ANAYASA MAHKEMESİ KARARI
Esas Sayısı:2024/218
Karar Sayısı:2025/202
Karar Tarihi:8/10/2025
R.G. Tarih -
Sayı:20/1/2026-33143
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Danıştay Onüçüncü Dairesi
İTİRAZIN KONUSU: 3/1/2002 tarihli ve 4733 sayılı Tütün, Tütün Mamulleri ve
Alkol Piyasasının Düzenlenmesine Dair Kanun’a 30/11/2022 tarihli ve 7423 sayılı
Kanun’un 5. maddesiyle eklenen 8/A maddesinin
Anayasa’nın 2., 13., 35. ve 48. maddelerine
aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir.
OLAY: 30/4/2024 tarihli ve 32532 sayılı Resmî Gazete’de
yayımlanan Tütün, Tütün Mamulleri, Makaron, Yaprak Sigara Kâğıdı, Sigara
Filtresi, Alkol ve Alkollü İçkilerin Üretim ve/veya Ticareti Faaliyetinde
Bulunanlardan Teminat Alınmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik’in
bazı hükümlerinin iptali talebiyle açılan davada itiraz konusu kuralın
Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur.
I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ
Kanun’un itiraz konusu 8/A maddesi şöyledir:
“Teminat alınması
MADDE 8/A- (Ek:30/11/2022-7423/5
md.)
Kanuna göre tütün üreticileri ile tütün üretim ve
pazarlama kooperatifleri hariç olmak üzere, tütün, tütün mamulleri, makaron,
yaprak sigara kâğıdı, sigara filtresi, alkol ve alkollü içkilerin üretim ve
ithalat faaliyetleri ile tütün ticareti yetki belgesi kapsamındaki faaliyetlere
ilişkin; izin, uygunluk ve yetki belgesi bulunanlar ile izin, uygunluk ve yetki
belgesi başvurusu, tadili veya süre uzatımına ilişkin talepleri olanlardan,
doğabilecek idari para cezası ve vergi dairesi ve Sosyal Güvenlik Kurumunca
21/7/1953 tarihli ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun
uyarınca takip edilen diğer amme alacaklarının güvenliğini sağlamak amacıyla
ellimilyon Türk lirasına kadar, anılan Kanunun 10 uncu maddesinin birinci
fıkrasının (1), (2) ve (3) numaralı bentlerinde sayılan türden teminat almaya,
mükelleflerin; faaliyet alanı, bu konuda yaptıkları faaliyete ilişkin süre,
talep ettiği belge, işlem türü ve üretim kapasiteleri hususlarını birlikte veya
ayrı ayrı dikkate alarak, teminatın; verilmesi gereken zamanı, türünü,
tutarını, iadesi ile tamamlanmasına ilişkin hususları belirlemeye, teminat
tutarını izin belgelerinin türleri itibarıyla farklılaştırmaya, ilk defa işe
başlayanlar ile faaliyetine devam edenler açısından farklı teminat tutarı
belirlemeye, teminat tutarını sıfıra kadar indirmeye ve her takvim yılı için,
bir önceki yıla ilişkin olarak 213 sayılı Kanunun mükerrer 298 inci maddesi
uyarınca tespit ve ilan edilen yeniden değerleme oranına kadar, takvim yılı
başından geçerli olmak üzere artırmaya, hangi hâllerde teminat aranılmayacağını
ve uygulamaya ilişkin diğer usul ve esasları Hazine ve Maliye Bakanlığının
görüşünü alarak belirlemeye Tarım ve Orman Bakanlığı yetkilidir.
Bu Kanun kapsamında izin, uygunluk ve yetki belgesine
tabi faaliyetlerde bulunanlardan birinci fıkraya göre istenilen teminatı
vermeyenlerin faaliyete ilişkin belgeleri teminat verilinceye kadar askıya
alınır ve bu süre içinde söz konusu tesis için başka bir gerçek veya tüzel
kişiye de izin, uygunluk ve yetki belgesi verilmez. Bu madde kapsamında alınan
teminatların paraya çevrilmesi hâlinde paraya çevrilen tutar alacaklı idareler
arasında garameten taksim edilir.”
II. İLK İNCELEME
1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Kadir
ÖZKAYA, Hasan Tahsin GÖKCAN, Basri BAĞCI, Engin YILDIRIM, Rıdvan GÜLEÇ, Yusuf
Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, İrfan FİDAN, Kenan
YAŞAR, Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇİL, Ömer ÇINAR ve Metin KIRATLI’nın
katılımlarıyla 25/12/2024 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada
eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine OYBİRLİĞİYLE karar
verilmiştir.
III. ESASIN İNCELENMESİ
2. Başvuru kararı ve ekleri, Raportör Hilal YAZICI
tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu kanun hükmü,
dayanılan Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri
okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
A. Anlam ve Kapsam
3. 4733 sayılı Kanun’un itiraz konusu 8/A maddesiyle;
tütün üreticileri ile tütün üretim ve pazarlama kooperatifleri hariç olmak
üzere anılan Kanun kapsamında üretim ve ithalat faaliyetleri ile tütün ticareti
yetki belgesi kapsamındaki faaliyetlere ilişkin izin, uygunluk ve yetki belgesi
bulunanlar ile izin, uygunluk ve yetki belgesi başvurusu, tadili veya süre
uzatımına ilişkin talepleri olanlardan teminat alma ve uygulamaya ilişkin usul
ve esasları belirleme konusunda Tarım ve Orman Bakanlığına (Bakanlık)
doğabilecek idari para cezaları ve diğer kamu alacaklarının güvenliğini sağlamak
amacıyla teminat alma yetkisi verilmektedir. Ayrıca hâlihazırda izin, uygunluk
ve yetki belgesine tabi faaliyetlerde bulunanların istenen teminatı ödememesi
durumunda faaliyete ilişkin belgelerinin teminat verilinceye kadar askıya
alınması öngörülmektedir.
4. Anılan maddenin birinci fıkrasıyla ilk olarak teminat
gösterme yükümlülüğü kapsamında olanlar belirlenmiştir. Buna göre
tütün üreticileri ile tütün üretim ve
pazarlama kooperatifleri hariç olmak üzere; tütün, tütün mamulleri, makaron,
yaprak sigara kâğıdı, sigara filtresi, alkol ve alkollü içeceklerin üretim ve
ithalatı faaliyetleri ile tütün ticareti yetki belgesi kapsamında faaliyette
bulunanlar veya bulunmak üzere Bakanlığa başvuru yapanlar ile belge tadili veya
süre uzatımına ilişkin talepleri olanlar teminat gösterme yükümlülüğüne
tabidir.
5. Söz konusu fıkrada teminatın alınmasındaki amacın
doğabilecek idari para cezası ve vergi dairesi ile Sosyal Güvenlik Kurumunca
21/7/1953 tarihli ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun
uyarınca takip edilen diğer kamu alacaklarının güvenliğini sağlamak olduğu
belirtilmiş ve bu kapsamda ilgililerden elli milyon Türk lirasına kadar, 6183
sayılı Kanun’ un 10. maddesinin birinci fıkrasının (1), (2) ve (3) numaralı
bentlerinde sayılan türden para, bankalar tarafından verilen süresiz ve şartsız
teminat mektupları ile sigorta şirketleri tarafından verilen süresiz ve şartsız
kefalet senetleri, Hazine ve Maliye Bakanlığınca ihraç edilen devlet iç
borçlanma senetleri veya bu senetler yerine düzenlenen belgeler olmak üzere
teminat alınacağı hüküm altına alınmıştır.
6. Ayrıca fıkrayla Bakanlık; teminatın verilmesi gereken
zamanı, türünü, tutarını, iadesi ile tamamlanmasına ilişkin hususları
belirlemeye, teminat tutarını izin belgelerinin türleri itibarıyla
farklılaştırmaya, ilk defa işe başlayanlar ile faaliyetlerine devam edenler
açısından farklı teminat tutarı belirlemeye, teminat tutarını sıfıra kadar
indirmeye ve her takvim yılı için bir önceki yıla ilişkin olarak 4/1/1961
tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun mükerrer 298. maddesi uyarınca
tespit ve ilan edilen yeniden değerleme oranına kadar takvim yılı başından
geçerli olmak üzere artırmaya, hangi hâllerde teminat aranılmayacağını ve
uygulamaya ilişkin diğer usul ve esasları Hazine ve Maliye Bakanlığının
görüşünü alarak belirlemeye yetkili kılınmıştır.
7. Bu itibarla Bakanlık; teminat almaya ilişkin düzenleme
yetkisini mükelleflerin faaliyet alanı, bu konuda yaptıkları faaliyete ilişkin
süre, talep ettiği belge, işlem türü ve üretim kapasiteleri hususlarını
birlikte veya ayrı ayrı dikkate alarak kullanacaktır.
8. Maddenin ikinci fıkrasında teminatı vermeyenlere
uygulanacak yaptırım düzenlenmiştir. Buna göre bu Kanun
kapsamında izin, uygunluk ve yetki belgesine tabi faaliyetlerde bulunanlardan birinci
fıkraya göre istenilen teminatı vermeyenlerin faaliyete ilişkin belgeleri
teminat verilinceye kadar askıya alınır ve bu süre içinde söz konusu tesis için
başka bir gerçek veya tüzel kişiye de izin, uygunluk ve yetki belgesi verilmez.
Bu madde kapsamında alınan teminatların paraya çevrilmesi hâlinde paraya
çevrilen tutar alacaklı idareler arasında garameten taksim edilir.
B. İtirazın Gerekçesi
9. Başvuru kararında özetle; itiraz konusu kuralla, tütün
ve alkol piyasasında tütün üreticileri ile tütün üretim ve pazarlama
kooperatifleri hariç izin, uygunluk ve yetki belgesi ile faaliyette bulunan
veya bu konuda ilk defa faaliyete başlayacak olanlardan teminat alınması,
teminat tutarlarının farklılaştırılması veya teminat tutarının sıfıra kadar
indirilmesi konusunda idareye sınırları ve kapsamı belirli olmayan bir yetkinin
verildiği, henüz ortaya çıkmamış veya hiç oluşmayacak olan kamu alacağı için
böyle bir tedbir öngörülmesinin mülkiyet hakkı bakımından gerekli olmadığı ve
kişilere orantısız bir külfet yüklediği, ayrıca teminat göstermeyenlerin
faaliyet belgelerinin askıya alınmasının teşebbüs özgürlüğüne ölçüsüz bir
müdahale oluşturduğu belirtilerek kuralın Anayasa’nın 2., 13., 35. ve 48.
maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
C. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
1. Maddenin Birinci Fıkrasında Yer Alan “…iadesi ile…”
İbaresinin İncelenmesi
10. Anayasa’nın 35. maddesinde “Herkes,
mülkiyet ve miras haklarına sahiptir./ Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla,
kanunla sınırlanabilir./ Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı
olamaz.” denilmektedir. Anayasa’nın anılan maddesiyle güvenceye bağlanan mülkiyet
hakkı, ekonomik değer ifade eden ve parasal karşılığı olan her türlü mal
varlığını kapsamaktadır (AYM, E.2015/39, K.2015/62, 1/7/2015, § 20).
