“Rekabet
Kurulu'nun 29/02/2024 tarih ve 24-11/200-M sayılı, 20/12/2024 tarih ve
24-54/1218-M sayılı ve 09/01/2025 tarih ve 25-01/38-M sayılı kararları ile
aralarında davacının da bulunduğu güç ve dağıtım transformatörü sektöründe
faaliyet gösteren bazı teşebbüslerin, bazı elektrik dağıtım şirketleri
tarafından düzenlenen ihalelerde rakipleri ile birlikte danışıklı teklif vermek
ve ihaleleri paylaşmak yoluyla 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında
Kanun'un 4. maddesini ihlâl edip etmediklerinin tespitine yönelik olarak
soruşturma yürütülmüştür.
Soruşturma
sürecinde Rekabeti Sınırlayıcı Anlaşma, Uyumlu Eylem ve Kararlar İle Hâkim
Durumun Kötüye Kullanılmasına Yönelik Soruşturmalarda Uygulanabilecek Uzlaşma
Usulüne İlişkin Yönetmeliğin (Uzlaşma Yönetmeliği) 5. maddesinin 3. fıkrası
uyarınca aralarında davacının da bulunduğu soruşturma tarafları 24/02/2025
tarihine kadar başvurularını sunmak üzere 13/02/2025 tarih ve 25-06/148-M sayılı
Kurul kararıyla uzlaşma görüşmelerine davet edilmiş, davacı vekilleri ile Kurum
uzmanları arasında 10/03/2025 tarihinde uzlaşma görüşmesi gerçekleştirilmiş ve
davacı vekillerince "Kurul tarafından uzlaşma ara kararının alınmasının
temini ve uzlaşma sürecinin devamı için gereğinin yapılması" talep
edilmiştir.
Rekabet
Kurumu uzmanları ile davacı vekilleri arasında gerçekleştirilen uzlaşma
görüşmeleri sonrasında 27/03/2025 tarih ve 25-13/274-MUA sayılı Kurul kararıyla
Uzlaşma Yönetmeliği'nin 7. maddesi uyarınca uzlaşma ara kararı alınarak
davacıya tebliğ edilmiş olup, buna göre "soruşturma sürecinin uzlaşma ile
neticelenmesi halinde özetle davacının bazı elektrik dağıtım şirketleri
tarafından düzenlenen ihalelerde rakipleri ile birlikte danışıklı teklif vermek
ve ihaleleri paylaşmak yoluyla 4054 sayılı Kanunun 4. maddesine ihlâl ettiğine,
4054 sayılı Kanun'un 43. maddesinin yedinci fıkrası ve Uzlaşma Yönetmeliği'nin
4. maddesinin 4. fıkrası uyarınca uzlaşma usulü sonucunda davacıya verilecek
idari para cezasında % 25 oranında indirim uygulanmasına, bu çerçevede
davacıya 2023 yılı gayrisafi geliri üzerinden nihai olarak %1,9125 oranında ve
15.163.785,60-TL idari para cezası uygulanmasına, Uzlaşma Yönetmeliği'nin 7.
maddesinin 1. fıkrasının (e) bendi uyarınca uzlaşma metninin Kuruma
gönderilmesi için ara kararının tebliğinden itibaren davacıya 10/04/2025
tarihine kadar süre verilmesine" karar verilmiş, davacı tarafından 2577
sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 11. maddesi uyarınca uzlaşma ara
kararına yapılan itiraz sonrasında, davacı tarafından süresi içerisinde sunulan
18/04/2025 tarihli uzlaşma metninin Kurum kayıtlarına alınmasının akabinde
09/05/2025 tarih ve 25-18/419-195 sayılı Kurul kararıyla uzlaşma ara kararı
çerçevesinde davacı hakkında yürütülen soruşturmanın uzlaşma usulüyle
sonlandırılmasına ve davacıya 2023 yılı gayrisafi geliri üzerinden nihai olarak
%1,9125 oranında ve 15.163.785,60-TL idari para cezası uygulanmasına karar
verilmiştir.
Kurul'un
09/05/2025 tarih ve 25-18/419-195 sayılı kararının davacı vekiline 09/05/2025
tarih ve E-13183850-050.01.04-114428 sayılı davalı idare işlemiyle 14/05/2025
tarihinde tebliğ edilmesi üzerine 09/07/2025 tarihinde bakılan davanın açıldığı
anlaşılmaktadır.
İptali
İstenilen Kanun Hükmü:
24/06/2020
ve 31165 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 7246 sayılı
Kanunun 9. maddesiyle 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun'un 43.
maddesinin başlığı “Soruşturmaya Başlanması, Taahhüt ve Uzlaşma” şeklinde
değiştirilerek anılan maddeye eklenen sekizinci fıkrada "Sürecin uzlaşma
ile neticelenmesi halinde, idari para cezası ve uzlaşma metninde yer alan
hususlar uzlaşmanın taraflarınca dava konusu yapılamaz." kuralına yer
verilmiştir.
İptali
İstenilen Kanun Hükmünün Bakılmakta Olan Davada "uygulanacak bir
kanun" Hükmü Olup Olmadığı Sorunu:
2577
sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "Dilekçeler üzerine ilk
inceleme" başlıklı 14. maddesinde, açılan davada dava dilekçesinin görev
ve yetki, idari merci tecavüzü, ehliyet, idari davaya konu olacak kesin ve yürütülmesi
gereken bir işlem olup olmadığı, süre aşımı, husumet, 3. ve 5. maddelere uygun
olup olmadıkları, yönlerinden sırasıyla inceleneceği kurala bağlanmış olup;
"İlk inceleme üzerine verilecek karar" başlıklı 15. maddesinin
birinci fıkrasının (b) bendinde, dava konusu edilen işlemin idari davaya konu
olacak kesin ve yürütülmesi gereken bir işlem olmaması hâlinde davanın reddine
karar verileceği kurala bağlanmıştır.
