ANAYASA MAHKEMESİ KARARI
Esas No:1966/27
Karar No:1968/8
Karar günü:21/2/1968
Resmi Gazete tarih/sayı:24.12.1969/13382
İptal
dâvasını açan : Cumhuriyet senatosunun 41 üyesi
İptal
dâvasının konusu : 780 sayılı Bazı Suç ve Cezaların Affı Hakkındaki Kanunun 5.
maddesinin ilk fıkrasındaki "Yüksek Adalet Divanınca mahkûm edilmiş
bulununlar fer'i ve mütemmim cezaları ile ceza mahkûmiyetlerinin neticelerine
de şâmil olmak üzere affedilmişlerdir." hükmünün, Anayasa'nın başlangıç
kısmının ikinci fıkrası ile diğer maddelerinin sözüne ve ruhuna aykırı
görülerek iptali istenmiştir.
İlk
inceleme :
Anayasa
Mahkemesi İçtüzüğünün 15. maddesi gereğince, 14/11/1966 gününde yapılan ilk
incelemede dâvanın usulüne uygun olarak açıldığı ve dosyada eksiklik
bulunmadığı anlaşıldığından işin esasının incelenmesine karar verilmiştir.
Metinler
:
1-
Dâva konusu olan ve iptali istenen 780 sayılı Kanunun 5. maddesinin birinci
fıkrası hükmü:
"1924
tarihli ve 491 sayılı Teşkilâtı Esasiye Kanununun bazı hükümlerinin
kaldırılması ve bazı hükümlerinin değiştirilmesi hakkındaki 12/6/1960 tarihli
ve l sayılı Kanunun 6. maddesine tevfikan kurulan Yüksek Adalet Divanınca
mahkûm edilenler; fer'i ve mütemmim cezaları ile ceza mahkûmiyetlerinin
neticelerine de şâmil olmak üzere affedilmişlerdir."
2-
Yukarıdaki hükmün aykırı olduğu öne sürülen Anayasa'nın başlangıç kısmının,
ikinci fıkrası;
"Anayasa
ve hukuk dışı tutum ve davranışlarıyla meşruluğunu kaybetmiş bir iktidara karşı
direnme hakkını kullanarak 27 Mayıs 1960 devrimini yapan Türk Milleti:"
3-
Anayasa'nın 68. maddesinin ilgili hükümleri: "30 yaşını dolduran her Türk
Milletvekili seçilebilir.
Türkçe
okuyup yazma bilmiyenler kısıtlılar yükümlü olmasına ve muaf bulunmamasına
rağmen muvazzaf askerlik hizmetini yapmayanlar veya yapmış sayılmayanlar ve
kamu hizmetlerinden yasaklılar ile ağır hapis cezasını gerektiren bir suçtan
dolayı kesin olarak hüküm giymiş olanlar ve taksirli suçlar hariç olmak üzere 5
yıldan fazla hapis cezası ile veya zimmet, ihtilas irtikâp, rüşvet, hırsızlık,
dolandırıcılık, sahtecilik, inancı kötüye kullanma, dolanlı iflâs gibi yüz
kızartıcı suçlardan biriyle kesin olarak hüküm giymiş olanlar, affa uğramış
olsalar da milletvekili seçilemezler."
Dâva
dilekçesinde Anayasa'nın 68. maddesinde olduğu gibi bazı kanunlarda; muhtarlık,
ihtayar heyeti belediye meclisi ve il genel meclisi üyeliklerine affa uğramış
mahkûmiyetler dolayısiyle seçilemiyeceklerine dair konmuş hükümleri izah için,
bu kanunların dayandığı Anayasa hükümleri olarak, 19, 56 ve 57 nci maddelerine,
başlangıç hükümlerinin Anayasa metninden sayıldığını gösteren Anayasa'nın 2 ve
156. maddelerine de dayanılmış ve ayrıca 68. maddedeki mahkûmiyetler yönünden
seçilme engellerinin aranacağını bildiren Anayasa'nın 95, 102 ve 105 inci
maddelerinden bahsedilmişse de bu hükümlere doğrudan doğruya aykırılık iddia
edilmediği için bu maddelerin karara alınması gerekli görülmemiştir.
ESASIN
İNCELENMESİ :
Düzenlenen
rapor dâva dilekçesi, iptali istenilen kanun hükmü, konu ile ilgili Anayasa
hükümleri ve bunlara ilişkin gerekçelerle yasama meclisleri tutanakları
okunduktan ve gerekli diğer araştırmalar yapıldıktan sonra gereği görüşülüp
düşünüldü :
Anayasa'nın
başlangıç kısmının ikinci fıkrasındaki "Anayasa ve hukuk dışı tutum ve
davranışları ile meşruluğunu kaybetmiş bir iktidara karşı "hükmü, Anayasa
ve hukuk dışı tutum ve davranışları benimseyen iktidarların meşruluklarını
kaybedecekleri ilkesini kapsamaktadır. Bu nedenle 780 sayılı Kanunun 5.
maddesinde yer alan ve iptali istenen"... Yüksek Adalet Divanınca mahkûm
edilenler; fer'i ve mütemmin cezalarla ceza mahkûmiyetlerinin neticelerine de
şâmil olmak üzere affedilmişlerdir." hükmünün, meşruluğunu kaybetmiş bir
iktidara meşruluk tanıyan bir hüküm olup olmadığının incelenmesi gerekmektedir.
Önce
belirtilmelidir ki, iptali istenen hükmün genel, af niteliğinde olduğu ve
Anayasa'nın başlangıç hükümlerinde saklı ilkelerin Anayasa ilkelerinden
bulunduğu bir gerçektir ve iddianın bu kısımları, tartışmaya yer vermiyecek
açıklıktadır.
l-
Önce genel afların suçluluğu ve suçlunun bütün neticelerini tam olarak ortadan
kaldırdığı ve suçluğu hafızalardan sildiği ve bu sonuçla 27 Mayıs 1960
Devriminin hukukî değerini sarstığı iddiaları üzerinde durmak gerekir.
780
sayılı Kanunun iptali istenilen, Yüksek Adalet Divanınca mahkûm edilenlerin
fer'i ve mütemmin cezaları ile ceza mahkûmiyetlerinin bütün neticelerine şâmil
olmak üzere affedildiği yolundaki hükmü, madde metninden de anlaşıldığı gibi,
suç olan eylemi ortadan kaldıran bir nitelik taşımaktadır. Bu yönden Türk Ceza
Kanununda ve ceza hukukunda aşağıdaki tanımlamaları bulmaktayız.
Türk
Ceza Kanununun 97. maddesi :
"Madde-
97. Umumî af, hukuku amme dâvasını ve hükmolunan cezaları bütün neticeleri ile
birlikte ortadan kaldırır."
Kanunun
bu maddesinde, suçluluktan söz edilmemekte, sadece suçluluğa dayanılarak
açılması mümkün olan kamu dâvası ile verilmiş olan cezaların bütün neticeleri
ile ortadan kalkacağı açıklanmaktadır. Bu maddeye göre A i' Kanunları nedeniyle
kamu dâvası açılamasa ve ceza infaz edilmese dahi suç sayılan, eylem varlığını
sürdürmektedir. Genel af sadece belirli bir süre içinde işlenmiş eylemlerdeki suç
olma niteliğini kaldırmaktadır.