11. Anayasa’nın 35. maddesinde bir temel
hak olarak güvence altına alınmış olan mülkiyet hakkı kişiye -başkasının
hakkına zarar vermemek ve kanunların koyduğu sınırlamalara uymak koşuluyla-
sahibi olduğu şeyi dilediği gibi kullanma ve tasarruf etme, onun semerelerinden
yararlanma imkânı veren bir haktır (Mehmet Akdoğan ve diğerleri [1. B.],
B. No: 2013/817, 19/12/2013, § 32). Dolayısıyla malikin mülkünü kullanma,
semerelerinden yararlanma ve mülkü üzerinde tasarruf etme yetkilerinden
herhangi birinin sınırlanması mülkiyet hakkına müdahale teşkil eder (Recep
Tarhan ve Afife Tarhan [1. B.], B. No: 2014/1546, 2/2/2017, § 53). Ayrıca
kişinin mal varlığında azalma meydana gelmesi sonucu doğuran kamusal işlem ve
eylemler de mülkiyet hakkına müdahale oluşturur (Tülay Arslan ve diğerleri [1.
B.], B. No: 2014/7051, 2/2/2017, § 77).
12. İtiraz konusu kuralın da yer aldığı cümlede; tütün, tütün mamulleri, makaron, yaprak sigara kâğıdı,
sigara filtresi, alkol ve alkollü içecekleri üretim ve ithalatı faaliyetleri
ile tütün ticareti yetki belgesi kapsamında faaliyette bulunanlar veya ilk defa
bulunmak üzere başvuru yapanlar ile belge tadili veya süre uzatımına ilişkin
talepleri olanlar için elli milyon Türk lirasına kadar teminat yükümlülüğü
öngörülmektedir. Kamu otoritelerince kişilerden teminat istenmesi mülkiyet
hakkına yönelik bir sınırlama oluşturmaktadır (benzer değerlendirmeler için bkz.
AYM, E.2022/108, K.2023/55,
22/3/2023, § 28). Dolayısıyla kuralda
belirtilen faaliyetlerde bulunanlar ile bu faaliyetlerde bulunacaklara yönelik
olarak teminat gösterme yükümlülüğü öngörülmesinin mülkiyet hakkına sınırlama
getirdiği açıktır.
13. Anayasa’nın 35. maddesinin ikinci
fıkrasında mülkiyet hakkının kanunla sınırlanabileceği belirtilmek suretiyle
mülkiyet hakkına sınırlama getiren düzenlemelerin kanunda öngörülmesi gerektiği
ifade edilmiştir.
14. Öte yandan mülkiyet hakkına sınırlama getirilirken Anayasa’nın temel hak
ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin genel ilkeleri düzenleyen 13.
maddesinin de gözönünde bulundurulması gerekmektedir.
15. Anayasa’nın 13. maddesinde “Temel
hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili
maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir.
Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve
lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”
denilmektedir. Buna göre mülkiyet hakkına sınırlama getiren düzenlemelerin
kanunla yapılması, Anayasa’da öngörülen sınırlama sebebine uygun olması ve
ölçülü olması gerekir.
16. Anayasa’nın anılan hükümleri
uyarınca mülkiyet hakkına yapılan sınırlamalarda gözetilecek öncelikli ölçüt,
sınırlamanın kanunla yapılmasıdır. Anayasa
Mahkemesinin sıkça vurguladığı gibi temel hakları sınırlayan kanunun şeklen var
olması yeterli olmayıp yasal kuralların keyfîliğe izin vermeyecek şekilde
belirli, ulaşılabilir ve öngörülebilir düzenlemeler niteliğinde olması gerekir.
17. Anayasa’da
kanunla düzenlenmesi öngörülen konularda genel ifadelerle yürütme organına
düzenleme yapma yetkisi verilmesi yasama yetkisinin devredilmezliği ilkesine
aykırılık oluşturabilmektedir. Bu nedenle Anayasa’da yer alan temel hak ve
özgürlüklerin sınırlandırılması gibi münhasıran kanunla düzenlenmesi öngörülen
konularda kanunun temel esasları, ilkeleri ve çerçeveyi belirlemiş olması
gerekir. Anayasa koyucunun açıkça kanunla düzenlenmesini öngördüğü konularda
yasama organının temel kuralları saptadıktan sonra uzmanlık ve idare tekniğine
ilişkin hususları yürütmenin türevsel nitelikteki işlemlerine bırakması, yasama
yetkisinin devri olarak yorumlanamaz (AYM, E.2011/42, K.2013/60, 9/5/2013;
E.2019/36, K.2021/15, 4/3/2021, § 57; A.H.C. Turizm İthalat İhracat Sanayi
Ticaret Ltd. Şti. [GK], B. No: 2019/29273, 12/12/2024, § 35). Dolayısıyla Anayasa’nın 13. ve 35. maddelerinde
sınırlama ölçütü olarak belirtilen kanunilik, Anayasa’nın 7. maddesinde
güvenceye alınan yasama yetkisinin devredilmezliği ilkesi ışığında
yorumlanmalıdır.
18. 4733 sayılı Kanun’un 8/A maddesinin
birinci fıkrasında, Bakanlığın talep edebileceği teminat tutarının elli milyon
Türk lirasına kadar olabileceği ve bu teminatın 6183 sayılı Kanun’un 10.
maddesinin birinci fıkrasının (1), (2) ve (3) numaralı bentlerinde belirtilen
türde olabileceği belirtilerek teminatın üst sınırı ve teminat türlerine yer
verilmiştir. Üst sınırı elli milyon Türk lirası olan teminat tutarının ne kadar
olacağının ise mükelleflerin faaliyet alanı, bu konuda yaptıkları faaliyete
ilişkin süre, talep ettiği belge, işlem türü ve üretim kapasiteleri
hususlarının birlikte veya ayrı ayrı dikkate alınarak Bakanlıkça belirleneceği
açıktır.
19. Ayrıca belirtilen ölçütler esas alınarak teminat
yükümlüsünden alınan teminatın iadesinin gerekmesi durumunda iade edilmesi
gereken miktarın ne olacağı hususunun da -teminat miktarının belirlenmiş olduğu
gözetildiğinde- belirli ve öngörülebilir olduğu, dolayısıyla Bakanlığa verilen
yetkinin sınırları ve kapsamı belirlendiğinden kuralın kanunilik şartını
sağladığı sonucuna varılmıştır.
20. Anayasa’nın 13. maddesinde temel hak ve özgürlüklerin
yalnızca Anayasa’nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak
sınırlanabileceği belirtilmiştir. Anayasa’nın 35. maddesinin ikinci fıkrasında
ise mülkiyet hakkının ancak kamu yararı amacıyla sınırlanabileceği
öngörülmüştür.
21. Teminat yükümlülüğünün hangi amaçlar
kapsamında getirildiği söz konusu Kanun’un 8/A maddesinin birinci fıkrasında
açıkça ifade edilmiştir. Anılan fıkraya göre bu yükümlülük, doğabilecek idari
para cezası ile vergi dairesi ve Sosyal Güvenlik Kurumunca 6183 sayılı Kanun
uyarınca takip edilen diğer kamu alacaklarının güvenliğini sağlamak amacıyla,
dolayısıyla kamu alacağının güvence altına alınması ve korunması amacıyla
getirilmiştir. İleride doğacak kamu alacağının güvence altına alınması amacıyla
teminat istenmesinde kamu yararı bulunduğu, dolayısıyla sınırlamanın anayasal
açıdan meşru amaç taşıdığı sonucuna varılmıştır.
22. Bununla birlikte mülkiyet hakkına
yönelik sınırlamanın Anayasa’nın 13. maddesi uyarınca ölçülü olması gerekir.
Ölçülülük ilkesi elverişlilik, gereklilik ve orantılılık
olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. Elverişlilik öngörülen
sınırlamanın ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasını, gereklilik
ulaşılmak istenen amaç bakımından sınırlamanın zorunlu olmasını, diğer bir
ifadeyle aynı amaca daha hafif bir sınırlama ile ulaşılmasının mümkün
olmamasını, orantılılık ise hakka getirilen sınırlama ile ulaşılmak
istenen amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade
etmektedir.
23. Teminat istenmesinin, ileride tarh
ve tahakkuk ettirilecek vergi ve buna bağlı alacaklar ile prim borçları ve
idari para cezalarının tahsilinin güvenceye bağlanmasını sağlayacak, elverişli
bir araç olduğu açıktır.
24. Kamu alacağı kavramı, kamu
hizmetlerinin finansmanı amacıyla devletin egemenlik gücüne dayanarak koyduğu
mali yükümlülüklerden doğan alacakları ifade etmektedir. Toplumun ortak
ihtiyaçlarını gidermeyi esas alan kamu hizmetlerinin aksatılmadan
yürütülebilmesi için kamu alacaklarının tahsil edilmesi büyük önem
taşımaktadır. Bu nedenle kamu alacağının tahsilinin tehlikeye düşebileceği bazı
durumlar için bu alacağın güvence altına alınmasına yönelik olarak birtakım
koruyucu tedbirlerin öngörülmesi doğaldır (AYM, E.2022/108, K.2023/55,
22/3/2023, § 39; E.2019/100, K.2020/62, 22/10/2020, § 23; E.2018/142,
K.2019/38, 15/5/2019, § 38).
25. Kamu alacağı niteliğindeki vergi ve
benzeri mali yükümlülüklerin ödenmesi için gerekli tedbirlerin alınması ve bu
kapsamda gerekli ve uygun araçların seçilmesinde kanun koyucunun geniş bir
takdir yetkisi bulunmaktadır. Bu geniş takdir yetkisi, kamu alacağının tahsilini
güvence altına almak amacıyla hem gerekli düzenlemeleri ihdas etmek hem de
gerekli tasarruflarda bulunmak bakımından geçerlidir (benzer yöndeki karar için
bkz. AYM, E.2022/108, K.2023/55, 22/3/2023, § 40).
