin" nitelikte olması, yani bunlara
karşı başkaca idarî bir mercide veya yargı organı önünde itiraz edilememesi,
söz konusu Anayasa ilkesinin bir gereği bulunmaktadır.
832
sayılı kanunun 45. maddesinin iptali istenen ve (Sayıştay'ca verilen ilâmlar
aleyhine Danıştay'a başvurulamaz) hükmünü taşıyan son fıkrası ise, görüldüğü
gibi, söz konusu bu Anayasa ilkesinin bir tekrarından ibarettir. Bu hüküm
konulmamış olsa bile, Sayıştay ilâmlarına karşı Danıştay'a başvurulması
Anayasa'nın 127. maddesindeki ilke karşısında mümkün değildir.
Anayasa
ilkelerinin etki ve değer bakımından birbirine eşit oldukları gerçeği
karşısında Anayasa'nın 127. maddesinde yer alan söz konusu hükümlerin,
Anayasa'sının öteki maddelerindeki ilkelere aykırılığından söz edilmiyeceği
gibi bir Anayasa ilkesinin tekrarından ibaret bulunan özel kanun hükmünün
Anayasa'nın herhangi bir ilkesine aykırılığı da öne sürülemez.
Bu
konu, Danıştay Dâva Daireleri Kurulunun bir itirazı üzerine daha önce
incelenmiş ve 14, 15, 16 Ocak 1969 günlü ve 1967/13, 1969/5 sayılı karardan da
anlaşılacağı gibi aynı sonuca varılmış bulunmaktadır .
Gerek
yukarıda belirtilen, gerekse daha önce verilen kararda açıklanıp burada da
aynen geçerli bulunan nedenlerle 832 sayılı Sayıştay Kanununun 45. maddesinin
son fıkrasında yer alan (Sayıştay'ca verilen ilâmlar aleyhine Danıştay'a
başvurulamaz hükmünün) Anayasa'nın 7., 31., 32., 114., 127., 140. maddeleriyle
başka herhangi bir ilkesine aykırı olmadığından bu konuya ilişkin istemin reddi
gerekmektedir.
2-
832 sayılı Sayıştay Kanununun 105. maddesi, Sayıştay denetimine giren
Bakanlıklarla diğer idare ve kurumlarca malî konularda .düzenlenecek yönetmelik
ve tüzüklerin Sayıştay'ın istişarî mütalâası alındıktan sonra yürürlüğe
konulabileceği hükmünü koymaktadır.
Davacı
bu maddenin tüzüklerle ilgili hükmünün Anayasa'ya aykırılığını öne sürmüş
olduğundan maddenin yönetmeliklere ilişkin kısmı inceleme dışı bırakılmıştır.
Gerçekten
Anayasa'nın 107. maddesi, Bakanlar Kuruluna, kanunların uygulanmalarım
göstermek veya kanunların emrettiği işleri belirtmek üzere kanunlara aykırı
olmamak şartiyle ve Danıştay'ın incelemesinden geçirilerek tüzük çıkarma
yetkisi vermiş bulunmaktadır. Bu hükümden, tüzük çıkarma işinin Bakanlar
Kuruluca ait bir yetki olduğu, ancak bunun (Danıştay incelemesinden geçirilme)
şartiyle kayıtlanmış bulunduğu anlaşılmaktadır. Bakanlar Kurulunun Danıştay
incelemesinin sonuçlarıyla bağlı olup olmadığının tartışılan bir sorun olduğu
bilinmekte ise de bu hususun konumuzla ilgili bir yönü olmadığından üzerinde
durulması gerekmemiştir .
Bu
dâvada çözümlenmesi gereken konu, 832 sayılı Kanunun 105. maddesiyle tüzüklerle
ilgili olarak Sayıştay'a görev verilmesinin Anayasa'ya aykırı o kıp
olmadığıdır.
Söz
konusu hükmün, Danıştay incelemesinden geçen bir tüzüğün, yürürlüğe konulmasına
Bakanlar Kurulunca karar verilmeden önce Sayıştay incelemesinden de
geçirilmesini zorunlu kıldığı meydandadır. Sayıştay'ca değişiklik öne sürülmesi
halinde bunların tekrar Danıştay incelemesinden geçirileceği hakkında maddede
bir kayıt yoktur. Bu duruma göre Sayıştay'ca öne sürülen, fakat Danıştay
incelemesinden geçmemiş olan kimi hükümleri kapsayan metinlerin, tüzük adı
altında Bakanlar Kurulunca yürürlüğe konulmasına, söz konusu 105. maddenin bu
açık olmayan hükmü, uygulamada dayanak olarak gösterilebilir.
Bu
nedenle 832 sayılı Kanunun 105. maddesinin tüzüklerle ilişkin hükmü,
Anayasa'nın 107. maddesiyle, tüzük tasarılarını inceleme işini Danıştay'ın
görevleri arasında sayan 140. maddesine aykırı nitelik taşımaktadır.
Öte
yandan Anayasa'nın 107. maddesi, öngördüğü kimi sınırlamalar dışında, Bakanlar
Kuruluna kesin olarak tüzük yapma yetkisi vermiştir. Halbuki iptali istenen
105. madde, yürütmenin Anayasa'dan aldığı bu idari tasarruf yetkisini
Anayasa'nın 127. maddesiyle yürütmeyi, malî konularda yasama adına denetlemekle
görevlendirilmiş bulunan bir organın, danışma niteliğinde de olsa, önceden
alınacak düşüncesine bağlamakta ve böylece Danıştay incelemesinden geçen bir
tasarıyı (Tüzük) olarak yürürlüğe koymak için, Anayasa'nın Bakanlar Kuruluna
tanımış olduğu tam yetkiyi, söz konusu 105. maddenin ikinci fıkrasiyle iki ay
sürebilecek bir Sayıştay incelemesinin sonuna ertelemektedir. Maddenin
tüzüklere ilişkin hükmü, Anayasa'nın 107. maddesine bu bakımdan da aykırıdır.
Yukarıdaki
nedenlerle 832 sayılı Sayıştay Kanununun 105. maddesinin malî konularda
düzenlenecek tüzüklerin Sayıştay'ın danışma niteliğindeki düşüncesi alıldıktan
sonra yürürlüğe konulabileceğine ilişkin hükmünün iptaline karar verilmesi
gerekmektedir.
Başkan
Vekili Lûtfi Ömerbaş. Üyelerden Salim Başol, Feyzullah Uslu, Fazlı Öztan,
Celâlettin Kuralmen, Sait Koçak, Muhittin Gürün bu görüşe katılmamışlardır.
SONUÇ
:
1-
832 sayılı Sayıştay Kanununun 45. maddesinin son fıkrasının Anayasa'ya aykırı
olmadığına ve dâvanın bu hükme yönelen bölümünün reddine .Üyelerden Hakkı
Ketenoğlu, Avni Givda, Muhittin Taylan, Recai Seçkin ve Ahmet Akar'ın karşı
oylariyle ve oyçokluğu ile,
2-
Aynı Kanunun 105. maddesinin tüzüklere ilişkin olan hükmünün Anayasa'ya aykırı
olduğundan iptaline Başkan Vekili Lûtfi Ömerbaş, Üyelerden Salim Başol,
Feyzullah Uslu, Fazlı Öztan, Celâlettin Kuralmen, Sait Koçak, Muhittin Gürün'ün
karşı oylariyle ve oyçokluğu ile,
16/1/1969
gününde karar verildi.
|
|
|
|
Başkanvekili
Lütfi
Ömerbaş
|
Üye
İhsan
Keçecioğlu
|
Üye
Salim
Başol
|
Üye
Feyzullah
Uslu
|
|
|
|
|
Üye
Fazlı
Öztan
|
Üye
Celalettin
Kuralmen
|
Üye
Hakkı
Ketenoğlu
|
Üye
Fazlı
Uluocak
|
|
|
|
|
Üye
Sait
Koçak
|
Üye
Avni
Givda
|
Üye
Muhittin
Taylan
|
Üye
İhsan
Ecemiş
|
|
|
|
Üye
Recai
Seçkin
|
Üye
Ahmet
Akar
|
Üye
Muhittin
Gürün
|
KARŞI
OY YAZISI
1)
832 sayılı Sayıştay Kanununun 105. maddesi Sayıştay'a kimi tüzükler için,
istişarî düşünce bildirme görevi vermiştir.
Sayıştay'a
böyle bir görevin verilmiş olması, Danıştay tüzükleri inceleme yetkisini,
herhangi bir suretle etkilememekte; onun tüzük konusundaki görev alanını,
daraltıcı veya onu bağlayıcı bir nitelik taşımamakladır. Çünkü, Sayıştay'ın
tüzükte yer almasını öngöreceği bir düşüncenin Danıştay incelemesinden
geçmeksizin, kendiliğinden bir tüzük hükmü niteliğini kazanması mümkün değildir
ve madde bunun tersine bir anlamı kapsamamaktadır.