Bilim
alanlarında ise :
"Genel
af, Devletin ceza verme hakkını kullanmaktan vazgeçmesi demek olduğundan hem
kamu dâvasını, hem de cezayı düşüren bir sebeptir.
"Genel
af, içtimaî fayda mülâhazalariyle bütün veya belirli bazı suçları ve
hükmedilmişse cezaları bütün neticeleriyle birlikte düşüren bir
tasarruftur."
"Genel
af, kamu dâvasını hükmedilmişse cezaları ve mahkûmiyetin bütün neticelerini
ortadan kaldıran aftır."
"Genel
af, muayyen nev'i fiiller hakkında ceza dâvasını ve mahkûmiyetle onun bütün
cezaî neticelerini ve muhakeme masraflarının tahsili dâvasını ortadan
kaldırır."
Denmek
suretiyle genel affın, suç sayılan eylemi değil, cezayı ve ceza dâvası açılması
imkânını ortadan kaldırdığı belirtilmektedir.
Tanımlamalardan
birisinde genel affın, suçları ve cezalan düşüren bir tasarruf olduğu
belirtilmekte ise de iddiaya en yakın olan bu tanımlama dahi, affın suç teşkil
eden eylemi ortadan kaldıracağı yolunda bir yoruma elverişli değildir. Buradaki
"düşürme" deyimi suç teşkil eden eylemin yok olmasını değil, o eyleme
dayanılarak açılacak dâvayı ve verilmiş olan cezanın çektirilmesini önleyen bir
anlam taşır. Tanımlamadaki "düşürme" deyimini suç sayılan eylemi
meşrulaştırma şeklinde anlamaya da yer yoktur. Çünkü af, bağışlamadır ve hiç
bir zaman meşru görme değildir. Af kanunları genel de olsalar, özel de olsalar
cezalan etkiler kovuşturmayı durdurur, ancak eyleme etkili olamaz. Kaldı ki,
kovuşturmaya veya cezaya esas olan eyleme suç olma niteliğini veren ceza
kanunlarındaki hükümler, af kanunları ile ortadan kaldırılmamakta ve bu
kanunlarda gösterilen süre sonrası için yürürlükte bulunmaktadırlar. Bir
tarafta af kanunları uygulanırken affa uğrayan suçların ceza kanunlarındaki
hükümlerinin yürürlükte kalması affın, konusuna giren eylemleri
meşrulaştırmadığını gösterir.
Dâva
konusu 780 sayılı Kanunun 5. maddesindeki ceza mahkûmiyetlerinin başında,
Anayasa'yı ihlâl suçuna ilişkin olanları bulunmaktadır. Bu suçun cezasını belli
eden Ceza Kanununun 146. maddesi Af Kanununa rağmen Ceza Kanununda durmakta ve
uygulamaya açık bulunmaktadır. Genel af kanunlarının, kapsadıkları eylemlerin
sanık veya mahkûmlarının masum olduklarını belirten bir yönü de yoktur. Bir
hukukçunun dediği gibi "Genel af, işlenen suçlan sadece hukuk acısından
ortadan kaldıran bir tasarruftur. Herhangi bir sanığın suç teşkil eden eylemi,
genel af yolu île yok edilemez. Olaylar varlıklarını sürdürürler. Genel affın,
eylemin varlığına etken olamaması, üçüncü şahısların zararlarının tazmini ve
disiplin cezalarının uygulanması bakımından da önemlidir. Genel affı, bu anlamı
ilk kabul etmek hukuki bir zorunluk olunca onun, 27 Mayıs Devriminin hukukî
değerini sarsmıyacağı da kendiliğinden belirmiş olur.
2-
Genel affın suçları belleklerden sildiği sorunu :
Bazı
hukukçular, genel affın, suçları bir örtü ile örttüğünü ve suç teşkil eden
eylemlerin topluma unutturulması ereğini taşıdığını ileri sürmüşlerse de bu
görüş, doğrudan doğruya toplumdaki duygusal gerginlikleri ve kırgınlıkları
kaldırmak anlamına gelir. Yoksa bireylerin ve toplumun anıları arasında yer
almış bulunan olayları bir kanunla silmeğe imkân yoktur. Buradaki unutturma,
kovuşturma veya hükmü yerine getirme dolayısiyle toplum huzuruna etkili olan
anıların sık sık canlandırılmalarını önleme demektir. Bu, Af Kanununun bir
ereği olabilirse de her kişinin iç aleminde yaşayan veya topluma mal edilmiş
bulunan anılan kökten kaldırmak hiç bir şekilde kabil değildir. Anayasa veya
kanunlarla duygulara ve düşüncelere hükmedilemez. Kaldı ki Genel Af Kanunu ile
kovuşturulması önlenmiş ve cezalan bütün neticeleriyle kaldırılmış olan
suçlardan dolayı uğranılan zararlar, hukuk dâvalarına konu olabilmekte,
Anayasa'da ve özel kanunlarda ayrık hüküm varsa ceza mahkûmiyetlerinin bir
kısım neticeleri de ortadan kalkmamaktadır. Anayasa'nın 68. 95. ve 105.
maddeleriyle Anayasa'dan sonra bu hükümlere uygun olarak bazı seçim
kanunlarında yer alan hükümler, bu tür ceza mahkûmiyetlerinin af kanunlarına
rağmen seçilme yetersizliğini sürdürmektedirler.
Böylece
yalnız belleklerde değil, tarih kitaplarında ve Anayasalarda süreklilik
kazanmış olan 27 Mayıs Devriminin iptali istenen Genel Af Kanunu ile
belleklerden silinemiyeceği bütün açıklığı ile ortaya çıkmaktadır.
3-
İptali istenen hükme konu olan mahkûmiyetlerden "memnu hakların
iadesi" yolu ile kurtulmak mümkün iken af yoluna gidilmiş olmasında
Anayasa'ya ve hukuk kurullarına aykırılık bulunduğu sorunu :
Her
zaman Ceza Kanununun 121. maddesiyle başlayan memnu hakların iadesi
müessesesine ait hükümler yürürlükte bulunduğu halde, sadece Cumhuriyet
devrinde ondan fazla genel af kanunu çıkarılmıştır. Çünkü genel affın başlıca
amacı, sosyal huzuru saklamaktır, bireylerin memnu haklarının geri verilmesi
ile bu erek gerçekleştirilemez. Cezalandırmak kadar affetmek de Devletin
anayasal yetkilerindendir. Anayasa'mızın 64. maddesi, yasama organının af
kanunları çıkarabileceğini tesbit ederken onun şekil ve şartlarını ve hatta
sınırlarını göstermemiş, siyasal, ekonomik ve sosyal koşullardan bir veya bir
kaçına dayanarak genel af kanunu çıkarmakta yasama organını serbest
bırakmıştır.
780
sayılı Kanunun 5. maddesinin Hükümet tasarısının -tasarıda madde numarası 4 dür
- gerekçesinde "1965 seçimine kadar geçen zaman içinde sosyal ve siyasal
bünyemiz bakımından husule gelmiş gelişmeler karşısında işlenmiş bir kısım
suçların cezalarının çektirilmesinde ve bazı suçların takibinde içtimaî bir
fayda kalmamış ve affın sosyal bir tedbir olacağı inancı ve atıfet olması
niteliği de göz önünde tutularak bu kanun hazırlanmıştır." denilmektedir.