26. Bunun yanı sıra muhtemel bir
alacağın güvence altına alınarak etkisizleşmesinin önüne geçilmesi amacıyla
ihtiyaç duyulan tedbirlerin alınması ve bu tedbirler kapsamında kamu
makamlarının mülk üzerinde belirli bir süreyle hukuki tasarruflarda bulunulması
bakımından devletin geniş bir takdir yetkisi bulunmaktadır (AYM, E.2022/108,
K.2023/55, 22/03/2023, § 41).
27. Bu kapsamda 6183 sayılı Kanun’un 9
ila devamı maddelerinde bazı kamu alacaklarının güvence altına alınması
bakımından teminat yükümlülüğü getirildiği görülmektedir. Bununla birlikte
alkol, tütün, sigara gibi özellik gösteren bazı piyasa ürünlerinin kaçakçılığa konu edilmesi durumunda oluşan
vergi kaybı ve haksız rekabet ortamının ülke ekonomisine zarar verebileceği gözetilerek
kuralla bu tür zararların önüne geçilebilmesi bakımından daha özel tedbirlerin
getirildiği anlaşılmaktadır. Bu bağlamda, 4733
sayılı Kanun’un 8/A maddesi kapsamında öngörülen teminat yükümlülüğünün 6183
sayılı Kanun’un 9. ve devamı maddelerinde düzenlenen teminat yükümlülüğünden -teminatın
istenebilme koşulları bakımından- farklılaştığı gözlemlenmektedir. 6183 sayılı Kanun uyarınca teminat istenebilmesi için
vergi zıyaı cezası kesilmesini ya da kaçakçılık suçlarına temas eden bir
alacağın salınmasını gerektiren olguların tespit edilmiş olması şartı
aranmaktayken, 4733 sayılı Kanun’un 8/A maddesi uyarınca teminat istenebilmesi
için kişinin hukuka aykırı bir fiil işlediğine dair olguların tespit edilmesi
zorunluluğu bulunmamaktadır. Kural olarak kamu alacağının kaybına sebebiyet
veren bir fiil işlediğine dair makul şüphe bulunmayan kişilerin teminat
gösterme biçimindeki ağır bir yükümlülüğe tabi kılınması gerekli görülebilecek
bir tedbir niteliğinde değildir. Ancak 6183 sayılı Kanun’daki teminat
yükümlülüğünün caydırıcılığı sağlamada yetersiz kaldığı ve yaygın bir biçimde
kaçakçılığa konu edilen alkol, tütün, sigara gibi ürün piyasalarıyla sınırlı
olarak, kamu alacağının kaybına sebebiyet veren bir fiil işlendiğine dair makul
şüphe bulunması şartı aranmadan teminat isteme yükümlülüğünün getirilmesinin
kanun koyucunun takdir yetkisi kapsamında başvurabileceği bir tedbir olduğu
değerlendirilmiştir.
28. Bu kapsamda kamu
alacağının güvence altına alınması amacıyla getirildiği açık olan teminat
yükümlülüğünün söz konusu amaca ulaşmak bakımından gerekli olma kriterini
karşıladığı değerlendirilmektedir.
29. Öte yandan sınırlamanın orantılı
olup olmadığı da incelenmelidir. Orantılılık mülkiyet hakkının
sınırlanmasındaki kamu yararı ile kişinin mülkiyet hakkından yararlanmasındaki
bireysel menfaat arasında makul bir denge kurulmasını gerektirmektedir. Teminat
gösterilmesi yükümlülüğü, bir miktar paranın idare nezdinde depo ettirilmesi
suretiyle de ifa edilebilmektedir. Tütün,
tütün mamulleri, makaron, yaprak sigara kâğıdı, sigara filtresi, alkol ve
alkollü içecekleri üretim ve ithalatı faaliyetleri ile tütün ticareti yetki
belgesi kapsamında faaliyette bulunanlar veya ilk defa bulunmak üzere başvuru
yapanlar ile belge tadili veya süre uzatımına ilişkin talepleri olanların
Bakanlığın belirleyeceği tutardaki parayı Bakanlığa depo ettirmeleri bu
kişilerin söz konusu paranın kullanımından Bakanlığın belirleyeceği süre
boyunca mahrum kalmaları sonucunu doğurmaktadır.
30. Teminat gösterme yükümlülüğü altında
bulunan kişinin teminat olarak gösterdiği paranın Bakanlığın kontrolü altında
bulunduğu dönemde para üzerinde tasarrufta bulunma, parayı kullanma veya
paranın değerinin enflasyon karşısında aşınmasını önleyici tedbirler alma
imkânı ortadan kalkmaktadır. Bu paranın Bakanlığın yedinde kaldığı süre boyunca
nemalandırılması ve değerini kaybetmesini önleyici başkaca tedbirlerin
alınması, teminat gösteren kişinin katlandığı bu külfeti dengeleyen bir araç
olacaktır. Oysa kuralda, paranın nemalandırılmasına ve değerini kaybetmesinin
önlenmesine yönelik olarak herhangi bir güvenceye yer verilmemiştir. Ayrıca kuralla,
teminat iadesinin hangi şartlarda yapılacağı hususu da düzenlenmemiştir.
Dolayısıyla kural, belirtilen hususlarda ortaya çıkabilecek keyfîliklerin önüne
geçecek güvenceleri içermemektedir.
31. Bu itibarla kuralın teminat
yükümlüsüne aşırı bir külfet yüklediği, kamu yararı ile mülkiyet hakkı arasında
gözetilmesi gereken adil dengeyi kişi aleyhine bozarak orantısız bir
sınırlamaya neden olduğu sonucuna ulaşılmıştır (benzer yöndeki değerlendirmeler
için bkz. AYM, E.2022/108, K.2023/55, 22/3/2023, § 53).
32. Açıklanan nedenlerle kural,
Anayasa’nın 13. ve 35. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir.
Muhterem İNCE ve Ömer ÇINAR bu görüşe katılmamışlardır.
Kural, Anayasa’nın 13. ve 35.
maddelerine aykırı görülerek iptal edildiğinden Anayasa’nın 2. ve 48. maddeleri
yönünden ayrıca incelenmemiştir.
2. Maddenin Kalan Kısmının İncelenmesi
33. Anayasa’nın “Çalışma ve sözleşme
hürriyeti” başlıklı 48. maddesinin birinci fıkrasında “Herkes, dilediği
alanda çalışma ve sözleşme hürriyetlerine sahiptir. Özel teşebbüsler kurmak
serbesttir.” denilmek suretiyle çalışma özgürlüğünün bir parçası olan
teşebbüs özgürlüğü herkes yönünden güvenceye bağlanmıştır. Teşebbüs
özgürlüğü, her gerçek veya özel hukuk tüzel kişisinin tercih ettiği alanda
ekonomik-ticari faaliyette bulunmak üzere teşebbüs kurabilmesini, dilediği
mesleki faaliyete girebilmesini ve faaliyeti ile mesleğini devletin veya üçüncü
kişilerin müdahalesi olmaksızın dilediği biçimde yürütebilmesini ifade etmektedir
(AYM, E.2015/34, K.2015/48, 13/5/2015).
34. İtiraz konusu kuralla; tütün, tütün mamulleri,
makaron, yaprak sigara kâğıdı, sigara filtresi, alkol ve alkollü içecekleri
üretim ve ithalatı faaliyetleri ile tütün ticareti yetki belgesi kapsamında
faaliyette bulunanlar veya ilk defa bulunmak üzere başvuru yapanlar ile belge
tadili veya süre uzatımına ilişkin talepleri olanlar için elli milyon Türk
lirasına kadar teminat yükümlülüğü öngörülmekte ve söz konusu yükümlülüğün
yerine getirilmemesi hâlinde ilgililerin faaliyete ilişkin belgelerinin teminat
verilinceye kadar askıya alınacağı ve bu süre içinde söz konusu tesis için
başka bir gerçek veya tüzel kişiye de izin, uygunluk ve yetki belgesi
verilmeyeceği hüküm altına alınmak suretiyle teşebbüs özgürlüğüne yönelik bir
sınırlama getirilmektedir.
35. 4733 sayılı Kanun’un 8/A maddesinin birinci
fıkrasında, bu Kanun kapsamında kimlerin hangi faaliyetleri bakımından teminat
yükümlüsü olduğu düzenlenmiştir. Anılan fıkrada, tütün üreticileri ile tütün
üretim ve pazarlama kooperatifleri hariç olmak üzere, tütün, tütün mamulleri, makaron,
yaprak sigara kâğıdı, sigara filtresi, alkol ve alkollü içeceklerin üretim ve
ithalat faaliyetleri ile tütün ticareti yetki belgesi kapsamındaki faaliyetlere
ilişkin izin, uygunluk ve yetki belgesi bulunanlar ile izin, uygunluk ve yetki
belgesi başvurusu, tadili veya süre uzatımına ilişkin talepleri olanlar teminat
göstermekle yükümlü kılınmıştır. Söz konusu fıkraya göre teminat, doğabilecek
idari para cezaları ve vergi dairesi ile Sosyal Güvenlik Kurumunca 6183 sayılı
Kanun uyarınca takip edilen diğer amme alacaklarının güvenliğini sağlamak
amacıyla alınabilecektir.
36. Fıkrada Bakanlığın talep edebileceği teminat tutarına
ilişkin olarak bir üst sınır getirilmiş, teminat türleri Kanun’la belirlenmiş
ve teminat tutarının belirlenmesinde gözetilecek ölçütlere de yer verilmiştir.
37. Kuralda teminatın verilmesi gereken zamanı,
tamamlanmasına ilişkin hususları belirlemeye, teminat tutarını izin
belgelerinin türleri itibarıyla farklılaştırmaya, ilk defa işe başlayanlar ile
faaliyetlerine devam edenler açısından farklı teminat tutarı belirlemeye,
teminat tutarını sıfıra kadar indirmeye ve her takvim yılı için, bir önceki
yıla ilişkin olarak 213 sayılı Kanun’un mükerrer 298. maddesi uyarınca tespit
ve ilan edilen yeniden değerleme oranına kadar, takvim yılı başından geçerli
olmak üzere artırmaya, hangi hâllerde teminat aranılmayacağını ve uygulamaya
ilişkin diğer usul ve esasları belirleme hususunda Bakanlık yetkili
kılınmıştır. Bakanlığın bu yetkisini kullanırken mükelleflerin faaliyet alanı,
bu konuda yaptıkları faaliyete ilişkin süre, talep ettiği belge, işlem türü ve
üretim kapasiteleri hususlarını gözetmek zorunda olduğunda şüphe
bulunmamaktadır.
