“Anayasa’nın 35. maddesinde “Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir./ Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir./ Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz.” denilmek suretiyle mülkiyet hakkı güvenceye bağlanmıştır. Mülkiyet hakkı ekonomik değer ifade eden ve değeri parayla ölçülebilen her türlü mal varlığı hakkını kapsamaktadır. Mülkiyet hakkı; kişiye başkasının hakkına zarar vermemek ve kanunların koyduğu sınırlamalara uymak koşuluyla sahibi olduğu şeyi dilediği gibi kullanma, semerelerinden yararlanma ve tasarruf etme imkânı veren bir haktır (AYM, E.2021/128, K.2022/68, 1/6/2022, §§ 17, 18).
Anayasa’nın 36. maddesinde “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir./ Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz.” denilmektedir. Anılan maddeyle güvence altına alınan dava yoluyla hak arama özgürlüğü, bir temel hak niteliği taşımasının ötesinde diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmasını ve bunların korunmasını sağlayan en etkili güvencelerden birini oluşturmaktadır. Kişinin bir haksızlığa uğradığını iddia edebilmesinin ya da maruz kaldığı haksız bir uygulama veya işleme karşı haklılığını ileri sürüp kanıtlayabilmesinin, uğradığı zararı giderebilmesinin en etkili ve güvenceli yolu yargı mercileri önünde dava hakkını kullanabilmesidir (AYM, E.2017/178, K.2018/82, 11/7/2018, § 11).
Anayasa’nın 40. maddesinin birinci fıkrasında “Anayasa ile tanınmış hak ve hürriyetleri ihlâl edilen herkes, yetkili makama geciktirilmeden başvurma imkânının sağlanmasını isteme hakkına sahiptir.” denilmiştir. Anılan hükme göre kişilerin yargı makamları ile idari makamlar önünde haklarını arayabilmelerine kolaylık ve imkân sağlanması anayasal bir zorunluluktur. Bu zorunluluk, temel hak ve özgürlüğü ihlal edilen ya da ihlal edildiğini iddia eden kişilerin ilgili yargı veya idari merciler nezdinde şikâyetlerini dile getirmesi hususunda devlete gerekli ve yeterli mekanizmaları oluşturarak uygun koşulları sağlama yükümlülüğü getirmektedir (AYM, E.2019/102, K.2019/99, 25/12/2019, § 16).
Bu çerçevede Anayasa’nın anılan maddesinde güvence altına alınan etkili başvuru hakkı; anayasal bir hakkının ihlal edildiğini ileri süren herkese hakkın niteliğine uygun olarak iddialarını inceletebileceği makul, erişilebilir, etkili, ihlalin gerçekleşmesini veya sürmesini engellemeye ya da sonuçlarını ortadan kaldırmaya elverişli idari ve yargısal yollara başvuruda bulunabilme imkânının sağlanmasını güvence altına almaktadır (AYM, E.2023/167, K.2024/115, 30/5/2024, § 32; E.2020/30, K.2023/12, 25/1/2023, § 186; E.2018/74, K.2019/92, 24/12/2019, § 31).
Anayasa'nın 46. maddesinin birinci fıkrasında kamulaştırmanın taşınmazın gerçek karşılığının ödenmesi şartıyla kullanılabilecek bir yetki olduğu hükme bağlanmıştır. Gerçek karşılığının ödenmesi Anayasa'nın 46. maddesiyle maliklerin lehine getirilen özel bir güvence mahiyetindedir. Başka bir anlatımla gerçek karşılığın kural olarak peşin ve nakden ödenmesi; devlet ve kamu tüzel kişileri tarafından yapılabilmesi, kamu yararının bulunması, kamulaştırma kararına ilişkin kanunda gösterilen esas ve usullere uyulmasıyla birlikte kamulaştırmanın anayasal ögeleridir. AYM, 23.01.2025 T. 2020/28016 E. 2025 K.
Gerçek karşılığın ödenmesi aynı zamanda ölçülülük ilkesinin de bir gereğidir. Kamulaştırma suretiyle mülkiyet hakkına yapılan sınırlamalarda hedeflenen kamu yararı ile malikin bireysel yararı arasında gözetilmesi gereken adil denge ancak malike kamulaştırmaya konu taşınmazın bedelinin ödenmesi suretiyle sağlanabilir. Diğer bir ifadeyle kamulaştırma suretiyle mülkiyet hakkına müdahalede bulunulan durumlarda malike bedelin ödenmesi, müdahaleyle malike yüklenen aşırı külfetin telafi edilmesini temin eden temel bir araçtır. Anayasa’nın 46. maddesinin birinci fıkrasında gerek kamulaştırmada gerekse idari irtifak kurulmasında taşınmazın gerçek karşılığının ödeneceği hükme bağlanmakla kamu yararı ile malikin menfaatleri arasındaki dengeyi kuracak bedelin taşınmazın gerçek karşılığı olduğu ifade edilmiştir. AYM, 16.01.2025 T. 2024/135 E. 2025/20 K.