4-
Anayasa'mızın Yüksek Adalet Divanınca mahkûm edilmiş bulunanların genel af ile
affedilmelerine müsaade etmiyeceği sorunu :
Bu
yönden Anayasa'nın başlangıç kısmının ikinci fıkrasiyle 68, 95, 102 ve 105.
maddeleri, geçici 4. maddesi öne sürülmektedir.
Önce
başlangıç kısmı ikinci fıkrası ile geçici 4. madde açısından konuyu incelemekte
yarar vardır.
a)
Yukarıda da değinildiği gibi başlangıç kısmının ikinci fıkrası, 27 Mayıs
Devriminden önceki iktidarın Anayasa ve hukuk dışı tutum ve davranışları ile
meşruluğunu kaybettiğini ve milletin bu iktidara karşı direnme hakkını
kullandığını belirterek devrimin meşruluğu nedenini açıklamakta ve Anayasa ile
hukuk dışı tutum ve davranışları benimsemiş olan bir iktidarın meşruluğunu
kaybedeceği ilkesini taşımaktadır. Geçici 4. madde ise "normal demokratik
rejimi bütün teminatı ile kurmak amacı ile gerçekleştirilen ve yürütülen 27
Mayıs 1960 Devrimi" deyimi ile işbu devrimin amacım ortaya koymaktadır.
780
sayılı Af Kanununun 5. maddesinin bininci fıkrası ise, Yüksek Adalet Divanınca
mahkûm edilmiş bulunanların fer'i ve mütemmin cezaları ile ceza mahkûmiyetlerinin
bütün neticelerinin affedildiği hükmünü taşımaktadır. Yukarıda da değinildiği
gibi, bu ceza mahkûmiyetlerinin affı, mahkûmiyetin dayanağı olayların
Anayasa'ya uygun olduğu ve hukuk dışı bulunmadığı ve bunun sonucu olarak
olayların meşru ve suç sayılmaması gerektiği gibi bir mana taşımamaktadır. Aksi
bir hüküm getirilmiş olsaydı Anayasa'nın başlangıç kısmının ikinci fıkrasına ve
geçici 4. maddeye ve meşruluk ilkesine aykırı olurdu. Genel affın, suç olan
eylemi ortadan kaldırmadığı hususu yukarıda açıklanmıştır. İptal konusu af
hükmü, mahkûmiyetin dayandığı suç eylemini hiç bir yönü ile efe almamış, bu
yöne değinmemiş olduğu gibi, kanunun gerekçesinde de açıklandığı üzere genel af
ilân edilirken bu affın sosyal bir tedbir ve atıfet olma niteliğinin gözönünde
bulundurulduğu da açıklanmış ve böylece mahkûmlar, haklı görülerek değil
atıfette bulunarak affedilmiş oldukları için, iptal konusu olan Af Kanununun
çıkarılmasına, Anayasa'nın başlangıç bölümünün ikinci fıkrası ile geçici 4.
maddesi engel görülmemiştir.
b)
Anayasamızın 68. maddesi ile benzeri hükümleri kapsayan öteki maddelerinin ve
Anayasa'nın bütünü ile taşıdığı ruh ve anlamın böyle bir Af Kanunu
çıkarılmasına engel bulunduğu sorunu :
68.
madde ile benzerleri, Yüksek Adalet Divanınca ağır hapis veya beş seneden fazla
hapis cezası ile mahkûm edilenlerin, cezaları affa uğramış olsalar da
milletvekili, senatör, Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Bakan seçilemeyecekleri
kuralını taşımaktadırlar.
Önce
belirtilmelidir ki 68. madde ile buna gönderme yapan 95, 102. ve 105. maddeler
affı önleyen maddeler değil, aslında 68. maddede yazılı suçlardan mahkûm
olanların cezalarının, genel af kanunları ile affedilebilmelerini kabul eden
maddelerdir. Çünkü 68. maddede bulunan "...hüküm giymiş olanlar, affa uğramış
olsalar da milletvekili seçilemezler" hükmünde, cezalar ne kadar ağır ve
suçlar ne kadar önemli ve yüz kızartıcı olursa olsun affedilebilirler ve fakat
affedilen bu hükümlüler milletvekili seçilemezler anlamı da saklıdır. Bunun
yanında yasama organının genel ve özel af kanunu çıkarma yetkisini düzenleyen
Anayasa'nın 64. maddesi ile diğer maddeleri de af yetkisi için bir sınır
koymamıştır. Ancak 131. madde orman suçlan için genel af çıkarılamıyacağı
kaydını koymuş bulunmaktadır. Bu madde ise ayrık bir hüküm taşımaktadır. Ayrık
hükümlerin geniş yorumlama ve uygulamaya elvermediği de bir hukuk kuralıdır.
Böyle olunca Anayasa'mızda özel olsun genel olsun, affı önleyen 131. maddeden
başka bir hüküm bulunmadığı sonucuna ulaşılır.
Anayasa
koyucu, başlangıç bölümünün ikinci fıkrası ile 27 Mayıs öncesi iktidarının
meşruluğunu kaybettiğini Anayasa metnine alırken bu fiillerden mahkûm olacaklar
hakkında af kanunu çıkarılamıyacağını da tesbit edebilirdi. Yüksek Adalet
Divanına verilmiş bulunan 27 Mayıs öncesi iktidarın bazı sorumluları,
Anayasa'nın 68. maddesi nedeniyle göz önünde bulundurulmuş münakaşa konusu
olmuş ise de meclislerde affı önleyen bir hüküm koymak düşünülmemiştir. Millî
Birlik Komitesindeki görüşmeler sırasında bir üye, "sonra bence çok ciddi
telâkki edilmesi lâzım gelen bir nokta daha var... Birçok vatanperver
insanlardan mektuplar aldım. Politika ve partizanlık yapanlardan bîr kısmı halâ
Yassıada'da, Bunlar için bir hüküm koymak, affedilseler dahi Büyük Millet
Meclisine aza seçilemezler diye bir kaydın konması lâzımdır..." sözleriyle
teklifte bulunulmuş ve bu teklif kabul edilmiştir. Bu şekilde Anayasa
görüşmeleri sırasında Yüksek Adalet Divanına sevkedilmiş bulunanlar üzerinde
önemle durulmuş olduğu halde Anayasa'da bu suçlardan dolayı verilecek cezaların
affını önleyen bir hükme yer verilmemiştir.
780
sayılı Kanunun genel gerekçesindeki "çağımızın ileri hürriyet ve demokrasi
prensiplerini bünyesinde toplamış, Atatürk ve 27 Mayıs ilkelerine dayanan 334
sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasa'sının" sözünden 27 Mayıs Devriminin
benimsendiği görülmektedir.
Böylece
gerekçeleriyle 27 Mayıs Devrimine saygı gösteren ve kapsamı ile sadece cezalan
kaldıran 780 sayılı Kanunun 5. maddesinin kanunlaşmasına engel hükümlerinin,
Anayasa'nın maddelerinde ve Anayasa'nın tümünde saklı Anayasa ruhunda yer
almadığı ortaya çıkmaktadır.