2)
Maddenin, Anayasa'nın 107. maddesinin Bakanlar Kuruluna verdiği yetkiyi zedeleyen
bu yetkinin özüne dokunan bir yönüde yoktur. Çünkü Sayıştay'ın düşüncesi madde
açıkça belirtildiği gibi, istişarî nitelikte olup Bakanlar Kurulunu bağlayıcı
güçte değildir. Bakanlar Kurulunun Sayıştay'ın düşünce bildirmesini belli bir
süre bekleme durumunda bırakılması, uzman bir kuruluştan malî işlemlere ilişkin
düşünce alıp düzen kurmanın yararları karşısında önemsenecek bir sınırlama
sayılmamalıdır.
Bu
nedenlerle 832 sayılı Kanunun 105. maddesinde yer alan ve malî konularda
hazırlanacak tüzüklerin yürürlüğe konulmasından ünce Sayıştay'dan istişarî
düşünce alınmasını öngören hükmün Anayasa'ya aykırı bulunmadığı kanısındayım.
|
|
|
|
Lûtfi Ömerbaş
Başkan Vekili
|
KARŞI
OY YAZISI
832
sayılı Kanunun 45. maddesinin iptal konusu hükmünün, Danıştay'ın varlık ve
görevini ilgilendirdiği ileri sürülerek açılmış olan bu dâva bakımından.
Üyelerden Sayın Muhittin Gürün'ün yetki yönünden redde ilişkin karşı oy
yazısının (a) bendindeki görüşüne katılıyorum.
KARŞI
OY YAZISI
Sayın
Muhittin Gürün tarafından yazılan karşı oy yazısının (2) numaralı bendindeki
düşüncelere katılıyorum.
10/1/1970
MUHALEFET
ŞERHİ
832
sayılı Sayıştay Kanununun 105 inci maddesi, Bakanlıklar ve Sayıştay'ın
denetimine giren diğer idare ve kurumlarca malî konularda düzenlenecek
yönetmeliklerle tüzüklerin Sayıştay'ın istişarî mütalâası alındıktan sonra
yürürlüğe konulabileceği, hükmünü koymuştur.
Davacı
bu maddenin tüzüklerle ilgili hükmünün Anayasa'ya aykırılığını ileri sürmüştür.
Bizce,
anılan 105 inci maddenin tüzüklere ilişkin hükmü Anayasa'ya aykırı değildir.
Çünkü: Bu hüküm Danıştay'ın tüzükler üzerindeki inceleme yetkisini hiçbir yönden
etkilememektedir. Anayasa'nın 107 nci maddesi gereğince Bakanlar Kurulu
Danıştay'ın incelenmesinden geçilmeden tüzük çıkaramaz. 832 sayılı Kanunun 105.
maddesi bunu, yani Danıştay incelemesini önleyen bir hükmü kapsamamaktadır.
Anayasa'nın 107 ve 140. maddeleriyle 832 sayılı Kanunun 105. maddesi gereğince
tüzük mekanizması şöyle çalışacak demektir.
Bakanlar
Kurulu Hazırladığı tüzük tasarısını ilerde malî yönlerden bir sakınca
doğmamasını sağlamak amacıyla evvelâ Sayıştay'a gönderecek, onun istişarî mütalâasını
aldıktan sonra gerekiyorsa tasarıyı ona göre düzenledikten sonra Danıştay'ın
incelemesini arzedecektir. Anayasa ve diğer mevzuat karşısında Bakanlar
Kurulunun yapacağı işlem böyle olmak gerekir.
Bir
an tersi düşünülse, yani Danıştay'ın incelemesinden sonra tasan Sayıştay'a
gönderilmiş olsa ve Sayıştay malî yönden tüzük metnini değiştirici mütalâada
bulunsa ve Bakanlar Kurulu bu mütalâaya göre tüzüğü değiştiren, bu yeni bu
tüzük tasarısı niteliğinde olduğundan Bakanlar Kurulu bu tasarıyı Danıştay'ın
incelemesine arzetmek zorundadır.
Bîr
Hukuk Devleti Hükümetinin her şeyden önce bütün tasarruflarını Anayasa
hükümlerine uydurması gerektiğinden evvelce Danıştay'ın incelemesinden geçmiş
tasarıyı Sayıştay'ca yapılan değişikliğe göre düzenleyen Hükümet bunu,
Danıştay'ın incelemesinden geçirmeden çıkaramaz. Çıkarırsa bu, tüzük niteliğini
taşımaz ve hiçbir hukukî sonuç doğurmaz.
Yukarıda
açıklanan nedenlerden ötürü kararın 832 sayılı Kanunun 105 inci maddesine
ilişkin kısımlarına muhalifiz.
|
|
Üye
Fazlı
Öztan
|
Üye
Feyzullah
Uslu
|
MUHALEFET
ŞERHİ
Sayın
Muhittin Gürün'ün yukarıda yazılı karşı oy yazısının 2 No. lu bendindeki görüş
ve düşünceye katılıyoruz.
|
|
Üye
Fazlı
Öztan
|
Üye
Sait
Koçak
|
KARŞI
OY YAZISI
Mahkememizin
esas 1967/13, karar İ969/5 sayılı dosyasında yazmış olduğum karşı oyda ileri
sürdüğüm sebeplerle bu karardaki çoğunluğun görüşüne karşıyım.
KARŞI
OY YAZISI
l-
Çoğunluğun görüşü :
1967/19
esas ve 1969/6 karar sayılı ve 16/1/1969 günlü kararda ve burada gerekçesine
gönderme yapılan 1967/13 esas ve 1969/5 karar sayılı ve 14., 15., 16 Ocak 1969
günlü karar metninde de görüleceği üzere çoğunluğun görüşü, bir başka deyimle
21/2/1967 günlü ve 832 sayılı Sayıştay Kanununun 45. maddesinin son
fıkrasındaki Sayıştay'ca verilen ilâmlar aleyhine Danıştay'a başvurulamaz"
hükmünün Anayasa'ya aykırı bulunmadığına ve itirazın reddine dair verilen
kararın gerekçesi şöyle özetlenebilir :
Sayıştay'ın
Anayasa'nın 127. maddesinde yer alan görevlerinden "sorumluların hesap ve
işlerini kesin hükme bağlama" "Türkiye Büyük Millet Meclisi
adına" deyiminin dışında bırakılmıştır. Çünkü bu deyim maddenin başında
değildir. Demek iti "kesin hükme bağlama" Türkiye Büyük Millet
Meclisi adına değil, Anayasa ile doğrudan doğruya Sayıştay'a verilmiş bir görev
olarak yerine getirilecektir.
Anayasa
tasarısındaki Sayıştay'a ait hüküm (Tasarı : Madde 126) Temsilciler
Meclisindeki görüşmeler sırasında bir üyenin açıklamaları ve önergesi üzerine
"sorumluların hesap ve işlemlerini kesin hükme bağlamak" görev ve
yetkisi de eklenerek bugünkü biçimini almıştır. Maddenin önergeye rağmen
Anayasa'nın yargı bölümüne aktarılmaması olayına fazla önem verilmemek gerekir.
Anayasa'nın
127. maddesinde sadece hesap ve işlemlerin hükme bağlanmasından değil
"sorumluların hesap ve işlemlerinin kesin hükme bağlanacağı" ndan söz
edilmektedir. Böylece hesap ve işlemlerin durumunun ve bunları yürüten
sorumluların sorum dereceleriyle birlikte belli edilmesi gerektiği açıkça
anlatılmıştır. Demnek ki 127. madde Sayıştay'ın bu nitelikleri taşıması gerekli
hükümlerine kesinlik tanımaktadır.
"Hükme
bağlamak" terimi "yargılama işlemi sonucunda ulaşılan kanaatin resmî
biçimde açıklanması" durumunu anlatır. Anayasa, Sayıştay'ın sorumluların
hesap ve işlemlerini inceleme sonucunda varacağı kanının açıklanmasını hüküm
olarak nitelediğine ve ona ayrıca kesinlik tanındığına göre sırf Sayıştay'la
ilgili maddenin Anayasa'daki yerine dayanan bir yoruma başvurarak Sayıştay
hükümlerine kesinlik niteliği tanımamak ve "kesin hüküm "deyimini
"kesin idarî karar" biçimine dönüştürmek mümkün değildir.
Öte
yandan bir kuruluşun Anayasa'daki yeri onun niteliğini gösterecek bir ölçü
olarak alınamaz. Söz gelimi yüksek bir yargı organı olan ve kesin karar veren
Yüksek Seçim Kuruluna yargı bölümünde değil, görevinin konusu bakımından yasama
bölümünde; idarî görev yapan Yüksek Hâkimler Kuruluna yargı bölümünde yer
verilmiştir.