Gerçek karşılık kavramının bir diğer zorunlu sonucu ise devletin, yargılamanın uzun sürmesi ya da başka sebepler ile kamulaştırma bedelinin geç ödenmesinden dolayı paranın değerinde oluşacak aşınmayı telafi edecek mekanizmaları geliştirmesi gerekliliğidir. AYM, 30.11.2023 T. 2023/50 E. 2023/202 K.
Anayasanın 141. maddesinde, "Davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması yargının görevidir." denilmek suretiyle davaların makul bir süre içinde bitirilmesi gerekliliği açıkça ifade edilmiştir. Bu ilke gereğince Devlet, yargılamaların gereksiz yere uzamasını engelleyecek etkin çareler oluşturmak zorundadır. Bu bağlamda hukuk sisteminin ve özellikle yargılama usulünün, yargılamaların makul süre içerisinde bitirilmesini olanaklı kılacak şekilde düzenlenmesi ve davaların uzamasına yol açacak usul kurallarına yer verilmemesi, mahkemelerin nicelik ve nitelik bakımından yeterli miktarda insan kaynağı, araç ve gereçlerle donatılması, makul sürede yargılanma ilkesinin bir gereğidir. Ancak bu amaçla alınacak kanuni tedbirlerin, yargılama sonucunda işin esasına yönelik adil ve hakkaniyete uygun bir karar verilmesine engel oluşturmaması gerektiği tartışmasızdır. Bu ilkelere uygun olmak kaydıyla yargılama yöntemini belirlemek kanun koyucunun takdirindedir.
2942 sayılı Kanun’un 10. maddesinde, kamulaştırma işleminin satın alma usulüyle gerçekleşmemesi hâlinde mahkemece taşınmaz malın kamulaştırma bedelinin tespiti ile idare adına tescili düzenlenmektedir.
Anılan maddenin birinci fıkrasına göre; idare, söz konusu Kanun’un 7. maddesinde öngörülen usulde topladığı bilgi ve belgelerle Kanun’un 8. maddesi uyarınca yaptırmış olduğu bedel tespiti ve bu husustaki diğer bilgi ve belgeleri bir dilekçeye ekleyerek taşınmaz malın bulunduğu yer asliye hukuk mahkemesine müracaat eder ve taşınmaz malın kamulaştırma bedelinin tespitiyle bu bedelin peşin veya 3. maddenin ikinci fıkrasına göre yapılmış ise taksitle ödenmesi karşılığında idare adına tesciline karar verilmesini ister.
10. maddenin ikinci fıkrasında; mahkemenin idarenin başvuru tarihinden itibaren en geç otuz gün sonrası için belirlenen duruşma gününü dava dilekçesi ve idare tarafından verilen belgelerin birer örneğini de ekleyerek taşınmaz malın malikine meşruhatlı davetiyeyle veya adresleri bulunamayanlara ilan yoluyla tebligat suretiyle bildirerek duruşmaya katılmaya çağıracağı belirtilmiştir.
Mahkemece malike doğrudan çıkarılacak meşruhatlı davetiyede veya ilan yolu ile yapılacak tebligata ilişkin hususların düzenlendiği 10. maddenin üçüncü fıkrasının (d) bendinde ise; 14 üncü maddede öngörülen süre içerisinde, tebligat veya ilan tarihinden itibaren kamulaştırma işlemine idari yargıda iptal veya adli yargıda maddi hatalara karşı düzeltim davası açabilecekleri düzenlenmiştir.
2942 sayılı Kanun’un 14. maddesinde kamulaştırma işlemine ilişkin dava hakkı düzenlenmiştir. Anılan maddenin birinci fıkrasında kamulaştırmaya konu taşınmaz malın maliki tarafından 10. madde gereğince mahkemece yapılan tebligat gününden, kendilerine tebligat yapılamayanlara tebligat yerine geçmek üzere mahkemece gazeteyle yapılan ilan tarihinden itibaren otuz gün içinde kamulaştırma işlemine karşı idari yargıda iptal davası ve maddi hatalara karşı da adli yargıda düzeltim davası açılabileceği; ikinci fıkrasında idari yargıda açılan davaların öncelikle görüleceği hükme bağlanmıştır.