Bakılmakta
olan dava; davacı şirketin 2023 yılı gayrisafi geliri üzerinden nihai olarak %1,9125
oranında ve 15.163.785,60-TL idari para cezasıyla cezalandırılmasına ilişkin
25-18/419-195 sayılı Kurul kararının bildirimine dair 09/05/2025 tarih ve
E-13183850-050.01.04-114428 sayılı davalı idare işleminin iptali istemiyle
açılmıştır.
Danıştay
Onüçüncü Dairesi'nin kararları incelendiğinde, Kurul kararının bildirilmesi
niteliğinde olan işleme karşı açılan davada, asıl dava konusunun Kurul kararı
olduğunu kabul edilerek, davalı Rekabet Kurumu’nun “Dava konusu işlemin iptal
davasına konu olabilecek kesin ve yürütülebilir nitelikte bir işlem olmadığı,
(…) tarihli nihaî işleme karşı dava açılması gerektiği” yolundaki itirazları
haklı bulunmamış ve davanın esası incelenmiştir (Danıştay Onüçüncü Dairesi’nin
02/04/2013 tarih ve E:2009/4016, K:2013/901 sayılı kararı). Ayrıca Danıştay
Onüçüncü Dairesi'nin güncel kararları incelendiğinde, davacı tarafından
Kurul'un nihaî karar bildirimi üzerine açılan davadan sonra, Kurul'un gerekçeli
kararına karşı ikinci açılan davanın derdestlik nedeniyle incelenmesi de mümkün
değildir (Danıştay Onüçüncü Dairesi'nin 26/06/2024 tarih ve E:2020/1228,
K:2024/2873 sayılı; 17/10/2024 tarih ve E:2021/5248, K:2024/4077 sayılı
kararları).
Bu
çerçevede, dava konusu uyuşmazlığın esasını 09/05/2025 tarih ve 25-18/419-195
sayılı Kurul kararının oluşturduğu sonucuna varılmaktadır.
Dava
konusu uyuşmazlıkta, 09/05/2025 tarih ve 25-18/419-195 sayılı Kurul kararı
davacı tarafından sunulan uzlaşma metninin kabul edilmesine ilişkin idari işlem
olmakla birlikte, Ankara Bölge İdare Mahkemesi'nin yerleşik içtihatları
çerçevesinde uzlaşma başvurusunda bulunan ve uzlaşma metni sunarak sürecin
sonlandırılmasını talep eden taraf/tarafların karara bağlanan idari para cezası
ve uzlaşma metninde yer alan sair hususları dava konusu yapma hakkı bulunmadığından,
bu nitelikteki davanın esası hakkında inceleme yapma olanağı bulunmamaktadır
(Ankara Bölge İdare Mahkemesi 8. İdari Dava Dairesi'nin 07/05/2025 tarih ve
E:2025/228, K:2025/604 sayılı; 30/04/2025 tarih ve E:2025/316, K:2025/576
sayılı kararları).
Bu
durumda, davacı şirket tarafından sunulan uzlaşma metninin kabul edilmesi ile
davacı şirketin 2023 yılı gayrisafi geliri üzerinden nihai olarak %1,9125
oranında ve 15.163.785,60-TL idari para cezasıyla cezalandırılmasına ilişkin
25-18/419-195 sayılı Kurul kararının bildirimine dair 09/05/2025 tarih ve
E-13183850-050.01.04-114428 sayılı davalı idare işleminin iptali istemiyle
açılan iş bu davada, iptali istenen 7246 sayılı Kanunun 9. maddesiyle 4054
sayılı Kanun'un 43. maddesine eklenen sekizinci fıkranın uygulanacak kanun
hükmü olduğu sonucuna varılmaktadır
4054
Sayılı Kanun Çerçevesinde Uzlaşma Müessesi:
7246
sayılı Kanunun 9. maddesiyle yapılan düzenlemeler çerçevesinde; Rekabet
Kurulu’na soruşturmaya başlanmasından sonra ilgililerin talebi üzerine veya
re’sen, soruşturma sürecinin hızlı bitirilmesinden doğacak usuli faydaları ve
ihlâlin varlığına veya kapsamına ilişkin görüş farklılıklarını göz önüne
alarak; ihlâlin varlığı ile kapsamını kabul eden teşebbüs veya teşebbüs
birlikleri ile soruşturma raporunun tebliğine kadar uzlaşabilme imkânı
tanınmıştır (md. 43/4). Kurul’un hakkında soruşturma başlatılan ve ihlâlin
varlığı ile kapsamını kabul eden teşebbüs veya teşebbüs birlikleri ile
soruşturma raporunun tebliğine kadar uzlaşabileceği düzenlenmiş (md. 43/5); soruşturma
sürecinin uzlaşma ile sonuçlanması halinde, ilgili teşebbüse verilecek idari
para cezasında yüzde yirmi beşe kadar indirim uygulanabileceği (md. 43/6);
ancak idari para cezası ve uzlaşma metninde yer alan hususların uzlaşmanın
taraflarınca dava konusu yapılamayacağı (md. 43/8) da kurala bağlanmıştır.
Anılan
Kanun'un madde gerekçesinde "...bu madde ile; Avrupa Birliği mevzuatında
ve birçok ülke uygulamasında da yer alan uzlaşma müessesesinin Türk Rekabet
Hukuku mevzuatına kazandırılması öngörülmektedir. Böylelikle, hem soruşturma
sürecinin kısaltılarak hızlı bir şekilde sonuçlandırılması hem de bunlara
ilişkin dava süreçlerinin neden olacağı kamusal maliyetlerin azaltılması
amaçlanmaktadır." şeklinde açıklamaya yer verilmiştir.