Kesin
hüküm ve kararlardan Anayasa'nın 75., 127., 142. ve 152. maddelerinde söz
edilmektedir. Bu maddelerde geçen benzeri ifadeler aynı anlamı taşıdıkları,
hattâ Sayıştay'la ilgili maddedeki hüküm terimi konuya daha da açıklık verdiği
halde öteki üç kuruluşun kararlarının kesinliği konusunda duraksama
göstermeksizin yalnız Sayıştay hükümlerinin kesinliğini benimseyen bir görüşe
katılmak yersizdir.
İptali
istenen hükmün Anayasa'da yer alan bir hükmü daha açık deyimle tekrarlamaktan
öte bir niteliği yoktur. Yani bu hüküm olmasa bile Sayıştay ilâmlarının
Danıştay'da incelenmesine Anayasa'nın 127. maddesi yol vermez.
Anayasa'nın
kendisi, Sayıştay denetimine bağlı sorumluların hesap ve işlemlerinin incelenmesi
ve bunların sorum derecelerinin hükme bağlanması konusunda bir özel düzenleme
getirmiştir. Bu bir Anayasa ilkesidir ve Anayasa'daki öteki ilkelerle eşit
değer ve etkidedir. Bu ilkenin genel ilkelerden farkı olduğuna bakılarak
Anayasa'ya aykırılığı ileri sürülemez. Anayasa'da belli bir konuyu düzenliyen
özel bir ilke varken o konuyu da kapsamı içine alabilecek nitelikte bir genel
ilke bulunsa dahi onun değil konuya özgü Anayasa ilkesinin uygulanması
zorunludur.
İptali
istenen hüküm bu nedenlerle Anayasa'nın 7., 31., 32., 114., 127., 140.
maddelerine ve başka herhangi bir ilkesine aykırı olmadığından konuya ilişkin
istemin reddi gerekir.
II.
Bu karşı oy yazısına adlarım koyanların görüşü :
1-
Anayasa'nın 127. maddesindeki "sorumluların hesap ve işlemlerini kesin
hükme bağlamak" deyimi :
Yukarıda
özetlenen, gerekçelerden de anlaşılacağı üzere itirazın reddî karan Anayasa'nın
127. maddesindeki Sayıştay'ın "sorumluların hesap ve işlemlerini kesin
hükme bağlama" görevine ilişkin hüküm aydınlık olduğu; Sayıştay'ın bu
görevi Türkiye Büyük Millet Meclisi adına değil Anayasa ile doğrudan doğruya
verilmiş bir görev olarak yerine getireceğinin ve ilâmlarının Danıştay'ca
incelenemiyeceğinin 127. madde metninden açıkça anlaşıldığı görüsüne
oturtulmuştur.
Anayasa'nın
127. maddesi şöyle başlamaktadır :
"Sayıştay
genel ve katma bütçeli dairelerin bütün gelir ve giderleri ile mallarını
Türkiye Büyük Millet Meclisi adına denetlemek ve sorumluların hesap ve
işlemlerini kesin hükme bağlamak ve ...... la görevlidir."
Bu
cümleden sorumluların hesap ve işlemlerini Türkiye Büyük Millet Meclisi adına
kesin hükme bağlamak anlamının çıkarılması için "Türkiye Büyük Millet
Meclisi adına" ibaresinin maddenin başında bulunması şart değildir.
İbarenin şimdiki yeri de böyle bir anlamın çıkarılmasına elverişlidir. Kaldı ki
genel ve katma bütçeli dairelerin bütün gelir ve giderleri ile mallarının
denetlenmesinin ereği ve sonucu sorumluların sorumlarını ortaya koymaktır ve
bu, denetleme çalışmalarının son evresini oluşturur. "Denetleme "ve
"hesap ve işlemleri hükme bağlama" aralarında sıkı hukuk bağlantısı
bulunan iki kavramdır. Şu durum her ikisinin de aynı nitelikte sayılmasını
zorunlu kılar. Onun içindir ki yalnız denetlemenin Türkiye Büyük Millet Meclisi
adına yapıldığı; sorumu belirtmenin Türkiye Büyük Millet Meclisi adına
yapılmadığı yolunda bir görüşün hukukça savunulabilir yönü olamaz. Öte yandan
bilindiği üzere yasa metinlerinde o yasanın hükümlerini yürütecek mercii
açıklamak için konulan maddelerde genel olarak bakanlıklar değil bakanlar;
hizmet yasama meclislerine ilişkin ise yasama meclisi değil yasama meclisi
başkanı (Sözgelimi 5509 sayılı Kanunun 5.; 16/7/1965 günlü, 695 sayılı ve
1/12/1966 günlü, 737 sayılı Kanunların 3. maddelerinde olduğu gibi) yürütme ile
görevlendirilirler. Buna karşılık Sayıştay'ın yargı organlarını ve yargılama
düzenini de kapsayan
21/2/1967
günlü, 832 sayılı Sayıştay Kanunu hükümlerini yürütme görevinin Cumhuriyet
Senatosuna ve Millet Meclisine (Başkanlara değil) verilmiş olduğu görülür
(Madde 108)- Hüküm bu açıdan üzerinde durulmağa değer.
"Kesin
hükme bağlamak" deyimine gelince : Bu deyime tutunularak Anayasanın
Sayıştay'ı yargılama yetkisi ile donatıp bir yüksek mahkeme olarak kurduğu ve
kararlarına karşı bütün yolları kapadığı ileri sürülemez. Çünkü aslında
"kesin hükme bağlamak" deyimi hukuk dilinde ilk kez girmektedir ve
Anayasa'nın da yalnız bir yerinde kullanılmıştır; henüz aydınlığa kavuşmuş bir
kavram yoktur. Eskiden "muhkem kaziyye" deyimiyle anlatılan kavram
şimdi "kesin hüküm" sözü ile belirtilmekte ise de bir işin
"muhkem kaziyyeye bağlanması" ndan söz etmek Türkçeye ve "muhkem
kaziyye" kavramına uymayan bir söyleyiş olur. Ancak bir kararın
"muhkem kaziyye" niteliğini kazandığı veya ortada "muhkem
kaziyye" bulunduğu için bir dâvaya yeniden bakılamayacağı söylenebilir.
"Mahkeme bu işi muhkem kaziyeyeye bağladı." sözünün değil hukuk
dilinde Türkçede de yeri yoktur. "Kesin hükme bağlamak" sözünün başka
bir anlamı olmak gerekir.
Anayasa;
Yüksek Seçim Kurulu "...seçim konulariyle ilgili bütün yolsuzlukları,
şikâyet ve itirazları inceleme ve kesin karara bağlama... (Madde 75/1),
Uyuşmazlık Mahkemesi için" ... adlî idarî ve askerî yargı mercileri
arasındaki görev ve hüküm uyuşmazlıklarını kesin olarak çözümlemeye
yetkilidir." (Madde 142/1) ve Anayasa Mahkemesi için "Anayasa
Mahkemesinin kararları kesindir. "(Madde 152/1) sözlerini kullandığı halde
Sayıştay için başka, hem de yeni bir deyime gitmesi bu üç yüksek yargı
merciinin kararları ile Sayıştay kararları arasında bir fark gözettiğini
göstermesi bakımından dikkate değer.
Yüksek
Seçim Kurulunun, Uyuşmazlık Mahkemesinin ve Anayasa Mahkemesinin kararlarının
kesinliği konusunda kuşkuya düşmenin elbette ki yeri yoktur. Çünkü Anayasa bu
üç kuruluşun niteliğini açıkça belirtmiş ve kararlarının kesin olduğunu hükme
bağlamıştır. Oysa Sayıştay'a "kesin hükme bağlamak" gibi kendisi
müphem bir deyimden, yararlanarak, Anayasa'nın öngördüğünden büsbütün ayrı bir
nitelik verilmek istenmektedir.
Anadili
Türkçe olan kimseler Anayasa'nın 127. maddesinden birbirine karşıt anlamlar
çıkarırlarsa artık o madde hükümlerinin açık ve aydınlık olduğundan söz
edilemez ve Anayasa kurullarının tümü gözönünde tutularak yoruma gidilmesi,
Anayasa koyucunun Sayıştay için bir yüksek yargı mercii niteliğini öngörüp
görmediğinin böylece saptanması zorunlu olur. Aşağıda yapılacak olan da budur.
