anayasa mahkemesi kararı
Esas Sayısı : 2025/208
Karar Sayısı : 2026/69
Karar Tarihi : 26/3/2026
R.G. Tarih - Sayı :
2/6/2026-33268
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Ankara 1. Asliye Hukuk Mahkemesi
İTİRAZIN KONUSU: 9/3/2023
tarihli ve 7440 sayılı Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Bazı
Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 10. maddesinin (28) numaralı
fıkrasının Anayasa’nın 2. maddesine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar
verilmesi talebidir.
OLAY: Millî Eğitim Bakanlığı (Bakanlık) tarafından verilen bursun geri
ödenmesi talebiyle açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu
kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur.
I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ
Kanun’un 10. maddesinin itiraz konusu (28) numaralı
fıkrası şöyledir:
“(28) 8/4/1929 tarihli ve 1416 sayılı Ecnebi
Memleketlere Gönderilecek Talebe Hakkında Kanunun geçici 1 inci maddesinin
birinci fıkrası kapsamına girenler ile söz konusu maddenin yürürlüğe girdiği
tarihten bu fıkranın yürürlüğe girdiği tarihe kadar geçen süre içinde anılan
maddede belirtilen nedenlerle haklarında borç takibi yapılanlar veya yapılması
gerekenlerin, kendilerine döviz olarak yapılmış olan her türlü masrafa ilişkin
borç tutarları, (daha önce bu borçları ile ilgili olarak yapılandırma
düzenlemelerinden yararlanmış ve ödemeleri devam edenler dâhil) bu Kanunun
yayımını izleyen üçüncü ayın sonuna kadar Millî Eğitim Bakanlığına başvurmaları
hâlinde, imzaladıkları yüklenme senedi ile muteber imzalı müteselsil kefalet
senedi hükümleri dikkate alınmaksızın ve ilgililere önceden ödedikleri faizleri
iade etme sonucu doğurmaksızın bu fıkra hükümlerine göre yeniden hesaplanır ve
başvuru süresi içinde tahsilat işlemi durdurulur. 5/8/1996 tarihinden sonra
yüklenme senedi ile muteber imzalı müteselsil kefalet senedi alınanlar hakkında
14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun ek 34 üncü
maddesinin ikinci fıkrası hükümlerine göre bu fıkranın yürürlüğe girdiği
tarihten önceki süreler için herhangi bir fer’i alacak hesaplanmaz. Bunların
daha önce ödemiş oldukları tutar ile mecburi hizmetlerinde değerlendirilen
sürelere isabet eden tutar, anapara borç tutarından mahsup edilir. Bu fıkra
uyarınca vazgeçilen borç tutarına isabet eden vekâlet ücreti de dâhil yargılama
giderleri tahsil edilmez. Hesaplanan borç tutarı, ilgilinin durumu ve ödenmesi
gereken meblağ dikkate alınarak yüklenme senedi ile muteber imzalı müteselsil
kefalet senedi alınması kaydıyla azami beş yıla kadar taksitlendirilebilir. Bu
fıkra kapsamında düzenlenen yüklenme senedi ile muteber imzalı müteselsil
kefalet senedi damga vergisi ve noter harcından müstesnadır. Ancak terör
örgütlerine veya Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar
verilen yapı, oluşum veya gruplara iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu
gerekçesi ile öğrencilikle veya mecburi hizmetle yükümlü bulundukları süre
içerisinde kadrolarıyla ilişiği kesilenler hakkında bu fıkra hükümleri
uygulanmaz.”
II. İLK İNCELEME
1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Kadir ÖZKAYA, Basri
BAĞCI, Engin YILDIRIM, Rıdvan GÜLEÇ, Recai
AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, İrfan
FİDAN, Kenan YAŞAR, Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇİL, Ömer ÇINAR ve Metin
KIRATLI’nın katılımlarıyla 8/10/2025 tarihinde
yapılan ilk inceleme toplantısında öncelikle uygulanacak kural sorunu
görüşülmüştür.