5-
Anayasa'nın 68. maddesiyle ona gönderme yapan maddelerinin ön gördüğü yasama ve
yürütme alanlarında görev alına yetersizliğinin bu maddelerle sınırlı olmadığı
ve Anayasa'nın genel hükümlerinde saklı ruha göre de bu mahkûmların bir çok
adlî ve idarî Devlet makamlarına getirilme yetersizliğinin de bulunduğu sorunu
:
Anayasa'nın
58. maddesi "Her Türk kamu hizmetlerine girmek hakkına sahiptir. Hizmete
alınmada, ödevin gerektirdiği niteliklerden başka hiç bir ayırım
gözetilemez." hükmünü koymuştur. Cezalan bütün neticeleri ile affedilmiş
olanların bu hükme dayanarak kamu görevi isteyebilecekleri, Temsilciler meclisi
ve Milli Birlik Komitesi üyeleri tarafından bilindiği halde bu maddeye 68.
maddedeki seçilme yetersizliği gibi yargı ve idare görevleri için önleyici ve
engelleyici bir kayıt konmamıştır. Böyle bir hüküm olmayınca da Anayasa'nın 58.
maddesinin hükmünü icra edeceği şüphesizdir.
Anayasa'nın
millet oyuna sunulduğu ve kabul edildiği sırada Yüksek Adalet Divanınca henüz
hüküm verilmemişti. Böyle olduğuna göre mahkemenin mahkûmiyet karan kadar
beraet karan vermesi veya cezaların ağır hapis veya 5 seneden fazla hapis
cezası olmaması da mümkündür. Anlatılmasına ve tebliğine kadar bir yargı
organından verilecek hükmün nasıl olacağı önceden kestirilemiyeceğinden,
hükümden önce kabul edilmiş bulunan Anayasa'mızın başlangıç bölümünün ikinci
fıkrasında belirtilen "iktidar" dan Yüksek Adalet Divanı
hükümlülerinin şahıslarının kastedildiğini kabul etmek çok güçtür.
Anayasa'mızın bahsettiği bu iktidar, şahıslardan ayrı manevî bir varlıktır.
Anayasa'mız iktidarda yer almış bütün şahıslan değil, onların dışında ve
üstünde olan "iktidar" ı mahkûm etmiştir. Yüksek Adalet Divanında
iktidara dahil olduğu halde beraet edenler, daha hafif cezaya çarptırılanlar ve
iktidarın eski; yasama dönemlerinde görev almış oldukları halde Yüksek Adalet
Divanına gönderilmeyenler de vardır. Çünkü eski iktidar, bir parti iktidarı
olarak on sene sürmüştür.
Görülüyor
ki Anayasa'mızın metninde ve ruhunda, Yüksek Adalet Divanınca mahkûm edilenlere
genel aftan sonra da yargı ve idare alanlarında iş verilemiyeceğine ilişkin bir
anlam bulunmamaktadır.
Bu
nedenlerle dâvanın reddi gerekir.
KARAR:
Bazı
suç ve cezaların affı hakkındaki 3/8/1966 günlü ve 780 sayılı Kanunun 5.
maddesinin birinci fıkrasında yer alan ve Yüksek Adalet Divanınca mahkûm
edilenlerin fer'i ve mütemmim cezaları ile ceza mahkûmiyetlerinin neticelerine
şâmil olmak üzere, affedilmelerine ilişkin bulunan hükmün, Anayasa'ya aykırı
olmadığına ve dâvanın reddine, üyelerden Salim Başol, Recai Seçkin ve Ahmet
Akar'ın karşı oylarıyla ve oyçokluğu ile 21/2/1968 gününde karar verildi.
|
|
|
|
Başkan
İbrahim
Senil
|
Başkanvekili
Lütfi
Ömerbaş
|
Üye
Salim
Başıl
|
Üye
Feyzullah
Uslu
|
|
|
|
|
Üye
A.
Şeref Hocaoğlu
|
Üye
Fazlı
Öztan
|
Üye
Celalettin
Kuralmen
|
Üye
Hakkı
Ketenoğlu
|
|
|
|
|
Üye
Sait
Koçak
|
Üye
Muhittin
Taylan
|
Üye
İhsan
Ecemiş
|
Üye
Recai
Seçkin
|
|
|
|
Üye
Ahmet
Akar
|
Üye
Halit
Zarbun
|
Üye
Muhittin
Gürün
|
Gerekçeye
ilişkin karşı oy yazısı
"Karar"
başlığını taşıyan son fıkradan önce gelen sondan üçüncü fıkradaki gerekçeye
katılmıyorum.
KARŞI
DÜŞÜNCE
İptali
istenen 3/8/1966 gün ve 780 sayılı Kanunun 5. maddesinin 1. fıkrasında yer alan
hüküm genel af niteliğindedir. Genel af, eylemden suçluluğu kaldırır; faili,
suçu işlememiş hale getirir.
Anayasa'nın
başlangıç kısmı, Anayasa'nın 156. maddesine göre metinden sayılmıştır. Yani
Anayasa'nın öteki metinleri gibi bağlayıcıdır.
Başlangıç
kısmının 2. fıkrasına göre Türk Milletinin direnmesiyle bertaraf edilen eski
iktidarın Anayasa ve hukuk dışı tutum ve davranışı suçtur.
Nitekim
27 Mayıs 1960 devrimini yapan ihtilâl idaresi de bunu böyle kabul etmiş,
bilindiği gibi adlî merciler kurulmadan, bir adlî merciden tevkif kararı ve
müzekkeresi olmadan 27 Mayıs'ta iktidarda bulunanlar, önce Harp Okuluna, son ra
da Yassıada'ya kapatılmış daha sonra adlî kovuşturma başlamış ve sonunda da
hükümler çıkmıştır.
Haklarında
hüküm sadır olan eski iktidar mensuplarını bu kanun, suçu işlememiş hale
getiriyorki bu hal sözü geçen 2. fıkraya aykırıdır.
Çoğunluk
kararından : ("Anayasa ve hukuk dışı tutum ve davranışlariyle meşruluğunu
kaybetmiş bir iktidara karşı "hüküm" Anayasa ve hukuk dışı tutum ve
davranışları benimseyen iktidarların meşruluklarını kaybedecekleri ilkesini
kapsamaktadır") denilmektedir.
Halbuki
bu hüküm, böyle geleceğe doğru soyut bir hüküm olmayıp "Anayasa ve hukuk
dışı tutum ve davranışlariyle meşruluğunu kaybetmiş bir iktidara karşı, direnme
hakkını kullanarak 27 Mayıs 1960 devrimini yapan Türk Milleti" demek
suretiyle somut bir olayı tescil etmiştir. Gelecek iktidarlar bunu elbette
gözönünde bulunduracaklardır.
Anayasamız
sözü ile ve ruhiyle uygulanır.
Hukuk
dışı tutum ve davranışlariyle memleketi ihtilâle sürüklemiş olan eski iktidar
mensupları, bu genel afla Anayasa'ya bekçilik yapan Anayasa kuruluşlarına
gelebileceklerdir. Bu da Anayasa'nın ruhiyle bağdaşamaz, örneğin, 68 ve 72.
maddelerdeki durum gibi.