Kamulaştırma bedelinin tespiti ve taşınmazın idare adına tescil istemiyle açılan davada mahkemece taşınmaz malın malikine 10. maddenin ikinci fıkrası doğrultusunda yapılan tebligat veya gazete ilan tarihinden itibaren otuz gün içinde kamulaştırma işlemine karşı idari yargıda iptal davası açılabilecektir.
Anayasa Mahkemesi 25.12.2024 tarih ve 2024/101 Esas, 2024/232 Karar sayılı kararı ile Kamulaştırma Kanunu'nun 10. maddesinin 14. fıkrasının iptaline karar verdiğinden, 14 üncü maddede belirtilen süre içinde, kamulaştırma işlemine karşı hak sahipleri tarafından idari yargıda iptal davası açılması halinde kamulaştırma bedelinin tespiti ve tesciline yönelik davaya bakan adli yargı mahkemesinin, idari yargıda açılan kamulaştırma işleminin iptali davasını bekletici mesele kabul ederek bunun sonucuna göre değerlendirme yapması gerekmektedir.
Kamulaştırma işlemine karşı taşınmaz maliki tarafından idari yargıda iptal davası açılması ve adli yargı mahkemesinin de idari yargıda görülen kamulaştırma işleminin iptali davasını bekletici mesele yapması nedeniyle, adli yargıda görülen kamulaştırma bedel tespit ve tescil davasının yargılamasının uzun süreceği de muhakkaktır. İptali talep edilen düzenlemelerin adli yargıda görülen kamulaştırma bedelinin tespiti ve tescili davasının uzun sürmesine ve dolayısıyla makul sürede yargılanma hakkının ihlaline sebebiyet vereceği muhakkaktır. Kamulaştırma Kanunu'nun 14. maddesi ile idari yargıda açılan davaların öncelikle görüleceği hükme bağlanmış ise de, iptal davasının ilk derece mahkemelerinde karara bağlanma süreci ile kanun yolu incelemelerinin tamamlanması ve kesinleşme süreçleri dikkate alındığında bahse konu düzenlemenin kamulaştırma bedelinin tespiti ve tescili davasının hızlı bir şekilde sonuçlandırılması için yeterli düzeyde bir faydasının olmayacağı da muhakkaktır. Kamulaştırma işleminin iptali için idari yargıda açılan davanın adli yargı mahkemesince bekletici mesele yapılması sebebiyle Kamulaştırma Kanunu'nun 10. maddesinin altıncı, yedinci, sekizinci ve dokuzuncu fıkralarındaki kamulaştırma bedelinin tespiti ve tesciline yönelik davanın ivedi şekilde sonuçlandırılmasına yönelik ayrıntılı düzenlemeler taşınmaz malikine pratik fayda sağlamayacaktır.
İdari yargıda açılacak iptal davasının, adli yargıdaki kamulaştırma bedel tespit ve tescil davasında bekletici mesele yapılacağını ve bu nedenle de kamulaştırma bedeline geç kavuşacağını öngören taşınmaz malikinin biran evvel kamulaştırma bedeline kavuşabilmek için idari yargıda iptal davası açmakta tereddüt yaşayacağı muhakkaktır. Hak sahibini idari yargıda kamulaştırma işlemine karşı idari yargıda iptal davası açmamaya sevk edici mahiyetteki düzenlemenin mahkemeye erişim hakkına kısıtlama getirdiğinin de kabulü gerekir.
Diğer taraftan idari yargıdaki iptal davasının adli yargıda bekletici mesele yapılması sebebiyle uzun sürecek yargılama sonucunda taşınmaz maliki kamulaştırma bedeline geç kavuşacaktır. Kamulaştırma Kanunu'nun 15. maddesi gereğince kamulaştırılan taşınmazın kamulaştırma bedeli, taşınmazın kamulaştırma bedel tespit ve tesciline ilişkin dava tarihindeki değeridir. Kamulaştırma bedeline, dava tarihinden itibaren Anayasa'nın 46. maddesinde belirtilen kamu alacakları için öngörülen en yüksek faiz uygulansa dahi, taşınmaz malikinin faiziyle birlikte alacağı toplam kamulaştırma bedelinin, taşınmaz malın kamulaştırma bedelinin tahsili tarihindeki değerini aşmaması mümkündür. Yani kamu alacakları için öngörülen en yüksek faiz uygulansa dahi taşınmaz malın maliki taşınmazın gerçek karşılığını alamayabilecektir. Özellikle de turizm bölgelerindeki taşınmaz malın değerindeki artışların enflasyon verilerinin çok çok üstünde olduğu bilinen bir gerçektir.
