ANAYASA MAHKEMESİ KARARI
Esas Sayısı: 2021/60
Karar
Sayısı: 2024/200
Karar
Tarihi: 4/12/2024
R.G. Tarih –
Sayı: 26/3/2025 – 32853
İPTAL
DAVALARINI AÇANLAR:
1.
Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri Engin ALTAY, Özgür ÖZEL, Engin ÖZKOÇ ile birlikte
132 milletvekili (E.2021/60)
2.
Türkiye Büyük Millet
Meclisi üyeleri Engin ALTAY, Özgür ÖZEL, Engin ÖZKOÇ ile birlikte 133
milletvekili (E.2022/47)
3.
Türkiye Büyük Millet
Meclisi üyeleri Engin ALTAY, Özgür ÖZEL,
Engin ÖZKOÇ ile birlikte 126 milletvekili (E.2018/95)
İPTAL DAVALARININ KONUSU:
A. 7/4/2021
tarihli ve 7315 sayılı Güvenlik Soruşturması
ve Arşiv Araştırması Kanunu’nun;
1. 3. maddesinin (2) numaralı fıkrasında yer alan “…gizlilik
dereceli birimler ile…”, “…kamu kurum ve kuruluşlarında çalışacak
öğretmenler, üst kademe kamu yöneticileri,…” ve “…ile milli güvenlik
açısından stratejik önemi haiz birim, proje, tesis, hizmetlerde statüsü veya
çalıştırma şekline bağlı olmaksızın istihdam edilenler…” ibarelerinin,
2. 4. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b), (c) ve (ç)
bentlerinin,
3. 5. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a), (b) ve (c)
bentlerinin,
4. 6. maddesinin (2) numaralı fıkrasında yer alan “…bu
Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (ç) bendi kapsamındaki karar ve…”
ibaresinin,
5. 7. maddesinin (1) numaralı fıkrasının üçüncü cümlesinin,
6. 8. maddesinin;
a. (1) numaralı fıkrasında yer alan “…istihbari
faaliyetlere konu olmayan…” ibaresinin,
b. (3) numaralı fıkrasının ikinci cümlesinin,
7. 10. maddesinin (2) numaralı fıkrasında yer alan “…istihbari
faaliyete konu olmayan…” ibaresinin,
8. 12. maddesinin,
9. 13. maddesinin;
a. (2) numaralı fıkrasıyla 31/7/1970 tarihli ve 1325 sayılı
Askeri Okullar, Askeri Öğrenciler, Askeri Fabrikalar ve Bazı Düzenlemeler
Hakkında Kanun’a eklenen ek 16. maddenin,
b. (4) numaralı fıkrasıyla 9/7/1982 tarihli ve 2692 sayılı
Sahil Güvenlik Komutanlığı Kanunu’nun 7. maddesine eklenen on ikinci fıkranın,
c. (5) numaralı fıkrasıyla 10/3/1983 tarihli ve 2803 sayılı
Jandarma Teşkilat, Görev ve Yetkileri Kanunu’nun 13. maddesine eklenen yedinci
fıkranın,
ç. (6) numaralı fıkrasıyla 25/4/2001 tarihli ve 4652 sayılı
Polis Yüksek Öğretim Kanunu’na eklenen ek 3. maddenin,
B. 3/2/2022 tarihli ve 7354 sayılı
Öğretmenlik Meslek Kanunu’nun 5. maddesinin
(1) numaralı fıkrasının “…7/4/2021 tarihli ve 7315 sayılı Güvenlik
Soruşturması ve Arşiv Araştırması Kanununa göre güvenlik soruşturması ve arşiv
araştırması yapılmış olma…” bölümünün,
C. 1/2/2018 tarihli ve 7078 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması
Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair
Kanun’un;
1. 39. maddesiyle
1325 sayılı Kanun’a eklenen ek 11. maddenin birinci fıkrasının üçüncü
cümlesinde yer alan “...Cumhurbaşkanı...” ibaresinin,
2. 159. maddesiyle
10/3/2011 tarihli ve 6191 sayılı Sözleşmeli Erbaş ve Er Kanunu’nun 3.
maddesinin (3) numaralı fıkrasının değiştirilen (f) bendinin,
3. 160. maddesiyle
6191 sayılı Kanun’un 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasına eklenen (d) bendinin
ve (4) numaralı fıkrasına eklenen (h) bendinin,
Anayasa’nın 2., 5., 6., 7., 10., 13., 17., 20., 24., 25.,
26., 38., 42., 48., 49., 58., 70., 90., 104., 123., 124., 128., 153. ve 174. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptallerine ve
yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesi talepleridir.
I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMLERİ
A. 7315 sayılı
Kanun’un iptali talep edilen kuralların da yer aldığı;
1. 3. maddesi
şöyledir:
“Hakkında güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması
yapılacaklar
MADDE 3- (1) Arşiv araştırması, statüsü veya çalıştırma
şekline bağlı olmaksızın ilk defa veya yeniden memuriyete yahut kamu görevine
atanacaklar hakkında yapılır.
(2) Kurum ve kuruluşlarda, yetkili olmayan kişilerin
bilgi sahibi olmaları hâlinde devlet güvenliğinin, ulusal varlığın ve
bütünlüğün, iç ve dış menfaatlerin zarar görebileceği veya tehlikeye
düşebileceği bilgi ve belgelerin bulunduğu gizlilik dereceli birimler ile
Milli Savunma Bakanlığı, Genelkurmay Başkanlığı, jandarma, emniyet, sahil
güvenlik ve istihbarat teşkilatlarında çalıştırılacak kamu personeli ile ceza
infaz kurumları ve tutukevlerinde çalışacak personel, kamu kurum ve
kuruluşlarında çalışacak öğretmenler, üst kademe kamu yöneticileri,
özel kanunları uyarınca güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasına tabi
tutulan kişiler ile milli güvenlik açısından stratejik önemi haiz birim,
proje, tesis, hizmetlerde statüsü veya çalıştırma şekline bağlı olmaksızın
istihdam edilenler hakkında güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması
birlikte yapılır.”
2. 4. maddesi
şöyledir:
“Arşiv araştırması
MADDE 4- (1) Arşiv araştırması;
a) Kişinin adli sicil kaydının,
b) Kişinin kolluk kuvvetleri tarafından hâlen aranıp
aranmadığının,
c) Kişi hakkında herhangi bir tahdit olup olmadığının,
ç) Kişi hakkında kesinleşmiş mahkeme kararları ve
4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 171 inci maddesinin beşinci
ve 231 inci maddesinin onüçüncü fıkraları kapsamında alınan kararlar ile kişi
hakkında devam eden veya sonuçlanmış olan soruşturma ya da kovuşturmalar
kapsamındaki olguların,
d) Hakkında kamu görevinden çıkarılma ya da kesinleşmiş
memurluktan çıkarma cezası olup olmadığının,
mevcut kayıtlardan tespit edilmesidir.”
3. 5. maddesi
şöyledir:
“Güvenlik soruşturması
MADDE 5- (1) Güvenlik soruşturması, arşiv
araştırmasındaki hususlara ilave olarak kişinin;
a) Görevin
gerektirdiği niteliklerle ilgili kolluk kuvvetleri ve istihbarat ünitelerindeki
olgusal verilerinin,
b) Yabancı devlet kurumları ve yabancılarla ilişiğinin,
c) Terör örgütleri veya suç işlemek amacıyla kurulan
örgütlerle eylem birliği, irtibat ve iltisak içinde olup olmadığının,
mevcut kayıtlardan ve kişinin görevine yansıyacak
hususların denetime elverişli olacak yöntemlerle yerinden araştırılmak
suretiyle tespit edilmesidir.”
4. 6. maddesi
şöyledir:
“Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasını yapacak
birimler
MADDE 6- (1) Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması,
Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü ve mahalli mülki
idare amirlikleri tarafından yapılır.
(2) Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapmakla
görevli birimler, kendilerine iletilen taleple sınırlı olarak güvenlik
soruşturması ve arşiv araştırması kapsamında bakanlıklar ile kamu kurum ve
kuruluşları arşivlerinden ve elektronik bilgi işlem merkezlerinden gerekli
bilgi ve belgeler ile bu Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (ç)
bendi kapsamındaki karar ve kayıtları almaya yetkilidir.
(3) Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapmakla
görevli birimlerde yetkilendirilmiş personel, hukuka aykırı olarak elektronik
ortamda veya bilgisayar loglarında kişisel verilerle ilgili sorgulama yapamaz,
log kayıtlarını değiştiremez veya silemez, bu şekilde elde edilen bilgileri
paylaşamaz veya yayın yoluyla duyuramaz. Görevi gereği öğrendiği veya edindiği
kişisel bilgi veya belgeleri yetkisiz kişilerle paylaşamaz ya da basın ve yayın
kuruluşlarına veya diğer iletişim kanallarına veremez. Güvenlik soruşturması ve
arşiv araştırması yapmakla görevli birimler tarafından bu hususlara ilişkin
gerekli tedbirler alınır.”
5. 7. maddesi
şöyledir:
“Değerlendirme Komisyonu
MADDE 7- (1) Yaptırılan güvenlik soruşturması ve arşiv
araştırması sonucunda elde edilen verilerin değerlendirilmesi amacıyla
Değerlendirme Komisyonu kurulur. Değerlendirme Komisyonu; Cumhurbaşkanlığında
İdari İşler Başkanının görevlendireceği bir üst kademe yöneticisinin, Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığında genel sekreter yardımcısının, bakanlıklarda
bakan yardımcısının, diğer kamu kurum ve kuruluşlarında en üst yöneticinin görevlendireceği
bir üst kademe yöneticisinin, üniversitelerde rektör yardımcısının,
valiliklerde vali yardımcısının başkanlığında, teftiş/denetim, personel ve
hukuk birimleri ile uygun görülecek diğer birimlerden birer üyenin katılımıyla
başkan dahil en az beş kişiden ve tek sayıda olacak şekilde oluşturulur. Milli
güvenlik açısından stratejik önemi haiz birim, proje, tesis ve hizmetlerde
istihdam edilecekler hakkındaki değerlendirme, ilgili bakanlık ya da kamu
kurumları bünyesindeki Değerlendirme Komisyonunca yapılır.
(2) Memuriyet veya kamu görevlerine uygunluğunun
değerlendirilmesini sağlayacak yorum içermeyen olgusal veriler, güvenlik
soruşturması ve arşiv araştırması yapmakla görevli birimlerce ilgili kurum ve
kuruluş bünyesinde kurulan Değerlendirme Komisyonuna iletilir.
(3) Değerlendirme Komisyonu kendisine iletilen verilere
ilişkin nesnel ve gerekçeli değerlendirmelerini yazılı olarak atamaya yetkili
amire sunar. Mahkemeler tarafından istenildiğinde bu bilgiler sunulur.”
6. 8. maddesi
şöyledir:
“Kişisel verilerin
korunmasına ilişkin temel ilkeler
MADDE 8- (1) Güvenlik
soruşturması ve arşiv araştırması kapsamında kişinin istihbari
faaliyetlere konu olmayan kendisiyle ilgili kişisel verileri hakkında
bilgilendirilmesi, bu verilere erişmesi, bunların düzeltilmesi ve silinmesi
taleplerine ilişkin tedbirler alınır.
(2) Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasına konu
kişisel verilerin doğru ve güncel olması esastır. Bu veriler, işlendikleri
amaçla bağlantılı, sınırlı ve ölçülü olarak kullanılır.
(3) Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması
kapsamında yürütülen iş ve işlemlerde, 24/3/2016 tarihli ve 6698 sayılı Kişisel
Verilerin Korunması Kanununun 4 üncü maddesinde belirtilen genel ilkelere
aykırı hareket edilemez. Ancak millî savunma, millî güvenlik, kamu
güvenliği, kamu düzeni ve ekonomik güvenlik ile ilgili istihbarat faaliyetleri
kapsamında elde edilen bilgiler kişiye verilemez.”
7. 10. maddesi
şöyledir:
“Kişisel verilerin silinmesi ve yok edilmesi
MADDE 10- (1) Güvenlik
soruşturması ve arşiv araştırması sırasında elde edilen kişisel veriler,
işlenme amacının ortadan kalkması hâlinde veya her durumda iki yılın sonunda
değerlendirme komisyonlarınca silinir ve yok edilir.
(2) Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasını yapan
birimlerdeki istihbari faaliyete konu olmayan ilgilisine ait
güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasına ait veriler iki yılın sonunda
silinir ve yok edilir.
(3) Bu veriler, işleme karşı dava açılması hâlinde karar
kesinleşmeden silinemez ve yok edilemez. Mahkemelerin bu konudaki talepleri,
Değerlendirme Komisyonunun bünyesinde bulunduğu ilgili kurum ve kuruluş
tarafından karşılanır.”
8. 12. maddesi
şöyledir:
“Yönetmelik
MADDE 12- (1) Devletin güvenliğini, ulusun varlığını ve bütünlüğünü
iç ve dış menfaatlerinin zarar görebileceği veya tehlikeye düşebileceği bilgi
ve belgeler ile gizlilik dereceli kamu personeli ile meslek gruplarının
tespiti, birim ve kısımların tanımlarının yapılması, güvenlik soruşturmasının
ve arşiv araştırmasının usul ve esasları ile bunu yapacak birimler ve
değerlendirme komisyonlarının çalışma usul ve esasları ile uygulamaya ilişkin
diğer hususlar Cumhurbaşkanınca yürürlüğe konulacak yönetmelik ile düzenlenir.”
9. 13. maddesinin;
a. (2) numaralı
fıkrasıyla 1325 sayılı Kanun’a eklenen ek 16. madde şöyledir:
“Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması
Ek Madde 16- (Ek:7/4/2021-7315/13 md.)
Milli Savunma Bakanlığı nam ve hesabına Bakanlıkça
belirlenen eğitim kurumları ile Millî Savunma Üniversitesine bağlı fakülte,
yüksekokul, meslek yüksekokulu ve enstitülerde eğitim görecekler hakkında
Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması Kanununa göre güvenlik soruşturması
ve arşiv araştırması yapılır.”
b. (4) numaralı
fıkrasıyla 2692 sayılı Kanun’un 7. maddesine eklenen on ikinci fıkra şöyledir:
“(Ek fıkra:7/4/2021-7315/13 md.) Sahil Güvenlik
Komutanlığı nam ve hesabına eğitim-öğrenim görecekler hakkında Güvenlik
Soruşturması ve Arşiv Araştırması Kanununa göre güvenlik soruşturması ve arşiv
araştırması yapılır.”
c. (5) numaralı
fıkrasıyla 2803 sayılı Kanun’un 13. maddesine eklenen yedinci fıkra şöyledir:
“(Ek fıkra:7/4/2021-7315/13 md.) Jandarma
Genel Komutanlığı nam ve hesabına eğitim-öğrenim görecekler ile Jandarma ve
Sahil Güvenlik Akademisi ve buna bağlı eğitim-öğretim kurumlarında
eğitim-öğrenim görecekler hakkında Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması
Kanununa göre güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapılır.”
ç. (6) numaralı
fıkrasıyla 4652 sayılı Kanun’a eklenen ek 3. madde şöyledir:
“Ek Madde 3- (Ek:7/4/2021-7315/13
md.)
Polis Akademisi ve buna bağlı eğitim-öğretim kurumları
ile akademi nam ve hesabına diğer eğitim kurumlarında öğrenim görecek
öğrenciler hakkında Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması Kanununa göre
güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapılır.”
B. 7354 sayılı
Kanun’un 5. maddesinin iptali talep edilen kuralın da yer aldığı (1) numaralı
fıkrası şöyledir:
“(1) Özel mevzuatında yer alan hükümler saklı kalmak
üzere, aday öğretmenliğe atanabilmek için 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı
Devlet Memurları Kanununun 48 inci maddesinde sayılan şartlara ek olarak,
yönetmelikle belirlenen yükseköğretim kurumlarından mezun olma, 7/4/2021
tarihli ve 7315 sayılı Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması Kanununa göre
güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapılmış olma ve Millî
Eğitim Bakanlığınca ve/veya Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi Başkanlığı
tarafından yapılacak sınavlarda başarılı olma şartları aranır.”
C. 7078 sayılı
Kanun’un iptali talep edilen kuralların da
yer aldığı;
1. 39. maddesiyle
1325 sayılı Kanun’a eklenen ek 11. madde şöyledir:
“Ek Madde 11- (Ek: 15/8/2017-KHK-694/41 md.; Aynen
kabul: 1/2/2018-7078/39 md.)
Bakanlık merkez ve taşra teşkilatı ile bağlı, ilgili ve
ilişkili kuruluşlarında görev yapan personele ilişkin istihbarat hizmetleri Milli
İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı tarafından yürütülür. MİT, istihbarat
istihsaline yönelik faaliyetleri veya güvenlik soruşturması kapsamında,
Bakanlık ve Türk Silahlı Kuvvetleri personeli hakkında kıt’a içinde veya kıt’a
dışında her türlü araştırma yapabilir. Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul
ve esaslar ile söz konusu hizmetlerin yerine getirilmesinde diğer kurum ve
kuruluşların görev, yetki ve sorumlulukları MİT tarafından hazırlanarak Cumhurbaşkanı
onayıyla yürürlüğe konulan yönetmelikle belirlenir.”
2. 159. maddesiyle 6191
sayılı Kanun’un; 3. maddesinin (3) numaralı fıkrasının değiştirilen (f) bendi
şöyledir:
“(Değişik: 15/8/2017-KHK-694/164 md.; Aynen kabul:
1/2/2018-7078/159 md.) Güvenlik soruşturması olumlu sonuçlanmış olmak;
güvenlik soruşturmasının sonucunun henüz gelmediği hallerde arşiv araştırması
olumlu sonuçlanmış olmak.”
3. 160. maddesiyle 6191 sayılı Kanun’un 6. maddesinin;
a. (1) numaralı
fıkrasına eklenen (d) bendi şöyledir:
“d) (Ek: 15/8/2017-KHK-694/165 md.; Aynen kabul:
1/2/2018-7078/160 md.) Güvenlik soruşturması olumsuz sonuçlanmak.”
b. (4) numaralı
fıkrasına eklenen (h) bendi şöyledir:
“h) (Ek: 15/8/2017-KHK-694/165 md.; Aynen kabul:
1/2/2018-7078/160 md.) Güvenlik soruşturması olumsuz sonuçlanmak.”
II. İLK İNCELEME
A. E.2021/60 Sayılı Başvuru Yönünden
1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Zühtü
ARSLAN, Hasan Tahsin GÖKCAN, Kadir ÖZKAYA, Engin YILDIRIM, Hicabi DURSUN, Celal
Mümtaz AKINCI, Muammer TOPAL, M. Emin KUZ, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki
HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, Basri BAĞCI ve İrfan FİDAN’ın
katılımlarıyla 24/6/2021 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında, dosyada
eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine, yürürlüğü durdurma
talebinin esas inceleme aşamasında karara bağlanmasına OYBİRLİĞİYLE karar
verilmiştir.
B. E.2022/47 Sayılı Başvuru Yönünden
2. Anılan İçtüzük hükümleri uyarınca
Zühtü ARSLAN, Hasan Tahsin GÖKCAN, Kadir ÖZKAYA, Engin YILDIRIM, Hicabi DURSUN,
Muammer TOPAL, M. Emin KUZ, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ,
Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, Basri BAĞCI, İrfan FİDAN ve Kenan
YAŞAR’ın katılımlarıyla 21/4/2022 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında
dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine, yürürlüğü
durdurma talebinin esas inceleme aşamasında karara bağlanmasına OYBİRLİĞİYLE
karar verilmiştir.
C. E. 2018/95 Sayılı Başvuru Yönünden
3. İçtüzük hükümleri uyarınca Zühtü ARSLAN, Burhan ÜSTÜN,
Engin YILDIRIM, Serdar ÖZGÜLDÜR, Serruh KALELİ, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Recep
KÖMÜRCÜ, Nuri NECİPOĞLU, Hicabi DURSUN, M. Emin KUZ, Hasan Tahsin GÖKCAN, Kadir
ÖZKAYA, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL ve Yusuf Şevki HAKYEMEZ’in katılımlarıyla
17/5/2018 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik
bulunmadığından işin esasının incelenmesine, yürürlüğü durdurma talebinin esas
inceleme aşamasında karara bağlanmasına OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
III. AYIRMA VE BİRLEŞTİRME KARARLARI
A. E.2022/47 Sayılı Başvuru Yönünden
4. 3/2/2022 tarihli ve 7354 sayılı Öğretmenlik Meslek
Kanunu’nun 5. maddesinin (1) numaralı fıkrasının “…7/4/2021 tarihli ve 7315
sayılı Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması Kanununa göre güvenlik
soruşturması ve arşiv araştırması yapılmış olma…” bölümünün iptaline ve yürürlüğünün
durdurulmasına ilişkin davanın E.2022/47 sayılı dosyadan ayrılmasına ve aralarındaki
hukuki irtibat nedeniyle E.2021/60 sayılı dava ile BİRLEŞTİRİLMESİNE, esas
incelemenin E.2021/60 sayılı dosya üzerinden yürütülmesine 13/7/2023 tarihinde
OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
B. E. 2018/95 Sayılı Başvuru Yönünden
5. 1/2/2018 tarihli ve 7078 sayılı Olağanüstü Hal
Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin
Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun’un;
1. 39. maddesiyle
31/7/1970 tarihli ve 1325 sayılı Askeri
Okullar, Askeri Öğrenciler, Askeri Fabrikalar ve Bazı Düzenlemeler Hakkında
Kanun ‘a eklenen ek 11. maddede yer alan “...Cumhurbaşkanı...”
ibaresinin,
2. 159. maddesiyle
10/3/2011 tarihli ve 6191 sayılı Sözleşmeli Erbaş ve Er Kanunu’nun 3.
maddesinin (3) numaralı fıkrasının değiştirilen (f) bendinin,
3. 160. maddesiyle
6191 sayılı Kanun’un 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasına eklenen (d) bendinin
ve (4) numaralı fıkrasına eklenen (h) bendinin,
iptallerine ve yürürlüklerinin durdurulmasına ilişkin davanın E.2018/95 sayılı dosyadan ayrılmasına ve aralarındaki hukuki irtibat nedeniyle E.2021/60 sayılı
dava ile BİRLEŞTİRİLMESİNE, esas incelemenin E.2021/60 sayılı dosya üzerinden
yürütülmesine 27/12/2023 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
IV. ESASIN İNCELENMESİ
6. Dava dilekçeleri ve ekleri, Raportör Hilal YAZICI
tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, dava konusu kanun hükümleri,
dayanılan ve ilgili görülen Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer
yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
A. Genel Açıklama
7. Mülga 26/10/1994 tarihli ve 4045 sayılı Güvenlik
Soruşturması, Bazı Nedenlerle Görevlerine Son Verilen Kamu Personeli ile Kamu
Görevine Alınmayanların Haklarının Geri Verilmesine ve 1402 Numaralı
Sıkıyönetim Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun, güvenlik
soruşturması ve arşiv araştırmasının, kamu kurum ve kuruluşlarında yetkili
olmayan kişilerin bilgi sahibi olmaları hâlinde devlet güvenliğinin, ulusal
varlığın ve bütünlüğün, iç ve dış menfaatlerin zarar görebileceği veya
tehlikeye düşebileceği bilgi ve belgelerin bulunduğu gizlilik dereceli birimler
ile askerî teşkilatlarda, emniyet ve istihbarat teşkilatlarında çalıştırılacak
kamu personeli, ceza infaz kurumları ve tutukevlerinde çalışacak personel
hakkında yapılacağını öngörmüştür.
8. Ancak 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları
Kanunu’nun 48. maddesinin birinci fıkrasının (A) bendine 31/2/2018 tarihli ve
7070 sayılı Kanun’la eklenen (8) numaralı alt bent ile devlet memurluğuna
alınacaklarda aranan genel şartlar arasına güvenlik soruşturması ve/veya
arşiv araştırması yapılmış olmak şartı eklenmiştir. Dolayısıyla daha önce
sadece mülga 4045 sayılı Kanun’da sayılan belirli görevler yönünden güvenlik
soruşturması yapılacağı öngörülmüşken söz konusu değişiklik sonrasında artık
tüm kamu görevlileri yönünden güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasının
yapılması hüküm altına alınmıştır.
9. Mülga 4045 sayılı Kanun’un güvenlik soruşturması ve
arşiv araştırmasının kimler hakkında yapılacağını düzenleyen 1. maddesinin
birinci fıkrası ile üçüncü fıkrasında yer alan Millî
Savunma Bakanlığı, jandarma ve ceza infaz kurumları ile tutukevlerinde
çalışacak personel hakkında güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması
yapılmasını, anılan soruşturma ve araştırmanın usul ve esasları ile bunu
yapacak merciler ve üst kademe yöneticilerinin kimler olduğunun
Cumhurbaşkanınca yürürlüğe konulacak yönetmelikle düzenlenmesini öngören
kurallar Anayasa’nın 13. ve 20. maddelerine aykırı olduğu gerekçesiyle Anayasa
Mahkemesinin 3/6/2021 tarihli ve E.2020/24, K.2021/39 sayılı kararıyla iptal
edilmiştir.
10. Anayasa Mahkemesi 657 sayılı Kanun’un 48. maddesinin
birinci fıkrasının (A) bendine eklenen “Güvenlik soruşturması ve/veya arşiv
araştırması yapılmış olmak.” şeklindeki (8) numaralı alt bendinin de
Anayasa’nın 13., 20. ve 128. maddelerine aykırı olduğu gerekçesiyle iptaline
karar vermiştir (AYM, E.2018/73, K.2019/65, 24/7/2019).
11. Anayasa Mahkemesi mülga 4045 sayılı Kanun’un 1.
maddesine 7148 sayılı Kanun’un 29. maddesiyle eklenen, güvenlik soruşturması ve
arşiv araştırması yapmakla görevli birimlerin güvenlik soruşturması ve arşiv
araştırması kapsamında bakanlıklar ile kamu kurum ve kuruluşlarının
arşivlerinden ve elektronik bilgi işlem merkezlerinden bilgi ve belge almaya
4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 171. maddesinin (5)
ve 231. maddesinin (13) numaralı fıkraları kapsamında tutulan kayıtlara
ulaşmaya, Cumhuriyet başsavcılıkları tarafından yürütülen soruşturma
sonuçlarını, kovuşturmaya yer olmadığına dair kararlar ile kesinleşmiş mahkeme
kararlarını almaya yetkili olduklarını hükme bağlayan ikinci fıkrayı da
Anayasa’nın 13. ve 20. maddelerine aykırı görerek iptal etmiştir (AYM,
E.2018/163, K.2020/13, 19/2/2020).
12. 7315 sayılı Kanun’la güvenlik soruşturması ve arşiv
araştırması daha kapsamlı biçimde ele alınarak yeniden düzenlenmiş ve anılan
Kanun’un 13. maddesinin (8) numaralı fıkrasıyla 4045 sayılı Kanun yürürlükten
kaldırılmıştır.
13. 7315 sayılı Kanun’un amaç ve kapsamını belirleyen 1.
maddesinde anılan Kanun’la, güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasının
yapılmasına ve elde edilecek verilerin kullanılmasına ilişkin temel ilkelerin,
söz konusu araştırma ve soruşturmanın kimler hakkında yapılacağının, araştırma
konusu edilecek bilgi ve belgelerin neler olduğunun, bu bilgilerin ne şekilde
kullanılacağının, hangi mercilerin soruşturma ve araştırma yapacağının,
değerlendirme komisyonunun oluşumu ve çalışma usul ve esaslarının, veri
güvenliği ile verilerin saklanma ve silinme sürelerinin düzenlediği
belirtilmektedir.
14. Kanun’un 4. maddesinde arşiv araştırmasının; kişinin
adli sicil kaydının, kolluk kuvvetleri tarafından hâlen aranıp aranmadığının,
kişi hakkında herhangi bir tahdit olup olmadığının, kişi hakkında kesinleşmiş
mahkeme kararları ve 5271 sayılı Kanun’un 171. maddesinin (5) numaralı ve 231.
maddesinin (13) numaralı fıkraları kapsamında alınan kararlar ile kişi hakkında
devam eden veya sonuçlanmış olan soruşturma ya da kovuşturmalar kapsamındaki olgular
ile hakkında kamu görevinden çıkarılma ya da kesinleşmiş memurluktan çıkarma
cezası olup olmadığının mevcut kayıtlardan tespit edilmesi olduğu hükme
bağlanmıştır.
15. 7315 sayılı Kanun’un 5. maddesinde ise güvenlik
soruşturmasının arşiv araştırmasındaki hususlara ilave olarak kişinin; görevin
gerektirdiği niteliklerle ilgili kolluk kuvvetleri ve istihbarat ünitelerindeki
olgusal verilerinin, yabancı devlet kurumları ve yabancılarla ilişiğinin, terör
örgütleri veya suç işlemek amacıyla kurulan örgütlerle eylem birliği, irtibat
ve iltisak içinde olup olmadığının, mevcut kayıtlardan ve kişinin görevine
yansıyacak hususların denetime elverişli olacak yöntemlerle yerinden
araştırılmak suretiyle tespit edilmesi olduğu belirtilmiştir.
16. Haklarında arşiv araştırması ve/veya güvenlik
soruşturması yapılacak kişiler anılan Kanun’un 3. maddesinde düzenlenmiştir.
Söz konusu maddenin (1) numaralı fıkrasında statüsü veya çalıştırma şekline
bağlı olmaksızın ilk defa veya yeniden memuriyete yahut kamu görevine atanacaklar
hakkında arşiv araştırmasının yapılacağı öngörülmüştür. (2) numaralı fıkrada
ise arşiv araştırmasıyla birlikte hakkında güvenlik soruşturması yapılacaklar
belirtilmiştir. Buna göre; kurum ve kuruluşlarda, yetkili olmayan kişilerin
bilgi sahibi olmaları hâlinde devlet güvenliğinin, ulusal varlığın ve
bütünlüğün, iç ve dış menfaatlerin zarar görebileceği veya tehlikeye
düşebileceği bilgi ve belgelerin bulunduğu gizlilik dereceli birimler ile Millî
Savunma Bakanlığı, Genelkurmay Başkanlığı, jandarma, emniyet, sahil güvenlik ve
istihbarat teşkilatlarında çalıştırılacak kamu personeli ile ceza infaz
kurumları ve tutukevlerinde çalışacak personel, kamu kurum ve kuruluşlarında
çalışacak öğretmenler, üst kademe kamu yöneticileri, özel kanunları uyarınca
güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasına tabi tutulan kişiler ile millî
güvenlik açısından stratejik önemi haiz birim, proje, tesis, hizmetlerde
statüsü veya çalıştırma şekline bağlı olmaksızın istihdam edilenler hakkında
güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması birlikte yapılacaktır.
17. Kanun 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasında güvenlik
soruşturması ve arşiv araştırmasının Millî İstihbarat Teşkilâtı Başkanlığı,
Emniyet Genel Müdürlüğü ve mahallî mülki idare amirlikleri tarafından
yapılacağı belirtilmiştir.
18. Anılan maddenin (2) numaralı fıkrasında güvenlik
soruşturması ve arşiv araştırması yapmakla görevli birimlerin, kendilerine
iletilen taleple sınırlı olarak güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması
kapsamında bakanlıklar ile kamu kurum ve kuruluşları arşivlerinden ve
elektronik bilgi işlem merkezlerinden gerekli bilgi ve belgeler ile 4. maddenin
(1) numaralı fıkrasının (ç) bendi kapsamındaki karar ve kayıtları almaya
yetkili olduğu düzenlenmiştir. (3) numaralı fıkrada ise güvenlik soruşturması
ve arşiv araştırması yapmakla görevli birimlerde yetkilendirilmiş personelin
yasaklanan eylemlerine yer verilmiştir. Buna göre; yetkili personel, hukuka
aykırı olarak elektronik ortamda veya bilgisayar loglarında kişisel verilerle
ilgili sorgulama yapamaz, log kayıtlarını değiştiremez veya silemez, bu şekilde
elde edilen bilgileri paylaşamaz veya yayın yoluyla duyuramaz. Görevi gereği
öğrendiği veya edindiği kişisel bilgi veya belgeleri yetkisiz kişilerle
paylaşamaz ya da basın ve yayın kuruluşlarına veya diğer iletişim kanallarına
veremez. Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapmakla görevli birimler
tarafından bu hususlara ilişkin olarak gerekli tedbirler alınır.
19. 7. maddenin (1) numaralı fıkrasına göre güvenlik
soruşturması ve arşiv araştırması sonucunda elde edilen verilerin
değerlendirilmesi amacıyla bir değerlendirme komisyonu kurulur. Değerlendirme
komisyonu; Cumhurbaşkanlığında İdari İşler Başkanının görevlendireceği bir üst
kademe yöneticinin, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığında genel sekreter
yardımcısının, bakanlıklarda bakan yardımcısının, diğer kamu kurum ve
kuruluşlarında en üst kademe yöneticinin görevlendireceği bir üst kademe
yöneticinin, üniversitelerde rektör yardımcısının, valiliklerde vali
yardımcısının başkanlığında, teftiş/denetim, personel ve hukuk birimleri ile
uygun görülecek diğer birimlerden birer üyenin katılımıyla başkan dahil en az
beş kişiden ve tek sayıda olacak şekilde oluşturulur. Millî güvenlik açısından
stratejik önemi haiz birim, proje, tesis ve hizmetlerde istihdam edilecekler
hakkındaki değerlendirme, ilgili bakanlık ya da kamu kurumları bünyesindeki
Değerlendirme Komisyonunca yapılır.
20. Kişisel verilerin korunmasına ilişkin temel ilkelere
ise 8. maddede yer verilmiştir. Anılan maddenin (1) numaralı fıkrasında kişinin
istihbarî faaliyetlere konu olmayan, kendisiyle ilgili kişisel verileri
hakkında bilgilendirilmesi, bu verilere erişmesi, bunların düzeltilmesi ve
silinmesi taleplerine ilişkin tedbirlerin alınacağı hüküm altına alınmıştır.
Anılan maddenin (3) numaralı fıkrasında güvenlik soruşturması ve arşiv
araştırması kapsamında yürütülen iş ve işlemlerde 24/3/2016 tarihli ve 6698
sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu’nun 4. maddesinde belirtilen genel
ilkelere aykırı hareket edilemeyeceği hüküm altına alınmıştır. Ancak millî
savunma, millî güvenlik, kamu güvenliği, kamu düzeni ve ekonomik güvenlik ile
ilgili istihbarat faaliyetleri kapsamında elde edilen bilgilerin kişiye
verilemeyeceği öngörülmek suretiyle bu hususta istisna getirilmiştir. (2) numaralı
fıkrada ise güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasına konu kişisel verilerin
doğru ve güncel olması, bu verilerin işlendikleri amaçla bağlantılı, sınırlı ve
ölçülü olarak kullanılması gerektiği hükme bağlanmaktadır.
21. Kişisel veri güvenliği ve gizliliğine ilişkin
düzenlemelere 9. maddede yer verilmiştir. Buna göre güvenlik soruşturması ve
arşiv araştırması yapmakla görevli birimler ile değerlendirme komisyonları,
veri güvenliğine ilişkin önlemleri alır. Güvenlik soruşturması ve arşiv
araştırması işlemlerinin her evresinde gizliliğe uyulur. İlgili bilgi ve
belgeler yasal olarak bilmesi gerekenlerden başkasına verilmez ve açıklanmaz.
Bu Kanun kapsamında elde edilen kişisel veriler amacı dışında işlenemez ve
aktarılamaz.
22. Kanun’da kişisel verilerin silinmesi ve yok edilmesi
ile ilgili düzenlemelere de yer verilmiştir. Bu kapsamda 10. madde uyarınca
güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması sırasında elde edilen kişisel
veriler, işlenme amacının ortadan kalkması hâlinde veya her durumda iki yılın
sonunda değerlendirme komisyonlarınca silinir ve yok edilir. Güvenlik
soruşturması ve arşiv araştırmasını yapan birimlerdeki istihbari faaliyete konu
olmayan, ilgilisine ait güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasına ait veriler
iki yılın sonunda silinir ve yok edilir. Bu veriler, işleme karşı dava açılması
hâlinde karar kesinleşmeden silinemez ve yok edilemez. Mahkemelerin bu konudaki
talepleri, değerlendirme komisyonunun bünyesinde bulunduğu ilgili kurum ve
kuruluş tarafından karşılanır.
23. 11. maddede güvenlik
soruşturması ve arşiv araştırmasının yapılması ve değerlendirilmesinde görevli
olanlar tarafından kişisel verilerle ilgili olarak suç işlenmesi hâlinde, fiil daha ağır cezayı gerektiren başka bir suç
oluşturmadığı takdirde 6698 sayılı Kanun’un 17. maddesi hükümlerinin, kabahat
işlenmesi hâlinde ise anılan Kanun’un 18. maddesi hükümlerinin uygulanacağı
belirtilmiştir.
24. 12. madde uyarınca da devletin güvenliğini, ulusun
varlığını ve bütünlüğünü iç ve dış menfaatlerinin zarar görebileceği veya
tehlikeye düşebileceği bilgi ve belgeler ile gizlilik dereceli kamu personeli
ile meslek gruplarının tespiti, birim ve kısımların tanımlarının yapılması,
güvenlik soruşturmasının ve arşiv araştırmasının usul ve esasları ile bunu
yapacak birimler ve değerlendirme komisyonlarının çalışma usul ve esasları ile
uygulamaya ilişkin diğer hususlar Cumhurbaşkanınca çıkarılacak yönetmelikle
düzenlenecektir.
25. 2/6/2022 tarihli ve 5649 sayılı Cumhurbaşkanı
kararıyla düzenlenen Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması Yapılmasına
Dair Yönetmelik 3/6/2022 tarihli ve 31855 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak
yürürlüğe girmiştir. Anılan Yönetmelik’te güvenlik soruşturması ve arşiv
araştırması yapılmasına ve değerlendirme komisyonlarının çalışmalarına ilişkin
usul ve esasları belirlenmiştir.
B. 7315 Sayılı Kanun’un 3. Maddesinin (2) Numaralı
Fıkrasında Yer Alan “…gizlilik dereceli birimler ile…”, “…kamu kurum
ve kuruluşlarında çalışacak öğretmenler, üst kademe kamu yöneticileri,…” ve
“…ile milli güvenlik açısından stratejik önemi haiz birim, proje, tesis,
hizmetlerde statüsü veya çalıştırma şekline bağlı olmaksızın istihdam
edilenler…” İbarelerinin İncelenmesi
1. “…gizlilik dereceli birimler ile…” İbaresi
a. Anlam ve Kapsam
26. 7315 sayılı Kanun’un 3. maddesinin (2) numaralı
fıkrasında kurum ve kuruluşlarda, yetkili olmayan kişilerin bilgi sahibi olması
hâlinde devlet güvenliğinin, ulusal varlığın ve bütünlüğün, iç ve dış
menfaatlerin zarar görebileceği veya tehlikeye düşebileceği bilgi ve belgelerin
bulunduğu gizlilik dereceli birimler ile Millî Savunma Bakanlığı, Genelkurmay
Başkanlığı, jandarma, emniyet, sahil güvenlik ve istihbarat teşkilatlarında
çalıştırılacak kamu personeli ile ceza infaz kurumları ve tutukevlerinde
çalışacak personel, kamu kurum ve kuruluşlarında çalışacak öğretmenler, üst
kademe kamu yöneticileri, özel kanunları uyarınca güvenlik soruşturması ve
arşiv araştırmasına tabi tutulan kişiler ile millî güvenlik açısından stratejik
önemi haiz birim, proje, tesis, hizmetlerde statüsü veya çalıştırma şekline
bağlı olmaksızın istihdam edilenler hakkında güvenlik soruşturması ve arşiv
araştırmasının birlikte yapılacağı hükme bağlanmıştır. Anılan fıkrada yer alan “…gizlilik
dereceli birimler ile…” ibaresi dava konusu kuralı oluşturmaktadır. Bu
itibarla kuralla kurum ve kuruluşlarda, gizlilik dereceli birimlerde
çalıştırılacak personel hakkında güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasının
birlikte yapılması öngörülmektedir.
27. Anılan Kanun’un 12. maddesinde devletin güvenliğini,
ulusun varlığını ve bütünlüğünü iç ve dış menfaatlerinin zarar görebileceği
veya tehlikeye düşebileceği bilgi ve belgeler ile gizlilik dereceli kamu
personeli ile meslek gruplarının tespiti, birim ve kısımların tanımlarının
yapılması hususlarının Cumhurbaşkanınca yürürlüğe konulacak yönetmelikle
düzenleneceği öngörülmüştür.
b. İptal Talebinin Gerekçesi
28. Dava dilekçesinde özetle; dava konusu kuralda
gizlilik dereceli birimlerin belirlenmesine imkân verecek ölçüde bir çerçevenin
çizilmediği ve bu husustaki yetkinin doğrudan yürütmeye bırakıldığı, kamu
görevine girme hakkıyla ilgili olan bu durumun kanunilik ilkesiyle bağdaşmadığı
belirtilerek kuralın Anayasa’nın 2., 7., 13., 70. ve 128. maddelerine aykırı
olduğu ileri sürülmüştür.
c. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
29. Anayasa’nın
İkinci Kısmı’nın Dördüncü Bölümü’nde “IV. Kamu hizmetlerine girme hakkı”
kenar başlığı altında 70. maddede kamu hizmetlerine girme hakkına yer
verilmiştir. “Hizmete girme” başlıklı anılan maddenin birinci fıkrasında
“Her Türk, kamu hizmetlerine girme hakkına sahiptir” denilmek suretiyle
kamu hizmetine girme hakkı güvence altına alınmış, ikinci fıkrasında ise “Hizmete
alınmada, görevin gerektirdiği niteliklerden başka hiçbir ayırım gözetilemez”
denilmiştir. Anılan hak sadece kamu hizmetlerine girmeyi değil kamu
hizmetlerinde bulunmayı/kalmayı da güvence altına almaktadır (AYM, E.2021/104,
K.2021/87, 11/11/2021, §§ 42-48).
30. Anayasa’nın 128. maddesinin birinci fıkrasında “Devletin,
kamu iktisadî teşebbüsleri ve diğer kamu tüzelkişilerinin genel idare
esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin gerektirdiği
aslî ve sürekli görevler, memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle görülür.”
denilmektedir. Kamu hizmeti geniş tanımıyla, devlet ya da diğer kamu tüzel
kişileri tarafından ya da bunların denetim ve gözetimleri altında, ortak
gereksinimleri karşılamak ve kamu yararını sağlamak için topluma sunulmuş olan
sürekli ve düzenli etkinliklerdir (AYM, E.2017/21, K.2020/77, 24/12/2020, §
216).
31. 7315 sayılı Kanun’un 3. maddesinin (1) numaralı
fıkrasında statüsü veya çalıştırma şekline bağlı olmaksızın ilk defa veya
yeniden memuriyete yahut kamu görevine atanacaklar hakkında arşiv
araştırmasının yapılacağı, ayrıca anılan maddenin (2) numaralı fıkrasında
sayılanlar bakımından ise arşiv araştırmasına ek olarak güvenlik
soruşturmasının da yapılacağı hüküm altına alınmıştır.
32. Güvenlik soruşturmasının olumsuz sonuçlanması hâlinde
kişilerin kamu hizmetine alınmamaları söz konusu olabilmektedir. Nitekim söz
konusu Kanun’un genel gerekçesinde de ifade edildiği üzere, güvenlik
soruşturması ve arşiv araştırmasında amaç, genel olarak kamu görevinin ve özel
olarak icra edilecek görevin gerektirdiği nitelikleri haiz olunup olunmadığının
tespitidir. Kamu hizmetine alınmada görevin gerektirdiği genel ve özel
niteliklerden başka bir ayrım gözetilemez. Bu husus gözetildiğinde, arşiv
araştırmasıyla birlikte haklarında güvenlik soruşturmasının da yapılacağı personeli
düzenleyen kuralla, kamu hizmetine girme hakkına sınırlama getirildiği açıktır.
33. Anayasa’nın 13. maddesinde “Temel hak ve
hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde
belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu
sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik
Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”
denilmektedir. Buna göre kamu hizmetlerine girme hakkına sınırlama getiren
düzenlemelerin kanunla yapılması, Anayasa’da öngörülen sınırlama sebebine uygun
ve ölçülü olması gerekir.
34. Bu itibarla kamu hizmetlerine girme hakkını
sınırlamaya yönelik kanuni bir düzenlemenin şeklen var olması yeterli olmayıp
yasal kuralların keyfîliğe izin vermeyecek şekilde belirli, ulaşılabilir ve
öngörülebilir nitelikte olması gerekir.
35. Esasen temel hakları sınırlayan kanunun bu
niteliklere sahip olması, Anayasa’nın 2. maddesinde güvenceye bağlanan hukuk
devleti ilkesinin de bir gereğidir. Hukuk devletinde, kanuni düzenlemelerin hem
kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer
vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olması, ayrıca
kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesi gerekir.
Kanunda bulunması gereken bu nitelikler hukuki güvenliğin sağlanması bakımından
da zorunludur. Zira bu ilke hukuk normlarının öngörülebilir olmasını,
bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de
yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını
gerekli kılar. Dolayısıyla Anayasa’nın 13. maddesinde sınırlama ölçütü olarak
belirtilen kanunilik, Anayasa’nın 2. maddesinde güvenceye bağlanan hukuk
devleti ilkesi ışığında yorumlanmalıdır.
36. Kanun koyucu “gizlilik dereceli birimler”
ifadesini açık biçimde sadece kamu kurum ve kuruluşlarını kapsayacak şekilde
kullanmamıştır. Nitekim Kanun’un “Tanımlar” başlıklı 2. maddesinin (1)
numaralı fıkrasının (b) bendinde “kurum ve kuruluş” ibaresinin, güvenlik
soruşturması ve/veya arşiv araştırması yapılmasını talep eden kamu kurum ve
kuruluşları ile millî güvenlik açısından stratejik önemi haiz birim, proje,
tesis ve hizmetleri yerine getiren diğer kurum ve kuruluşları kapsayacağı hükme
bağlanmıştır. Anılan maddenin gerekçesinde de kurum ve kuruluş tanımına, kamu
kurum ve kuruluşu niteliğinde olmayan ancak yüksek teknoloji gerektiren ar-ge
faaliyetleri, bilişim teknolojileri ve savunma sanayi gibi millî güvenlik
açısından stratejik önemi haiz birim, proje, tesis ve hizmetlerin yerine
getirilmesinde rol alan diğer kurum ve kuruluşların da dâhil edildiği
belirtilmiştir. Nitekim söz konusu maddenin gerekçesinde belirtilen bu hususa
Kanun’un 3. maddesinin dava konusu ibarenin de yer aldığı (2) numaralı
fıkrasının devamında milli güvenlik açısından stratejik önemi haiz birim,
proje, tesis, hizmetlerde statüsü veya çalıştırma şekline bağlı olmaksızın
istihdam edilenler şeklinde ayrıca yer verildiği anlaşılmaktadır.
37. Anılan fıkrada, hakkında güvenlik soruşturması ve arşiv
araştırması yapılacak kişiler tespit edilirken kurumlardan ve birimlerden
hareket edilmiştir. Söz konusu fıkraya göre Millî Savunma Bakanlığı,
Genelkurmay Başkanlığı, jandarma, emniyet, sahil güvenlik ve istihbarat
teşkilatlarında çalıştırılacak kamu personeli ile ceza infaz kurumları ve
tutukevlerinde çalıştırılacak tüm personel kamu kurum ve kuruluşlarında
çalışacak öğretmenler, üst kademe kamu yöneticileri, özel kanunları uyarınca
güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasına tabi tutulan kişiler hakkında
güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapılması gerekmekle birlikte diğer
kurum ve kuruluşlarda tüm personel hakkında değil sadece gizlilik dereceli
birimlerde çalıştırılacak kişiler hakkında güvenlik soruşturmasının
yapılması gerekmektedir. Söz konusu fıkrada yer alan dava konusu kural,
çalışılan kurum veya kuruluşu değil birimi esas alarak ikinci kategorideki
kişilerin kimler olacağını düzenlemektedir. Bu itibarla kuralın kamu kurum ve
kuruluşlarındaki gizlilik dereceli birimleri kapsadığı sonucuna varmak
mümkündür.