38. Ayrıca 4733 sayılı
Kanun’un 8/A maddesinin ikinci fıkrasında
izin, uygunluk ve yetki belgesine tabi faaliyetlerde bulunanlardan birinci
fıkraya göre istenen teminatı vermeyenlerin faaliyete ilişkin belgelerinin
teminat verilinceye kadar askıya alınacağı ve bu süre içinde söz konusu tesis
için başka bir gerçek veya tüzel kişiye de izin, uygunluk ve yetki belgesi
verilmeyeceği belirtilmiş, bu kapsamda teminat yükümlüsünün teminatı vermemesi
durumunda uygulanacak tedbirler de belirlenmiştir. Yine anılan fıkrada
teminatın paraya çevrilmesi hâlinde paylaştırmanın nasıl yapılacağı da paraya
çevrilen tutarın alacaklı idareler arasında garameten taksim edileceği hükmüne
yer verilmek suretiyle belirtilmiştir.
39. Bu kapsamda kuralın belirli ve öngörülebilir olduğu, Bakanlığa
verilen yetkinin sınırları ve kapsamının belirlendiği, dolayısıyla kanunilik
şartını sağladığı sonucuna ulaşılmıştır.
40. Anayasa’nın 48. maddesinde teşebbüs özgürlüğü mutlak
bir hak olarak düzenlenmemiş olup anılan maddenin ikinci fıkrasında “Devlet,
özel teşebbüslerin millî ekonominin gereklerine ve sosyal amaçlara uygun
yürümesini, güvenlik ve kararlılık içinde çalışmasını sağlayacak tedbirleri
alır.” hükmüne yer verilmek suretiyle millî ekonominin gerekleri ve sosyal
amaçlarla bu özgürlüğe sınırlamalar getirilebilmesine imkân sağlanmıştır.
Nitekim anılan maddenin gerekçesinde de “Devlet, kamu yararı olan hallerde
ve millî ekonominin gerekleri ve sosyal amaçlarla özel teşebbüs özgürlüğüne
sınırlamalar getirebilir.” denilerek millî ekonominin gerekleri ve sosyal
amaçların teşebbüs özgürlüğü yönünden birer sınırlama sebebi olduğu
vurgulanmıştır (AYM, E.2015/34, K.2015/48, 13/5/2015).
41. 4733 sayılı Kanun kapsamındaki
teşebbüslerin teminat gösterme yükümlülüğü altına sokulması suretiyle mülkiyet
hakkına getirilen sınırlamanın meşru amacının bulunduğuna ve elverişlilik ile
gereklilik kriterlerini karşıladığına yönelik olarak yukarıda yapılan
açıklamalar uygun düştüğü ölçüde, teminat gösterme yükümlülüğü ve bu
yükümlülüğün yerine getirilmemesi durumunda bunların faaliyetlerinin askıya alınmasının
ve bu tür bir faaliyetlere izin verilmemesinin öngörülmesi suretiyle teşebbüs
özgürlüğünün sınırlanmasının meşru amacı ile elverişliliği ve gerekliliği
yönünden de aynen geçerlidir (bkz. §§ 21, 23-28).
42. Öte
yandan kamu alacağının güvence altına alınmasını sağlamak bakımından
ilgililerin söz konusu teminatı vermeye zorlanmalarını sağlayacak şekilde bu
yükümlülüğün yerine getirilmemesi durumunda faaliyetlerin askıya alınmasını,
başka bir teşebbüse de izin verilmemesini öngören tedbirlerin de anayasal
sınırlar içinde kanun koyucunun takdirinde olduğunda şüphe bulunmamaktadır. Bu kapsamda kamu alacağının güvence altına alınması
amacıyla getirildiği açık olan teminat yükümlülüğünün yerine getirilmemesi hâlinde
faaliyeti askıya alma ve faaliyete izin vermeme tedbirlerinin söz konusu amaca
ulaşmak bakımından gerekli olmadığı söylenemez.
43. Kuralla getirilen teminatın üst sınırının Kanun’da
belirtildiği, teminatın tutarının teminat yükümlüsünün piyasadaki faaliyetine
göre değişkenlik gösterebileceği, kamu alacağının korunması amacıyla getirilen
teminat yükümlülüğünün yerine getirilmesi hâlinde ilgililerin talep ettikleri
belgelerini alabilecekleri ve askıya alma tedbirinin de son bulacağı açıktır.
Dolayısıyla teminat yükümlülüğü kapsamında idarece alınan kararların idari
yargı denetimine tabi olduğu da gözetildiğinde kuralda öngörülen tedbirlerin
orantılı olduğu sonucuna varılmıştır.
44. Bu itibarla kuralla kamu alacağının
korunarak kamu zararının önlenmesi amacıyla teşebbüs özgürlüğüne getirilen
sınırlamanın kişilere aşırı bir külfet yüklemediği, teşebbüs özgürlüğüne
getirilen sınırlama ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir dengenin
gözetildiği anlaşılmaktadır.
45. Açıklanan nedenle kural, Anayasa’nın 13. ve 48.
maddelerine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir.
Engin YILDIRIM, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Selahaddin MENTEŞ
ve Kenan YAŞAR bu görüşe katılmamışlardır.
Kuralın Anayasa’nın 2. ve 35. maddelerine de aykırı
olduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 13.
ve 48. maddeleri yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmış
olması nedeniyle Anayasa’nın 2. ve 35. maddeleri yönünden ayrıca bir inceleme
yapılmasına gerek görülmemiştir.
IV. İPTAL KARARININ YÜRÜRLÜĞE GİRECEĞİ GÜN SORUNU
46. Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasında “Kanun,
Cumhurbaşkanlığı kararnamesi veya Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü ya da
bunların hükümleri, iptal kararlarının Resmî Gazetede yayımlandığı tarihte
yürürlükten kalkar. Gereken hallerde Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün yürürlüğe
gireceği tarihi ayrıca kararlaştırabilir. Bu tarih, kararın Resmî Gazetede
yayımlandığı günden başlayarak bir yılı geçemez.” denilmekte, 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve
Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 66. maddesinin
(3) numaralı fıkrasında da bu kural tekrarlanarak mahkemenin gerekli gördüğü
hâllerde Resmî Gazete’de yayımlandığı günden başlayarak iptal kararının
yürürlüğe gireceği tarihi bir yılı geçmemek üzere ayrıca kararlaştırabileceği
belirtilmektedir.
47. 4733 sayılı Kanun’un 8/A maddesinin birinci
fıkrasında yer alan “…iadesi ile…” ibaresinin iptali nedeniyle
doğacak hukuksal boşluk kamu yararını ihlal edecek nitelikte görüldüğünden
Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasıyla 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin
(3) numaralı fıkrası gereğince iptal hükmünün kararın Resmî Gazete’de
yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra yürürlüğe girmesi uygun görülmüştür.
V. HÜKÜM
3/1/2002 tarihli ve 4733 sayılı Tütün, Tütün Mamulleri ve
Alkol Piyasasının Düzenlenmesine Dair Kanun’a 30/11/2022 tarihli ve 7423 sayılı
Kanun’un 5. maddesiyle eklenen 8/A maddesinin;
A. Birinci
fıkrasında yer alan “…iadesi ile…” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, Muhterem İNCE ile Ömer ÇINAR’ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA, iptal hükmünün Anayasa’nın 153.
maddesinin üçüncü fıkrası ile 30/3/2011 tarihli ve 6216
sayılı Anayasa Mahkemesinin
Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince
KARARIN RESMÎ GAZETE’DE YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK DOKUZ AY SONRA YÜRÜRLÜĞE
GİRMESİNE OYBİRLİĞİYLE,
B. Kalan
kısmının Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE, Engin YILDIRIM, Yusuf
Şevki HAKYEMEZ, Selahaddin MENTEŞ ile Kenan YAŞAR’ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
8/10/2025 tarihinde
karar verildi.
|
Başkan
Kadir ÖZKAYA
|
Başkanvekili
Basri BAĞCI
|
Üye
Engin YILDIRIM
|
|
Üye
Rıdvan GÜLEÇ
|
Üye
Recai AKYEL
|
Üye
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
|
|
Üye
Yıldız SEFERİNOĞLU
|
Üye
Selahaddin MENTEŞ
|
Üye
İrfan FİDAN
|
|
Üye
Kenan YAŞAR
|
Üye
Muhterem İNCE
|
|
|
Üye
Yılmaz AKÇİL
|
Üye
Ömer ÇINAR
|
|
|
|
|
|
|
KARŞI
OY GEREKÇESİ
1.
4733 sayılı Tütün, Tütün Mamulleri ve
Alkol Piyasasının Düzenlenmesine Dair Kanun’a, 30/11/2022 tarihli ve 7423
sayılı Kanun’un 5. maddesiyle eklenen 8/A maddesinin birinci fıkrasında yer
alan “...iadesi ile...” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline,
maddenin kalan kısmının ise Anayasa’ya aykırı olmadığına ve reddine karar
verilmiştir.
2.
İptal kararına katılmakla birlikte,
maddenin kalan kısmının Anayasa’ya aykırı olmadığı yönündeki çoğunluk görüşüne
aşağıda açıklanan gerekçelerle iştirak edilmemiştir.
3.
Kural uyarınca; tütün, tütün
mamulleri, makaron, yaprak sigara kâğıdı, sigara filtresi, alkol ve alkollü
içkilerin üretim ve ithalatı faaliyetleri ile tütün ticareti yetki belgesi
kapsamında faaliyette bulunanlar veya ilk defa bulunmak üzere başvuru yapanlar
ile belge tadili veya süre uzatımı talebinde bulunanlar için elli milyon Türk
lirasına kadar teminat yükümlülüğü öngörülmektedir.
4.
Bu yükümlülüğün yerine getirilmemesi
hâlinde, ilgililerin faaliyete ilişkin belgelerinin teminat verilinceye kadar
askıya alınacağı ve bu süre içinde söz konusu tesis için başka bir gerçek veya
tüzel kişiye de izin, uygunluk ve yetki belgesi verilmeyeceği düzenlenmiştir.
5.
Böylece kural, ekonomik faaliyette
bulunma hakkı üzerinde doğrudan sonuç doğuran, teşebbüs özgürlüğüne yönelik
ağır bir sınırlama içermektedir.
6.
Anayasa Mahkemesi, benzer nitelikteki
düzenlemeleri daha önce incelemiş ve bu kapsamda ölçülülük ilkesine vurgu yapmıştır.