Anılan
düzenlemenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Rekabet Kurulu tarafından
15/07/2021 tarih ve 31547 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan “Rekabeti
Sınırlayıcı Anlaşma, Uyumlu Eylem ve Kararlar İle Hâkim Durumun Kötüye
Kullanılmasına Yönelik Soruşturmalarda Uygulanabilecek Uzlaşma Usulüne İlişkin
Yönetmelik” (Uzlaşma Yönetmeliği) ile belirlenmiş olup; Yönetmelik'te
uzlaşmanın genel ilkeleri (md. 4), uzlaşma sürecinin başlatılması (md. 5),
uzlaşma görüşmeleri (md. 6), uzlaşma ara kararı (md. 7), uzlaşma metni (md. 8)
ve uzlaşma nihai kararına (md. 9) dair düzenlemelere yer verilmiştir.
Söz
konusu Yönetmelik düzenlemelerinden dikkat çeken bazı hususlar şu şekildedir;
uzlaşma ara kararında yer verilen hususlar uzlaşma taraflarınca müzakere konusu
yapılamayacak (md. 7/4) olup, uzlaşma tarafı, uzlaşma ara kararında bildirilen
hususları kabul etmesi halinde, sunacağı uzlaşma metninde idari para cezasının
ve uzlaşma metninde yer alan hususların dava konusu yapılamayacağını (md.
8/1-ç) beyan etmelidir. Uzlaşma metninin Kurum kayıtlarına girmesinden itibaren
on beş gün içinde, Kurul tarafından ihlâl tespitinin ve idari para cezasının
yer aldığı bir nihai kararla ilgili taraf bakımından soruşturma sonlandırılacak
(md. 9/1) olup; soruşturmanın en az bir teşebbüs veya teşebbüs birliği bakımından
devam ettiği hallerde, gerekçeli uzlaşma nihai kararı, soruşturma sonunda
verilecek nihai kararın alınmasından önce uzlaşma tarafına tebliğ
edilmeyecektir (md. 9/3).
İptali
İstenilen Kanun Hükmünün Anayasa'ya Aykırılığının Değerlendirilmesi:
Anayasa'nın
hukuk devleti ilkesini düzenleyen "Cumhuriyetin nitelikleri" başlıklı
2. maddesinde, "Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millî dayanışma ve
adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine
bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, lâik ve
sosyal bir hukuk Devletidir." düzenlemesine;
"Temel
hak ve özgürlüklerin sınırlanması" başlıklı 13. maddesinde, "Temel
hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili
maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir.
Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve
lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."
kuralına yer verilmiştir.
Anayasa'nın
"Hak arama hürriyeti" başlıklı 36. maddesinde, "Herkes, meşru
vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya
davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir."
kuralına yer verilmiş olup, mahkemeye erişim hakkı anayasal teminat altına
alınarak mahkeme erişimin adil yargılanma hakkının önkoşulu olduğu prensibi
benimsenmiştir.
Anayasa’nın
125. maddesinin 1. fıkrasında yer alan “idarenin her türlü eylem ve işlemlerine
karşı yargı yolu açıktır” hükmü ile mahkemeye erişim hakkına ek güvence
getirilmiş ve Anayasa’nın 36. maddesi de desteklenmiştir.
Anayasanın
hem 36. hem de 125. maddelerinde hak arama özgürlüğünün kanunla
sınırlanabilmesine yönelik bir düzenleme yer almamış, özel bir sınırlama sebebi
de öngörülmemiş, böylece yasa koyucuya özel sınırlama yetkisi verilmemiştir.
Bununla
birlikte, Anayasa’nın 13. maddesine göre adil yargılanma ve bu bağlamda
mahkemeye erişim hakkına sınırlama getiren yasal düzenlemelerin, bu maddede yer
alan sınırlamaların sınırlarına ve Anayasa'nın ilgili maddelerinde belirlenen
sınırlama sebeplerine uygun olması gerekmektedir. Nitekim, Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesi içtihatlarında da benimsendiği üzere mahkeme hakkı mutlak bir hak
olarak görülmemektedir. Devlet bu konudaki düzenlemesini yaparken bir takdir
alanına sahiptir fakat mahkeme hakkına getirilen sınırlama (a) meşru bir amaç
gütmelidir, (b) hakkın özünü zedeleyecek şekilde olmamalıdır, (c) güdülen
amaçla orantılı olmalıdır (Benzer değerlendirmeler için bkz. Anayasa
Mahkemesi'nin 22/02/2013 tarih ve 28567 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan
01/11/2012 tarih ve E:2010/83, K:2012/169 sayılı kararı)
İptali
istenen kuralda, uzlaşmanın sağlanması hâlinde idari para cezası ve uzlaşma
metninde yer alan hususların uzlaşmanın taraflarınca dava konusu yapılamayacağı
öngörülmüştür. Rekabet Kurumu tarafından yürütülen soruşturmaya muhatap
teşebbüslerin haklarında verilen idari para cezasına karşı, Kurul kararının
iptali talebiyle yargı mercilerine başvurabilmeleri mahkemeye erişim hakkının
bir gereğidir. Bu itibarla; uzlaşmanın sağlanması hâlinde, uzlaşmanın
tarafının, soruşturma konusu rekabet ihlâli nedeniyle tabi tutulduğu idari para
cezasının iptali talebiyle yargı mercilerine başvurulabilmesine imkân tanımayan
kural, mahkemeye erişim hakkını sınırlamaktadır.