38. Öte yandan her kurum ve kuruluşun teşkilat yapısının
farklı olabileceği gözetildiğinde kanun koyucunun hangi birimlerde çalışanlar
hakkında güvenlik soruşturması yapılacağını tek tek belirlemesinin güç olacağı
açıktır. Kanun’da genel çerçeve çizildikten sonra bu belirlemenin teknik bir
mesele olması ve güncellenmesinin gerekebilmesi nedeniyle yürütmeye
bırakılmasında kanunilik ilkesiyle çelişen bir yön bulunmamaktadır.
39. Bu bağlamda Kanun’la oluşturulan sistemde gizlilik
dereceli birimlerin hangileri olduğu hususunda belirli bir çerçevenin çizildiği
görülmektedir. Kanun’un 3. maddesinin (2) numaralı fıkrasında bu hususa ilişkin
olarak konulan ölçüt bazı bilgi ve belgelere sahip olma ölçütüdür. Bu bilgi ve
belgeler, kurum ve kuruluşlarda yetkili olmayan kişilerin bilgi sahibi
olmaları hâlinde devlet güvenliğinin, ulusal varlığın ve bütünlüğün, iç ve dış
menfaatlerin zarar görebileceği veya tehlikeye düşebileceği bilgi ve belgelerdir.
Bu tür bilgi ve belgeleri bulunduran birimler ise gizlilik dereceli
birimlerdir. Dolayısıyla kuralın belirli, ulaşılabilir ve öngörülebilir
nitelikte olduğu ve bu yönüyle kanunilik şartını taşıdığı sonucuna varılmıştır.
40. Bununla birlikte temel hak ve özgürlüklere sınırlama
getiren kuralların Anayasa’nın 13. maddesine uygunluğu denetlenirken
sınırlamanın kanuna dayanması yeterli olmayıp aynı zamanda anayasal bağlamda
meşru bir nedene de dayanması gerekmektedir.
41. Anayasa’nın kamu hizmetine girme hakkını düzenleyen
70. maddesinin ikinci fıkrasında, hizmete alınmada görevin gerektirdiği
niteliklerden başka hiçbir ayrımın gözetilemeyeceği öngörülerek bir yandan kamu
hizmetine alınmada aranacak koşulların belirlenmesi hususunda kanun koyucuya
takdir yetkisi tanınmış, diğer yandan da söz konusu koşullar belirlenirken bu
hakka getirilecek sınırlamaların ancak görevin gerektirdiği niteliklerle uyumlu
olması hâlinde mümkün olabileceği ifade edilmiştir. Aksi takdirde getirilen
sınırlamanın anayasal bağlamda meşru bir nedene dayandığı söylenemez (AYM,
E.2020/14, K.2020/58, 15/10/2020, § 19).
42. Kamu hizmetine girmeye veya kamu hizmetlerinde
bulunmaya/kalmaya sınırlama getiren bir kuralın meşru amacının var olduğunun
tespiti ancak görevin gerektirdiği nitelik kavramından ne anlaşılması
gerektiğinin ortaya konulmasıyla mümkündür. Anayasa’nın 70. maddesi görev ile
nitelik arasında sıkı bir ilişki ve bağın olduğunu, bunun dışında hizmete
alınmada hiçbir nedenin gözetilemeyeceğini, daha açık bir anlatımla ayrımın
yalnızca görev-nitelik ilişkisi yönünden yapılması gerektiğini öngörmektedir. O
hâlde görevle, onun gerektirdiği nitelik birbirinden ayrı düşünülemez. Buna
göre, o nitelikler görevlilerde bulunmadıkça o görev yerine getirilemeyecek ya
da görev iyi bir biçimde yerine getirilemeyecekse buna ilişkin niteliğin
görevin gerektirdiği nitelik olarak kabulü mümkün olacaktır (AYM, E.2024/26,
K.2024/83, 14/3/2024, § 24).
43. Kamu hizmetlerinin belli bazı özelliklerinin olduğu
ve bu hizmetleri gören kamu görevlilerinin ise özel statülere bağlı bulunduğu
bilinen bir gerçektir. Kamu görevlilerinde kanunlarca aranan nitelikler ve
onlar hakkında kanunlarda öngörülen kısıtlamalar, kamu hizmetinin etkin ve
verimli bir biçimde yürütülmesi amacına yönelik olabilir. Bu nedenle bir kamu
hizmetine alınacaklarla ilgili sınırlamalar getirilirken doğrudan doğruya, o
hizmetin gereklerinin gözönünde tutulması, başka bir deyişle konulan nitelik ve
sınırlamalarla hizmet arasında gerçeklere uyan, nesnel ve zorunlu bir neden
sonuç ilişkisinin kurulması gereklidir (benzer değerlendirmeler için bkz. AYM,
E.1979/19, K.1979/39, 9/10/1979; E.2024/26, K.2024/83, 14/3/2024, § 25).
44. Arşiv araştırması ve güvenlik soruşturması kamu
hizmetlerinin belli bazı özelliklerinin de gözetilmesi suretiyle kamu hizmetine
alınacakların bu niteliklere uygun olup olmadığının tespit edilmesini
sağlayacak bir araştırma niteliği taşımaktadır. Nitekim Kanun’un 6. maddesinin
(3) numaralı fıkrasında güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapmakla
görevli birimlerin, kendilerine iletilen taleple sınırlı olarak güvenlik
soruşturması ve arşiv araştırması kapsamında bilgi, belge ve kayıtları elde
edeceği, 7. maddede ise memuriyet veya kamu görevlerine uygunluğun
değerlendirilmesini sağlayacak, yorum içermeyen olgusal verilerin güvenlik
soruşturması ve arşiv araştırması yapmakla görevli birimlerce değerlendirme
komisyonlarına iletileceği ve bu komisyonların kendilerine iletilen verilere
ilişkin nesnel ve gerekçeli değerlendirmelerini yazılı olarak atamaya yetkili
amire sunacağı, mahkemeler tarafından istendiğinde de bu bilgilerin mahkemelere
sunulacağı hüküm altına alınmıştır.
45. Hangi kamu hizmeti bakımından güvenlik
soruşturmasının gerekli olup olmadığı hususu kanun koyucunun takdir
yetkisindedir. Kanun koyucu, gizlilik dereceli birimlerin bu kapsama alınmasını,
söz konusu ibarelerin yer aldığı fıkrada belirtildiği üzere; bu tür birimlerde,
yetkili olmayan kişilerin bilgi sahibi olmaları hâlinde devlet güvenliğinin,
ulusal varlığın ve bütünlüğün, iç ve dış menfaatlerin zarar görebileceği veya
tehlikeye düşebileceği bilgi ve belgelerin bulunduğu gerekçesiyle gerekli
görmüştür. Bu itibarla kuralın, milli güvenlik kapsamında görevin gerektirdiği
nitelikleri tespit edebilmek şeklinde anayasal anlamda meşru bir amacı
gözettiği anlaşılmaktadır.
46. Öte yandan kamu hizmetine girme hakkına yönelik bu
tür bir sınırlamanın ölçülü olup olmadığının da incelenmesi gerekir. Anayasa’nın
13. maddesinde güvence altına alınan ölçülülük ilkesi elverişlilik,
gereklilik ve orantılılık olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. Elverişlilik,
öngörülen sınırlamanın ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli
olmasını; gereklilik, ulaşılmak istenen amaç bakımından sınırlamanın
zorunlu olmasını, diğer bir ifadeyle aynı amaca daha hafif bir sınırlama ile
ulaşılmasının mümkün olmamasını; orantılılık ise hakka getirilen
sınırlama ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi
gerekliliğini ifade etmektedir.
47. Anayasa'nın 129. maddesinin birinci fıkrasında
memurlar ve diğer kamu görevlilerinin Anayasa ve kanunlara sadık kalarak
faaliyette bulunma yükümlülüklerinin bulunduğu belirtilmiştir. Anılan hüküm
uyarınca devletin memurlar ve kamu görevlilerinden özel bir güven ve sadakat
bağlılığı ile kamu görevini yerine getirmelerini talep etme yetkisi
bulunmaktadır. Bu husus devletin faaliyetlerine güven duyulmasının bir
gereğidir. Dolayısıyla anılan hususlar çerçevesinde kanun koyucunun, kamu
görevlisi olarak istihdam edilen veya edilecek bireylerle ilgili olarak birtakım
tedbirler alma ve bu yükümlülüğe uymayanlar hakkında yaptırım uygulama
konusunda takdir yetkisinin bulunduğu açıktır.
48. Belli kamu hizmetlerini yürütecek kişilerin güvenlik
yönünden soruşturulmasının milli güvenliğin sağlanması bakımından elverişli bir
araç olduğu hususunda tereddüt bulunmamaktadır. Devletin milli güvenliğin
sağlanması konusundaki araçları belirlemede takdir yetkisinin bulunduğu ve
kişiler hakkında belirli bir düzeyde araştırma yapılmaksızın ilgili kamu
görevinin gerektirdiği niteliğin ya da kamu görevi bakımından bu kişinin
istihdamının tehlike arz edip etmediğinin anlaşılmasının önemli olduğu
gözetildiğinde kuralla getirilen sınırlamanın gerekli olmadığı da söylenemez.
49. Kurum ve kuruluşların gizlilik dereceli birimlerinde
görev yapacak kişilerin, kamu düzeni ve millî güvenliğin korunması amacıyla
güvenlik soruşturması kapsamına alındığı anlaşılmaktadır. Ayrıca kuralla, kamu
kurum ve kuruluşlarının tamamında görev yapacak kişiler değil, kurum ve
kuruluşların gizlilik dereceli birimlerinde görev yapacak olanlar güvenlik
soruşturması kapsamına alınmak suretiyle kuralda sınırlı bir çerçeve
çizilmiştir. Öte yandan güvenlik soruşturması neticesinde kişilerin kamu
hizmetine atamalarının yapılmaması yönündeki işlemin yargı denetimine tabi
olduğu da açıktır. Kanun’un 10. maddesinin (3) numaralı fıkrası ise atanmamaya
neden olan güvenlik soruşturması kapsamındaki bilgi ve belgelerin yargı
mercilerince istenebileceğini ve bu talebin yetkili mercilerce karşılanacağını
hüküm altına almaktadır. Dolayısıyla kişinin kamu hizmetine alınmaması sonucunu
doğuran kamu gücü işleminin dayanaklarının yargı mercilerince denetlenebileceği
anlaşılmaktadır.
50. Bu itibarla memurların ve diğer kamu görevlilerinin
Anayasa ve kanunlara sadık kalarak faaliyette bulunma yükümlülüğü de
gözetildiğinde, kanun koyucunun özel önem atfettiği bazı kamu hizmetlerinde
görev yapacaklar hakkında güvenlik soruşturmasını bir şart olarak öngörmesinin,
söz konusu kamu hizmetlerinde görev alacaklar bakımından aşırı bir külfet
doğurduğu söylenemez. Bu itibarla kuralla kamu hizmetine girme hakkına
getirilen sınırlamanın orantılı ve ölçülü olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
51. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 13. ve 70.
maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir.
Engin YILDIRIM, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Selahaddin MENTEŞ
ve Kenan YAŞAR bu görüşe katılmamışlardır.
Kuralın Anayasa’nın 2., 7. ve 128. maddelerine de aykırı
olduğu ileri sürülmüşse de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 13. ve
70. maddeleri yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmış olması
nedeniyle Anayasa’nın 2., 7. ve 128. maddeleri yönünden ayrıca bir inceleme
yapılmasına gerek görülmemiştir.
2. “… kamu kurum ve kuruluşlarında çalışacak
öğretmenler,…” İbaresi
a. İptal Talebinin Gerekçesi
52. Dava dilekçesinde özetle; kamu kurum ve
kuruluşlarında çalışan öğretmenlerin devletin güvenliğini ilgilendiren hassas
ya da gizli bilgilere vâkıf olmasının mümkün olmadığı, buna rağmen güvenlik
soruşturmasına tabi tutulacaklar kapsamına alındıkları, güvenlik
soruşturmasında yapılacak araştırmaların görevin gerektirdiği niteliklerle
ilgisinin bulunmadığı dolayısıyla kuralın kamu yararı amacını taşımadığı, bu
durumun eğitim ve öğretim hakkına da zarar vereceği belirtilerek kuralın
Anayasa’nın 2., 10., 42. ve 70. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
b. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
53. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin
Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 43. maddesi uyarınca kural,
Anayasa’nın 13. maddesi yönünden de incelenmiştir.
54. Kural, kamu kurum ve kuruluşlarında çalışacak
öğretmenler hakkında arşiv araştırması ve güvenlik soruşturmasının birlikte
yapılmasını hüküm altına almak suretiyle kamu hizmetine girme hakkına sınırlama
getirmektedir.
55. Kural kapsamında hangi kamu görevlileri hakkında
güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasının yapılacağı açık ve net olarak
düzenlendiğinden kuralın kanunilik şartını sağladığı sonucuna ulaşılmıştır.
56. Belirli kamu hizmetlerinde görev alacak kişiler
hakkında arşiv araştırmasıyla birlikte güvenlik soruşturmasının da yapılması
hususunun kanun koyucunun takdir yetkisinde olduğu açıktır. 7315 sayılı
Kanun’un 3. maddesinin (2) numaralı fıkrasında yer alan “…gizlilik dereceli
birimler ile…” ibaresinin Anayasa’ya uygunluk denetiminde meşru amaç
yönünden belirtilen gerekçeler bu kural yönünden de geçerlidir.
57. Ayrıca eğitim ve öğretim hizmetlerinin, çocuk ve
gençlerin hukukun üstünlüğünü benimsemiş, insan haklarına saygılı, demokratik
ilke ve değerleri özümsemiş bireyler olarak yetiştirilebilmesi bakımından özel
önemi olan bir kamu hizmeti olduğu hususunda tartışma bulunmamaktadır. Bu
itibarla öğretmenlerin, devletin insan kaynağının yetiştirilmesi bakımından
önem taşıdıkları ve özel bir kamu hizmetini yerine getirdikleri yadsınamaz.
Buna göre kamu kurum ve kuruluşlarında görev yapacak öğretmenlerin de güvenlik
soruşturması kapsamına alınmasını öngören kuralın kamu düzeni ve güvenliğini
sağlamak yönünde meşru bir amacının olduğu anlaşılmaktadır.
58. Kanun’un 3. maddesinin (2) numaralı fıkrasında yer
alan “…gizlilik dereceli birimler ile …” ibaresinin Anayasa’ya uygunluk
denetiminde ölçülülük ilkesi yönünden belirtilen gerekçeler bu kural yönünden
de geçerlidir.
59. Açıklanan nedenle kural Anayasa’nın 13. ve 70.
maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir.
Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Selahaddin
MENTEŞ ve Kenan YAŞAR bu görüşe katılmamışlardır.
Kuralın Anayasa’nın 2., 10. ve 42. maddelerine de aykırı
olduğu ileri sürülmüşse de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 13. ve
70. maddeleri yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmış olması
nedeniyle Anayasa’nın 2., 10. ve 42. maddeleri yönünden ayrıca bir inceleme
yapılmasına gerek görülmemiştir.
3. “…üst kademe kamu yöneticileri,…” İbaresi
a. İptal Talebinin Gerekçesi
60. Dava dilekçesinde özetle; dava konusu kuralda üst
kademe yöneticisi kavramının tanımlanmadığı, bu hususta Cumhurbaşkanına
doğrudan yetki tanındığı, bu durumun kamu hizmetine girme hakkının kanunla
sınırlanması ile memurların ve diğer kamu görevlilerinin atanması, nitelikleri
gibi hususların kanunla düzenlenmesi ilkesiyle bağdaşmadığı belirtilerek
kuralın Anayasa’nın 2., 7., 13., 70., 104. ve 128. maddelerine aykırı olduğu
ileri sürülmüştür.
b. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
61. Kural, üst kademe kamu yöneticileri hakkında arşiv
araştırması ile birlikte güvenlik soruşturmasının da yapılacağını hüküm altına
almak suretiyle kamu hizmetine girme hakkına sınırlama getirmektedir.
62. Anayasa’da yer verilen üst kademe kamu
yöneticileri kavramı, belirli bir kamu hizmetini yürüten kamu kuruluşunun
hiyerarşik bakımdan üst düzeylerinde görev alan ve aynı zamanda o hizmet
alanıyla ilgili kamu politikalarının belirlenmesinde ve uygulanmasında etkin
bir otoriteye, yetki ve sorumluluğa sahip olan kişileri ifade etmektedir (AYM,
E.2019/111, K.2023/63, 5/4/2023, § 81; E.2018/120, K.2023/171, 11/10/2023, §
34-35).
63. Bu itibarla kurum içinde klasik anlamda belirli bir
sevk ve idare, başka bir deyişle yönetim yetkisine sahip olmakla birlikte
kurumun görev ve yetkileri çerçevesindeki politikaların belirlenmesi sürecine
katılmayan, yönetim yetkisi bu politikaları uygulamakla sınırlı olan
yöneticilerin ya da kurumun hizmet alanıyla ilgili kamu politikalarının
tayininde sadece istişari nitelikte rol üstlenen kişilerin üst kademe kamu
yöneticisi olarak kabulü mümkün değildir (AYM, E.2019/111, K.2023/63, 5/4/2023,
§ 82; E.2018/120, K.2023/171, 11/10/2023, § 36).
64. Cumhurbaşkanlığı hükûmet sisteminde benimsenen temel
esaslardan biri üst kademe kamu yöneticilerinin bizzat Cumhurbaşkanı tarafından
atanmasıdır. Kendilerini atayan Cumhurbaşkanı ile göreve gelmeleri esası
benimsenen üst kademe kamu yöneticilerinin Cumhurbaşkanı ile birlikte görev
yapıp onunla birlikte görevden gitmeleri yönündeki yaklaşım da bu ilkenin bir
sonucudur. Bununla birlikte bir normun
üst kademe kamu yöneticilerinin atanmalarına ilişkin usul ve esasların
düzenlenmesine ilişkin olup olmadığını Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi (CBK)
koyucunun nitelemesinden bağımsız olarak, anılan ilkeler çerçevesinde her bir
norm özelinde özerk şekilde ele alıp nihai olarak denetleme görevi Anayasa
Mahkemesine aittir (AYM, E.2019/111, K.2023/63, 5/4/2023, §§, 69, 83).
65. Ayrıca ilgili kurumun hiyerarşik
bakımdan üst düzeylerinde görev alma ve aynı zamanda o hizmet alanıyla ilgili
kamu politikalarının belirlenmesinde ve uygulanmasında etkin bir otoriteye,
yetki ve sorumluluğa sahip olma üst kademe
kamu yöneticilerinin belirlenmesinde esas alınacak ölçütlerdendir (AYM,
E.2018/120, K.2023/171, 11/10/2023, § 40).
66. Bu itibarla üst kademe yöneticilerinin anayasal bir
kavram olarak Anayasa Mahkemesinin ortaya koyduğu ölçütler çerçevesinde
belirlenebilir nitelikte olduğu, bu yönüyle kuralın kanunilik şartını sağladığı
anlaşılmaktadır.
67. Kamu kurum ve kuruluşlarının üst kademelerinde görev
alan ve aynı zamanda o hizmet alanıyla ilgili kamu politikalarının
belirlenmesinde ve uygulanmasında etkin bir otoriteye, yetki ve sorumluluğa
sahip olan üst kademe kamu yöneticileri hakkında güvenlik soruşturması
yapılması kanun koyucunun takdir yetkisinde olup bu düzeyde kamusal yetkilere
sahip kişiler hakkında güvenlik soruşturması yapılması kamu düzeni ve millî
güvenliğin korunması amacına hizmet etmektedir. Dolayısıyla kuralın meşru bir
amaca yönelik olduğu açıktır.
68. 7315 sayılı Kanun’un 3. maddesinin (2) numaralı
fıkrasında yer alan “…gizlilik dereceli birimler ile …” ibaresinin
Anayasa’ya uygunluk denetiminde ölçülülük ilkesi yönünden belirtilen gerekçeler
bu kural yönünden de geçerlidir.
69. Açıklanan nedenle kural Anayasa’nın 13. ve 70.
maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir.
Kuralın Anayasa’nın 2., 7., 104. ve 128. maddelerine de
aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususların
Anayasa’nın 13. ve 70. maddeleri yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında
ele alınmış olması nedeniyle Anayasa’nın 2., 7., 104. ve 128. maddeleri
yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.
4. “…ile milli güvenlik açısından stratejik önemi haiz
birim, proje, tesis, hizmetlerde statüsü veya çalıştırma şekline bağlı
olmaksızın istihdam edilenler…” İbaresi
a. İptal
Talebinin Gerekçesi
70. Dava dilekçesinde özetle; millî güvenlik açısından
stratejik önemi haiz birim, proje, tesis ve hizmetlerin neler olduğu konusunda
dava konusu kuralda bir belirliliğin bulunmadığı, kamu görevlisinin yanı sıra
özel hukuk hükümlerine tabi çalışacakların da anılan nitelikteki birim, proje,
tesis ve hizmetlerde istihdam edilmeleri hâlinde güvenlik soruşturmasına tabi
tutulacakları, kuralda belirtilen hususlarla ilgili yürütme organına doğrudan
düzenleme yapma yetkisinin verildiği, bu durumun yasama yetkisinin
devredilmezliği ve hukuk devleti ilkeleri ile kamu hizmetine girme ve çalışma
haklarını ihlal ettiği, ayrıca memurlar ve diğer kamu görevlileri yönünden
kanunla düzenleme ilkesiyle çeliştiği belirtilerek kuralın Anayasa’nın 2., 7.,
13., 48., 49., 70. ve 128. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
b. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
71. Anayasa’nın “Çalışma ve sözleşme hürriyeti” başlıklı
48. maddesinde “Herkes, dilediği alanda çalışma ve sözleşme hürriyetlerine
sahiptir. Özel teşebbüsler kurmak serbesttir./ Devlet, özel teşebbüslerin millî
ekonominin gereklerine ve sosyal amaçlara uygun yürümesini, güvenlik ve
kararlılık içinde çalışmasını sağlayacak tedbirleri alır.” denilerek
çalışma ve teşebbüs özgürlüğü güvence altına alınmıştır.
72. Çalışma özgürlüğü kişinin çalışıp çalışmama,
çalışacağı işi seçme ve çalıştığı işten ayrılma özgürlüğünü korumakta ve
ücretli olarak bağımlı çalışma hakkı kadar iktisadi ve ticari faaliyet yapma ve
mesleki faaliyette bulunma hakkını da içermektedir. Çalışma özgürlüğünün bir
parçası olan teşebbüs özgürlüğü de her gerçek veya özel hukuk tüzel kişisinin
tercih ettiği alanda iktisadi-ticari faaliyette bulunmak üzere teşebbüs
kurabilmesini, dilediği mesleki faaliyete girebilmesini ve faaliyetiyle
mesleğini devletin veya üçüncü kişilerin müdahalesi olmaksızın dilediği biçimde
yürütebilmesini güvence altına almaktadır (AYM, E.2019/48, K.2019/74,
19/9/2019, § 14).
73. Anayasa’nın 49. maddesinde çalışmanın herkesin hakkı
ve ödevi olduğu, devletin çalışanların hayat seviyesini yükseltmek, çalışma
hayatını geliştirmek için çalışanları ve işsizleri korumak, çalışmayı
desteklemek, işsizliği önlemeye elverişli ekonomik bir ortam yaratmak ve
çalışma barışını sağlamak için gerekli tedbirleri alacağı belirtilmiştir.
Çalışma özgürlüğü, herkesin dilediği mesleği seçmede özgür olmasını ve zorla
çalıştırılmamayı ifade eder. Birey bu özgürlüğünü kullanarak dilediği alanı ve
işi seçebilir. Çalışma hakkı ise bireyin özgür iradesiyle seçtiği mesleği veya
işi icra etmesi, devletin de çalışmak isteyenlere iş temin etmek için gereken
tedbirleri almasıdır (AYM, E.2016/141, K.2018/27, 28/2/2018, §§ 13-16).
74. Kuralla, millî güvenlik açısından stratejik önemi
haiz birim, proje, tesis ve hizmetlerde statüsü veya çalıştırma şekline bağlı
olmaksızın istihdam edilenler hakkında da güvenlik soruşturması ve arşiv
araştırmasının birlikte yapılması öngörülmek suretiyle çalışma hakkı ve
özgürlüğüne sınırlama getirilmektedir.
75. Hakkında güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması
yapılacak kişilerin yer alacağı her bir birim, proje, tesis ve hizmetin kanunda
ayrı ayrı belirtilmesinin güçlüğü ortadadır. Bu bakımdan kanun koyucunun söz
konusu birim, proje, tesis ve hizmetleri millî güvenlik açısından stratejik
önemi haiz olanlarla sınırlaması ve bu kapsamda bir çerçeve oluşturması,
gelişen ve değişen koşullara göre bu birim, hizmet ve projelerin millî güvenlik
açısından stratejik öneme sahip olup olmadığının değerlendirilmesinin yürütmeye
bırakılması gerekli olabilir. Nitekim kanun koyucu, kuralda yer alan birimlerin
hangileri olacağı hususunu 7315 sayılı Kanun’un 12. maddesiyle Cumhurbaşkanı
tarafından çıkarılacak yönetmeliğe bırakmıştır.
76. Yönetmelik’in “Güvenlik soruşturması ve arşiv
araştırmasında izlenecek yöntem” başlıklı 11. maddesinin (4) numaralı fıkrasının
(f) bendi ile (8) numaralı fıkrası kapsamında millî güvenlik açısından
stratejik önemi haiz birim, proje, tesis, hizmetlerde statüsü veya çalıştırma
şekline bağlı olmaksızın istihdam edileceklerin güvenlik soruşturması ve arşiv
araştırması yapılmasına ilişkin taleplerde, ilgili veya bağlı bulunulan
bakanlık veya kamu kurum ve kuruluşu tarafından bu birim, proje, tesis veya
hizmetin millî güvenlik açısından taşıdığı stratejik önemin gerekçelendirilerek
belirtileceği düzenlenmiştir.
77. Bu itibarla kuralın belirli ve öngörülebilir olduğu
ve kanunilik şartını sağladığı sonucuna ulaşılmıştır.
78. Anayasa’nın 48. ve 49. maddelerinde çalışma hakkı ve
özgürlüğü için herhangi bir sınırlama nedeni öngörülmemiş olmakla birlikte özel
sınırlama nedeni öngörülmemiş hakların da o hakkın doğasından kaynaklanan bazı
sınırlarının bulunduğu kabul edilmektedir. Ayrıca Anayasa'nın başka
maddelerinde yer alan hak ve özgürlükler ile devlete yüklenen ödevler, özel
sınırlama sebebi gösterilmemiş hak ve özgürlüklere sınır teşkil edebilir.
79. Anayasa’nın 5. maddesinde demokrasiyi korumak,
kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak, kişinin temel hak
ve özgürlüklerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak
surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın
maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmak
devletin temel amaç ve görevleri arasında sayılmıştır.
80. Kural kapsamında millî güvenlik açısından stratejik
önemi haiz birim, proje, tesis ve hizmetlerde statüsü veya çalıştırma şekline
bağlı olmaksızın istihdam edilenler hakkında da güvenlik soruşturması
yapılmasının kamu düzeni ve güvenliğinin sağlanması şeklindeki meşru bir amaca
yönelik olduğu açıktır.
81. Kuralda belirtilen önemdeki birim, proje, tesis ve
hizmetlerde görev yapanların elde edebilecekleri belge ve bilgilerin devletin
güvenliği bakımından önemli sonuçlar doğurabileceği açıktır. Dolayısıyla bu
kişilerin istihdam edilme biçimleri önemli olmaksızın güvenlik soruşturması
kapsamına alınmalarının söz konusu meşru amaca ulaşma bakımından elverişli ve gerekli
bir tedbir olmadığı söylenemez.
82. Anılan Kanun’un 3.
maddesinin (2) numaralı fıkrasında yer alan “…gizlilik dereceli birimler ile
…” ibaresinin Anayasa’ya uygunluk denetiminde ölçülülük ilkesi yönünden
belirtilen gerekçeler bu kural yönünden de geçerlidir.
83. Açıklanan nedenle kural, Anayasa’nın 13., 48. ve 49.
maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir.
Kuralın Anayasa’nın 2. ve 7. maddelerine de aykırı olduğu
ileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 13., 48. ve
49. maddeleri yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmış olması
nedeniyle Anayasa’nın 2. ve 7. maddeleri yönünden ayrıca bir inceleme
yapılmasına gerek görülmemiştir.
Kuralın Anayasa’nın 70. ve 128. maddeleriyle ilgisi
görülmemiştir.
C. 7315 Sayılı
Kanun’un 4. Maddesinin (1)
Numaralı Fıkrasının (b), (c) ve (ç) Bentleri ile 6. Maddesinin (2) Numaralı
Fıkrasında Yer Alan “…bu Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (ç)
bendi kapsamındaki karar ve…” İbaresinin İncelenmesi
1. (b) ve (c) Bentleri
a. İptal Talebinin Gerekçesi
84. Dava dilekçesinde özetle; kuralla öngörülen kişi
hakkındaki arama kararının çeşitli nedenlerle verilebileceği, bu durumun suç
işlendiği anlamına gelmediği, dolayısıyla kural kapsamındaki aramayla ilgili
ölçütlerin belirlenmediği, bu suretle kişinin suçlu gibi değerlendirilerek kamu
görevine alınmamasının olası olduğu, ayrıca mevzuatta kişiler hakkında hangi
nedenlerle, ne şekilde ve hangi makamlarca tahdit kararı verileceği hususunda
da bir belirliliğin bulunmadığı, tahditle ilgili verilerin nasıl
değerlendirileceğine ilişkin bir düzenlemeye de yerilmediği belirtilerek
kuralın Anayasa’nın 2., 13., 38. ve 70. maddelerine aykırı olduğu ileri
sürülmüştür.
b. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
85. 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesi uyarınca kural,
ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 20. maddesi yönünden de incelenmiştir.
86. Anayasa’nın 20. maddesinin birinci fıkrasında
herkesin özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına
sahip olduğu, özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamayacağı
belirtilmiş; üçüncü fıkrasında da “Herkes, kendisiyle ilgili kişisel
verilerin korunmasını isteme hakkına sahiptir. Bu hak; kişinin kendisiyle
ilgili kişisel veriler hakkında bilgilendirilme, bu verilere erişme, bunların
düzeltilmesini veya silinmesini talep etme ve amaçları doğrultusunda kullanılıp
kullanılmadığını öğrenmeyi de kapsar. Kişisel veriler, ancak kanunda öngörülen
hallerde veya kişinin açık rızasıyla işlenebilir. Kişisel verilerin korunmasına
ilişkin esas ve usuller kanunla düzenlenir” denilerek kişisel verilerin
korunması özel hayatın gizliliğinin korunması kapsamında güvenceye kavuşturulmuştur.
87. Kişisel verilerin korunmasını isteme hakkının,
kişinin insan onurunun korunması ve kişiliğini serbestçe geliştirebilmesi
hakkının özel bir biçimi olarak bireyin hak ve özgürlüklerini kişisel verilerin
sadece işleme şeklindeki sınırlamaya karşı değil kişisel verilere yönelik her
türlü sınırlamalara karşı güvence getirdiği anlaşılmaktadır (AYM, E.2018/85,
K.2022/127, 26/10/2022, § 85).
88. Anayasa Mahkemesinin kararlarında da belirtildiği
üzere “...adı, soyadı, doğum tarihi ve doğum yeri gibi bireyin sadece
kimliğini ortaya koyan bilgiler değil; telefon numarası, motorlu taşıt plakası,
sosyal güvenlik numarası, pasaport numarası, özgeçmiş, resim, görüntü ve ses
kayıtları, parmak izleri, IP adresi, e-posta adresi, hobiler, tercihler, etkileşimde
bulunulan kişiler, grup üyelikleri, aile bilgileri, sağlık bilgileri gibi
kişiyi doğrudan veya dolaylı olarak belirlenebilir kılan tüm veriler…”
kişisel veri olarak kabul edilmektedir (AYM, E.2013/122, K.2014/74, 9/4/2014;
E.2014/149, K.2014/151, 2/10/2014; E.2014/74, K.2014/201, 25/12/2014;
E.2014/180, K.2015/30, 19/3/2015; E.2015/32, K.2015/102, 12/11/2015).
89. Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasıyla elde
edilen veriler kişisel veri olup güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması
kapsamında kamu mercileri tarafından özel yaşamıyla ilgili sorular sorulması da
dâhil olmak üzere bir bireyin özel hayatı, iş ve sosyal yaşamıyla ilgili
bilgilerinin alınması, kaydedilmesi ve kullanılması kişisel verilerin korunması
isteme hakkına sınırlama niteliğindedir (AYM, E.2018/73, K.2019/65, 24/7/2019,
§ 169). Buna göre, 7315 sayılı Kanun’un 4. maddesinin dava konusu (b) ve (c)
bentlerinde düzenlenen kişinin kolluk kuvvetleri tarafından aranıp aranmadığı
veya kişi hakkında tahdit işlemi olup olmadığına ilişkin bilgiler kişisel veri
niteliğinde olup bu tür bilgilerin toplanmasına imkân veren kurallarla anılan
hakka yönelik sınırlama getirilmektedir.
90. Anayasa’nın anılan maddesi uyarınca kişisel veriler
ancak kanunda öngörülen hâllerde veya kişinin açık rızasıyla işlenebilir.
91. Bu kapsamda kişisel verilerin korunmasını isteme
hakkını sınırlamaya yönelik düzenlemelerde kamu makamlarınca istenecek bilgi ve
belgelerin neler olduğu, bunların ne şekilde kullanılacağı, hangi şartlarda ne
kadar süreyle muhafaza edileceği, ilgililerin söz konusu bilgilere itiraz etme
imkânı bulunup bulunmadığı, bilgilerin belirli süre sonunda imha edilip
edilmeyeceği, edilecekse hangi usulün uygulanacağı, keyfî uygulamalara, yetki
aşımına karşı yapılacak denetim ve uygulanacak yaptırıma ilişkin hususlara
ayrıntılı olarak yer verilmelidir (AYM, E.2018/73, K.2019/65, 24/7/2019, § 171;
E.2018/163, K.2020/13, 19/2/2020, § 16; E.2020/24, K.2021/39, 3/6/2021, § 48;
E.2018/91, K.2020/10, 19/2/2020, § 133; E.2018/137, K.2022/86, 30/6/2022, §
796; Fatih Saraman, [GK], B. No: 2014/7256, 27/2/2019, §§ 89, 90;
Turgut Duman [1.B], B. No: 2014/15365, 29/5/2019, § 88; E.2021/28,
K.2024/11, 18/1/2024, § 14).
92. Anayasa Mahkemesi daha önce verdiği kararlarda,
kişisel verileri işleyen tüm gerçek ve tüzel kişilerin 6698 sayılı Kanun kapsamında
olduğundan hareketle incelenen kanunda özel bir düzenleme yer almasa dahi
anılan Kanun’daki genel hükümlerin kişisel verilerin korunmasını isteme hakkı
yönünden gerekli güvenceleri karşıladığını belirtmiştir (bkz. AYM, E.2021/84,
K.2022/117, 13/10/2022, §§ 65-73; E.2020/67, K.2022/139, 9/11/2022, §§ 54-59;
AYM, E.2021/28, K.2024/11, 18/1/2024, § 15).
93. Diğer yandan 7315 sayılı Kanun’un “Kişisel
verilerin korunmasına ilişkin temel ilkeler” başlıklı 8. maddesinin (3)
numaralı fıkrasının birinci cümlesinde “Güvenlik soruşturması ve arşiv
araştırması kapsamında yürütülen iş ve işlemlerde, 24/3/2016 tarihli ve 6698
sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanununun 4 üncü maddesinde belirtilen genel
ilkelere aykırı hareket edilemez.” hükmüne yer verilmiştir. 6698 sayılı
Kanun’un 4. maddesi ise “(1) Kişisel veriler, ancak bu Kanunda ve diğer
kanunlarda öngörülen usul ve esaslara uygun olarak işlenebilir. / (2) Kişisel
verilerin işlenmesinde aşağıdaki ilkelere uyulması zorunludur: a) Hukuka ve
dürüstlük kurallarına uygun olma. b) Doğru ve gerektiğinde güncel olma. c)
Belirli, açık ve meşru amaçlar için işlenme. ç) İşlendikleri amaçla bağlantılı,
sınırlı ve ölçülü olma. d) İlgili mevzuatta öngörülen veya işlendikleri amaç
için gerekli olan süre kadar muhafaza edilme.” güvencelerini
içermektedir. 7315 sayılı Kanun’da 6698 sayılı Kanun’un kişisel verilerle
ilgili güvencelerin genel olarak çerçevesini belirleyen 4. maddesine atıf
yapılması, anılan Kanun’un öngördüğü diğer güvencelerin göz ardı edilmesi
sonucunu doğurmamaktadır. Söz konusu genel hükme yapılan atıf bu hükmün
ayrıntılarını ortaya koyan bütün güvenceleri de kapsar niteliktedir.
94. Bununla birlikte Kanun’un “İstisnalar” başlıklı
28. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (ç) bendinde “Kişisel verilerin millî
savunmayı, millî güvenliği, kamu güvenliğini, kamu düzenini veya ekonomik
güvenliği sağlamaya yönelik olarak kanunla görev ve yetki verilmiş kamu kurum
ve kuruluşları tarafından yürütülen önleyici, koruyucu ve istihbari faaliyetler
kapsamında işlenmesi” hâlinde söz konusu kanun hükümlerinin
uygulanmayacağı belirtilmiştir.
95. Dolayısıyla yetkili kurum ve kuruluşlar tarafından
millî güvenlik, kamu güvenliği ve kamu düzeninin sağlanması amacıyla önleyici,
koruyucu ve istihbari faaliyetler kapsamında elde edilen kişisel verilerin
işlenmesinde 6698 sayılı Kanun hükümlerinde yer alan güvenceler geçerli
olmayacaktır (AYM, E.2018/137, K.2022/86, 30/6/2022, § 800; E.2021/28,
K.2024/11, 18/1/2024, § 18).
96. 7315 sayılı Kanun’un 4. maddesinde arşiv araştırması
kapsamında yetkili makamlarca elde edileceği belirtilen verilerin tamamı, kişi
hakkında devletin yetkili birimlerince gerçekleştirilmiş yargısal ve/veya idari
nitelikli kararlar ile kişi hakkında devam eden veya sonuçlanmış olan
soruşturma ya da kovuşturmalar kapsamındaki olguların tespitinden ibarettir.
Esas itibarıyla bu kapsamda elde edilecek veriler, genel olarak bir istihbarat
faaliyetini gerektirmeksizin daha önceden elde edilmiş ve çoğunlukla kişi
hakkında bir idari ve yargısal kararla sonuçlandırılmıştır. Dolayısıyla arşiv
araştırması kapsamında elde edilecek bu tür verilerin 6698 sayılı Kanun’un 28.
maddesinin (1) numaralı fıkrasının (ç) bendiyle istisna kapsamına alınan
hususlara ilişkin olmadığı ve anılan Kanun’un öngördüğü güvencelere tabi olduğu
sonucuna varmak mümkündür.
97. 7315 sayılı Kanun’un 4. maddesinin (1) numaralı
fıkrasının (b) ve (c) bentlerinde arşiv araştırması kapsamında kişinin kolluk
kuvvetleri tarafından hâlen aranıp aranmadığının mevcut kayıtlardan tespit
edilmesi ve kişi hakkında herhangi bir tahdit olup olmadığının arşiv
araştırmasına konu edileceği düzenlenmektedir.
98. Kolluk kuvvetleri tarafından aranma, 5271 sayılı
Kanun’da düzenlenen bir suç iddiası kapsamında çoğunlukla soruşturma evresinde
çağrı üzerine gelmeyen veya çağrı yapılamayan şüpheli hakkında savcının talebi
üzerine sulh ceza hâkimi tarafından yakalama emri düzenlenmiş olması, kişinin
adresinin tespit edilememiş olması, yurt dışında bulunması gibi nedenlerle
hakkında çıkarılan yakalama kararı kapsamında aranıyor olmasıdır. Anılan
Kanun’a göre bu kapsamdaki bir zorla getirme usulü, sadece şüpheli ve sanık
bakımından değil, çağrıya uymayan tanık, bilirkişi, mağdur, şikâyetçi hakkında
da uygulanabilmektedir.
99. Öte yandan Anayasa’nın 19. maddesinin ikinci fıkrası
uyarınca bir mahkeme kararının ya da kanunda öngörülen bir yükümlülüğün yerine
getirilmesi amacıyla da kişinin özgürlüğünden yoksun bırakılması gerekli
olabilir ve kişinin bu kapsamda aranıyor olması da mümkündür. Bununla birlikte
arşiv araştırmasıyla amaçlananın kişinin
temel olarak kamu düzeni ve kamu güvenliği açısından risk teşkil edip etmediğinin
tespiti olduğu gözetildiğinde kuralla kişi hakkındaki her türlü aramanın değil
bir suç soruşturması ve kovuşturması kapsamında bir aramanın var olup
olmadığının tespitinin hedeflendiği anlaşılmaktadır.
100. Diğer yandan tahdit Arapça kökenli bir kelime olup
sınırlama, çevreleme, çevresini daraltma anlamına gelmektedir. 7315 sayılı
Kanun’un dava konusu (c) bendinde kişi hakkında uygulanan tahdit
işleminden bahsedilmiştir. Hukukumuzda kişi hakkında uygulanan tahdit
işlemlerinin kişinin temel hak ve özgürlüklerine yönelik sınırlama/kısıtlama
niteliğindeki işlemler olduğu söylenebilir.
101. Tahdit işlemine ilişkin olarak kuralla getirilen
herhangi bir sınırlama bulunmamaktadır. Bu itibarla tahdit işlemlerinin
tamamının kural kapsamında kaldığı düşünülebilir ise de arşiv araştırmasıyla
hedeflenenin, kişinin kamu görevini yerine getirirken millî güvenlik ve kamu
düzeni açısından tehdit oluşturup oluşturmayacağının tespiti olduğundan kuralda
arşiv araştırmasına konu olan tahdidin bu kapsamda değerlendirilmesi gerekir.
102. Hukuk sistemimizde tahdit işleminin hangi hâllerde
yapıldığının tespiti bakımından 15/7/1950 tarihli ve 5682 sayılı Pasaport
Kanunu’nun gözönünde bulundurulması mümkündür. Anılan Kanun’un pasaport tahdit
işlemlerine dayanak teşkil eden 22. maddesinin birinci fıkrasının birinci
cümlesine göre yurt dışına çıkmaları; mahkemelerce yasaklananlara, terör
örgütlerine aidiyeti, iltisakı veya irtibatı belirlenen yurt dışındaki her
türlü eğitim, öğretim ve sağlık kuruluşları ile vakıf, dernek veya şirketlerin
kurucu ve yöneticisi olduğu veya bu yerlerde çalıştığı İçişleri Bakanlığınca
tespit edilenlere pasaport veya seyahat belgesi verilmez. Pasaport tahdidinin,
anılan hükme göre uygulanan veya bu kapsamdaki bir incelemeye dayalı bir idari
işlem olduğu anlaşılmaktadır.
103. Ayrıca 18/10/2016 tarihli ve 6749 sayılı Olağanüstü
Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin
Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun’un 5. maddesinin (1) numaralı
fıkrasına göre de millî güvenliğe tehdit oluşturduğu tespit edilen yapı, oluşum
veya gruplara ya da terör örgütlerine üyeliği veya iltisakı ya da bunlarla
irtibatı nedeniyle haklarında idari işlem tesis edilenler ile aynı gerekçeyle
haklarında suç soruşturması veya kovuşturması yürütülenler, işlemi yapan kurum
ve kuruluşlarca ilgili pasaport birimine derhâl bildirilir. Bu bildirim üzerine
ilgili pasaport birimlerince pasaportlar iptal edilebilir.
104. Dolayısıyla yargı kararları kapsamında bir güvenlik
tedbiri olarak veya idari mercilerin kararlarıyla pasaport tahdit işlemleri
yapılabilmektedir.
105. Bu değerlendirmeler neticesinde kurallarda, kişi
hakkında hangi tür arama kararlarının ve tahdit işlemlerinin arşiv
araştırmasına konu edileceği hususunda bir belirsizliğin bulunmadığı anlaşılmıştır.
106. 7315 sayılı Kanun’un 4. ve 5. maddelerinde arşiv
araştırması ve güvenlik soruşturması kapsamında elde edilecek verilerin
hangileri olduğu gösterilmiş; ayrıca anılan Kanun’un 5., 6., 7. ve 8.
maddelerinde bu verilerin nasıl elde edileceği ve işleneceğine ilişkin
hükümlere yer verilmiştir. Kanun’un 6. maddesinin (3) numaralı fıkrası, 8., 9.,
10. ve 11. maddelerinde veri güvenliği, verilerin korunması, silinmesi ve
saklanmasına ilişkin düzenlemelere yer verilmiş, bu kapsamdaki yükümlülüklere uyulmaması
hâlinde ise idari ve cezai yaptırım öngörülmüştür.
107. Buna göre, kamu hizmeti veya bu niteliği haiz bir
faaliyette görev yapacak kişi hakkında kurallar kapsamında elde edilen kişisel
verilere ilişkin olarak yeterli bir kanuni çerçevenin çizildiği, bu yönüyle
kuralların belirli, ulaşılabilir ve öngörülebilir nitelikte olduğu sonucuna
varılmıştır.
108. Anayasa’nın 5. maddesi uyarınca kişilerin ve
toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak devletin temel amaç ve
görevlerindendir. Kişinin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamanın ön
koşulu kamu düzeninin ve kamu güvenliğinin tesisidir. Kamu düzeninin ve kamu
güvenliğinin sağlanmadığı bir ortamda hak ve özgürlüklerden gereği gibi
yararlanılması mümkün değildir. Bu kapsamda devletin hak ve özgürlükleri koruma
ödevinin yanında kamu düzenini ve kamu güvenliğini sağlama görevi de
bulunmaktadır.
109. Hakkında arşiv araştırması ve güvenlik soruşturması
yapılacak memur ve diğer kamu görevlileri bakımından da Anayasa’nın 129.
maddesinin birinci fıkrasında belirtilen Anayasa ve kanunlara sadık kalarak
faaliyette bulunmalarını engelleyecek bir durumun varlığının tespiti ve böylece
Anayasa’nın 70. maddesinde belirtilen görevin gerektirdiği niteliklere aykırı
bir duruma sahip olup olmadıklarının belirlenmesi önem taşımaktadır.
110. Bu bakımdan ilk defa memuriyete veya kamu görevine
atanacaklar ile doğrudan kamu gücü eliyle
yürütülmeyen çeşitli hizmetlerin millî güvenlik açısından stratejik önem
taşıması durumunda bu hizmetlerin bazı birimlerinde görev yapacak kişilerin
kolluk tarafından aranıp aranmadığının ve haklarında tahdit işlemi olup
olmadığının tespitinin millî güvenliğin ve kamu düzeninin sağlanmasına katkıda
bulunacağı açıktır. Dolayısıyla kurallar anayasal bağlamda meşru bir amaç
taşımaktadır.
111. Anayasa’nın 13. maddesinde temel hak ve özgürlüklere
yönelik sınırlamaların demokratik toplum düzeninin gerekleri ile ölçülülük
ilkesine aykırı olamayacağı belirtilmiştir. Demokratik toplum düzeninin
gerekleri kavramı, öncelikle ilgili hak yönünden getirilen sınırlamaların
demokratik toplum düzeni bakımından zorunlu ya da istisnai tedbir niteliğinde
olmasını, başvurulabilecek en son çare ya da alınabilecek en son önlem olarak
kendisini göstermesini gerektirmektedir. Demokratik toplum düzeninin gereklerinden
olma, bir sınırlamanın demokratik bir toplumda zorlayıcı bir toplumsal
ihtiyacın karşılanması amacına yönelik olmasını ifade etmektedir (AYM,
E.2018/69, K.2018/47, 31/5/2018, § 12).