7.
Mahkeme, 4733 sayılı Kanun’un 8.
maddesinin sekizinci fıkrası hakkında verdiği kararda, kovuşturma süreci
sonuçlanıncaya kadar faaliyet belgelerinin askıya alınmasına yönelik tedbirin,
değişen koşullara göre gözden geçirilmesine imkân tanımadığı, bu sebeple
kişilere aşırı külfet yüklediği ve kamu yararı ile teşebbüs özgürlüğü
arasındaki makul dengeyi bozduğu gerekçesiyle iptal kararı vermiştir (AYM,
E.2023/32, K.2023/138, 26/7/2023, §§ 12–27).
8.
Aynı şekilde Mahkeme, 5015 sayılı
Petrol Piyasası Kanunu’nun 20. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, belirli
suçlar yönünden lisanslı faaliyetlerin geçici olarak durdurulmasını öngören
düzenlemeyi, daha hafif bir tedbire imkân tanımaması nedeniyle ölçüsüz bularak
iptal etmiştir (AYM, E.2023/35, K.2023/163, 28/9/2023, §§ 24–27).
9.
Keza, aynı Kanun’un 20. maddesinin
ikinci fıkrasının (g) bendinde yer alan ve vergi incelemesi sonuçlanıncaya
kadar aynı tesis için başka bir kişiye lisans verilemeyeceğini öngören hüküm de
kişilere aşırı külfet yüklediği ve makul dengeyi bozduğu gerekçesiyle iptal
edilmiştir (AYM, E.2023/136, K.2024/127, 27/6/2024, §§ 19–21).
10. Kuralın ikinci fıkrasında, bu Kanun kapsamında izin,
uygunluk ve yetki belgesine tabi faaliyetlerde bulunanlardan birinci fıkraya
göre istenilen teminatı vermeyenlerin faaliyete ilişkin belgelerinin teminat
verilinceye kadar askıya alınacağı ve bu süre içinde söz konusu tesis için
başka bir gerçek veya tüzel kişiye de izin, uygunluk ve yetki belgesi
verilmeyeceği hüküm altına alınmıştır. Kamu alacağını güvence altına almak
bakımından ilgililerin zorlanması yönündeki söz konusu yaptırımın, kamu
alacağını ısrarlı biçimde, tekrar eden şekilde ödemeyenler veya mevcut bir kamu
alacağı bulunlar gibi bir sınır da getirmeksizin kuralda belirtilen alanlarda
faaliyet yürütenlerin tamamı bakımından öngörüldüğü açıktır.
11. Ayrıca söz konusu tedbirler, somut olayın koşulları
değerlendirilmek suretiyle askıya alma işlemi veya izin vermeme yaptırımını
hafifleterek uygulayabilmeye imkân verecek şekil ve şartlarda da düzenlenmemiştir.
Bu durumda, ileride doğma ihtimali bulunan kamu alacaklarına ilişkin öngörülen
teminat yükümlülüğünün yerine getirilmemesine, faaliyetin askıya alınması ve
söz konusu tesis için başka bir gerçek veya tüzel kişiye izin verilmemesi
şeklinde o alanda yürütülen ticari faaliyetin ilgili bakımından durmasına neden
olacak ve dolayısıyla teşebbüs özgürlüğü bakımından ağır sonuçlar doğuracak
tedbirler öngörüldüğü anlaşılmaktadır. Bu itibarla kuralın kişilere aşırı bir
külfet yüklediği, kamu zararının önlenmesi yönündekindeki amaç ile teşebbüs
özgürlüğüne getirilen sınırlama arasındaki makul dengenin bozulmasına neden
olduğu anlaşılmaktadır.
12. Kısacası kural, kişilere aşırı bir külfet yüklemekte;
kamu zararının önlenmesi yönündeki meşru amaca ulaşmak için gerekli olan
sınırın ötesine geçmektedir.
13. Bu sebeple kamu yararı ile teşebbüs özgürlüğü arasındaki
makul denge bozulmuş, Anayasa’nın 13. ve 48. maddelerinde güvence altına alınan
ilkeler ihlal edilmiştir.
14. Açıklanan nedenlerle, kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu
kanaati ile çoğunluğun görüşüne iştirak edilmemiştir.
|
Üye
Engin YILDIRIM
|
Üye
Kenan YAŞAR
|
KARŞIOY
GEREKÇESİ
1. Mahkememiz çoğunluğunun 3/1/2002 tarihli ve 4733
sayılı Tütün, Tütün Mamulleri ve Alkol Piyasasının Düzenlenmesine Dair Kanun’a
30/11/2022 tarihli ve 7423 sayılı Kanun’un 5. maddesiyle eklenen 8/A maddesinin
birinci fıkrasında yer alan ve iptal edilen “iadesi ile” kısmı dışındaki
kalan kısmının ve ikinci fıkrasının Anayasa’ya aykırı olmadığı şeklindeki
kanaatine katılmamaktayım.
2. Dava konusu maddenin ilk fıkrasında tütün, tütün
mamulleri, makaron, yaprak sigara kâğıdı, sigara filtresi, alkol ve alkollü
içkilerin üretim ve ithalat faaliyetleri ile tütün ticareti yetki belgesi
kapsamındaki faaliyetlere ilişkin olarak izin, uygunluk ve yetki belgesi
bulunanlar ile izin, uygunluk ve yetki belgesi başvurusu, tadili veya süre
uzatımına ilişkin talepleri olanlardan, doğabilecek idari para cezası ve vergi
dairesi ve Sosyal Güvenlik Kurumunca 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil
Usulü Hakkında Kanun uyarınca takip edilen diğer amme alacaklarının güvenliğini
sağlamak amacıyla elli milyon Türk lirasına kadar teminat alınacağı
öngörülmüştür. Bu teminatın verilmesi gereken zamanı, türünü, tutarını, iadesi
ile tamamlanmasına ilişkin hususları belirleme, teminat tutarını izin
belgelerinin türleri itibarıyla farklılaştırma, ilk defa işe başlayanlar ile
faaliyetine devam edenler açısından farklı teminat tutarı belirleme, teminat
tutarını sıfıra kadar indirme ve her takvim yılı için bir önceki yıla ilişkin
olarak yeniden değerleme oranına kadar, takvim yılı başından geçerli olmak
üzere artırma, hangi hâllerde teminat aranılmayacağını ve uygulamaya ilişkin
diğer usul ve esasları Hazine ve Maliye Bakanlığının görüşünü alarak Tarım ve
Orman Bakanlığının yetkili olduğu öngörülmüştür.
3. İkinci fıkrada ise bu Kanun kapsamında izin, uygunluk
ve yetki belgesine tabi faaliyetlerde bulunanlardan birinci fıkraya göre
istenilen teminatı vermeyenlerin faaliyete ilişkin belgelerinin teminat
verilinceye kadar askıya alınacağı ve bu süre içinde söz konusu tesis için
başka bir gerçek veya tüzel kişiye de izin, uygunluk ve yetki belgesi verilmeyeceği
hüküm altına alınmıştır.
4. Görüldüğü üzere dava konusu kurallar Anayasa’nın 48.
maddesinde güvence altına alınan teşebbüs özgürlüğüne ilişkin düzenlemeler
içermekte olup, getirilen hükümler kişilerin bu özgürlüğüne yönelik müdahale
niteliği taşımaktadır.
5. Dolayısıyla kişilerin serbest teşebbüs özgürlüğüne
sınırlama getirdiği açık olan bu hükümlerdeki Anayasa’ya uygunluk denetiminde
dava konusu fıkra hükümlerinin temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması
sürecinde Anayasa’nın 13. maddesindeki güvencelere uygunluk denetiminden
geçirilmesi gerekmektedir.
6. Bu bağlamda ilk olarak, bu özgürlüğe yönelik
müdahalelerin 13. maddesindeki kanunla sınırlama ve dolayısıyla kanunilik şartını
sağlayıp sağlamadığının ortaya konulması gerekmektedir. Bu bağlamda Mahkememiz
yerleşik içtihadında da ifade edilmekte olduğu üzere bir temel hak ve özgürlüğe
sınırlama getiren kanun hükmünün varlığı tek başına yeterli olmayıp kuralın keyfîliğe
izin vermeyecek şekilde belirli, ulaşılabilir ve öngörülebilir düzenleme
niteliğinde olması gerekmektedir (AYM, E.2023/126, K.2024/67, 07/03/2024, §
25).
7. Zira hukuk devletinde kanuni düzenlemelerin hem
kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer
vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olması, ayrıca
kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesi gerekir.
Kanunda bulunması gereken bu nitelikler hukuki güvenliğin sağlanması bakımından
da zorunludur. Zira bu ilke hukuk normlarının öngörülebilir olmasını,
bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de
yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını
gerekli kılar (AYM, E.2015/41, K.2017/98, 4/5/2017, §§ 153, 154).
8. Dava konusu fıkralarda düzenlenen konu bağlamında kişiler
için Tarım ve Orman Bakanlığına doğabilecek idari para cezası ve kamu alacağına
ilişkin olarak teminat alma, teminatın verilmesi gereken zamanı, türünü,
tutarını, iadesi ile tamamlanmasına ilişkin hususları belirleme, teminat
tutarını farklılaştırma, ilk defa işe başlayanlar ile faaliyetine devam edenler
açısından farklı teminat tutarı belirleme, teminat tutarını sıfıra kadar
indirme ve artırma, hangi hâllerde teminat aranılmayacağını ve teminat
vermeyenlerin bazı tedbirlere başvurma gibi konularda önemli yetkiler
verilmektedir.
9. Bununla birlikte üst sınırı elli milyon Türk lirasına
kadar çıkabilecek olan teminat tutarının kişiler için belirlenmesi sürecinde
hangi kriterlerin dikkate alınacağı konusunda kurallarda bir düzenleme yer
almamaktadır. Yine Kanun’da sıfıra kadar teminat miktarının indirilebilmesi
öngörülmesine rağmen Bakanlığa hangi hallerde teminat alınmayacağını belirleme
yetkisi verildiği konusunda da kurallarla bir çerçeve çizildiği
görülememektedir. Ek olarak ilk defa işe başlayanlar ile faaliyetine devam
edenler açısından farklı teminat tutarı belirleme konusunda yetkili kılınan Bakanlığın,
bu farklılaştırmayı hangi kriterlere göre yapacağı da kanun metninde
düzenlenmiş değildir.