Öte
yandan Anayasa kuralları, ilke olma yönünden eş değerde bulunmakla birlikte
hepsi de hukukî bütünün birbiriyle tutarlı, uyumlu parçalarıdır. Bir hükmün
yorumlanmasında, aşağıda ayrıntılariyle tartışılıp açıklanacağı üzere
çoğunluğun "kesin hükme bağlamak" deyimi üzerindeki görüşünde olduğu
gibi, bu bütünlük, tutarlılık ve uyumun kökünden bozulması yorumu hukukî
dayanaktan yoksun bırakır ve inandırıcı olmaktan çıkarır. Şurası da
unutulmamalıdır ki Anayasa kurulları eşdeğerde olmakla birlikte Devletin temel
kuruluşlarına ilişkin ilkelerin herhangi bir kuralın yorumunda öteki kurallara
üstün değerde tutulması zorunlu ve tabiidir.
2-
Anayasa'ya ve 832 sayılı Kanuna göre Sayıştay :
Anayasa'nın
127. maddesinin birinci fıkrası şöyledir :
(Madde
127/1- Sayıştay, genel ve katma bütçeli dairelerin bütün gelir ve giderleri ile
mallarını Türkiye Büyük Millet Meclisi adına denetlemek ve sorumluların hesap
ve işlemlerini kesin hükme bağlamak ve kanunlarla verilen inceleme, denetleme
ve hükme bağlama işlerini yapmakla görevlidir.)
Şimdi
bir de 832 sayılı Kanunun "Sayıştay'ın görev ve yetkisi" başlığını
taşıyan 1. maddesini okuyalım:
(Madde
l- Sayıştay, genel ve katma bütçeli dairelerin gelir ve giderleri ile
mallarının Türkiye Büyük Millet Meclisi adına denetlemek ve sorumluların hesap
ve işlemlerini yargılama yoliyle kesin hükme bağlamak ve kanunlarla verilen
inceleme, denetleme ve hükme bağlama işlerini yapmakla görevlidir. )
Görülüyor
ki 832 sayılı Kanunun 1. maddesi bir "bütün" sözcüğü eksik olarak,
noktalama işaretlerine varıncaya kadar Anayasa'nın 127. maddesindeki birinci
fıkra metninin tıpkısıdır. Sadece kanundaki hükme bir, "yargılama
yoliyle" deyimi eklenmiştir. Eğer Anayasa'nın 127. maddesi Sayıştay'a
yargılama görevi verildiği biçiminde anlaşılmaya elverişli olsaydı kanıma bu
deyimin eklenmesi gereksiz kalırdı. Madde metninin böyle bir anlayışa, hattâ
yoruma elverişsizliği görülmüştür ki 832 sayılı Kanunun 1. maddesinin
Anayasa'nın 127. maddesinin birinci fıkrasının tıpkı tıpkısına tekrarlanmasından
ibaret metnine "yargılama yolu ile" deyimi katılarak Sayıştay'ın
yargı yetkisi ile donatılmasına çalışılmıştır.
Yalnızca
bir kanunun bir kuruluşu yargılama yetkisi ile donatması kendi başına yeterli
değildir. Bu, ancak açık bir Anayasa hükmünün varlığı ile desteklenirse değer
ve geçerlik kazanır. Oysa Anayasa, yargılama yetkisi tanıdığı mercileri
"Cumhuriyetin Temel Kuruluşu" başlığını taşıyan üçüncü Kısmının
"Yargı" başlıklı Üçüncü Bölümünde (Madde 132-152) bir bir saymıştır. Mahkemelerin
ve yüksek mahkemelerin görecekleri dâvalar da yine bu bölümde adlî, idarî ve
askerî olmak üzere üç kümeye ayırmıştır. Uyuşmazlık Mahkemesinin adlî, idarî ve
askerî yargı mercileri arasındaki görev ve hüküm uyuşmazlıklarını kesin olarak
çözümleme ile yetkili kılan hüküm de (Anayasa Madde 142) bu üç çeşit yargı
dışında başka bir yargı düzeninin ve merciinin Anayasa'ca öngörülmediğini
ayrıca teyit ve tekrar eylemektedir. Şu duruma göre bu merciler dışında hiç bir
mercie yargı hakkı tanınması mümkün değildir. Çünkü hiçbir kimse veya organ,
kaynağını Anayasa'dan almıyan bir Devlet yetkisi kullanamaz. (Anayasa: Madde
4/3)
Bu
merciin yargı yetkisi ile donatılabilmesi için Anayasa'da açık hüküm bulunması
gerekmekle birlikte Sayıştay'a yargılama yetkisi verildiğine ve kararlan
aleyhine başvurma yollarının kapatıldığına delâlet edilebilecek dolaylı
hükümlerinde Anayasa'da yer almadığı hattâ bütün dolaylı hükümlerin bunun
aksini ortaya koyacak nitelikte bulunduğu aşağıda sırası geldikçe ayrı ayrı
belirtilecektir. Yalnız şurada Sayıştay'a ilişkin kanunların ötedenberi
Anayasaların çizdikleri sınırları taşma eğilimi gösterdiğine kısaca işaret
etmek yerinde olacaktır.
23
Nisan 1340 günlü, 491 sayılı Teşkilâtı Esasiye Kanununun Mevaddı Müteferrike
başlıklı altıncı faslındaki (Kuvveî Kazaiye Dördüncü Fasılda yer almıştır.)
Divanı Muhasebata ilişkin 100. maddesinin "Büyük Millet Meclisine merbut
ve Devletin varidat ve masarıfatını kanunu mahsusuna tevfikan murakabe ile
mükellef bir Divanı Muhasebat müessestir) yollu metni ile 16/6/1934 günlü ve
2514 sayılı Divanı Muhasebat Kanununun 1. maddesinin (Divanı Muhasebat
Teşkilâtı Esasiye Kanununun yüzüncü maddesi hükmüne göre Büyük Millet Meclisine
bağlı ve Devletin bütün varidat ve masraflariyle mallarını ve hesaplarını onun
namına bu kanun hükümlerine göre murakabe ve Devlet mallarını kabz ve sarf ve
idare ve muhafaza edenlerin hesaplarım tetkik ve muhakeme ile mükellef bir
heyettir) ve 18. maddesinin "Üç aza ile bir reisten terekküp eden daireler
birer hesap mahkemesidir ...........................
Daireler
bu kanun mucibince muhasiplerin idare hesaplarım tetkik ve muhakeme ederek
Muhasebeî Umumiye Kanunu ve bu kanun hükümlerine göre yalnız muhasip ve
tahakkuk memurlariyle ikinci derece amiri italar hakkında hüküm verir ...)
biçimindeki metinlerinin karşılaştırılması bu konuda bir fikir edinilmesine
yeteceği için başkaca açıklama ve eleştirme gerekli görülmemiştir.
a)
Sayıştay Türkiye Büyük Millet Meclisi adına görev yapar :
Yukarıda
gerekçesiyle belirtildiği üzere, Sayıştay Türkiye Büyük Millet Meclisi adına
denetlemek ve sorumluların hesap ve işlemlerini kesin hükme bağlamakla
görevlidir. Sayıştay'a yargı yetkisinin tanınmasını önlemeğe tek başına bu
hüküm bile yeterlidir. Çünkü Anayasa 7. maddesiyle "yargı yetkisinin, Türk
Milleti adına bağımsız mahkemelerce kullanılacağı" kuralını koymuştur.
b)
Anayasa Sayıştay Başkan ve üyelerine hâkimlik teminatı tanımamıştır:
Yine
Anayasa'nın 7. maddesine göre yargılama yetkisi ancak bağımsız hâ kimlerin
görevli bulunduğu mercilere verilebilir. Anayasa'nın 132. maddesi hâ kimlerin
görevlerinde bağımsız olmaları ilkesini teyit etmekte ve hâkimlere tanınan
teminat 133. maddede ve 134. maddenin ikinci fıkrasında açıklanmaktadır. 127.
maddenin ikinci fıkrasiyle Anayasa'nın Sayıştay Başkan ve üyeleri için
öngördüğü ve düzenlenmesini kanuna bıraktığı teminat hâkimlik değil, bir çeşit
memurluk teminatıdır. Burada teminatın "mahkemelerin bağımsızlığı ve
hâkimlik teminatı esaslarına göre" düzenleneceğinden (140. madde ile
Danıştay, 141. madde ile Askerî Yargıtay ve 138 madde ile askerî yargı için
öngörüldüğü üzere) söz edilmediği gibi 132, 133 ve 134. maddelere de herhangi
bir gönderme yapılmamıştır. Üstelik Anayasa tasarısının Temsilciler Meclisinde
görüşülmesi sırasında Meclise Sayıştay'dan katılan üye Sayıştay görevlilerine
hâkim teminatının tanınmasını istemiş; bu yolda önerge vermiş; ancak Sayıştay'a
ilişkin Anayasa maddesinin aldığı kesin şekilden de anlaşılacağı üzere bu istem
maddeyi geri çeken Anayasa Komisyonunca ve komisyonun saptadığı metni
benimseyen Temsilciler Meclisince kabul edilmemiş; önerge sahibi de Anayasa
Komisyonunun getirdiği metne karşı itirazda bulunmamıştır.