112. Gerek kamu görevlileri gerekse millî güvenlik
açısından stratejik önemi haiz birim, proje, tesis ve hizmetlerde çalışacak
personel hakkında herhangi bir nedenle arama kararı veya tahdit işlemi bulunup
bulunmadığı hususunun tespit edilmesi ve değerlendirme mercilerine bir veri
olarak sunulmasının demokratik toplum düzeninin gerekleri bakımından zorunlu
bir toplumsal ihtiyaca karşılık gelmediği söylenemez. Zira kamu görevine veya
millî güvenlik açısından stratejik önemi haiz bir hizmete alınacak kişilerin
görevin gerektirdiği niteliklere sahip olup olmadıklarının
değerlendirilmesinde, adli veya idari merciler nezdinde kayıt altına alınan
geçmiş durumlarının tespit edilmesi önem arz edebilir.
113. Öte yandan bu durumun, devlet kurumlarının
işlemlerinin tutarlılığını ve güvenirliliğini tesis etmeye hizmet etmeyeceği de
söylenemez. Nitekim belirli bir kamu hizmeti bakımından hizmetin gerektirdiği
niteliklere etki etmesi mümkün olan bir bilginin, hizmete kabul kararı verecek
idari merci tarafından bilinmemesi, gözden kaçırılması güvenlik yönünden
sorunlar yaratabileceği gibi bireyler ve toplum nezdinde güvenirlilik algısı
bakımından da olumsuz sonuçlar doğurabilecektir.
114. Kamu hizmetlerini veya millî güvenlik açısından
stratejik önemi haiz bir hizmeti yürütecek kişilerin söz konusu hizmete
alınmadan önce, güvenlik yönünden haklarında kamu makamlarınca tesis edilmiş
arama veya tahdit işleminin olup olmadığının araştırılmasının kamu güvenliğini
sağlamak bakımından elverişli bir araç olduğu açıktır. Devletin kamu
güvenliğinin sağlanması hususundaki araçları seçme konusundaki takdir
yetkisinin genişliği dikkate alındığında bu sınırlamanın gerekli olmadığı da
söylenemez.
115. Diğer yandan kurallarla öngörülen sınırlamanın
orantılı olabilmesi için kişilere aşırı külfet yüklememesi, meşru amaç ile
kişisel verilerin korunmasını isteme hakkı arasında adil bir dengenin kurulması
gerekir. Bu bağlamda sınırlamanın, Anayasa’nın 20. maddesinin üçüncü fıkrasının
ikinci cümlesinde geçen veriler hakkında bilgilendirilme, verilere erişme,
bunların düzeltilmesini, silinmesini talep etme ve amaçları doğrultusunda
kullanılıp kullanılmadığını öğrenme güvencelerine de uygun olması gerekir (Bestami
Eroğlu [GK], B. No: 2018/23077, 17/9/2020, § 142).
116. Ayrıca söz konusu fıkranın ikinci cümlesinde geçen “…de
kapsar” ibaresi aynı fıkranın birinci cümlesi ile birlikte
değerlendirildiğinde anayasa koyucunun iradesinin demokratik bir toplumda
kişisel verilerin korunmasını isteme hakkı kapsamında tanınması gereken
güvenceleri ikinci cümlede sayılanlarla sınırlı tutmak olmadığı, söz konusu
ikinci cümledeki güvencelerin tüketici şekilde sayılmamış olması da
gözetildiğinde kişisel verilerin korunmasını isteme hakkı bakımından
uluslararası belgelerde ve karşılaştırmalı hukuk metinlerinde yer alan
ilkelerin de anayasal ilkelere uygun düştüğü ölçüde değerlendirilebileceği
anlaşılmaktadır (Bestami Eroğlu, § 143). Bu
kapsamda kamu müdahalesine konu olan kişisel verinin niteliğine bağlı olarak şu özel
güvencelerin bir kısmının veya tamamının sağlanması söz konusu olabilir:
i. kişisel verilerin işlenmesi sürecinin şeffaf bir
şekilde gerçekleştirilmesi,
ii. Şeffaflığın bir gereği olarak veri sahiplerine
kişisel verilerine erişim imkânın tanınması,
iii. Kişisel verilerin doğru ve güncel bir biçimde
tutulması,
iv. Kişisel verilerin güvenliğinin sağlanması,
v. Kişisel verilerin meşru amaç için gerekenden daha
uzun süre saklanmaması,
vi. Veri sahibi hakkında kural olarak otomatik sonuç
çıkarılmaması,
vii. İşlenecek veya herhangi bir şekilde yararlanılacak
verilerin ulaşılmak istenen amaçla sınırlı olması,
viii. Hakkın sağladığı güvencelerin ihlali hâlinde yargı
yoluna başvurma imkânının sağlanması (Bestami Eroğlu, § 143-144).
117. Ancak işin
niteliğinin zorunlu kılması hâlinde -istihbarat faaliyeti gibi- anılan
güvencelere istisna getirilebilir. Bununla birlikte Anayasa’nın 13. maddesinde tüm temel hak ve özgürlükler
yönünden öngörülmüş olan sınırlama ölçütlerinin asgari standartlarına uyulması
esastır (Bestami Eroğlu, § 145).
118. 7315 sayılı Kanun’un 6. ve 7. maddelerinde arşiv
araştırması ve güvenlik soruşturması kapsamında kişisel verilerin nasıl elde
edileceği ve işleneceğine ilişkin hususlara yer verilmek suretiyle bu sürecin
şeffaf bir şekilde düzenlendiği anlaşılmaktadır.
119. Kanun’un 8. maddesinin (1) numaralı fıkrasında ise güvenlik
soruşturması ve arşiv araştırması kapsamında kişinin istihbari faaliyetlere
konu olmayan, kendisiyle ilgili kişisel verileri hakkında bilgilendirilmesi, bu
verilere erişmesi, bunların düzeltilmesi ve silinmesi taleplerine ilişkin
tedbirlerin alınacağının hükme bağlandığı ve
anılan maddenin (3) numaralı fıkrasında da güvenlik
soruşturması ve arşiv araştırması kapsamında yürütülen iş ve işlemlerde, 6698
sayılı Kanun’un 4. maddesinde belirtilen genel ilkelere aykırı hareket
edilemeyeceğinin belirtildiği gözetildiğinde istihbari nitelik taşımayan
kişisel verilerle ilgili olarak şeffaflık, bilgilendirilme ve erişim sağlama
güvencelerinin yanı sıra 7315 sayılı Kanun kapsamında elde edilen verilerin
tamamının doğru ve güncel tutulmasının yasal çerçevesinin oluşturulduğu
anlaşılmaktadır.
120. Kanun’un 9. maddesinde söz konusu verilerin güvenliğinin
sağlanması bakımından tedbirler öngörülmüştür. Buna göre, güvenlik soruşturması
ve arşiv araştırması yapmakla görevli birimler ile değerlendirme komisyonları, veri
güvenliğine ilişkin önlemleri almakla yükümlü kılınmış, güvenlik soruşturması
ve arşiv araştırması işlemlerinin her evresinde gizliliğe uyulacağı, ilgili
bilgi ve belgelerin, yasal olarak bilmesi gerekenlerden başkasına verilmeyeceği
ve açıklanmayacağı hüküm altına alınmıştır. Güvenlik soruşturmasını yapmakla
görevli birimler bakımından kanun koyucu Kanun’un 6. maddesinin (3) numaralı
fıkrasıyla özel bir tedbir öngörmüş, bu personelin, hukuka aykırı olarak
elektronik ortamda veya bilgisayar loglarında kişisel verilerle ilgili
sorgulama yapamayacağı, log kayıtlarını değiştiremeyeceği veya silemeyeceği, bu
şekilde elde edilen bilgileri paylaşamayacağı veya yayın yoluyla
duyuramayacağı, görevi gereği öğrendiği veya edindiği kişisel bilgi veya
belgeleri yetkisiz kişilerle paylaşamayacağı ya da basın ve yayın kuruluşlarına
veya diğer iletişim kanallarına veremeyeceği ve güvenlik soruşturması ve arşiv
araştırması yapmakla görevli birimler tarafından bu hususlara ilişkin olarak
gerekli tedbirlerin alınacağı hüküm altına alınmıştır.
121. Ayrıca anılan Kanun’un 10. maddesiyle de güvenlik soruşturması ve
arşiv araştırması sırasında elde edilen kişisel verilerin istihbari nitelik
taşıyıp taşımadığına bakılmaksızın, işlenme amacının ortadan kalkması hâlinde
veya her durumda iki yılın sonunda değerlendirme komisyonlarınca silinip yok
edileceği hüküm altına alınmıştır. Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasını
yapan birimlerdeki istihbari faaliyete konu olmayan, ilgilisine ait güvenlik
soruşturması ve arşiv araştırması verileri de iki yılın sonunda silinir ve yok
edilir. Öte yandan bu verilerin tamamı, işleme karşı dava açılması hâlinde
karar kesinleşmeden silinemez ve yok edilemez. Mahkemelerin bu konudaki
talepleri, değerlendirme komisyonunun bünyesinde bulunduğu ilgili kurum ve
kuruluş tarafından karşılanır.
122. Kanun’un 6. maddesinin (2) numaralı fıkrasında verilerin ancak
sınırları belirli bir amaç doğrultusunda elde edilebileceği, buna göre güvenlik
soruşturması ve arşiv araştırması yapmakla görevli birimlerin, kendilerine
iletilen taleple sınırlı olarak ve ancak güvenlik soruşturması ve arşiv
araştırması kapsamında bilgi ve belge toplayıp veri araştırması yapabileceği
hüküm altına alınmıştır. Kanun’un 4. maddesinin (1) numaralı fıkrasına göre
arşiv araştırması kapsamındaki veriler, anılan maddede sayılan verilerdir ve bu
veriler mevcut kayıtlardan tespit edilir. Benzer şekilde 5. madde kapsamında
güvenlik soruşturmasına ilişkin verilerin hangileri olacağı belirtilmiş, bu
verilerin mevcut kayıtlardan ve kişinin görevine yansıyacak hususların denetime
elverişli olacak yöntemlerle yerinden araştırılmak suretiyle tespit edilmesi
öngörülmüştür. Dolayısıyla güvenlik soruşturması kapsamında elde edilen
verilerin kişinin görevine yansıyacak hususlara ilişkin olması gerekir ve bu
veriler denetime elverişli yöntemlerle elde edilmelidir. 9. maddenin (3)
numaralı fıkrasında da bu Kanun kapsamında elde edilen kişisel verilerin amacı
dışında işlenemeyeceği ve aktarılamayacağı hüküm altına alınmıştır
123. Kanun’da arşiv araştırması ve güvenlik soruşturması
kapsamında elde edilen verilerin veri sahibi hakkında otomatik olarak sonuç doğurmasını
engelleyen güvencelere yer verilip verilmediği de ele alınmalıdır.
124. Kanun’un 7. maddesinde arşiv araştırması ve güvenlik
soruşturması kapsamında elde edilen bilgileri değerlendirecek komisyon
belirlendikten sonra öncelikle komisyona memuriyet veya kamu görevlerine
uygunluğunun değerlendirilmesini sağlayacak yorum içermeyen olgusal verilerin
iletileceği, komisyonun ise kendisine iletilen verilere ilişkin nesnel ve
gerekçeli değerlendirmelerini yazılı olarak atamaya yetkili amire sunacağı,
mahkemeler tarafından istenildiğinde bu bilgilerin mahkemelere sunulacağı
düzenlenmiştir.
125. Kanun’un öngördüğü bu çerçeve, söz konusu verilerin
atamama işlemine dayanak teşkil etmesi hâlinde yargı mercilerince yapılacak
denetimin kapsamı bakımından önem arz etmektedir. Nitekim kanun koyucu yargı
mercilerini de Kanun’un açıkça belirttiği şekilde kişiler hakkında arşiv
araştırması ve/veya güvenlik soruşturması neticesinde elde edilen verilerin
yorum içerip içermediğini, olgusal bir nitelik taşıyıp taşımadığını, nesnel bir
biçimde ve gerekçeli olarak ortaya konulup konulmadığını, ayrıca bu tür verilerin
ilgili kamu hizmeti veya millî güvenlik açısından stratejik önemi haiz bir
birim, proje, tesis veya hizmetin gerektirdiği nitelikler kapsamında olup
olmadığını değerlendirmekle yükümlü kılmıştır. Böylece görevin gerektirdiği
niteliklerle ilgisi olmayan bir verinin, arşiv araştırması veya güvenlik
soruşturması bakımından sonuç doğurması Kanun’la öngörülen sistem içinde
engellenmektedir. Kısacası öncelikle idare, bir verinin arşiv araştırması veya
güvenlik soruşturmasının olumsuz sonuçlanmasını sağlayıcı niteliğini açık
biçimde ortaya koymakla yükümlü kılınmıştır. Yargı mercileri de Kanun’la
öngörülen bu çerçeveyi ve idarenin gerekçelerini gözeterek verinin nitelik
itibarıyla kişinin kamu görevi yapmasını, görevin gerektirdiği niteliklerle
ilişkili olarak millî güvenlik ve kamu düzeni açısından sakıncalı hâle getirip
getirmeyeceğini değerlendirmek zorundadır. Bu bakımdan kanun koyucunun, Kanun
kapsamında elde edilen verilerin kişiler hakkında otomatik sonuç doğurmasını
önleme noktasında güvenceler öngördüğü anlaşılmaktadır.
126. Ayrıca kişisel verileri işleyen tüm gerçek ve tüzel
kişiler 6698 sayılı Kanun kapsamında olduğundan ve arşiv araştırmasına ilişkin
hususlar gerek anılan Kanun gerekse 7315 sayılı Kanun ile istisna
tutulmadığından 6698 sayılı Kanun’un getirdiği güvencelerin arşiv araştırmasına
konu veriler bakımından geçerli olduğu açıktır.
127. Bu itibarla, 7315 sayılı Kanun’da, kişiler hakkında
bu Kanun kapsamında yapılacak veri araştırmasında amaca uygun olmayan
uygulamaların önüne geçmek bakımından, elde edilen ve istihbari veri
niteliğinde olmayan veriler hakkında bilgilendirilme, bu verilere erişme, bu
verilerin saklanma süresi ve bu verilerin doğru ve güncel tutulması ile
silinmesi güvencelerinin sağlandığı, verilerin ancak toplanmasındaki amaç
doğrultusunda kullanılabileceği ve verilerin güvenliğine ilişkin yeterli bir
hukuki çerçeve çizildiği, elde edilen verilerin veri sahibi hakkında otomatik olarak
sonuç doğurmasını engelleyen güvencelerin öngörüldüğü ve anılan Kanun ile 6698
sayılı Kanun’daki güvencelere aykırı hareket edilmesi hâlinde söz konusu
işlemlere karşı yargı denetiminin açık olduğu anlaşılmaktadır. Bu kapsamda
kurallarla kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına getirilen sınırlamanın
orantısız olduğu söylenemez.
128. Açıklanan nedenlerle kurallar, Anayasa’nın 13. ve
20. maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir.
Hasan Tahsin GÖKCAN, Engin YILDIRIM, Yusuf Şevki
HAKYEMEZ, Selahaddin MENTEŞ ve Kenan YAŞAR bu görüşe katılmamışlardır.
Kuralların Anayasa’nın 2. ve 70. maddelerine de aykırı
olduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 13.
ve 20. maddeleri yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmış
olması nedeniyle Anayasa’nın 2. ve 70. maddeleri yönünden ayrıca bir inceleme
yapılmasına gerek görülmemiştir.
Kuralların Anayasa’nın 38. maddesiyle ilgisi
görülmemiştir.
2. (ç) Bendi ve 6. Maddenin (2) Numaralı Fıkrasında Yer
Alan “…bu Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (ç) bendi
kapsamındaki karar ve…” İbaresi
a. Anlam ve Kapsam
129. 7315 sayılı Kanun’un 4. maddesinin (1) numaralı
fıkrasının dava konusu (ç) bendi, arşiv araştırması kapsamında kişi hakkında
kesinleşmiş mahkeme kararları ve 5271 sayılı Kanun’un 171. maddesinin (5) ve
231. maddesinin (13) numaralı fıkraları kapsamında alınan kararlar ile kişi
hakkında devam eden veya sonuçlanmış olan soruşturma ya da kovuşturmalar
kapsamındaki olguların mevcut kayıtlardan tespit edilmesini öngörmektedir.
130. 7315 sayılı Kanun’un 6. maddesinin (2) numaralı fıkrasında
yer alan dava konusu kuralla da güvenlik
soruşturması ve arşiv araştırması yapmakla görevli birimlerin, Kanun’un 4.
maddesinin (1) numaralı fıkrasının (ç) bendi kapsamındaki karar ve kayıtları
almaya yetkili olduğu hükme bağlanmıştır. Kuralın
atıfta bulunduğu 4. maddenin (1) numaralı fıkrasının (ç) bendi kapsamındaki
karar ve kayıtlar ise kişi hakkında
kesinleşmiş mahkeme kararları, 5271 sayılı Kanun’un 171. maddesinin (5) ve 231.
maddesinin (13) numaralı fıkraları kapsamında alınan karar ve kayıtlar ile kişi
hakkında devam eden veya sonuçlanmış olan soruşturma ya da kovuşturmalar
kapsamındaki olgulardır.
131. Anılan Kanun’un 171. maddesi Cumhuriyet savcısının
kamu davasını açmadaki takdir yetkisini düzenlemektedir. Bu kapsamda Cumhuriyet
savcısı bazı şartlar altında kamu davasının açılmasının ertelenmesine de karar
verebilmektedir. Bu yetkinin kullanılması hâlinde anılan maddenin (5) numaralı
fıkrası gereğince kamu davasının açılmasının ertelenmesine ilişkin kararların
bunlara mahsus sisteme kaydedilmesi zorunludur. Söz konusu kayıtlar ise ancak
bir soruşturma veya kovuşturmayla bağlantılı olarak Cumhuriyet savcısı, hâkim
veya mahkeme tarafından istenebilir.
132. Maddenin (4) numaralı fıkrası uyarınca hakkında kamu
davasının açılmasının ertelenmesine karar verilenlerin belirlenen erteleme
süresi içinde kasıtlı bir suç işlememesi hâlinde kovuşturmaya yer olmadığı
kararı verilir. Bu itibarla kamu davasının açılmasının ertelenmesi, fail
hakkında kamu davasının açılmasına yetecek şekilde suç işlediğine dair var olan
şüphenin belirli bir süre denetime tabi olmak şartıyla askıya alınmasını
öngörmektedir.
133. Kanun’un 231. maddesinin (13) numaralı fıkrasında
ise hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB) kararının, bunlara mahsus bir
sisteme kaydedileceği; bu kayıtların, ancak bir soruşturma veya kovuşturmayla
bağlantılı olarak Cumhuriyet savcısı, hâkim veya mahkeme tarafından istenmesi
hâlinde bu maddede belirtilen amaç için kullanılabileceği hükme bağlanmıştır.
134. 7315 sayılı Kanun’un 4. maddesinin (1) numaralı
fıkrasının (ç) bendinde ayrıca kişi hakkında devam eden veya sonuçlanmış olan
soruşturma ya da kovuşturmalar kapsamındaki olguların da arşiv araştırmasına
konu edileceği öngörülmektedir.
135. 5271 sayılı Kanun’un 158. maddesinin (6) numaralı
fıkrasında ihbar veya şikâyet konusu fiilin suç oluşturmadığının herhangi bir
araştırma yapılmasını gerektirmeksizin anlaşılması veya ihbar ve şikâyetin
soyut ve genel nitelikte olması durumunda soruşturma yapılmasına yer olmadığına
karar verileceği ve bu kararların kendine mahsus bir sisteme kaydedileceği, bu
kayıtların ancak Cumhuriyet savcısı, hâkim veya mahkeme tarafından görülebileceği
düzenlenmiştir.
136. Anılan Kanun’un 172. maddesi uyarınca da Cumhuriyet
savcısı soruşturma evresi sonunda, kamu davasının açılması için yeterli şüphe
oluşturacak delil elde edilememesi veya kovuşturma imkânının bulunmaması
hâllerinde kovuşturmaya yer olmadığına karar verir.
137. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza
Kanunu’nun 75. maddesinin (7) numaralı fıkrasında ise ön ödeme kapsamında kalan
suçlarla ilgili olarak ödemede bulunulması üzerine verilen kovuşturmaya
yer olmadığına dair kararlar ile düşme kararlarının bunlara mahsus bir sisteme
kaydedileceği, bu kayıtların, ancak bir soruşturma veya kovuşturmayla
bağlantılı olarak Cumhuriyet savcısı, hâkim veya mahkeme tarafından istenmesi
hâlinde bu maddede belirtilen amaç için kullanılabileceği hüküm altına
alınmıştır.
138. 5271 sayılı Kanun’un 223. maddesinde kovuşturma
sonucunda verilecek kararlar düzenlenmiştir. Kovuşturma, iddianamenin kabulüyle
başlayan ve hükmün kesinleşmesine kadar geçen süreci ifade etmektedir. Hükmün,
kanun yolu süreçleri tamamlanarak, süresinde kanun yoluna başvurmamak suretiyle
ve kanun yolu kapalı olması nedeniyle verildiği anda kesinleşmesi mümkündür.
139. Anılan maddenin (1) numaralı fıkrasında duruşmanın
sona erdiği açıklandıktan sonra hüküm verileceği, hükmün ise beraat, ceza
verilmesine yer olmadığı, mahkûmiyet, güvenlik tedbirine hükmedilmesi, davanın
reddi ve düşmesi kararı şeklinde olabileceği belirtilmiştir.
140. Bu itibarla dava konusu kurallar, kişi hakkında
kesinleşmiş mahkeme kararları ile devam eden veya sonuçlanmış olan soruşturma
ya da kovuşturmalar kapsamındaki olguların da arşiv araştırması kapsamında elde
edilecek ve değerlendirme merciine sunulacak bilgiler kapsamında olduğunu
düzenlemektedir.
b. İptal Talebinin Gerekçesi
141. Dava dilekçesinde özetle; dava konusu kurallar
uyarınca, kesinleşmiş mahkeme kararları kapsamında beraat kararı verilen
olguların da değerlendirmeye alınacağı, bu durumun ise masumiyet karinesiyle
bağdaşmadığı, memuriyete engel oluşturan suç ve cezaların kanunla zaten
düzenlendiği, kamu davasının açılmasının ertelenmesi ve HAGB hâllerinde,
kanunda öngörülen şartların sağlanması durumunda kanun koyucunun bu kararların
kişiler aleyhine sonuç doğurmamasının öngörüldüğü, ancak kuralla bu karar ve
karara dayanak teşkil eden olguların arşiv araştırmasına konu edilmesi
suretiyle kişilerin özel hayata saygı hakkına sınırlama getirildiği, kamu
hizmetine girme hakkının engellendiği, Anayasa Mahkemesinin daha önce ihlal ve
iptal kararı verdiği hususlarda söz konusu kararların sonuçları göz ardı
edilerek düzenleme yapıldığı, bu yönüyle kuralların belirsiz olduğu ve meşru
amacının bulunmadığı belirtilerek Anayasa’nın 2., 10., 13., 38., 70. ve 153.
maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
c. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
142. 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesi uyarınca kurallar,
ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 20. maddesi yönünden de incelenmiştir.
143. 7315 sayılı Kanun’un 4. maddesinin (1) numaralı
fıkrasının (ç) bendinde belirtilen kişi hakkındaki kesinleşmiş mahkeme
kararları, 5271 sayılı Kanun’un 171. maddesinin (5) ve 231. maddesinin (13) numaralı
fıkraları kapsamında alınan kararlar ve kişi hakkında devam eden veya
sonuçlanmış olan soruşturma ya da kovuşturmalar kapsamındaki olgular, Anayasa’nın
20. maddesi kapsamında kişisel veri niteliğinde olup bu tür kişisel verilerin
değerlendirilmek amacıyla idari mercilerce elde edilmesi kişisel verilerin
korunmasını isteme hakkına yönelik bir sınırlama oluşturmaktadır.
144. Kurallar, hangi tür ve kapsamdaki kararların hangi
araştırma çerçevesinde tespit edileceğini herhangi bir tereddüde yer vermeyecek
şekilde açık ve net olarak düzenlemektedir. Ayrıca kuralların kapsamına aldığı
yargısal kararların ceza yargılamasıyla ilgili olduğu açık olduğundan kişi
hakkında hukuk yargılamasında ve idari yargıda verilen kararların arşiv
araştırmasına konu edilmediği anlaşılmaktadır. Bu kapsamda kuralların kanunilik
şartını sağladığı sonucuna ulaşılmıştır.
145. 7315 sayılı Kanun’un 4. maddesinin (1) numaralı
fıkrasının (b) ve (c) bentlerinin Anayasa’ya uygunluk denetiminde meşru amaç,
demokratik toplum düzeninin gereklerine aykırı olmama ve ölçülülük ilkesi
kapsamında belirtilen gerekçeler bu kurallar yönünden de geçerlidir.
146. Bununla birlikte kuralların kişisel verilerin
korunmasını isteme hakkı kapsamında çocukların korunması bakımından devlete
birtakım yükümlülükler getiren Anayasa’nın 10., 41., 58., 61. ve 141. maddeleri
yönünden de ele alınması gerekmektedir.
147. Anayasa’nın 10., 41., 58., 61. ve 141. maddelerinde
devletin çocukların korunması, topluma kazandırılması ve yargılanmalarının özel
hükümlere tabi tutulması konularında gerekli tedbirleri alacağı, teşkilat ve
tesisleri kuracağı belirtilmek suretiyle bazı pozitif yükümlülükler
öngörülmüştür (Fatih Saraman, § 84).
148. Devletin çocukların korunmasıyla ilgili olarak
anayasal düzeydeki anılan pozitif yükümlülükleri kapsamında hukukumuzda bazı
kanuni düzenlemelere yer verildiği görülmektedir (Fatih Saraman,
§ 85).
149. Bunlardan biri çocukların işlediği bir suç nedeniyle
kamu hizmetinden sürekli olarak yasaklanamayacağı ilkesidir. 5237 sayılı Kanun’un
53. maddesinde kasten işlediği bir suçtan dolayı hapis cezasına mahkûm olmuş ve
fiili işlediği sırada on sekiz yaşını doldurmamış olanların bir kamu görevini
üstlenmekten sürekli olarak mahrum bırakılamayacakları hüküm altına alınmıştır
(Fatih Saraman, § 85).
150. Aynı şekilde 25/5/2005 tarihli ve 5352 sayılı Adli
Sicil Kanunu’nun 10. maddesinin (3) numaralı fıkrasında on sekiz yaşından
küçüklerle ilgili adli sicil ve arşiv kayıtlarının ancak soruşturma ve
kovuşturma kapsamında değerlendirilmek üzere Cumhuriyet başsavcılıkları, hâkim
veya mahkemelerce istenebileceği düzenlenmiştir. Buna göre kişilerin on sekiz
yaşından önce işlediği herhangi bir suça ait kayıtların idari makamlara
bildirilmesi hukuken mümkün değildir (Fatih Saraman, § 86).
151. Bu itibarla 7315 sayılı Kanun’da çocuklar yönünden
bir düzenleme yapılmamış olsa dahi Anayasa’nın anılan hükümlerinden doğan
yükümlülükler ile diğer kanunlarda öngörülen düzenlemelerin salt on sekiz
yaşından önce işlenmiş bir suça ilişkin kayıtların arşiv araştırması ve
güvenlik soruşturması kapsamında dikkate alınmasını önleyecek yeterli
güvencelerin öngörüldüğü anlaşılmaktadır. Bu itibarla on sekiz yaşından önce
işlenen fiillere ilişkin ceza mahkemesine ait karar ve kayıtların idari ve
yargı mercilerince değerlendirilmesinde söz konusu anayasal yükümlülüklerin
gözönünde bulundurulması, konuyu düzenleyen mevzuatın bir bütün olarak
yorumlanması ve uygulanması gerektiği açıktır.
152. Öte yandan kuralların Anayasa’nın 38. maddesi
kapsamında da incelenmesi gerekmektedir.
153. Anayasa’nın 38.
maddesinin dördüncü fıkrasında “Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar, kimse
suçlu sayılamaz.” denilmek suretiyle masumiyet karinesi güvence altına
alınmıştır.
154. Masumiyet karinesi, hakkında suç isnadı bulunan bir
kişinin adil bir yargılama sonunda suçlu olduğuna dair kesin hüküm tesis
edilene kadar masum sayılması gerektiğini ifade etmekte ve hukuk devleti
ilkesinin de bir gereğini oluşturmaktadır (AYM, E.2013/133, K.2013/169,
26/12/2013). Anılan karine, kişinin suç işlediğine dair kesinleşmiş bir yargı
kararı olmadan suçlu olarak kabul edilmemesini güvence altına almaktadır.
Ayrıca hiç kimse suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar yargılama makamları ve
kamu otoriteleri tarafından suçlu olarak nitelendirilemez ve suçlu muamelesine
tabi tutulamaz (Kürşat Eyol [2.B], B. No:
2012/665, 13/6/2013, § 26; Turgut Duman, §101).
155. Adil yargılanma hakkının bir unsuru olan masumiyet
karinesinin sağladığı güvencelerin bir yönü de ceza yargılaması sonucunda
mahkûmiyet dışında bir hüküm kurulduğunda devreye girer ve daha sonraki
yargılamalarda ceza gerektiren suçla ilgili olarak kişinin masumiyetinden şüphe
duyulmamasını, kamu makamlarının toplum nezdinde kişinin suçlu olduğu
izlenimini uyandıracak işlem ve uygulamalardan kaçınmasını gerektirir (Galip
Şahin [1.B],
B. No: 2015/6075, 11/6/2018, § 40,
Turgut Duman, § 104).
156. Ceza muhakemesiyle eş zamanlı olarak yürütülen bir
başka ifadeyle kişinin henüz suç isnadı altında olduğu, ceza makamları
tarafından hakkında herhangi bir hüküm kurulmadığı süreçte devam eden disiplin
soruşturma ve yargılamalarında masumiyet karinesi bakımından önemli olan husus;
kamu makamlarının işlem ya da kararlarında belirttikleri gerekçeler veya
kullandıkları dil nedeniyle bireye cezai sorumluluk yüklememeleri, ceza
mahkemeleri tarafından henüz suçlu bulunmamış bireyin masumiyeti üzerine gölge
düşürülmesine sebebiyet vermemeleridir (Galip Şahin, § 47; Turgut
Duman, § 105).
157. Bununla birlikte ceza yargılamasına konu maddi olay
ve olguların disiplin hukuku esasları çerçevesinde diğer kamu makamlarınca
(idari/adli) ayrıca değerlendirilmesi ve bu değerlendirme sonucunda ulaşılacak
kanaate göre işlem/karar tesis edilmesi mümkündür. Bu bağlamda disiplin işlem
ve yargılamalarında ceza yargılamasında elde edilen bir delile dayanılması ya
da kişi hakkında yapılan ceza yargılamasına bir olgu olarak atıf yapılmış
olması tek başına masumiyet karinesinin sağladığı güvencelere aykırılık teşkil
etmez. Ancak adli ve idari makamların kendi görev sınırlarını aşarak kişiyi suçlu
ilan etmesi veya bu bağlamda birtakım çıkarımlarda bulunması masumiyet
karinesinin ihlaline yol açabilir. Masumiyet karinesi kapsamındaki güvencelerin
sağlanıp sağlanmadığının tespiti yapılırken kararın gerekçesinin bir bütün
olarak değerlendirilmesi gerekir (Galip Şahin, § 48 Turgut Duman,
§ 106).
158. Arşiv araştırması kapsamında, kişi hakkında
yürütülen ceza soruşturması ve kovuşturması neticesinde verilen kararlar ile
sonuçlanmış veya devam eden soruşturma veya kovuşturmalara konu olguların,
kişinin millî güvenlik ve kamu düzeni açısından risk yaratıp yaratmadığını
değerlendirebilmek bakımından önem arz ettiği açıktır. Kişisel veri
niteliğindeki bu tür bilgilerin değerlendirme komisyonu ve sonrasında atamaya
yetkili amirce bir veri olarak ele alındığı, bu tür bilgilerin doğrudan kişi
hakkında sonuç doğurmadığı, kişilerin arşiv araştırmasına konu verilere
erişimi, onların düzeltilmesini talep edebilmesi gibi özel güvencelerin mevcut
olduğu, arşiv araştırması sonucunda verilen kararların ise yargı denetimine
açık olduğu gözetildiğinde kuralların masumiyet karinesine aykırı bir yönü
bulunmamaktadır.
159. Açıklanan nedenlerle kurallar, Anayasa’nın 13., 20.
ve 38. maddelerine aykırı değildir. İptalleri talebinin reddi gerekir.
Engin YILDIRIM, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Selahaddin MENTEŞ
ve Kenan YAŞAR bu görüşe katılmamışlardır.
Kuralların Anayasa’nın 2. ve 70. maddelerine de aykırı
olduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 13.,
20. ve 38. maddeleri yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmış
olması nedeniyle Anayasa’nın 2. ve 70. maddeleri yönünden ayrıca bir inceleme
yapılmasına gerek görülmemiştir.
Kuralların Anayasa’nın 10. ve 153. maddeleriyle ilgisi
görülmemiştir.
Ç. 7315 Sayılı Kanun’un 5. Maddesinin (1) Numaralı
Fıkrasının (a), (b) ve (c) Bentlerinin İncelenmesi
1. Anlam ve Kapsam
160. 7315 sayılı Kanun’un 5. maddesinde güvenlik
soruşturmasının kapsamı belirlenmiştir. Buna göre güvenlik soruşturması arşiv
araştırmasındaki hususlara ilave olarak kişinin dava konusu; (a) bendi uyarınca
görevin gerektirdiği niteliklerle ilgili kolluk kuvvetleri ve istihbarat
ünitelerindeki olgusal verilerinin, (b) bendi uyarınca yabancı devlet kurumları
ve yabancılarla ilişiğinin, (c) bendi uyarınca da terör örgütleri veya suç
işlemek amacıyla kurulan örgütlerle eylem birliği, irtibat ve iltisak içinde
olup olmadığının mevcut kayıtlardan ve kişinin görevine yansıyacak hususların
denetime elverişli olacak yöntemlerle yerinden araştırılmak suretiyle tespit
edilmesidir.
2. (a) ve (b) Bentleri
a. İptal Talebinin Gerekçesi
161. Dava dilekçesinde özetle; dava konusu kuralların
görevin gerektirdiği niteliklerle ilgili olarak kolluk kuvvetleri ve istihbarat
ünitelerindeki olgusal verilere erişmeye imkân verdiği, ancak hangi olgusal
verinin hangi görevin ya da mesleğin gerekleriyle ilişkili olarak ele
alınabileceği hususunda herhangi bir ölçüt getirmediği, ayrıca kişinin yabancı
devlet kurumları ve yabancılarla ilişiğinin de araştırılacak konular arasında
sayıldığı, bu kurumların hangileri olabileceğinin, bu hususların neye göre
tespit edileceğinin ise belirlenmediği ve bu konuda nihai değerlendirme
yetkisinin idareye bırakıldığı, kuralların her türlü kişisel veriye ulaşma
imkânı tanıması nedeniyle kişisel verilerin korunmasını isteme hakkını ihlal
ettiği, kuralda görevin gerektirdiği nitelikler dışında başka ölçütlerin de
dikkate alınmasının kamu hizmetine girme hakkı ile eşitlik ilkesini ihlal
ettiği belirtilerek kuralların Anayasa’nın 2., 10., 13., 17., 20., 38. ve 70.
maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
b. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
162. Kurallarla, kişisel veri niteliğindeki bilgilere
arşiv araştırması ve güvenlik soruşturması kapsamında ulaşılmasına imkân
tanınması nedeniyle kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına sınırlama
getirilmektedir.
163. Kamu görevine alınacaklar veya millî güvenlik
açısından stratejik önemi haiz birim, proje, tesis ve hizmetlerde istihdam
edilecek kişilerin hizmetin gerektirdiği nitelikleri taşıyıp taşınmadıklarının değerlendirilmesi
bakımından olgusal veri araştırmasının, ilgili meslek kanunlarına ve diğer alt
mevzuatta yer alan şartlara göre yapılacağı anlaşılmaktadır. Nitekim 657 sayılı
Kanun’un 48. maddesinin birinci fıkrasının (B) bendinin (2) numaralı alt bendinde,
devlet memurları için aranan özel şartlardan birisi de kurumların özel kanun
veya diğer mevzuatında aranan şartları taşımak olduğu belirtilmiştir.
Dolayısıyla 7315 sayılı Kanun’un 5. maddesinin (1) numaralı fıkrasının dava
konusu (a) bendi bakımından kişinin görevin gerektirdiği niteliklerle ilgili olarak
araştırılması gerekecektir. Bu kapsamda kanun koyucunun, soruşturmayı yapacak
ve soruşturmayı talep edecek birimlere bu işlemin hangi kapsamda yapılacağıyla
ilgili olarak bir çerçeve belirlediği, ilgili hizmeti veya kamu görevlerini
düzenleyen kanun ve ikincil mevzuat çerçevesinde ise bu niteliklerin neler
olduğu hususunun belirlenebilir nitelikte olduğu anlaşılmaktadır.
164. Anılan fıkranın dava konusu (b) bendinde ise
güvenlik soruşturmasının konusunu oluşturan kişilerin yabancı devlet kurumları
ve yabancılarla ilişiğinin belirlenmesinde esas alınması gerekenin yabancılarla
olan her türlü temasın değil kamu görevi veya hizmeti yerine getirilirken veya
millî güvenlik açısından stratejik önemi haiz bir çalışma gerçekleştirilirken
millî güvenlik ve kamu düzeni açısından tehdit ve risk oluşturabilecek
nitelikteki bağ veya ilişkinin olduğu açıktır. Nitekim kanun koyucu güvenlik
soruşturması ve arşiv araştırması yapmakla görevli birimlerin bu konuda yapacakları
araştırma ve soruşturmaya ilişkin bir çerçeveyi Kanun’un 6. maddesinin (2)
numaralı fıkrasında öngörmüştür.
165. Öte yandan Kanun’un 8. maddesinin (1) numaralı
fıkrasında güvenlik soruşturması ve arşiv
araştırması kapsamında elde edilen verilerin istihbari nitelik taşımayanları
bakımından çerçeve bir güvence sistemi belirlenmiş ve bu tür verileri gerek
Kanun ve gerekse 6698 sayılı Kanun kapsamında öngörülen güvencelerden istisna
tutmamıştır.
166. Bununla birlikte özellikle güvenlik soruşturması kapsamında
elde edilen verilerin bir kısmının istihbari nitelik taşıyabileceği açıktır.
7315 sayılı Kanun’un 8. maddesi kapsamındaki düzenleme biçiminden de kanun
koyucunun söz konusu Kanun kapsamında yürütülen faaliyetlerle istihbari nitelik
taşıyan bilgilerin elde edilebileceğini öngördüğü ve bu hususa ilişkin
düzenlemeler getirdiği anlaşılmaktadır. Nitekim anılan maddenin (3) numaralı
fıkrasında millî savunma, millî güvenlik, kamu güvenliği, kamu düzeni ve
ekonomik güvenlikle ilgili istihbarat faaliyetleri kapsamında bilgilerin
elde edilebileceğine yer verilmiştir. Anılan fıkranın lafzı 6698 sayılı
Kanun’un “İstisnalar” başlıklı 28. maddesinin (1) numaralı fıkrasının
(ç) bendi ile uyumludur. Dolayısıyla anılan Kanun’la öngörülen güvencelerin bu
tür veriler bakımından istisna tutulduğu anlaşılmaktadır. 7315 sayılı Kanun ise
bu tür verilere ilişkin olarak kendi sistematiği içinde öngördüğü bütün
güvenceleri değil, kişilerin bu verilere erişimi ve buna bağlı güvencelerle
araştırmayı yapan birimlerde olanlar bakımından verilerin silinmesi ve yok
edilmesi güvencelerinden istisna tutmuştur. Zira anılan Kanun’un 8. maddesinin
(3) numaralı fıkrasında bu tür verilerin kişilere verilmeyeceği, 10. maddesinin
(2) numaralı fıkrasıyla da sadece güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasını
yapan birimlerdeki istihbari faaliyete konu olmayan, ilgilisine ait güvenlik
soruşturması ve arşiv araştırmasına ait verilerin iki yılın sonunda silinip yok
edileceği hüküm altına alınmaktadır.
167. Ancak kanun koyucu, güvenlik soruşturması kapsamında
elde edilen istihbari nitelikteki verilere ilişkin olarak Kanun’da öngördüğü
güvence sisteminde 6698 sayılı Kanun’un 4. maddesinde belirtilen genel ilkelere
aykırı hareket edilemeyeceği ilkesini korumuştur. Buna ek olarak güvenlik
soruşturmasını yürütecek birimlerin kendilerine iletilen taleple bağlı
oldukları, yalnızca görevin gerektirdiği niteliklerle ilgili olarak kolluk
kuvvetleri ve istihbarat ünitelerindeki olgusal verilerin araştırılabileceği,
değerlendirme komisyonlarına, kişilerin, memuriyet veya kamu görevlerine
uygunluğunun değerlendirilmesini sağlayacak ve yorum içermeyen olgusal
verilerinin iletileceği ve değerlendirme komisyonunun, kendisine iletilen
verilere ilişkin nesnel ve gerekçeli değerlendirmelerini yazılı olarak atamaya
yetkili amire sunmak zorunluluğu istihbari veriler yönünden de korunmuştur.
Ayrıca kanun koyucu, mahkemeler tarafından istenmesi hâlinde istihbari
nitelikteki verilerin verilmesini engelleyecek bir düzenleme de getirmemiş,
istihbari nitelik taşıyan verilerin de mahkemelerce istenmesi hâlinde
verileceğini hüküm altına almıştır. 7315 sayılı Kanun’un güvenlik
soruşturmasının kapsamını belirleyen ve usulüne ilişkin düzenlemeler de getiren
5. maddesinde, anılan maddede belirtilen verilerin mevcut kayıtlardan ve
kişinin görevine yansıyacak hususların denetime elverişli olacak yöntemlerle
yerinden araştırılmak suretiyle tespit edileceği hüküm altına alınarak salt
istihbari nitelik taşıyan bir verinin kişi hakkında kullanılabilmesi için
kişinin görevine yansıyacak bir yönünün bulunduğunun gösterilmesinin ve bu
verinin özellikle yargı mercilerince denetlenebilir bir yolla elde edilmiş
olmasının arandığı anlaşılmaktadır.
168. Bu doğrultuda dava konusu kurallar kapsamındaki
kişisel verilerin hangileri olduğu, söz konusu verilerin hangi kural ve
güvencelere tabi olduğu hususunda bir belirsizlik bulunmadığı ve kuralların
kanunilik şartını sağladığı sonucuna varılmıştır.
169. İstihbari olmayan nitelikteki veriler
kapsamında Kanun’un 4. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) ve (c)
bentlerinin Anayasa’ya uygunluk denetiminde meşru amaç, demokratik toplum
düzeninin gereklerine aykırı olmama ve ölçülülük ilkesi kapsamında belirtilen
gerekçeler bu kurallar yönünden de geçerlidir.
170. Öte yandan kişisel veri niteliğindeki bilgilerin
millî güvenlik ve kamu düzeni gibi amaçlar doğrultusunda elde edildiği ve istihbari
nitelik taşıdığı durumda olduğu gibi işin niteliğinin zorunlu kılması
hâlinde anılan güvencelere istisna getirilebilir (benzer yönde bkz. AİHM, Joanna
Szulc/Polonya, B. No: 43932/08, 12/11/2012, § 85; Leander/İsveç, B.
No: 9248/81, 26/3/1987, §§ 47-68). Ancak
böyle bir durumda da Anayasa’nın 13. maddesinde temel hak ve özgürlükler
yönünden öngörülen sınırlama ölçütlerinin asgari standartlarına uyulması
esastır (Bestami Eroğlu, § 145). Dolayısıyla, istihbari nitelikteki
veriler bakımından getirilen sınırlamanın meşru amacının bulunup bulunmadığı ve
ölçülü olup olmadığının incelenmesi gerekmektedir.
171. İstihbari nitelik taşıyan verilerin belirli
güvencelerden istisna tutulmasındaki temel amaç şüphesiz bu tür verilerin
niteliğine de uygun olarak gizli kalmalarının sağlanmasıdır. Bu bakımdan
istihbari nitelikteki bu tür verilerin bazı güvencelerin kapsamı dışında
bırakılmasında millî güvenlik ve kamu düzeninin sağlanmasına yönelik meşru bir
amaç bulunduğu söylenebilir.
172. İstihbarat faaliyetlerinin etkili olabilmesi
bilhassa gizliliğin sağlanmasına bağlı olduğundan bu nitelikteki verilere
ilişkin olarak bilgilendirilme, verilere erişme, bunu müteakip verilerin düzeltilmesini
ve silinmesini talep etme güvencelerinden istisna tutulmaları ve olağan
nitelikteki kişisel verilerden daha uzun süre saklanmalarına imkân verilmesini
sağlayacak tedbirlerin öngörülmesi anılan meşru amaç doğrultusunda elverişli ve
gerekli tedbirler olarak değerlendirilebilir. Aksinin kabulü, istihbari
faaliyetle ulaşılmak istenen millî güvenlik ve kamu düzeni gibi amaçların
gerçekleşmesini tehlikeye düşürebilir.
173. Güvenlik soruşturması kapsamında elde edilen
istihbari nitelik taşıyan verilerin kanun koyucu tarafından bazı güvencelere
tabi kılındığı ise açıktır. Nitekim bu tür veriler ancak mesleğin gerektirdiği
niteliklerle ilgili ise araştırılıp elde edilebilir ve elde edilme yöntemleri
denetlenebilir olmalıdır. Ayrıca bu tür veriler nesnel olmalı ve olgusal
nitelik taşımalıdır. Bu verilerin güvenlik soruşturması sürecinde değerlendirme
komisyonlarınca kullanılabilmesi için gerekçeli bir şekilde yetkili birimlere
yazılı olarak sunulması gerekir. Ayrıca bu tür veriler olumsuz etki edecek şekilde
atama işlemine konu edildiğinde, atamama kararına karşı yargı yolu açıktır ve
söz konusu verilerin yargılama sürecinde mahkemelerce istenmesi ve dolayısıyla
tartışılması mümkündür.
174. Diğer yandan Kanun, arşiv araştırması veya güvenlik
soruşturmasıyla elde edilen verilerin verileri toplayan birimlerce elde
edildikleri anda bir sonuç meydana getirmelerini değil, aşamalı olarak Kanun’un
öngördüğü sistematik içerisinde değerlendirilerek atamaya yetkili amirlere
sunulmasını öngörmüştür. Kanun’un güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması
kapsamında elde edilen verilerin tamamı bakımından geçerli kıldığı bazı
güvenceler yönünden ise istisna getirilmediği açıktır. Nitekim, Kanun’un 8.
maddesinin (2) numaralı fıkrasında güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasına
konu kişisel verilerin doğru ve güncel olması, bu verilerin ancak işlendikleri
amaçla bağlantılı, sınırlı ve ölçülü olarak kullanılması, 9. maddesinin (2) ve
(3) numaralı fıkralarında güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması işlemlerinin
her evresinde gizliliğe uyulması, ilgili bilgi ve belgelerin yasal olarak
bilmesi gerekenlerden başkasına verilmemesi ve açıklanmaması, Kanun kapsamında
elde edilen kişisel verilerin amacı dışında işlenememesi ve aktarılamaması gibi
güvencelere yer verilmiş, bu tür güvencelere riayet edilmemesi hâlinde
ilgililerin disiplin, kabahat ve ceza hukuku boyutu itibarıyla çeşitli
yaptırımlara tabi tutulacağı hüküm altına alınmıştır. Dolayısıyla güvenlik
soruşturması kapsamında kişi hakkında elde edilen istihbari nitelik taşıyan
veri ancak elde edildiği amaçla ilgili olarak kullanılabilir. Kullanılması
hâlinde ise yargı mercileri aracılığıyla da olsa kişinin bu veriden haberdar
olması, onu tartışması ve hakkında sonuç doğurmamasını sağlayabilmesi
mümkündür.