10. Bu durum kişilerin Anayasa’nın 48. maddesinde güvence
altına alınan teşebbüs özgürlüğüne sınırlama getiren dava konusu kuraldaki
kanunla sınırlama koşulu bağlamında oldukça güvencesiz bir durum ortaya
çıkarabilecektir. Zira kanunla sınırlama güvencesi, gerçekleştirilen sınırlama
sürecinde kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına sebebiyet vermeyecek ve
kişiler açısından teşebbüs özgürlüğüne getirilen sınırlamaların öngörülebilir
bir şekilde uygulanmasını sağlayabilecek açıklıkta bir düzenleme yapılmasını
gerekli kılmaktadır.
11. Anayasa Mahkemesinin de bir kararında ifade ettiği
üzere sınırlandırılan hak veya özgürlük ile ilgili olarak gerekli temel çerçevenin
kanun koyucu tarafından belirlenmesi durumunda ancak yürütme ve yargı organları
yasamanın belirlediği ilke ve çizdiği sınırlara bağlı kalmış ve hukuk düzeninde
Anayasa'nın öngördüğü usule uygun olarak çıkarılan kanunların alt kademelerinde
yer alan düzenlemelerle temel hak ve özgürlüklerin kolaylıkla
sınırlandırılabilmesinin önüne geçilmiş olunabilir (bkz.: Şerafettin Can
Atalay (2) [GK], B. No: 2023/53898, 25/10/2023, § 49).
12. Dolayısıyla yukarıda yapılan değerlendirmelerden
hareketle dava konusu kurallarla talep edilecek teminatın tutarının
belirlenmesi için getirilen değerlendirme kriterlerinin, teminatın hiç
alınmaması veya teminat tutarının sıfıra indirilmesi, ilk defa işe başlayanlar
ile faaliyetine devam edenler açısından farklı teminat tutarı belirlenmesi,
teminat tutarının farklılaştırılması ve teminatı gerektiren durumların
gerçekleşmemesi halinde takip edilecek yönteme ilişkin idareye tanınan
yetkilerin kişiler açısından teşebbüs özgürlüğünün sınırlanması noktasında Anayasa’nın
13. maddesindeki kanunilik güvencesini sağlayacak nitelikte düzenlenmediği
sonucuna ulaşmak gerekir.
13. Dolayısıyla kuralın Anayasa’nın 13. maddesindeki
kanunilik güvencesini sağlayamadığı için iptali gerektiği sonucuna ulaşmak
gerekir.
14. Bununla birlikte kuralın Anayasa’nın 13. maddesi
bağlamındaki denetiminde diğer güvenceler yönü ile de inceleme yapılıp buradaki
iki sorunlu yöne de kısaca işaret etmek gerekir.
15. Her ne kadar kuralın meşru amacı noktasında kuralla doğabilecek idari para cezası ve vergi dairesi ve
Sosyal Güvenlik Kurumunca 6183 sayılı Kanun uyarınca takip edilen diğer amme
alacaklarının güvenliğinin sağlanması ve dolayısıyla kamu alacağının güvence
altına alınması ve korunması noktasında bir sorun bulunmuyorsa da kuralın
ölçülülüğü ile ilgili denetim hususunda iki noktada Anayasa’ya aykırılık
olduğunu ifade etmek gerekir.
16. İlk olarak, özellikle kuralın meşru
amacı olarak ifade edilen doğabilecek idari para cezası ve vergi dairesi ve
Sosyal Güvenlik Kurumunca 6183 sayılı Kanun uyarınca takip edilen diğer amme
alacaklarının güvenliğini sağlamak şeklindeki hedefe henüz işin başında izin ve
uygunluk belgesi alım aşamasında dava konusu kuralda öngörülen nitelikte bir
teminat alınması şeklindeki bir araç ile ulaşılmaya çalışılması ölçülülük
ilkesinin gereklilik unsuru yönü ile sorunludur. Bu biçimdeki amaca kişilerin
teşebbüs özgürlüğüne daha hafif müdahalede bulunabilen ve dolayısıyla kişilerin
bu özgürlüklerini daha az sınırlandıracak araçlarla da ulaşmak mümkün
olabileceğine göre burada gereklilik unsuru yönü ile bir Anayasa’ya aykırılık
söz konusudur.
17. İkinci olarak, kamu alacağını
güvence altına alma noktasında dava konusu fıkralarla getirilenlerin aynı
zamanda orantılığı yönü ile de Anayasa’ya aykırılığı mevcuttur. Zira dava konusu
kurallarla henüz işin başında aranan ve oldukça yüksek miktarlarda olabilecek
teminatlar kişilerin teşebbüs özgürlüğüne yönelik orantısız sınırlamalara yol
açabilmektedir. İzin, uygunluk ya da yetki belgesi alma aşamasında öngörülen
teminatı vermeyenlere yönelik yine dava konusu kurallarda yer alan askıya alma,
izin vermeme ve benzeri güçlü yetkiler kişiler açısından ağır külfetler
doğurmakta olup bu durum kişilerin teşebbüs özgürlüğüne orantısız biçimde
müdahale sonucu doğurmaktadır.
18. Nitekim Anayasa Mahkemesi, benzer
bir yaklaşımla ele aldığı 5015 sayılı Kanun’un 20. maddesinin ikinci fıkrasının
(g) bendi ile ilgili kararında, hakkında vergi incelemesi yapılmaya başlanan
gerçek veya tüzel kişinin faaliyet icra ettiği tesiste faaliyetini sona erdirmesi
durumunda vergi incelemesi sonuçlanıncaya kadar aynı tesis için başka bir
gerçek veya tüzel kişiye lisans verilmeyeceğini öngören altıncı cümleyi de
Anayasa’nın 13. ve 48. maddeleri kapsamında değerlendirmiştir. Bu denetimde de Mahkeme,
bahse konu tedbirinin vergi incelemesi sonuçlanıncaya kadar kategorik olarak
devam etmesi ve vergi incelemesi aşamasında değişen şartlara göre anılan
tedbirin devam etmesinin gerekli olup olmadığı yönünde yetkili makamlara bir
değerlendirme yapma imkânı tanınmamasının kişilere aşırı bir külfet yüklediğini,
kamu zararının önlenmesi yönündeki amaç ile teşebbüs özgürlüğüne getirilen
sınırlama arasındaki makul dengenin bozulmasına neden olduğunu değerlendirmiş
ve kuralın iptaline karar vermiştir (bkz.: AYM, E.2023/136, K.2024/127,
27/06/2024, §§ 19-21).
19. Benzer bir diğer kararda da 4733
sayılı Kanun’un 8. maddesinin sekizinci fıkrası kapsamında, bazı fiilleri
işlediği tespit edilen kişiler hakkında kovuşturmaya yer olmadığına dair karar
veya mahkeme kararı kesinleşinceye kadar Kanun kapsamında yürütülen
faaliyetlere ilişkin verilen belgelerin askıya alınması ve adli süreç nihai
olarak sonuçlanmasına kadar bu belgelerin sağlamış olduğu yetkilerden
yararlanılamayacağını düzenleyen kuralı Anayasa’nın 13., 36. ve 48. maddeleri
yönünden denetime tabi tutmuştur. Bu kararda da teşebbüs özgürlüğüne ilişkin askıya
alma tedbirinin, değişen koşullara göre soruşturma ve kovuşturma aşamasında
gözden geçirilerek kaldırılmasına veya bu süre zarfında faaliyete ilişkin
belgelerin askıya alınmasından daha hafif tedbirin uygulanmasına imkân tanımadığı,
kişilere aşırı bir külfet yüklendiği ve kamu zararının önlenmesi biçimindeki
amaç ile teşebbüs özgürlüğüne getirilen sınırlama arasındaki makul dengenin
bozulduğu gerekçesiyle kuralın orantısız bir sınırlama getirerek ölçülülük
ilkesine aykırı olduğu sonucuna ulaşmıştır (bkz.: AYM, E.2023/32, K.2023/138,
26/7/2023, §§ 12-35).
20. Dolayısıyla yukarıda sıralanan
gerekçelerle dava konusu fıkra hükümlerinin de kişilerin teşebbüs özgürlüğüne
hem gereklilik hem de orantılılık şartlarını sağlamaktan uzak kurallarla
müdahalede bulunmuş olunması kuralları Anayasa’nın 13. maddesinde öngörülen
ölçülülük ilkesine aykırı hale getirmektedir.
21. Sonuç olarak, 3/1/2002 tarihli ve 4733 sayılı Tütün,
Tütün Mamulleri ve Alkol Piyasasının Düzenlenmesine Dair Kanun’a 30/11/2022
tarihli ve 7423 sayılı Kanun’un 5. maddesiyle eklenen 8/A maddesinin birinci
fıkrasında yer alan ve iptal edilen “iadesi ile” kısmı dışındaki kalan
kısmının ve ikinci fıkrasının hem temel hak
ve özgürlüklerin sınırlandırılmasındaki kanunilik şartını taşımadığı hem de
ölçülülük ilkesine aykırı bir sınırlama niteliğinde olduğu gerekçesiyle Anayasa’nın
13. ve 48. maddelerine aykırı olduğu için iptali gerektiği kanaatiyle Mahkememiz çoğunluğunun aksi yöndeki kararına
katılmamaktayım.
KARŞI OY GEREKÇESİ
1.
Anayasa Mahkemesinin sayın
çoğunluğunca; 3/1/2002 tarihli ve 4733 sayılı Tütün, Tütün Mamulleri ve Alkol
Piyasasının Düzenlenmesine Dair Kanun’a 30/11/2022 tarihli ve 7423 sayılı
Kanun’un 5. maddesiyle eklenen 8/A maddesinin; birinci fıkrasında yer alan
“…iadesi ile…” ibarenin iptaline oyçokluğuyla karar verilmiştir. Maddenin kalan
kısmının Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın reddine karar verilmiştir.
Maddenin kalan kısmının Anayasa’ya aykırı olduğu düşüncesiyle Aşağıda
belirteceğim gerekçelerle sayın çoğunluğun görüşüne katılmadım.
2.
Anayasa’nın “Çalışma
ve sözleşme hürriyeti” başlıklı 48. maddesinin birinci fıkrasında “Herkes,
dilediği alanda çalışma ve sözleşme hürriyetlerine sahiptir. Özel teşebbüsler
kurmak serbesttir.” denilmek suretiyle çalışma özgürlüğünün bir parçası
olan teşebbüs özgürlüğü herkes yönünden güvenceye bağlanmıştır. Teşebbüs
özgürlüğü, her gerçek veya özel hukuk tüzel kişisinin tercih ettiği alanda
ekonomik-ticari faaliyette bulunmak üzere teşebbüs kurabilmesini, dilediği
mesleki faaliyete girebilmesini ve faaliyeti ile mesleğini devletin veya üçüncü
kişilerin müdahalesi olmaksızın dilediği biçimde yürütebilmesini ifade etmektedir
(AYM, E.2015/34, K.2015/48, 13/5/2015).