832
sayılı Kanunun Sayıştay Başkan ve üyeleri için Anayasa'da öngörülen hâkimlik
teminatının tıpkısını kabul ettiği bir an için düşünülse, bile gene de bunun
hâkimlik teminatı niteliğinde sayılması mümkün değildir. Çünkü kanunların
getirdiği teminat yine kanunlarla daraltılabilir veya kaldırılabilir. Oysa
sınırları ve niteliği Anayasa'da belirlenmiş hâkimlik teminatı üzerinde kanun
koyucunun tasarrufta bulunması düşünülemez.
c)
Sayıştay, Anayasa'nın yargı bölümüne sokulmamıştır :
Sayıştay'a
ilişkin hüküm, bilindiği üzere, Anayasa'nın Yargı Bölümünde (Üçüncü Kısım
Üçüncü Bölüm) değil Yürütme Bölümünün iktisadî ve Mali hükümler kesiminde
(Üçüncü Kısım ikinci Bölüm - D Kesimi) yer almıştır. Bu yerin Anayasa koyucunun
Sayıştay için ne gibi bir nitelik öngördüğünü açıklama bakımından önemi vardır.
Kararda Yüksek Seçim Kuruluna kesin kararlar veren bir yüksek yargı organı
olduğu halde, Yargı Bölümünde değil de Yasama Bölümünde yer serildiğinden söz
edilerek bundan bir kuruluşun Anayasa'daki yerinin niteliğini gösterecek bir
ölçü gibi ele alınamayacağı sonucu çıkarılmakta ve Sayıştay ile Yüksek Seçim
Kurulu, arasında bir benzerliğin oluşturulmasına çalışılmaktadır.
Yüksek
Seçim Kurulu, altı üyesi Yargıtay, beş Üyesi Danıştay Genel Kurullarınca kendi
üyeleri arasından seçilmek yoliyle oluşur. (Anayasa : Madde 75/3) ön üyeler
aslında Anayasa uyarınca bağımsız, hâkimlik teminatı ve yargılama yetkisiyle
donatılmış kimselerdir; esas yerleri Anayasa'nın Yargı Bölümündedir. 3te yandan
Yüksek Seçim Kuruluna seçimlerin yönetim ve denetimi yanında yine Anayasa ile
(Madde 75/1) "seçim konulariyle ilgili yolsuzlukları şikâyet ve itirazları
inceleme ve kesin karara bağlama" yetkisi verilmiştir. Niteliği, görev ve
yetkileri Anayasa'nın açık hükümleriyle böylesine belirlenen bir kuruluşun.
Anayasa metnindeki yeri elbette ki yine Anayasa ile belirlenen niteliğini
etkilemez. Fakat yüksek Seçim Kurulu ile hiçbir benzer yönü bulunmayan baştan
başa farklı bünyede; yetkileri ve karar alanı Anayasa yönünden tartışmalı
Sayıştay için yapılacak yorumda, bu kuruluşun Anayasa'daki yerinin önemi
büyüktür. Anayasa tasarısının Temsilciler Meclisinde görüşülmesi sırasında
Sayıştay'dan bu Meclise katılan üyenin yukarıda değinildiği üzere yaptığı
konuşmada ve verdiği önergede Sayıştay'ın Anayasa'nın yargı bölümünde yer
almasının gerektiğini ileri sürmesine rağmen Anayasa Komisyonunun bu istemi
kabul etmediği; isteme uymayan yeni madde metni üzerinde önergeyi verenin her
hangi bir itirazda bulunmadığı ve Temsilciler Meclisinin de Komisyonun görüşünü
benimseyerek istemi reddetmiş duruma geldiği gözönünde tutulursa Sayıştay'a
Anayasa metninde verilen yerin etkenliğinin daha da güçlendiği görülür.
ç)
Anayasa Sayıştay için yargılama usullerinin düzenlenmesini öngörmemiştir :
Anayasa'nın
127. maddesinin ikinci fıkrası Sayıştay'a ilişkin olarak kanunla düzenlenecek
konulan şöyle sıralamıştır:
aa)
Sayıştay'ın Kuruluşu; bb) Sayıştay'ın işleyişi; cc) Denetim usulleri;
çç)
Mensuplarının nitelikleri, atanmaları. Ödev ve yetkileri, hakları ve yükümleri
ve öteki özlük işleri ;
dd)
Başkan ve üyelerin teminatı.
Görülüyor
ki Anayasa koyucu burada "yargılama usullerin" den hiç söz
etmemektedir, "işleyiş" deyiminin "yargılama usulleri" ni
kapsadığı ileri sürülemez. Çünkü Anayasa'da gerektikçe hep "işleyiş"
deyiminin yanma "yargılama usulleri" deyiminin de eklenmesi yoluna
gidilmiş; "işleyiş" deyiminden vazgeçilse bile "yargılama
usulleri" nin yine sözü edilmiştir. "Mahkemelerin kuruluşu, görev ve
yetkileri, işleyişi ve yargılama usulleri kanunla düzenlenir" (Madde 136);
"Danıştay'ın kuruluşu, işleyişi, yargılama usulleri ...... kanunla düzenlenir
,....." (Madde 140/5);
"Askerî
Yargıtay'ın kuruluşu, işleyişi, yargılama usulleri ... kanunla
düzenlenir." (Madde 141/4); "Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve
Yargılama Usulleri kanunla ... düzenlenir." (Madde 148/1)
Sayıştay'ın
Anayasal bünyesini açıklığa kavuşturacak bir maddede kanunla düzenlenecek
konular bir sayılırken "yargılama usulleri" ne bu konular arasında
yer verilmemesinin ancak bir anlamı olabilir. Oda Sayıştay için yargılama
yetkisinin öngörülmemiş bulunmasıdır.
d)
Anayasa Sayıştay'ı bir son derece mahkemesi olarak kabul etmemiştir :
Anayasa'da; "Yargıtay'ın, Adliye mahkemelerince verilen karar ve
hükümlerin son inceleme mercii olduğu; kanunla gösterilen belli dâvalara da ilk
ve son derece mahkemesi olarak bakacağı" (Madde 139/1); "Danıştay'ın
kanunların başka idarî yargı mercilerine bırakmadığı konularda ilk derece ve
genel olarak üst derece idare mahkemesi olduğu" (Madde 140/1);
"Askeri Yargıtay'ın, askerî mahkemelerce verilmiş karar ve hükümlerin son
niceleme mercii olduğu; ayrıca kanunla gösterilen askerî işlere ait belli
dâvalara ilk ve son derece mahkemesi olarak bakacağı" (Madde 141/1)
hakkında hükümler vardır. 127. maddede ise Sayıştay yönünden bunlara benzer bir
hükme yer verilmiş değildir. Şu durum da Anayasa'nın, Sayıştay kuruluşu içinde
bir Temyiz Kurulu oluşturmasını ve bu kurulun kararlan aleyhine yargı
mercilerin başvurma yolunun kapatılmasını öngörmediğini kuşkuya yer
bırakmayacak açıklıkla göstermektedir. Savunulabilir yönü bulunmamakla birlikte
bir an için Sayıştay'ın bir yargı mercii olduğu düşünülebilse, Sayıştay üç
çeşit yargıdan ancak idarî yargı bölümüne girebileceğinden kararlarının üst
derece idare mahkemesi olan Danıştay'ca ve temyiz yolıyle incelenmesi
gerekeceği ortadadır.
e)
Sayıştay anlaşmazlıkları çözümlemekte değildir :
832
sayılı Kanunun (Madde 62-64) "Sayıştay ilâmı" diye adlandırdığı
belgeler bir uyuşmazlığı çözümlemekte değildir. Burada herhangi bir anlaşmazlık
olmaksızın bir dizi hesap ve işlemin incelenmesi ve ilgililerin sorumlu
oldukları veya olmadıkları yolunda bir sonuca varılması söz konusudur. Sayıştay
Kanunundaki usul incelenirse görülür ki denetçiler kendilerine verilen hesaplan
inceleyip rapora bağlarlar (Madde 48). Raporlar Birinci Başkanlık aracılığiyle
ve "yargılanmak" üzere dairelere dağıtılır (Madde 50). Dairelerce
alınacak sonuca göre beraet, zimmet veya tazmin hükmü verilir (Madde 61) ve
sonuç "ilam" da belirtilir. (Madde 62) Yani alacaklı olması gereken
idarenin istemi, hatta haberi olmadan yolsuz hesabın sorumluları belirlenmekte;
alacağın bunlardan tahsiline hüküm verilmekte; ancak bundan sonra idare
"ilâm" la sonuçtan haberdar edilmektedir. (Madde 63)
Şu
durum da "kesin hükme bağlama" nın bir yargı kararı niteliği
taşımadığını ayrıca ortaya koyar. Hele aynı kanunun "saymanların
hesaplarının, Sayıştay'a noksansız verildiği tarihten itibaren iki yıl içinde
yargılanmadığı takdirde hükmen onanmış sayılacağı" kuralını koyan 66.