2. Anayasa’nın 152. ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa
Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 40. maddelerine
göre bir davaya bakmakta olan mahkeme, o dava sebebiyle uygulanacak bir kanunun
veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin hükümlerini Anayasa’ya aykırı görmesi ya
da taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına
varması durumunda bu hükümlerin iptali için Anayasa Mahkemesine başvurmaya
yetkilidir. Ancak anılan maddeler uyarınca bir mahkemenin Anayasa Mahkemesine
başvurabilmesi için elinde yöntemince açılmış ve mahkemenin görevine giren bir
davanın bulunması, iptali talep edilen kuralın da o davada uygulanacak olması
gerekir. Uygulanacak kural ise bakılmakta olan davanın değişik evrelerinde
ortaya çıkan sorunların çözümünde veya davayı sonuçlandırmada olumlu ya da
olumsuz yönde etki yapacak nitelikteki kurallardır.
3. İtiraz yoluna başvuran Mahkeme 7440
sayılı Kanun’un 10. maddesinin (28) numaralı fıkrasının iptalini talep
etmiştir. İtiraz konusu fıkrada 8/4/1929 tarihli ve 1416 sayılı Ecnebi
Memleketlere Gönderilecek Talebe Hakkında Kanun kapsamında haklarında borç takibi
yapılanların borç tutarlarının yeniden yapılandırılmasına dair düzenlemelere
yer verilmiştir.
4. Fıkranın birinci cümlesinde söz
konusu Kanun kapsamında borç takibi yapılanlara borçlarını yapılandırma imkânı
tanınmış, ikinci cümlesinde yapılandırma talebinde bulunan kişiler hakkında herhangi bir ferî alacak hesaplanmayacağı öngörülmüş,
üçüncü cümlesinde ise bu kişilerin daha önce ödediği tutarlar ile mecburi
hizmetlerinde değerlendirilen sürelere isabet eden tutarların anapara borç
tutarından mahsup edileceği hüküm altına alınmıştır.
5. Dördüncü cümlede, fıkra uyarınca vazgeçilen borç tutarına isabet eden
vekâlet ücreti de dâhil yargılama giderlerinin tahsil edilmeyeceği belirtilmiş,
beşinci cümlede, yapılandırılan borç için taksitlendirme imkânı tanınmış,
altıncı cümlede, fıkra kapsamında düzenlenen yüklenme senedi ile muteber imzalı
müteselsil kefalet senedinin damga vergisi ve noter harcından müstesna olduğu
hüküm altına alınmıştır. Yedinci cümlede ise yapılandırma imkânından kimlerin
yararlanamayacağı düzenlenmiştir.
6. Bakılmakta olan davanın konusu 1416
sayılı Kanun kapsamında Bakanlık tarafından verilmiş olan bursun geri ödenmesi
talebine ilişkindir. Söz konusu davaya bakılmakta iken 7440 sayılı Kanun’un
yürürlüğe girmesi üzerine davanın konusuz kaldığı gerekçesiyle verilen karar
verilmesine yer olmadığına dair kararın yalnızca yargılama giderleri yönünden
istinaf başvurusuna konu edilmesi üzerine bölge adliye mahkemesince sadece bu
husus yönünden kararın kaldırılmasına karar verilmiştir. Dolayısıyla istinaf
incelemesi sonrasında bakılmakta olan davanın konusunu vekâlet ücreti de dâhil olmak üzere yargılama giderleri
oluşturmaktadır.
7. Bu itibarla anılan Kanun’un 10. maddesinin itiraz konusu (28) numaralı fıkrasının birinci,
ikinci, üçüncü, beşinci, altıncı ve yedinci cümlelerinin itiraz başvurusunda
bulunan Mahkemenin bakmakta olduğu davada uygulanma imkânı bulunmamaktadır. Dolayısıyla
bu cümlelere yönelik başvurunun Mahkemenin yetkisizliği nedeniyle reddi
gerekir.