175. Bu kapsamda, kurallarla güvenlik soruşturmasıyla
elde edilen ve istihbari nitelik taşıyan verilere ilişkin özel güvenceler
yönünden istisnalar getirilmesinin kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına
orantısız bir sınırlama getirdiği söylenemez.
176. Açıklanan nedenle kurallar Anayasa’nın 13. ve 20.
maddesine aykırı değildir. İptalleri talebinin reddi gerekir.
Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Selahaddin
MENTEŞ ve Kenan YAŞAR bu görüşe katılmamışlardır.
Kuralların Anayasa’nın 2. ve 70. maddelerine de aykırı
olduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 13.
ve 20. maddeleri yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmış
olması nedeniyle Anayasa’nın 2. ve 70. maddeleri yönünden ayrıca bir inceleme
yapılmasına gerek görülmemiştir.
Kuralların Anayasa’nın 10., 17. ve 38. maddeleriyle
ilgisi görülmemiştir.
3. (c) Bendi
a. İptal Talebinin Gerekçesi
177. Dava dilekçesinde özetle; dava konusu kuralda yer
alan eylem birliği, irtibat ve iltisak kavramlarının kapsam
itibarıyla belirli olmadığı bu durumun ifade, örgütlenme özgürlüğü ile toplantı
ve gösteri yürüyüşü hakkı gibi temel hak ve özgürlüklere yönelik orantısız
sınırlama getirdiği, zira kural nedeniyle kişilerin etnik kökeninin ve din ve vicdan
özgürlüğü kapsamında kalabilecek tercih ve eylemlerinin de güvenlik ve
istihbarat raporlarına işlenebileceği, kuralda bu tür bilgilerin mevcut
kayıtlardan ve kişinin görevine yansıyacak hususların denetime elverişli olacak
yöntemlerle yerinden araştırılmak suretiyle tespit edilmesine ilişkin
belirliliğin bulunmadığı, dolayısıyla kuralın her türlü kişisel verinin elde
edilmesine, görevin gerektirdiği nitelikler dışında başka ölçütlerin de
gözönünde bulundurulmasına imkân verdiği, bu durumun kamu hizmetine girme hakkı
ile eşitlik ilkesiyle bağdaşmadığı belirtilerek kuralın Anayasa’nın 2., 10.,
13., 17., 20., 38. ve 70. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
b. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
178. Dava konusu kural, kişinin terör örgütleri veya suç
işlemek amacıyla kurulan örgütlerle eylem birliği, irtibat ve iltisak içinde
olup olmadığının mevcut kayıtlardan ve kişinin görevine yansıyacak hususların
denetime elverişli olacak yöntemlerle yerinden araştırılmak suretiyle tespit
edilmesini güvenlik soruşturması kapsamında öngörmek suretiyle kişisel
verilerin korunmasını isteme hakkına yönelik sınırlama getirmektedir.
179. Kuralda yer alan terör örgütü kavramı
12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 7. maddesinin
birinci fıkrasında cebir ve şiddet kullanılarak; baskı, korkutma, yıldırma,
sindirme veya tehdit yöntemleriyle, Anayasa’da belirtilen Cumhuriyetin
niteliklerini, siyasî, hukukî, sosyal, laik, ekonomik düzeni değiştirmek,
devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak, Türk devletinin ve
Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek, devlet otoritesini zaafa uğratmak
veya yıkmak veya ele geçirmek, temel hak ve özgürlükleri yok etmek, devletin iç
ve dış güvenliğini, kamu düzenini veya genel sağlığı bozmak amaçlarına yönelik
olarak suç işlemek üzere kurulmuş örgütler olarak tanımlanmıştır. Bu itibarla
kuralda yer alan terör örgütü kavramının belirsiz ve öngörülemez olduğu
söylenemez.
180. Kuralda bulunan bir diğer kavram olan suç işlemek
amacıyla kurulan örgüt kavramının unsurları ise 5237 sayılı Kanun’un 220.
maddesinin (1) numaralı fıkrasında kanunun suç saydığı fiilleri işlemek
amacıyla kurulmuş olması, örgütün yapısının, sahip bulunduğu üye sayısı
ile araç ve gereç bakımından amaç suçları işlemeye elverişli olması ve en
az üç kişinin bulunması şeklinde belirtilmiştir. Dolayısıyla bu kavramın da
belirli ve öngörülebilir olduğu açıktır.
181. Kurala konu ibarelerden biri de “…eylem birliği,…”
ibaresidir. Anayasa Mahkemesi 24/7/2019 tarihli ve E.2018/73, K.2019/65 sayılı
kararında 657 sayılı Kanun’un 125. maddesinin birinci fıkrasının (E) bendine
eklenen (l) numaralı alt bendinde yer alan terör örgütleriyle eylem birliği
içerisinde olmayı devlet memurluğundan çıkarma cezasıyla
cezalandırılacak fiiller ve hâller arasında sayılmasını öngören hükme ilişkin
olarak yaptığı değerlendirmede “…eylem birliği,…” ibaresinin belirsiz ve
öngörülemez olmadığı sonucuna varmıştır. Anılan kararda, terör örgütüyle eylem birliği içinde olmanın her bir
terör eylemine göre farklılık gösterebileceği, Türk devletinin ve Cumhuriyetin
varlığını tehlikeye düşürmek amacıyla gerçekleştirilen terör eylemleri ile
devletin iç ve dış güvenliğini, kamu düzenini veya genel sağlığı bozmak
amacıyla gerçekleştirilen eylemlerin, amacı gereği farklı şekilde gerçekleştirilebileceği,
dolayısıyla belirtilen amaçlar çerçevesinde gerçekleştirilen eylemlerde kamu
görevlilerinin ne tür bir eylem birliği içinde olacaklarının önceden
belirlenmesinin zor olduğu, bu durumun kanun yapma tekniğinin doğasından
kaynaklandığı, zira kanun kurallarının genel olmasının, somut olayın özelliğine
göre değişebilecek tüm çözümleri kuralın bünyesinde barındırma, bir başka
ifadeyle kuralın amaca uygun sonuca ulaştıracak herhangi bir çözümü dışlamasını
önleme ihtiyacından kaynaklandığı, terör örgütleriyle eylem birliği içinde olma
fiili somut olayın özelliğine göre kanuna dayalı olarak idare tarafından
belirlenecek ise de idarenin bu işleminin mahkeme tarafından denetleneceği,
dolayısıyla bu fiilin nihai olarak kapsamının kanuna dayalı olarak yargı
kararıyla ortaya konulacağı belirtilmiştir (bkz. anılan karar § 186).
182. Dava konusu kural bakımından da Anayasa Mahkemesinin
söz konusu kararından ayrılmayı gerektirir bir husus bulunmamaktadır.
183. Kural uyarınca hakkında güvenlik soruşturması
yapılan kişinin terör örgütleri veya suç işlemek amacıyla kurulan örgütlerle irtibat
ve iltisak içinde olup olmadığı da araştırılacaktır. Dolayısıyla
belirlilik ve öngörülebilirlik bakımından irtibat ve iltisak içinde
olmak şeklinde ifade edilen eylemlerin de değerlendirilmesi gerekmektedir.
184. Kuralda geçen iltisak içinde olma kavramı
kavuşan, bitişen, birleşen; irtibat içinde olma kavramı ise bağlantılı anlamına
gelmektedir. Anılan kavramlar genel kavram niteliğinde olmakla birlikte
bunların belirsiz ve öngörülemez nitelikte olduğu söylenemez. Bu kavramların
hukuki niteliği ve objektif anlamı yargı içtihatlarıyla belirlenebilecek
durumdadır (AYM, E.2018/89, K.2019/84, 14/11/2019, § 30).
185. Diğer yandan söz konusu kavramların, içinde
bulunulan döneme göre farklı yorumlanabilmesi de mümkündür. Olağan dönemde
anılan bağın varlığına yönelik olarak yapılacak değerlendirmenin somut olgulara
dayalı bir temele sahip bulunması esasının benimsenmesi, kanunların Anayasa’ya
uygun olarak yorumlanması gereğinin doğal bir sonucudur (AYM, E.2018/89, K.2019/84,
14/11/2019, §
31, 32).
186. Bunun
yanı sıra kuralda öngörülen terör örgütleriyle irtibatlı veya iltisaklı
olma durumu farklı şekillerde ortaya çıkabileceğinden bunların kanun koyucu
tarafından önceden belirlenmesi ve kanunda tek tek sayılması zorunluluğundan da
söz edilemez. Zira kanunların genel ve soyut olması; somut olayın özelliğine
göre değişebilecek tüm çözümleri kuralın bünyesinde barındırma, bir başka
ifadeyle kuralın amaca uygun sonuca ulaştıracak herhangi bir çözümü dışlamasını
önleme ihtiyacından kaynaklanmaktadır (AYM,
E.2018/89, K.2019/84, 14/11/2019, § 33).
187. Bu itibarla kuralla güvenlik soruşturması kapsamına
dâhil olacak durumların herhangi bir tereddüde yer vermeyecek şekilde açık ve
net olarak belirlendiği gözetildiğinde kuralın kanunilik şartını sağladığı
sonucuna ulaşılmıştır.
188. 7315 sayılı Kanun’un 4. maddesinin (1) numaralı
fıkrasının (b) ve (c) bentlerinin Anayasa’ya uygunluk denetiminde meşru amaç,
demokratik toplum düzeninin gereklerine aykırı olmama ve ölçülülük ilkesi
yönünden belirtilen açıklamaları bu kural yönünden de geçerlidir.
189. Açıklanan nedenle kural Anayasa’nın 13. ve 20.
maddesine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir.
Engin YILDIRIM, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Selahaddin MENTEŞ
ve Kenan YAŞAR bu görüşe katılmamışlardır.
Hasan Tahsin GÖKCAN kuralda yer alan “...eylem birliği,...”
ibaresi yönünden bu görüşe katılmamıştır.
Kuralın Anayasa’nın 2., 10., 17. ve 70. maddelerine de
aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususların
Anayasa’nın 13. ve 20. maddeleri yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında
ele alınmış olması nedeniyle Anayasa’nın 2., 10., 17. ve 70. maddeleri yönünden
ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.
Kuralın Anayasa’nın 38. maddesiyle ilgisi görülmemiştir.
D. 7315 Sayılı Kanun’un 7. Maddesinin (1) Numaralı
Fıkrasının Üçüncü Cümlesinin İncelenmesi
1. Anlam ve Kapsam
190. 7315 sayılı Kanun’un 7. maddesinin (1) numaralı
fıkrasının birinci cümlesinde güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması
sonucunda elde edilen verilerin değerlendirilmesi amacıyla değerlendirme
komisyonunun oluşturulacağı hüküm altına alınmıştır.
191. Anılan fıkranın ikinci cümlesinde değerlendirme
komisyonunun Cumhurbaşkanlığında İdari İşler Başkanının görevlendireceği bir
üst kademe yöneticinin, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığında genel
sekreter yardımcısının, bakanlıklarda bakan yardımcısının, diğer kamu kurum ve
kuruluşlarında en üst yöneticinin görevlendireceği bir üst kademe yöneticinin,
üniversitelerde rektör yardımcısının, valiliklerde vali yardımcısının
başkanlığında, teftiş/denetim, personel ve hukuk birimleri ile uygun görülecek
diğer birimlerden birer üyenin katılımıyla başkan dahil en az beş kişiden ve
tek sayıda olacak şekilde oluşturulacağı belirtilmiştir.
192. Fıkranın dava konusu üçüncü cümlesinde ise millî
güvenlik açısından stratejik önemi haiz birim, proje, tesis ve hizmetlerde
istihdam edilecekler hakkındaki değerlendirmenin ilgili bakanlık ya da kamu
kurumları bünyesinde oluşturulan değerlendirme komisyonunca yapılacağı
düzenlenmiştir.
2. İptal Talebinin Gerekçesi
193. Dava dilekçesinde özetle; millî güvenlik açısından
stratejik önemi haiz birim, proje, tesis ve hizmetlerde istihdam edilecekler
ibarelerinin belirsiz olduğu, dolayısıyla bu kapsamda çalışacak personel
hakkında yapılacak arşiv araştırması ve güvenlik soruşturması neticesinde elde
edilen verilerin değerlendirilmesinin Anayasa’ya uygun olmayacağı belirtilerek
kuralın Anayasa’nın 2., 7., 13., 48., 49., 70. ve 128. maddelerine aykırı
olduğu ileri sürülmüştür.
3. Anayasa’ya
Aykırılık Sorunu
194. Anayasanın 2. maddesinde düzenlenen hukuk devleti;
eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına saygılı, bu hak ve
özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adil bir hukuk düzeni kurup bunu
geliştirerek sürdüren, hukuki güvenliği sağlayan, Anayasa’ya aykırı durum ve
tutumlardan kaçınan, hukuk kurallarıyla kendini bağlı sayan ve yargı denetimine
açık olan devlettir.
195. Bu bağlamda yasal düzenlemelerin kamu yararının
sağlanması amacına yönelik olması, genel, objektif, adil kurallar içermesi ve
kanun koyucunun hukuki düzenlemelerde kendisine tanınan takdir yetkisini
anayasal sınırlar içinde adalet, hakkaniyet ve kamu yararı ölçütlerini
gözeterek kullanması hukuk devletinin gereklerindendir.
196. Anayasa Mahkemesince kamu yararı konusunda yapılacak
inceleme, kanunun kamu yararı amacıyla yapılıp yapılmadığının araştırılmasıyla
sınırlıdır. Anayasa'nın çeşitli hükümlerinde yer alan kamu yararı kavramının
Anayasa'da bir tanımı yapılmamıştır. Ancak Anayasa Mahkemesinin kararlarında da
belirtildiği üzere kamu yararı bireysel ve özel çıkarlardan ayrı ve bunlardan
üstün olan toplumsal yarardır. Kamu yararı düşüncesi olmaksızın, yalnızca özel
çıkarlar için veya belirli kişilerin yararına kanun hükmü konulamaz. Böyle bir
durumun açık bir biçimde ve kesin olarak belirlenmesi hâlinde söz konusu kanun
hükmü Anayasa'nın 2. maddesine aykırı düşer. Açıklanan istisnai hâl dışında bir
kanun hükmünün ülke gereksinimlerine uygun olup olmadığı, hangi araç ve
yöntemlerle kamu yararının sağlanabileceği bir siyasi tercih sorunu olarak
kanun koyucunun takdirinde olduğundan bu kapsamda kamu yararı değerlendirmesi
yapmak anayasa yargısıyla bağdaşmaz
197. Hukuk devletinin temel unsurlarından biri olan belirlilik
ilkesi yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir
duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır,
uygulanabilir ve nesnel olmasını, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî
uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesini gerektirir. Belirlilik ilkesi,
hukuksal güvenlikle bağlantılı olup kişinin kanunda belirli bir kesinlik içinde
hangi somut eylem ve olguya hangi hukuksal yaptırımın veya sonucun
bağlandığını, bunların idareye hangi müdahale yetkisi verdiğini bilmesini
zorunlu kılmaktadır. Kişi ancak bu durumda kendisine düşen yükümlülükleri
öngörebilir ve davranışlarını ayarlayabilir. Hukuki güvenlik ilkesi ise;
bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de
yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli
kılar.
198. Kural uyarınca millî güvenlik açısından stratejik önemi haiz birim,
proje, tesis ve hizmetlerde istihdam edilecekler hakkında gerçekleştirilen
arşiv araştırması ve güvenlik soruşturması kapsamında elde edilen verilerin
değerlendirilmesi, bu kişilerin hizmet yapacağı alanla ilgili bakanlık ya da
kamu kurumları bünyesinde oluşturulan değerlendirme komisyonunca yapılır.
199. 7315 sayılı Kanun’un 7. maddesinin (1) numaralı
fıkrasının birinci ve ikinci cümlelerinde genel olarak değerlendirme
komisyonlarının kurum ve kuruluşlara göre nasıl oluşturulacağı ile ilgili
çerçevenin belirlendiği anlaşılmaktadır. Millî güvenlik açısından stratejik
önemi haiz bir hizmetin hangi bakanlık ya da kurum ve kuruluşla ilgili
olduğunun tespiti ve bu kurumların görev ve yetki alanlarının da genel olarak
ilgili kanunlarda düzenlendiği gözetildiğinde kural kapsamındaki değerlendirme
komisyonunun oluşumuyla ilgili olarak herhangi bir belirsizliğin bulunduğu
söylenemez.
200. Millî güvenlik açısından stratejik önemi haiz birim,
proje, tesis ve hizmetlerde görev yapacak kişiler hakkında arşiv araştırması ve
güvenlik soruşturması kapsamında elde edilen verilerin hizmetin üretildiği
alanla ilgili kamu otoritesinin bünyesinde oluşturulan birim tarafından
değerlendirilmesinde söz konusu hizmetin sunumu, planlanması, güvenliği veya
düzeni bakımından Anayasa’nın 5. maddesi kapsamında devlete yüklenen ödevler
kapsamında yerine getirilmesi gereken bir yükümlülük olduğu açıktır. Ayrıca bu
tür hizmetlerde özel hukuk hükümlerine tabi olarak çalışacak kişiler hakkında
elde edilen verilerin hizmet bazında belli bir bütünlük içinde
değerlendirilmesine imkân tanıması bakımından bu konuda yeknesaklığın
sağlanmasına katkı sunacağı anlaşılmaktadır. Dolayısıyla kuralın kamu yararı
amacı taşıdığı sonucuna varılmıştır.
201. Açıklanan nedenle kural Anayasa’nın 2. maddesine
aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir.
Hasan Tahsin GÖKCAN, Engin YILDIRIM, Yusuf Şevki
HAKYEMEZ, Selahaddin MENTEŞ ile Kenan YAŞAR bu görüşe katılmamışlardır.
Kuralın Anayasa’nın 7., 13., 48. ve 49. maddelerine de
aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususların
Anayasa’nın 2. maddesi yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmış
olması nedeniyle Anayasa’nın 7., 13., 48. ve 49. maddeleri yönünden ayrıca bir
inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.
Kuralın Anayasa’nın 70. ve 128. maddeleriyle ilgisi
görülmemiştir.
E. 7315 Sayılı Kanun’un 8. Maddesinin (1) Numaralı
Fıkrasında Yer Alan “…istihbari faaliyetlere konu olmayan…” İbaresi ile
(3) Numaralı Fıkrasının İkinci Cümlesinin İncelenmesi
1. Anlam ve Kapsam
202. 7315 sayılı Kanun’un 8. maddesi kişisel verilerin
korunmasına ilişkin temel ilkeleri düzenlemektedir.
203. Kanun’un 8. maddesinin (1) numaralı fıkrasında
güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması kapsamında kişinin istihbari
faaliyetlere konu olmayan kişisel verileri hakkında bilgilendirilmesi, bu
verilere erişmesi, bunların düzeltilmesi ve silinmesi taleplerine ilişkin
tedbirlerin alınacağı hüküm altına alınmıştır. Söz konusu fıkrada yer alan “…istihbari faaliyetlere konu olmayan…” ibaresi dava konusu ilk kuralı oluşturmaktadır.
204. Maddenin (3) numaralı fıkrasının birinci cümlesinde
güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması kapsamında yürütülen iş ve
işlemlerde 6698 sayılı Kanun’un 4. maddesinde belirtilen genel ilkelere aykırı
hareket edilemeyeceği öngörülmüştür.
205. 7315 sayılı Kanun’un 8. maddesinin (3) numaralı
fıkrasının dava konusu ikinci cümlesinde ise millî savunma, millî güvenlik,
kamu güvenliği, kamu düzeni ve ekonomik güvenlik ile ilgili istihbarat
faaliyetleri kapsamında elde edilen bilgilerin kişiye verilemeyeceği hüküm
altına alınmıştır.
2. İptal talebinin Gerekçesi
206. Dava dilekçesinde özetle; güvenlik soruşturması
kapsamında elde edilen verilerin büyük bir çoğunluğunun istihbari nitelikte
veriler olduğu, bu verilerin oluşturulma usullerinin hukuki ve nesnel olmadığı,
dolayısıyla kişilerin aleyhine kullanılmalarının hukuk devleti ilkesiyle
bağdaşmadığı, kişilerin din ve vicdan özgürlüğünü ihlal eden yöntemlerle elde
edilebildikleri, bu bilgilerin ilgilisine verilememesi nedeniyle doğruluğunun
tartışılma imkânının bulunmadığı, özel hayat sınırları içindeki bu verilere
ilişkin gerçek bir korumanın da sağlanmadığı belirtilerek kuralların
Anayasa’nın 2., 13., 17., 20., 25. ve 70. maddelerine aykırı olduğu ileri
sürülmüştür.
3. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
207. 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesi uyarınca kurallar,
ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 36. maddesi yönünden de incelenmiştir.
208. Kurallarda istihbari faaliyetlere konu olan ve millî
savunma, millî güvenlik, kamu güvenliği, kamu düzeni ve ekonomik güvenlik ile
ilgili istihbarat faaliyetleri kapsamında elde edilen bilgilerle ilgili olarak güvenlik
soruşturması ve arşiv araştırması kapsamında öngörülen tedbirler nedeniyle kişisel
verilerin korunmasını isteme hakkına sınırlama getirilmektedir
209. Anılan kurallarda yer alan “…istihbari
faaliyetler…” ibaresinin soyut ve genel kavram olması kuralları
belirsiz hâle getirmemekte olup bu durum kanun yapma tekniğinin doğasından kaynaklanmaktadır.
Nitekim kanun kurallarının genel ve soyut olması; somut olayın özelliğine göre
değişebilecek tüm çözümleri kuralın bünyesinde barındırma, bir başka ifadeyle
kuralın amaca uygun sonuca ulaştıracak herhangi bir çözümü dışlamasını önleme ihtiyacından
kaynaklanmaktadır (AYM, E.2016/125, K.2017/143, 28/9/2017, §
158).
210. Bu kapsamda 4/7/1934 tarihli ve 2559 sayılı Polis
Vazife ve Salâhiyet Kanunu, 1/11/1983 tarihli ve 2937 sayılı Devlet İstihbarat
Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanunu gibi ilgili kuruluş
kanunlarında görev ve yetki verilen polis ve Millî İstihbarat Teşkilatı veya
13/11/1996 tarihli ve 4208 sayılı Kanun’la kurulup 11/10/2006 tarihli ve
5549 sayılı Suç Gelirlerinin Aklanmasının Önlenmesi Hakkında Kanun’la görev ve
yetkileri belirlenen Mali Suçları Araştırma Kurulu gibi kamu kurum ve
kuruluşları, millî güvenliği, kamu güvenliğini, kamu düzenini ve ekonomik
güvenliği sağlamaya yönelik olarak kanunla görev ve yetki verilen kamu kurum ve
kuruluşlarıdır. Bu kanunlarda, söz konusu kamu kurum ve kuruluşlarının görev ve
yetkileri ayrıntılı şekilde düzenlenmiştir. Buna göre söz konusu görevler
Türkiye Cumhuriyeti’nin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, varlığına,
bağımsızlığına, güvenliğine, anayasal düzenine ve millî gücünü meydana getiren
bütün unsurlarına karşı içten ve dıştan yöneltilen mevcut ve muhtemel
faaliyetler hakkında millî güvenlik istihbaratının oluşturulmasını veya suç
gelirlerinin aklanmasının önlenmesini sağlamaya yöneliktir. Bu kapsamda anılan
kamu kurum ve kuruluşları tarafından yürütülecek önleyici, koruyucu ve
istihbari faaliyetler de düzenlenmiştir (AYM, E.2016/125, K.2017/143,
28/9/2017, §§ 159-160).
211. Dava konusu kurallarda yer alan istihbari/istihbarat
faaliyet kavramı ise güvenlik soruşturması kapsamında yürütülen istihbari
nitelik taşıyabilecek faaliyetlerle ilgilidir. Nitekim kamu düzeni ve
güvenliğini sağlamak bakımından kişinin kamu görevi veya hizmetine uygun
nitelikleri taşıyıp taşımadığının belirlenmesi için yapılan güvenlik soruşturması
esnasında, istihbari nitelik taşıyabilecek verilerin de elde edilmesi mümkün
olabilmektedir. Kanun koyucunun, bu kapsamdaki bir faaliyetin kim tarafından
talep edilebileceği ve söz konusu faaliyeti kimin yerine getireceğine, hangi
verilerin toplanabileceğine ve bunların hangi amaçla nasıl toplanacağına
ilişkin olarak belirli bir çerçeveyi oluşturduğu anlaşılmaktadır.
212. 7315 sayılı Kanun’un 8. maddesinin “Maddeye göre
hakkında arşiv araştırması ve güvenlik soruşturması yapılan kişi, millî
savunma, millî güvenlik, kamu güvenliği, kamu düzeni ve ekonomik güvenlik ile
ilgili istihbarat faaliyetleri kapsamında elde edilen bilgiler hariç olmak
üzere kişisel verileri hakkında bilgilendirilecek, bu verilere erişebilecek,
bunların düzeltilebilmesini ve silinmesini talep edebilecektir. Bu veriler
sadece işlendikleri amaçla bağlantılı, sınırlı ve ölçülü olarak
kullanılacaktır./6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanununda kişisel
verilerin millî savunmayı, millî güvenliği, kamu güvenliğini, kamu düzenini
veya ekonomik güvenliği sağlamaya yönelik olarak kanunla görev ve yetki
verilmiş kamu kurum ve kuruluşları tarafından yürütülen önleyici, koruyucu ve
istihbari faaliyetler kapsamında işlenmesi Kanunun istisna hükümleri arasında
sayılmıştır. Anılan bu düzenlemeye uygun olarak Kanunda da, millî savunma,
millî güvenlik, kamu güvenliği, kamu düzeni ve ekonomik güvenlik ile ilgili
istihbarat faaliyetleri kapsamında elde edilen bilgilerin kişiye verilmeyeceği
öngörülmüştür.” şeklindeki gerekçesi de gözönünde bulundurulduğunda
istihbari faaliyete konu olan verilerden kastedilenin, kişinin kendisiyle
ilgili, ancak millî savunma, millî güvenlik, kamu güvenliği, kamu düzeni ve
ekonomik güvenlik kapsamındaki veriler olduğu anlaşılmaktadır. Bunun dışında
kalan kişisel veri niteliğindeki bilgilerin ilgilerin güvenlik soruşturması ve
arşiv araştırması kapsamında elde edilen veriler olduğu, ayrıca güvenlik
soruşturması ve arşiv araştırmasının kapsamını belirleyen Kanun’un 4. ve 5.
maddelerine ilişkin olarak yapılan incelemede ise söz konusu kuralların
herhangi bir belirsizlik içermediği sonucuna ulaşılmıştır.
213. Öte yandan dava konusu kurallar kapsamında,
istihbari verilerin hangi güvencelerden istisna tutulduğu da Kanun’un lafzından
açıkça anlaşılmaktadır. Bu yönüyle istihbari faaliyet kavramının belirli olduğu
ve kuralların kanunilik şartını taşıdığı sonucuna ulaşılmıştır.
214. İstihbari faaliyet sonucu elde edilen verilerin ilke
olarak kişilerle paylaşılmamasının haklı ve makul nedenlerinin olduğu, bu
durumun istihbari faaliyetin niteliğinden kaynaklandığı, millî güvenliğin ve
kamu düzeninin sağlanması, terör örgütleriyle ve istihbarat faaliyetleriyle
mücadele, ekonomik güvenlik gibi pek çok hususun bu tür bilgilerin kişilerle
paylaşılmamasının meşru nedenlerinin olduğu açıktır.
215. İstihbari nitelikteki veriler bakımından anılan
Kanun’un 5. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) ve (b) bentlerinin
Anayasa’ya uygunluk denetiminde meşru amaç ve ölçülülük ilkesi kapsamında
açıklanan gerekçeler bu kurallar yönünden de geçerlidir. Bu itibarla kurallarla
kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına getirilen sınırlamanın ölçüsüz
olduğu söylenemez.
216. Kuralların ayrıca Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında
incelenmesi gerekmektedir.
217. Anayasa’nın “Hak arama hürriyeti” başlıklı
36. maddesinin birinci fıkrasında “Herkes, meşru vasıta ve yollardan
faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve
savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.” hükmüne yer verilmiştir.
Buna göre hak arama özgürlüğünün en önemli iki ögesini oluşturan iddia ve
savunma haklarını yargılamanın hakkaniyetini zedeleyecek düzeyde kısıtlayacak,
bunların kullanımını engelleyecek ve adil yargılanmaya engel olacak kanun
hükümlerinin Anayasa’nın anılan maddesine aykırılık oluşturacağı açıktır.
Maddeyle güvence altına alınan hak arama özgürlüğü, kendisi bir temel hak
niteliği taşımasının yanında diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken şekilde
yararlanılmayı ve bunların korunmasını sağlayan en etkili güvencelerden biridir
(AYM, E.2021/9, K.2022/4, 26/1/2022, § 28, E.2018/95, K.2023/221, 27/12/2023, §
440).
218. Anayasa'nın 36. maddesine “…adil yargılanma…”
ibaresinin eklenmesine ilişkin gerekçede, Türkiye’nin tarafı olduğu
uluslararası sözleşmelerle de güvence altına alınan adil yargılama hakkının
madde metnine dâhil edildiği vurgulanmıştır. Nitekim Anayasa Mahkemesi de
Anayasa’nın 36. maddesi çerçevesinde yaptığı değerlendirmelerde, Avrupa İnsan
Hakları Mahkemesi içtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen silahların
eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin Anayasa’nın 36. maddesinde yer alan
güvencelerden olduğunu ifade etmiştir. Bu itibarla anılan ilkelere uygun
yürütülmeyen bir yargılamanın hakkaniyete uygun olması mümkün değildir (Mehmet
Fidan [1. B.], B. No: 2014/14673, 20/9/2017, § 38, AYM, E.2018/95,
K.2023/221, 27/12/2023, § 441).
219. Silahların eşitliği ilkesi davanın taraflarının
usule ilişkin haklar bakımından aynı koşullara tabi tutulması, taraflardan
birinin diğerine göre daha zayıf bir duruma düşürülmeksizin iddia ve
savunmalarını makul bir şekilde mahkeme önünde dile getirme fırsatına sahip
olması ve yargılamaya etkin katılımlarının sağlanması anlamına gelir (Yaşasın
Aslan [2. B], B. No: 2013/1134, 16/5/2013, § 32). Silahların eşitliği ilkesi,
mahkeme önünde sahip olunan hak ve yükümlülükler bakımından taraflar arasında
dengenin sağlanması ve bu dengenin yargılamanın her aşamasında korunmasını
ifade etmekte olup bu usul güvencesi gereğince uyuşmazlığın her iki tarafına da
savunmasının temel dayanağı olan delillerini sunma imkânı tanınmalıdır (Yüksel
Hançer [1. B.], B. No. 2013/2116, 23/1/2014, § 18; AYM, E.2018/95,
K.2023/221, 27/12/2023, § 442).
220. Ceza davaları ile medeni hak ve yükümlülüklere
ilişkin davaların usul kuralları da dâhil olmak üzere yargılamanın tüm
aşamalarında silahların eşitliği ilkesi ve çelişmeli yargılama ilkesinin
güvence altına alınarak adil yargılanma hakkının korunması hukuk devleti
olmanın bir gereğidir. Asıl kural tarafların eşit şartlarda yargılamaya
katılımının sağlanması, gösterilen kanıtlardan ve sunulan görüşlerden bilgi
sahibi olması, bunlarla ilgili görüşlerini bildirebilme imkânının kendilerine
verilmesidir (Taylan
Özgür Tor, B. No:
2013/2454, 12/3/2015, § 43; Gökhan
Büyükkahraman, [2. B.], B. No:
2019/17415, 2/2/2022, § 34).
221. Kamu güvenliği veya başkalarının
haklarının korunması gibi haklı nedenlerin bulunması hâlinde hükme esas alınan
kanıt ve belgelerin ilgili tarafa verilmemesi veya gösterilmemesi makul
görülebilir. Ancak bu hâlde dahi hükme esas alınan belge kendisine verilmeyen
tarafın savunma hakkında meydana gelen bu kısıtlamayı telafi edecek
karşıt-dengeleyici imkânların söz konusu tarafa sağlanması gerekir. Bu bağlamda
ilgili tarafın belge içeriğinden haberdar edilmesinin, buna karşı savunma ve itirazlarını
mahkemeye sunabilme fırsatına sahip olmasının dengeleyici bir imkân olduğu
söylenebilir (Ayfer Atalmış, B. No: 2016/12198, 9/6/2020, § 35;
Gökhan Büyükkahraman, § 35).
222. Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması sonucunda
kişinin kamu görevine veya ilgili hizmete atanmaması hâlinde bu işleme karşı
yargı yoluna başvurması mümkündür. Bu durumda istihbari nitelik taşıyan
verilere yönelik dava konusu kurallarla getirilen güvencelere ilişkin
istisnaların adil yargılanma hakkı kapsamındaki silahların eşitliği ilkesi
yönünden incelenmesi gerekir.
223. Anılan ilke bakımından yapılacak değerlendirmede ise
yargılama sürecinde telafi edecek yöntemlerin bulunup bulunmadığı hususuna
dikkat edilmelidir.
224. Kanun’un 7. maddesinin (3) numaralı fıkrası ile 10.
maddesinin (3) numaralı fıkrası kapsamında istihbari nitelikteki verilerin de
talep edilmesi hâlinde mahkemelere verileceği hüküm altına alınmıştır.
Dolayısıyla söz konusu bilgilerin ilgili tarafın talebi üzerine ya da
mahkemelerce resen istenmek suretiyle yargılama kapsamında dava dosyasına
sunulması zorunludur. Kanun, dava dosyasına giren bu verilerin veri sahibine
gösterilmeyeceği, yargılama esnasında bu verilerin tartışılmayacağı yönünde
sınırlayıcı bir hüküm de getirmemiştir. Dolayısıyla veri sahibinin yargılama
esnasında istihbari nitelik taşıyan bu verileri görmesi ve bunları yargılamada
tartıştırması mümkündür.
225. Bu bağlamda kanun koyucunun, söz konusu verilerin
mahkemelerce değerlendirilmesine yönelik güvenceleri de öngördüğü anlaşılmaktadır.
Nitekim Kanun kapsamında elde edilen verilerin atamanın veya alımın yapılacağı
görevin gerektirdiği niteliklerle ilgisinin olması, yorum içermemesi ve olgusal
bir temele dayanması, nesnel ve gerekçeli şekilde yazılı olarak ilgili
mercilere sunulması gerekir.
226. Dolayısıyla kurallar kapsamında istihbari
nitelikteki veriler ve millî savunma, millî güvenlik, kamu güvenliği, kamu
düzeni ve ekonomik güvenlik ile ilgili istihbarat faaliyetleri kapsamında elde
edilen bilgilerle ilgili olarak kişilerin bilgilendirilmesi, bu verilere
erişmesi, bunların düzeltilmesi ve silinmesini talep edebilmesi güvencelerinden
istisna tutulmasında, bu nitelikteki verilerin yargılamaya konu edilmek
suretiyle ilgili kişinin erişmesine, itiraz etmesine ve söz konusu bilgilerin
doğruluğunu tartıştırmasına imkân tanınması nedeniyle silahların eşitliği ve
çelişmeli yargılama ilkesine aykırı bir yön bulunmamaktadır.
227. Açıklanan nedenle kurallar Anayasa’nın 13., 20. ve
36. maddelerine aykırı değildir. İptalleri talebinin reddi gerekir.
Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Selahaddin
MENTEŞ ve Kenan YAŞAR bu görüşe katılmamışlardır.
Kuralların Anayasa’nın 2., 17., 25. ve 70. maddelerine de
aykırı olduğu ileri sürülmüşse de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın
13., 20. ve 36. maddeleri yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında ele
alınmış olması nedeniyle Anayasa’nın 2., 17., 25. ve 70. maddeleri yönünden
ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.
F. 7315 Sayılı Kanun’un 10. Maddesinin (2) Numaralı
Fıkrasında Yer Alan “…istihbari faaliyete konu olmayan…” İbaresinin
İncelenmesi
1. Anlam ve Kapsam
228. 7315 sayılı Kanun’un 10. maddesi kişisel verilerin
silinmesi ve yok edilmesine ilişkin hükümleri düzenlemektedir.
229. Anılan maddenin (1) numaralı fıkrasında güvenlik soruşturması
ve arşiv araştırması kapsamında elde edilen kişisel verilerin, işlenme amacının
ortadan kalkması hâlinde veya her durumda iki yılın sonunda değerlendirme
komisyonlarınca silineceği ve yok edileceği öngörülmüştür.
230. Maddenin (2) numaralı fıkrasına göre ise güvenlik
soruşturması ve arşiv araştırmasını yapan birimlerdeki istihbari faaliyete konu
olmayan ilgilisine ait güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasına ait veriler
iki yılın sonunda silinir ve yok edilir. Anılan fıkrada yer alan “…istihbari
faaliyete konu olmayan…” ibaresi dava konusu kuralı oluşturmaktadır.
231. (3) numaralı fıkrada bu verilerle ilgili işleme
karşı dava açılması hâlinde karar kesinleşmeden silme ve yok etme işlemi
yapılamayacağı hükme bağlanmıştır. Bu itibarla mahkemelerin bu konudaki
talepleri, değerlendirme komisyonunun bünyesinde bulunduğu ilgili kurum ve
kuruluş tarafından karşılanır.
2. İptal Talebinin Gerekçesi
232. Dava dilekçesinde özetle; güvenlik soruşturması
kapsamında toplanan kişisel verilerin çoğunlukla istihbari nitelikte olduğu,
herhangi bir hukuki kesinlik taşımayan, hazırlanışı itibarıyla öznel
değerlendirmelere açık olan söz konusu verilerin silinme ve yok edilme
güvenceleri kapsamı dışında bırakılmasının kişisel verilerin korunması ve kamu
hizmetine girme haklarıyla bağdaşmadığı belirtilerek kuralın Anayasa’nın 2.,
13., 17., 20., 25. ve 70. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
3. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
233. 7315 sayılı Kanun’un 10. maddesinin (2) numaralı
fıkrasında güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapan birimlerde bulunan
ve istihbari faaliyete konu olmayan güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması
verilerinin iki yılın sonunda silinip yok edileceği düzenlenmektir.
234. Kural, istihbari
faaliyete konu olmayan arşiv araştırması ve güvenlik soruşturmasını yapan
birimlerde bulunan verilerin saklanma süresini ve bu sürenin sonunda verilerin
silinip yok edileceğini düzenlemekte, güvenlik soruşturması kapsamında elde
edilebilecek istihbari nitelik taşıyan verileri ise silme ve yok etme
işleminden istisna tutmaktadır.
235. Buna göre arşiv araştırması ve güvenlik
soruşturmasını yapan birimlerdeki istihbari nitelik taşımayan veriler iki yılın
sonunda silinir ve yok edilir. Anılan maddenin (3) numaralı fıkrasında ise dava
açılması hâlinde bu verilerin, karar kesinleşmeden silinip yok edilemeyeceği
hüküm altına alınmaktadır. Bu bakımdan kuralın, konu ve süre yönünden herhangi
bir belirsizlik içermediği açıktır. Arşiv araştırması ve güvenlik
soruşturmasını yapan birimlerin de 7315 sayılı Kanun’da gösterilmiş olması
nedeniyle istihbari nitelik taşıyan verilerin hangi birimlerde bulunanlarının
silineceğinin düzenlendiği, bu kapsamda kuralın kanunilik ilkesini taşıdığı
sonucuna varılmıştır.
236. İstihbari nitelik taşımayan verilerin belirli bir
süre arşiv araştırması ve güvenlik soruşturmasını yapan birimlerde kalmasında
meşru bir amacın olmadığı söylenemez.
237. Söz konusu verilerin belirli bir süre ilgili
birimlerde saklanmasının kişilerin işlemler hakkında açabileceği davalara
ilişkin olarak yürütülecek süreçler bakımından önem taşıdığı da açıktır.
Nitekim kanun koyucu da bu durumları gözeterek dava açılması hâlinde verilerin,
dava kesinleşmeden silinip yok edilemeyeceğini hüküm altına almıştır. Bu
bakımdan anılan sınırlamanın demokratik toplum düzeninin gerekleri bakımından
zorunlu bir ihtiyaca karşılık geldiği açıktır.
238. Kamu düzeni ve güvenliğinin sağlanması amacı
bakımından bu tür verilerin belli bir süreyle sistemde saklanmasının elverişli
ve gerekli olduğu, güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması neticesinde kamu
hizmetine kabul edilip edilmeme bakımından verilen kararların yargı denetimine
açık olduğu da gözetildiğinde kişilerin söz konusu verilere erişimi ve bunlarla
ilgili bilgilendirilmesi hâlinde bu bilgilerin düzeltilmesiyle ilgili
taleplerinin de olabileceği dikkate alındığında bu tür verilerin iki yıla kadar
saklanmasının orantısız olduğu söylenemez.
239. Öte yandan kuralda istihbari nitelik taşıyan veriler
bakımından bu tür verilerin silinmesi ve yok edilmesine ilişkin bir düzenleme
öngörülmemiştir. Dolayısıyla bu tür verilerin saklanma koşulları ve akıbeti
gibi konularda herhangi bir belirleme yapılmamıştır.
240. Kuralda güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması
kapsamında elde edilen kişisel verilerle ilgili olarak silinme ve yok edilme
güvencesinden muaf tutulan istihbari nitelik taşıyan verilerin kapsamının açık
ve net olarak düzenlendiği gözetildiğinde kuralın kanunilik şartını karşıladığı
anlaşılmaktadır.
241. İstihbari nitelik taşıyan verilerin silinme gibi
kişisel verilere ilişkin bazı özel güvencelerden istisna tutulabileceği, kanun
koyucunun bu tür verilerin saklanması yönündeki tercihinde meşru bir amacın
bulunduğu açıktır.
242. İstihbari nitelik taşıyan verilerin silme ve yok
etme işleminden istisna tutulmasının, başka bir ifadeyle istihbari nitelik
taşıyan verilerin silinmemesinin kamu hizmetinin güvenli bir şekilde devamlılığı
açısından gerekli olduğu söylenebilir. Dolayısıyla kuralda öngörülen
düzenlemenin meşru amaç bakımından elverişli ve gerekli bir tedbir olduğu
anlaşılmaktadır. Bununla birlikte kuralla istihbari faaliyetler kapsamında
kalan kişisel verilerin söz konusu güvence kapsamı dışında bırakılmasının
zorunlu bir toplumsal ihtiyaca karşılık gelmediği söylenemez.
243. Öte yandan 6698 sayılı Kanun’un 28. maddesinin (1)
numaralı fıkrasının (ç) bendi uyarınca millî savunmayı, millî güvenliği, kamu
güvenliğini, kamu düzenini veya ekonomik güvenliği sağlamaya yönelik olarak
kanunla görev ve yetki verilmiş kamu kurum ve kuruluşları tarafından yürütülen
önleyici, koruyucu ve istihbari faaliyetler kapsamında kalan kişisel veriler bu
Kanun’un kapsamı dışında tutulmuştur. Buna karşın, 7315 sayılı Kanun’un 8.
maddesinin (2) numaralı fıkrasında herhangi bir istisnaya yer vermeksizin
güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasına konu kişisel verilerin doğru ve
güncel olması esası kabul edilmiş ve bu verilerin, işlendikleri amaçla
bağlantılı, sınırlı ve ölçülü olarak kullanılacağı hüküm altına alınmıştır.
6698 sayılı Kanun’un 4. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (d) bendinde
belirtilen “İlgili mevzuatta öngörülen veya işlendikleri amaç için gerekli
olan süre kadar muhafaza edilme” güvencesinin 7315 sayılı Kanun’un 8.
maddesinin (3) numaralı fıkrasıyla yapılan atıf gereği istihbari nitelik
taşıyan veriler bakımından da geçerli olduğu açıktır.
244. Bu itibarla kural kapsamında istihbari faaliyete konu olan verilerin silinme ve yok
edilme güvencelerinden istisna tutulmalarının, Kanun’da
ve 6698 sayılı Kanun’da bu verilerin işlendikleri amaçla bağlantılı, sınırlı ve
ölçülü olarak kullanılması ayrıca bu verilerin öngörülen veya işlendikleri amaç
için gerekli olan süre kadar muhafaza edilmesi güvencelerinin öngörüldüğü
gözetildiğinde ölçüsüz olduğu söylenemez.
245. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 13. ve 20.
maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir.
Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Selahaddin
MENTEŞ ve Kenan YAŞAR bu görüşe katılmamışlardır.
Kuralın Anayasa’nın 2., 17., 25. ve 70. maddelerine de
aykırı olduğu ileri sürülmüşse de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın
13. ve 20. maddeleri yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmış
olması nedeniyle Anayasa’nın 2., 17., 25. ve 70. maddeleri yönünden ayrıca bir
inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.
G. 7315 Sayılı Kanun’un 12. Maddesinin İncelenmesi
1. Anlam ve Kapsam
246. 7315 sayılı Kanun’un 12. maddesinde
devletin güvenliğini, ulusun varlığını ve bütünlüğünü, iç ve dış menfaatlerinin
zarar görebileceği veya tehlikeye düşebileceği bilgi ve belgeler ile gizlilik
dereceli kamu personeli ve meslek gruplarının tespiti, birim ve kısımların
tanımlarının yapılması, güvenlik soruşturmasının ve arşiv araştırmasının usul
ve esasları, araştırma ve soruşturmayı yapacak birimler ve değerlendirme
komisyonlarının çalışma usul ve esasları ile uygulamaya ilişkin diğer
hususların Cumhurbaşkanınca yürürlüğe konulacak yönetmelikle düzenleneceği
hüküm altına alınmaktadır.
247. Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması
Yapılmasına Dair Yönetmelik’in 5. maddesiyle gizlilik dereceleri, gizlilik
dereceli belgelerin sınıflandırılması, oluşturulması, kullanım yerleri,
muhteviyatı, güncelliği ve diğer hususların düzenlenmesi, 26/4/2022 tarihli ve
31821 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Gizlilik Dereceli Belgelerde
Uygulanacak Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik hükümlerine bırakılmıştır.
248. Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması
Yapılmasına Dair Yönetmelik’in 6. maddesinin (1) numaralı fıkrası uyarınca
gizlilik dereceli birim ve kısımlar ise kamu kurum ve kuruluşlarında anılan
Yönetmelik hükümlerine göre çok gizli ve gizli gizlilik dereceli
bilgi ve belgeleri oluşturan ve saklayan birim ve kısımlar olarak
tanımlanmıştır.
249. Anılan maddenin (2) numaralı fıkrasına göre kamu
kurum ve kuruluşları, gizlilik dereceli birim ve kısımları (1) numaralı fıkra
gereğince belirler. Ancak tüm kamu kurum ve kuruluşlarının; teftiş ve denetim
birimleri, personel birimleri, bilgi işlem birimleri ve özel kalem müdürlükleri
gizlilik dereceli birimlerden sayılır.
250. Maddenin (3) numaralı fıkrası uyarınca kamu kurum ve
kuruluşları tarafından (2) numaralı fıkra gereğince belirlenen gizlilik
dereceli birim ve kısımlar Cumhurbaşkanlığına bildirilir. (4) numaralı fıkrada
da Cumhurbaşkanlığına bildirilen birim ve kısımların (1) numaralı fıkra
kapsamında olup olmadığı değerlendirildikten sonra uygun görülenlerin
Cumhurbaşkanlığınca İçişleri Bakanlığı, Millî İstihbarat Teşkilatı Başkanlığı
ve Emniyet Genel Müdürlüğüne gönderileceği hüküm altına alınmıştır.
251. Anılan Yönetmelik’in 11. maddesinde ise güvenlik
soruşturması ve arşiv araştırmasında izlenecek yöntem düzenlenmiştir.
