“Katılanın Sakarya Üniversitesinde öğretim üyesi olduğu, 16.12.2020 tarihinde katıladığı bir televizyon programında ''üniversitelerin adeta fuhuş evleri haline geldiği'' yönünde bir açıklamada bulunduğu, bu açıklamanın kamuoyunda tepkiye neden olduğu ve çeşitli sosyal medya platformlarında da vatandaşların bu açıklamaları doğru bulmadıklarına yönelik içinde hakaret olan olmayan paylaşımlar yaptıkları, bu paylaşımlarda bulunanların ise katılan tarafından şikayet edildiği ve sırf mahkememizde 150 adet civarı katılanın hakaret davası bulunduğu anlaşılmaktadır.
Mahkememizce katılanın açıklamada bulunduğu hem televizyon programı hem de bu program dayanak alınan sosyal medya haberleri incelenmiş ve ilk haksız hareketin katılanın sözlerinden kaynaklandığı değerlendirilmiştir, zira Sakarya'da bulunan bir üniversitedeki öğretim üyesine karşı onu hiç tanımayan, aynı şehirde dahi bulunmayan ve husumeti olmayan vatandaşlar durduk yere hakaret etmeleri söz konusu değildir. İlk haksız hareketin katılandan kaynaklandığı ortadadır. Bu husus TCK 29 ve TCK 129. maddelerde açıkça düzenlenmiştir. Bu nedenle tüm delileri toplanan sanıklar hakkında ceza verilmesine yer olmadığına dair kararlar verilmiş, neden bu şekilde karar verildiği de mahkememizin gerekçelerinde açıklanmıştır.
Ceza verilmesine yer olmadığı kararlarına karşı katılanca istinaf yoluna gidilmiş, ilgili istinaf dairesi olayda özel haksız tahrik koşulları oluşamadığı kanaatine varmış ve ceza verilmesi için tüm dosyaları tekrar mahkememize göndermiştir. TCK'da özel tahrik hükümleri gibi bir düzenleme yoktur. Bu yönde bir kanuni gerekçe de yoktur. Yasada olmayan sanık aleyhine bir hüküm mahkemelerce uygulanamaz. Bu durum Anayasamızın 38. maddesine aykırıdır. Kaldı ki tüm delilleri toplanmış dosyada istinaf dairesinin ilk derece mahkemesi kararını yanlış bulması halinde kaldırıp kendi hukuki görüşüne göre karar verme hakkı vardır fakat bu yola nadiren gidildiği görülmüştür. Zira istinaf daireleri ilk derece mahkemesi kararlarını kaldırıp karar verirlerse bu durumda istinaf dairesinin kararları CMK 286 maddesine göre Yargıtay denetiminden geçmesi söz konusu olmaktadır.
İstinaf daireleri tüm delilleri toplanmış dosyalarda dahi ilk derece mahkemesinin kararını kaldırıp karar verilmek üzere dosyaları ilk derece mahkemelerine göndermektedirler; ilk derece mahkemesinin CMK284/1 maddesine göre direnme hakkı da olmadığından istinaf daireleri kendi istedikleri yönde karar vermesini ilk derece mahkemelerine adeta dayatıp bu yolla kendi görüşlerini dikte etmekte ve kararlarına yönelik üst mahkeme incelmesinden de kurtulmaktadırlar .
İlk derece mahkemesinin istinaf dairesi kararlarına direnme yasağı ilk derece hakimini istinaf kararlarının katibi konumuna düşürmektedir. İlk derece mahkemeleri CMK 284/1 maddesi nedeni ile hukuki kararlarının doğruluğunda ısrar edemez hale gelmiştir. Bu durum açıkça Anayasa madde 138'e aykırıdır.
Bu nedenlerle Anayasamızın 138 maddesine aykırı olduğunu düşündüğümüz CMK 284/1 fıkradaki direnme yasağı fıkrasına ilişkin Anayasa Mahkemesinin değerlendirme yapması için dosyamızın Anayasa Mahkemesine gönderilmesine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.
H Ü K Ü M: Yukarıda açıklandığı üzere
1-5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunun 284/1 fıkrasının Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 138. maddesine aykırı olduğu gerekçesi ile anılan maddenin iptali hususunda Anayasanın 152 ve Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkındaki Kanunun 40. maddesi uyarınca ANAYASA MAHKEMESİNE BAŞVURUDA BULUNULMASINA,
2-Anayasanın 152/1 fıkrası uyarınca iptal başvurusunun BEKLETİCİ MESELE YAPILMASINA
3-Anayasa Mahkemesince esas hakkında karar verildiğinde yargılamaya kaldığı yerden devam edilmesine,
4- Mahkememiz esasının bu şekilde kapatılmasına,
Dair dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde tarafların yokluğundan kesin olarak karar verildi.”
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI
Esas Sayısı : 2024/32
Karar Sayısı : 2024/39
Karar Tarihi : 22/2/2024
R.G.Tarih-Sayı : Tebliğ edildi.
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Sakarya 11. Asliye Ceza Mahkemesi
İTİRAZIN KONUSU: 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 284. maddesinin (1) numaralı fıkrasının Anayasa’nın 138. maddesine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir.
OLAY: Hakaret suçundan açılan ceza davasında itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur.
I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ
Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı 284. maddesi şöyledir:
“Direnme yasağı
Madde 284 – (1) Bölge adliye mahkemesi karar ve hükümlerine karşı direnilemez; bunlara karşı herhangi bir kanun yoluna gidilemez.
(2) İtiraz ve temyize ilişkin hükümler saklıdır.”