8. Açıklanan nedenlerle 9/3/2023 tarihli ve 7440 sayılı Bazı Alacakların Yeniden
Yapılandırılması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 10.
maddesinin (28) numaralı fıkrasının;
A. Birinci,
ikinci, üçüncü, beşinci, altıncı ve yedinci cümlelerinin itiraz başvurusunda bulunan Mahkemenin bakmakta olduğu
davada uygulanma imkânı bulunmadığından bu cümlelere yönelik başvurunun
Mahkemenin yetkisizliği nedeniyle REDDİNE,
B. Dördüncü
cümlesinin esasının incelenmesine,
OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
III. ESASIN İNCELENMESİ
9. Başvuru kararı ve ekleri, Raportör
Ömer MENCİK tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu kanun
hükmü, dayanılan ve ilgili görülen Anayasa
kuralları ve bunların
gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği
görüşülüp düşünüldü:
A.
Genel Açıklama
10. Ülkemizde yurt
dışına öğrenci gönderilmesine ilişkin usul ve esaslar 1416 sayılı Kanun’da düzenlenmiştir.
11. Anılan Kanun’un 1. maddesinde genel ve katma bütçeden
ödenek alan devlet daireleri, tekel idareleri, iller, belediyeler, ticaret
odaları ve sözleşmeleri gereğince öğrenci göndermeleri zorunlu şirketlerin
eğitim için yabancı ülkelere gönderecekleri öğrencilerin bu Kanun hükümlerine
tabi olduğu, 2. maddesinde de söz konusu kurum ve kuruluşlar tarafından yurt dışına
gönderilecek öğrencilerin Bakanlıkça yapılacak sınavla belirleneceği hükme bağlanmıştır.
12. Kanun kapsamında yurt dışına
gönderilecek öğrenciler yazılı ve sözlü sınav sonucuna göre belirlenmektedir.
Yazılı sınav; Bakanlık veya düzenlenecek protokolle Ölçme, Seçme ve Yerleştirme
Merkezi (ÖSYM) tarafından, sözlü sınav ise Bakanlıkça oluşturulan sözlü sınav
komisyonu tarafından yapılmaktadır.
13. Kanun uyarınca yurt
dışına gönderilenleri; kamuda herhangi bir görevi bulunmayan lisans mezunu
öğrenciler, kamu görevini yürütmekte olanlar ve üniversitelerde öğretim elemanı
olarak görev yapanlar olmak üzere üç grupta toplamak mümkündür.
14. Kanun’un 10. maddesinde, yurt dışına gönderilecek
öğrencilerden bu Kanun ile kendilerine yüklenen zorunlulukları yerine
getireceklerine ilişkin taahhütname alınması öngörülmüştür. Söz konusu
taahhütname sınavı kazanan ve gönderilmeleri
kararlaştırılan kişilerden Bakanlıkça alınmaktadır.
15. 14/7/1965
tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun ek
34. maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesinde ilgili kanunlara veya
Cumhurbaşkanlığı kararnamelerine göre öğrenim görmek, yetiştirilmek, eğitilmek,
bilgilerini artırmak, staj yapmak veya benzeri bir nedenle geçici süreli
görevlendirilmek suretiyle üç ay veya daha fazla süre ile yurt dışına
gönderilen kamu personelinin yurt dışında bulundukları sürenin iki katı kadar
mecburi hizmetle yükümlü oldukları belirtilmiştir. Anılan maddenin dördüncü
fıkrasında ise 1416 sayılı Kanun ve diğer kanun hükümleri uyarınca yurt dışına
gönderilen öğrenciler hakkında da bu madde hükümlerinin uygulanacağı hüküm
altına alınmıştır.
16. Öte yandan söz konusu Kanun’un 18. maddesinin birinci
fıkrasına göre eğitimini tamamlayarak yurda dönen öğrenci kendisine teklif
olunacak hizmeti kabule mecburdur. Dolayısıyla yurt dışına gönderilen ve kamuda herhangi bir görevi bulunmayan lisans mezunu öğrenciler
de mecburi hizmetle yükümlüdür.