İnsanî
duygularla hareket etmek için böyle bir genel affa ihtiyaç yoktur.
Daha
önce çıkan iki özel af kanunu ve Devlet Başkam kararnameleriyle salıvermeler
olmuş, bu genel affın çıktığı tarihte ceza evinde kimse kalmamıştır. Bir kısım
haklarını da elde etmişlerdir. Emekliliği doldurmayanların başka suretle de bu
hakkı elde etmeleri mümkündür.
B.M.
Meclisinin genel af çıkarmadığı alanlar vardır. Örneğin, orman suçları hakkında
genel af çıkarılmıyacağına ilişkin Anayasa'nın 131. maddesi gibi.
Bu
konuda da, orman suçlarında olduğu gibi neden bir hükümle yasaklanmamış
denebilir. Anayasa'nın temel görüşünü belirten başlangıç kısmına ve ruhuna göre
buna lüzum görülmemiştir.
Suçları
ve mahkûmiyetleri, yasadan önce, zamanın unutturması lâzım gelir. Önemi ve
zaman unsuru bakımından olayımıza benzeyen tarihteki olayları hep önce zaman
unutturmuş hukukça da belleklerden silmek için sonra çıkan af yasalarını
kimsenin kulağı bile duymamıştır.
İhtilâlden
altı yıl gibi kısa bir zaman sonra çıkan bu kanun başlangıçtaki hüküm ve öteki
hükümler durdukça unutturabilir mi' Bu hükümler kalkar veya değişir, zaman
geçer, ancak bu suretle unutulabilir.
Atatürk
devrimleri ve 27 Mayıs devrimi Anayasa'nın dayanaklarındandır.
Af
aslında bir atıfettir. Halbuki bu genel af bu sınırı aşarak Anayasa'nın
başlangıç kısmında yer alan temel görüşü ve ilkeyi hiçe saymak ve ruhunu
zedelemek suretiyle 27 Mayıs devrimini tasfiye eder bir nitelik arz etmektedir.
Çoğunluk
kararında : (...Anayasa'mızın başlangıç bölümünün 2. fıkrasında belirtilen
"iktidar" dan Yüksek Adalet Divanı hükümlülerinin şahıslarının
kasdedildiğini kabul etmek çok güçtür. Anayasa'mızın bahsettiği bu iktidar,
şahıslardan ayrı manevî bir varlıktır. Anayasa'mızın iktidarda yer almış bütün
şahıslan değil, onların dışında ve üstünde olan "iktidar" ı mahkûm
etmiştir) denilmektedir. Yani tutum ve zihniyeti mahkûm etmiş olduğu
bildirilmek istenmektedir. Zihniyet, zihniyet sahibinden tecrit edilemiyeceğine
göre çoğunluk kararında Anayasa'mızın mahkûm etmiş olduğu kabul edilen
"iktidar" a eski iktidar mensupları dahildir.
Anayasa'ya
aykırıdır, iptali gerekir.
Bu
nedenlerle sözü geçen hükmün iptali oyu ile çoğunluk kararına karşıyım.
KARŞI
OY YAZISI
1-
Anayasa ve Anayasa'nın dayandığı üstün hukuk kuralları ile sınırlandırılmış
olmayan bütün konularda yasa koyucunun kural koyma yetkisi vardır. Yalnız
yasama yetkisinin sınırlandırılması, açık bir hükme dayanabileceği gibi
Anayasa'nın bir kaç kuralına veya genel ilkelerine ve hatta tümüne egemen olan
ilkelerine de, başka bir deyimle, Anayasa'nın sözüne dayanabileceği gibi özüne
de, ruhuna da dayanabilir.
2-
Anayasa'nın 68. maddesinde ağır hapis cezasiyle kesin olarak hükümlü bulunan
bir kimsenin genel aftan yararlanmış olsa bile milletvekili seçilemeyeceği
ilkesi benimsenmiştir. Anayasa'nın Senato üyelerinin seçimi için milletvekili
seçilme yeterliğinin aranacağı (madde 72/1), bakanların milletvekili
seçilebilecekler arasından atanabileceği (Madde 102/3) ve Cumhurbaşkanının ve
Başbakanın Büyük Millet Meclisi üyeleri arasından seçilebileceği (madde 95/1,
102/1) kurallariyle, sözü edilen ilke, Senato üyeleri, Başbakan, Bakanlar ve
Cumhurbaşkanı için de kabul edilmiştir.
3-
Yukarıki bentte anılan yasağın, ereği Cumhurbaşkanlarının, yasama meclisi
üyelerinin, bakanlar kurulu başkan ve üyelerinin, ağır hapisle kesin olarak
hükümlendirilmiş ve sonra affa uğramış kimseler arasından seçilmesini
önlemektir; zira bu devlet işleri devlet yaşamında çok önemli işlerden sayıldıkları
için, ağır hapisle kesin olarak hükümlendirilmiş bir kimsenin suçluluk durumu
genel af sonucunda ortadan kalkmış dahi olsa devletin böyle büyük yerlerinde
bulunması, sakıncalı ve yersiz görülmüştür. Anayasa'mızın 7. maddesi hükmünce
Türk Ulusu adına yargı yetkisini kullanacak olan bir hâkimin gördüğü yargı
işinin Anayasa açısından bir milletvekilinin gördüğü yasama işinden asla daha
az önemli bulunmadığı bir gerçektir. Bir kez Anayasa'nın 5. ve 7. maddelerinin
karşılaştırılmasından anlaşılacağı üzere, gerek yasama, gerekse yargı yetkileri
doğrudan doğruya Anayasa'dan alınan yetkilerdir ve bu yetkiler yasama meclisi
üyeleri ve hâkimlerce Türk Ulusu adına kullanır. Bundan başka Anayasa'nın
başlangıç hükümleriyle 2. maddesi hükümlerine göre Türk Devleti, bir hukuk
devletidir, başka deyimle Devletin bütün organlarının özellikle yasama ve
yürütme organlarının işlemlerinde hukuka bağlı bulunmaları ilkesinin
benimsendiği bir devlettir. Hukuka bağlılık ilkesinin sözde kalmayıp
gerçekleştirilmesi ise, Anayasa'nın Anayasa Mahkemesinin kuruluş ve görevlerine
ilişkin 145. ve son. maddeleriyle Anayasa'nın idarenin bütün eylem ve
işlemlerinin yargı denetimine bağlılığını öngören 114. maddesi ve nihayet
mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimin güvencesi (teminatı) hükümleriyle
sağlanmıştır. Demekki yasama meclislerinin yaptıkları yasalar, Anayasa
hakimlerince, Bakanlar Kurulu başta olmak üzere yürütme ve yönetim yerlerinin
yaptığı işlem ve eylemler ise idare hakimlerince denetlenecek ve hukuka aykırı
görülürse; yanlışın düzeltilmesi için gerekli karar bu hâkimlerce verilecektir;
yine idarenin özel hukuk alanını ilgilendiren eylem ve işlemlerinde de
haksızlıkları düzeltecek kararları adlî hâkimler verecektir. İmdi, hukuk
devleti, gerek yasama, gerek yürütme ve yönetim işlerinde hukuk alanındaki