3.
Kuralla; tütün, tütün mamulleri,
makaron, yaprak sigara kâğıdı, sigara filtresi, alkol ve alkollü içkilerin
üretim ve ithalatı faaliyetleri ile tütün ticareti yetki belgesi kapsamında
faaliyette bulunanlar veya ilk defa bulunmak üzere başvuru yapanlar ile belge
tadili veya süre uzatımına ilişkin talepleri olanlar için elli milyon Türk
lirasına kadar teminat yükümlülüğü öngörülmekte ve söz konusu yükümlülüğün
yerine getirilmemesi halinde ilgililerin faaliyete ilişkin belgelerinin teminat
verilinceye kadar askıya alınacağı ve bu süre içinde söz konusu tesis için
başka bir gerçek veya tüzel kişiye de izin, uygunluk ve yetki belgesi
verilmeyeceği hüküm altına alınmak suretiyle teşebbüs özgürlüğüne yönelik bir
sınırlama getirilmektedir.
4.
Maddenin birinci fıkrasında yer alan
“…iadesi ile…” ibaresine ilişkin incelemede kanunilik ilkesi yönünden,
teminat yükümlüsü, teminatın türü ve miktarı, tamamlanması ve zamanına ilişkin
yapılan açıklamalar kural bakımından da geçerlidir. Ayrıca kuralla izin,
uygunluk ve yetki belgesine tabi faaliyetlerde bulunanlardan maddenin birinci
fıkrasına göre istenilen teminatı vermeyenlerin faaliyete ilişkin belgelerinin
teminat verilinceye kadar askıya alınacağı ve bu süre içinde söz konusu tesis
için başka bir gerçek veya tüzel kişiye de izin, uygunluk ve yetki belgesi
verilmeyeceği belirtilmiş, bu kapsamda teminat yükümlüsünün teminatı vermemesi
durumunda uygulanacak tedbirler de belirlenmiştir. Yine maddenin ikinci
fıkrasında teminatın paraya çevrilmesi halinde paylaştırmanın nasıl yapılacağı
da paraya çevrilen tutarın alacaklı idareler arasında garameten taksim
edileceği hükmüne yer verilmek suretiyle belirtilmiştir. Bu kapsamda kuralın
belirli, ulaşılabilir ve öngörülebilir olduğu değerlendirilmiştir.
5.
Anayasa’nın 48. maddesinde teşebbüs
özgürlüğü mutlak bir hak olarak düzenlenmemiş olup anılan maddenin ikinci
fıkrasında “Devlet, özel teşebbüslerin millî ekonominin gereklerine ve
sosyal amaçlara uygun yürümesini, güvenlik ve kararlılık içinde çalışmasını
sağlayacak tedbirleri alır.” hükmüne yer verilmek suretiyle millî
ekonominin gerekleri ve sosyal amaçlarla bu özgürlüğe sınırlamalar
getirilebilmesine imkân sağlanmıştır. Nitekim anılan maddenin gerekçesinde de “Devlet,
kamu yararı olan hallerde ve millî ekonominin gerekleri ve sosyal amaçlarla
özel teşebbüs özgürlüğüne sınırlamalar getirebilir.” denilerek millî
ekonominin gerekleri ve sosyal amaçların teşebbüs özgürlüğü yönünden birer
sınırlama sebebi olduğu vurgulanmıştır (AYM, E.2015/34, K.2015/48, 13/5/2015).
6.
Teminat
yükümlülüğünün hangi amaçlar kapsamında getirildiği 8/A maddesinin birinci
fıkrasında açıkça ifade edilmiştir. Anılan fıkraya göre söz konusu yükümlülük,
doğabilecek idari para cezası ve vergi dairesi ve Sosyal Güvenlik Kurumunca 6183
sayılı Kanun uyarınca takip edilen diğer amme alacaklarının güvenliğini
sağlamak amacıyla, dolayısıyla kamu alacağının güvence altına alınması ve
korunması amacıyla getirilmiştir. Bu bakımdan sınırlamanın anayasal açıdan
meşru amaç taşıdığı açıktır.
7.
Bununla birlikte
teşebbüs özgürlüğüne yönelik sınırlamanın Anayasa’nın 13. maddesi uyarınca
ölçülü olması gerekir. Ölçülülük ilkesi; elverişlilik, gereklilik
ve orantılılık olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. Elverişlilik öngörülen
sınırlamanın ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasını, gereklilik
ulaşılmak istenen amaç bakımından sınırlamanın zorunlu olmasını, diğer bir
ifadeyle aynı amaca daha hafif bir sınırlama ile ulaşılmasının mümkün
olmamasını, orantılılık ise hakka getirilen sınırlama ile ulaşılmak
istenen amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade
etmektedir.
8.
Kamu alacağı
kavramı, kamu hizmetlerinin finansmanı amacıyla devletin egemenlik gücüne
dayanarak koyduğu mali yükümlülüklerden doğan alacakları ifade etmektedir.
Toplumun ortak ihtiyaçlarını gidermeyi esas alan kamu hizmetlerinin
aksatılmadan yürütülebilmesi için kamu alacaklarının tahsil edilmesi büyük önem
taşımaktadır. Bu nedenle kamu alacağının tahsilinin tehlikeye düşebileceği bazı
durumlar için bu alacağın güvence altına alınmasına yönelik birtakım koruyucu
tedbirlerin öngörülmesi doğaldır (AYM, E.2022/108, K.2023/55, 22/03/2023, § 39;
E.2018/142, K.2019/38, 15/5/2019, § 38; E.2019/100, K.2020/62, 22/10/2020, §
23).
9.
Kamu alacağı
niteliğindeki vergi ve benzeri mali yükümlülüklerin ödenmesi için gerekli
tedbirlerin alınması ve bu kapsamda gerekli ve uygun araçların seçilmesinde
kanun koyucunun geniş bir takdir yetkisi bulunmaktadır. Bu geniş takdir
yetkisi, vergilerin tahsilini güvence altına almak amacıyla hem gerekli
vergisel düzenlemeleri ihdas etmek hem de gerekli tasarruflarda bulunmak
bakımından geçerlidir (AYM, E.2022/108, K.2023/55, 22/03/2023, § 40).
10.
Bunun yanı sıra
muhtemel bir alacağın güvence altına alınarak etkisizleşmesinin önüne geçilmesi
amacıyla ihtiyaç duyulan tedbirlerin alınması ve bu tedbirler kapsamında kamu
makamlarının mülk üzerinde belirli bir süreyle hukuki tasarruflarda bulunulması
bakımından devletin geniş bir takdir yetkisi bulunmaktadır (AYM, E.2022/108,
K.2023/55, 22/03/2023, § 41).
11.
6183 sayılı Kanun’un
9 ila devamı maddelerinde belirli kamu alacaklarının güvence altına alınması
bakımından da teminat yükümlülüğü getirildiği anlaşılmaktadır. Bununla
birlikte, alkol, tütün, sigara gibi özellik arz eden bazı piyasa ürünlerinin kaçakçılığa konu edilmesi durumunda oluşan
vergi kaybı ve haksız rekabet ortamının ülke ekonomisine zarar verebileceği, bu
tür zararların önüne geçilebilmesi bakımından kanun koyucunun takdir yetkisi
kapsamında daha özel tedbirlerin alınması gerekebileceği açıktır.
12.
Öte yandan kamu alacağının güvence
altına alınmasını sağlayabilmek bakımından ilgililerin söz konusu teminatı
vermeye zorlanmalarını sağlayacak tedbirlerin alınmasının da anayasal sınırlar
içinde kanun koyucunun takdirinde olduğu ve gerekli olabileceği açıktır.
13.
Bu kapsamda kamu
alacağının güvence altına alınması amacıyla getirildiği anlaşılan teminat
yükümlülüğünün söz konusu amaca ulaşmak bakımından elverişli olduğu, kanun
koyucunun kamu alacağını güvence altına alacak tedbirlerin belirlenmesi
noktasındaki takdir yetkisi de gözönünde bulundurulduğunda geçici tedbir
niteliğindeki teminat yükümlülüğünün gerekli de olmadığı söylenemez.
Bununla birlikte; getirilen teminat
yükümlülüğünün orantılı olup olmadığının da incelenmesi gerekir.
14.
Anayasa Mahkemesi,
4733 sayılı Kanun’un 8. maddesinin sekizinci fıkrası kapsamında, bazı fiilleri
işlediği tespit edilen kişiler hakkında kovuşturmaya yer olmadığına dair karar
veya mahkeme kararı kesinleşinceye kadar Kanun kapsamında yürütülen faaliyetlere
ilişkin verilen belgelerin askıya alınması ve adli süreç nihai olarak
sonuçlanmasına kadar bu belgelerin sağlamış olduğu yetkilerden
yararlanılamayacağını düzenleyen kuralı Anayasa’nın 13., 36., 48. maddeleri
yönünden incelemiştir. Kararda teşebbüs özgürlüğüne ilişkin askıya alma
tedbirinin, değişen koşullara göre soruşturma ve kovuşturma aşamasında gözden
geçirilerek kaldırılmasına veya bu süre zarfında faaliyete ilişkin belgelerin
askıya alınmasından daha hafif tedbirin uygulanmasına imkân tanımadığı,
kişilere aşırı bir külfet yüklendiği ve kamu zararının önlenmesi biçimindeki
amaç ile teşebbüs özgürlüğüne getirilen sınırlama arasındaki makul dengenin
bozulduğu, bu kapsamda kuralla orantısız dolayısıyla ölçüsüz bir sınırlama
getirildiği gerekçesiyle iptal edilmiştir (AYM, E.2023/32, K.2023/138,
26/7/2023, §§ 12-27).
15.