17. Kanun’un 19. maddesinde ise yurt
dışına gönderilenlerin tazminat yükümlülüğü düzenlenmektedir. Buna göre Kanun
uyarınca mecburi hizmet karşılığı yurt dışına gönderilenlerden eğitimin
herhangi bir aşamasında öğrencilikle ilişikleri kesilenler, öğrenim sürelerinin
bitiminde mecburi hizmetlerini tamamlamak üzere görevlerine başlamayanlar,
görevlerine başlayıp da yükümlü bulundukları mecburi hizmetini bitirmeden
görevlerinden ayrılanlar ile göreve başladıktan sonra mecburi hizmetle yükümlü
bulundukları süre içinde kadrolarıyla ilişiği kesilenler 657 sayılı Kanun’un ek 34. maddesi uyarınca öğrenim masraflarını faizleriyle birlikte ödemekle
yükümlüdürler.
18. Anılan
maddenin ikinci fıkrasında yurt dışına gönderilen kamu personelinin mecburi
hizmet yükümlülüğünü yerine getirmeden veya tamamlamadan görevinden ayrılması,
müstafi sayılması ya da bir cezayla görevine son verilmesi hâlinde kendileri
için kurumlarınca fiilen döviz olarak yapılmış olan her türlü masrafların aynı
döviz cins ve miktarı üzerinden borçlandırılacağı, döviz borcu toplamından
mecburi hizmetin tamamlanan kısmı için hesaplanan miktarın indirileceği,
hesaplanan borç miktarının ilgilinin durumu ve ödettirilecek meblağ dikkate
alınarak azami beş yıla kadar taksitlendirilebileceği, borç miktarının ilgili
tarafından Türk lirası ile ödeneceği ve yapılan ödemenin miktarının tahsil
tarihindeki T.C. Merkez Bankasınca tespit ve ilan edilen efektif satış kuru
üzerinden dövize çevrilerek hesaplanan döviz borcundan mahsup edileceği
öngörülmüştür. Maddenin dördüncü fıkrası gereğince tazminat yükümlülüğüne ilişkin söz konusu düzenleme yurt dışına
gönderilen ve kamuda herhangi bir görevi bulunmayan lisans mezunu öğrenciler
hakkında da uygulanacaktır.
B. Anlam ve Kapsam
19. 7440 sayılı Kanun’un 10. maddesinin (28) numaralı
fıkrasında, 1416 sayılı Kanun kapsamında yurt dışına gönderilen öğrencilerin,
tazminat borçlarını yeniden yapılandırmasına imkân tanınmış ve buna ilişkin usul
ve esaslar düzenlenmiştir.
20. Anılan fıkranın birinci cümlesinde söz konusu Kanun’un
geçici 1. maddesinin birinci fıkrası kapsamına girenler ile söz konusu maddenin
yürürlüğe girdiği tarihten bu fıkranın yürürlüğe girdiği tarihe kadar geçen
süre içinde maddede belirtilen nedenlerle haklarında borç takibi yapılan veya
yapılması gereken kişilerin kendilerine döviz olarak yapılmış olan her türlü
masrafa ilişkin borç tutarlarının 7440 sayılı Kanun’un yayımını izleyen üçüncü
ayın sonuna kadar Bakanlığa başvurmaları hâlinde, anılan Kanun’un 10.
maddesinin (28) numaralı fıkrası hükümlerine göre yeniden hesaplanacağı ve
başvuru süresi içinde tahsilat işlemlerinin durdurulacağı belirtilmiştir.
21. Fıkranın ikinci cümlesinde 5/8/1996 tarihinden sonra yüklenme senedi ile muteber imzalı
müteselsil kefalet senedi alınanlar hakkında, 657 sayılı Kanun’un ek 34.
maddesinin ikinci fıkrası hükümlerine göre 7440 sayılı Kanun’un 10. maddesinin
(28) numaralı fıkrasının yürürlüğe girdiği tarihten önceki süreler için herhangi
bir ferî alacağın hesaplanmayacağı hüküm altına alınmıştır. Üçüncü cümlede bu
kişilerin daha önce ödemiş oldukları tutarlar ile mecburi hizmetlerinde
değerlendirilen sürelere isabet eden tutarların anapara borç tutarından mahsup
edilmesine imkân tanınmıştır.