2. İptal Talebinin Gerekçesi
252. Dava dilekçesinde özetle; Anayasa’nın kanunla
düzenlenmesini öngördüğü alanlarda temel ilkeler, usul ve esaslar
belirlenmeksizin düzenleme yapma yetkisinin yürütmeye bırakılmasının yasama
yetkisinin devredilmezliği ve hak ve özgürlüklerin kanunla sınırlanması
ilkelerini ihlal ettiği belirtilerek kuralın Anayasa’nın 2., 7., 13., 20., 70.,
124. ve 128. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
3. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
253. Anayasa’nın
7. maddesinde “Yasama yetkisi Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet
Meclisinindir. Bu yetki devredilemez.” denilmektedir. Yasama
yetkisinin Türkiye Büyük Millet Meclisine (TBMM) ait olması ve bu yetkinin
devredilememesi, kuvvetler ayrılığı ilkesinin bir gereğidir. Bu hükme yer veren
Anayasa’nın 7. maddesinin gerekçesinde yasama yetkisinin parlamentoya ait
olması “demokrasi rejimini benimseyen siyasi rejimlerde kaçınılmaz bir durum”
olarak nitelendirilmiştir. Madde gerekçesinden de anlaşılacağı üzere yasama
yetkisinin devredilemezliği, esasen kanun koyma yetkisinin TBMM dışında başka
bir organca kullanılamaması anlamına gelmektedir. Anayasa’nın 7. maddesi ile
yasaklanan, kanun yapma yetkisinin devredilmesidir.
254. Türevsel nitelikteki düzenleyici işlemler bakımından
yürütmenin düzenleme yetkisi, sınırlı, tamamlayıcı ve bağımlı bir yetkidir. Bu
nedenle temel ilkeleri belirlenmeksizin ve çerçevesi çizilmeksizin, yürütme
organına düzenleme yetkisi veren bir kanun kuralı ile sınırsız, belirsiz, geniş
bir alanın yürütmenin düzenlemesine bırakılması, Anayasa'nın belirtilen
maddesine aykırılık oluşturur. Bununla birlikte yasama organının temel ilkeleri
ve çerçeveyi kanunla belirlendikten sonra uzmanlık ve idare tekniğine ilişkin
hususları yürütmeye bırakması, yasama yetkisinin devri olarak yorumlanamaz
(AYM, E.2011/42, K.2013/60, 9/5/2013; E.2019/36, K.2021/15, 4/3/2021, § 57).
255. Anayasa’nın açıkça kanunla düzenlenmesini
öngörmediği konularda kanunda genel ifadelerle düzenleme yapılarak ayrıntıların
düzenlenmesinin yürütmenin türevsel nitelikteki düzenleyici işlemlerine
bırakılması mümkündür. Anayasa’da münhasıran kanunla düzenleme yapılması
öngörülmeyen konularda yasamanın asliliği ve Cumhurbaşkanlığı kararnameleri
haricinde geçerli olan yürütmenin türevselliği ilkeleri gereği idari işlemlerin
kanuna dayanması zorunluluğu vardır. Ancak bu durumda kanunda belirlenmesi
gereken çerçeve, Anayasa’nın kanunla düzenlenmesini öngördüğü durumdakinden çok
daha geniş olabilecektir (AYM, E.2018/91, K.2020/10, 19/2/2020, § 110;
E.2019/36, K.2021/15, 4/3/2021, § 56).
256. Türevsel nitelikteki düzenleyici işlemler bakımından
kural olarak kanun koyucunun genel ifadelerle yürütme organını yetkilendirmesi
yeterli olmakla birlikte Anayasa’da kanunla düzenlenmesi öngörülen konularda
genel ifadelerle yürütme organına düzenleme yapma yetkisi verilmesi yasama
yetkisinin devredilmezliği ilkesine aykırılık oluşturabilmektedir. Bu nedenle
Anayasa’da temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması, vergi ve benzeri mali
yükümlülüklerin konması ve memurların atanması, özlük hakları gibi münhasıran
kanunla düzenlenmesi öngörülen konularda kanunun temel esasları, ilkeleri ve
çerçeveyi belirlemiş olması gerekmektedir. Anayasa koyucunun açıkça kanunla
düzenlenmesini öngördüğü konularda yasama organının temel kuralları saptadıktan
sonra uzmanlık ve idare tekniğine ilişkin hususları yürütmenin türevsel
nitelikteki işlemlerine bırakması, yasama yetkisinin devri olarak yorumlanamaz (AYM,
E.2019/36, K.2021/15, 4/3/2021, § 57).
257. Kural, arşiv araştırması ve güvenlik soruşturmasının
usul ve esaslarına ilişkin hususlar ile gizlilik dereceli kamu personeli ile
meslek gruplarının belirlenmesine ilişkin düzenlemeleri Cumhurbaşkanınca
çıkarılacak yönetmeliğe bırakmaktadır.
258. Gizlilik dereceli belgeler, birimler, hizmetler ve
çalıştırılacak personelin kimler olacağı ile bu görev ve hizmetlere alınacak
kişiler hakkında yapılacak güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasının
yapılma usul ve esasları, elde edilen verilerin değerlendirilmesi ve korunması
hususlarında 7315 sayılı Kanun ve ilgili diğer kanunlarla temel ilke ve
esasların belirlendiği, gerekli güvencelere ilişkin olarak belirli bir
çerçeveye yer verildiği gözetildiğinde Cumhurbaşkanına yönetmelik çıkarma
yetkisi verilen hususlara ilişkin olarak belirli bir kanuni çerçevenin
oluşturulduğu anlaşılmaktadır.
259. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 7. maddesine
aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir.
Hasan Tahsin GÖKCAN, Engin YILDIRIM, Yusuf Şevki HAKYEMEZ,
Selahaddin MENTEŞ ve Kenan YAŞAR bu görüşe katılmamışlardır.
Kuralın Anayasa’nın 2., 20., 70., 124. ve 128.
maddelerine de aykırı olduğu ileri sürülmüşse de bu bağlamda belirtilen
hususların Anayasa’nın 7. maddesi yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında
ele alınmış olması nedeniyle Anayasa’nın 2., 20., 70., 124. ve 128. maddeleri
yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.
Kuralın Anayasa’nın 13. maddesiyle ilgisi görülmemiştir.
Ğ. 7315 Sayılı
Kanun’un 13. Maddesinin (2) Numaralı Fıkrasıyla 1325 Sayılı Kanun’a Eklenen Ek
16. Maddenin, (4) Numaralı Fıkrasıyla 2692 Sayılı Kanun’un 7. Maddesine Eklenen
On İkinci Fıkranın, (5) Numaralı Fıkrasıyla 2803 Sayılı Kanun’un 13. Maddesine
Eklenen Yedinci Fıkranın ve (6) Numaralı Fıkrasıyla 4652 Sayılı Kanun’a Eklenen
Ek 3. Maddenin İncelenmesi
1. Anlam ve Kapsam
260. 7315 sayılı Kanun’un “Değiştirilen ve yürürlükten
kaldırılan hükümler” başlıklı 13. maddesi, pek çok farklı kanuna güvenlik
soruşturması ve arşiv araştırmasının yapılmasıyla ilgili hükümler eklemekte
veya mevcut hükümleri değiştirmektedir.
261. Anılan maddenin (2) numaralı fıkrasıyla 1325 sayılı
Kanun’a ek 16. madde eklenmiştir. Söz konusu maddeyle Millî Savunma Bakanlığı
nam ve hesabına Bakanlıkça belirlenen eğitim kurumları ile Millî Savunma
Üniversitesine bağlı fakülte, yüksekokul, meslek yüksekokulu ve enstitülerde
eğitim görecekler hakkında 7315 sayılı Kanun’a göre güvenlik soruşturması ve
arşiv araştırması yapılacağı düzenlenmiştir.
262. 27/7/1967 tarihli ve 926 sayılı Türk Silahlı
kuvvetleri Personel Kanunu’nun 11. maddesinde fakülte ve yüksek okulların
ordunun muvazzaf subay kaynaklarından olduğu belirtilmiştir. Anılan Kanun’un
14. maddesi en az dört yıl süreli fakülte veya yüksekokulları başarı ile
bitirenlerin anılan maddede sayılan şartlara ek olarak yönetmelikte öngörülen
sınavlar ile uygulanacak temel askerlik eğitiminde başarılı olmak kaydıyla
muvazzaf subay olarak nasbedileceklerini hüküm altına almaktadır.
263. 1325 sayılı Kanun’un ek 7. maddesinin birinci
fıkrasının (b) bendine göre de fakülte, yüksekokul veya meslek
yüksekokullarından mezun olup da subay veya astsubay nasbedilmek için temel
askerlik eğitiminin alınması gerekmektedir.
264. 7315 sayılı Kanun’un 13. maddesinin (4) numaralı
fıkrasıyla 2692 sayılı Kanun’un 7. maddesine eklenen on ikinci fıkrada Sahil
Güvenlik Komutanlığı nam ve hesabına eğitim-öğrenim görecekler hakkında 7315
sayılı Kanun’a göre güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapılacağı hüküm
altına alınmıştır.
265. 7315 sayılı Kanun’un 13. maddesinin (5) numaralı
fıkrasıyla 2803 sayılı Kanun’un 13. maddesine eklenen yedinci fıkrada, Jandarma
Genel Komutanlığı nam ve hesabına eğitim-öğrenim görecekler ile Jandarma ve
Sahil Güvenlik Akademisi ve buna bağlı eğitim-öğretim kurumlarında eğitim
öğrenim görecekler hakkında 7315 sayılı Kanun’a göre güvenlik soruşturması ve
arşiv araştırması yapılacağı belirtilmiştir.
266. 7315 sayılı Kanun’un 13. maddesinin (6) numaralı
fıkrasıyla da 4652 sayılı Kanun’a eklenen ek 3. maddeye göre, Polis Akademisi
ve buna bağlı eğitim-öğretim kurumları ile Akademi nam ve hesabına diğer eğitim
kurumlarında öğrenim görecek öğrenciler hakkında 7315 sayılı Kanun’a göre
güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapılacağı düzenlenmiştir.
267. Anılan Kanun’un 3. maddesinde Polis Akademisinin,
emniyet teşkilatının memur, amir ve yönetici ihtiyacını karşılamak amacıyla
kurulduğu, Akademinin görevlerinden birinin de bu Kanun’da belirtilen amaç,
nitelik ve Emniyet Genel Müdürlüğünün görev ve sorumluluklarına uygun olarak,
mezuniyetten sonra verilecek görevleri yapabilecek, emrindeki personeli veya
birimi eğitebilecek ve yönetebilecek düzeyde emniyet teşkilatına amir ve
yönetici yetiştirmek olduğu, Akademinin bünyesinde ön lisans düzeyinde
eğitim-öğretim yapan polis meslek yüksek okulları ile polis meslek eğitim
merkezlerinde polis memuru yetiştirilmesini sağlamak olduğu belirtilmiştir.
268. Buna göre dava konusu kurallarda geçen kurumlar
adına, nam ve hesabına üniversite, yüksekokul, meslek yüksekokulu, enstitü gibi
eğitim-öğretim kurumlarında eğitim-öğretim görecekler hakkında öğrenciliğe
kabul için güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapılacağı
anlaşılmaktadır.
2. İptal Talebinin Gerekçesi
269. Dava dilekçesinde özetle; dava konusu kurallar
nedeniyle henüz hukuken çocuk sayılan veya çocukluk dönemini yeni tamamlamış
bireyler hakkında yapılacak güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması nedeniyle
söz konusu kişilerin eğitim hakkından, dolayısıyla kamu hizmetine girme
hakkından hukuka uygun olmayan nedenlerle mahrum bırakılacağı, bu suretle
inançları, düşünce ve kanaatlerinin sorgulanacağı, kurallar kapsamındaki
kişilerin güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasına tabi tutulmalarının
eğitim öğrenim hakkını kullanan benzer kişilere göre aleyhlerine sonuçlar
doğuracağı belirtilerek kuralların Anayasa’nın 10., 24., 25., 26., 42. ve 70.
maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
3. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
270. 6216 sayılı
Kanun’un 43. maddesi uyarınca kurallar, ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 13. ve 20.
maddeleri yönünden de incelenmiştir.
271. Dava konusu kurallarla, yükseköğretim öncesi ve
yükseköğretim düzeyinde Millî Savunma Bakanlığı, Sahil Güvenlik Komutanlığı,
Jandarma Genel Komutanlığı, Polis Akademisi nam ve hesabına eğitim göreceklerle
ilgili olarak güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasının yapılacağı
düzenlenmektedir. Söz konusu kişiler
hakkında güvenlik soruşturması ve arşiv
araştırması yapılacağını düzenleyen kurallarla kişisel verilerinin korunmasını
isteme hakkına yönelik sınırlama getirildiği anlaşılmaktadır.
272. 7315 sayılı Kanun’da ve kurallarda arşiv araştırması
ve güvenlik soruşturmasının kapsamı, kimler tarafından ve nasıl yapılacağı, bu
kapsamda elde edilen kişisel verilerin işlenmesi, kullanılması ve korunması
hususlarında yeterli bir kanuni çerçevenin çizildiği sonucuna varılmıştır.
Ayrıca kurallar, kişisel verilerin korunması hakkına ilişkin olarak hangi kurum
ve kuruluşların nam ve hesabına ve hangi düzeyde eğitim ve öğrenim görecekler
hakkında güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasının yapılacağını tereddüde
yer bırakmayacak şekilde düzenlemiştir. Bu itibarla kuralların kanunilik
şartını sağladığı anlaşılmaktadır.
273. Millî savunma, millî güvenlik, kamu düzeninin tesisi
gibi alanlarda hizmetin yerine getirilmesi sağlayacak nitelikte uzman
kadroların oluşturulabilmesi bakımından söz konusu personelin yetiştirilmesi
için hizmet verecek eğitim öğretim kurumlarına kabul edileceklerin,
yükseköğretim kurumlarına alınacak diğer öğrencilerden farklı ve daha kapsamlı
olarak araştırılmalarında kamusal bir yararın bulunduğu açıktır. Nitekim
Anayasa’nın 5. maddesinde devlete yüklenen ödev doğrultusunda yerine getirilecek hizmetin niteliği, devletin bu
öğrencilere yaptığı yatırım ve ayırdığı kaynaklar, söz konusu öğrencilerin
diğer öğrencilerden farklı hukuki statüde (özlük hakları-mali haklar gibi)
olması gözönünde bulundurulduğunda, millî savunma, millî güvenlik ve kamu
düzeninin sağlanması bakımından dava konusu kurallarda sayılan kurumlar adına
eğitim öğrenim görecek kişiler hakkında güvenlik soruşturması ve arşiv
araştırması yapılmasında anayasal anlamda meşru bir amaç bulunduğu açıktır.
274. Anılan Kanun’un 4. maddesinin (1) numaralı
fıkrasının (b) ve (c) bentlerinin Anayasa’ya uygunluk denetiminde demokratik
toplum düzeninin gereklerine aykırı olmama ve ölçülülük ilkesi kapsamında
belirtilen gerekçeler uygun olduğu ölçüde bu kurallar yönünden de geçerlidir.
275. Açıklanan nedenlerle kurallar Anayasa’nın 13. ve 20.
maddelerine aykırı değildir. İptalleri talebinin reddi gerekir.
Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Selahaddin MENTEŞ ve Kenan YAŞAR bu
görüşe katılmamışlardır.
Kuralın Anayasa’nın 10., 42. ve 70. maddelerine de aykırı
olduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 13.
ve 20. maddeleri yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmış
olması nedeniyle Anayasa’nın 10., 42. ve 70. maddeleri yönünden ayrıca bir
inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.
Kuralların Anayasa’nın 24., 25. ve 26. maddeleriyle
ilgisi görülmemiştir.
H. 7354 sayılı
Kanun’un 5. maddesinin (1) Numaralı Fıkrasının “…7/4/2021 tarihli ve 7315
sayılı Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması Kanununa göre güvenlik
soruşturması ve arşiv araştırması yapılmış olma…” Bölümünün İncelenmesi
276. Dava konusu kuralın yer aldığı 7354 sayılı Kanun
10/10/2024 tarihli ve 7528 sayılı Öğretmenlik Mesleği Kanunu’nun 36. maddesinin
(2) numaralı fıkrasıyla yürürlükten kaldırılmıştır.
277. Açıklanan nedenle konusu kalmayan bölüme ilişkin
iptal talebi hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar vermek gerekir.
I. 7078 Sayılı Kanun’un 39. Maddesiyle 1325 sayılı
Kanun’a Eklenen Ek 11. Maddenin Birinci
Fıkrasının Üçüncü Cümlesinde Yer Alan
“...Cumhurbaşkanı...” İbaresinin, 159. Maddesiyle 6191 Sayılı Kanun’un 3. Maddesinin (3)
Numaralı Fıkrasının Değiştirilen (f) Bendinin, 160. Maddesiyle 6191 Sayılı
Kanun’un 6. Maddesinin (1) Numaralı Fıkrasına Eklenen (d) Bendinin ve (4) numaralı
Fıkrasına Eklenen (h) Bendinin İncelenmesi
1.
1325 Sayılı Kanun’un Ek 11.
Maddesinin Birinci Fıkrasının Üçüncü
Cümlesinde Yer Alan “...Cumhurbaşkanı...”
İbaresi
a. 6771 Sayılı Kanun’la Yapılan Anayasa Değişikliğinin
Yargısal Denetime Etkileri Hakkında Genel Açıklama
278. Dava dilekçesinde 7078 sayılı Kanun’la yapılan bir
kısım düzenlemeyle ilgili Anayasa’ya aykırılık iddiaları Anayasa’nın 8., 87.,
104., 105., 124. ve 125. maddeleri çerçevesinde dile getirilmiştir. Anayasa’nın
yürütme yetkisi ve görevi ile TBMM ve Cumhurbaşkanı’nın görev ve yetkilerinin
düzenlendiği 8., 87. ve 104. maddeleri ve Cumhurbaşkanı’nın sorumluluk ve
sorumsuzluk hâlinin düzenlendiği 105. maddesi, “Yönetmelik” kenar
başlıklı 124. maddesi, yargı yolunun düzenlendiği 125. maddesi 9/7/2018
tarihinde yürürlüğe giren 6771 sayılı Kanun ile değiştirilmiştir.
279. Dava konusu kuralların anayasallık denetiminde ölçü
norm olarak değerlendirilebilecek anayasal hükümlerin iptal davasının açıldığı
tarihten sonra yürürlükten kalkması veya değişikliğe uğraması nedeniyle
kuralların ihdas edildiği ya da anayasal denetimin yapıldığı tarihte yürürlükte
olanlardan hangisinin denetime esas alınacağının öncelikle değerlendirilmesi
gerekir.
280. Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarında bir kuralın
içerik bakımından Anayasa’ya uygunluk denetiminde Anayasa’nın üstünlüğü ve
bağlayıcılığı ilkesi gereğince kural olarak denetimin yapıldığı tarihte
yürürlükte bulunan anayasal normların ölçü norm olarak dikkate alınacağı, ancak
anayasa yargısı denetimine tabi bir normun, ihdas edildiği dönemde geçerli olan
yetki ve konu kuralları temel alınarak vücut bulması nedeniyle bu unsurlara
ilişkin denetimin ise -yürürlükten kalkmış olsa dahi- o tarihteki anayasal
normların esas alınarak yapılması gerektiği ifade edilmiştir (AYM, E.2022/82,
K.2022/113, 28/9/2022, § 10; E.2018/122, K.2020/14, 19/2/2020, §§ 11, 12;
E.2018/27, K.2020/49, 24/9/2020, § 6).
281. Dava konusu kuralların bir kısmı devletin yürütme
yetkisi ile ilgili konularda düzenlemeler öngörmektedir. Kuralların ihdas
edilmesi sürecinde yetki ve konu unsurları yönünden kapsam ve sınırlarının
belirlenmesi ile ilgili olarak herhangi bir sorun bulunmamaktadır. Dolayısıyla
dava konusu kurallarla ilgili olarak içerik yönünden Anayasa’ya uygunluk
denetimi yapılacağından denetim tarihindeki anayasal hükümlerin ölçü norm
olarak dikkate alınması gerekmektedir.
b. İptal Talebinin Gerekçesi
282. Dava dilekçesinde özetle; dava konusu kuralla
yürütmenin alanına giren konuda Cumhurbaşkanına düzenleyici işlem yapma yetkisinin
tanındığı, Anayasa’nın 8. maddesinin önceki hâlinde yürütme yetkisinin
Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu tarafından Anayasa’ya ve kanunlara uygun
olarak birlikte kullanılacağının düzenlendiği, Anayasa Mahkemesi kararlarında
da bu yetkinin Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu tarafından ortaklaşa
kullanılabileceğinin belirtildiği, kuralda ise söz konusu yetkinin kullanımının
yalnız başına Cumhurbaşkanına bırakıldığı, bu durumun Anayasa’nın 6. maddesine
aykırılık oluşturacağı, yine Anayasa’nın 124. maddesine göre Cumhurbaşkanının
yönetmelik çıkarma yetkisi bulunmadığı hâlde kuralla bu imkânının tanındığı,
Anayasa’nın Cumhurbaşkanını siyasal olarak karşı imza kuralı ile sorumsuz
kıldığı, yürütme yetkisinin aslen sorumlu olan Bakanlar Kurulunda olduğu, kuralla
verilen yetkinin Cumhurbaşkanının tek başına yapacağı işlemler kapsamında
değerlendirilemeyeceği, yönetmelik çıkarmanın idari işlem niteliğinde olduğu
dikkate alındığında kuralla verilen yetkiye göre çıkarılan yönetmeliğe karşı
dava açma imkânının da ortadan kaldırıldığı, Anayasa’nın 87. maddesinde TBMM’ye
Bakanlar Kurulu ve bakanları denetleme yetkisinin verildiği, TBMM’nin bu
yetkiyi Başbakanı denetleyerek kullandığı, kuralla bu yetkinin TBMM’nin elinden
alındığı belirtilerek kuralın Anayasa’nın 6., 8., 11., 36., 87., 104., 105. ve
125. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
c. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
283. 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesi uyarınca kural,
ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 7. maddesi yönünden de incelenmiştir.
284. 1325 sayılı Kanun’un “Milli Savunma Bakanlığı Görev ve
Teşkilatı Hakkında Kanun” biçimindeki adı, 2/7/2018 tarihli ve 703 sayılı
KHK’nin 23. maddesiyle “Askeri Okullar,
Askeri Öğrenciler, Askeri Fabrikalar Ve Bazı Düzenlemeler Hakkında Kanun”
şeklinde değiştirilmiştir.
285. Anılan Kanun’un ek 11. maddesinin birinci fıkrasının
birinci cümlesine göre Millî Savunma Bakanlığı merkez ve taşra teşkilatı ile
bağlı, ilgili ve ilişkili kuruluşlarında görev yapan personele ilişkin
istihbarat hizmetleri MİT tarafından yürütülür. Söz konusu fıkranın ikinci
cümlesinde MİT’in, istihbarat istihsaline yönelik faaliyetleri veya güvenlik
soruşturması kapsamında, Bakanlık ve Türk Silahlı Kuvvetleri personeli hakkında
kıta içinde veya kıta dışında her türlü araştırmayı yapabileceği hükme
bağlanmıştır. Fıkranın üçüncü cümlesi uyarınca ise bu maddenin uygulanmasına
ilişkin usul ve esaslar ile söz konusu hizmetlerin yerine getirilmesinde diğer
kurum ve kuruluşların görev, yetki ve sorumlulukları MİT tarafından
hazırlanarak Cumhurbaşkanı onayıyla yürürlüğe konulan yönetmelikle belirlenir.
Anılan cümlede yer alan “…Cumhurbaşkanı…” ibaresi dava konusu kuralı
oluşturmaktadır.
286. Kuralla, anılan maddenin uygulanmasına ilişkin
hususlar ile söz konusu hizmetlerin yerine getirilmesinde diğer kurum ve
kuruluşların görev, yetki ve sorumluluklarının belirlenmesine ilişkin
düzenleyici işlem niteliğinde olan ve MİT tarafından hazırlanacak yönetmeliğin
Cumhurbaşkanının onayıyla yürürlüğe gireceği öngörülmektedir.
287. Yürütme yetki ve görevini münhasır olarak yerine
getiren Cumhurbaşkanının kendi görev alanıyla (Cumhurbaşkanlığı ve tüzel
kişiliği olmayan bağlı kuruluşlar) ilgili olarak kanunların ve CBK’ların
uygulanması amacıyla yönetmelik çıkarma yetkisine sahip olduğu açıktır (AYM,
E.2018/95, K.2023/221, 27/12/2023, §§ 101-104).
288. Anayasa Mahkemesi 7078 sayılı Kanun’un 21.
maddesiyle 10/7/1953 tarihli ve 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile
Diğer Aletler Hakkında Kanun’un ek 6. maddesinin birinci cümlesinde yer alan “...İçişleri
Bakanlığının görüşü alınarak Milli İstihbarat Teşkilatı tarafından hazırlanıp
Başbakanca...” ibaresinin “...Cumhurbaşkanınca...” şeklinde
değiştirilmesinin Anayasa’ya uygunluk denetiminde, kuralda geçen “onaylama”
yetkisinin, onaylamanın işlemin oluşmasında kurucu bir unsur olduğunu ve
Anayasa’da çıkarma olarak ifade edilen ibare ile aynı sonucu doğuran bir
işlem niteliğinde olduğunu değerlendirmiştir (AYM, E.2018/95, K.2023/221,
27/12/2023, § 105).
289. Öte yandan Anayasa’nın 123. maddesinin birinci fıkrasında
idarenin kuruluş ve görevleriyle bir bütün olduğu ve kanunla düzenleneceği,
128. maddesinin ikinci fıkrasında da memurların ve diğer kamu görevlilerinin
görev ve yetkilerinin kanunla düzenleneceği güvenceye kavuşturulmuştur.
Kuralda Cumhurbaşkanının onaylayacağı yönetmelikte düzenlenecek olan hususların
MİT’in görev alanıyla ilgili olduğu anlaşılmaktadır.
290. 2937 sayılı Kanun’un 3. maddesinin ikinci fıkrasında
MİT’in ana hatlarıyla teşkilat birimlerinin düzenlendiği, 4. maddesinin birinci
fıkrasında ise ayrıntılı olarak görev tanımlamasının yapıldığı anlaşılmaktadır.
Dolayısıyla MİT birimlerinin görev yetki ve sorumluluklarının anılan hükümler
çerçevesinde genel olarak tespit edildiği açıktır (AYM, E.2018/95, K.2023/221,
27/12/2023, § 263).
291. Kural uyarınca, MİT’in, güvenlik soruşturması
kapsamında, Bakanlık ve Türk Silahlı Kuvvetleri personeli hakkında kıta içinde
veya kıta dışında her türlü araştırmayı yapabileceği, bu hususlara ilişkin usul
ve esasların ise Cumhurbaşkanı onayıyla yürürlüğe konulan yönetmelikle
belirleneceği hüküm altına alınmıştır. 1325 sayılı Kanun’a, 7315 sayılı
Kanun’un 13. maddesinin (2) numaralı fıkrasıyla eklenen ek 16. maddeye göre,
Millî Savunma Bakanlığı nam ve hesabına Bakanlıkça belirlenen eğitim kurumları
ile Millî Savunma Üniversitesine bağlı fakülte, yüksekokul, meslek yüksekokulu
ve enstitülerde eğitim görecekler hakkında 7315 sayılı Kanun’a göre güvenlik
soruşturması ve arşiv araştırması yapılır. Öte yandan anılan Kanun’un 3.
maddesinin (2) numaralı fıkrası hükümleri gözetildiğinde, MİT personeli
hakkında yapılacak araştırma ve soruşturma işlemlerinin de söz konusu Kanun
kapsamında gerçekleştirileceği anlaşılmaktadır. Dolayısıyla bu kapsamda
Cumhurbaşkanına tanınan yetkinin çerçevesinin de ilgili kanunlarla belirlendiği
açıktır.
292. Arşiv araştırması ve güvenlik soruşturması sonucu
elde edilen verilere ilişkin olarak kişisel verilerin korunmasını isteme hakkı
kapsamında 7315 sayılı Kanun ve ilgili diğer kanunlarda temel ilke ve esaslar
belirlenmiş ve gerekli güvencelere yer verilmiştir.
293. Dolayısıyla kural kapsamında MİT’e verilen yetkinin
kullanılmasına yönelik usul ve esaslar ile bu hizmetlerin yerine getirilmesinde
diğer kurum ve kuruluşların görev, yetki ve sorumluluklarıyla ilgili olarak
Cumhurbaşkanına MİT tarafından hazırlanacak yönetmeliği onaylama hususunda
verilen yetkinin kanuni çerçevesinin çizildiği sonucuna varmak gerekir.
294. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 7. maddesine
aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir.
Hasan Tahsin GÖKCAN, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Selahaddin
MENTEŞ ve Kenan YAŞAR bu görüşe katılmamışlardır.
Kuralın Anayasa’nın 6., 8., 11., 20., 87., 104., 123. ve
128. maddelerine de aykırı olduğu ileri sürülmüşse de bu bağlamda belirtilen
hususların Anayasa’nın 7. maddesi yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında
ele alınmış olması nedeniyle 6., 8., 11., 20., 87., 104., 123. ve 128.
maddeleri yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.
Kuralın Anayasa’nın 36., 105. ve 125. maddeleriyle ilgisi
görülmemiştir.
2. 6191 Sayılı Kanun’un 3. Maddesinin (3) Numaralı
Fıkrasının (f) Bendi ile Anılan Kanun’un 6. Maddesinin (1) Numaralı Fıkrasının
(d) Bendi ve (4) Numaralı Fıkrasının (h) Bendi
a. Anlam ve Kapsam
295. 6191 sayılı Kanun’un 3. maddesinin
(3) numaralı fıkrasında sözleşmeli er olabilmek için aranan nitelikler
belirtilmiştir. Anılan fıkranın dava konusu (f) bendinde ise güvenlik
soruşturmasının olumlu sonuçlanması, güvenlik soruşturmasının sonucunun henüz
gelmediği hâllerde ise arşiv araştırmasının olumlu sonuçlanması sözleşmeli er olmanın şartı
olarak düzenlenmiştir.
296. Söz konusu Kanun’un
4. maddesinde ise gerekli şartları taşıyarak sözleşmeli er adayı
olanların ön sözleşmeyle askerî eğitime alınacağı, askerî eğitimi başarı ile tamamlayanlarla
dört yıldan fazla olmamak kaydıyla en az üç yıllık sözleşme yapılacağı,
müteakip sözleşmelerin, bir yıldan az üç yıldan fazla olmamak şartıyla azamî yedi yıllık hizmet süresi sonuna kadar uzatılabileceği hükme bağlanmıştır.
297. Kurala göre kişilerin
ön sözleşme ile er adayı olarak göreve başlamaları için ilke olarak arşiv
araştırması ve güvenlik soruşturmasının
olumlu sonuçlanması gerekmektedir. Ancak kural kapsamında arşiv araştırması
olumlu sonuçlananların güvenlik soruşturması henüz tamamlanmasa dahi göreve
başlatılabilmeleri mümkündür. Güvenlik soruşturmasının ön sözleşme aşamasında
olumsuz sonuçlanması hâlinde ise yine Kanun’un 6. maddesinin (1) numaralı
fıkrasının dava konusu (d) bendi uyarınca sözleşmeli er adaylarının ön sözleşmeleri,
süresinin bitiminden önce feshedilmektedir. Aynı şekilde anılan maddenin (4)
numaralı fıkrasının dava konusu (h) bendinde ise güvenlik soruşturmasının
olumsuz sonuçlanması hâlinde sözleşmeli erbaş ve erlerin sözleşmelerinin,
sözleşme süresinin bitiminden önce feshedileceği hükme bağlanmıştır.
298. Dolayısıyla kişilerin ön sözleşme
ile er adayı olarak göreve başlamaları için arşiv araştırmasının olumlu
sonuçlanması yeterli görülmekle birlikte güvenlik soruşturmasının ön sözleşme
aşamasında olumsuz sonuçlanması hâlinde kurallar kapsamında idarece ön
sözleşmenin feshine karar verilebilecektir. Yine askerî eğitimini başarı ile
tamamlayıp sözleşmeli er olarak atananların güvenlik soruşturmalarının olumsuz
sonuçlanması durumunda da sözleşmelerinin feshi mümkün olacaktır.
b. İptal Talebinin Gerekçesi
299. Dava dilekçesinde özetle; güvenlik soruşturmasında araştırılacak
hususlarla ilgili temel ilkelerin belirlenmediği, bu kapsamda sözleşmeli er
veya erbaş olmaya engel durumlar ile sözleşmenin feshini gerektiren hâllerin
kurallarda öngörülmediği, kanunda genel çerçeve çizilmeden verilen yetkiye
dayanılarak çıkarılan yönetmelikle söz konusu hususların düzenlenmesinin mümkün
olmadığı, bu durumun hukuk devleti ve yasama yetkisinin devredilmezliği
ilkesine aykırı olduğu, kamu hizmetine girmede görevin gerektirdiği
niteliklerden başka hiçbir ayrımın gözetilemeyeceği, güvenlik soruşturmasında
uygulanacak ölçütlerin nesnel, objektif, tarafsız ve zorunlu bir neden sonuç
ilişkisi kurmaya elverişli olmadığı, bu durumda kişilere nesnel, eşit ve
hakkaniyete uygun bir şekilde muamele edilemeyeceği, güvenlik soruşturmasında
elde edilen bilgilerin tamamen idarenin subjektif değerlendirilmelerine
bırakıldığı, bunun keyfi uygulamalara neden olacağı, güvenlik soruşturmasında
kullanılan bilgilerin tamamının kişisel veri niteliğinde olduğu dikkate
alındığında bu soruşturmanın tabi olduğu esas ve usullerin de kanunla düzenlenmesi
gerektiği, özellikle güvenlik soruşturmasının temel unsurunu oluşturan
istihbarat raporlarının hazırlanma sürecinin hukuki ve nesnel ölçütlerden uzak
olduğu, bireylerin kişisel bilgilerden haberdar edilme, bu verilere erişme,
bunların düzeltilmesini veya silinmesini talep etme haklarının olduğu, 6698 sayılı
Kanun’da yer alan güvencelerin güvenlik soruşturması için de uygulanabilir
olduğu iddia edilse bile anılan Kanun’da istihbarı bilgilerinin istisna
kapsamında olduğunun açıkça düzenlendiği belirtilerek kuralların Anayasa’nın
2., 7., 13., 20. ve 70. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
c. Anayasa'ya
Aykırılık Sorunu
300. Kurallar, Türk Silahlı Kuvvetlerinde istihdam
edilecek sözleşmeli er olmak için güvenlik soruşturmasının olumlu
sonuçlanmasını, güvenlik soruşturmasının sonucunun henüz gelmediği hâllerde ise
arşiv araştırmasının olumlu sonuçlanmasını, yine sözleşmeli er adaylarının ön
sözleşmelerinin süresinden önce feshedilmesi ile sözleşmeli erbaş ve erlerin
sözleşmelerinin süresinin bitiminden önce feshedilmesi için güvenlik
soruşturmasının olumsuz sonuçlanmasını şart olarak öngörmek suretiyle kişisel
verilerin korunmasını isteme hakkı ile kamu hizmetine girme hakkına sınırlama
getirmektedir.
301. 7315 sayılı Kanun’un; 3.
maddesinin (2) numaralı fıkrasında yer alan “…gizlilik dereceli birimler
ile…” ibaresinin, 4. maddesinin (b), (c) ve (ç) bentlerinin ve 5.
maddesinin (a), (b) ve (c) bentlerinin, 8. maddesinin (1) numaralı fıkrasında
yer alan “…istihbari faaliyete konu olmayan…” ibaresinin ve (3) numaralı
fıkrasının ikinci cümlesinin, 10. maddesinin
(2) numaralı fıkrasında yer alan “…istihbari faaliyete konu olmayan…”
ibaresinin Anayasa’ya uygunluk denetiminde belirtilen gerekçeler bu kurallar
yönünden de geçerlidir.
302. Açıklanan nedenle kurallar, Anayasa’nın 13., 20. ve
70. maddelerine aykırı değildir. İptalleri taleplerinin reddi gerekir.
Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Selahaddin MENTEŞ ve Kenan YAŞAR bu
görüşe katılmamışlardır.
Kuralların Anayasa’nın 2. ve 7. maddelerine de aykırı
olduğu ileri sürülmüşse de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 13.,
20. ve 70. maddeleri yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmış
olması nedeniyle Anayasa’nın 2. ve 7. maddeleri yönünden ayrıca bir inceleme
yapılmasına gerek görülmemiştir.
V. YÜRÜRLÜĞÜN
DURDURULMASI TALEBİ
303. Dava dilekçesinde özetle, dava konusu
kuralların uygulanmaları hâlinde telafisi güç veya imkânsız zararların
doğabileceği belirtilerek yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesi talep
edilmiştir.
A. 1.
7/4/2021 tarihli ve 7315 sayılı Güvenlik
Soruşturması ve Arşiv Araştırması Kanunu’nun;
a. 3. maddesinin
(2) numaralı fıkrasında yer alan “…gizlilik dereceli birimler ile…”, “…kamu
kurum ve kuruluşlarında çalışacak öğretmenler, üst kademe kamu yöneticileri,…”
ve “…ile milli güvenlik açısından stratejik önemi haiz birim, proje, tesis, hizmetlerde
statüsü veya çalıştırma şekline bağlı olmaksızın istihdam edilenler…”
ibarelerine,
b. 4. maddesinin
(1) numaralı fıkrasının (b), (c) ve (ç) bentlerine,
c. 5. maddesinin (1)
numaralı fıkrasının (a), (b) ve (c) bentlerine,
ç. 6. maddesinin
(2) numaralı fıkrasında yer alan “…bu Kanunun 4 üncü maddesinin birinci
fıkrasının (ç) bendi kapsamındaki karar ve…” ibaresine,
d. 7. maddesinin
(1) numaralı fıkrasının üçüncü cümlesine,
e. 8. maddesinin;
i. (1) numaralı
fıkrasında yer alan “…istihbari faaliyetlere konu olmayan…” ibaresine,
ii. (3) numaralı
fıkrasının ikinci cümlesine,
f. 10. maddesinin
(2) numaralı fıkrasında yer alan “…istihbari faaliyete konu olmayan…”
ibaresine,
g. 12. maddesine,
ğ. 13. maddesinin;
i. (2) numaralı
fıkrasıyla 31/7/1970 tarihli ve 1325 sayılı Askeri Okullar, Askeri Öğrenciler,
Askeri Fabrikalar ve Bazı Düzenlemeler Hakkında Kanun’a eklenen ek 16. maddeye,
ii. (4) numaralı
fıkrasıyla 9/7/1982 tarihli ve 2692 sayılı Sahil Güvenlik Komutanlığı
Kanunu’nun 7. maddesine eklenen on ikinci fıkraya,
iii. (5) numaralı
fıkrasıyla 10/3/1983 tarihli ve 2803 sayılı Jandarma Teşkilat, Görev ve
Yetkileri Kanunu’nun 13. maddesine eklenen yedinci fıkraya,
iv. (6) numaralı
fıkrasıyla 25/4/2001 tarihli ve 4652 sayılı Polis Yüksek Öğretim Kanunu’na
eklenen ek 3. maddeye,
2. 1/2/2018 tarihli ve 7078 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması
Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair
Kanun’un;
a. 39. maddesiyle
1325 sayılı Kanun’a eklenen ek 11. maddenin birinci fıkrasının üçüncü
cümlesinde yer alan “...Cumhurbaşkanı...” ibaresine,
b. 159. maddesiyle
10/3/2011 tarihli ve 6191 sayılı Sözleşmeli Erbaş ve Er Kanunu’nun 3.
maddesinin (3) numaralı fıkrasının değiştirilen (f) bendine,
c. 160. maddesiyle
6191 sayılı Kanun’un 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasına eklenen (d) bendine
ve (4) numaralı fıkrasına eklenen (h) bendine,
yönelik iptal talepleri 4/12/2024 tarihli ve E.2021/60,
K.2024/200 sayılı kararla reddedildiğinden bu maddelere, fıkralara, bentlere, cümlelere ve ibarelere ilişkin yürürlüğün durdurulması taleplerinin
REDDİNE,
B. 3/2/2022 tarihli
ve 7354 sayılı Öğretmenlik Meslek Kanunu’nun 5. maddesinin (1) numaralı
fıkrasının “…7/4/2021 tarihli ve 7315 sayılı Güvenlik Soruşturması ve Arşiv
Araştırması Kanununa göre güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapılmış
olma…” bölümüne yönelik iptal talebi hakkında 4/12/2024 tarihli ve E.2021/60,
K.2024/200 sayılı kararla karar verilmesine yer olmadığına karar verildiğinden
bu bölüme ilişkin yürürlüğün durdurulması talebi hakkında KARAR VERİLMESİNE YER
OLMADIĞINA,
4/12/2024 tarihinde
OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
VI. HÜKÜM
A. 7/4/2021
tarihli ve 7315 sayılı Güvenlik Soruşturması
ve Arşiv Araştırması Kanunu’nun;
1. 3. maddesinin (2)
numaralı fıkrasında yer alan;
a. “…gizlilik
dereceli birimler ile…” ibaresinin Anayasa’ya
aykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE, Engin
YILDIRIM, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Selahaddin MENTEŞ ile Kenan YAŞAR’ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
b. “…kamu kurum ve kuruluşlarında çalışacak öğretmenler,...”
ibaresinin Anayasa’ya aykırı olmadığına
ve iptal talebinin REDDİNE, Yusuf Şevki
HAKYEMEZ, Selahaddin MENTEŞ ile Kenan YAŞAR’ın karşıoyları
ve OYÇOKLUĞUYLA,
c. “...üst
kademe kamu yöneticileri,…” ve “…ile milli güvenlik açısından stratejik önemi
haiz birim, proje, tesis, hizmetlerde statüsü veya çalıştırma şekline bağlı
olmaksızın istihdam edilenler…” ibarelerinin Anayasa’ya aykırı olmadıklarına ve iptal taleplerinin REDDİNE OYBİRLİĞİYLE,
2. 4. maddesinin
(1) numaralı fıkrasının;
a. (b) ve (c)
bentlerinin Anayasa’ya aykırı olmadıklarına
ve iptal taleplerinin REDDİNE, Hasan Tahsin GÖKCAN, Engin YILDIRIM, Yusuf Şevki
HAKYEMEZ, Selahaddin MENTEŞ ile Kenan YAŞAR’ın karşıoyları
ve OYÇOKLUĞUYLA,
b. (ç) bendinin Anayasa’ya
aykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE, Engin
YILDIRIM, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Selahaddin MENTEŞ ile Kenan YAŞAR’ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
3. 5. maddesinin
(1) numaralı fıkrasının;
a. (a) ve (b)
bentlerinin Anayasa’ya aykırı olmadıklarına
ve iptal taleplerinin REDDİNE, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Selahaddin MENTEŞ ile
Kenan YAŞAR’ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
b. i. (c)
bendinde yer alan “...eylem birliği,...” ibaresinin Anayasa’ya
aykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE, Hasan
Tahsin GÖKCAN, Engin YILDIRIM, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Selahaddin MENTEŞ ile
Kenan YAŞAR’ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
ii. (c) bendinin
kalan kısmının Anayasa’ya aykırı olmadığına
ve iptal talebinin REDDİNE, Engin YILDIRIM, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Selahaddin
MENTEŞ ile Kenan YAŞAR’ın karşıoyları ve
OYÇOKLUĞUYLA,
4. 6. maddesinin
(2) numaralı fıkrasında yer alan “…bu Kanunun 4 üncü maddesinin birinci
fıkrasının (ç) bendi kapsamındaki karar ve…” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE, Engin
YILDIRIM, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Selahaddin MENTEŞ ile Kenan YAŞAR’ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
5. 7. maddesinin
(1) numaralı fıkrasının üçüncü cümlesinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal
talebinin REDDİNE, Hasan Tahsin GÖKCAN,
Engin YILDIRIM, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Selahaddin MENTEŞ ile Kenan YAŞAR’ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
6. 8. maddesinin;
a. (1) numaralı
fıkrasında yer alan “…istihbari faaliyetlere konu olmayan…” ibaresinin,
b. (3) numaralı
fıkrasının ikinci cümlesinin,
Anayasa’ya aykırı olmadıklarına ve iptal taleplerinin
REDDİNE, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Selahaddin MENTEŞ ile Kenan YAŞAR’ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
7. 10. maddesinin
(2) numaralı fıkrasında yer alan “…istihbari faaliyete konu olmayan…”
ibaresinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE, Yusuf Şevki
HAKYEMEZ, Selahaddin MENTEŞ ile Kenan
YAŞAR’ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
8. 12. maddesinin Anayasa’ya
aykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE, Hasan
Tahsin GÖKCAN, Engin YILDIRIM, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Selahaddin MENTEŞ ile
Kenan YAŞAR’ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
9. 13. maddesinin;
a. (2) numaralı
fıkrasıyla 31/7/1970 tarihli ve 1325 sayılı Askeri Okullar, Askeri Öğrenciler,
Askeri Fabrikalar ve Bazı Düzenlemeler Hakkında Kanun’a eklenen ek 16.
maddenin,
b. (4) numaralı
fıkrasıyla 9/7/1982 tarihli ve 2692 sayılı Sahil Güvenlik Komutanlığı
Kanunu’nun 7. maddesine eklenen on ikinci fıkranın,
c. (5) numaralı
fıkrasıyla 10/3/1983 tarihli ve 2803 sayılı Jandarma Teşkilat, Görev ve
Yetkileri Kanunu’nun 13. maddesine eklenen yedinci fıkranın,
ç. (6) numaralı
fıkrasıyla 25/4/2001 tarihli ve 4652 sayılı Polis Yüksek Öğretim Kanunu’na
eklenen ek 3. maddenin,
Anayasa’ya aykırı olmadıklarına ve iptal taleplerinin
REDDİNE, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Selahaddin MENTEŞ ile Kenan YAŞAR’ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
B. 3/2/2022 tarihli
ve 7354 sayılı Öğretmenlik Meslek Kanunu’nun 5. maddesinin (1) numaralı
fıkrasının “…7/4/2021 tarihli ve 7315 sayılı Güvenlik Soruşturması ve Arşiv
Araştırması Kanununa göre güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapılmış
olma…” bölümüne ilişkin iptal talebi
hakkında KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA OYBİRLİĞİYLE,
C. 1/2/2018 tarihli ve 7078 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması
Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair
Kanun’un;
1. 39. maddesiyle
1325 sayılı Kanun’a eklenen ek 11. maddenin birinci fıkrasının üçüncü
cümlesinde yer alan “...Cumhurbaşkanı...” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE,
Hasan Tahsin GÖKCAN, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Selahaddin
MENTEŞ ile Kenan YAŞAR’ın karşıoyları ve
OYÇOKLUĞUYLA,
2. 159. maddesiyle
10/3/2011 tarihli ve 6191 sayılı Sözleşmeli Erbaş ve Er Kanunu’nun 3.
maddesinin (3) numaralı fıkrasının değiştirilen (f) bendinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE,
Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Selahaddin MENTEŞ ile
Kenan YAŞAR’ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
3. 160. maddesiyle
6191 sayılı Kanun’un 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasına eklenen (d) bendinin
ve (4) numaralı fıkrasına eklenen (h) bendinin
Anayasa’ya aykırı olmadıklarına ve iptal taleplerinin REDDİNE, Yusuf Şevki
HAKYEMEZ, Selahaddin MENTEŞ ile Kenan YAŞAR’ın
karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
4/12/2024 tarihinde karar
verildi.
|
Başkan
Kadir ÖZKAYA
|
Başkanvekili
Hasan Tahsin GÖKCAN
|
Başkanvekili
Basri BAĞCI
|
|
|
Üye
Engin YILDIRIM
|
Üye
Rıdvan GÜLEÇ
|
Üye
Recai AKYEL
|
|
|
Üye
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
|
Üye
Yıldız SEFERİNOĞLU
|
Üye
Selahaddin MENTEŞ
|
|
|
Üye
İrfan FİDAN
|
Üye
Kenan YAŞAR
|
Üye
Yılmaz AKÇİL
|
|
|
Üye
Ömer ÇINAR
|
Üye
Metin KIRATLI
|
|
|
|
|
|
KARŞIOY GEREKÇESİ
1. Kanunun 4. maddesi ile bu maddenin b ve c
bentlerinde arşiv araştırması kapsamında “kişinin kolluk kuvvetleri
tarafından halen aranıp aranmadığının, kişi hakkında herhangi bir tahdit olup
olmadığının mevcut kayıtlardan tespit edilmesi öngörülmektedir. Öncelikle
Kanunda öngörülen “arşiv araştırması”nın 3. madde uyarınca ilk defa veya
yeniden memuriyete veya kamu görevine atanacaklar hakkında yapılacağına işaret
etmek gerekir. Bu doğrultuda incelenen kurallarla bireyler hakkındaki aranma
veya tahdit işlemlerinin tüm devlet kayıtlarından tespit edilerek araştırma
dosyasına toplanması söz konusudur. Araştırmaya konu bilgiler bireylerin özel
yaşamlarına ve kişisel verilerine ilişkin olduğundan kurallar ile Anayasa’nın
20. maddesinde özel yaşama saygı hakkı bağlamında güvence altına alınan kişisel
verilerin korunması hakkına müdahale edilmektedir.