Yukarıda
da ifade edildiği üzere mahkemeye erişim hakkına sınırlama getiren
düzenlemelerin kanunla yapılması, Anayasa’da öngörülen sınırlama sebebine uygun
ve ölçülü olması gerekir. Kanunilik ölçütü uyarınca; Anayasa’nın 13. ve 36.
maddeleri kapsamında, mahkemeye erişim hakkını sınırlamaya yönelik bir kanuni
düzenlemenin şeklen var olması yeterli olmayıp; kuralların keyfîliğe izin
vermeyecek şekilde belirli, ulaşılabilir ve öngörülebilir nitelikte olması
gerekir.
Esasen
temel hakları sınırlayan kanunun bu niteliklere sahip olması, Anayasa’nın 2.
maddesinde güvenceye alınan hukuk devleti ilkesinin de bir gereğidir. Hukuk
devletinde kanuni düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir
duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır,
uygulanabilir ve nesnel olması; ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına
karşı koruyucu önlem içermesi gerekir. Kanunda bulunması icap eden bu
nitelikler hukuki güvenliğin sağlanması bakımından da zorunludur. Zira bu ilke
hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde
devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde bu güven
duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar (Anayasa
Mahkemesi'nin 04/05/2017 tarih ve E:2015/41, K:2017/98 sayılı kararı, §§ 153,
154). Dolayısıyla Anayasa’nın 13. maddesinde sınırlama ölçütü olarak belirtilen
kanunilik, Anayasa’nın 2. maddesinde güvenceye bağlanan hukuk devleti ilkesi
ışığında yorumlanmalıdır.
4054
sayılı Kanun'un 43. maddesi uyarınca; Rekabet Kurulu’na soruşturmaya
başlanmasından sonra, ilgililerin talebi üzerine veya re’sen, soruşturma
sürecinin hızlı bitirilmesinden doğacak usuli faydaları ve ihlâlin varlığına
veya kapsamına ilişkin görüş farklılıklarını göz önüne alarak; ihlâlin varlığı
ile kapsamını kabul eden teşebbüs veya teşebbüs birlikleri ile soruşturma
raporunun tebliğine kadar uzlaşabilme imkânı tanınmış olup; soruşturma
sürecinin uzlaşma ile sonuçlanması halinde, ilgili teşebbüse verilecek idari
para cezasında yüzde yirmi beşe kadar indirim uygulanabilecektir.
İptali
talep edilen kuralda uzlaşmanın sağlanması hâlinde idari para cezası ve uzlaşma
metninde yer alan hususların uzlaşmanın taraflarınca dava konusu yapılamayacağı
belirlenmiş olmakla birlikte; zaten soruşturma taraflarınca dava konusu
yapılabilecek geriye herhangi bir husus kalmamaktadır. Başka bir anlatımla,
kuralda dava konusu yapılamayacak konular uzlaşma metninde yer alan hususlar ve
idari para cezası olarak sınırlandırılmış olarak görünmekteyse de uzlaşma nihâi
kararında ilgilinin dava konusu yapmakta menfaati olan hususların da neredeyse
ve sadece idari para cezası ile uzlaşma metninde yer alan hususlar olduğu
anlaşıldığından, kuralda uzlaşmanın sağlanması hâlinde açılamayacağı öngörülen
davaların kapsamı geniş olmakla birlikte, nelerin dava konusu yapılamayacağı
belirlenmiştir. Bu itibarla; kuralda hangi hâl ve şartlarda, hangi davaların
açılamayacağı hususlarının uygulanabilir ve nesnel şekilde düzenlendiği
gözetildiğinde kuralın kanunilik şartını sağladığı sonucuna ulaşılabilecektir.
Yukarıda
da ifade edildiği üzere; Anayasa’nın 36. maddesinde, hak arama özgürlüğü için
herhangi bir sınırlama nedeni öngörülmemiş olmakla birlikte; özel sınırlama
nedeni öngörülmemiş hakların da hakkın doğasından kaynaklanan bazı sınırlarının
bulunduğu kabul edilmektedir. Öte yandan Anayasa’nın başka maddelerinde yer
alan hak ve özgürlükler ile devlete yüklenen ödevler, özel sınırlama sebebi
gösterilmemiş hak ve özgürlüklere sınır teşkil edebilir. Nitekim, Anayasa’nın
141. maddesinin dördüncü fıkrasında, “Davaların en az giderle ve mümkün olan
süratle sonuçlandırılması, yargının görevidir.” denilmektedir. Yargı
mercilerinin makul olmayan bir iş yükü ile karşı karşıya kalmaları hâlinde
anılan görevi yerine getirmeleri güçleşebilecektir.
Uzlaşma,
tahkim, dostane çözüm ve arabuluculuk gibi yöntemlere ilişkin yasal
düzenlemeler uyuşmazlıkların daha kısa sürede ve daha az masrafla
sonuçlandırılmasının yanı sıra yargının iş yükünün hafifletilmesine de hizmet
etmektedir. Başka bir anlatımla, uzlaşma kurumu sayesinde ilgili işlediği
fiilin sonuçlarını giderme imkânı elde etmekte, devlet ise yaptırım uygulamak
için yapacağı birçok giderden kurtulmaktadır. Nitekim, 4054 sayılı Kanunda da
uzlaşma müessesinin uygulanması yönünden "soruşturma sürecinin hızlı
bitirilmesinden doğacak usuli faydalar" kriter olarak öngörülmüştür.
İptali
talep edilen kuralda rekabet ihlâli teşkil eden fiil nedeniyle başlatılan
soruşturmanın alternatif uyuşmazlık çözüm yoluyla ortadan kaldırılması ve bu
suretle hem Rekabet Kurumu'nun hem de yargının iş yükünün hafifletilmesinin
amaçlandığı anlaşılmaktadır. Bu itibarla, kuralla mahkemeye erişim hakkına
getirilen sınırlamanın Anayasa’nın devlete yüklediği ödevler bağlamında meşru
bir amacının bulunduğu sonucuna ulaşılmaktadır.