yanlışlıkları düzeltme yetkisine başka deyimle bu alanda son sözü söyleme
yetkisine hâkimlerin sahip olduğu bir devlettir. Bunun sonucu olarak,
Anayasa'nın hâkimlerde, hiç değilse milletvekillerinde aranan manevî
niteliklerin aranmasını istediği ilkesi benimsenmelidir. Anayasa'nın hâkimlere
ilişkin 132,-134. ve 145. maddelerindeki kurallar arasında 68. maddedekine
benzer bir sınırlandırma öngörmeyip bu yönü özel yasalara bırakmış olduğu için
bu konuda bir sınırlandırmanın artık söz konusu edilemeyeceği ileri
sürülebilir. Ancak bu düşünce doğru sayılırsa, Anayasa koyucunun yasama meclisi
üyesi olmasını manevi nitelik bakımından uygun görmediği bir kimsenin, herhangi
bir mahkemede ve bu arada Anayasa Mahkemesi, Yargıtay veya Danıştay'da hâkim
olmasında hiç bir sakınca görmediği sonucuna varılacaktır. Anayasa koyucunun
yargı işini yasama işi ile en azından eşit önemle saydığı ve hâkimlere, ya işi
(Anayasa'nın 151. maddesine göre) Anayasa Mahkemesine göndererek dolayısıyle
yada Anayasa'ya aykırılıktan dolayı (Anayasa'nın 147. maddesinin 1. fıkrası
veya 151. maddesinin 4. fıkrası uyarınca) iptal kararı vererek, doğrudan
doğruya yasalar üzerinde Anayasa'ya uygunluk denetimi görevini yüklediği de hiç
kimsenin itiraz edemeyeceği bir olaydır. Buna göre Anayasa koyucu bir yasanın
yapılmasında oy verme yetkisi tanımayı uygun görmediği bir kimseye hukuk
devletinde haksızlıkların düzeltilmesi yolunda son kapı olan mahkemelerde ve bu
arada Anayasa Mahkemesinde karar verme yetkisini tanımakta sakınca görmemekle
Anayasa'yı altı üstünü tutmaz bir hukukî yapıt olarak ortaya koymuş demektir.
İşin doğrusu, Anayasa koyucunun birbirini tutmayacak sonuçlar doğurmaya
elverişli bir Anayasa yapmış olması değildir; yorumda değil Anayasa'ların,
herhangi bir yasanın bile bütün kurallarının ve kurallarının sonuçlarının hukuk
ve sosyal isterler açısından birbirini tutan ve tamamlayan bir tüm sayılması,
kesin bir kuraldır. Bu kuralın olaya uygulanması, bizi Anayasa koyucunun yasama
meclisi üyesi veya yürütme ile görevli Bakanlar Kurulu üyesi için sakıncalı
gördüğü bir manevi durumu, onların yapacakları yasaları veya idarî işlemleri
iptale bile yetkili bulunan bir yargı kurulu üyesi için öncelikle sakıncalı
göreceğini kabul etmek zorunda bırakacaktır; sözün kısası hâkimlik en az yasama
meclisi veya Bakanlar Kurulu üyeliği ölçüsünde Anayasa'ca önem verilen bir
görev olunca, bu görevde bulunan bir kimsenin, hiç değilse Anayasa'nın 68.
maddesinde anılan manevî niteliklere sahip olması Anayasa koyucunun zorunlu
isteklerindendir; bundan dolayı ağır hapisten kesin hüküm giymiş bir kimsenin
suçluluğu ve cezası genel af sonunda kalksa bile, o kimse, Anayasa'ya göre,
hâkim olamaz. Dâva konusu hükmün salt yazılışı uyarınca affedilenlerin hâkim
olmalarına engel yoktur ve bu bakımdan o kural, Anayasa'nın az önce anılan
sınırlandırıcı ilkesiyle çatışmakta olduğu için Anayasa'ya aykırıdır. Burada
yasa koyucunun genel af çıkarma yetkisi 68. madde ile milletvekili seçilme
bakımından sınırlandırılmış olduğu gibi Anayasa'nın tümünden çıkan ve 68.
maddedeki manevî niteliği hâkimler bakımından da arayan Anayasa ilkesine göre
de sınırlandırılmıştır. Böyle sınırlandırılmaların olabileceği ise, 1. bentte
açıklanmıştır.
Şu
da belirtilmelidir ki Anayasa Mahkemesinin Esas 1966/11, Karar 1966/44 sayılı
ve 29/11/1966 günlü kararının gerekçesinde (III d), yargı işinin en az yasama
işi ölçüsünde, Anayasa açısından, etkili ve önemli olduğu belirtilmiştir,
(Resmî Gazete'nin 27/12/1967 günlü 12787 sayılı S. 4; Anayasa Mahkemesi
Kararlar Dergisi sayı : 5. S. 3 ve sonr.)
4-
Milletvekilleri için öngörülen belli suçlardan kesin hükümlülükte affedilmiş
olmanın seçilme yetersizliğini kaldırmayacağının hâkimler için konulan Anayasa
hükümleri arasında anılmamış bulunması, olsa olsa bunun Anayasa hükümlerinin
tümünden kolaylıkla anlaşılabilen bir ilke olmasına dayanmaktadır.
5-
Anayasa'nın 68. maddesine ilişkin görüşmelerde genel affın kaldıramayacağı
yetersizliğin yalnızca milletvekili seçimleri için söz konusu edilmiş,
görüşmelerde hâkimliğe girme veya dönme koşullarını ilgilendiren hiçbir söz
geçmemiş bulunması dolayısiyle yukarıki bentte benimsenen sonucun Anayasa
koyucusunun ereğine uygun bulunmadığı ileri sürülebilir.
Bir
kez Anayasa veya varsa koyucusunun ereği her zaman hazırlık çalışmalarından ve
meclis görüşmelerinden doğru olarak anlaşılamaz. Bunun için, meclis görüşmeleri
ve öbür hazırlık çalışmaları, ancak yazılıştan ve kurulların tümünden ve
birbiriyle karşılaştırılmasından çıkan sonuçla çatışmadıkları oranda geçerli
olabilirler. Burada ise Anayasa hükümlerinin tümünden ve birbirleriyle
karşılaştırılmasından çıkan sonucun böyle bir dar anlayışa elverişli olmadığı,
yukarıki bentlerde, açıklanmıştır. İmdi, varılan sonuç, yalnızca meclis
görüşmelerine dayanılarak çürütülemez; zira 68. madde ile öngörülen manevî
yetersizlik ilkesinin, milletvekili ve ona denk görevler için benimsendiği
açıkça ortaya çıkmaktadır.
6-
Burada böyle bir yetersizlik hâkimler bakımından Anayasa'nın açık hükmü
olmaksızın kabul edilemiyeceği düşüncesi de doğru olamaz; çünkü Anayasa ceza yaptırımları
için açık yasa hükmüne ihtiyaç görmüştür (madde 33); yetersizlikler için
Anayasa bakımından, özel bir Anayasa hükmünü veya yasa hükmünü gerektiren bir
Anayasa hükmü yoktur. Burada söz konusu edilen durum ise bir ceza yaptırımı
olmayıp bir yetersizlik durumudur.