2. Ceza Muhakemesi Kanununa göre kişinin aranması,
yakalama kararı veya ihzar denilen kararlar bakımından söz konusudur. Yani bir
suç işlediği şüphesi ile ifadesine başvurulmak üzere çağrıldığında gelmediği
durumda veya hakkında kesinleşmiş mahkumiyet kararı bulunan kişi hakkında
yakalama kararı verilecektir. Yine mahkemede tanık veya müşteki olanların
çağrıya uymaması nedeniyle de yakalama/ihzar kararı verilebilecektir. Hatta
kolluğun yakalama kararı verme yetkisi de oldukça geniştir (bkz. Yakalama,
Gözaltına Alma ve İfade Alma Yönetmeliği, m. 5). Buna karşın düzenlemede kişi
hakkındaki tahdit kararının hangi konuya ilişkin olduğu belirtilmemiştir.
İlgili mevzuatta herhangi bir nedenle konulmuş olan tahditin sebebine, niteliğine
bakılmaksızın arşiv araştırması kapsamında dosyasına aktarılması
istenilmektedir.
3. Bilindiği üzere kişiler hakkındaki her türlü bilgi
kişisel veri niteliğinde kabul edilmektedir (diğerleri arasında bkz. AYM
12.11.2015, E. 2015/32, K. 2015/102). Arşiv araştırmasına konu arama ve tahdit
bilgileri de bireylerin özel yaşamlarının gizliliğinin korunması hakkı ile
kişisel verilerin korunması haklarına (Ay m. 20) müdahale teşkil etmektedir.
Elbette anılan haklara sınırlama getirilebilir ve müdahale edilebilir. Ancak bu
müdahalenin meşru sebebinin bulunması, demokratik toplumda gerekli ve ölçülü
olması da Anayasa’nın 13. maddesinden kaynaklanan bir zorunluluktur. Bir kamu
görevine girecek kimsede devletin genel olarak kamu görevinin ve özelde
istihdam edileceği görevin gerektirdiği niteliklere özgü şartlar belirlemesi de
kamu yararının bir gereğidir. Devletin bu araştırma ve soruşturmalarla istihdam
edeceği veya belirli hizmetlerde bulunacak kimselerin Anayasa’ya ve anayasal
hukuk düzenine saygı duyan dürüst bireyler olduğundan emin olmak istemesinde
kamu yararının bulunduğu söylenebilir. Bu anlamda müdahalenin meşru amacının
bulunduğu kabul edilmelidir. Bununla birlikte bir hukuk devletinde kamu
görevine alınacak bireyler için aranacak koşulların belirli, öngörülebilir
olması gerektiği gibi bu amaçla temel haklarına yapılacak müdahalenin ölçüsüz
olmamasına, başka deyişle amaca elverişli olan en alt düzeyde müdahaleyi
aşmamaya özen gösterilmesi gerekir. Öte yandan müdahalenin daha alt veya üst
derecede olmasının belirlenmesi, korunmak istenen menfaat ile müdahale edilecek
temel haklar arasındaki gereklilik boyutuna ilişkin bir ölçülülüğün
gözetilmesini de zorunlu kılmaktadır.
4. Kanunun 3. maddesinde belirtildiği üzere gizlilik
dereceli birimlerde görev yapacak olanlar, üst kademe yöneticileri ve milli
güvenlik açısından önem arzeden birimlerde çalışacak kimseler bakımından gerek
arşiv araştırması gerekse güvenlik soruşturmasından beklenen kamusal yarar daha
üst düzeydedir. Bunlar bakımından devletin takdir alanının daha geniş
olabileceği, müdahalenin daha üst düzeyde yapılabileceği söylenebilir. Ancak
arşiv araştırması yalnızca bu grup için yapılmamakta, devletin yürüttüğü kamu
hizmetinin istihdamında görev alacak her düzeydeki personeli kapsamaktadır. Bunlar
hakkındaki müdahalenin demokratik toplum düzeni bakımından zorunlu olup
olmadığının belirlenmesinde daha alt düzeyde bir müdahale enstrümanının
kullanılması yeterli olabilecektir. Buna karşın incelenen kurallarda, herhangi
bir kamu görevinde istihdam edilecek bir kişinin arşiv araştırma dosyasına
tabiri yerindeyse ilgili ilgisiz, gerekli gereksiz, hakkında ne bilgi varsa
atılmaktadır. Dolayısıyla Kanunun 3. maddesinin ilk fıkrasındaki grup
bakımından incelenen kuralların Anayasa’nın 20., 13. maddeleri bağlamında
gerekli olmadığı ve iptal edilmesi gerektiği görüşündeyim.
5. Kanunun 5. maddesinin c bendinde güvenlik
soruşturması kapsamında kişinin “Terör örgütleri veya suç işlemek amacıyla
kurulan örgütlerle eylem birliği … içinde olup olmadığının” araştırılması
öngörülmektedir. Okunduğunda kulağa mantıklı gibi görünen bu ibarenin esasında
oldukça geniş ve sınırları belirsiz bir kapsamının bulunduğu görülmektedir. Bu
düzenleme karşısında bir kimsenin herhangi bir saikle ve hiçbir suç veya terör
örgütünün amaç ve eylemleriyle sempati kurmaksızın özgür düşüncesiyle yapacağı
düşünce açıklamaları veya diğer eylemlerinin bu kapsamda görülmesi ve bir kamu
görevine girmekten mahrum bırakılması söz konusu olabilecektir. Öte yandan
eylem birliği kuralına dayalı olarak güvenlik soruşturması olumsuz sonuçlanan
bir kimsenin yargı yoluna başvurmasının da bir sonuç doğurması mümkün
olmayacaktır. Çünkü bu kural şeklen, kategorik olarak bir kimsenin eylemlerinin
herhangi bir suç veya terör örgütünün eylemleriyle birlik arzetmesini
soruşturmanın olumsuzluğu için yeterli görmektedir. Denetleyecek mahkemenin
şeklen ortaya çıkan bu eylem birliğinin aslında masum bir anayasal hakkın
kullanımı niteliğinde olduğunu ayırdetmesine imkan bulunmamaktadır. Dolayısıyla
kural belirsiz olduğu gibi keyfiliğe karşı da bir güvence içermemektedir.
Görüldüğü üzere esasında kural Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan
maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına müdahale
oluşturmaktadır. Dahası bu müdahalenin meşru amacının bulunduğu kabul
edilebilse dahi açıkladığımız nedenlerle kanunilik kriterini karşılamadığı gibi
demokratik toplumda gerekli bir müdahale olarak da kabul edilemez. Bu nedenle
Anayasa’nın 17., 13. maddeleri uyarınca iptal edilmesi gerekmektedir.
6. Kanunun 7. maddesinin 1 numaralı fıkrasının üçüncü
cümlesinde milli güvenlik açısından stratejik önemi haiz birim, proje, tesis ve
hizmetlerde istihdam edilecekler hakkındaki değerlendirmenin, ilgili bakanlık
ya da kamu kurumları bünyesindeki Değerlendirme Komisyonu tarafından yapılacağı
öngörülmektedir. Bu cümlenin maddenin bütünlüğü içerisinde yorumlanması
gerekmektedir. Madde bir bütün olarak Değerlendirme Komisyonu’nun kuruluşunu ve
görevlerini düzenlemektedir. Ne var ki gerek incelenen kuralda ve gerekse
maddenin diğer fıkralarında Değerlendirme Komisyonu’nun, ilgili hakkındaki
arşiv araştırması veya güvenlik soruşturması dosyasında yer alan bilgileri
hangi kriterler etrafında değerlendireceği konusunda bir düzenleme yer
almamıştır. Başka deyişle kuralda Komisyonun görevini yaparken esas alabileceği
hiçbir kriter bulunmamaktadır. Bu durum ise uygulamanın ilgililerin sübjektif
görüşleri etrafında yürümesine yol açacaktır. Bu nedenle keyfiliğe kapı
açılmıştır. Karşı görüş olarak bunun ilgili kanun ve mevzuatta yer aldığı ve
Komisyonun buna göre değerlendirme yapacağı ileri sürülebilir. Bununla birlikte
incelenen Kanun ile arşiv araştırması ve güvenlik soruşturmasının yapılmasına
ilişkin bütün kurallar ilk kez ve özel olarak düzenlenmektedir. Komisyonun, ne
derece var olduğu belirsiz diğer mevzuattaki kriterleri dikkate alacağının
soyut olarak ileri sürülmesi bu gerekliliği karşılamaya yetmemektedir.
Değerlendirmeye ilişkin temel kriterlerin kuralda yer almaması nedeniyle kamu
görevine girme istemi bu nedenlerle reddedilen bireylerin açacakları davalarda
mahkemelerin denetimi hangi yönden yapacakları da belirsiz hale gelmektedir.
Açıkladığımız gerekçelerle kuralın belirsizliği ve keyfiliğe karşı güvenceler
içermemesi nedeniyle Anayasa’nın 2. maddesinde ifade edilen hukuk devleti
ilkesine aykırılık dolayısıyla iptal edilmesi gerektiği görüşündeyim.
7. Kanunun 12. maddesi ile arşiv araştırması ve güvenlik
soruşturmasıyla ilgili usul ve esasların Cumhurbaşkanlığı tarafından yürürlüğe
konulacak yönetmelik ile düzenleneceği öngörülmektedir. Şüphesiz Anayasa’nın
124. maddesi uyarınca Cumhurbaşkanı’nın Kanunun uygulanmasını sağlamak amacıyla
yönetmelik düzenleme yetkisi vardır, hatta bu Kanun özelinde bunun gerekli
olduğu da söylenmelidir. Bununla birlikte konunun, Kanunun 7. maddesindeki
kurala ilişkin iptal düşüncemizde sözü edilen gerekçeler etrafında ele alınması
gerekir. Değerlendirme Komisyonu’nun ilgililer hakkındaki araştırma ve
soruşturma bilgilerini hangi kriterlerle değerlendireceklerinin belirlenmemesi
karşısında, bunun uygulanmasına ilişkin usul ve esasların yönetmeliğe
bırakılması, özel yaşama saygı ve kişisel verilerin korunması hakkı ile kamu
görevine girme hakkıyla ilgili olarak kanunda çerçevesi belirlenmeyen en temel
konularda idareye düzenleme yetkisi verilmesi anlamına gelmektedir. Bu nedenle
kuralın Anayasa’nın 7., 20., 70. maddelerine aykırılık nedenleriyle iptal
edilmesi gerektiğini düşünmekteyim.
|
|
Başkanvekili
Hasan Tahsin GÖKCAN
|
KARŞI
OY GEREKÇESİ
7315 Sayılı Kanun’un 3. Maddesinin (2) Numaralı Fıkrasında Yer
Alan “…gizlilik dereceli birimler ile…” İbaresi; 4. Maddesinin
(1) Numaralı Fıkrasının (b) Bendi; (c) Bendi; ç) Bendinin; 5. Maddesinin (1)
Numaralı Fıkrasının (c) Bendi; 6. Maddesinin (2) Numaralı Fıkrasında yer alan ““…bu
Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (ç) bendi kapsamındaki karar ve…” İbaresi;
7. Maddesinin (1) Numaralı Fıkrasının Üçüncü Cümlesi ve 12. Maddesi hakkındaki
çoğunluk görüşüne üyeler Yusuf Şevki Hakyemez, Selahattin Menteş ve Kenan Yaşar’ın
karşıoylarında belirttikleri gerekçelerle katılmıyorum.
KARŞIOY GEREKÇESİ
1.Mahkememiz çoğunluğunun 7/4/2021 tarihli ve 7315 sayılı
Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması Kanunu’nun aşağıda ele alacağım
maddelerinin, 31/7/1970 tarihli ve 1325 sayılı Milli Savunma Bakanlığı Görev ve
Teşkilatı Hakkında Kanun’a eklenen ek 11. maddede yer alan “...Cumhurbaşkanı...”
ibaresinin ve 10/3/2011 tarihli ve 6191 sayılı Sözleşmeli Erbaş ve Er
Kanunu’nun 3. maddesinin (3) numaralı fıkrasının değiştirilen (f) bendi, 6.
maddesinin (1) numaralı fıkrasına eklenen (d) bendi ile (4) numaralı fıkrasına
eklenen (h) bendi ile ilgili gerçekleştirilen Anayasa’ya uygunluk denetiminde
ulaştığı iptal isteminin reddi şeklindeki kanaatlere sıraladığım gerekçelerle katılmamaktayım.
A. 7/4/2021 tarihli ve 7315 sayılı Güvenlik Soruşturması
ve Arşiv Araştırması Kanunu’nun;
a. 3. maddesinin (2) numaralı fıkrasında yer alan “…gizlilik
dereceli birimler ile…” ibaresi:
2.İptali istenen ibarenin yer aldığı fıkrada kurum ve
kuruluşlarda, yetkili olmayan kişilerin bilgi sahibi olmaları hâlinde devlet
güvenliğinin, ulusal varlığın ve bütünlüğün, iç ve dış menfaatlerin zarar
görebileceği veya tehlikeye düşebileceği bilgi ve belgelerin bulunduğu gizlilik
dereceli birimlerde istihdam edilenler hakkında da güvenlik soruşturması ve
arşiv araştırmasının birlikte yapılacağı düzenlenmektedir.
3.Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasının birlikte
yapılacağı gizlilik dereceli birimlerde istihdam edilenler şeklindeki ibarenin
kamu hizmetine girme hakkına yönelik bir sınırlama getirdiği noktasında bir
kuşku bulunmamaktadır. Mahkememiz çoğunluğu bu ibare ile getirilen sınırlamanın
Anayasa’nın 13. maddesindeki kanunla sınırlama konusunda belirli, ulaşılabilir ve öngörülebilir nitelikte olduğu
ve bu yönüyle kanunilik şartını taşıdığı sonucuna ulaşmıştır (§ 39).
4.Çoğunluk kararında bu sonuca ulaşılırken ilk olarak
anılan fıkrada, hakkında güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapılacak
kişiler tespit edilirken kurumlardan ve birimlerden hareket edildiği ancak
bunun yanında dava konusu ibarelerle çalışılan kurum veya kuruluşu değil birimi
esas alarak ikinci kategorideki kişilerin kimler olacağının düzenlenmekte
olduğuna işaret edilmiştir. Dolayısıyla da dava konusu ibarelerin, kamu kurum
ve kuruluşlarındaki gizlilik dereceli birimleri kapsadığı sonucuna ulaşılmıştır
(§ 37).
5.Akabinde ise her kurum ve kuruluşun teşkilat yapısının
farklı olabileceği gözetildiğinde kanun koyucunun hangi birimlerde çalışanlar
hakkında güvenlik soruşturması yapılacağını tek tek belirlemesinin güçlüğünün
ortada olduğuna işaret edilerek Kanun’da genel çerçeve çizildikten sonra bu
belirlemenin teknik bir mesele olması ve güncellenmesinin gerekebilmesi nedeniyle
yürütmeye bırakılmasında sakınca bulunmadığı değerlendirilmiştir (§ 38).
6.Çoğunluk kararına göre; “Bu bağlamda Kanun’la
oluşturulan sistemde gizlilik dereceli birimlerin hangileri olduğu hususunda
belirli bir çerçevenin çizildiği görülmektedir. Kanun’un 3. maddesinin (2)
numaralı fıkrasında bu hususa ilişkin olarak konulan ölçüt bazı bilgi ve
belgelere sahip olma ölçütüdür. Bu bilgi ve belgeler, kurum ve kuruluşlarda
yetkili olmayan kişilerin bilgi sahibi olmaları hâlinde devlet güvenliğinin,
ulusal varlığın ve bütünlüğün, iç ve dış menfaatlerin zarar görebileceği veya
tehlikeye düşebileceği bilgi ve belgelerdir. Bu tür bilgi ve belgeleri
bulunduran birimler ise gizlilik dereceli birimlerdir” (§ 39).
7.Her ne kadar çoğunluk kararında dava konusu ibarenin
önünde yer alan “kurum ve kuruluşlarda yetkili olmayan kişilerin bilgi
sahibi olmaları hâlinde devlet güvenliğinin, ulusal varlığın ve bütünlüğün, iç
ve dış menfaatlerin zarar görebileceği veya tehlikeye düşebileceği bilgi ve
belgeler” ibaresinin belirliliği sağlamada kanuni dayanak olarak görüldüğü
belirtilse de gerek kuraldaki düzenleniş biçimi ve gerekse hangi birimlerde
çalışanların bu kapsamda olduğunu tek tek belirlemenin güçlüğü nedeniyle
belirlemenin yürütmeye bırakılması şeklinde ortaya konulan gerekçe sorunludur.
Zira ibarenin önünde yer alan yukarıda aynen alıntılanan ifadeler gizlilik dereceli birimlerin hangileri olduğu noktasında
Anayasa Mahkemesi kararlarında aranan standarttaki belirliliği karşılamaktan
uzaktır.
8.Öte yandan bu Kanun’un uygulamasını göstermek amacıyla
Cumhurbaşkanınca çıkarılan Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması
Yapılmasına Dair Yönetmelik, “Gizlilik dereceli birim ve kısımlar” başlıklı 6. maddenin (2) numaralı
fıkrasında bu belirliliği sağlama noktasında aynen şu hükme yer
vermiştir: “Kamu kurum ve kuruluşları, gizlilik dereceli birim ve
kısımları birinci fıkra gereğince belirler. Ancak tüm kamu kurum ve
kuruluşlarının; teftiş ve denetim birimleri, personel birimleri, bilgi işlem
birimleri ve özel kalem müdürlükleri gizlilik dereceli birimlerden sayılır”.
9.Görüldüğü üzere Yönetmelik hükmü, bir yandan gizlilik
dereceli bazı birimleri Yönetmelik’te saymakta, ancak diğer taraftan ise Yönetmeliğin bu maddesinin birinci
fıkrasındaki “Gizlilik dereceli birim ve kısımlar, kamu kurum ve
kuruluşlarında Gizlilik Dereceli Belgelerde Uygulanacak Usul ve Esaslar
Hakkında Yönetmelik hükümlerine göre ‘çok gizli’ ve ‘gizli’ gizlilik dereceli
bilgi ve belgeleri oluşturan ve saklayan birim ve kısımlardır.” hükmü
gereğince kamu kurum ve kuruluşlarının gizlilik dereceli birim ve kısımları
belirleyeceğini öngörmektedir. Dolayısıyla gizlilik dereceli birimlerin
hangileri olduğu Kanun’da yeterince belirlenmediği gibi Cumhurbaşkanınca
çıkarılan Yönetmelik’le de tam olarak belirlenmemiş, Yönetmelik’te
belirlenenlere ek olarak kamu kurum ve kuruluşlarınca da belirleneceği hüküm
altına alınmıştır.
10.İbarenin Anayasa’ya uygunluğunun denetimi noktasında
kamu hizmetine girme hakkına sınırlama getiren kuralın belirliliğinin mutlaka
kanun hükümleri ile sağlanmasının gerekliliği, burada düzenlenen konunun
güvenlik soruşturması gibi temel hak ve özgürlüklere müdahale potansiyeli daha
yüksek bir konu olmasıyla doğrudan ilgilidir.
11.Anayasa Mahkemesinin yerleşik içtihadında vurgulandığı
üzere bir kanuni düzenlemenin şeklen var olması yeterli olmayıp kuralların
keyfîliğe izin vermeyecek şekilde belirli, ulaşılabilir ve öngörülebilir
nitelikte olması gerekmektedir (AYM, E.2018/90, K.2019/85, 14/11/2019, § 41;
E.2023/43, K.2023/141, 26/07/2023, § 13).
12.Kanuni düzenlemelerin hem kişiler hem de idare
yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net,
anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî
uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesi gerekir. Belirlilik ilkesi,
hukuksal güvenlikle bağlantılı olup birey, kanundan, belirli bir kesinlik
içinde, hangi somut eylem ve olguya hangi hukuksal yaptırımın veya sonucun
bağlandığını bilmelidir. Birey ancak bu durumda kendisine düşen yükümlülükleri
öngörebilir ve davranışlarını ayarlayabilir. Zira hukuki güvenlik ile
belirlilik ilkeleri, hukuk devletinin önkoşullarındandır. Kişilerin hukuki
güvenliğini sağlamayı amaçlayan hukuki güvenlik ilkesi, hukuk normlarının
öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven
duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici
yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar (AYM, E.2015/41, K.2017/98, 04/05/2017,
§§ 153-154).
13.Yine bu noktada önemle vurgulamak gerekir ki Anayasa
Mahkemesi temel hak ve özgürlükleri sınırlandıran kuralların Anayasa’ya
uygunluğunu denetlerken Anayasa’nın 13. maddesi bağlamında aranan kanunilik
şartını oldukça katı biçimde uygulamaktadır.
14.Zira Anayasa’nın 13. maddesi gereğince temel hak ve özgürlüklere
müdahale eden ve belirlilik ve öngörülebilirliği sağlayan bir kanunun varlığı,
Anayasa Mahkemesi içtihadında da vurgulandığı üzere yürütme ve yargı
organlarının, yasamanın belirlediği ilke ve çizdiği sınırlara bağlı kalmasını
ve hukuk düzeninde Anayasa'nın öngördüğü usule uygun olarak çıkarılan
kanunların alt kademelerinde yer alan düzenlemelerle temel hak ve özgürlüklerin
kolaylıkla sınırlandırılabilmesinin önüne geçilmesini amaçlayan (bkz.: Şerafettin
Can Atalay (2) [GK], B. No: 2023/53898, 25/10/2023, § 49) fevkalade önemli
bir güvence konumundadır.
15.Bu açıdan bakıldığında kamu hizmetine girme hakkına
sınırlama getiren dava konusu kuralın belirliliği ve öngörülebilirliğinin kanun
hükümleri ile sağlanması zorunludur. Buna rağmen dava konusu ibarenin yer
aldığı fıkrada veya Kanun’un başka yerlerinde bu konuda Anayasa’nın 13. maddesi
bağlamında kanunilik şartını sağlayabilecek nitelikte bir belirliliğin ortaya
konulduğunu söylemek mümkün değildir.
16.Gizlilik dereceli birimlerin belirliliğinin kanunla
karşılanmamış olmasının en önemli sakıncası ise yürütmenin ve hatta yukarıda
zikredilen Yönetmeliğin 6. maddesinin de verdiği yetki ile farklı idarelerin
güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasına tabi olacakların kapsamını zamanla
genişletebilmesi ve böylece kanun koyucunun hedeflemediği alanlara kadar bu
uygulamayı yayabilme ihtimalidir.
17.Bu bağlamda çoğunluk kararındaki “bu belirlemenin teknik bir mesele olması ve
güncellenmesinin gerekebilmesi nedeniyle yürütmeye bırakılmasında kanunilik ilkesiyle
çelişen bir yön bulunmamakta” (§ 38)
olduğuna ilişkin gerekçe, temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasında
kanunilik güvencesini dışlayarak idarenin zamanla güvenlik soruşturmasının
kapsamını öngörülemeyecek biçimde genişletmesine imkan sağlayacaktır.
18.Zira Anayasa Mahkemesi, tam da temel hak ve
özgürlüklerin sınırlandırılmasındaki kanunilik ilkesi bağlamında hak ve
özgürlüklerin sınırlandırılması ile ilgili bir konu olduğunda belirliliğin de
mutlaka kanun hükümlerine dayalı biçimde sağlanması gerektiğini, bu konuda
idareye belirliliği sağlama yetkisinin devredilmesinin kanunilik güvencesini
işlevsiz bırakacağını ifade etmektedir (bkz.: Şerafettin Can Atalay (2),
§ 49). Mahkememiz çoğunluğu bu belirlemenin güncellenmesinin gerekebilmesi
nedeniyle yürütmeye bırakılmasında kanunilik ilkesi yönünden sorun bulmamakla
önceki içtihadıyla da açıkça çelişen biçimde temel hak ve özgürlüklerin idare
tarafından kolaylıkla sınırlandırılabilmesine kapıları aralamış olmaktadır.
19.Dolayısıyla insan haklarının korunması noktasında bir
güvence olması gereken Anayasa Mahkemesinin, temel hak ve özgürlüklerin
sınırlandırılmasındaki kanunilik ilkesi konusundaki yerleşik içtihadı ortada
iken bu biçimdeki bir yorumla kuralı Anayasa’ya uygun bulması Mahkemenin işlevi
ile de temelden çelişmektedir. Çoğunluk kararında kanunilik konusundaki hukuken
sorunlu bu yaklaşım, 7315 sayılı Güvenlik
Soruşturması ve Arşiv Araştırması Kanunu’nun aşağıda ele alacağım diğer
maddelerinde de sıklıkla kendisini göstermektedir. Bu yaklaşım nedeniyle bu
dosyada iptali gerektiği kanaatinde olduğum birçok kuralda Anayasa Mahkemesinin
temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasında kanunilik ilkesi ile ilgili
oluşturduğu standart hiçbir anlam ifade edememiş olmaktadır.
20.Öyle ki bu dosyada Mahkememiz çoğunluğunun kanunilik
konusundaki hukuken fevkalade sorunlu yaklaşımı, karşıoy yazdığım aşağıdaki
diğer kurallarda da sıklıkla görüleceği üzere bir yandan Anayasa Mahkemesinin
denetim yetkisini aşarak denetlediği kanun hükümlerinin açık olan anlam ve
kapsamını dahi değiştirebildiği bir aşamaya kadar gidebilmektedir.
21.Öte yandan yine çoğunluk kararındaki yaklaşım,
kanunilikle ilgili olarak dava konusu kuralların belirlilik ve
öngörülebilirliği sağlayıp sağlamadığı ve temel hak ve özgürlüklere sınırlama
getiren kurallarda kamu otoritelerinin
kötüye kullanımlarına karşı güvencelere ve keyfi uygulamalara karşı koruyucu
önlemlere yer
verilmesi zorunluluğunu arayan Anayasa
Mahkemesinin yerleşik içtihadından kolaylıkla sapılabildiğini göstermektedir.
(Anayasa Mahkemesinin kanunilik ilkesi bağlamındaki içtihadında kamu otoritelerinin kötüye kullanımlarına karşı
güvencelere ve keyfi uygulamalara karşı koruyucu önlemlere yer verilmesi zorunluluğunu ortaya koyan bazı kararları için bkz.:
AYM, E.2018/73, K.2019/65, 24/07/2019, §§ 169-173; E.2018/89, K.2019/84,
14/11/2019, § 29; E.2023/43, K.2023/141, 26/07/2023, § 14; Fatih Saraman [GK],
B. No: 2014/7256, 27/2/2019, § 90; Ümit Karaduman, B. No: 2020/20874, 2/2/2022,
§§ 64-72).
22. Dava konusu kuralların iptali isteminin reddi
sonucuna ulaşma sürecinde Mahkememiz çoğunluk kararında gözlemlenen bu içtihadi
çelişki, hukuki güvenlik ve öngörülebilirlik açısından sorunlu olduğu gibi
kanunların Anayasa’ya uygunluğunun yargısal denetiminde Anayasa Mahkemesinin
temel hak ve özgürlükleri güvence altına alan demokratik hukuk devletindeki varlık
nedeni ile de bağdaşmamaktadır.
23.Sonuç olarak yukarıda sıralanan gerekçelerle temel hak
ve özgürlüklerin sınırlandırılmasındaki kanunilik şartının sağlanamaması
nedeniyle kamu hizmetine girme hakkına sınırlama getiren dava konusu ibarenin
Anayasa’nın 13. ve 70. maddelerine aykırı olduğundan iptali gerekmektedir.
b.3. maddesinin (2) numaralı fıkrasında yer alan “…kamu
kurum ve kuruluşlarında çalışacak öğretmenler…” ibaresi:
24.Dava konusu ibare ile kamu kurum ve kuruluşlarında
çalışacak öğretmenlerin de güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasının
birlikte yapılacağı öngörülmektedir. Çoğunluk kararında Anayasa’nın 70.
maddesindeki kamu hizmetine girme hakkını sınırlandıran kuralın kanunilik
açısından sorun taşımadığı, meşru amacının bulunduğu ve ölçülülük ilkesine
aykırı olmadığı belirtilmiştir.
25.Kanaatimizce de kuralda kanunilik noktasında bir sorun
bulunmamaktadır. Dava konusu ibare açık biçimde kamu kurum ve kuruluşlarında
çalışacak tüm öğretmenlerin güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasına tabi tutulacağını
düzenlemektedir. Kuralın meşru amacı ile ilgili bir Anayasa’ya aykırılıktan da
bahsedilemez.
26.Bununla birlikte kuralın eğitim hizmeti bağlamında
öğretmenlik mesleğinin önemine binaen çoğunluk kararında belirtilen meşru amaç
olan eğitim öğretim hizmetlerinin belirtilen niteliklere uygun standartta
verilebilmesi noktasında “gereklilik” koşulunu sağlamada bir yönü ile sorunlu
olduğunu ifade etmek gerekir.
27.Elbette ki kanun koyucu güvenlik soruşturması ve arşiv
araştırması şeklindeki bir yükümlülüğü kamu hizmetine girecek kişiler için bir
şart olarak öngörebilir. Kanun koyucunun hangi kamu hizmetlerinin bu kapsama
alınıp hangilerinin kapsam dışında tutulacağı konusunda da geniş bir takdir
yetkisi bulunmaktadır.
28.Bununla birlikte bu konuda gerçekleştirilen Anayasa’ya
uygunluk denetiminde güvenlik soruşturması kapsamına alınan kamu hizmeti ile
ilgili olarak getirilen bu yükümlülüğün kamu hizmetine girme hakkını
sınırlandırması nedeniyle Anayasa’nın 13. maddesindeki güvencelerle çelişmemesi
önem arz etmektedir. Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması ile ilgili
çıkarılan bir kanunda Anayasa Mahkemesinin gerçekleştireceği denetimde
odaklanması gereken husus bununla sınırlı olmak durumundadır.
29.İlk ve orta öğretimdeki çocukların ve gençlerin eğitim
hizmetinden mevzuatta öngörülen standartta faydalanabilmesi noktasında kamu
kurum ve kuruluşlarında görev yapacak öğretmenlerde aranacak şartların özel
okullarda istihdam edilen öğretmenlerde de aynı şekilde bulunması gerektiği
izahtan varestedir. Zira Anayasa’nın eğitim ve öğrenim hakkının düzenlendiği
42. maddesi de dikkate alındığında kamu veya özel okul ayırımı olmaksızın ilk
ve orta dereceli okullardaki eğitimin müfredatı ve temel amacının farklı
olmadığı dikkate alınmalıdır. Bu nedenle özel okullarda çalışan öğretmenlerin
göreve alınması aşamasında güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasına tabi
tutulmazken, kamu kurum ve kuruluşlarında çalışacak öğretmenlerin, arşiv
araştırması ve güvenlik soruşturmasına tabi tutulması dava konusu kuralı
ölçülülük ilkesinin alt ilkelerinden “gereklilik” yönü ile hukuken sorunlu hale
sokmaktadır.
30.Dolayısıyla güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması
şeklindeki bir uygulamanın sunulan kamu hizmetini esas alarak bu hizmetin
sunumunda çalışacak tüm öğretmenlere uygulanması şeklindeki bir düzenleme ancak
kuralın gereklilik koşulunu sağlayabilecektir. Nitekim çoğunluk kararında
kuralın meşru amacı olarak ortaya konulan hususların (§§ 56-57) kamu veya
özel ayrımı yapılmaksızın tüm öğretmenlerin güvenlik soruşturması ve arşiv
araştırması bakımından aynı kurala tabi tutulmalarını gerekli kılmaktadır.
31.Anayasa’nın 42. maddesinde eğitim ve öğrenim hakkı ile
ilgili olarak konumuz bağlamında eğitim ve öğretimin devletin gözetimi ve
denetimi altında yapılacağı, devlet okullarında parasız olduğu ve özel ilk ve
orta dereceli okulların bağlı olduğu esasların devlet okulları ile erişilmek
istenen seviyeye uygun olarak kanunla düzenleneceği öngörülmektedir. Dolayısıyla
eğitim öğretim hizmeti bir bütün olmasına rağmen özel okullarda görev yapan
öğretmenler bakımından güvenlik soruşturması yapılması gerekli görülmezken
kamuda görev yapanların bu kapsama alınması, kanun koyucunun kamudaki
öğretmenler bakımından güvenlik soruşturması yapılmasının gerekliliğini sorunlu
hale getirmektedir.
32.Burada akla belki 7315 sayılı Kanun’la güvenlik
soruşturması ve arşiv araştırmasının sadece kamuda görev yapacak kişiler için
öngörüldüğü hususu gelebilir. Ancak Kanun’un bu yaklaşımı benimsemediğini de
belirtmek gerekir. Nitekim dava konusu ibarenin yer aldığı fıkrada statüsü veya
çalıştırma şekline bağlı olmaksızın milli güvenlik açısından stratejik önemi
haiz birim, proje, tesis, hizmetlerde istihdam edilenler hakkında da güvenlik soruşturması
ve arşiv araştırmasının birlikte yapılacağı öngörülmektedir.
33.Sonuç olarak yukarıda sıralanan gerekçelerle dava
konusu ibarenin ölçülülük ilkesi bağlamında gereklilik koşulunu sağlamadığı
için Anayasa’nın 13. ve 70. maddelerine
aykırı olduğundan iptali gerekmektedir.
c.4. maddesinin (1) numaralı fıkrasının “b” ve “c”
bentleri:
34.Kanun’un 4. maddesinde arşiv araştırması konusu
düzenlenmekte olup arşiv araştırması bağlamında (1) numaralı fıkranın “b”
bendinde “kişinin kolluk
kuvvetleri tarafından hâlen aranıp aranmadığının”, “c” bendinde ise “kişi hakkında herhangi bir tahdit
olup olmadığının” mevcut kayıtlardan tespit edilmesi öngörülmektedir.
35.Dava konusu bentlerdeki “kişinin kolluk
kuvvetleri tarafından hâlen aranıp aranmadığı” ve “kişi hakkında herhangi bir tahdit olup olmadığı”
hususlarının kişisel veri olarak kabul edilmesi nedeniyle kuralların öncelikle
Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan kişisel verilerin korunmasını
isteme hakkına sınırlama getirdiği açıktır. Dolayısıyla Anayasa’ya uygunluk
denetiminin de bu hak yönünden yapılması gerektiği şeklindeki çoğunluk kararına
katılmaktayım.
36.Bu bağlamda kurallarla öngörülen sınırlamaların
Anayasa’nın 13. maddesi kapsamında kanunla sınırlama şartını sağlayıp
sağlamadığı önem arz etmektedir.
37.Kişinin kolluk
kuvvetleri tarafından hâlen aranıp aranmadığı şeklindeki düzenlemeye
bakıldığında kuralın bu düzenleniş biçimi ile kişinin kolluk tarafından
aranmasına sebebiyet veren tüm aramaları kapsamına aldığı anlaşılmaktadır. 5271
sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nda yakalama araması, delil araması ve suç
isnadına bağlı arama gibi farklı türde aramalar söz konusu olabilmektedir. Suç
isnadına bağlı arama da farklı suçlara yönelik olarak söz konusu olabilir.
Bunun gibi başka kanunlarda da arama ile ilgili düzenlemeler söz konusu
olabilmektedir. Söz gelimi uygulamada sıklıkla karşılaşılan önleme araması ve
hükmün infazı için arama da birer farklı arama türüdür. Dolayısıyla dava konusu
kuralın bu yönü ile oldukça geniş bir kapsama sahip olduğu görülmektedir.
38.Oysa çoğunluk kararında Anayasa’nın
13. ve 20. maddeleri uyarınca gerçekleştirilen kanunilik denetiminde kuralın belirli, öngörülebilir ve erişilebilir niteliği ile
ilgili bir sorun bulunmamıştır. Bununla birlikte çoğunluğun bu yaklaşımı dava
konusu hükmün çoğunluk kararında belirtilenin aksine daha geniş bir kapsama
sahip olması nedeniyle Anayasa Mahkemesinin kanunilikle ilgili içtihadında
ortaya koyduğu standartla çelişmektedir.
39.Bu açık standarda rağmen Mahkememiz çoğunluğu “kişinin kolluk kuvvetleri tarafından hâlen aranıp
aranmadığı” biçimindeki hiçbir istisnaya
yer vermeyen genel nitelikteki dava konusu hükmü “arşiv araştırmasıyla
amaçlananın kişinin temel olarak kamu düzeni ve kamu güvenliği açısından risk
teşkil edip etmediğinin tespiti olduğu gözetildiğinde kuralla kişi hakkındaki
her türlü aramanın değil bir suç soruşturması ve kovuşturması kapsamında bir
aramanın var olup olmadığının tespitinin hedeflendiği anlaşılmaktadır.” (§
99) şeklinde kabul etmiştir.
40.Denetlenen kanun hükmü açıkça genel bir ifade
kullanmış ve madde gerekçesinde farklı bir açıklamaya yer verilmemiş iken
Anayasa Mahkemesinin kuralı arşiv araştırmasının amacını ön plana çıkararak
sadece suç isnadına bağlı arama şeklinde kabul etmesi açıkça kanun koyucunun
iradesini değiştirmek anlamı taşımaktadır. Zira kanun koyucu kuralı sadece suç
isnadı kapsamdaki bir arama olarak ihdas etmek amacı taşısaydı bunu pekala bu
şekilde düzenleyerek ifade edebilirdi.
41.Önemle vurgulamak gerekir ki Anayasa Mahkemesinin
Anayasa’ya uygunluk denetimindeki yetkisi kuralın anlamını değiştirmek değil
kuralı esas alarak denetlenen bu kuralın Anayasa’ya uygun olup olmadığını
tespit etmektir. Bu yönü ile çoğunluk kararındaki yaklaşım Anayasa Mahkemesini
adeta kural koyucu konumuna koymakta olup bunun Mahkemenin denetim yetkisinin
kapsamı ile bağdaştırılması mümkün değildir.
42.Görüldüğü üzere esasında kuralda kanunilik bağlamında
belirlilikle ilgili bir sorun bulunmamasına rağmen çoğunluk kararındaki
yaklaşım kanunilik noktasında sorunludur. Denetlenen kuralın kendisi belirli,
erişilebilir ve öngörülebilir bir nitelik taşımaktadır. Dolayısıyla bu aşamadan
sonra kuralın meşru amacı ve ölçülülük ilkesine uygunluğunun denetlenmesi
gerekmektedir.
43.Kuralın, arşiv araştırmasının getirilmesindeki temel
hedef bağlamında kamu düzeninin sağlanması şeklinde meşru bir amacı
bulunmaktadır. Bununla birlikte ölçülülük ilkesi bağlamındaki denetimde, arşiv
araştırması sürecinde hiçbir ayrım yapılmaksızın tüm kolluk aramalarının mevcut
kayıtlardan tespit edilmesinin elverişli bir araç olsa bile gereklilik ölçütü
ile bağdaştırılmasının mümkün olmadığı açıktır. Zira suç isnadı dışındaki diğer
aramaların ve hatta kategorik olarak suç isnadı altındaki tüm aramaların arşiv
araştırması sürecinde ortaya konulması kişisel verilerin korunmasını isteme
hakkı bağlamında gereksiz biçimde bazı kişisel verilerinin Değerlendirme
Komisyonunun önüne getirilmesine sebebiyet verecektir.
44.Bu başlık altında ele alınan ikinci kural olan “c” bendinde de “b”
bendindeki sorunun aynısı mevcuttur. Kanun’un 4. maddesinin (1) numaralı
fıkrasının “c” bendinde arşiv araştırması
yapılan “kişi hakkında herhangi bir tahdit olup olmadığının” mevcut
kayıtlardan tespit edilmesi öngörülmektedir.
45.Bu bentteki kuralın anlam ve kapsamına bakıldığında
kuralın düzenleniş biçimi itibariyle hiçbir istisnaya yer vermemesi ve
kategorik olarak kişi hakkındaki herhangi bir tahdit olup olmadığını
kayıtlardan tespit etmeyi öngörmesi nedeniyle esasında bu bentte de kanunilik
boyutu ile bir belirsizliğin olmadığı açıktır. Dolayısıyla arşiv araştırması
sürecinde bu hükme göre kişi hakkındaki tüm tahdit işlemlerinin tespiti
gerekmektedir.
46.Bununla birlikte Mahkememiz çoğunluk kararında kuralın
kanuniliği ile ilgili yapılan değerlendirmede bu kuralın anlamı da farklı
biçimde ortaya konulmuştur. Tahdit işlemine ilişkin olarak kuralla getirilmiş
herhangi bir sınırlama bulunmamasından hareketle tahdit işlemlerinin tamamının
kural kapsamında kaldığı açık olmakla birlikte çoğunluk kararında arşiv
araştırmasıyla kişinin milli güvenlik ve kamu düzeni açısından kamu görevini
yerine getirmesi noktasında herhangi bir tehdit yaratıp yaratmadığının tespit
edilebilmesi amaçlandığından kuralda yer verilen tahdit ifadesinin bu kapsamda
değerlendirilmesi gerektiği belirtilmiştir (§ 101).
47.Bu görüşe katılmak mümkün olmadığı ve kuralın
kanunilik noktasında belirsiz olmadığı kanaatinde olduğumdan kuralın meşru
amacı ve demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun bir sınırlama boyutuyla
yukarıda “b” bendinde yapılan
değerlendirmelerin burada da geçerli olduğunu ifade etmek gerekir. Dolayısıyla
dava konusu “c” bendi de arşiv araştırması sürecinde kişisel verilerin tümüne
gerekli olmayan bir müdahalede bulunmaktadır.
48.Sonuç olarak yukarıda sıralanan gerekçelerle Kanun’un 4. maddesinin (1) numaralı fıkrasının “b” ve “c”
bentlerinin ölçülülük ilkesine uygun sınırlama koşulunu sağlamadıkları için Anayasa’nın 13. ve 20. maddelerine aykırı olduğundan
iptali gerekmektedir.
ç.4. maddesinin (1) numaralı fıkrasının “ç” bendi ve 6.
maddesinin (2) numaralı fıkrasındaki “…bu
Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (ç) bendi kapsamındaki karar ve…” ibaresi:
49.Arşiv araştırması konusunun düzenlenmekte olduğu
Kanun’un 4. maddesinin (1) numaralı fıkrasının “ç” bendinde “kişi hakkında
kesinleşmiş mahkeme kararları ve 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza
Muhakemesi Kanununun 171 inci maddesinin beşinci ve 231 inci maddesinin
onüçüncü fıkraları kapsamında alınan kararlar ile kişi hakkında devam eden veya
sonuçlanmış olan soruşturma ya da kovuşturmalar kapsamındaki olguların” mevcut kayıtlardan tespit edilmesi öngörülmektedir.
50.Kanun’un 6. maddesinin (2) numaralı fıkrasındaki “…bu Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (ç)
bendi kapsamındaki karar ve…” şeklindeki
dava konusu ibare ile de güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapmakla
görevli birimlerin kendilerine iletilen
taleple sınırlı olarak güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması
kapsamında bakanlıklar ile kamu kurum ve kuruluşlarının arşivlerinden ve
elektronik bilgi işlem merkezlerinden aynı zamanda bu Kanun’un 4. maddesinin
birinci fıkrasının (ç) bendi kapsamındaki karar ve kayıtları almaya yetkili
oldukları hüküm altına alınmaktadır.
51.Dolayısıyla dava konusu bent ve ibarelere bakıldığında
arşiv araştırması ve güvenlik soruşturması yapılması sürecinde kişi hakkında kesinleşmiş mahkeme kararları ve 4/12/2004
tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 171. maddesinin beşinci ve
231. maddesinin on üçüncü fıkraları kapsamında alınan kararlar ile kişi
hakkında devam eden veya sonuçlanmış olan soruşturma ya da kovuşturmalar
kapsamındaki olguların dikkate alınması ön plana çıkmaktadır.
52.Dava konusu bent ve ibarenin kapsamına bakıldığında
burada düzenlenen bilgilerin Anayasa’nın 20. maddesi kapsamında kişisel
verilerle doğrudan ilgili oldukları görülmektedir. Dolayısıyla dava konusu
kurallarla bu kapsamdaki kişisel verilerin
değerlendirilmek amacıyla idari mercilerce elde edilmesi, kişisel verilerin
korunmasını isteme hakkına yönelik birer sınırlama niteliğindedir.
53.Dava konusu “ç” bendinde ilk olarak arşiv araştırması
kapsamında kişi hakkında kesinleşmiş mahkeme kararlarının mevcut kayıtlardan
tespit edilmesi öngörülmektedir. Kanun’da “kesinleşmiş mahkeme kararları” ile
ilgili başka hiçbir belirleme yapılmamıştır. Dolayısıyla kesinleşmiş mahkeme
kararlarının içerisinde mahkumiyet kararları olabileceği gibi beraat kararları,
düşme kararları, ceza verilmesine yer
olmadığına dair karar veya başka kararlar da dahil edilebilir. Öte yandan yine
kuralın düzenleniş biçimi itibariyle kişi hakkındaki sadece ceza davaları değil
hukuk davaları ve hatta idari davaların da bu kapsamda görülmesi mümkündür.
54.Kanun’da hiçbir belirleme yapmaksızın arşiv araştırması kapsamında kişi hakkında kesinleşmiş
tüm mahkeme kararlarına yer verilmesi kanunilik noktasında ciddi sorunlara
sebebiyet verebilecek, kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına Anayasa’ya
aykırı müdahalelere ve dolayısıyla farklı dönemlerde hak ihlallerine sebebiyet
veren keyfi uygulamalara yol açabilecektir.
55.Bu bağlamda her ne kadar çoğunluk kararında, “ç”
bendindeki tüm kurallardan da hareketle anılan
bentte hangi tür ve kapsamda alınan kararların hangi araştırma çerçevesinde
tespit edileceğinin herhangi bir tereddüde yer vermeyecek şekilde açık ve net
olarak düzenlendiği ve söz konusu bendin kapsamına aldığı yargısal kararların
ceza yargılaması ile ilgili olduğu açık olduğundan kişi hakkındaki adli ve
idari yargıdaki kararların arşiv araştırmasına konu edilmediğinin anlaşılmakta
olduğuna vurgu yapılarak kuralda kanunilik bağlamında bir sorun olmadığı
sonucuna ulaşılmakta ise de (§ 144) bu görüşe katılmak mümkün değildir.
56.Bir önceki başlıkta denetlenen kurallarda da
belirtildiği gibi burada da dava konusu ibaredeki açık hükme rağmen Anayasa
Mahkemesi çoğunluğunun söz konusu bendin
kapsamına aldığı yargısal kararların sadece ceza yargılaması ile ilgili olduğu
biçimindeki yaklaşımı esasında kanun koyucunun iradesini değiştirmek ve böylece
kural koyucu konuma geçmek anlamı taşımaktadır. Oysa kanun koyucu kuralı sadece
ceza yargılaması biçiminde ihdas etme düşüncesinde olsaydı kuralın lafzını bu
şekilde düzenleyebilirdi.
57.Anayasa Mahkemesinin Anayasa’ya uygunluk denetimindeki
yetkisi denetlediği kuralın açık anlamını değiştirmek değil metin olarak yazılı
kuralı esas alarak bu kuralın Anayasa’ya uygun olup olmadığını
değerlendirmektir. Bu yönü ile çoğunluk kararındaki yaklaşımın Anayasa
Mahkemesinin denetim yetkisinin kapsamı ile bağdaştırılması mümkün değildir.