Bununla
birlikte; kuralın meşru bir amacının bulunmasının yanı sıra ölçülü olması da
gerekmektedir. Anayasa’nın 13. maddesinde güvence altına alınan ölçülülük
ilkesi elverişlilik, gereklilik ve orantılılık olmak üzere üç alt ilkeden
oluşmaktadır. Elverişlilik öngörülen sınırlamanın amaca ulaşmaya elverişli
olmasını, gereklilik amaç bakımından sınırlamanın zorunlu olmasını, diğer bir
ifadeyle aynı amaca daha hafif bir sınırlama ile ulaşılmasının mümkün
olmamasını, orantılılık ise hakka getirilen sınırlama ile amaç arasında makul
bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir. Buna göre kuralla
mahkemeye erişim hakkına getirilen sınırlamanın elverişlilik, gereklilik ve
orantılılık alt ilkelerine aykırı olmaması gerektiği pek çok Anayasa Mahkemesi
kararında da vurgulanmıştır.
Rekabet
ihlâli iddiasıyla başlatılan soruşturma kapsamında uzlaşmanın sağlanmasının hem
Rekabet Kurumu'nun insan kaynağını farklı alanlarda değerlendirmesine imkân
tanıması hem de uzlaşma sonucunda dava açılamaması nedeniyle yargının iş
yükünün hafifletilmesine katkıda bulunacağı açıktır. Ayrıca rekabet ihlâli
iddiasına dayanan soruşturma kapsamındaki uzlaşma işlemlerinde, soruşturmayı
sona erdirebilecek nitelikteki hükümlerin öngörülmesi kanun koyucunun takdir
yetkisi kapsamındadır. Bu itibarla kuralın hem idarenin hem de yargının iş
yükünün hafifletilmesi amacına ulaşma bakımından elverişli olmadığı
söylenemeyecektir.
4054
sayılı Kanun’un itiraz konusu kuralının yer aldığı 43. maddesinin son
fıkrasında uzlaşmaya ilişkin diğer usul ve esasların Kurul tarafından çıkarılan
yönetmelik ile belirleneceği kurala bağlanmış olup; bu çerçevede yürürlüğe
konulan Uzlaşma Yönetmeliği'nin 6. ve 7. maddelerinde sürecin uzlaşma ile sona
erdirilmesi hâlinde kişiye uzlaşmanın mahiyeti ve uzlaşmayı kabul veya
reddetmesinin hukuki sonuçlarının bildirileceği düzenlenmiştir. Buna göre
ilgililere uzlaşmanın gerçekleşmesi durumunda uzlaşma metninde yer alan
hususlara ve idari para cezasına karşı dava açamayacakları yönünde bilgi
verileceği; bu itibarla, ilgililerin uzlaşma sonucunda hangi hususlara dava
açamayacağının bilincinde olmadan uzlaşması ihtimalinin önüne geçebilecek
önemli bir güvencenin de Uzlaşma Yönetmeliği ile sağlandığı anlaşılmaktadır.
Diğer yandan anılan Yönetmelik'te uzlaşma görüşmelerine başlanmış olmasının,
uzlaşma taraflarının kendileri hakkında isnat edilen ihlâli kabul ettikleri
anlamına gelmeyeceği, uzlaşma taraflarının, uzlaşma metninin sunulmasına kadar
uzlaşma sürecinden çekilebileceği de düzenlenerek, uzlaşmanın taraflarının
özgür iradelerine dayanması prensibi de benimsenmiştir.
Rekabet
ihlâli isnadının; cezai sürecin herkes için bağlayıcılığı olan genel bir etki
yarattığı, kamu gücünü kullanan bir kamu otoritesi tarafından yürütüldüğü, bu
sürecin cezalandırıcı ve caydırıcı bir amacı olduğu, ayrıca ihlâl tespiti
sonucunda tayin edilebilecek cezanın miktarı dikkate alındığında adil
yargılanma hakkı bağlamında, "suç isnadı" niteliğinde sayılması
gerektiği kuşkusuzdur (Ford Otomotiv Sanayi A.Ş. [GK], B. No: 2019/40991,
23/3/2023, §173). Bu çerçevede, 4054 sayılı Kanun'un 43. maddesiyle getirilen
"uzlaşma müessesi"nin uygulanmasında uzlaşmanın taraflarının özgür
iradelerine dayanma prensibi benimsenmiş olsa da teşebbüslerin her zaman
gerçekleştirdiği bir ihlâlin etkilerini telafi etmek saikiyle hareket
etmeyebileceği; itibar ve toplum nezdindeki algılarının giderek artan bir
olumsuz etkiden kurtarılması saikiyle hareket ederek, haklarındaki suç
isnadının bir an evvel nihayete erdirilmesi amacıyla uzlaşma yolunda her şeyden
önce önemli ölçüde zaman ve kaynak tasarrufu sağlamak ve uzun süre soruşturma
baskısı altında bulunmak külfetinden kurtulmak isteyebileceği
değerlendirilmektedir. Nitekim, rekabet ihlâli isnadı altındaki teşebbüslerin,
soruşturma sürecindeki hukuki belirsizlikler sebebiyle müşterileri, çalıştığı
bankalar, hissedarları, ortakları, medya ve kamuoyu ile olan ilişkilerine ve
ticari faaliyetlerine zarar verebilmektedir. Bu nedenle uzlaşma yoluna
gidilerek incelemenin erken sonlandırılmasıyla, teşebbüsler uzun süre soruşturma
baskısı altında kalmaktan kurtulmakta; sağlanan hukuki belirlilik sayesinde
teşebbüslerin ticari itibarları daha az zedelenmektedir.