Kamulaştırma bedelinin tespiti ve tesciline ilişkin davanın, hızlı ve etkili bir şekilde karara bağlanmasını sağlamak Anayasanın 40. ve 141. maddeleri kapsamında devletin görevidir. Kamulaştırma bedelinin geç ödenmesi nedeniyle uğranılan zararların tazminine yönelik taleplerin ve yine taşınmaz malın gerçek karşılığının ödenmediği yönündeki şikayetlerin önüne geçilmesini sağlayacak tedbirlerin alınması da devletin görevidir.
Kamulaştırma bedelinin tespiti ve tescili davası açıldıktan sonra, mahkemece Kamulaştırma Kanunu'nun 10. maddesi doğrultusunda taşınmaz malın malikine yapacağı tebligat sonrasında kamulaştırma işlemine karşı idari yargıda iptal davası açılmasını öngören ve iptali talep edilen kuralın, kamulaştırma bedelinin tespiti ve tesciline ilişkin davanın adli yargı mahkemesinde, hızlı ve etkili bir şekilde karara bağlanmasını ve yine taşınmaz malın malikinin taşınmazın gerçek karşılığını almasını, mahkemeye erişim hakkını engelleyici mahiyette olduğu sonucuna ulaşılmaktadır.
Bahse konu hususların kamulaştırma bedelinin tespiti ve tescili davası açıldıktan sonra, mahkemece Kamulaştırma Kanunu'nun 10. maddesi doğrultusunda taşınmaz malın malikine yapacağı tebligat sonrasında adli yargıda maddi hatalara karşı açılacak düzeltim davası açılması yönünden de geçerli olduğu muhakkaktır. Zira kamulaştırma işlemindeki maddi hatalara karşı adli yargıda düzeltim davası açılması halinde de bahse konu dosya kamulaştırma bedelinin tespiti ve tescili dosyası için bekletici mesele yapılacaktır.
Sonuç olarak; adli yargıda kamulaştırma bedelinin tespiti ve tesciline yönelik dava açılmadan önce, kamulaştırmayı yapan idare tarafından kamulaştırma işleminin hak sahiplerine tebliği ile kamulaştırma işlemine karşı idari yargıda iptal davası açma ve yine adli yargıda maddi hatalara karşı düzeltim davası açma imkanının sağlanması ve süresi içinde taşınmaz malikleri tarafından kamulaştırma işleminin iptaline yönelik iptal davası açılmaması, adli yargıda maddi hatalara karşı düzeltim davası açılmaması veya süresi içinde kamulaştırma işleminin iptali davası, maddi hatalara karşı düzeltim davası davası açılıp da davaların reddedilerek kesinleşmesi durumunda, eş söyleyişle kamulaştırma işlemi kesinleştikten sonra kamulaştırmayı yapan idarenin adli yargı mahkemesinde kamulaştırma bedelinin tespiti ve tesciline yönelik dava açabileceğinin düzenlenmesi halinde, kamulaştırma bedelinin tespiti ve tesciline ilişkin davanın adli yargıda hızlı ve etkili bir şekilde karara bağlanması, Kamulaştırma Kanunu'nun 10. maddesinin altıncı, yedinci, sekizinci ve dokuzuncu fıkralarındaki kamulaştırma bedelinin tespiti ve tesciline yönelik davanın ivedi şekilde sonuçlandırılmasına yönelik ayrıntılı düzenlemelerin uygulanması olanaklı hale gelecek ve bu sayede taşınmaz maliki taşınmazın gerçek karşılığını alabilecektir. Bu şekildeki uygulama ile uzun süren yargılama nedeniyle doğacak hak kayıplarının da önüne geçilecektir.
Bu bakımdan Kamulaştırma Kanunu'nun 10. maddesinin üçüncü fıkrasının (d) bendi Anayasa'nın 35. maddesi kapsamında mülkiyet hakkına, 36. maddesi kapsamında mahkemeye erişim hakkına, 40. maddesi kapsamında etkili başvuru hakkına, 46. maddesi kapsamında kamulaştırmada taşınmazın gerçek karşılığının ödenmesi ilkesine, 141. maddesi kapsamında davaların süratle sonuçlandırılması ilkesine aykırı olduğu sonuçlarına ulaşılmaktadır.