II. İLK İNCELEME
1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca yapılan ilk inceleme toplantısında başvuru kararı ve ekleri, Raportör Sümeyye KOCAMAN tarafından hazırlanan ilk inceleme raporu ve itiraz konusu kanun hükmü okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
2. Anayasa’nın “Anayasaya aykırılığın diğer mahkemelerde ileri sürülmesi” başlıklı 152. maddesinin dördüncü fıkrasında “Anayasa Mahkemesinin işin esasına girerek verdiği red kararının Resmî Gazetede yayımlanmasından sonra on yıl geçmedikçe aynı kanun hükmünün Anayasaya aykırılığı iddiasıyla tekrar başvuruda bulunulamaz” denilmiştir.
3. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un “Başvuruya engel durumlar” başlığını taşıyan 41. maddesinin (1) numaralı fıkrasında da “Mahkemenin işin esasına girerek verdiği ret kararının Resmî Gazetede yayımlanmasından itibaren on yıl geçmedikçe aynı kanun hükmünün Anayasaya aykırılığı iddiasıyla itiraz başvurusu yapılamaz” hükmüne yer verilmiştir.
4. 5271 sayılı Kanun’un 284. maddesinin itiraz konusu (1) numaralı fıkrasının “Bölge adliye mahkemesi karar ve hükümlerine karşı direnilemez; …” bölümüne yönelik iptal talebi Anayasa Mahkemesinin 26/7/2017 tarihli ve E.2017/48, K.2017/129 sayılı kararıyla esastan reddedilmiş ve bu karar 26/9/2017 tarihli ve 30192 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmıştır. Anayasa Mahkemesince işin esasına girilerek reddedilen itiraz başvurusuna konu kural hakkında yeni bir başvurunun yapılabilmesi için ret kararının Resmî Gazete’de yayımlandığı 26/9/2017 tarihinden başlayarak geçmesi gereken on yıllık süre henüz dolmamıştır.
5. Açıklanan nedenle 5271 sayılı Kanun’un 284. maddesinin itiraz konusu (1) numaralı fıkrasının “Bölge adliye mahkemesi karar ve hükümlerine karşı direnilemez; …” bölümüne yönelik başvurunun Anayasa’nın 152. maddesinin dördüncü fıkrası ve 6216 sayılı Kanun’un 41. maddesinin (1) numaralı fıkrası gereğince reddi gerekir.
6. Öte yandan, 6216 sayılı Kanun’un 40. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendinde, bir davaya bakmakta olan mahkemenin bu davada uygulanacak bir kanun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin hükümlerini Anayasa’ya aykırı görmesi hâlinde veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varması durumunda iptali istenen kuralların Anayasa’nın hangi maddelerine aykırı olduklarının açıklanması gerektiği belirtilmiş; anılan maddenin (4) numaralı fıkrasında ise açık bir şekilde dayanaktan yoksun veya yöntemine uygun olmayan itiraz başvurularının Anayasa Mahkemesi tarafından esas incelemeye geçilmeksizin gerekçeleriyle reddedileceği hükme bağlanmıştır.
7. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 46. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendinde de itiraz yoluna başvuran Mahkemenin gerekçeli kararında, Anayasa’ya aykırılıkları ileri sürülen hükümlerin her birinin Anayasa’nın hangi maddelerine hangi nedenlerle aykırı olduğunun ayrı ayrı ve gerekçeleriyle birlikte açıkça gösterilmesi gerektiği ifade edilmiştir. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 49. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendinde de Anayasa Mahkemesince yapılan ilk incelemede, başvuruda eksikliklerin bulunduğu tespit edilirse itiraz yoluna ilişkin işlerde esas incelemeye geçilmeksizin başvurunun reddine karar verileceği belirtilmiştir.
8. Yapılan incelemede, itiraz yoluna başvuran Mahkeme tarafından 5271 sayılı Kanun’un 284. maddesinin itiraz konusu (1) numaralı fıkrasının “…bunlara karşı herhangi bir kanun yoluna gidilemez.” biçimindeki bölümünün hangi nedenlerle Anayasa’nın 138. maddesine aykırı olduğunun ayrı ayrı ve gerekçeleriyle birlikte açıkça gösterilmediği anlaşılmıştır.
9. Buna göre 6216 sayılı Kanun’un 40. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendi ile Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 46. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendine aykırı olduğu anlaşılan, 5271 sayılı Kanun’un 284. maddesinin itiraz konusu (1) numaralı fıkrasının “…bunlara karşı herhangi bir kanun yoluna gidilemez.” bölümüne yönelik başvurunun da 6216 sayılı Kanun’un 40. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince yöntemine uygun olmadığından reddi gerekir.
III. HÜKÜM
4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 284. maddesinin (1) numaralı fıkrasının;
A. “Bölge adliye mahkemesi karar ve hükümlerine karşı direnilemez;” bölümüne yönelik itiraz başvurusunun Anayasa’nın 152. maddesinin dördüncü fıkrası ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 41. maddesinin (1) numaralı fıkrası gereğince REDDİNE,
B. Kalan kısmına ilişkin başvurunun 6216 sayılı Kanun’un 40. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince yöntemine uygun olmadığından REDDİNE,
22/2/2024 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
Başkan
Zühtü ARSLAN
Başkanvekili
Hasan Tahsin GÖKCAN
Kadir ÖZKAYA
Üye
Engin YILDIRIM
M. Emin KUZ
Rıdvan GÜLEÇ
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
Yıldız SEFERİNOĞLU
Selahaddin MENTEŞ
Basri BAĞCI
İrfan FİDAN
Kenan YAŞAR
Muhterem İNCE
Yılmaz AKÇİL