Bu
bağlamda, her zaman ve her koşul altında teşebbüslerin gerçekleştirdiği bir
ihlâlin etkilerini telafi etmek saikiyle uzlaşma başvurusunda bulunduğu kabul
edilemeyeceğinden, uzlaşma başvurusunda bulunan ilgililerin temel hak ve
hürriyetleri konusunda usuli güvencelerinin sağlanması elzemdir. Bu çerçevede;
4054 sayılı Kanun kapsamında uzlaşma müessesi sürecinde, taraflara uzlaşmanın
sağlanmasının sonuçları hakkında bilgi verilmesi öngörülmüş ise de uzlaşmayan
taraflar bakımından soruşturmaya devam edilecek olması nedeniyle; yasa önünde
her bakımdan aynı durumda olan iki teşebbüsten birinin uzlaşma yoluna giderek
makûl ve açık bir sebep yokken daha fazla cezaya muhatap olmasının muhtemel
olduğu, yine aynı konumda bulunan soruşturma tarafı teşebbüslerden birinin
uzlaşmaya başvurması, diğerinin başvurmaması durumunda, ancak iki teşebbüs
tarafından gerçekleştirilebilecek bir ihlâlden dolayı ilgilinin uzlaştığından
yaptırıma tabi tutulabileceği, her iki durumda da anayasal eşitlik ilkesinin
zarar görme ihtimali bulunduğu açıktır. Bu kapsamda değinilmesi gereken bir
başka husus ise aynı ihlâl isnadı altındaki teşebbüslerden uzlaşmayan taraflar
bakımından soruşturmaya devam edilecek olması nedeniyle soruşturma sürecinde
ortaya çıkacak lehe yasal düzenlemelerin bu teşebbüs için uygulanması mümkün
olacakken, uzlaşan teşebbüsün uzlaştıktan sonra ancak henüz gerekçeli Kurul
kararı tarafına tebliğ edilmeden yürürlüğe girecek lehe bir düzenlemeden
yararlanmasına yürürlükte olan mevzuat imkân tanımamaktadır. Bu nedenle,
uluslararası hukukta suçta ve cezada kanunilik ilkesinin bir unsuru olarak
görülen ve Anayasa Mahkemesi'nce de rekabet ihlâllerine ilişkin cezalar
bakımından uygulanması zorunlu görülen, "suçun işlendiği tarihte
yürürlükte olan ceza kuralı ile kesin bir hükmün verilmesinden önce kabul
edilen bir ceza kuralı farklı ise hâkimin sanığın lehine olan ceza kuralını uygulaması
gerektiği" yönündeki ilkenin uzlaşan teşebbüse uygulanması mümkün
olamayacaktır (Konuya İlişkin Anayasa Mahkemesi değerlendirmeleri için bkz.
Onmed Tıbbi Ürünler Paz. ve Dış Tic. Ltd. Şti. [2. B.], B. No: 2016/8342,
17/6/2020, §42 ve 43) .
Bahsi
geçen durumların bazı örneklerinin yaşandığı da anlaşılmaktadır. Nitekim,
Rekabet Kurulu tarafından çalışan ayartmama anlaşması yapılmak suretiyle 4054
sayılı Kanun'un 4. maddesinin ihlâl edilip edilmediğinin tespiti amacıyla
yürütülen bir soruşturmada uzlaşan teşebbüslerden bazılarına gayrisafi
gelirlerinin tamamı üzerinden idari para cezası uygulanmışken, uzlaşmayan
veyahut daha sonra uzlaşmaya gelen teşebbüslere personel giderlerinin toplam
giderlere oranı göz önünde bulundurarak bir hesaplama yapılarak, daha düşük
oran üzerinden ceza verilmiştir. Hakkında gayrisafi gelirlerinin tamamı
üzerinden idari para cezası uygulanan ve uzlaşan teşebbüs tarafından 26/07/2023
tarih ve 23- 34/649-218 Kurul kararının iptali istemiyle açılan dava, Ankara
Bölge İdare Mahkemesi 8. İdari Dava Dairesi'nin 07/05/2025 tarih ve E:2025/228,
K:2025/604 sayılı kararıyla, sürecin uzlaşmayla sonuçlandığı dikkate alınarak
iptali istenen kural çerçevesinde, davanın esası incelenmeksizin
reddedilmiştir.
Bir
başka örnekte ise gübre sektöründe faaliyet gösteren teşebbüsler hakkında 4054
sayılı Kanun'un 4. maddesinin ihlâl edilip edilmediğinin tespiti amacıyla
yürütülen soruşturmada, teşebbüsün uzlaşma başvurusu neticesinde gübre
piyasasındaki rakipleriyle rekabete hassas bilgilerin değişimi yoluyla 4054
sayılı Kanun’un 4. maddesini ihlal ettiğine karar verilmiş, uzlaşmayan
teşebbüsler yönünden soruşturmaya devam edilmiş, ancak uzlaşan teşebbüsün diğer
hiçbir rakibi yönünden ihlâl tespitinde bulunulmamıştır. Bu çerçevede, aynı
konumda bulunan soruşturma tarafı teşebbüslerden biri uzlaşmaya başvurduğundan,
ancak iki teşebbüs tarafından gerçekleştirilebilecek bir ihlâlden dolayı tek
başına yaptırıma maruz kalmış, ilgili teşebbüs tarafından 23/12/2021 tarih ve
21-63/883-432 sayılı Kurul kararına karşı açılan davada Ankara 25. İdare
Mahkemesi'nin 27/12/2024 tarih ve E:2024/1059, K:2024/2044 sayılı kararıyla,
yine iptali istenen kural çerçevesinde, esası hakkında inceleme yapma olanağı
bulunmayan davanın incelenmeksizin reddine karar verilmiş, bu karar da Ankara
Bölge İdare Mahkemesi'nce onanmıştır.