Birleştirme Hususu:
Yüksek mahkemenizin 2025/161 Esas sayılı dosyasında 2942 sayılı Kanun’un 10. maddesinin üçüncü fıkrasının (f) bendinin Anayasa’nın 35., 36., 40., 46. ve 141. maddelerine aykırılığı sebebiyle görülen iptal başvurusu dosyası bulunmakta olup, eldeki başvuruda esastan incelemeye geçilmesi halinde 2025/161 Esas sayılı dosya ile iş bu başvuru dosyasının birleştirilmesi hususundaki takdire dikkat çekilmiştir.
TALEP: 2942 sayılı Kanun’un 10. maddesinin 3. fıkrasının (d) bendinin Anayasa’nın 35., 36., 40., 46. ve 141. maddelerine aykırılığı sebebiyle iptali için 2709 sayılı Anayasa'nın 152. maddesi uyarınca Anayasa Mahkemesi'ne başvuru yapılmasına,
Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 40/5. maddesi uyarınca başvuru hakkında karar verilinceye kadar davanın geri bırakılmasına, 5 ay içinde karar verilmediği takdirde davanın mevcut hükümlere göre devamına,
Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 40/1. maddesi uyarınca iş bu gerekçeli başvuru kararının ve eklerinin dizi pusulası halinde Anayasa Mahkemesine gönderilmesine,
Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda karar verildi.”
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI
Esas Sayısı:2025/191
Karar Sayısı:2026/14
Karar Tarihi:15/1/2026
R.G.Tarih-Sayı:18/3/2026-33200
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Bodrum 3. Asliye Hukuk Mahkemesi
İTİRAZIN KONUSU: 4/11/1983 tarihli ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun 24/4/2001 tarihli ve 4650 sayılı Kanun’un 5. maddesiyle değiştirilen 10. maddesinin üçüncü fıkrasının (d) bendinin Anayasa’nın 35., 36., 40., 46. ve 141. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir.
OLAY: Kamulaştırma bedelinin tespiti ve taşınmazın idare adına tescili talebiyle açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur.
I. İPTALİ İSTENEN VE İLGİLİ GÖRÜLEN KANUN HÜKÜMLERİ
A. İptali İstenen Kanun Hükmü
Kanun’un 10. maddesinin itiraz konusu kuralın da yer aldığı ilgili kısmı şöyledir:
“Kamulaştırma bedelinin mahkemece tespiti ve taşınmaz malın idare adına tescili
Madde 10 – (Değişik: 24/4/2001 - 4650/5 md.)
Kamulaştırmanın satın alma usulü ile yapılamaması halinde idare, 7 nci maddeye göre topladığı bilgi ve belgelerle 8 inci madde uyarınca yaptırmış olduğu bedel tespiti ve bu husustaki diğer bilgi ve belgeleri bir dilekçeye ekleyerek taşınmaz malın bulunduğu yer asliye hukuk mahkemesine müracaat eder ve taşınmaz malın kamulaştırma bedelinin tespitiyle, bu bedelin, peşin veya kamulaştırma 3 üncü maddenin ikinci fıkrasına göre yapılmış ise taksitle ödenmesi karşılığında, idare adına tesciline karar verilmesini ister.
Mahkeme, idarenin başvuru tarihinden itibaren en geç otuz gün sonrası için belirlediği duruşma gününü, dava dilekçesi ve idare tarafından verilen belgelerin birer örneği de eklenerek taşınmaz malın malikine meşruhatlı davetiye ile veya idarece yapılan araştırmalar sonucunda adresleri bulunamayanlara, 11.2.1959 tarihli ve 7201 sayılı Tebligat Kanununun 28 inci maddesi gereğince ilan yoluyla tebligat suretiyle bildirerek duruşmaya katılmaya çağırır. Duruşma günü idareye de tebliğ olunur.