Mahkeme bir başka
kararında, 5015 sayılı Petrol Piyasası Kanunu’nun 20. maddesinin ikinci
fıkrasında yer alan ve 213 sayılı Kanun’un 359. maddesi kapsamında düzenlenen
bazı suçlarla ilgili olarak rafineri hariç her türlü tesiste lisansa tabi tüm
faaliyetlerin, kovuşturmaya yer olmadığına dair karar veya mahkeme kararı
kesinleşinceye kadar geçici olarak durdurulmasını öngören kurala ilişkin
incelemeyi de Anayasa’nın 13. ve 48. maddeleri kapsamında yapmıştır. Anılan
kararda Mahkeme, kuralla öngörülen tedbirin, değişen şartlara göre soruşturma
ve kovuşturma aşamasında gözden geçirilerek kaldırılmasına veya bu süre
zarfında faaliyetin geçici olarak durdurulmasında daha hafif tedbirin uygulanmasına
imkân vermediği, bu bakımdan kuralın kişilere aşırı bir külfet yüklediği ve kamu
zararının önlenmesi biçimindeki amaç ile teşebbüs özgürlüğüne getirilen
sınırlama arasındaki makul dengenin bozulduğu, dolayısıyla ölçüsüz bir
sınırlamaya neden olduğu gerekçesiyle iptal etmiştir (AYM, E.2023/35,
K.2023/163, 28/9/2023, §§ 24-27).
16.
Mahkeme, 5015 sayılı
Kanun’un 20. maddesinin ikinci fıkrasının (g) bendinin, hakkında vergi
incelemesi yapılmaya başlanan gerçek veya tüzel kişinin faaliyet icra ettiği
tesiste faaliyetini sona erdirmesi durumunda vergi incelemesi sonuçlanıncaya
kadar aynı tesis için başka bir gerçek veya tüzel kişiye lisans verilmeyeceğini
öngören altıncı cümlesini de Anayasa’nın 13. ve 48. maddeleri kapsamında
incelemiştir. Mahkeme, yukarıda yer verilen kararında ortaya koyduğu
gerekçelere benzer şekilde kuralın, kişilere aşırı bir külfet yüklediği, kamu
zararının önlenmesi yönündeki amaç ile teşebbüs özgürlüğüne getirilen sınırlama
arasındaki makul dengenin bozulmasına neden olduğunu değerlendirmiş ve iptaline
karar vermiştir (AYM, E.2023/136, K.2024/127, 27/06/2024, §§ 19-21).
17.
Kuralın ikinci
fıkrasında, bu Kanun kapsamında izin, uygunluk ve yetki belgesine tabi
faaliyetlerde bulunanlardan birinci fıkraya göre istenilen teminatı
vermeyenlerin faaliyete ilişkin belgelerinin teminat verilinceye kadar askıya
alınacağı ve bu süre içinde söz konusu tesis için başka bir gerçek veya tüzel
kişiye de izin, uygunluk ve yetki belgesi verilmeyeceği hüküm altına
alınmıştır. Kamu alacağını güvence altına almak bakımından ilgililerin
zorlanması yönündeki söz konusu yaptırımın, kamu alacağını ısrarlı biçimde,
tekrar eden şekilde ödemeyenler veya mevcut bir kamu alacağı bulunlar gibi bir
sınır da getirmeksizin kuralda belirtilen alanlarda faaliyet yürütenlerin
tamamı bakımından öngörüldüğü açıktır. Ayrıca söz konusu tedbirler, somut
olayın koşulları değerlendirilmek suretiyle askıya alma işlemi veya izin
vermeme yaptırımını hafifleterek uygulayabilmeye imkân verecek şekil ve
şartlarda da düzenlenmemiştir. Bu durumda, ileride doğma ihtimali bulunan kamu
alacaklarına ilişkin öngörülen teminat yükümlülüğünün yerine getirilmemesine,
faaliyetin askıya alınması ve söz konusu tesis için başka bir gerçek veya tüzel
kişiye izin verilmemesi şeklinde o alanda yürütülen ticari faaliyetin ilgili
bakımından durmasına neden olacak ve dolayısıyla teşebbüs özgürlüğü bakımından
ağır sonuçlar doğuracak tedbirler öngörüldüğü anlaşılmaktadır.
18.
Bu itibarla kuralın
kişilere aşırı bir külfet yüklediği, kamu zararının önlenmesi yönündekindeki
amaç ile teşebbüs özgürlüğüne getirilen sınırlama arasındaki makul dengenin
bozulmasına neden olduğu anlaşılmaktadır.
19.
Yukarıda belirtilen gerekçelerle
kural, Anayasa’nın 13. ve 48. maddelerine aykırıdır. Belirtilen gerekçelerle
iptali gerektiği düşüncesiyle sayın çoğunluğun görüşüne katılmadım.
KARŞIOY
Sayın Mahkemece çoğunluk tarafından benimsenen görüş
uyarınca, 4733 sayılı Tütün, Tütün Mamulleri ve Alkol Piyasasının
Düzenlenmesine Dair Kanun’a 30.11.2022 tarihli ve 7423 sayılı Kanun’un 5.
maddesi ile eklenen 8/A maddesinde yer alan “..iadesi ile…” ibaresinin
Anayasa’nın 13. ve 35. maddelerine aykırı olduğu gerekçesi ile iptaline karar
verilmiştir. Aşağıda belirttiğimiz gerekçeler ile söz konusu kuralın Anayasa’ya
aykırı olmadığı kanaatinde olduğumuzdan Sayın çoğunluğun iptal yönündeki
görüşüne katılmıyoruz.
Çoğunluk gerekçesinde, teminat tutarının değer kaybına
uğramamasına yönelik ilke ve esasların belirtilmediği, teminatın iade
aşamasında güncellenmiş olarak iade edilmemesinin orantılı olmadığı, teminatın
hangi şartlarda ve sürelerde iade edileceği konusunda da çerçeve çizilmediği,
bu nedenlerle kuralın Anayasa’nın 13. ve 35. maddelerine aykırı olduğu ileri
sürülmüştür.
Dava konusu cümlenin de yer aldığı 4733 sayılı Kanun’un
“Teminat alınması” başlıklı 8/A maddesinin ilk fıkrası şöyledir; “Bu Kanuna
göre tütün üreticileri ile tütün üretim ve pazarlama kooperatifleri hariç olmak
üzere, tütün, tütün mamulleri, makaron, yaprak sigara kâğıdı, sigara filtresi,
alkol ve alkollü içkilerin üretim ve ithalat faaliyetleri ile tütün ticareti
yetki belgesi kapsamındaki faaliyetlere ilişkin; izin, uygunluk ve yetki
belgesi bulunanlar ile izin, uygunluk ve yetki belgesi başvurusu, tadili veya
süre uzatımına ilişkin talepleri olanlardan, doğabilecek idari para cezası ve
vergi dairesi ve Sosyal Güvenlik Kurumunca 21/7/1953 tarihli ve 6183 sayılı
Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun uyarınca takip edilen diğer amme
alacaklarının güvenliğini sağlamak amacıyla ellimilyon Türk lirasına kadar,
anılan Kanunun 10 uncu maddesinin birinci fıkrasının (1), (2) ve (3) numaralı
bentlerinde sayılan türden teminat almaya, mükelleflerin; faaliyet alanı, bu
konuda yaptıkları faaliyete ilişkin süre, talep ettiği belge, işlem türü ve
üretim kapasiteleri hususlarını birlikte veya ayrı ayrı dikkate alarak,
teminatın; verilmesi gereken zamanı, türünü, tutarını, iadesi ile
tamamlanmasına ilişkin hususları belirlemeye, teminat tutarını izin
belgelerinin türleri itibarıyla farklılaştırmaya, ilk defa işe başlayanlar ile
faaliyetine devam edenler açısından farklı teminat tutarı belirlemeye, teminat
tutarını sıfıra kadar indirmeye ve her takvim yılı için, bir önceki yıla
ilişkin olarak 213 sayılı Kanunun mükerrer 298 inci maddesi uyarınca tespit ve
ilan edilen yeniden değerleme oranına kadar, takvim yılı başından geçerli olmak
üzere artırmaya, hangi hâllerde teminat aranılmayacağını ve uygulamaya ilişkin
diğer usul ve esasları Hazine ve Maliye Bakanlığının görüşünü alarak
belirlemeye Tarım ve Orman Bakanlığı yetkilidir”.
Dava konusu kuralda, teminatın amme alacağının
güvenliğinin sağlanması amacı ile alındığı belirtilmiş olduğundan bu anlamda
amacın meşru olduğu şüpheden uzaktır. Kanun koyucunun bu amacın (amme
alacağının güvenliğinin) sağlanması için teminatın belirlenmesi konusunda
takdir yetkisini haiz olduğu nazara alındığında, yine kuralda azami hangi
tutarda teminat alınacağı ve teminatın türü de belirtilmiş olduğundan, idareye
düzenleme yetkisinin çerçevesi çizildiği, kuralın amaca ulaşmak için elverişli
ve orantılı olduğunun da kabulü gerekir. Kuralda 6183 sayılı Amme Alacaklarının
Tahsil Usulü Hakkında Kanun’un 10. maddesinin birinci fıkrasının (1), (2) ve
(3) numaralı bentlerinde sayılan türden teminat alınabileceği belirtildiğinden,
teminat yükümlüsünün söz konusu hükümde belirtilen teminat türlerinden birini
seçim konusunda seçimlik yetkisi vardır.
6183 sayılı Kanun’un 10. maddesinin
birinci fıkrasının (1), (2) ve (3) numaralı bentlerinde sayılan teminatlar; para,
bankalar tarafından verilen süresiz ve şartsız teminat mektupları ile sigorta
şirketleri tarafından verilen süresiz ve şartsız kefalet senetleri, Hazine
Müsteşarlığınca ihraç edilen Devlet iç borçlanma senetleri veya bu senetler
yerine düzenlenen belgeler (Nominal bedele faiz dahil edilerek ihraç edilmiş
ise bu işlemlerde anaparaya tekabül eden satış değerleri esas alınır)
şeklindedir. Buna göre, teminat yükümlüsü para yerine süresiz ve şartsız
teminat mektubu ya da devlet iç borçlanma senedi verilebilecektir. Teminat
yükümlüsü, para yerine diğer teminat türlerini tercih ederek paranın zaman
içinde değer kaybına uğramasından kaynaklı zararını önleyebilecektir. Hal böyle
iken, teminat yükümlüsünün sahip olduğu seçim hakkı nedeniyle dava konusu
kuralda paranın iade anında güncellenmemiş olması nedeniyle mülkiyet hakkına
yapılan müdahalenin ölçüsüz ya da orantısız olduğu söylenemez.
Açıklanan nedenlerle dava konusu kuralın,
Anayasa’nın 13. ve 35. maddelerine aykırı olmadığı ve iptal edilmemesi
gerektiği kanaatinde olduğumuzdan, aksi yöndeki çoğunluk görüşüne katılmıyoruz.
|
Üye
Muhterem İNCE
|
Üye
Ömer ÇINAR
|