58.Dava konusu “ç” bendinde ikinci olarak arşiv
araştırmasında 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 171. maddesinin beşinci
fıkrası kapsamında alınan kararların da mevcut kayıtlardan tespit edilmesi
öngörülmektedir. Bahse konu 171. maddenin beşinci fıkrasında kamu davasının ertelenmesi
düzenlenmektedir.
59.Bunun yanında aynı bentte üçüncü olarak yine arşiv
araştırmasında 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 231. maddesinin on üçüncü
fıkrası kapsamında alınan kararların da mevcut kayıtlardan tespit edilmesi
öngörülmektedir. 231. maddenin on üçüncü fıkrasında ise hükmün açıklanmasının
geri bırakılması kararı düzenlenmektedir.
60.Kamu davasının ertelenmesi ve hükmün açıklanmasının
geri bırakılması kararlarının kesinleşmiş mahkumiyet kararları anlamına
gelmediği açıktır. Bu açıklığa rağmen kamu davasının ertelenmesi ve hükmün
açıklanmasının geri bırakılması kararları esas alınarak arşiv araştırması ve
güvenlik soruşturması süreçlerinde olumsuz değerlendirme yapılmasının önünde bu
yönü ile kişiler açısından bir güvence sayılabilecek hükme yer verildiği
görülememektedir.
61.Oysa Anayasa Mahkemesinin kanunilik ilkesi ile ilgili
içtihadında da bu boyutla ilgili ifade edildiği üzere temel hak ve özgürlükleri
sınırlandıran kanunun hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya
ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel
olması yanında ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu
önlem içermesi gerekmektedir (AYM, E.2015/41, K.2017/98, 04/05/2017, § 153).
62. Bu yönü ile dava
konusu “ç” bendinin ve “…bu Kanunun 4
üncü maddesinin birinci fıkrasının (ç) bendi kapsamındaki karar ve…” ibaresinin kanunilik yönü ile Anayasa’ya aykırı olduğu
kanaatindeyim.
63.Esasında dava konusu “ç” bendinde düzenlenen hususlar
hem arşiv araştırması bağlamında kullanılacak hem de bu başlık altında
denetlenen dava konusu ibarede “ç” bendine yapılan atıf nedeniyle bu hususlar
güvenlik soruşturması sürecinde de göz önünde bulundurulacaktır.
64.Bu kapsamıyla düşünüldüğünde dava konusu ibarelerdeki
kanunilik bağlamındaki sorunun daha önemli olduğu görülecektir. Zira arşiv
araştırması ve güvenlik soruşturması sürecinde hem kişi hakkında verilen
kesinleşmiş her mahkeme kararı hem de kişi hakkında verilen kamu davasının
ertelenmesi ve hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararları değerlendirmede
dikkate alınacaktır.
65.Bir an için burada özellikle de dava konusu “ç”
bendinin en sonunda “olgular” kavramına yer verilmesinden hareketle mahkeme
kararlarının değil sadece olguların arşiv araştırması ve güvenlik
soruşturmasında dikkate alınacağı yorumu akla gelebilirse de dava konusu
kuralların düzenleniş biçimine bakıldığında bu görüşü savunmak mümkün değildir.
66.Birinci olarak dava konusu “ç” bendinin düzenleniş
biçiminde kesinleşmiş mahkeme kararlarına, kamu davasının açılmasının
ertelenmesi kararına ve hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına yer
verilmekte, sonrasında ise ayrıca kişi hakkında devam eden veya sonuçlanmış
olan soruşturma ya da kovuşturma kapsamındaki olgulara değinilmektedir.
Dolayısıyla kuraldan “olgular”ın sadece kişi hakkında devam eden veya
sonuçlanmış olan soruşturma ya da kovuşturma kapsamında esas alınabileceği
söylenebilir.
67.İkincisi ve daha da önemlisi ise dava konusu diğer
ibare olan Kanun’un 6. maddenin (2) numaralı fıkrasındaki ibare güvenlik soruşturmasında “olgular”a değil doğrudan
“karar”lara atıf yapmaktadır. Bu nedenle dava konusu kurallarda doğrudan
mahkeme kararlarına dayalı biçimde güvenlik soruşturması veya arşiv araştırması
yapılabileceği konusunda bir tereddüt bulunmamaktadır.
68.Hal böyle olunca dava
konusu kuralların aynı zamanda Anayasa’nın 38. maddesindeki ilkeler yönü ile de
incelenmesi gerekmektedir. Anayasa’nın 38. maddesinde düzenlenen ve masumiyet
karinesi olarak da anılan ilke gereği suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar
kimse suçlu sayılamayacaktır.
69.Arşiv araştırması ve güvenlik soruşturması sürecinde
dava konusu ibarelerde belirtildiği üzere kişi hakkında kesinleşmiş tüm mahkeme
kararları ile kişi hakkında verilen kamu
davasının ertelenmesi ve hükmün açıklanmasının ertelenmesi kararlarının dikkate
alınması masumiyet karinesini ihlal edebilecektir.
70.Bilindiği üzere masumiyet karinesi, hakkında suç
isnadı bulunan bir kişinin adil bir yargılama sonunda suçlu olduğuna dair kesin
hüküm tesis edilene kadar masum sayılması gerektiğini ifade etmekte ve hukuk
devleti ilkesinin de bir gereğini oluşturmaktadır Anılan karine, kişinin suç
işlediğine dair kesinleşmiş bir yargı kararı olmadan suçlu olarak kabul
edilmemesini güvence altına almaktadır. Ayrıca hiç kimse suçluluğu hükmen sabit
oluncaya kadar yargılama makamları ve kamu otoriteleri tarafından suçlu olarak
nitelendirilemez ve suçlu muamelesine tabi tutulamaz (Turgut Duman, B.
No: 2014/15365, 29/5/2019, §101).
71.Masumiyet karinesinin konumuz bağlamında sağladığı
önemli bir güvence ceza yargılaması sonucunda mahkûmiyet dışında bir hüküm
kurulduğunda devreye girer ve daha sonraki yargılamalarda ceza gerektiren suçla
ilgili olarak kişinin masumiyetinden şüphe duyulmamasını, kamu makamlarının
toplum nezdinde kişinin suçlu olduğu izlenimini uyandıracak işlem ve
uygulamalardan kaçınmasını gerektirmektedir (Galip Şahin, B. No:
2015/6075, 11/6/2018, § 40; Turgut Duman, § 104).
72.Bununla birlikte dava konusu kurallarla arşiv
araştırması ve güvenlik soruşturması değerlendirme süreçlerinde haklarında
önceden verilmiş olan ve cezai mahkumiyetle sonuçlanmayan mahkeme kararları ile
herhangi bir kamu davasının ertelenmesi veya
hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının bu kişiler aleyhine olumsuz
kanaate ulaşma noktasında etkisi olabilecektir.
73.Hukuk düzeninde herkesçe de kabul edildiği üzere kamu davasının ertelenmesi ve hükmün açıklanmasının geri
bırakılması kararları hiçbir şekilde kişinin mahkum olduğu anlamına
gelmemektedir. Bu açıklığa rağmen dava konusu kurallar nedeniyle sırf bu
biçimdeki kararların varlığı kişiler hakkında masumiyet karinesini ihlal edecek
biçimde kamusal tasarruflarda olumsuz sonuç doğurabilecek işlemlere dayanak
teşkil edebilecektir.
74.Zira Kanun’un hiçbir yerinde bu tür sakıncalı
sonuçların ortaya çıkmasını engelleyecek, arşiv araştırması ve güvenlik
soruşturması süreçlerinde idarenin masumiyet karinesini ihlal edebilecek
uygulamalarına engel olabilecek bir güvenceye yer verilmemektedir. Bu durum kamu makamlarının toplum nezdinde kişinin suçlu
olduğu izlenimini uyandıracak işlem ve uygulamalardan kaçınması şeklindeki
masumiyet karinesinin önemli bir güvencesini anlamsız kılabilecektir.
75.Yukarıda sıralanan gerekçelerle Kanun’un 4. maddesinin
(1) numaralı fıkrasının “ç” bendi ve 6. maddesinin (2) numaralı fıkrasındaki “…bu Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (ç)
bendi kapsamındaki karar ve…” ibaresinin
kanunilik ilkesine
uygun sınırlama koşulunu sağlamadıkları ve bazı yönleri ile masumiyet
karinesine aykırılık taşıdıkları için Anayasa’nın
13., 20. ve 38. maddelerine aykırı olduklarından iptali gerekmektedir.
d.5. maddesinin (1) numaralı fıkrasının “a” ve “b” bendi:
76.Güvenlik soruşturmasının kapsamının düzenlendiği 5.
maddenin (1) numaralı fıkrasının “a”
bendinde “görevin gerektirdiği
niteliklerle ilgili kolluk kuvvetleri ve istihbarat ünitelerindeki olgusal
verilerinin”, “b” bendinde ise “yabancı
devlet kurumları ve yabancılarla ilişiğinin”
mevcut kayıtlardan ve kişinin görevine yansıyacak hususların denetime elverişli
olacak yöntemlerle yerinden araştırılmak suretiyle tespit edilmesi suretiyle güvenlik soruşturması yapılması
öngörülmektedir.
77.Bu kurallarla da kişilerin özel hayatı bağlamında
Anayasa’nın 20. maddesindeki kişisel verilerinin korunmasını isteme hakkına
müdahale edilmektedir. Burada öncelikle bu hakka müdahale eden kanunun Anayasa
Mahkemesinin aradığı (AYM, E.2015/41,
K.2017/98, 04/05/2017, §§ 153-154) koşullara
uygun belirlilik, öngörülebilirlik ve erişilebilirliği sağlayan niteliklere
sahip olup olmadığına bakmak gerekir.
78.Çoğunluk kararında dava konusu kurallar kapsamındaki
kişisel verilerin hangileri olduğu, söz konusu verilerin hangi kural ve
güvencelere tabi tutulduğu hususunda bir belirsizlik bulunmadığı gerekçesiyle
her iki ibarenin de kanunilik şartını sağladığı sonucuna ulaşılmıştır (§§ 163-168).
79.Kanaatimizce dava konusu her iki ibare de belirsiz
nitelikte olup bu ibarelerdeki belirsizlik bu hakkın kullanımı aşamasında
öngörülemez sonuçlara yol açma ihtimalini bünyesinde taşımaktadır. Bu nedenle
kişisel verilerin korunmasını isteme hakkını Anayasa’ya aykırı biçimde
sınırlandırmaktadır.
80.Zira dava konusu “a” bendinde güvenlik soruşturması
kapsamında kişinin “görevin gerektirdiği niteliklerle ilgili kolluk
kuvvetleri ve istihbarat ünitelerindeki olgusal verileri” araştırılarak
tespit edilecektir. Bununla birlikte kuraldaki “görevin gerektirdiği
nitelikler”in ne olduğuna ilişkin hiçbir belirleme bu maddede veya
Kanun’da öngörülmüş değildir.
81.657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nda memurların
yaptıkları görevin gerektirdiği nitelikler elbette ki düzenlenmiştir. Ancak
7315 sayılı Kanun’da düzenlenen konu güvenlik soruşturması olup bu konu ile
ilgili bir belirleme veya daha açık bir ifadeyle güvenlik soruşturması
sürecinde görevin gerektirdiği nitelikler bağlamında nelere bakılması gerektiği
hususu ile ilgili bir belirleme bu Kanun’da yapılmış değildir. Bu nitelikler
Devlet Memurları Kanunu’nda da yer almış değildir. 7315 sayılı Güvenlik
Soruşturması ve Arşiv Araştırması Kanunu güvenlik soruşturması konusunu
düzenleyen özel bir kanun olduğuna göre bu belirlemenin Devlet Memurları
Kanunu’nda yapılmasını beklemek zaten kanun tekniği açısından da uygun
değildir.
82.Dolayısıyla böyle bir durumda uygulamada görevin
gerektirdiği niteliklerle ilgili kolluk kuvvetleri ve istihbarat ünitelerindeki
olgusal veriler güvenlik soruşturmasının yürütülmesi sürecinde her bir idari
birimin kendi inisiyatifine bırakılmış olacaktır. Bu bağlamda Kanun’da bir
belirleme yapılmadığından her bir Değerlendirme Komisyonu pekala kendi
belirlediği şartlara göre güvenlik soruşturmasını gerçekleştirebilecektir. Bu
durum farklı konjonktürlerde ve farklı siyasi iktidarlarda idarelerin
değişebilen tercihlerine göre fevkalade farklı uygulamalara ve dolayısıyla
önemli hak ihlallerine yol açabilecektir.
83.Her ne kadar 7315 sayılı Kanun’un 6. maddesinin (2)
numaralı fıkrası güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapmakla görevli
birimlerin kendilerine iletilen taleple sınırlı olarak güvenlik soruşturması ve
arşiv araştırması kapsamında bakanlıklar ile kamu kurum ve kuruluşları
arşivlerinden ve elektronik bilgi işlem merkezlerinden gerekli bilgi ve belgeler
ile bu Kanun’un 4. maddesinin birinci fıkrasının (ç) bendi kapsamındaki karar
ve kayıtları almaya yetkili olduğunu öngörmekte ise de bu düzenleme idarelerin
takdirini engelleyebilecek bir güvence olarak görülemez. Zira hangi meslekte
göreve ilişkin ne tür nitelik aranacağı belirlenmediği için farklı idareler
kolluk kuvvetleri ve istihbarat ünitelerindeki olgusal verileri tamamen kendi
yorumlamalarına göre farklı biçimde değerlendirebilecektir. Bu sorun ise
tamamen Kanun’da bu konuya ilişkin bir belirleme yapılmamasından
kaynaklanmaktadır.
84.Ek olarak, istihbarat kayıtlarında mevcut olan
bilgilerin kapsamının oldukça geniş olabileceği düşünüldüğünde, idareye tanınan
takdir yetkisinin genişliği daha açık biçimde kendisini gösterecektir.
İstihbarat birimlerindeki bilgilerin kapsamının genişliği yanında çeşitliliği
de dikkate alındığında dava konusu düzenlemedeki belirsizliğin uygulamada
farklı zamanlarda fevkalade öngörülemez biçimde bu yetkinin kullanılması
sonucunu doğurabilecek potansiyele sahip olduğunu akla getirmektedir.
85.Dava konusu “b” bendinde ise güvenlik soruşturması
kapsamında kişinin “yabancı devlet
kurumları ve yabancılarla ilişiği” araştırılarak
tespit edilecektir. “a” bendindeki Anayasa’ya uygunluk değerlendirmesi
sürecinde kanunilik bağlamında söz konusu olan sorunların burada daha bariz
biçimde kendisini göstermekte olduğu ifade edilmelidir. Zira güvenlik
soruşturması kapsamında yabancı devlet kurumları ve yabancılarla ilişiğin
araştırılıp tespit edilmesi konusunda hiçbir sınırlama veya belirleme ne 7315
sayılı Kanun’da ne de başka bir kanunda yapılmıştır. Bu nedenle “b” bendindeki
düzenleme biçimi esas alındığında kişilerin yabancı devlet kurumları ve
yabancılarla kültürel, ekonomik, ticari, akademik, turistik, ailevi veya başka bir
boyuttaki herhangi bir ilişiği kişilerin güvenlik soruşturması sürecinde
dikkate alınıp değerlendirilebilecektir.
86.Bu yönü ile kural belirlilikten uzak olduğu gibi
öngörülebilirliği de hiçbir şekilde sağlayamayan bir niteliğe sahiptir. Oysa
günümüz dünyasında pek çok kişinin yabancı devlet kurumları ve yabancılarla çok
farklı düzlemlerde ilişkisi olabilmektedir. Küreselleşen dünyada gün geçtikçe
artan bu yoğun etkileşime rağmen kuralda bu konuya ilişkin hiçbir çerçevenin
çizilmemiş olması güvenlik soruşturmasının kişiler üzerinde idarelerin
takdirine bağlı olarak “demokles’in kılıcı” biçiminde bir tehdit olarak durması
sonucunu doğuracaktır. Bu sorun ise keyfi uygulamalara sebebiyet verebilecek
şekilde düzenlenmiş olan kanun hükmünden kaynaklanmaktadır.
87.Bu bağlamda çoğunluk kararında dava konusu “b”
bendinin anlamının “Anılan fıkranın dava konusu (b) bendinde ise güvenlik
soruşturmasının konusunu oluşturan kişilerin yabancı devlet kurumları ve
yabancılarla ilişiğinin belirlenmesinde esas alınması gerekenin yabancılarla
olan her türlü temasın değil kamu görevi veya hizmeti yerine getirilirken veya
millî güvenlik açısından stratejik önemi haiz bir çalışma gerçekleştirilirken
millî güvenlik ve kamu düzeni açısından tehdit ve risk oluşturabilecek nitelikteki
bağ veya ilişkinin olduğu açıktır” (§
164) şeklinde ortaya konulması ise önceki başlıklarda da ifade ettiğimiz üzere
kanun koyucunun kurala yönelik koyduğu anlamı ve kapsamı değiştirerek adeta
yeni bir kural ihdas etmektedir. Bu biçimdeki yaklaşım anayasa yargısında
Anayasa Mahkemesinin denetim yetkisi kapsamında kabul edilemez.
88.Sonuç olarak yukarıda sıralanan gerekçelerle Kanun’un 5. maddesinin
(1) numaralı fıkrasının “a” ve “b” bentlerinin kanunilik
ilkesine uygun sınırlama koşulunu
sağlamadıkları açıktır. Buna göre kuralların Anayasa’nın
13. ve 20. maddelerine aykırı olmaları nedeniyle iptali gerekmektedir.
e.5. maddesinin (1) numaralı fıkrasının “c” bendi:
89.Güvenlik soruşturmasının kapsamının düzenlendiği 5.
maddenin (1) numaralı fıkrasının “c”
bendinde güvenlik soruşturmasının “Terör
örgütleri veya suç işlemek amacıyla kurulan örgütlerle eylem birliği, irtibat
ve iltisak içinde olup olmadığının”
mevcut kayıtlardan ve kişinin görevine yansıyacak hususların denetime elverişli
olacak yöntemlerle yerinden araştırılmak suretiyle tespit edilmesi şeklinde
yapılması öngörülmektedir.
90.Bu kuralla da kişinin özel hayatı bağlamında
Anayasa’nın 20. maddesindeki kişisel verilerinin korunmasını isteme hakkına
müdahale edilmektedir.
91.Çoğunluk kararında terör örgütü, eylem birliği,
irtibat ve iltisak kavramlarının anlam ve kapsamı ortaya konulduktan sonra dava
konusu kuralla güvenlik soruşturması
kapsamına dahil olacak durumların herhangi bir tereddüde yer vermeyecek şekilde
açık ve net olarak belirlendiği ve kuralın kanunilik şartını sağladığı sonucuna
ulaşılmıştır (bkz.: §§ 179-187).
92.Kanaatimizce dava konusu kuralın düzenleme amacı ve
bağlamı dikkate alındığında terör örgütleri veya suç işlemek amacıyla kurulan
örgütlerle eylem birliği, irtibat ve iltisak içinde olma noktasında “irtibat ve
iltisak” kavramları belirlilik ve öngörülebilirlik boyutlarıyla sorunludur.
Zira ifade etmek gerekir ki burada konuyu değerlendirirken kuralın düzenlenişi
itibariyle güvenlik soruşturmasının istihbari bilgilere dayalı biçimde
yapılacağını göz önünde tutmak gerekmektedir.
93.Bilindiği üzere 7315 sayılı Kanun’un 6. maddesinin (1)
numaralı fıkrasında güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasının Milli
İstihbarat Teşkilatı Başkanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü ve mahalli mülki idare
amirlikleri tarafından yapılacağı belirtilmektedir. Aynı Kanun’un 5. maddesinin
(1) numaralı fıkrasının “a” bendinde görevin gerektirdiği niteliklerle ilgili
kolluk kuvvetleri ve istihbarat ünitelerindeki olgusal verilerin de güvenlik
soruşturmasında kullanılacağı açıkça öngörülmektedir.
94.Dolayısıyla güvenlik soruşturması sürecinde gerek bu
soruşturmayı yapacak mahalli mülki idari amir yanında Milli İstihbarat
Teşkilatı Başkanlığı ve Emniyet Genel Müdürlüğünün yer alması ve gerekse
güvenlik soruşturması sürecinde istihbarat ünitelerindeki olgusal verilerin
değerlendirmede dikkate alınması önemli hak ihlallerinin ortaya çıkmasına
sebebiyet verebilecektir. Bu biçimdeki sorunlar esasında bir yönü ile dava
konusu kuralın düzenleniş biçiminden kaynaklanmaktadır.
95.Çoğunluk kararında, Anayasa Mahkemesinin bir kararına
da atıfla irtibat ve iltisak biçimindeki kavramların içinde bulunulan döneme
göre farklı yorumlanabilmesinin de mümkün olduğu, olağan dönemde anılan bağın
varlığına yönelik olarak yapılacak değerlendirmenin somut olgulara dayalı bir
temele sahip bulunması esasının benimsenmesinin kanunların Anayasa’ya uygun
olarak yorumlanması gereğinin doğal bir sonucu olduğu ve terör örgütleriyle irtibatlı veya
iltisaklı olma durumunun farklı şekillerde ortaya çıkabileceğinden bunların
kanun koyucu tarafından önceden belirlenmesi ve kanunda tek tek sayılması
zorunluluğundan da söz edilemeyeceğinden hareketle kanunilik noktasında kuralda
bir sorun olmadığı ifade edilmiştir (bahse konu
karar için bkz.: AYM, E.2018/89, K.2019/84, 14/11/2019, §§
31-33).
96.Çoğunluğun atıf yaptığı kararda, 1512
sayılı Kanun’un 7. maddesinin ikinci fıkrasında “terör örgütüyle iltisaklı
veya irtibatlı bulunanların” noterliğe kabul edilemeyeceklerini hükme
bağlayan kuralın denetiminde, bu kuralın uygulanmasından doğacak
uyuşmazlıkların yargıya taşınabilmesinin mümkün olduğu, bu kapsamda kuralın
yargı yoluna başvurma güvencesi bakımından herhangi bir sınırlama getirmemesi
nedeniyle noterliğe kabul edilmeyen bireylerin kuralın öngördüğü koşulun
gerçekleşmediği ya da bir başka deyişle herhangi bir terör örgütüyle iltisaklı
veya irtibatlı bulunmadıkları iddiasıyla yargı yoluna başvurmalarında ve yargı
yerlerince haklı bulunmaları hâlinde noterliğe girmelerinde bir engel
bulunmadığı belirtilmiştir. Dolayısıyla kuralın amacı dışında keyfi olarak
kullanılmasını önleyecek yasal güvenceye yer verildiğinden kuralla ulaşılmak
istenen amaca ilişkin kamu yararı ile bireyin kamu hizmetine girme hakkı
arasında bulunması gereken makul dengenin gözetildiğine değinilerek kuralın
orantısız bir müdahaleye de neden olmadığı sonucuna ulaşılmıştır (bkz.: AYM,
E.2018/89, K.2019/84, 14/11/2019, § 37).
97.Mahkememiz çoğunluk kararında
referans olarak gösterilen karardaki tespitler hukuken isabetli olmakla
birlikte kanaatimizce 7315 sayılı Kanun bağlamında burada denetlenmekte olan
irtibat ve iltisakla ilgili kanuni düzenleme atıf yapılan Anayasa Mahkemesi
kararında denetlenmiş ve iptal istemi reddedilmiş noterlikle ilgili kuraldan daha
farklıdır. Buradaki dava konusu kural yine irtibat ve iltisak konusunu
düzenleyen ancak Anayasa Mahkemesinin denetleyip iptal ettiği başka bir kurala
benzemektedir. Kanaatimizce o kurala ilişkin yapılan değerlendirme dava konusu
kural açısından emsal niteliği taşımaktadır.
98.Anayasa Mahkemesinin oybirliği ile
iptal ettiği bahse konu kuralda terör örgütlerine iltisakı yahut bunlarla
irtibatı olduğu Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından bildirilen gerçek ve tüzel
kişiler ile bu kapsamda olduğu Millî İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı
tarafından bildirilen yurt dışı bağlantılı gerçek ve tüzel kişilerin doğrudan
veya dolaylı veya alt yüklenici olarak, kendileri veya başkaları adına hiçbir
şekilde kamu ihalelerine katılamayacakları öngörülmekteydi. (Bkz.: 1/2/2018 tarihli
ve 7071 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında
Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun’un 29.
maddesiyle 4/1/2002 tarihli ve 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu’nun 11. maddesinin
birinci fıkrasına eklenen (g) bendi).
99.Anayasa Mahkemesi bu kararında
kuralın terör örgütleriyle iltisaklı yahut irtibatlı olma bakımından Emniyet
Genel Müdürlüğü ve Millî İstihbarat Teşkilatı tarafından yapılan bildirimi esas
almakta olduğuna dikkat çekerek bu yönde bir bildirim yapılması hâlinde belli
bir süreyle de sınırlı olmayan biçimde kişilerin otomatik olarak kamu
ihalelerine katılamaması veya ihale dışı bırakılması durumunun ortaya çıktığını
belirtmiştir. Mahkeme ayrıca kuralın bu konuda yapılacak yargısal denetimin
etkinliğini sınırlayabilecek şekilde düzenlendiğini ve yargısal süreçte ihaleye
katılacak gerçek ve tüzel kişilerin terör örgütleriyle iltisakı yahut irtibatı
olduğu konusunda ilgili kolluk biriminin bildiriminin bulunup bulunmadığıyla
sınırlı bir denetim yetkisi verildiğinin anlaşıldığını belirterek (AYM,
E.2018/90, K.2019/85, 14/11/2019, § 46) kuralda keyfilikleri önleyecek yasal
güvence eksikliğinin doğuracağı soruna şu şekilde vurgu yapmıştır:
“Emniyet Genel Müdürlüğü ve Millî
İstihbarat Teşkilatı tarafından yapılan bildirimin kural olarak ceza
soruşturmasına esas alınabilecek nitelikte bilgi ve belgelere dayanma
zorunluluğu bulunmamaktadır. Diğer bir ifadeyle bu kapsamdaki değerlendirmeye
esas alınan olay ve olguların istihbarî nitelikte olması kuvvetle muhtemeldir.
Bu nedenle kamu ihalelerini gerçekleştiren idarelerce tesis edilecek işlemlerle
ilgili yargısal denetim daha da önemli hâle gelmektedir. Ceza soruşturmasına
esas alınabilecek nitelikte bilgi ve belgelere dayanma zorunluluğu olmayan
güvenlik kurumlarınca yapılacak değerlendirmenin otomatik sonuç doğurması ile
idarelere ve idari işlemi denetleyecek mahkemelere gerçek ve tüzel kişilerin
terör örgütleriyle iltisakı yahut irtibatı bulunup bulunmadığı hususunda
değerlendirme yapma yetkisinin verilmemesi, söz konusu bildirimlerin
doğruluğunu denetleme ve gerçek duruma göre idari işlem tesis etme imkânını
önemli ölçüde sınırlamaktadır. Kanun’da anılan yetkinin kuralın getiriliş
amacına uygun olarak kullanılmasını sağlayacak ve bu konudaki olası
keyfilikleri önleyecek yasal güvencelere de yer verilmediği görülmektedir.” (AYM, E.2018/90, K.2019/85, 14/11/2019,
§ 47).
100.Güvenlik soruşturması bağlamında
denetlenmekte olan dava konusu kural da kanaatimizce Mahkememizin 2018/90 Esas
sayılı kararındaki duruma çok fazla benzemektedir. Zira her iki kuralda da
terör örgütleri ile irtibat ve iltisak içinde olma durumu belirlenirken Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanlığı ve Emniyet Genel
Müdürlüğünün konuya ilişkin istihbari nitelikteki bilgileri esas alınarak bir
değerlendirme yapılmakta olup bu biçimdeki istihbari bilgilere dayalı tesis
edilen işlemlerin yargısal denetimi süreçlerinde keyfi kullanımları engelleyici
yargısal güvencelere yer verilmemiş olması önemli bir eksikliktir.
101.Esasında bu bağlamda Anayasa Mahkemesinin bireysel
başvuru incelemelerinde konumuz bağlamında ortaya koyduğu standart da kuralın
Anayasa’ya uygunluğunun denetiminde önem arz etmektedir. Anayasa Mahkemesine
göre kişinin devlete sadakat göstermeyeceğine yönelik kuşku kişisel
değerlendirme ve kanaatlere değil somut ve maddi tespitlere dayanmalıdır. Bu
çerçevede güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması sonucu elde edilen
verilerin somut olmaması hâlinde bunlara dayanılarak güvenlik soruşturmasının
olumsuz olarak nitelenmesi keyfîliğe yol açabilir ve kuralın uygulanmasını
öngörülebilir olmaktan çıkarabilir. Bu nedenle kişi hakkında yapılan tespitler
gözetildiğinde atamasının yapılmayacağının başvurucu açısından öngörülebilir
olup olmadığı ve kamu makamlarının yorumlarının keyfîlik taşıyıp taşımadığı
değerlendirilmelidir (Sebiha Kaya, B. No: 2018/34124, 20/5/2021, §
53).
102.Nitekim Anayasa Mahkemesi memuriyete giriş sınavından
başarılı sayılması akabinde güvenlik soruşturmasının olumsuz sonuçlanması
nedeniyle memuriyete alım işlemi sonlandırılan kişilerin bu işleme karşı idari
yargıda açmış olduğu davalarda idari yargı mercilerince istihbari bilgilerin
idari işlemi neden ve nasıl haklılaştırdığı hususunun hiçbir şekilde
değerlendirilmeden ve davacıya bu bilgilerin içeriği ile ilgili hiçbir bilgi
verilmeden iptal isteminin reddi ile sonuçlandırılmasını adil yargılanma hakkı
bağlamında gerekçeli karar hakkının ihlali olarak kabul etmektedir.
103.Bu konu ile ilgili olarak Anayasa Mahkemesi benzer
birçok başvuruda istikrarlı biçimde başvurucuların adil yargılanma hakkının
ihlal edildiği sonucuna ulaşmıştır. (Bu konuda verilen birçok ihlal kararı
içerisinden örnek olarak bazıları için bkz.: Osman Kılıç, B. No:
2019/26816, 28/2/2024; Keziban Karabulutlu, B. No: 2019/42860, 9/2/2023;
Medet Küsek, B. No: 2019/24573, 31/1/2023; Erdem Dinler, B. No:
2019/35692, 8/2/2023; Ömer İşsever, B. No: 2019/37867, 8/2/2023; Mustafa
Kıskaç, B. No: 2019/26668, 9/1/2024; İrfan Kaçmaz, B. No: 2018/3863,
1/2/2023; Gıyaseddin Özmen, B. No: 2019/41786, 30/3/2023; Mehmet Emin
Adıgüzel, B. No: 2019/38833, 12/1/2023; Engin Uğur ve diğerleri, B.
No: 2019/86, 11/5/2023; Zeynep Durmuş, B. No: 2019/39733, 15/3/2023; Abdulalim
Bitkin, B. No: 2020/2017, 19/1/2023; Gülbahar Sırça, B. No:
2019/24988, 11/5/2023).
104.Anayasa Mahkemesinin bu kararlarında kişisel
verilerinin korunmasını isteme hakkı açısından güvenlik soruşturması aşamasında
istihbari verilerin kullanımı ve bunların kişi hakkında tesis edilen işlemin
dava konusu yapıldığı süreçte adil yargılanma hakkı ile ilgili doğurduğu
sorunlara ilişkin yaptığı şu tespitler konumuz bağlamında denetlenen kuralın Anayasa’ya
aykırılığını daha net biçimde anlamamıza yardımcı olabilecek niteliktedirler:
“Bu nedenle, güvenlik soruşturmasının olumsuz olmasına
bağlı olarak atanmamaya dair tesis edilen işleme karşı açılan bir davada,
davacının hangi sebeple güvenlik soruşturmasının olumsuz olarak sonuçlandığının
ve güvenlik soruşturması neticesinde elde edilen verinin kişinin yapacağı
görevi neden olumsuz olarak etkilediğinin açıkça ortaya konulması önemlidir. Bu
kapsamda derece mahkemelerinden beklenen, güvenlik soruşturması sonucunda elde
edilen bilgilerin neler olduğunu kararında belirtmesi ve söz konusu bilgiyi,
davacının yerleştirildiği kurumu ve alacağı görevi gözönünde bulundurarak
değerlendirmesidir. Burada önemli olan husus güvenlik soruşturmasının olumsuz
sonuçlanmasını doğuran tespitlerin davacının şahsından kaynaklanması ya da
davacının şahsıyla güncel ve kişisel bir bağlantıyı ortaya koyabilecek
nitelikte olmasıdır. Yine bu noktada derece mahkemelerince söz konusu
bağlantının nasıl kurulduğunun detaylı bir şekilde gerekçelendirilmesi,
keyfîliğin önüne geçebilmek adına önem arz etmektedir.
…
Mahkeme kararından başvurucunun güvenlik soruşturmasının
neden olumsuz olarak kabul edildiği anlaşılamamaktadır. Kararın dayanağı olan
istihbari nitelikteki bilginin içeriğinde yer alan tespit aktarılmamış, bu
nedenle de güvenlik soruşturmasının olumsuz sonuçlanmasının davacının şahsına
bağlı hangi nedenden kaynaklandığı kararda yer almamıştır. Bunun yanı sıra
kararda güvenlik soruşturması sonucunda elde edilen bilginin başvurucunun
yapacağı göreve hangi nedenle olumsuz bir etki yaptığı da ortaya konulmamıştır.
Öte yandan başvurucu hakkında yapılan tespitlerin neden başvurucu ile
paylaşılmadığı kararda belirtilmediği gibi paylaşılmama nedeniyle savunma
hakkında meydana gelen kısıtlamayı telafi edecek herhangi bir yolun denendiğine
ilişkin açıklama da yapılmamıştır” Medet
Küsek, B. No: 2019/24573, 31/1/2023, §§ 39, 41).
105.Dolayısıyla dava konusu kuraldaki düzenleniş
biçiminde Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanlığı ve Emniyet Genel Müdürlüğünün
istihbari bilgilerinin güvenlik soruşturmasında esas alınarak kişinin terör
örgütleri ile irtibat ve iltisak içinde olma durumunun tespit edilmesi ve
bunların kötüye kullanımına ilişkin yargısal güvencelere yer verilmemesi kişi
açısından oldukça güvencesiz sonuçlar doğurma potansiyelini bünyesinde
barındırmaktadır. Bu durum kişisel verileri koruma hakkına orantısız bir
sınırlama getirmektedir.
106.Nitekim Anayasa Mahkemesi yine bireysel başvurularda
güvenlik soruşturmasının olumsuz sonuçlanması sürecine ilişkin başvurucuların
açtıkları davalarda haklarında tesis edilen işlemde esas alınan istihbari
bilgilerin kendilerine gösterilmeyip çelişmeli yargılanma hakkının
güvencelerinden faydalanma imkanı sağlanmadan hükme esas alınmasını silahların
eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin ihlali olarak görmektedir.
107.Bu bağlamda Anayasa Mahkemesi güvenlik
soruşturmasının olumsuz sonuçlanmasından bahisle vergi müfettişliğine atanmama
işlemine karşı açılan davada sadece idarece sunulan bilgi ve belgeler uyarınca
karar verilmesini ve hükme esas alınan bilgi ve belgelerin tebliğ edilmemesini
somut yargılama sürecinde başvurucunun hükme esas alınan belgeleri inceleyip bu
belgelere yönelik yorumda ve itirazda bulunabilmesi için pratik ve etkin
imkânlardan yoksun kalması nedeniyle silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama
ilkeleriyle bağdaşmaz bularak adil yargılanma hakkının ihlali olarak
değerlendirmiştir (Rıdvan Batur, B. No: 2018/17680, 3/12/2020).
108.Benzer şekilde sözleşmeli subaylık ve muvazzaf
astsubay temini sınavlarında başarılı olmasına rağmen güvenlik soruşturmasının
olumsuz olduğu gerekçesiyle alım işlemleri sonlandırılan başvurucu hakkında
elde edilen bilgilerin idare tarafından dava dosyasına sunulduğu ve mahkemenin
de gizli ibareli olarak sunulan belgeleri esas almak suretiyle davanın reddine
karar verdiği bir diğer başvuruda da ihlal kararı verilmiştir. Bu kararda
Anayasa Mahkemesi, bahse konu bilgilerin başvurucu tarafından incelenmesi
imkânı sağlanmadan (ve yargılama sürecinde mahkemenin, gizli ibareli bilgi ve
belgelerin başka şahıs ve makamların özel bilgileri ile şeref, haysiyet ve
güvenliğinin korunması veya idarenin soruşturma metotlarının gizli tutulması ya
da benzeri haklı görülebilecek hususlar nedeniyle başvurucuya verilmediğini
gösterecek hiçbir argüman ortaya konulmadan) başvurucuya hükme esas alınan
gizli ibareli belgelere karşı savunma yapma imkânı verilmemesini silahların
eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin ihlali olarak görmüştür (Bünyamin
Uçar, B. No: 2017/32004, 3/6/2020). (Güvenlik soruşturmalarına ilişkin
hiçbir bilgi ve belge başvuruya konu yargılamalar sırasında başvurucularla
paylaşılmadan ve derece mahkemelerinin gerekçelerinde de güvenlik
soruşturmalarının neden olumsuz olduğuna dair hiçbir bilgiye yer verilmeden
sonuçlanan davalar üzerine yapılan bireysel başvurularda benzer yönde verilen
bazı ihlal kararları için bkz.: Salih Düzgün ve diğerleri, B. No:
2018/32202, 7/10/2021; Tülay Yılmaz ve diğerleri, B. No: 2018/34721,
12/1/2022; Murat Değer ve diğerleri, B. No: 2019/3077, 29/3/2023; K.Ş.,
B. No: 2019/4752, 23/11/2021; Mehmet Kaya, B. No: 2019/36493, 18/1/2022).
109.Görüldüğü üzere buradaki sorun güvenlik soruşturması
ve arşiv araştırması gibi istihbari bilgilerin doğrudan esas alındığı
süreçlerde karşımıza çıkmaktadır. Konumuz bağlamında istihbari bilgilere dayalı
biçimde kişiler aleyhine sonuç doğuran idari bir işlemin tesisi ihtimali her
zaman mevcuttur.
110.Dolayısıyla 7315 sayılı Kanun’un iptali gerektiği
kanaatinde olduğum diğer kurallarındaki Anayasa’ya aykırılık gerekçeleri de
dikkate alındığında irtibat ve iltisak içinde olma durumunun Milli İstihbarat
Teşkilatı Başkanlığı ve Emniyet Genel Müdürlüğünün etkin rol oynadığı bir
değerlendirme sürecinde tespit edilmesi belirsizliği ve sübjektifliği daha da
artırmaktadır.
111.Bundan dolayıdır ki bu süreçte etkin bir yargısal
denetimin varlığı daha zorunlu bir hal almaktadır. Bununla birlikte kişinin
irtibat ve iltisak içinde olma durumunun etkin bir yargısal denetime tabi tutulması,
yukarıda Anayasa Mahkemesinin bu konularla ilgili yapılan bireysel başvuru
incelemeleri sonucunda vermiş olduğu ihlal kararlarında da görüldüğü üzere her
zaman mümkün olmayabilir. Kanun’da bu konuda etkin yargısal denetimi sağlayacak
nitelikte güvencelere yer verilmemesi yukarıda zikredilen Anayasa Mahkemesi
kararlarında görüldüğü şekilde uygulamada önemli hak ihlallerine sebebiyet
verecektir.
112.Yukarıda sıralanan gerekçelerle Kanun’un 5. maddesinin
(1) numaralı fıkrasının “c” bendinin yeterli güvenceler öngörmemesi nedeniyle kanunilik ilkesine
uygun sınırlama koşulunu sağlamadığı için Anayasa’nın
13. ve 20. maddelerine aykırılık gerekçesiyle iptali gerekmektedir.
f. 7. maddesinin (1) numaralı fıkrasının üçüncü cümlesi:
113.Dava konusu cümlenin de içinde yer aldığı Kanun’un 7.
maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilk cümlesinde yaptırılan güvenlik
soruşturması ve arşiv araştırması sonucunda elde edilen verilerin
değerlendirilmesi amacıyla bir değerlendirme komisyonu kurulacağı öngörülmekte olup,
ikinci cümlede bu komisyonun oluşumu düzenlenmektedir. Dava konusu üçüncü
cümlede ise milli güvenlik açısından stratejik önemi haiz birim, proje, tesis
ve hizmetlerde istihdam edilecekler hakkındaki değerlendirmenin ilgili bakanlık
ya da kamu kurumları bünyesindeki Değerlendirme Komisyonunca yapılacağı hüküm
altına alınmaktadır.
114.Maddenin sonraki iki fıkrasında ise memuriyet veya kamu görevlerine uygunluğun
değerlendirilmesini sağlayacak yorum içermeyen olgusal verilerin güvenlik
soruşturması ve arşiv araştırması yapmakla görevli birimlerce ilgili kurum ve
kuruluş bünyesinde kurulan Değerlendirme Komisyonuna iletileceği ve Değerlendirme
Komisyonunun kendisine iletilen verilere ilişkin nesnel ve gerekçeli
değerlendirmelerini yazılı olarak atamaya yetkili amire sunacağı ve mahkemeler
tarafından istenildiğinde bu bilgilerin sunulacağı hususlarına yer verilmiştir.
115.Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması konusunda
Değerlendirme Komisyonu ile ilgili yukarıda sıralanan bilgiler dışında maddede
başka hiçbir husus düzenlenmiş değildir. Oysa güvenlik soruşturması ve arşiv
araştırmasının nasıl yapılacağı, değerlendirmenin ne şekilde
gerçekleştirileceği, hangi şartların varlığı halinde olumsuz kanaate
ulaşılacağı hususları bu konunun en önemli boyutudur.
116.Kanunilik ilkesi bağlamında Anayasa’ya aykırılığın
söz konusu olmaması için bu Kanun’da güvenlik soruşturması ve arşiv
araştırmasının farklı boyutlarıyla ilgili hususların detaylı biçimde düzenlenmesi
gerekir. Zira güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması ile ilgili olarak
kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına yönelik en yoğun hak ihlali
iddiaları bu değerlendirme sürecinde ortaya çıkmaktadır.
117.Dava konusu kuralın Anayasa’nın 20. maddesindeki
kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına ve Anayasa’nın 48. maddesindeki
çalışma ve sözleşme özgürlüğüne müdahale ettiği açık olduğuna göre burada ilk
olarak bu haklara sınırlama getiren kuralın Anayasa’nın 13. maddesindeki
kanunilik koşulunu sağlayıp sağlamadığını değerlendirmek gerekmektedir.
118.Çoğunluk kararında kuralın belirsiz olmadığı ve
Anayasa’ya aykırılık iddialarının reddi sonucuna ulaşılırken millî güvenlik açısından stratejik önemi haiz birim,
proje, tesis ve hizmetlerde görev yapacak kişiler hakkında arşiv araştırması ve
güvenlik soruşturması kapsamında elde edilen verilerin hizmetin üretildiği
alanla ilgili bir kamu otoritesinin bünyesinde oluşturulan birim tarafından
değerlendirilmesinin söz konusu hizmetin sunumu, planlanması, güvenliği veya
düzeni bakımından Anayasa’nın 5. maddesi kapsamında devlete yüklenen ödevler
kapsamında yerine getirilmesi gereken bir yükümlülük olduğuna vurgu yapılmış ve
kuralın kamu yararı amacı taşıdığı sonucuna ulaşılmıştır (§§ 199-200).
119.Ancak Mahkememiz çoğunluğu dava konusu düzenlemeyi
sadece Anayasa’nın 2. maddesi yönünden denetlemiş olup kuralın Anayasa’nın 7.,
13., 48. ve 49. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda
belirtilen hususların Anayasa’nın 2. maddesi yönünden yapılan değerlendirmeler
kapsamında ele alınmış olması nedeniyle Anayasa’nın 7., 13., 48. ve 49.
maddeleri yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmediği kanaatine
ulaşmıştır.
120.Öncelikle çoğunluk kararındaki denetimin bu yönü ile
eksik olduğunu ifade etmek gerekir. Zira dava konusu kuralda belirtilen
yerlerde istihdam edileceklerde değerlendirme komisyonunca arşiv araştırması ve
güvenlik soruşturmasının yapımı sürecinde değerlendirme komisyonunun çalışma
usul ve esasları ile ilgili hiçbir kural bulunmadığı gibi çoğunluk kararında bu
hususlar hiçbir şekilde Anayasa’ya uygunluk değerlendirmesinde dikkate alınmış
değildir.
121.Dolayısıyla değerlendirme komisyonunun yapacağı
değerlendirme hem kişilerin Anayasa’nın 20. maddesindeki kişisel verilerinin
korunmasını isteme hakkına hem de Anayasa’nın 48. maddesindeki çalışma ve
sözleşme özgürlüğüne müdahale teşkil etmektedir. Anayasa Mahkemesinin inceleme
yöntemi boyutu ile düşünüldüğünde kuralın Anayasa’ya uygunluk denetimi
sürecinde bunların hiçbir şekilde değerlendirilmemiş olması fevkalade önemli
bir sorundur.
122.Zira, ifade etmek gerekir ki Anayasa’nın 2.
maddesinden hareketle yapılan belirlilik denetimi ile Anayasa’nın 13. maddesi
bağlamındaki belirlilik denetimi arasında önemli farklılıklar bulunmaktadır.
Esasında kuralın belirliliğiyle ilgili olarak Mahkememiz çoğunluğunca
Anayasa’nın 13. maddesi bağlamında bir denetim yapılmamış olmasından denetlenen
kuralla kişilerin Anayasa’nın 20. ve 48. maddelerinde güvence altına alınan
haklarına müdahalede bulunulmadığının kabul edildiği anlamı çıkmaktadır.
123.Oysa dava konusu kural bahse konu haklara yönelik
sınırlamada bulunmaktadır. Bu durum Mahkememiz çoğunluğunun dava konusu kuralı
eksik bir Anayasa’ya uygunluk denetimine tabi tuttuğunu ortaya çıkarmaktadır.
124.Nitekim Anayasa Mahkemesi daha önce iptal ettiği
güvenlik soruşturması ile ilgili düzenlemeyi Anayasa’nın 13. ve 20. maddeleri yönünden (hatta temel haklarla
ilgili maddeler yanında Anayasa’nın 128. maddesini de dahil ederek)
incelemiştir. Esasında ilk dosyada denetlenip iptal edilen kural “Güvenlik
soruşturması ve/veya arşiv araştırması yapılmış olmak” şeklinde iken burada
denetlenen kural milli güvenlik açısından
stratejik önemi haiz birim, proje, tesis ve hizmetlerde istihdam edilecekler
hakkında güvenlik soruşturması ve arşiv
araştırması bağlamındaki değerlendirmenin
ilgili bakanlık ya da kamu kurumları bünyesindeki Değerlendirme Komisyonunca
yapılacağını öngörmektedir.
125.Dolayısıyla her iki kuralın da aynı şekilde bazı
temel hak ve özgürlüklere müdahale teşkil ettiği açıktır. Buna rağmen bu
dosyada Mahkememiz çoğunluğunun yöntemsel olarak önceki karardan farklı biçimde
sadece Anayasa’nın 2. maddesi bağlamında denetim yapması dava konusu kural
karşısında temel hak ve özgürlükleri daha güvencesiz halde bırakma sonucunu
doğurmaktadır.
126.Öte yandan çoğunluk kararındaki bu gerekçe, güvenlik
soruşturması sürecindeki değerlendirmenin nasıl yapılacağı konusunda Kanun’un
hiçbir belirleme içermediği açık olduğu halde idareye tanınan geniş takdir
yetkisinde hiçbir sorun görmemektedir. Bu yönü ile çoğunluk kararındaki
yaklaşım temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasında önemli bir güvence
olan “kanunla sınırlama” ile bağlantılı biçimde kanunun temel haklara yönelik
sınırlamalarda konunun değişik boyutlarını da mutlaka belirleyecek nitelikte
olması zorunluluğunu tamamen göz ardı etmektedir.