Mahkemece malike doğrudan çıkarılacak meşruhatlı davetiyede veya ilan yolu ile yapılacak tebligatta;
a) Kamulaştırılacak taşınmaz malın tapuda kayıtlı bulunduğu yer, mevkii, pafta, ada, parsel numarası, vasfı, yüzölçümü.
b) Malik veya maliklerin ad ve soyadları,
c) Kamulaştırmayı yapan idarenin adı,
d) 14 üncü maddede öngörülen süre içerisinde, tebligat veya ilan tarihinden itibaren kamulaştırma işlemine idari yargıda iptal veya adli yargıda maddi hatalara karşı düzeltim davası açabilecekleri,
e) Açılacak davalarda husumetin kime yöneltileceği,
f) 14 üncü maddede öngörülen süre içerisinde, kamulaştırma işlemine karşı idari yargıda iptal davası açanların, dava açtıklarını ve yürütmenin durdurulması kararı aldıklarını belgelendirmedikleri takdirde, kamulaştırma işleminin kesinleşeceği ve mahkemece tespit edilen kamulaştırma bedeli üzerinden taşınmaz malın kamulaştırma yapan idare adına tescil edileceği,
g) Mahkemece tespit edilen kamulaştırma bedelinin hak sahibi adına hangi bankaya yatırılacağı,
h) Konuya ve taşınmaz malın değerine ilişkin tüm savunma ve delilleri, tebliğ tarihinden itibaren on gün içinde mahkemeye yazılı olarak bildirmeleri gerektiği,
Belirtilir.
…”
B. İlgili Görülen Kanun Hükmü
Kanun’un 14. maddesi şöyledir:
“Dava hakkı
Madde 14 – (Değişik: 24/4/2001 - 4650/7 md.)
Kamulaştırmaya konu taşınmaz malın maliki tarafından 10 uncu madde gereğince mahkemece yapılan tebligat gününden, kendilerine tebligat yapılamayanlara tebligat yerine geçmek üzere mahkemece gazete ile yapılan ilan tarihinden itibaren otuz gün içinde, kamulaştırma işlemine karşı idari yargıda iptal ve maddi hatalara karşı da adli yargıda düzeltim davası açılabilir.
İdari yargıda açılan davalar öncelikle görülür.
İştirak halinde veya müşterek mülkiyette, paydaşların tek başına dava hakları vardır.
İdare, kamulaştırma belgelerinin mahkemeye verildiği günden itibaren otuz gün içinde maddi hatalara karşı adli yargıda düzeltim davası açabilir.
İdare tarafından, bu Kanun hükümlerine göre tespit olunan malike ve zilyede karşı açılan davaların görülmesi sırasında, taşınmaz malın gerçek malikinin başka bir şahıs olduğu anlaşıldığı takdirde, davaya bu gerçek malik, tapu malikinin daha önce öldüğü sabit olursa mirasçıları da dahil edilmek suretiyle devam olunur.
(İptal altıncı fıkra: Anayasa Mahkemesinin 25/12/2024 Tarihli ve E: 2024/101, K: 2024/232 Sayılı Kararı ile.)”
II. İLK İNCELEME
1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Kadir ÖZKAYA, Hasan Tahsin GÖKCAN, Basri BAĞCI, Engin YILDIRIM, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR, Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇİL ve Ömer ÇINAR’ın katılımlarıyla 10/9/2025 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine OYBİRLİĞİYLE karar verilmişir.
III. ESASIN İNCELENMESİ
2. Başvuru kararı ve ekleri, Raportör Hilal YAZICI tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu ve ilgili görülen kanun hükümleri, dayanılan Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
A. Anlam ve Kapsam
3. 2942 sayılı Kanun’un 10. maddesinde kamulaştırma işleminin satın alma usulüyle gerçekleşmemesi hâlinde mahkemece kamulaştırma bedelinin tespitine ve taşınmazın idare adına tesciline ilişkin düzenlemelere yer verilmiştir.
4. Anılan maddenin birinci fıkrasında idarenin söz konusu Kanun’un 7. maddesinde öngörülen usulde topladığı bilgi ve belgelerle Kanun’un 8. maddesi uyarınca yaptırmış olduğu bedel tespiti ve bu husustaki diğer bilgi ve belgeleri bir dilekçeye ekleyerek taşınmazın bulunduğu yer asliye hukuk mahkemesine müracaat edeceği ve taşınmazın kamulaştırma bedelinin tespitiyle bu bedelin peşin veya kamulaştırmanın 3. maddenin ikinci fıkrasına göre yapılmış olması durumunda ise taksitle ödenmesi karşılığında idare adına tesciline karar verilmesini isteyeceği düzenlenmiştir.
5. 10. maddenin ikinci fıkrasında, mahkemenin idarenin başvuru tarihinden itibaren en geç otuz gün sonrası için belirlenen duruşma gününü dava dilekçesi ve idare tarafından verilen belgelerin birer örneğini de ekleyerek taşınmazın malikine meşruhatlı davetiyeyle veya adresleri bulunamayanlara ilan yoluyla tebligat suretiyle bildirerek maliki duruşmaya katılmaya çağıracağı belirtilmiştir.