22. İtiraz konusu dördüncü cümlede ise fıkra uyarınca
vazgeçilen borç tutarına isabet eden vekâlet ücreti de dâhil yargılama
giderlerinin tahsil edilmeyeceği hüküm altına alınmıştır.
23. 1416 sayılı Kanun kapsamında yurt dışına gönderilen
öğrencilerin tazminat borçlarının 7440 sayılı Kanun’un 10. maddesinin (28)
numaralı fıkrası gereğince yapılandırılması durumunda söz konusu tazminat
borcuyla ilgili olarak devam eden davalar hakkında olumlu ya da olumsuz bir
karar verilmesine gerek kalmayacağından Bakanlık ile borçlular arasındaki bu
davaların konusuz kalacağı ve davanın esası hakkında karar verilmeyeceği
açıktır. Ancak mahkeme, 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri
Kanunu’nun 331. maddesinin (1) numaralı fıkrası gereğince davanın açıldığı
tarihteki tarafların haklılık durumuna göre vekâlet ücreti de dâhil olmak üzere
yargılama giderlerini takdir edecektir.
24. İtiraz konusu kuralda ise 1416 sayılı Kanun’dan
kaynaklı tazminat borçlarını ilgilendiren davalarda vazgeçilen borç tutarına
isabet eden yargılama giderlerinin haksız olsa dahi karşı taraftan tahsil
edilmemesi öngörülmektedir. Buna göre Mahkeme söz konusu yargılama giderinin,
gideri yapan taraf üzerinde bırakılmasına hükmedecektir.
C. İtirazın Gerekçesi
25. Başvuru kararında özetle; 7440 sayılı Kanun’un 10. maddesinin fıkraları arasında
çelişkilerin bulunduğu, bu durumun yurt dışına gönderilen öğrencilerin tazminat
borçlarıyla ilgili olarak devam eden davalarda yargılama giderlerinin hangi
taraf üzerinde kalacağına ilişkin olarak belirsizliğe neden olduğu ve hukuki
güvenlik ve sosyal hukuk devleti ilkeleriyle bağdaşmadığı belirtilerek kuralın Anayasa’nın
2. maddesine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Ç. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
26. 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesi
uyarınca kural, ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 36. maddesi yönünden de
incelenmiştir.
27. İtiraz konusu kuralla 1416 sayılı
Kanun’dan kaynaklı tazminat borçlarını ilgilendiren tüm uyuşmazlıklarda
vazgeçilen borç tutarına isabet eden yargılama giderlerinin karşı taraftan
tahsil edilmemesi öngörülmektedir. Bu hâliyle kuralın hem idare hem de
borçlular açısından iki yönü bulunduğundan anayasallık denetiminin idare ve
kişiler bakımından ayrı ayrı ele alınması gerekmektedir.
28. Kural, borçluların haklı olmaları
durumunda lehlerine daha az yargılama giderine hükmedilmesi sonucunu doğuracak niteliktedir.
Bu yönüyle kuralın borçlular yönünden incelenmesi gerekir.
29. Anayasa’nın “Hak arama hürriyeti” başlıklı 36. maddesinin birinci
fıkrasında “Herkes, meşru vasıta ve
yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı
olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.” denilmektedir. Anılan maddeyle güvence
altına alınan hak arama özgürlüğü, kendisi bir temel hak niteliği taşımasının
yanında diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmasını ve
bunların korunmasını sağlayan en etkili güvencelerden biridir (AYM, E.2021/9,
K.2022/4, 26/1/2022, § 28).
30. Hak arama özgürlüğünün temel unsurlarından biri mahkemeye erişim hakkıdır.
Mahkemeye erişim hakkı, hukuki bir uyuşmazlığın bu konuda karar verme yetkisine
sahip bir mahkeme önüne götürülmesi hakkını da kapsar. Kişinin uğradığı bir
haksızlığa veya zarara karşı kendisini savunabilmesinin ya da maruz kaldığı
haksız bir uygulama veya işleme karşı haklılığını ileri sürüp
kanıtlayabilmesinin ya da zararını giderebilmesinin en etkili ve güvenceli yolu
yargı mercileri önünde dava hakkını kullanabilmesidir (AYM, E.2021/37,
K.2021/63, 22/9/2021, § 17; E.2021/20, K.2022/84, 30/6/2022, § 10; E.2022/104,
K.2023/28, 16/2/2023, § 10).