maddesi "yargılama" ve "hükmen" deyimlerinin bilinen hukuk
kavramları olarak değerlendirilmesini büsbütün olanak dışı kılmakta ve işlemin
yanlızca bir inceleme ve denetleme yolu olduğu görüşünü ayrıca
desteklemektedir.
f)
832 sayılı Kanun, Sayışta'yı yargı yetkisine sahip olağanüstü bir merci
durumuna getirmiştir :
832
sayılı Kanunun Sayıştay'ı bir hesap mahkemesi olarak öngörmesi ve bu kuruluşa
yargı usulleri öteki yargı mercilerininkine benzemeyen, kararlarını hiçbir
yargı merciinin incelemiyeceği nev'i şahsına özgü bir müessese durumum
getirmesi Anayasa'nın Cumhuriyetin Temel Kuruluşu başlıklı üçüncü kısmına bir
de "hesap yargı yeri" eklenmesi demektir. Böylece "bir kimseyi
tabiî hâkiminden başka bir merci önüne çıkarma sonucunu doğuran yargı yetkisine
sahip olağanüstü bir merci" ortaya çıkmaktadır. Bu ise, Anayasa'nın
kesinlikle yasakladığı bir durumdur. (Madde 32/2)
g)
Anayasa'nın özel düzenlemesinden Sayıştay'a yargı yetkisi verildiği anlamı
çıkarılamaz :
Anayasa'nın
Sayıştay yönünden özel bir düzenleme getirdiği görüşü bu kuruluşun bir yargı
mercii sayılması gerektiği sonucuna dayanaktık edemez. Çünkü Anayasa'da, 110.
maddenin üçüncü ve dördüncü fıkralarında, 143. ve 144. maddelerde olduğu gibi,
bir takım yönetim yerlerinin görev ve yetkilerini düzenleyen hükümler de
vardır. Gerekli olan yalnızca Anayasa'nın özel düzenlemesi deşil bu
düzenlemenin kuruluşa yargı mercii niteliğini vermesidir.
h)
Temsilciler Meclisindeki değişikliğin asıl önemli yönü :
Anayasa
tasarısının Sayıştay'a ait hükmünün bir konuşma ve önerge üzerine (Tasarı :
Madde 126) Temsilciler Meclisi Anayasa Komisyonunca geri alınarak yemden
yazılmasının kendi başına bir önemi yoktur. Asıl sorun konuşma ve önergede
ileri sürülenlerin hangilerinin kabul, hangilerinin reddedildiğidir Yeniden
yazılan, önergeyi verence itiraz edilmeyen ve Temsilciler Meclisinde kabul
olunan metinde Sayıştay'a yargı bölümünde yer verilmesine ve Sayıştay Başkan ve
üyelerine hâkim teminatı tanınmasına ilişkin istemler nazara alınmamıştır.
Durumun ağırlık noktası budur. Anayasa Mahkemesi kararında bu nokta
önemsenmemiş; maddenin sırf yeniden yazılmış oluşuna özel bir değer verilmek
istenmiştir.
i)
Anayasa'nın Sayıştay'a kesin yargı kararı verme yetkisini tanıdığı düşünülemez
:
Bu
konuda son olarak şunu da belirtmek yerinde olacaktır :
Yargı
alanında ve özellikle işi kökünden çözümleyen kesin yargı kararı konusunda çok
titiz ve ayrıntılı hükümler getirmiş olan ve en küçük tazminat davalarının bile
bunlardan yararlanması yollarını açık tutan Anayasa'nın, yargı mercii
niteliğini tanımadığı ve üyelerini hâkim teminatı dışında bıraktığı bir kurula
kesin yargı karan verme ve böylece söz gelimi bir saymanı yerine göre
milyonları bulacak bir borcu ödemekle yükümlü tutma yetkisini tanıyabileceğini
ve bu ereğini de Anayasa metninde benzeri durumlarda kullandığı anlatım
yolundan uzaklaşarak sadece "kesin hükme bağlama" gibi yeni ve müphem
bir deyimle açıklayacağını düşünmek sağduyu ile ve hukuk mantığıyle
bağdaştırılamaz.
1)
Özetleme :
Yukarıdan
beri açıklananlarla varılacak sonuç şöyle özetlenebilir:
aa)
Anayasa Sayıştay'ı bir yargı mercii olarak öngörmüş, bu kuruluşun kararlarına
.karşı yargı mercilerine başvurma yolunu kapatmış değildir. Sayıştay'ı
Anayasa'ya rağmen bu duruma getiren; ona yargılama yetkisi tanıyan; bünyesi
içinde bir Temyiz Kurulu oluşturan; bu Kurulca verilen kararların kesin
olduğunu saptayan; Sayıştay ilâmları aleyhine Danıştay'a başvurulmasını
yasaklayan 832 sayılı Kanundur.
bb)
Anayasa'nın 127 maddesinde geçen "kesin hükme .. bağlama" deyiminin
"kesin işleme bağlama" "kesin sonuca bağlama" "kesin
idarî karara bağlama" kavramlarının ötesinde bir anlamı yoktur.
"Sayıştay
ilâmı" diye adlandırılan belgeye icra dairelerince infazı gerekli bir
mahkeme hükmü niteliği verilemez. Bu, aslında denetleme ve inceleme sonunda
hesaplarda ve işlemlerde ortaya çıkarılacak yolsuz ve kanunsuz davranışların
doğurduğu Hazine zararına kesin olarak saptayan bir belgedir; delil olma
yönünden değeri vardır. Ancak "bir zararın saptanması" ve "bir
zarardan sorumlu olma" durumlarını birbirinden ayırmak gerekir. Sorum
konusunda yargı mercilerinin söyleyeceği çok söz vardır. Onun için Sayıştay'ın
"sorumluların hesap ve işlemlerini hükme bağlama" yetkisinin bu
kişiler hakkında öznel kararlar alma yetkisini de kapsadığı hukukça
savunulabilir bir görüş olamaz. Sayıştay'ın Türkiye Büyük Millet Meclisi adına
görev yapması da sorumluları şahsen borç altına sokacak öznel kararlar
vermesini haklı göstermez. Çünkü Türkiye Büyük Millet Meclisinin kendisinin
bile böyle bir yetkisi yoktur.
Sayıştay'ın
zararı saptayan kesin kararı üzerine sorumlu görülenler hakkında kovuşturmaya
geçilmesi tabiidir. Sorumlular zararı ödemeğe yanaşmazlarsa son sözü yargı
mercii söyler. 852 sayılı Kanunun 45. maddesinin son fıkrası bu yolu tüm
kapamaktadır.
Sözlü
açıklama sırasında Sayıştay'ın öznel kararlar vermediği, çünkü Anayasa'nın
muhasip, gelir ve gider tahakkuk memuru, ikinci derece ita amiri durumundaki
memurların görevlerinden doğan malî sorumlarında nesnel sorum ilkesini kabul
ettiği ileri sürülmüştür. Anayasa'da böyle bir hüküm bulunmadığı gibi bu görüşü
isin niteliği ve hukuktaki sorum kavramlariyle bağdaştırmak da mümkün değildir.
3-
Sayıştay'a 832 sayılı Kanunun verdiği yetkiler dolayısiyle ortaya çıkan
sakıncalar :
Buraya
kadar söylenenler Anayasa'nın Sayıştay'ı bir yargı merci olarak öngörmediğini
ve kararlarına karşı yargı merciine başvurma yolunu kapatmadığını belirtmek
içindir. Ancak bu kurula 832 sayılı Kanunla yargılama yetkisi verilmesi ve
özellikle itiraz konusu hüküm Anayasa'nın kişilere tanıdığı kimi tenisi
hakların ve hürriyetlerin zedelenmesine yol açmakta ve bu konuya da kısaca
değinmek zorunlu bulunmaktadır.
a)
Hak arama hürriyeti :
Herkesin,
meşru bütün vasıta ve yollardan yararlanarak yargı mercileri önünde davacı veya
dâvâlı sıfatîyle iddia ve savunmada bulunma hakkı vardır. Hiçbir mahkeme, görev
ve yetkisi içindeki dâvaya bakmaktan kaçınamaz. (Anayasa : Madde 31)
Hak
sahibi ile kendisinden hak istenenin yargı mercii önünde davacı veya dâvâlı
olarak karşılaşabilmeleri bu hürriyetin gereğidir. Devlet haksız eylemden doğan
alacakları için adliye mahkemelerine başvurur ve dâvâlı da savunma hakkını
kullanırken yine haksız eylemlerle Devleti zarara soktuğu ileri sürülen bir
kimsenin, sırf Sayıştay denetimine bağlı bir görevde olması yüzünden mahkeme
huzurunda kendini savunamamasını haklı gösterecek bir hukukî neden ve zorun-hık
ortaya konulamaz.