6. Anılan maddenin üçüncü fıkrasında, asliye hukuk mahkemesince malike doğrudan çıkarılacak meşruhatlı davetiyede veya ilan yolu ile yapılacak tebligatta yer alacak hususlar belirtilmiştir. Söz konusu fıkranın itiraz konusu (d) bendine göre davetiyede yer alacak hususlardan birisi de 14. maddede öngörülen süre içinde, tebligat veya ilan tarihinden itibaren kamulaştırma işlemine idari yargıda iptal veya adli yargıda maddi hatalara karşı düzeltim davası açabileceklerinin maliklere bildirilecek olmasıdır.
7. Kuralın atıfta bulunduğu 14. maddede de kamulaştırma işlemine ilişkin dava hakkı düzenlenmiştir. Söz konusu maddenin birinci fıkrasında kamulaştırmaya konu taşınmazın maliki tarafından 10. madde gereğince mahkemece yapılan tebligat gününden, kendilerine tebligat yapılamayanlara tebligat yerine geçmek üzere mahkemece gazeteyle yapılan ilan tarihinden itibaren otuz gün içinde kamulaştırma işlemine karşı idari yargıda iptal davası ve maddi hatalara karşı da adli yargıda düzeltim davası açılabileceği hükme bağlanmıştır.
B. İtirazın Gerekçesi
8. Başvuru kararında özetle; itiraz konusu kuralla, asliye hukuk mahkemesinde kamulaştırma bedelinin tespiti ve tescili davasının açılması üzerine kamulaştırma işlemine karşı idari yargıda iptal veya adli yargıda maddi hatalara karşı düzeltim davası açabileceğinin malike bildirileceğinin düzenlendiği, bu davaların bedel tespiti ve tescil davasında bekletici mesele yapılacak olması nedeniyle bedel tespiti ve tescil davasının uzun sürebildiği, bu durumun makul sürede yargılanma hakkını ihlal ettiği ve malikin kamulaştırma bedeline geç kavuşmasına neden olduğu, dava tarihi itibarıyla tespit edilecek kamulaştırma bedeline kanuni faiz uygulanacak olması nedeniyle de kamulaştırılan taşınmazın gerçek karşılığının elde edilemediği belirtilerek kuralın Anayasa’nın 35., 36., 40., 46. ve 141. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
C. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
9. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 43. maddesi uyarınca kural, ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 2. maddesi yönünden incelenmiştir.
10. Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti; eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına saygılı, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adil bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, hukuki güvenliği sağlayan, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuk kurallarıyla kendini bağlı sayan ve yargı denetimine açık olan devlettir.
11. Hukuk devletinin temel unsurlarından biri de belirlilik ilkesidir. Bu ilkeye göre kanuni düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesi gerekir. Kanunda bulunması gereken bu nitelikler hukuk güvenliğinin sağlanması bakımından da zorunludur. Zira bu ilke hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar (AYM, E.2015/41, K.2017/98, 4/5/2017, §§ 153, 154).
12. İtiraz konusu kural; kamulaştırma bedelinin mahkeme kararıyla tespiti ve idare adına tescili davalarında, meşruhatlı davetiyeyle bu davetiyenin tebliği tarihinden itibaren otuz gün içinde kamulaştırma işlemine karşı idari yargıda iptal veya adli yargıda maddi hatalara karşı düzeltim davası açabileceğinin malike bildirilmesini öngörmektedir. Kuralda hangi davaların hangi sürede açılacağı ve dava açma süresinin ne zaman başlayacağı hususunun herhangi bir tereddüde yer vermeyecek şekilde açık ve net olarak düzenlendiği gözetildiğinde kuralın belirsiz olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
13. Öte yandan kural, kamulaştırma işlemine karşı idari yargıda iptal veya adli yargıda maddi hatalara karşı düzeltim davası açılmasına ya da açılmamasına hukuki bir sonuç bağlamayıp yalnızca bu davaları açabileceğinin ilgilisine bildirilmesini düzenlemektedir. Dolayısıyla kural, kamulaştırma suretiyle mülkiyet hakkına yönelik sınırlamalara ilişkin olarak sadece bir usul güvencesi öngörmektedir.