31. Dava hakkının etkili bir şekilde
kullanılabilmesi, hukuk ve ceza yargılamaları ile idari yargılamalarda kişilere
avukat yardımından faydalanmaları hususunda gerekli imkânların ve tarafların yargılama sürecinde yüklendikleri giderlerin
haksız olması durumunda karşı taraftan tahsilinin sağlanmasıyla mümkündür.
Dolayısıyla yargılama giderlerinin ve bu kapsamda olan vekâlet ücretinin
miktarının hangi taraftan tahsil edileceğinin ve buna ilişkin şartların dava
hakkı kapsamda değerlendirilmesi gerekir (benzer bir değerlendirme için bkz.
AYM, E.2021/58, K.2024/14, 23/1/2024, § 20).
32. Dava aşamasında kimin lehine ya da aleyhine hükmedileceği
belli olmayan bu ücret yükümlülüğü, bir usul hükmü olup mahkemeye erişim hakkı
ile ilişkilidir (Serkan Acar [1. B.],
B. No: 2013/1613, 2/10/2013, § 38; Mehmet
Okutan ve Mustafa Okutan [2. B.], B.
No: 2018/293, 18/5/2021, § 43). Bu bağlamda taraflar aleyhine vekâlet
ücretine ve yargılama giderlerine hükmedilmesini ve tarafların yargılama
sürecinde yüklendikleri giderlerin karşı tarafa yükletilmesi talebinin reddini
öngören düzenlemeler mahkemeye erişim hakkını ilgilendirir (benzer bir
değerlendirme için bkz. Hilmi Kocabey ve diğerleri [1. B.], B. No: 2018/27686, 17/11/2021, § 98). Dolayısıyla
kuralın, yargılama giderlerinin bir kısmının karşı tarafa yükletilmesini
imkânsız hâle getirmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkı ile ilgili olduğu açıktır.
33. Kuralın yer aldığı fıkrada, anılan Kanun kapsamında yurt dışına gönderilen
öğrencilerin tazminat borçlarının yeniden yapılandırılabilmesine imkân tanınmış,
ancak söz konusu yapılandırma imkânından yararlanabilmesi için borçlunun
başvuru yapması zorunlu kılınmıştır. Kuralda ise anılan Kanun’dan kaynaklı tazminat borçlarına ilişkin davalarda,
borçlunun haklı olması durumunda dava konusu miktarın tamamı yerine vazgeçilen
borç tutarı hariç tutulmak suretiyle kalan miktara göre yargılama giderlerinin
takdir edilmesine imkân tanınmıştır.
34. Kuralın yol açtığı bu sonucun
borçlunun serbest iradesiyle yaptığı bir tercihin sonucu olduğu açıktır. Borçlu,
yargılamaya devam etmek yerine yapılandırma imkânından yararlanmayı tercih
ettiğinde kanunda bu tercihe bağlanan sonuçlara maruz kalmaktadır. Dolayısıyla borçlunun,
mahkemeye erişim hakkının güvencelerinden
yararlanamaması kendi rıza ve iradesinden, başka bir anlatımla feragatinden
kaynaklı olarak ortaya çıkan bir neticedir.
35. Anayasa’nın
36. maddesinde kişilerin adil yargılanma hakkının güvencelerinden feragat
etmesini geçersiz kılan açık bir hüküm yer almamaktadır. Dolayısıyla davacı
veya davalıların mahkemeye erişim hakkından belirli şartlar altında feragat
edilebilmesi mümkündür. Söz konusu feragat açık biçimde olabileceği gibi zımnen
de olabilir (bazı farklarla birlikte bkz. AYM, E.2022/145, K.2023/59,
22/3/2023, §§ 22, 23; Nurettin Balta [1. B.], B. No: 2016/10023,
28/12/2021, § 45).