Bu
durumda, özellikle, uzlaşılan hususların nihai karara tam olarak yansımaması,
uzlaşan teşebbüsler arasında ceza takdiri bakımından ayrımcılık yapılması,
kartel gibi ancak en az iki teşebbüsün iştiraki ile gerçekleştirilebilecek
ihlâllere ilişkin soruşturmalarda uzlaşma yoluna gitmeyen teşebbüslerin varlığı
halinde ortaya çıkan asimetri ve eşit olmayan muamele, uzlaşma kararlarının
yargıya taşınması ihtiyacını ortaya çıkarabilecek ciddi ve önemli Anayasal hakların
ihlâli iddiasına neden olabilecektir.
Hukukumuzda
sanığın ikrarına dayalı mahkûmiyet ile sonuçlanan ve kesinleşen yargı kararları
bakımından dâhi (Kanunda belirlenen koşulların gerçekleşmesi hâlinde)
yargılamanın yenilenmesi suretiyle hukuka aykırılıkların ortadan kaldırılması
imkânı tanınmışken; yargısal bir makam olmayan Rekabet Kurulu'nun uzlaşmaya
ilişkin kararlarının yargısal denetiminden tamamen vazgeçilmesi, bir yandan
uzlaşma kararında ve karar sürecinde yapılan hataların düzeltilmesi olanağının
ortadan kalkmasına, diğer yandan ciddi yaptırımlar doğuran, ekonomik hak ve
özgürlükleri doğrudan etkileyen Kurul kararlarının denetimsizliği ile
bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de
yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınması
gerekliliğini zedelemektedir.
Rekabet
hukukunda her işlemin farklı pazar dinamiklerine bağlı olarak farklı rekabet
koşullarına tabi olduğu, bu nedenle Kurulun idari para cezasının hesaplanması
konusunda farklılaşmaya gidebilmesinin takdir yetkisinde olduğu elbette ileri
sürülebilir ve kabul edilebilir. Benzer durumda olanlara farklı muamele
yapılmasının nesnel ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığının veya farklı
muamele öngörülebilmesinin hangi dereceye kadar mümkün olacağının
değerlendirilmesinde kamu otoritelerinin belirli ölçüde takdir yetkisi de
bulunmaktadır. Ancak yasa önünde her bakımdan aynı durumda olan, aynı
soruşturmaya taraf iki teşebbüsten birinin uzlaşma yoluna giderek makûl ve açık
bir sebep yokken daha fazla cezaya muhatap olmasının, Anayasal teminat altında
olan eşitlik ve ayrımcılık yasağına aykırılık iddialarını beraberinde
getireceği, uzlaşma sonucunda verilecek kararların yargı denetimi dışında
bırakılmasının, ilgilileri kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı
koruyucu önlemlerden yoksun bırakacağı kanaatine varılmaktadır. Başka bir
anlatımla, bir rekabet soruşturmasında uzlaşan teşebbüsün, kamu otoritesinin
uygulamaları nedeniyle, Anayasal teminat altında olan eşitlik ilkesine ve
ayrımcılık yasağına aykırı davranıldığı veyahut yine Anayasal teminat altında
olan lehe kanun uygulanmasından yararlandırılmadığı yönünde ileri sürebileceği
iddiaların yargı yerlerince incelenmesine iptali talep edilen kural engel
olmaktadır.
Avrupa
İnsan Hakları Mahkemesi'nce de ifade edildiği üzere meşru nedenlerle de olsa
mahkeme hakkının tamamen ortadan kaldırılması mümkün değildir
(Winterwerp/Netherlands, Appl. No: 6301/73, 24.10.1979, § 75). Ayrıca, yargı
yolu açık olmasına rağmen, ulusal mahkemenin önündeki yargılama sırasında, hem
davadaki olaylar hem de hukuki konulara ilişkin tam bir yargı yetkisine sahip
olmaması dahi mahkeme hakkının ihlaline neden olabilmektedir (Terra Woningen
BV/Netherlands, Appl. No: 20641/92, 17.12.1996, §§ 52-55. Ayrıca bkz.
Pfarrmeier/Austria, Appl. No: 16841/90, 23.10.1995, § 40; Umlauft/Austria,
Appl. No: 15527/89, 23.10.1995, §§ 37-40). Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne
göre, yerel mahkemeler önünde davaların yığ̆ılmasını önlemek ve adalet
yönetimini sağlamak amacıyla para cezası uygulaması, ilke olarak
mahkemeye ulaşma hakkına aykırı değildir. Fakat verilen para cezasının
miktarı, özellikle söz konusu davanın koşullarında, bir kişinin mahkemeye
ulaşma hakkından yararlanıp yararlanmadığını belirlemede kullanılan önemli
bir faktördür (Sace Elektrik Ticaret ve Sanayi A.Ş./Türkiye, Appl. No:
20577/05, 22.10.2013, §§ 27, 29).
Bu
değerlendirmeler ışığında ve iptali talep edilen kanun çerçevesinde; mahkemeye
erişim hakkına getirilen sınırlama ile Rekabet Kurumu'nun ve yargının iş
yükünün azaltılması amacı arasında makul bir dengenin gözetilmesi
gerekmektedir. Bu anlamda, Rekabet Kurulu tarafından uzlaşma ile sonuçlanan
kararlara karşı açılacak davaların neredeyse tamamına karşı yargı yoluna
başvurma imkânının ortadan kaldırılmasının, Rekabet Kurumu'nun ve yargının iş
yükünün azaltılması amacının gerçekleşmesi için mutlak bir gereklilik olup
olmadığı, bunu sağlamanın başka bir yolunun bulunup bulunmayacağının da
örnekler vasıtasıyla değerlendirilmesi gerekmekir.