7-
Orman suçlan için genel af çıkarılamayacağı, Anayasa'nın 91. maddesinde anılmış
olduğu halde başka konular için yasa koyucunun genel af yetkisi kaldırılmış
olmadığı için bu dâva konusu işte Anayasa'ya aykırılık düşünülemiyeceği ortaya atılabilir.
Yukarı
bentlerdeki açıklamalardan anlaşılacağı üzere Anayasa'ya aykırılık genel af
çıkarılmış olmasına değil, genel affın hâkimlik mesleğine girmeyi veya dönmeyi
önleyecek biçimde sınırlandırılmış olmayışındadır. Anayasa'nın 91. maddesi yasa
koyucuya orman suçlarında genel af çıkarma yetkisi tanımamakta, burada ise
genel affın sonuçlarının hâkimlik mesleğine girmeyi veya dönmeyi engellemesini
sağlayacak biçimde düzenlenmesi yolunda bir sınırlandırma öngörerek yasa
koyucunun genel af çıkarma yetkisini bir yönden sınırlandırmaktadır. Gerçekten
Anayasa'nın 68. maddesi hükmünün yazılışı dahi, kesin olarak ağır hapisle
hükümlendirilmiş kimseler için genel af çıkarılabileceğini göstermektedir,
ancak genel affın hukukî sonucunu sınırlandırmaktadır ve böylece Türk hukukunda
genel affın sonuçlarının Anayasa'nın sözü ile veya özü ile öngördüğü konular
bakımından kayıtlanacağı ilkesini de benimsemektedir. Dâva konusu olayda genel
af çıkarma yetkisinin tanınmış bulunması karşısında 91. madde hükmüne dayanılarak
tartışılan hükmün Anayasa'ya uygunluğu savunulamaz.
Sonuç
: Açıklanan nedenlerle istem konusu hükmün Anayasa'ya aykırılığı dolayısıyle
çoğunluk kararına karşıyım.
KARŞI
OY YAZISI
l-
Genel affın kapsamı ve etkisi ;
Kamu
dâvasını hükmolunmuş ise cezaları ve mahkûmiyetin bütün cezaî neticelerini
ortadan kaldıran genel affın (Türk Ceza Kanunu madde 97) kendi kapsamı içinde,
eylemlerin suç olma niteliğini de ortadan kaldırdığı ceza hukukunda tartışmasız
kabul edilen bir ilkedir.
Çoğunluk
gerekçesinde, karar metninde görüldüğü üzere, 780 sayılı Kanunla öngörülen
genel affın (Suç olan eylemi ortadan kaldıran bir nitelik taşımadığı) ve
(Mahkûmiyetin dayandığı olayların suç sayılmaması gerektiği anlamında
olmadığı); Türk Ceza Kanununun 97. maddesinde (Suçluluktan söz edilmediği;
sadece kamu dâvasının ve cezaların bütün neticeleri ile ortadan kalkacağının
açıklandığı; buna göre suç sayılan eylemin varlığını sürdürdüğü; genel affın
sadece belirli bir süre içinde işlenmiş eylemlerdeki suç olma niteliğini
kaldırdığı) ve (Af Kanunlarının genel de özel de olsalar cezaları etkilediği;
eyleme etkileri olmadığı) yolunda bir takım açıklamalara rastlanmakta ve bunlar
arasındaki tutarsızlık ve çelişme hemen göze çarpmaktadır.
(Suç
olan eylem), (suç sayılan eylem) tek kelime ile (suç) demektir. O halde hem
(suçun varlığını sürdürdüğünü suçun ortadan kalkmadığını, genel affın cezalan
etkilediğini, eylemi yani suçu etkilemediğini) söylemek hem de (eylemdeki suç
olma niteliğinin kalktığından) yani (artık ortada suç bulunmadığından) söz
etmek ancak birbiriyle bağdaşamayan iki ayrı ve aykırı görüşün ifadesi
olabilir. Çoğunlukça genel affın kapsamı ve etkisi üzerinde yapılan
açıklamalardaki karışıklık ve bulanıklık dolayısıyle konuya kısaca değinmek
zorunlu olmuştur.
Şöyle
düşünelim : ortada işlenmiş suçlar ve onları işleyen suçlular vardır. Kanun
koyucu bunları kapsamına alan bir genel' af çıkartır. Genel af çıkar çıkmaz o
suçlardan dolayı suçlular hakkında kamu dâvası açılamıyacak; açılmışsa dâva
ortadan kalkacak; hükmolunmuş cezalar bulunduğu takdirde onlar da mahkûmiyetin
bütün cezaî sonuçları ile birlikte silinip gidecektir. Bu kapsamda etkisi olan
hukukî bir müessesenin teknik yapısı bakımından yönü ve anlamı nedir' Kanun
koyucu tabiatiyle işlenmiş bir eylemi işlenmemiş sayamaz. Buna mantıkî imkân
yoktur. Eylem ortada olduğu halde kamu dâvası yürütülememekte eylemin kanunda
yazılı cezası verilememekte; daha önce verilmişse ceza çektirilememekte ve
mahkûmiyet bütün cezai sonuçları ile birlikte tüm silinmektedir. Demek ki
işlenmiş eylemlerin suç olma niteliği kalmamıştır. Bunun başka bir izahı ve
yorumu olamaz. Aslında genel af, yalnız kapsamına giren suçlar ve suçlular
bakımından Ceza Kanununun güya geçici olarak yürürlükten kaldırılmış olmasından
başka nitelik taşımaz. Onun içindir ki genel af, "kanunsuz suç veya ceza
olmaz" ilkesinin bir teyidi olarak, kamu dâvasını, mahkûmiyeti,
mahkûmiyetin sonucu olan ehliyetsizlikleri ortadan kaldırır.
Çoğunlukla,
genel afla yalnız cezayı etkileyen ve işlenmiş eylemin suç niteliğini
kadırmayan özel af (Türk Ceza Kanunu Madde 98J arasında her hangi bir fark
gözetmemektedir. Böyle bir görüşü de ceza hukuku ilkeleriyle ve Türk Ceza
Kanunundaki hükümlerle bağdaştırma olanağı yoktur. Öte yandan Türk Ceza
Kanununun genel affa ilişkin 97. maddesinde suçluluktan değil cezadan söz
edilmesinin genel affın suçu ortadan kaldırmıyacağı görüşünün gerekçesi ve
desteği olarak kararda ortaya konulması bir takım kelimelerin dar sözlük
anlamlarından hukukî sonuçlar çıkarmak olur ki bu da hukukça geçerli bir yol
değildir. Hele genel af kapsamına giren suçlara ilişkin hükümlerin Ceza
Kanununda yürürlükte kalmalarının ve Af Kanununda yazılı süreden sonra bu
hükümlerin uygulanagelmesinin genel affın konusuna giren eylemleri
meşrulaştırmayacağının delili olarak ileri sürülmesi konuyu ancak şaşırtıcı ve
yanıltıcı bir sonuca vardırır.