36. Söz
konusu feragatin Anayasa’ya uygun kabul edilebilmesi için feragat iradesinin
kesin olarak (tereddütsüz) ortaya konulması ve feragatin sonuçlarının kişi
yönünden makul ve öngörülebilir olması gerekir. Buna ek olarak asgari usul
güvencelerinin sağlanmış olması, ayrıca adil yargılanma hakkından feragat
edilmesini meşru olmaktan çıkaran üstün bir kamu yararının da bulunmaması
zorunludur (bazı farklılıklar ve eklemelerle birlikte bkz. Nurettin Balta
[1. B.], B. No: 2016/10023, 28/12/2021, § 45; Selçuk Arslan, §
62).
37. Kuralın yer aldığı fıkrada tazminat borcunun
yapılandırılabilmesi için borçlunun başvurusunun zorunlu tutulması, kuralda ise
yapılandırma sonrasında idarenin vazgeçtiği borç için yargılama gideri takdir
edilemeyeceğinin hüküm altına alınması karşısında borçlu tarafından feragat
iradesinin kesin ve tereddütsüz bir şekilde ortaya konulmasına imkân tanındığı,
dolayısıyla borçlu yönünden feragatin sonuçlarının makul ve öngörülebilir
olduğu anlaşılmaktadır.
38. Mahkemeye erişim hakkından feragat edildiği süreçte
sanığa asgari usul güvencelerinin sağlanması da gerekmektedir. Kanun kapsamında
yurt dışına gönderilen öğrencilerin tazminat borçlarının yapılandırılması için
borçluların bizzat başvurusu gerekmektedir. Bu nedenle borçluların başvuru
yapmamak suretiyle tazminat borçlarını yapılandırmamaları, bu bağlamda tarafı
oldukları davaları devam ettirmek suretiyle o dava nedeniyle yaptığı
masrafların davanın konusunun tamamına göre talep etmeleri her zaman mümkündür.
39. Öte yandan borçlulara yapılandırmaya başvurmak için
üç aylık bir süre tanınmıştır. Bu bağlamda borçlunun iradesini sağlıklı bir
şekilde ortaya koyabilmesine imkân sağlayacak sürenin kendisine tanındığı da
anlaşılmaktadır. Ayrıca kuralda açıkça düzenlenmiş olması karşısında borcun
yapılandırılması durumunda borçlunun, idarenin vazgeçtiği borç tutarına isabet
eden tutar oranında yargılama gideri talep etme hakkının olmadığını bilebilecek
durumda olduğu da açıktır.
40. Son olarak yargı mercilerinin borçlu aleyhine
yargılama giderine hükmederken bu husustaki
gerekçelerini kararda göstermesi gerektiği ve buna ilişkin itirazların -kanun
yolu açık olan davalarda- üst mahkemeler nezdinde ileri sürülmesinin mümkün
olduğu da tartışmasızdır. Dolayısıyla borçlu açısından feragatin sonuçlarının makul bir şekilde öngörülebilir olduğu
ve borçluya asgari usul güvencelerinin sağlandığı anlaşılmaktadır.
41. Öte
yandan borçlunun kural kapsamında idarenin vazgeçtiği borç tutarı oranında
yargılama gideri alamamasını meşru olmaktan çıkaran üstün bir kamu yararının da
bulunmadığı görülmektedir.
42. Bu
itibarla kuralın adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkıyla
çelişen bir yönü bulunmamaktadır.
43. Diğer yandan kural, idarenin haklı olduğu davalar
yönünden incelendiğinde; vazgeçilen borç tutarı
dikkate alınmadan yargılama giderlerine hükmedilmesi, idare lehine daha az
vekâlet ücretinin takdir edilmesi sonucunu doğuracaktır.
44. Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen
hukuk devleti eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına dayanan, bu hak
ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adil bir hukuk düzeni kurup
bunu geliştirerek sürdüren, hukuki güvenliği sağlayan, Anayasa'ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukukun üstün
kurallarıyla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık olan devlettir.