6183
sayılı Amme Alacaklarının Tahsili Usulü Hakkında Kanun'un "Ödeme emrine
itiraz" başlıklı 58. maddesinde, kendisine ödeme emri tebliğ olunan
şahısın, böyle bir borcu olmadığı veya kısmen ödediği veya zamanaşımına
uğradığı iddialarıyla dava açabileceği düzenlenerek, ödeme emrine karşı açılan
davalarda yargı yerleri önünde ileri sürülüp, incelenebilecek hususlar ve
iddialar tahdit edilmiş, ancak ödeme emrine karşı dava açılamayacağına dair bir
hükme kanunda yer verilmemiştir.
Yine
rekabet hukukunda uzlaşma müessesi uygulayan karşılaştırmalı hukuktaki
örneklere bakıldığında; genel itibarıyla Rekabet Otoritelerinin nihai
kararlarının yargısal denetime tabi olduğu, uzlaşma kararları bakımından aksi
bir yasal düzenlemenin de yapılmadığı, teşebbüslerin dava hakkından feragat
etmelerinin uzlaşmanın kabulü için bir şart olmadığı; bununla birlikte, bazı
uygulamalarda nihai uzlaşma kararına karşı yargı makamlarına başvurulması
hâlinde teşebbüsün yargı nezdinde ileri sürdüğü iddialarında haksız çıkması
durumunda uzlaşma nedeniyle elde ettiği cezadan indirimin geri alınmasına dair
düzenleme ve uygulamalar olduğu anlaşılmaktadır (bkz.
OECDDAF/COMP/WP3/WD(2008)81,https://one.oecd.org/document/DAF/COMP/WP3/WD
(2008)81/en/pdf, §26).
Bu
bağlamda, rekabet ihlâli isnadıyla yürütülen soruşturma sonucunda uzlaşmanın
sağlanması hâlinde, idari para cezası ve uzlaşma metninde yer alan hususların
uzlaşmanın taraflarınca dava konusu yapılamaması ile ulaşılmak istenen idarenin
ve yargının iş yükünün azaltılması amacına; eşitlik, ayrımcılık yasağı veya
lehe kanuni düzenlemenin uygulanmasını talep etme gibi temel Anayasal hak ve
özgürlüklerin kısıtlandığı iddiasıyla dava açılmasının mümkün kılınması veyahut
uzlaşma nihai kararına karşı dava açan teşebbüsün açmış olduğu davada haksız
çıkması durumunda uzlaşmak suretiyle cezadan indirim sağlanması şeklinde elde
ettiği menfaatinin tamamının veya bir kısmının geri alınması gibi daha hafif
bir tedbirle ulaşılmasının mümkün olmadığı da söylenemez.
Bu
itibarla, iptali talep edilen kuralda uzlaşmanın sağlanması hâlinde idari para
cezası ve uzlaşma metninde yer alan hususların uzlaşmanın taraflarınca dava
konusu yapılamayacağı belirlenmiş olmakla birlikte zaten soruşturma
taraflarınca nihai Kurul kararına ilişkin dava konusu yapılabilecek,
menfaatleri bulunan, geriye herhangi bir husus kalmadığından; kamu otoritesinin
karar ve uygulamaları nedeniyle, Anayasal teminat altında olan, yukarıda
ayrıntılarıyla açıklanan, temel hak ve hürriyetlerinin ihlâl edildiği yönünde
ilgilisince ileri sürülebilecek iddiaların bağımsız ve tarafsız yargı yeri
önünde incelenmesi konusunda herhangi bir ayrım yapılmaksızın uzlaşmanın
sağlanması durumunda dava açılamayacağı düzenlenerek, ilgililere
katlanamayacakları bir külfet yüklenmiştir. Başka bir deyişle; iptali istenen
kuralda, idarenin ve yargının iş yükünün azaltılması amacıyla mahkemeye erişim
hakkına getirilen sınırlama arasında makul bir denge kurulamamış olup; adil
yargılanma hakkına ölçüsüz bir sınırlama getirildiği sonucuna ulaşılmıştır.
Açıklanan
nedenlerle, bir davaya bakmakta olan mahkemenin, o davada uygulanacak bir kanun
hükmünü Anayasa'ya aykırı görürse ilgili kanun hükmünün iptali için Anayasa
Mahkemesi'ne başvurabileceğini düzenleyen Anayasa'nın 152. ve 6216 sayılı
Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 40.
maddesinin birinci fıkrası gereğince, 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında
Kanunu'nun 43. maddesinin sekizinci fıkrasında yer alan "Sürecin uzlaşma
ile neticelenmesi halinde, idari para cezası ve uzlaşma metninde yer alan
hususlar uzlaşmanın taraflarınca dava konusu yapılamaz." kuralının,
Anayasa'nın 2., 13., 36. ve 125. maddelerine aykırı olduğu kanısına ulaşılması
nedeniyle bu kuralın iptali için Anayasa Mahkemesi'ne başvurulmasına; iptali
istenen düzenlemenin Anayasa'nın hangi maddelerine aykırı olduğunu açıklayan
gerekçeli başvuru kararının aslının, başvuru kararına ilişkin tutanağın onaylı
örneğinin, dava dilekçesi ile dosyanın ilgili bölümlerinin onaylı örneklerinin
dizi listesine bağlanarak ANAYASA MAHKEMESİ BAŞKANLIĞI'NA GÖNDERİLMESİNE,
Anayasa Mahkemesinin bu konuda vereceği karara kadar 5 ay süreyle davanın geri
bırakılmasına, 17/07/2025 tarihinde, oybirliğiyle karar verildi.”