2-
İptal dâvasına konu olan kanun hükmünün niteliği:
3/8/1966
günlü ve 780 sayılı Kanunun 5. maddesinin birinci fıkrasındaki dâva konusu
hükme göre "1924 tarihli ve 491 sayılı Teşkilâtı Esasiye Kanununun bazı
hükümlerinin kaldırılması ve bazı hükümlerinizi değiştirilmesi hakkındaki
12/Haziran/1960 tarihli ve l sayılı kanunun 6. maddesine tevfikan kurulan
Yüksek Adalet Divanınca mahkûm edilenleri, fer'i ve mütemmim cezalar ile ceza
mahkûmiyetlerinin neticelerine de şâmil olmak üzere af edilmişlerdir."
Bu
affın genel af niteliğinde olduğunu çoğunlukla da tartışmasız kabul etmektedir.
Bilindiği üzere Yüksek Adalet Divanınca yargılanan ve mahkûm edilen kimseler 27
Mayıs 1960 devriminden önceki iktidarın mensuplarıdır. Bunlar, en başta,
Anayasa'yı ihlâl suçundan (Türk Ceza Kanunu - Madde 146) mahkûm olmuşlardır.
Genel af niteliği itibariyle. Yüksek Adalet Divanınca mahkûm edilen iktidar
mensuplarının hüküm giymelerine yol açan eylemlerinden suç vasfını
kaldırmaktadır.
3-
Anayasa'nın başlangıç kısmının ikinci fıkrası ve dâva konusu kanun hükmünün bu
fıkra karşısındaki durumu :
Türkiye
Cumhuriyeti Anayasa'sının 156. maddesine göre bu Anayasa'nın dayandığı temel
görüş ve ilkeleri belirten ve Anayasa metnine dahil bulunan başlangıç kısmının
ikinci fıkrasında : 27 Mayıs 1960 devriminin. Anayasa ve hukuk dışı tutum ve
davranışlariyle meşruluğunu kaybetmiş bir iktidara karşı direnme hakkını
kullanan Türk Milletince yapıldığı belirtilmektedir. Bu fıkra aynı zamanda, 27
Mayıs 1960 devriminden önceki iktidarın Anayasa ve hukuk dışı tutum ve
davranışlarından ve meşruluğunu kaybedecek duruma düşmekten suçlu olduğunu
tescil etmiştir.
"İktidar"
soyut bir kavramdır. Bir iktidar ancak mensuplarının ve sorumluların Anayasa ve
hukuk dışı tutum ve davranışlariyle yani suç işlemeleriyle suçlu duruma düşer;
meşruluğunu kaybeder. O halde Anayasa'nın başlangıç kısmının ikinci fıkrasiyle
tescil edilen iktidarın suçluluğu altında iktidar mensup ve sorumlularının,
daha sonra Yüksek Adalet Divanının kararlarıyla teeyyüt edecek olan suçlulukları
da yer almaktadır. Oysa dâva konusu kanun hükmü iktidar mensup ve
sorumlularının mahkûmiyetlerine yol açan eylemlerinden ve bu arada Anayasa ve
hukuk dışı tutum ve davranışlardan suç olma niteliğini siliniş, kaldırmıştır.
Anayasa'nın suçlu olarak tescil ettiği bir iktidar genel afla suçsuz duruma
getirilmiştir. Şu hale göre dâva konusu kanun hükmü Anayasa'ya doğrudan doğruya
ve düpedüz aykırıdır.
Anayasa'yı
ihlâl suçundan hüküm giyenler için genel af çıkarılmasını engelleyecek açık bir
hükmü Anayasa'nın niçin getirmediğine gelince : Bu yoldaki bir sorunun
karşılanması gereksiz olur. Çünkü Anayasa'nın başlangıç kısmının ikinci fıkrası
ile tescil ve tespit edilen durum karşısında suçlu iktidarın bir kanunla suçsuz
hale getirilebilmesinin düşünülemiyeceği ve böyle bir kanunun çıkarılmasına
engellik edecek özel bir hükme yer olmadığı apaçık ortadadır.
Öte
yandan mevzuatımızla ceza mahkûmiyetinin sonucu olan ehliyetsizliklerin ortadan
kaldırılması için "memnu hakların iadesi" yolu var iken (Türk Ceza
Kanunu: Birinci Kitap Onuncu Bap : Madde 121 -124 ve Ceza Muhakemeleri Usulü
Kanunu; Dokuzuncu Kitap : Madde 416-420) genel affa gidilmiş olması da üzerinde
önemle durulacak bir vakıadır.
Bilindiği
üzere bir hükümlünün mahkûmiyetten doğan ehliyetsizlik cezalarını memnu
hakların iadesi yoluyla kaldırtabilmesi için öteki koşullar arasında
"işlediği suçtan dolayı nedamet etmekte olduğunu ihsas edecek surette iyi
hali görülen bir kimse" olması (Türk Ceza Kanunu: Madde 122) ve
dilekçesine (mahkûm olduğu suçtan pişman olduğunu ihsas edecek surette iyi
halinin görüldüğüne dair belgeleri" eklenmesi de (Ceza Muhakemeleri Usulü
Kanunu : Madde 417) şarttır. Oysa bir genel af kanunu memnu hakların iadesi
yolunun bütün koşullarını, sınırlamalarını ve onların verebileceği Külfetleri
hemen bertaraf edebilmektedir.
Nitekim
Yüksek Adalet Divanınca Anayasa'yı ihlâl suçundan mahkûm edilenler de 780
sayılı Kanunun 5 inci maddesinin birinci fıkrası ile memnu hakların iadesi
yolunun külfetlerinden, bu arada da özellikle işledikleri suçtan dolayı nedamet
getirmekten ve bu nedameti ihsas edecek surette iyi hal göstermekten
kurtarılmışlardır. Demek ki bunların Anayasa'yı ihlâl suçundan dolayı pişman
olmaları ve bu pişmanlığı ihsas edecek şekilde İyi hal göstermeleri gerekli
görülmemiştir. Bu kararda ileri sürüldüğü gibi bir sosyal tedbir fikrini değil,
olsa olsa Yüksek Adalet Divanı kararlarına ve 27. Mayıs Devrimine yönelmiş bir
karşı - tutumun varlığım düşündürebilir. Böyle olduğu için de dâva konusu hüküm
27 Mayıs Devrimi temeline oturan Anayasa'nın özellikle başlangıç kısmında
belirmiş ruhuna aykırı düşer. Burada şurasını da açıklamak yerinde olur kî
Anayasa'nın yalnız hükümlerini değil ruhunu da bir hukuk kuralı olarak kabul
etmek ve ruha aykırılığı metne aykırılık kadar haklı ve sağlam bir iptal nedeni
saymak gereklidir. Esasen .Anayasa'nın 11. maddesi bu görüşü destekleyen açık
bir işaretle metni içinde yer vermektedir.
4-
Sonuç :
Yukarıdan
beri açıklandığı üzere 3/8/1966 günlü ve 780 sayılı Kanunun 5. maddesinin dâva
konusu olan birinci fıkrası hükmü Anayasa'nın hem sözüne, hemde ruhuna
aykırıdır; iptal edilmesi gerekir. Aksine karar verilerek dâvanın reddine
gidilmesinde isabet yoktur. Anayasa Mahkemesinin 21/2/1968 günlü ve 1966/27
-1968/8 sayılı kararına bu yönlerden karşıyım.