45. Anayasa’nın 141. maddesinin dördüncü fıkrasında “Davaların
en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması yargının görevidir.”
hükmüne yer verilmiştir. Buna göre davaların en az giderle ve mümkün olan
süratle sonuçlandırılması devletin pozitif yükümlülüklerindendir. Bu bağlamda
kanun koyucunun uyuşmazlıkların bir an önce sonuçlandırılması ve yeni uyuşmazlıkların ortaya çıkmasının
önüne geçilerek dava sayısının azaltılması suretiyle adalet hizmetlerinin iyi
bir şekilde işlemesini sağlamak ve böylece toplumsal barışın tesis edilmesine
de katkıda bulunarak nihai olarak kamu yararını gerçekleştirmek amacıyla
belirli konulardaki uyuşmazlıklara ilişkin davaların ortadan kaldırılmasına
yönelik düzenlemeler yapma konusunda takdir yetkisine sahip olduğu açıktır (AYM,
E.2024/86, K.2024/230, 25/12/2024, § 22).
46. Öte yandan Anayasa’nın 142.
maddesine göre yargılama usulüne ilişkin kuralların belirlenmesi ve bu konuda
ihtiyaç duyulan düzenlemelerin yapılması, tarafların yaptığı hangi tür
giderlerin yargılama gideri olarak kabul edileceği ile yargılama giderlerinin
hangi ölçütlere göre tespit edileceğinin belirlenmesi anayasal ilke ve sınırlar
içinde kanun koyucunun takdirindedir (benzer değerlendirme için bkz. AYM,
E.2023/54, K.2023/90, 4/5/2023, § 36;
E.2021/58, K.2024/14, 23/1/2024, § 50).
47. Kuralın da yer aldığı fıkrada, yurt dışına gönderilen
öğrencilerden haklarında borç takibi yapılanlar veya yapılması gerekenlerin
borçlarının yeniden hesaplanacağı, ayrıca bu hesaplama sırasında herhangi bir
ferî alacak hesaplamasının yapılmayacağı öngörülmüştür. Dolayısıyla
yapılandırmayla birlikte idarenin tahsil etmesi gereken alacağının bir
kısmından vazgeçeceği anlaşılmaktadır. Nitekim kuralda vazgeçilen borç
tutarından bahsedilmiş olması da bu hususu doğrulamaktadır.
48. Kanun
koyucu uyuşmazlıkların bir an önce sonuçlandırılması için devletin bir kısım alacağından
vazgeçmesine yönelik düzenlemeler yapma konusunda takdir yetkisine sahiptir.
Bunun yanı sıra devletin yapmış olduğu yargılama giderlerinin bir kısmından
vazgeçmesinin öngörülmesi de kanun koyucunun takdirindedir. Bu itibarla kanun
koyucunun takdir yetkisi çerçevesinde kabul ettiği kuralın hukuk devleti
ilkesiyle çelişen bir yönü bulunmamaktadır (benzer kanuni düzenlemelerin
incelendiği kararlar için bkz. AYM, E.2023/54,
K.2023/90, 4/5/2023, §§ 11-43; E.2021/58, K.2024/14, 23/1/2024, §§ 18-81; E.2024/130,
K.2024/235, 25/12/2024, §§ 42-83).
49. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 2. ve 36.
maddelerine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir.
IV. HÜKÜM
9/3/2023 tarihli ve 7440 sayılı Bazı Alacakların Yeniden
Yapılandırılması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 10.
maddesinin (28) numaralı fıkrasının dördüncü cümlesinin Anayasa’ya aykırı
olmadığına ve itirazın REDDİNE 26/3/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
|
Başkan
Kadir ÖZKAYA
|
Başkanvekili
Basri BAĞCI
|
Başkanvekili
İrfan FİDAN
|
|
Üye
Engin YILDIRIM
|
Üye
Rıdvan GÜLEÇ
|
Üye
Recai AKYEL
|
|
Üye
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
|
Üye
Yıldız SEFERİNOĞLU
|
Üye
Selahaddin MENTEŞ
|
|
Üye
Kenan YAŞAR
|
Üye
Muhterem İNCE
|
Üye
Yılmaz AKÇİL
|
|
Üye
Ömer ÇINAR
|
Üye
Metin KIRATLI
|
|
|
|
|