14. Anayasa’nın 2. maddesiyle güvence altına alınan hukuk devleti ilkesi gereğince kanunların kamu yararı amacını gerçekleştirmek amacıyla yapılması gerekir. Anayasa Mahkemesince kamu yararı konusunda yapılacak inceleme, kanunun kamu yararı amacıyla yapılıp yapılmadığının araştırılmasıyla sınırlıdır. Anayasa’nın çeşitli hükümlerinde yer alan kamu yararı kavramının Anayasa’da bir tanımı yapılmamıştır. Ancak Anayasa Mahkemesinin kararlarında da belirtildiği gibi kamu yararı; bireysel, özel çıkarlardan ayrı ve bunlara üstün olan toplumsal yarardır. Kamu yararı düşüncesi olmaksızın yalnız özel çıkarlar için veya yalnız belli kişilerin yararına olarak kanun hükmü konulamaz. Böyle bir durumun açık bir biçimde ve kesin olarak saptanması hâlinde söz konusu kanun hükmü Anayasa’nın 2. maddesine aykırı düşer. Açıklanan istisnai hâl dışında bir kanun hükmünün gereksinimlere uygun olup olmadığı, hangi araç ve yöntemlerle kamu yararının sağlanabileceği kanun koyucunun takdirinde olduğundan bu kapsamda kamu yararı değerlendirmesi yapmak anayasa yargısıyla bağdaşmaz (AYM, E.2018/138, K.2019/94, 24/12/2019, § 7; E.2022/34, K.2024/16, 23/1/2024, § 40).
15. Anayasa’nın 40. maddesinin ikinci fıkrasında devletin, işlemlerinde, ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmek zorunda olduğu hükmüne yer verilmiş; böylece idarenin işlemlerine karşı kişilerin başvuru yolları ve süreleri hususunda bilgilendirilmeleri öngörülmüştür.
16. Anayasa’nın 141. maddesinin dördüncü fıkrasında ise davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğu belirtilmiş olup yargı mercilerinin makul olmayan bir iş yüküyle karşı karşıya kalmaları hâlinde anılan görevi yerine getirmeleri güçleşebilecektir. Bu itibarla kanun koyucu yargı mercilerinin gereksiz bir iş yüküyle karşılaşmasını engelleyecek nitelikte kurallar öngörebilir (AYM, E.2022/61, K.2022/101, 8/9/2022, § 32; E.2023/43, K.2023/141, 26/7/2023, § 18).
17. 2942 sayılı Kanun’un 10. maddesinin gerekçesinde de belirtildiği üzere anılan maddede yapılan değişikliklerle idarelerce yanlış yapılan tebligat ve ilanların mahkemelerce usulüne uygun olarak gerçekleştirilmesinin ve kamulaştırma sürecinin idare ve kişiler lehine olacak şekilde daha hızlı sonuçlandırılmasının hedeflendiği anlaşılmaktadır. Bu itibarla kamulaştırma işleminin mahkemelerce usulüne uygun şekilde taraflara bildirilerek kamulaştırma sürecinin mümkün olan en kısa sürede sonuçlanmasını sağlamak amacıyla ihdas edilen kuralın kamu yararına yönelik meşru bir amacının bulunduğu sonucuna varılmıştır.
18. Bu itibarla kamulaştırma bedelinin mahkemece tespiti ve taşınmaz malın idare adına tescili davalarında kamulaştırma işlemine karşı idari yargıda iptal veya adli yargıda maddi hatalara karşı düzeltim davası açabileceğinin malike meşruhatlı davetiyeyle bildirilmesini düzenleyen kural kanun koyucunun takdir yetkisinde olup kuralda hukuk devleti ilkesine aykırı bir yön bulunmamaktadır.
19. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 2. maddesine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir.
Kuralın Anayasa’nın 40. ve 141. maddelerine de aykırı olduğu ileri sürülmüşse de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 2. maddesi yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmış olması nedeniyle Anayasa’nın 40. ve 141. maddeleri yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.
Kuralın Anayasa’nın 35., 36. ve 46. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.
IV. HÜKÜM
4/11/1983 tarihli ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun 24/4/2001 tarihli ve 4650 sayılı Kanun’un 5. maddesiyle değiştirilen 10. maddesinin üçüncü fıkrasının (d) bendinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE 15/1/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
Başkan
Kadir ÖZKAYA
Başkanvekili
Basri BAĞCI
Üye
Engin YILDIRIM
Rıdvan GÜLEÇ
Recai AKYEL
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
Yıldız SEFERİNOĞLU
Selahaddin MENTEŞ
İrfan FİDAN
Kenan YAŞAR
Muhterem İNCE
Yılmaz AKÇİL
Ömer ÇINAR
Metin KIRATLI