Devletin
kişilerden farklı olarak, kimi alacaklarını mahkeme hükmü gerekmeksizin
doğrudan doğruya kovuşturmaya yetkili olduğu durumlar vardır. Ancak bunlar kamu
alacaklarına ilişkin olanlardır. Kamu alacaklarının tahsiline girişilmesi
halinde de kişinin ya belli itiraz ve temyiz mercilerine ve sonunda Danıştay'a
başvurarak veya doğrudan doğruya Danıştay'da iptal dâvası açarak bir
anlaşmazlık yaratmak ve savunmada bulunmak hakkı vardır.
Anayasa'nın
gerek 31. maddesi gerekse idarenin hiçbir eylem ve işleminin hiçbir halde yargı
mercilerinin denetimi dışında bırakılamıyacağı kuralım koyan 114. maddesi,
anlaşmazlık halinde kişi ile idarenin yargı mercii önünde karşılaşması yolunu
açık tutmaktadır. Oysa Sayıştay'ca karara bağlanan işlerde bu yol kapalıdır.
b)
Tabii yargılamada usul:
Bir
kimsenin tabii hâkini huzurunda yargılanması, bir Anayasa teminatı; tabiî bir
yargılama usuliyle yargılanması ise bu teminatın bir gereğidir. Gerçi Anayasa
yargı mercilerinin yargılama usullerinin düzenlenmesini kanunlara bırakmış ve
bu konuda ana kurallar koymamıştır. Ancak yargılama usullerine ilişkin olarak
her medenî ülkede uygulanan, yerleşmiş hukuk kuralları da yok değildir.
Anayasa'nın 2. maddesiyle hukuk devleti olarak tanımlanan Devletimizde de bu
kuralların uygulanması gerekir. Bunların dışında kalacak bir yargılama düzeni
hukuk devletinin korumakla ödevli bulunduğu genel hukuk esaslarına aykırı
düşer.
Bu
kurallardan konu ile ilişkisi bulunan bir kaçı aşağıda gözden geçirilerek
Sayıştay'ın durumu ile kıyaslanacaktır.
aa)
Tarafsız mahkeme :
Tarafsızlığı
sağlayan, mahkemelerin bağımsız ve hâkimlerin teminatlı oluşudur. Türkiye Büyük
Millet Meclisi adına denetimle görevli, mensupları hâkimlik teminatından yoksun
bir kuruluşun tarafsızlığı kabul edilemez.
bb)
Savunma :
Denetçiler,
kendilerine verilen hesapların - Hesaplar Birinci Başkanının görevlendireceği
denetçilerce incelenir. (Madde 46/1) - incelemesi sırasında mevzuata uygun
bulmadıkları veya eksik gördükleri işler hakkında sorumluların yazılı
savunmalarım alırlar. (Madde 48/1). En çok otuz gün içinde cevap vermiyen
sorumluların savunmaları beklenmiyerek rapor düzenlenir. (Madde 48/2). Hesap
raporunun dairece incelenmesi sırasında uzman denetçi hesapta yeniden ilişikli
hususlar görürse o da sorumlunun savunmasını alır (Madde 56/4).
İşte
832 sayılı kanunun tanıdığı savunma hakkı bundan ibarettir. Oysa savunma dâva
hakkı kadar korunması gereken bir temel haktır. Anayasa (Madde 31) yalnızca
iddia ve savunma hakkını değil "yargı mercileri önünde davacı veya dâvâlı
olarak, iddia ve savunmada bulunma hakkım" tanımıştır. Denetçiye verilen
yazılı cevaplarla yetinilip hüküme varılmasını mümkün kılan bir yargılama
usulünün hukuk devletinde yeri olmamak gerekir.
cc)
Duruşma :
Anayasa'ya
göre mahkemelerde duruşmalar herkese açıktır. Duruşmalardan bir bölümünün veya
tümünün kapalı yapılmasına ancak genel ahlâkin veya kamu güvenliğinin kesin
olarak gerekli kıldığı hallerde karar verilebilir (Madde 135/1). 832 sayılı Kanunda
duruşma söz konusu değildir. Ancak Temyiz Kurulunca "murafaa" ya
olanak tanınmıştır. Kurulun yalnız bir tarafı davet etmek hakkı da bulunduğu
için (Madde 72) bunun bile bir gerçek duruşma niteliğinde kabul edilmesi mümkün
değildir.
çç)
Kanun yolu :
Mahkeme
kararları üst derece mahkemelerinde (Yargıtay, Danıştay, Askerî Yargıtay)
temyiz yoliyle incelenebilir. Anayasa, Sayıştay'a bir son derece mahkemesi
niteliği tanımadığı halde 832 sayılı Kanun "Sayıştay dairelerince verilen
ilâmların temyiz yoliyle incelenmek ve bu konuda kesin kararlar vermek üzere
Sayıştay'ın bünyesi içinde bir "Sayıştay Temyiz Kurulu"
oluşturmaktadır (Madde 67). Temyiz Kurulu 4 yıl için Sayıştay genel kurulunca
daire başkanları arasından seçilecek 4 daire başkanı ile her daireden seçilecek
- Sayıştay'ın 8 dairesi vardır (Kanuna bağlı l sayılı cetvel) - 2 üyeden
kurulur. Kararları temyiz edilen daire başkanının ve üyelerinin oy hakkı
olamaz. Kurul üye tam sayısının üçte ikisi ile toplanır; mevcudun çoğunluğu ile
karar verir. Temyiz Kurulu Sayıştay dairelerince verilen ilâmların son hüküm
merciidir. (Madde 16)
Karşılıklı
olarak birbirlerinin kararlarını hatta karan verenlerin huzuriyle, inceleyecek
üyelerden oluşan bu kurulun Sayıştay dairelerinden çıkan "ilâm" ların
"son hüküm mercii" oluşu gibi bîr durumun "hukuk devleti"
ilkesiyle nasıl bağdaştırabildiği, üzerinde önemle durulacak bir konudur.
dd)
Vicdanî kanaat sorunu :
Bir
gider hesabını inceleyen Sayıştay denetçisi o giderin kanunlara, tüzüklere,
yönetmeliklere, bütçedeki tertibine, ödeneğine ve kadroya uygun olarak harcanıp
harcanmadığını, ödemenin istihkak sahiplerinin kimliği araştırılmak yoliyle
yapılıp yapılmadığını ve bütün bu işlem ve hesapların belgelere ve kayıtlara
uygun olup olmadığını araştırır (832 sayılı Kanun, Madde 46). Beraat, zimmet
veya tazmin hükümleri de bu esaslara göre verilir. Bu kaskatı ,dar adeta
makineleştirilmiş bir inceleme düzenidir. Oysa hâkimler Anayasa'ya, kanuna,
hukuka ve vicdanî kanaatlarına göre hüküm verirler (Anayasa : madde 132/1). Şu
durum bile Sayıştay'ın bir yargı mercii değil, bir idarî denetim kuruluşu
olduğunu göstermeğe yeterlidir.
C)
Özetleme :
832
sayılı Kanunun Sayıştay için öngördüğü bünye ve yetkiler dolayısiyle temel hak
ve hürriyetler yönünden ortaya çıkan sakıncaların en önemlileri üzerinde kısaca
durulmuştur.
Devletin
gelir ve giderleri ile mallan üzerinde çok titiz ve gerekirse olağanüstü bir
denetini düzeninin kurulmasına kimsenin bir diyeceği olmaz. Bundaki kamu yaran
ortadadır. Ancak denetim sonunda sorumlu ve tazminle yükümlü görülenler, 45.
maddenin itiraz konusu son fıkrasiyle olduğu gibi yargı mercilerinde
kendilerini savunma teminatından yoksun bırakılırlarsa; bir başka deyimle
denetim düzeni yüzünden bir takım temel hak ve hürriyetlerin zedelenmesine yol
açılırsa zaman Anayasa'ya aykırılık kendini gösterir. Çünkü kanun; kamu yararı,
genel ahlâk, kamu düzeni, sosyal adalet ve millî güvenlik gibi sebeplerle de
olsa bir hakkın ve hürriyetin özüne dokunamaz (Anayasa : Madde 11/2).
4-
Sonuç :
832
sayılı Kanunun 45. maddesinin son fıkrasında yer alan "Sayıştay'ca
verilen, ilâmlar aleyhine Danıştay'a baş vurulamaz "hükmü Anayasa'nın 2.
maddesindeki "hukuk devleti" ilkesine, yine Anayasa'nın "yargı
yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız mahkemelerce kullanılır" kuralını
koyan 7., hak arama hürriyetine ilişkin 31., tabiî yargı yolunu belirleyen 32.,
idarenin eylem ve işlemleri üzerindeki yargı denetimim ilkeleştiren 114.,
Sayıştay'a dair 127., Danıştay hakkındaki 140., "kanunların Anayasa'ya
aykırı olamıyacağını" saptayan 8. maddelerine doğrudan doğruya aykırıdır;
iptali gerekir. Oysa Anayasa Mahkemesi hükmün Anayasa'ya uygun olduğuna karar
vermiştir.
Bu
nedenle E. 1967/19 - K. 1969/6 sayılı ve 16 Ocak 1969 günlü kararın 832 sayılı
Kanunun 45. maddesinin son fıkrasına ilişkin bölümüne karşıyız.
|
|
Üye
Avni
Givda
|
Üye
Ahmet
Akar
|
KARŞI
OY YAZISI
Bu
kararın Sayıştay yasasının 45. maddesinin son fıkrasındaki kuralın Anayasa'ya
aykırı olmadığı yollu bölümüne, mahkememizin E. 67/13, K. 69/5 sayılı ve
16/1/1969 günlü kararı için yazdığımız karşı oy yazısında belirtilen
gerekçelerle karşıyız.
|
|
Üye
Muhittin
Taylan
|
Üye
Recai
Seçkin
|
MUHALEFET
ŞERHİ
l-
Yukarıki karar ile, 832 sayılı Sayıştay Kanununun 45. maddesinin son fıkrasının
ve 105. maddesinin tüzüklere ilişkin hükmünün iptali için Anayasa Mahkemesine
iptal dâvası açmaya, Danıştay Başkanlığı yetkili sayılmış bulunmaktadır.
Anayasa'nın
149. maddesi, Danıştay'a, kendi varlık ve görevlerini ilgilendiren alanlarda
kanunların veya Türkiye Büyük Millet Meclisi içtüzüklerinin Anayasa'ya
aykırılığı iddiasiyle Anayasa Mahkemesinde doğrudan doğruya iptal dâvası açma
yetkisi vermiş ve 22/4/1962 günlü ve 44 sayılı kanunun 21. ve 25. maddeleri de
bu konuyu, aynı yönde düzenlemiş bulunmaktadır.
Bu
hükümlere göre Danıştay'ın herhangi bir kanun hakkında iptal dâvası açabilmesi
için o kanunun Danıştay'ın Anayasa ve kanunlarla belirtilmiş bulunan varlık ve
görevini ilgilendiren bir konuya değinmiş olması şarttır:
a-
Halbuki Anayasa'nın 140. maddesi Danıştay'a, Sayıştay ilâmlarının ilk derece
veya üst derece idare mahkemesi sıfatiyle incelenmesi görev ve yetkisini vermiş
değildir.
Danıştay'ın
24/12/1964 günlü ve 521 sayılı kendi kanunu da böyle bir görev vermemiştir.
Hatta 521 sayılı Danıştay Kanunu tasarısının yasama meclislerindeki müzakeresi
sırasında Sayıştay Genel Kurulu kararlarının inceleme yetkisinin Danıştay'a
verilmesi yolundaki teklifler reddolunmuştur.
Öte
yandan Anayasa'nın 127. maddesi de Sayıştay hükümlerinin "kesin"
nitelikte olduğunu belirtmiştir.
Danıştay
Dâva Daireleri Kurulunca, Sayıştay Kanununun 45. maddesinin son fıkrasına
ilişkin olmak üzere yapılmış bulunan Anayasa'ya aykırılık itirazı üzenine meydana
gelen diğer bir dosyada (Esas 1967/13} yapılan inceleme sonunda Anayasa
Mahkemesince verilmiş bulunan 14, 15, 16 Ocak 1969 günlü ve 1967/13 -1969/5
sayılı karara ait muhalefet şerhinde belirtilen düşünceler, bu konuların
gerekli açıklığa kavuşabilmesi için burada da aynen geçerli bulunmaktadır.
Açıklanan
bu Anayasa kuralları ve bizzat Danıştay'ın kendi kanunu ile, Danıştay'ın varlık
ve görevi dışında bırakılmış bir konuyu tekrar ve teyit eden ve bu bakımdan
Danıştay'ın varlık ve görev alanım ilgilendiren bir yönü bulunmayan 832 sayılı
Sayıştay Kanununun 45. maddesinin son fıkrası hakkında Danıştay'ın iptal dâvası
açmağa yetkisi olabileceğini düşünmek mümkün değildir.
b -
Anayasa'nın 107. maddesi, tüzüklerin, Danıştay incelemesinden geçirilmesini
şart kılmıştır. Ancak 832 sayılı Sayıştay Kanununun 105. maddesinin mali
konulardaki tüzüklere ilişkin olan hükmünün, Danıştay incelemesini önliyen,
uzaktan da olsa, onu ilgilendiren bir yönü yoktur. Zira Sayıştay
incelenmesinden geçmiş olan bir tasarıyı, şayet Danıştay incelemesinden
geçmemiş ise, tüzük olarak yürürlüğe koymak mümkün değildir. Bu sebeple sözü
geçen 105. maddenin malî konulardaki tüzüklere ilişkin hükmü de Danıştay'ın
varlık ve görevini ilgilendiren bir hüküm sayılamaz.
Bu
nedenlerle 832 sayılı Sayıştay Kanununun 45. maddesinin son fıkrası hükmü ile
aynı kanunun 105. maddesinin tüzüklere ilişkin hükmü hakkında Danıştay
Başkanlığının iptal dâvası açması yetkisi bulunmadığı meydandadır .
2-
832 sayılı Sayıştay Kanununun 105. maddesinin malî konulardaki tüzüklere
ilişkin hükmü esas yönünden de Anayasa'ya aykırı değildir.
Bu
hüküm, ileri sürüldüğü gibi, Danıştay'ın tüzükler üzerindeki İnceleme yetkisine
dolaylı veya dolaysız da olsa, hiç bir suretle etki yapacak nitelikte değildir.
Zira madde, Danıştay incelemesinden ayrıca bir de Sayıştay'a istişari olarak
düşüncesini bildirme görevi vermiştir. Bu mütalâa ne Bakanlar Kurulunu bağlar,
ne de Danıştay'ın inceleme yetkisini kaldırır veya kısıtlar. Sayıştay mütalâası
üzerine, Bakanlar Kurulunca tasarıya yeni bir hüküm ilâvesine lüzum görülürse,
bu yeni hükmün de Danıştay incelemesinden geçirilmesinde zorunluk bulunduğu
şüphesizdir, aksi takdirde Danıştay incelemesinden geçmeyen bu hükmün, tüzük
hükmü olarak kabulü mümkün değildir.
Bu
nedenle 105. maddenin tüzüklere ilişkin hükmü, Anayasa'nın 107. maddesine.
Danıştay bakımından aykırı değildir.
105.
maddenin süz konusu hükmünün, Anayasa'nın 107. maddesiyle yürütmiye verilmiş
olan yetkiyi daralttığı görüşüne gelince :
105.
maddenin Sayıştay'a verdiği görev kesin değil, istişarî niteliktedir, Bakanlar
Kurulu uygun gördüğü ölçüde faydalanır. Bu bakımdan Anayasa'nın 107. maddesiyle
Bakanlar Kuruluna verilmiş olan yetkinin özürce dokunulduğu söz konusu
değildir. Gerçi Bakanlar Kurulu, iki ay müddetle Sayıştay mütalâasını beklemek
zorunluğu altına sokulmakla 107. maddedeki yetkisine önemli sayılamıyacak
ölçüde, bir sınır konulmuştur. Ancak bunun da, sonuçlan Sayıştay denetiminden
geçecek olan malî işlemlere ilişkin usul ve esaslar hakkında, önceden bu
ihtisas organının mutabakatını sağlamak suretiyle muhtemel zimmet ve tazminleri
önliyerek malî muamelelerin sarsıntısız ve kusursuz yürütmesini teminat altına
almak gibi bir kamu yararına dayandığında şüphe yoktur.
Bu
nedenlerle 832 sayılı Sayıştay Kanunun 105. maddesinin malî konularda
hazırlanacak tüzüklerin yürürlüğe konulmalarından önce ve iki ay içinde
Sayıştay'ın istişarî mütalâasının alınacağına ilişkin olan hükmü Anayasa'ya
aykırı değildir.
Yukarıda
açıklanan sebeplerden ötürü kararın belirtilen konulardaki kısımlarına
muhalifim.
Sayın
Muhittin Gürün tarafından açıklanan düşüncelere katılıyorum.