127.Nitekim Anayasa Mahkemesi, güvenlik soruşturması ile
ilgili ilk düzenlemeyi 2019 yılında tam olarak belirttiğimiz bu sorunu da ön
plana çıkararak konunun değişik boyutları ile ilgili belirlemelerin Kanun’da yapılmamış
olmasına dayalı biçimde Anayasa’nın 13. ve 20. maddelerine aykırı bularak şu
gerekçelerle iptal etmişti:
“Anayasa'nın 129. maddesinin birinci fıkrasında memurlar
ve kamu görevlilerinin Anayasa ve kanunlara sadık kalarak faaliyette bulunma
yükümlülükleri düzenlenmiştir. Belirtilen hususlar gözetilerek kamu görevlerine
atanacak kişiler bakımından birtakım şartlar getirilmesi doğaldır. Bu şekilde
aranan nitelikler kamu hizmetinin etkin ve sağlıklı bir biçimde yürütülmesi
amacına yöneliktir. Dolayısıyla kamu görevine atanmadan önce kişilerin güvenlik
soruşturması ve arşiv araştırmasının yapılmasını öngören kural kanun koyucunun
takdir yetkisindedir. Ancak bu alanda düzenleme getiren kuralların kamu
makamlarına hangi koşullarda ve hangi sınırlar içinde tedbirler uygulama ve
özel hayatın gizliliğine yönelik müdahalelerde bulunma yetkisi verildiğini
yeterince açık olarak göstermesi ve olası kötüye kullanmalara karşı yeterli
güvenceleri sağlaması gerekir.
Kuralda güvenlik soruşturması ve/veya arşiv araştırması
yapılması memurluğa alımlarda genel şartlar arasında sayılmasına karşın
güvenlik soruşturmasına ve arşiv araştırmasına konu edilecek bilgi ve
belgelerin neler olduğuna, bu bilgilerin ne şekilde kullanılacağına, hangi
mercilerin soruşturma ve araştırmayı yapacağına ilişkin herhangi bir düzenleme
yapılmamıştır. Diğer bir ifadeyle güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasının
yapılmasına ve elde edilecek verilen kullanılmasına ilişkin temel ilkeler
belirlenmeksizin kuralla sadece güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması
yapılması devlet memurluğuna alımlarda aranacak şartlar arasında sayılmıştır.
Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması sonucunda
devlet memurluğuna atanmada esas alınacak kişisel veri niteliğindeki bilgilerin
alınmasına, kullanılmasına ve işlenmesine yönelik güvenceler ve temel ilkeler
kanunla belirlenmeksizin bunların alınmasına ve kullanılmasına izin verilmesi
Anayasa’nın 13., 20. ve 128. maddeleriyle bağdaşmamaktadır.” (AYM, E.2018/73, K.2019/65, 24/07/2019, §§ 170-172).
128. Görüldüğü üzere Anayasa Mahkemesi güvenlik
soruşturması ve arşiv araştırması yapılmasını devlet memurluğuna alımlarda
genel şartlar arasında sayan kuralı iptal ederken temel aykırılık
gerekçelerinden birisi olarak elde edilecek verilerin kullanılmasına ilişkin ilkelerin
kanunda belirlenmemiş olmasına işaret etmiştir.
129.Konunun farklı boyutları ile ilgili daha detaylı
düzenlemelere yer verilmiş olmasına rağmen -ki o düzenlemelerin dava konusu
yapılanlarının çoğunda bu karşıoyda belirttiğim birtakım Anayasa’ya aykırılıklar
bulunduğu kanaatindeyim- 7315 sayılı Kanun’da güvenlik soruşturması ve arşiv
araştırması sürecinde elde edilen verilerin ne şekilde kullanılacağı ve
değerlendirileceği, değerlendirme kurulunun süreçte kişi ile ilgili olumlu veya
olumsuz kanaate hangi şartların varlığı halinde ulaşacağı gibi hususlarda
hiçbir kriter yer almamaktadır. Maddede sadece Değerlendirme Komisyonunun
oluşumu net bir biçimde düzenlenmiştir.
130.Verilen iptal kararı sonrasında çıkarılan 7315 sayılı
Kanun’da Değerlendirme Komisyonunun süreçte kişi ile ilgili olumlu veya olumsuz
kanaate hangi şartların varlığı halinde ulaşabileceğinin belirlenmemiş olması
sınırlandırılan hak ve özgürlükler açısından uygulamada önemli hak ihlallerine
yol açabilecektir. Zira komisyonunun nasıl değerlendirme yapacağına ilişkin
Kanun’da bir belirleme yer almaması hem farklı iktidarların ve idarelerin
farklı yaklaşımlarla hareket etmesine hem de farklı konjonktürlerde farklı
endişelerin ön plana çıkarılarak oldukça güvencesiz bir yaklaşımla kişiler hakkında
olumsuz sonuçlara ulaşılmasına sebebiyet verebilecektir. Bu biçimdeki sakınca
ise dava konusu kuralda veya Kanun’un başka maddelerinde idarenin keyfi
müdahalelerini engelleyecek açıklıkta hükümlere yer verilmemesinden ve kuralın
öngörülemez sonuçlara sebebiyet verebilecek şekilde düzenlenmiş olmasından
kaynaklanmaktadır.
131.İşte tam da bu biçimdeki sakıncaların önlenmesi
amacıyla Anayasa Mahkemesi yerleşik içtihadında kanunilik ilkesi bağlamında
belirlilik ve öngörülebilirlikle ilgili olarak temel hak ve özgürlüklerle
ilgili kanuni düzenlemelerin hem kişiler hem
de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde
açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olması, ayrıca kamu
otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesi gereğine
ısrarla vurgu yapılmaktadır. Anayasa Mahkemesine göre kişilerin hukuki
güvenliğini sağlamayı amaçlayan hukuki güvenlik ilkesi, hukuk normlarının
öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini,
devletin de yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden
kaçınmasını gerekli kılar (AYM, E.2015/41, K.2017/98, 04/05/2017, §§ 153-154). Oysa
bu biçimdeki bir standart dava konusu kurallar bağlamında bakıldığında 7315
sayılı Kanun’da sağlanabilmiş değildir.
132.Dolayısıyla yukarıda sıralanan gerekçelerle Kanun’un 7. maddesinin
(1) numaralı fıkrasının üçüncü cümlesinin kanunilik
şartını sağlamadığı için Anayasa’nın 13., 20. ve 48. maddelerine aykırı olduğundan
iptali gerekmektedir.
g.8. maddesinin (1)
numaralı fıkrasında yer alan “…istihbari faaliyetlere konu olmayan…”
ibaresi ve (3) numaralı fıkrasının ikinci cümlesi:
133.Kişisel verilerin korunmasına ilişkin temel ilkelerin
düzenlendiği Kanun’un 8. maddesinin (1) numaralı fıkrasında güvenlik
soruşturması ve arşiv araştırması kapsamında kişinin istihbari faaliyetlere
konu olmayan kendisiyle ilgili kişisel verileri hakkında bilgilendirilmesi, bu
verilere erişmesi, bunların düzeltilmesi ve silinmesi taleplerine ilişkin tedbirler
alınacağı öngörülmektedir.
134.Bu fıkradaki düzenleme biçiminden “istihbari
faaliyete konu olan” nitelikteki kendisiyle ilgili kişisel veriler hakkında
ise kişinin belirtilen güvencelerden faydalanamayacağı anlaşılmaktadır. Yani bu
fıkra hükmüne göre kişinin istihbari faaliyetlere konu olan kendisiyle ilgili
kişisel verileri hakkında bilgilendirilme, bu verilere erişme, bunların
düzeltilmesi ve silinmesini talep etme güvencesi söz konusu olmayacaktır.
135.Maddenin (3) numaralı fıkrasında güvenlik
soruşturması ve arşiv araştırması kapsamında yürütülen iş ve işlemlerde,
24/3/2016 tarihli ve 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu’nun 4.
maddesinde belirtilen genel ilkelere aykırı hareket edilemeyeceği düzenlenmiş
olmakla birlikte dava konusu ikinci cümlede ise açıkça millî savunma, millî
güvenlik, kamu güvenliği, kamu düzeni ve ekonomik güvenlik ile ilgili
istihbarat faaliyetleri kapsamında elde edilen bilgilerin kişiye verilemeyeceği
hüküm altına alınmaktadır.
136.Görüldüğü üzere dava konusu kurallarla kişisel
verilerin korunmasını isteme hakkına sınırlama getirilmektedir. Dolayısıyla
burada da kuralların Anayasa’ya uygunluğunun denetiminde ilk olarak kanunilik
şartının sağlanıp sağlanmadığına bakılmalıdır.
137.Mahkememiz çoğunluğu 8. maddenin gerekçesini esas
alarak ilk fıkradaki ibare ile üçüncü fıkradaki dava konusu cümleyi
uyumlaştıracak biçimde istihbari faaliyete
konu olan verilerden kastedilenin, kişinin kendisiyle ilgili ancak millî
savunma, millî güvenlik, kamu güvenliği, kamu düzeni ve ekonomik güvenlik
kapsamındaki veriler olduğu kanaatine ulaşarak kuralda bu yönü ile bir
belirsizlik bulunmadığı sonucuna ulaşmıştır (bkz.: § 212).
138.Dava konusu ibarenin düzenleniş biçimi ve yine (3)
numaralı fıkranın açık hükmü karşısında bu kanaate katılmak zordur. Kanun
koyucu gerekçede bu vurguyu yapmış olabilir ancak anayasa yargısında denetlenen
kanun hükmünün anlamını belirlerken özellikle kanun metnine bakılır. Eğer kanun
metninde bir belirsizlik ve muğlaklık varsa ancak bu durumda kanun maddesinin
gerekçesinden hareketle kuralın anlamı ve kapsamı belirlenebilir.
139.Dolayısıyla 7315 sayılı Kanun’un 8. maddesindeki dava
konusu ibarelere bakıldığında, kuralın çoğunluk kararında ifade edildiği
şekilde istihbari faaliyete konu olan verilerden kastedilenin sadece kişinin
kendisiyle ilgili ancak millî savunma, millî güvenlik, kamu güvenliği, kamu
düzeni ve ekonomik güvenlik kapsamındaki veriler olduğunun anlaşılması mümkün
değildir. Zira Kanun’un (1) numaralı fıkrasındaki “istihbari faaliyete konu
olmayan” şeklindeki dava konusu ibare bu biçimdeki yorumu imkansız kılacak
açıklıkta bir düzenleme içermektedir.
140.Kaldı ki (1) numaralı fıkranın düzenlediği husus
istihbari faaliyete konu olan kendisiyle ilgili kişisel veriler hakkında
bilgilendirme, bu verilere erişme ve bunların düzeltilmesi ve silinmesini talep
etme güvencelerinden yoksun bırakılma ile ilgilidir. (3) numaralı fıkranın dava
konusu ikinci cümlesi ise farklı bir konu olarak millî savunma, millî güvenlik, kamu güvenliği, kamu düzeni ve ekonomik
güvenlik ile ilgili istihbarat faaliyetleri kapsamında elde edilen bilgilerin
kişiye verilememesi hususunu düzenlemektedir. Dolayısıyla ilk fıkrada
düzenlenen konu kişisel verilerle ilgili bilgilendirilme, verilere erişme ve
bunların düzeltilmesi ve silinmesi talepleri ile ilgili iken (3) numaralı fıkra
sadece kişisel verilerin ilgili kişiye verilmesi konusunu düzenlemektedir.
141.Bu yönü ile bakıldığında çoğunluk kararındaki
yaklaşım kuralın anlam ve kapsamını değiştirmekte olup bu biçimdeki bir
değerlendirme Anayasa Mahkemesinin denetim yetkisi ile bağdaşmamaktadır.
142.Kuralların belirliliği ve kapsamı ile ilgili sorunlar
yanında dava konusu kurallar nedeniyle istihbari faaliyete konu olan kişisel
veriler noktasında kanunilik ilkesi bağlamında keyfi kullanımın önlenmesi ve
kötüye kullanmalara karşı yeterli güvencelere yer verilmemesi bir diğer önemli
Anayasa’ya aykırılık gerekçesidir.
143.Bununla birlikte burada önemli bir diğer Anayasa’ya
aykırılık mevcuttur. Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan kişisel
verilerin korunmasını isteme hakkının kişisel
verilere erişme, bunların düzeltilmesini veya silinmesini talep etmeyi de
kapsadığı açıkça belirtilmesine rağmen dava konusu kurallarla kişinin istihbari faaliyetlere konu olan kendisiyle
ilgili kişisel verileri hakkında bilgilendirilmesi, bu verilere erişmesi,
bunların düzeltilmesi ve silinmesi talepleri şeklindeki güvencelerin
karşılanmayacağı öngörülmektedir. Anayasa’nın 20. maddesinin üçüncü fıkrasının
ikinci cümlesinin bu açık hükmü karşısında dava konusu kuralların Anayasa’nın
sözüne aykırı olduğunu ifade etmek gerekir.
144. (3) numaralı
fıkranın dava konusu ikinci cümlesinde
sayılan bilgilerin kişiye verilemeyeceği öngörülerek 6698 sayılı Kanun’un
güvencelerinin burada geçerli olmayacağının belirtilmesi kişisel verilerin
korunmasını isteme hakkı bağlamında sorunludur. Zira millî savunma, millî güvenlik, kamu güvenliği, kamu
düzeni ve ekonomik güvenlik ile ilgili istihbarat faaliyetleri kapsamında elde
edilen bilgiler yine de kişisel veri olduğuna göre Anayasa’nın 20. maddesinin
üçüncü fıkrasında kişisel verilerin korunmasını isteme hakkının “kişinin
kendisiyle ilgili kişisel veriler hakkında bilgilendirilme, bu verilere erişme,
bunların düzeltilmesini veya silinmesini talep etme ve amaçları doğrultusunda
kullanılıp kullanılmadığını öğrenmeyi de kapsar.” şeklindeki kapsamı
dikkate alındığında yine aynı fıkradaki “Kişisel verilerin korunmasına
ilişkin esas ve usuller kanunla düzenlenir.” hükmü gereğince bu konuda bir
kanuni düzenlemeye ihtiyaç duyulduğu açıktır.
145.Dolayısıyla Anayasa’nın 20. maddesinin üçüncü
fıkrasının amir hükümleri ortada iken istihbari faaliyete konu olan kişisel
verilerin ve yine millî savunma, millî güvenlik, kamu güvenliği, kamu düzeni ve
ekonomik güvenlik ile ilgili istihbarat faaliyetleri kapsamında elde edilen
bilgilerle ilgili kişisel verilerin korunmasını sağlayacak bir kanuni düzenlemeye
yer verilmesi anayasal bir zorunluluktur.
146.Ek olarak bu verilerin güvenlik soruşturması ve arşiv
araştırmasında değerlendirilmesi nedeniyle kişi hakkında hukuki sonuç doğurması
mümkün olduğuna göre burada da idari işleme ilişkin muhtemel yargısal
süreçlerde çelişmeli yargılama güvencelerinin sağlanmasını da mümkün kılacak
düzenlemelere yer verilmesi gerekmektedir. Zira dava konusu kurallar açıkça bu
kapsamdaki kişisel verilerin kişiye verilemeyeceğini hüküm altına almaktadır.
Bunun gibi 2931 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat
Teşkilatı Kanunu’nun Ek. 1. maddesinin birinci fıkrasında da bu bilgilerin
verilemeyeceğine dair “Millî İstihbarat Teşkilatı uhdesindeki istihbari
nitelikteki bilgi, belge, veri ve kayıtlar ile yapılan analizler, Türk Ceza
Kanununun İkinci Kitap Dördüncü Kısım Yedinci Bölümünde yer alan suçlar hariç
olmak üzere, adli mercilerce istenemez.” hükmü yer almaktadır.
147. Bireysel başvuruya konu yapılarak Anayasa
Mahkemesinin önüne gelen örneklerde de görüldüğü üzere (örnek olarak bkz.: Salih Düzgün ve diğerleri, B. No: 2018/32202, 7/10/2021; Tülay Yılmaz ve
diğerleri, B. No: 2018/34721, 12/1/2022; Murat Değer ve diğerleri,
B. No: 2019/3077, 29/3/2023; K.Ş., B. No: 2019/4752, 23/11/2021; Mehmet
Kaya, B. No: 2019/36493, 18/1/2022), bu
konu ciddi adil yargılanma hakkı ihlallerine sebebiyet verebilmektedir. Bundan
dolayıdır ki bu biçimdeki ihlalleri ortadan kaldıran ve dolayısıyla kötüye
kullanmalara karşı yeterli güvenceleri içeren hususlara yer verilmemesi dava
konusu kuralda kanunilik noktasında belirlilik ve öngörülebilirliği ayrıca daha
sorunlu hale getirmektedir.
148.Yukarıda sıralanan gerekçelerle Kanun’un 8. maddesinin
(1) numaralı fıkrasında yer alan “…istihbari
faaliyetlere konu olmayan…” ibaresi ve (3) numaralı fıkrasının ikinci
cümlesinin kanunilik
şartını sağlamaması nedeniyle Anayasa’nın 13. ve 20. maddelerine aykırı olduğundan
iptali gerekmektedir.
h.10. maddesinin (2)
numaralı fıkrasında yer alan “…istihbari faaliyete konu olmayan…” ibaresi:
149.Kişisel verilerin silinmesi ve yok edilmesi ile
ilgili hususları düzenleyen Kanun’un 10. maddesinin dava konusu ibarenin içinde
yer aldığı (2) numaralı fıkrasında güvenlik
soruşturması ve arşiv araştırmasını yapan birimlerdeki istihbari faaliyete konu
olmayan ilgilisine ait güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasına ait
verilerin iki yılın sonunda silineceği ve yok edileceği öngörülmektedir.
150.Dolayısıyla dava
konusu kuralda istihbari faaliyete konu
olmayan verilerin saklanma süresi ve bu sürenin sonunda bu verilerin silinip
yok edilmesi düzenlenmiştir. Kuralın düzenlenme biçiminden güvenlik
soruşturması ve arşiv araştırması kapsamında elde edilen istihbari nitelik
taşıyan verilerin silinip yok edilmesinin öngörülmediği anlamı çıkmaktadır.
151.Dava konusu ibare de kişisel verilerin korunmasını
isteme hakkına yönelik bir sınırlama içermekte olduğundan bu ibarenin
Anayasa’ya uygunluğunun denetiminde ilk olarak kanunilik şartının sağlanıp
sağlanmadığına bakılmalıdır.
152.Anayasa’ya uygunluk denetiminde asıl üzerinde
odaklanılması gereken husus istihbari faaliyete konu olan kişisel verilerin
silinmemesi ve yok edilmemesi hususunda karşımıza çıkmaktadır. Zira bu
nitelikteki verilerin de Anayasa’nın 20. maddesi kapsamında kişisel veri olduğu
konusunda şüphe bulunmadığına göre kişilerin bu verilerinin silinmesini talep
etmesi ile ilgili hususları da içeren bir kanuni düzenlemenin varlığı kuralın
Anayasa’ya uygunluk denetiminde önem arz etmektedir.
153.Bilindiği üzere 6698 sayılı Kişisel Verilerin
Korunması Kanunu’nun istisnalarını düzenleyen 28. maddesinin (1) numaralı
fıkrasının (ç) bendi uyarınca “kişisel verilerin millî savunmayı, millî
güvenliği, kamu güvenliğini, kamu düzenini veya ekonomik güvenliği sağlamaya
yönelik olarak kanunla görev ve yetki verilmiş kamu kurum ve kuruluşları
tarafından yürütülen önleyici, koruyucu ve istihbari faaliyetler kapsamında
işlenmesi” durumunda bu Kanun hükmü uygulanmamaktadır. Her ne kadar 6698
sayılı Kanun’un 4. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (d) bendinde “İlgili
mevzuatta öngörülen veya işlendikleri amaç için gerekli olan süre kadar
muhafaza edilme” güvencesi yer almakta ve 7315 sayılı Kanun’un 8.
maddesinin (3) numaralı fıkrasıyla 6698 sayılı Kanun’un 4. maddesine atıf
yapılmakta ise de bu maddede veya başka hiçbir kanunda istihbari faaliyete konu
olan kişisel verilerin azami ne kadar süreyle saklanacağı, hangi koşulların
gerçekleşmesi durumunda silinip yok edileceği ile ilgili bir hüküm yer
almamaktadır. Dolayısıyla bu yönü ile istihbari faaliyete konu olan kişisel
veriler Anayasa’nın 20. maddesinin üçüncü fıkrasındaki güvenceden
faydalanamayacaktır.
154.Gerçekten ülkenin milli güvenlik, kamu düzeni, milli
savunma ve benzeri meşru amaçlarına binaen istihbari faaliyete konu olan
kişisel verilerin diğer kişisel verilere
göre daha farklı bir kategoride düzenlenmeleri ve bu bağlamda istihbari faaliyete konu kişisel verilerin daha uzun süre saklanması gerekli olabilir. Bununla
birlikte Anayasa’nın 20. maddesinin üçüncü fıkrasında kişisel verilerin
korunmasını isteme hakkı bağlamında öngörülen güvencelerin bu veriler için de
geçerli olduğu izahtan varestedir.
155.Hal böyle iken istihbari
faaliyete konu kişisel verilerin silinmesi ve yok edilmesi ile ilgili kanuni
bir düzenlemenin olmaması ve bu konuda bir temel çerçevenin çizilmemiş olması
bu verilerin ileriki zamanlarda kişilerin önüne çıkarılabilmesine neden
olabilecektir. Zira bu biçimdeki bir güvence eksikliği bu verilerin sınırsız süreyle kayıtlarda kalmasına ve
tekraren kullanılmasına yol açabilecektir.
156.Bu bağlamda Anayasa Mahkemesinin güvenlik
soruşturması ile ilgili 2019 yılında verdiği iptal kararında yer verilen güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması sonucunda
devlet memurluğuna atanmada esas alınacak kişisel veri niteliğindeki bilgilerin
alınmasına, kullanılmasına ve işlenmesine yönelik güvenceler ve temel ilkeler
kanunla belirlenmeksizin bunların alınmasına ve kullanılmasına izin
verilmesinin Anayasa’nın 13., 20. ve 128. maddeleriyle bağdaşmadığı şeklindeki
gerekçe (bkz.: AYM, E.2018/73, K.2019/65, 24/07/2019, §§ 170-172) kişisel
verilerin korunması noktasında kanunda karşılanması gereken bu biçimdeki
güvencelerin önemini daha net biçimde ortaya koymaktadır.
157.Ek olarak, güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması
kapsamında elde edilen istihbari nitelik taşıyan verilerin silinip yok
edilmesini öngören bir kanuni düzenlemenin bulunmaması, bir önceki başlıkta
denetlenen kuralda olduğu gibi burada da kuralın Anayasa’nın 20. maddesinde
güvence altına alınan kişisel verilerin korunmasını isteme hakkının kişisel verilerin silinmesini talep etmeyi de kapsadığını
belirten hükmü karşısında Anayasa’nın sözüne
açıkça aykırı olduğunu ifade etmek gerekir.
158.Bu bağlamda kurala ilişkin çoğunluk kararında yapılan
değerlendirmede, kuralda istihbari nitelik taşıyan veriler bakımından bu tür
verilerin silinmesi ve yok edilmesine ilişkin bir düzenleme öngörülmediği ve
dolayısıyla bu tür verilerin saklanma koşulları ve akıbeti gibi konularda
herhangi bir belirleme yapılmamış olduğu belirtildiği halde kuralda güvenlik
soruşturması ve arşiv araştırması kapsamında elde edilen kişisel verilerle
ilgili silinme ve yok edilme güvencesinden muaf tutulan istihbari nitelik
taşıyan verilerin kapsamının açık ve net olarak düzenlendiği gözetildiğinde
kuralın kanunilik şartını karşıladığı sonucuna ulaşılmış (§§ 239-240) ve
ardından kuralın meşru amacı ve ölçülülüğü ile ilgili değerlendirme aşamasına
geçilmiştir. Görüldüğü üzere Mahkememiz çoğunluğu kuralın kanunilik
incelemesinde Anayasa’nın sözüne uygunluğunu denetlememiştir.
159.Her ne kadar Mahkememiz yerleşik içtihadında millî
güvenlik, kamu düzeni, devletin mali menfaatleri, suçların önlenmesi, ilgili
kişinin veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması, istatistikî veya
bilimsel araştırma gibi amaçlarla yapılan sınırlama ve müdahaleler bakımından
kimi durumlarda işin niteliğinin zorunlu kılması hâlinde kişisel verilerin
korunması hakkına yönelik sınırlama ve müdahaleler yönünden ortaya çıkan özel
güvencelere istisna getirilebileceği belirtilmekteyse de bu durumlarda bile
Anayasa’nın 13. maddesinde tüm temel hak ve özgürlükler yönünden öngörülmüş
olan sınırlama ölçütlerinin asgari standartlarına uyulması gerektiği
belirtilmektedir (bkz.: Bestami Eroğlu, [GK], B. No: 2018/23077,
17/9/2020, § 145).
160.Anayasa’nın 13. maddesindeki özel güvencelerden
birisinin de kanunla yapılan sınırlamaların “Anayasanın sözüne” uygun olması
gereğidir. Oysa Mahkememiz çoğunluk kararında dava konusu kuralın Anayasa’nın
sözüne uygunluğu hiçbir şekilde değerlendirilmiş değildir.
161.Vurgulamak gerekir ki herhangi bir temel hak ve
özgürlüklüğün sınırlandırılması demokratik toplum düzeninin korunması
bakımından ne kadar gerekli olursa olsun Anayasa’ya uygun bir sınırlama olarak
hukuk düzeninde yer alabilmesi için öncelikle bu sınırlamanın Anayasa’nın sözü
ile çelişmeyen, belirli, öngörülebilir ve kamu otoritelerinin kötüye
kullanımlarına karşı güvencelere yer veren bir kanun hükmüne dayalı biçimde
gerçekleştirilmesi zorunludur.
162.Bununla birlikte Mahkememiz çoğunluğu, Anayasa’nın
20. maddesinin üçüncü fıkrasının açık sözüne rağmen dava konusu ibare ile
istihbari faaliyete konu olan verilerin silinme ve yok edilme güvencelerinden
istisna tutulmasında bu yönüyle bir değerlendirme yapmamış ve dolayısıyla bir
aykırılık tespitinde bulunmamıştır. Kişisel verilerin korunmasını isteme
hakkının, konumuz bağlamında, açıkça kişisel verilerin silinmesini talep etmeyi
de kapsadığı ve Anayasa’nın 20. maddesinin üçüncü fıkrasının bir gereği kişisel
verilerin korunmasına ilişkin usul ve esasların kanunla düzenlenmesini
öngördüğü aşikardır.
163.Hal böyle iken Mahkememiz çoğunluğunun dava konusu
kurala ilişkin ortaya koyduğu bu yaklaşımla gerçekleştirilen Anayasa’ya
uygunluk denetiminin eksik biçimde yapıldığı ve anayasa yargısı inceleme
tekniği açısından fevkalade sorunlu olduğu ifade edilmelidir.
164.Sonuç olarak yukarıda
sıralanan gerekçelerle Kanun’un 10. maddesinin (2) numaralı fıkrasında yer alan dava konusu “…istihbari
faaliyete konu olmayan…” ibaresinin kanunilik
şartını sağlamaması nedeniyle Anayasa’nın 13. ve 20. maddelerine aykırı olduğundan
iptali gerekmektedir.
ı.12. maddesi:
165.Dava konusu bu maddede devletin güvenliğinin, ulusun varlığının ve bütünlüğünün iç ve dış
menfaatlerinin zarar görebileceği veya tehlikeye düşebileceği bilgi ve belgeler
ile gizlilik dereceli kamu personeli ile meslek gruplarının tespiti, birim ve
kısımların tanımlarının yapılması, güvenlik soruşturmasının ve arşiv
araştırmasının usul ve esasları ile bunu yapacak birimler ve değerlendirme
komisyonlarının çalışma usul ve esasları ile uygulamaya ilişkin diğer
hususların Cumhurbaşkanınca yürürlüğe konulacak yönetmelikle düzenleneceği
öngörülmektedir.
166.Görüldüğü üzere dava konusu kural, güvenlik
soruşturması ve arşiv araştırması ile ilgili farklı boyutları Cumhurbaşkanınca
çıkarılan yönetmelikle detaylı biçimde düzenlemeyi amaçlamaktadır. Burada
çıkarılacak yönetmelikte elbette ki 7315 sayılı Güvenlik Soruşturması ve Arşiv
Araştırması Kanunu hükümleri dikkate alınacaktır.
167.Bununla birlikte bu maddenin Anayasa’ya uygunluk
denetiminde ön plana çıkan temel mesele, çıkarılacak yönetmelikte düzenlenecek
konular olarak “gizlilik dereceli kamu personeli ile meslek gruplarının
tespiti, birim ve kısımların tanımlarının yapılması”, “güvenlik soruşturmasının
ve arşiv araştırmasının usul ve esasları”, “değerlendirme komisyonlarının
çalışma usul ve esasları” ve “uygulamaya ilişkin diğer hususlar”ın
temel çerçevesinin Kanun’da düzenlenmiş olup olmamasıyla ilgilidir.
168.Buradaki meselenin sadece sıradan bir yönetmelik
çıkarma yetkisi verilmesinden daha farklı olduğu vurgulanmalıdır. Zira
yönetmelik konusu olan hususlar doğrudan kişisel verilerin kullanımı ile
ilgilidir. Ek olarak konu güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapılması
ile doğrudan ilgili olduğundan kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına
yönelik sınırlamalar getirme potansiyeli yüksek bir konu olduğu da burada
dikkate alınmalıdır.
169.Bunun içindir ki 7315 sayılı Kanun’da kişisel
verilerin korunmasını isteme hakkı ile doğrudan ilgili olan hususlar ilk elden
düzenlenmeden bunun yönetmeliğe bırakılması temel hak ve özgürlüklerin
sınırlandırılmasındaki kanunilik ilkesi ile çelişecektir.
170.Nitekim, yukarıda da zikredilmiş olmakla birlikte bu
başlık altında denetlenen konunun önemine binaen tekraren vurgulamak gerekir
ki, temel hak ve özgürlüklerle ilgili olduğunda kanuni
düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve
kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel
olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlem
içermesi gerekir. Belirlilik ilkesi, hukuksal güvenlikle bağlantılı olup birey,
kanundan, belirli bir kesinlik içinde, hangi somut eylem ve olguya hangi
hukuksal yaptırımın veya sonucun bağlandığını bilmelidir. Birey ancak bu
durumda kendisine düşen yükümlülükleri öngörebilir ve davranışlarını
ayarlayabilir. Zira hukuki güvenlik ile belirlilik ilkeleri, hukuk devletinin
önkoşullarındandır. Kişilerin hukuki güvenliğini sağlamayı amaçlayan hukuki
güvenlik ilkesi, hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem
ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde
bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar (AYM,
E.2015/41, K.2017/98, 04/05/2017, §§ 153-154).
171.Dolayısıyla buradaki konunun güvenlik soruşturması ve
arşiv araştırması gibi sübjektif değerlendirme yapılma ihtimali olan ve kişisel
verilerin korunmasını isteme hakkına bu yönü ile sınırlamalar getirebilen bir
niteliğe sahip olması, kuralın Anayasa’ya uygunluğunun denetiminde Anayasa’nın
13. maddesi bağlamında aranan kanunilik şartının oldukça katı biçimde
uygulanmasını gerekli kılmaktadır.
172.Zira Anayasa’nın 13. maddesi gereğince temel hak ve
özgürlüklere müdahale eden ve belirlilik ve öngörülebilirliği sağlayan bir
kanunun varlığı, Mahkememiz içtihadında da vurgulandığı üzere yürütme ve yargı
organlarının, yasamanın belirlediği ilke ve çizdiği sınırlara bağlı kalmasını
ve hukuk düzeninde Anayasa'nın öngördüğü usule uygun olarak çıkarılan
kanunların alt kademelerinde yer alan düzenlemelerle temel hak ve özgürlüklerin
kolaylıkla sınırlandırılabilmesinin önüne geçilmesini amaçlayan (bkz.: Şerafettin
Can Atalay (2) [GK], B. No: 2023/53898, 25/10/2023, § 49) fevkalade önemli
bir güvence konumundadır.
173.Önemle vurgulamak gerekir ki, buradaki yönetmelikte
düzenlenmesi öngörülen konularda olduğu gibi, temel hak ve özgürlüklerin
kullanımını etkileyebilecek nitelikteki hususların kanun koyucu tarafından
düzenlenmesi kişiler için özellikle güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması
yapılmasına daha fazla ihtiyaç duyulabileceği zamanlarda önemli bir güvence
olacaktır.
174.Yine farklı iktidarlar döneminde ortaya çıkabilecek
farklı amaçlarla bu konuda idareler yönetmelik değişikliği ile daha rahat
biçimde bu kapsamı genişletme yoluna başvurabilirler. Bu nedenle konunun temel
hak ve özgürlüklere müdahale eden boyutlarının mutlaka kanunda düzenlenmesi önemli
bir güvence olarak kabul edilmek zorundadır.
175.Öte yandan Anayasa'nın
7. maddesinde “Yasama yetkisi Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet
Meclisinindir. Bu yetki devredilemez.” denilmektedir. Yasama yetkisinin
Türkiye Büyük Millet Meclisine (TBMM) ait olması ve bu yetkinin
devredilememesi, kuvvetler ayrılığı ilkesinin bir gereğidir. Bu hükme yer veren
Anayasa'nın 7. maddesinin gerekçesinde yasama yetkisinin parlamentoya ait
olması "demokrasi rejimini benimseyen siyasi rejimlerde kaçınılmaz bir
durum" olarak nitelendirilmiştir. Ayrıca, gerekçede "Millet
adına kanun koyma yetkisini yasama meclisi yerine getirir. Bu yetki
devredilemez" denilmek suretiyle bu ilkenin anlamı ve istisnaları
belirtilmiştir. Madde gerekçesinden de anlaşılacağı üzere, yasama yetkisinin
devredilemezliği, esasen kanun koyma yetkisinin TBMM dışında başka bir organca
kullanılamaması anlamına gelmektedir. Anayasa'nın 7. maddesi ile yasaklanan,
kanun yapma yetkisinin devredilmesidir (AYM, E.2021/73, K.2022/51, 21/4/2022, §
15).
176.Bununla birlikte Anayasa’nın
açıkça kanunla düzenlenmesini öngörmediği konularda kanunda genel ifadelerle
düzenleme yapılarak ayrıntıların düzenlenmesinin yürütmenin türevsel
nitelikteki düzenleyici işlemlerine bırakılması mümkündür. Anayasa’da münhasıran
kanunla düzenleme yapılması öngörülmeyen konularda yasamanın asliliği ve
Cumhurbaşkanlığı kararnameleri haricinde geçerli olan yürütmenin türevselliği
ilkeleri gereği idari işlemlerin kanuna dayanması zorunluluğu vardır. Ancak bu
durumda kanunda belirlenmesi gereken çerçeve, Anayasa’nın kanunla
düzenlenmesini öngördüğü durumdakinden çok daha geniş olabilecektir. Başka bir
ifadeyle Anayasa’ya göre kanunla düzenlenmesi gerekmeyen bir konu, kanuni
dayanağı olmak kaydıyla idarenin düzenleyici işlemlerine bırakılabilir (AYM,
E.2019/36, K.2021/15, 4/3/2021, § 56).
177.Bu esaslar dahilinde dava konusu kurala bakıldığında “gizlilik dereceli kamu personeli ile meslek gruplarının
tespiti, birim ve kısımların tanımlarının yapılması”, “güvenlik soruşturmasının
ve arşiv araştırmasının usul ve esasları”, “değerlendirme komisyonlarının
çalışma usul ve esasları” ve
“uygulamaya ilişkin diğer hususlar”ın Kanun’da yeterli ölçüde
belirlenmediği görülmektedir.
178.Her ne kadar 7315 sayılı Kanun’da hakkında güvenlik
soruşturması ve arşiv araştırması yapılacaklar, arşiv araştırması ve güvenlik
soruşturmasının tanımı, güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapacak
birimler, değerlendirme komisyonu, kişisel verilerin korunması, silinmesi ve
yok edilmesi konularında detaylı birtakım düzenlemeler yer alsa da
değerlendirme komisyonunun hangi kriterleri esas alarak bahse konu verileri ne
şekilde değerlendireceği hususu başta olmak üzere birçok konudaki önemli
hususlar Kanun’da belirlenmiş değildir.
179.Kanunilik ilkesinin gereklerini karşılamaması
nedeniyle dava konusu 12. maddenin öngördüğü şekilde yönetmeliğin çıkarılması
yasama yetkisinin devri anlamına geldiği gibi bu durum temel hak ve
özgürlüklerin sınırlandırılmasındaki kanunilik ilkesi ile de çelişmektedir.
180. Sonuç olarak, yukarıda sıralanan gerekçelerle
Kanun’un dava konusu 12. maddesinin Anayasa’nın 7., 13., 20. ve 70. maddelerine
aykırı olduğundan iptali gerekmektedir.
i.13. maddesinin
1. (2) numaralı fıkrasıyla 31/7/1970 tarihli ve 1325
sayılı Askeri Okullar, Askeri Öğrenciler, Askeri Fabrikalar ve Bazı
Düzenlemeler Hakkında Kanun’a eklenen ek 16. maddesi,
2. (4) numaralı fıkrasıyla 9/7/1982 tarihli ve 2692
sayılı Sahil Güvenlik Komutanlığı Kanunu’nun 7. maddesine eklenen on ikinci
fıkrası,
3. (5) numaralı fıkrasıyla 10/3/1983 tarihli ve 2803
sayılı Jandarma Teşkilat, Görev ve Yetkileri Kanunu’nun 13. maddesine eklenen
yedinci fıkrası,
4. (6) numaralı fıkrasıyla 25/4/2001 tarihli ve 4652
sayılı Polis Yüksek Öğretim Kanunu’na eklenen ek 3. maddesi:
181.Dava konusu kurallarla bu kurallarda zikredilen
kurumlar nam ve hesabına eğitim-öğrenim
görecekler hakkında Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması Kanunu’na göre
güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapılacağı öngörülmektedir.
182. Güvenlik Soruşturması
ve Arşiv Araştırması Kanunu’nda güvenlik
soruşturması ve arşiv araştırması ile ilgili kuralların Anayasa’ya aykırı
olduğu kanaatinde olduğumdan bu kuralların da aynı gerekçelerle iptali
gerektiği kanaatindeyim.
B. 1/2/2018 tarihli ve 7078 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında
Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek
Kabul Edilmesine Dair Kanun’un;
a. 39. maddesiyle 1325 sayılı Kanun’a eklenen ek 11.
maddenin birinci fıkrasının üçüncü cümlesinde yer alan “...Cumhurbaşkanı...”
ibaresi:
183.Dava konusu kuralla güvenlik soruşturmasının
uygulamasına ilişkin usul ve esasların maddede belirtilen esaslar dahilinde
yönetmelikle belirleneceği öngörülmektedir.
184. Güvenlik
Soruşturması ve Arşiv Araştırması Kanunu’nun
“yönetmelik” başlıklı 12. maddesinin Anayasa’ya aykırı olduğu kanaatinde
olduğumdan bu kuralın da aynı gerekçelerle iptali gerektiği kanaatindeyim.
b. 159. maddesiyle 10/3/2011 tarihli ve 6191 sayılı
Sözleşmeli Erbaş ve Er Kanunu’nun 3. maddesinin (3) numaralı fıkrasının
değiştirilen (f) bendi ve 160. maddesiyle 6191 sayılı Kanun’un 6. maddesinin
(1) numaralı fıkrasına eklenen (d) bendinin ve (4) numaralı fıkrasına eklenen
(h) bendi:
185.Dava konusu kurallarla bu kurallarda öngörülen
kapsamda güvenlik soruşturması ve arşiv
araştırması yapılacağı öngörülmektedir. Ancak bahse konu güvenlik soruşturması
ve arşiv araştırması 7315 sayılı Kanun’daki usul ve esaslara göre yapılacaktır.
186. Güvenlik
Soruşturması ve Arşiv Araştırması Kanunu’nda
güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması ile ilgili kuralların Anayasa’ya
aykırı olduğu kanaatinde olduğumdan bu kuralların da aynı gerekçelerle iptali
gerektiği kanaatindeyim.
KARŞI
OY GEREKÇESİ
1. 7/4/2021
tarihli ve 7315 sayılı Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması Kanunu’nun
aşağıda belirtilen bazı fıkra ve ibarelerinin Anayasa’ya
aykırı olmadığına dair mahkememiz çoğunluğu kararlarına iştirak edilmemiştir.
A. 7315
Sayılı Kanun’un 3. Maddesinin (2) Numaralı Fıkrasında Yer Alan “…gizlilik
dereceli birimler ile…” İbaresi;
2. Kuralla,
kurum ve kuruluşlarda, gizlilik dereceli birimlerde çalıştırılacak personel
hakkında güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasının birlikte yapılması
öngörülmektedir.
3. Kanun’un
12. maddesinde devletin güvenliğini, ulusun varlığını ve bütünlüğünü iç ve dış
menfaatlerinin zarar görebileceği veya tehlikeye düşebileceği bilgi ve belgeler
ile gizlilik dereceli kamu personeli ile meslek gruplarının tespiti,
birim ve kısımların tanımlarının yapılması hususlarının Cumhurbaşkanınca
yürürlüğe konulacak yönetmelikle düzenleneceğini öngörülmüştür.
4. Anayasa’nın
70. maddesinde kamu hizmetlerine girme hakkına yer verilmiştir. Maddenin
birinci fıkrasında “Her Türk, kamu hizmetlerine girme hakkına sahiptir”
denilmek suretiyle kamu hizmetine girme hakkı güvence altına alınmış, ikinci
fıkrasında ise “Hizmete alınmada, görevin gerektirdiği niteliklerden başka
hiçbir ayırım gözetilemez” denilmiştir. Anılan hak sadece kamu hizmetlerine
girmeyi değil kamu hizmetlerinde bulunmayı/kalmayı da güvence altına almaktadır
(AYM, E.2021/104, K.2021/87, 11/11/2021, §§ 42-48).
5. Güvenlik
soruşturmasının olumsuz sonuçlanması hâlinde kamu hizmetine alınmanın mümkün
olmayabileceği gözetildiğinde, arşiv araştırmasıyla birlikte haklarında
güvenlik soruşturmasının da yapılacağı personeli belirten kuralla kamu
hizmetine girme hakkına sınırlama getirildiği açıktır. Bu bağlamda temel hak ve
özgürlüklerin sınırlanmasına ilişkin genel ilkeleri düzenleyen Anayasa’nın 13.
maddesine uyulması gerekmektedir.
6. Anayasa’nın
anılan maddesine göre kamu hizmetlerine girme hakkına sınırlama getiren
düzenlemelerin kanunla yapılması, anılan hakka sınırlama getirilebilmesinin ilk
şartını oluşturmaktadır.
7. Bu
itibarla kamu hizmetlerine girme hakkını sınırlamaya yönelik kanuni bir
düzenlemenin şeklen var olması yeterli olmayıp yasal kuralların keyfiliğe izin
vermeyecek şekilde belirli, ulaşılabilir ve öngörülebilir nitelikte olması
gerekir.
8. Esasen
temel hakları sınırlayan kanunun bu niteliklere sahip olması, Anayasa’nın 2.
maddesinde güvenceye bağlanan hukuk devleti ilkesinin de bir gereğidir.
Dolayısıyla Anayasa’nın 13. maddesinde sınırlama ölçütü olarak belirtilen
kanunilik, Anayasa’nın 2. maddesinde güvenceye bağlanan hukuk devleti ilkesi
ışığında yorumlanmalıdır.
9. Gizlilik
dereceli birimler ifadesinin kamu kurum ve kuruluşları bakımından kullanıldığı,
söz konusu Kanun’un lafzından açıkça anlaşılamamaktadır. Nitekim Kanun’un “Tanımlar”
kenar başlıklı 2. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendinde “kurum ve
kuruluş” ibaresinin, güvenlik soruşturması ve/veya arşiv araştırması
yapılmasını talep eden kamu kurum ve kuruluşları ile milli güvenlik açısından
stratejik önemi haiz birim, proje, tesis ve hizmetleri yerine getiren diğer
kurum ve kuruluşu kapsayacağı hüküm altına alınmıştır. Gizlilik dereceli
birimlerin belirlenmesi bakımından ise 7315 sayılı Kanun’un 3. maddesinin (2)
numaralı fıkrasında konulan ölçüt bazı bilgi ve belgelere sahip olma ölçütüdür.
Bu bilgi ve belgeler, yetkili olmayan kişilerin bilgi sahibi olmaları
hâlinde devlet güvenliğinin, ulusal varlığın ve bütünlüğün, iç ve dış
menfaatlerin zarar görebileceği veya tehlikeye düşebileceği bilgi ve belgelerdir.
Bu tür bilgi ve belgeleri bulunduran birimler ise gizlilik dereceli
birimlerdir.
10. Anılan
fıkrada bu çerçevede bir kapsam çizilmeye çalışılmışsa da bu birimlerin hangi
kamu hizmetlerine ilişkin olabileceği, kurum ve kuruluşlarının hangi
birimlerinin bu niteliğe sahip olabileceği gibi hususlarda öngörülebilirliği sağlayacak
nitelikte ve açıklıkta bir belirleme yapılmamıştır. Nitekim yukarıda da işaret
edildiği gibi bu bilgi, belge ve birimlerin tespiti Cumhurbaşkanınca
çıkarılacak yönetmeliğe bırakılmıştır.
11. Öte
yandan anılan fıkranın devamında Millî Savunma Bakanlığı, Genelkurmay
Başkanlığı, jandarma, emniyet, sahil güvenlik ve istihbarat teşkilatlarında
çalıştırılacak kamu personeli ile ceza infaz kurumları ve tutukevlerinde
çalışacak personel hakkında güvenlik soruşturmasının yapılacağı hususu açıkça
ve ayrıca ifade edilmiş ve bu kurumlar yönünden bir belirleme zaten
yapılmıştır. Böylece güvenlik ve gizlilik gerekçesiyle anılan bu kurumlar
dışında kalan hangi kamu hizmetlerinin gizlilik derecesi statüsüne alınacağı
daha da tartışmalı bir hale gelmektedir.
12. Bu itibarla
gizlilik dereceli birimlerin ne tür birimler olabileceğine ilişkin nesnel
ölçütlerin kanunla getirilmediği, kamu hizmetlerine girme hakkına ilişkin bir
sınırlamanın öngörülebilir bir yasal çerçeve çizilmeden, temel ilkeler
belirlenmeden sınırsız, belirsiz, geniş bir alanın yönetmeliğe bırakılmasının
öngörülmesi nedeniyle kuralın temel hak ve özgürlüklerin kanunla sınırlanması
gerekliliğiyle bağdaşmadığı anlaşılmaktadır.
13. Açıklanan
nedenlerle kural, Anayasa’nın 13. ve 70. maddelerine aykırıdır.
B. 7315 Sayılı Kanun’un 3. Maddesinin (2) Numaralı Fıkrasında Yer
Alan “…kamu kurum ve kuruluşlarında çalışacak öğretmenler …” İbaresi;
14. Kural,
kamu kurum ve kuruluşlarında çalışacak öğretmenler hakkında güvenlik
soruşturması ve arşiv araştırmasının birlikte yapılmasını hüküm altına
almaktadır. Kuralın kamu hizmetine girme hakkı bakımından sınırlama getirdiği
açıktır.
15. Anayasa’nın
13. maddesi uyarınca kamu hizmetlerine girme hakkını sınırlamaya yönelik kanuni
düzenlemenin, Anayasa’da öngörülen sınırlama sebeplerine uygun olması ve ölçülü
olması gerekir.
16. Anayasa’nın anılan maddesinde kamu hizmetlerine girme hakkı
sınırsız bir hak olarak düzenlenmemiş, bu kapsamda maddenin ikinci fıkrasına
göre kamu hizmetine girme hakkına koşul belirlemek suretiyle getirilecek sınırlama
görevin gerektirdiği niteliklerden başka bir şarta bağlanamaz. Bu husus, anılan
maddenin gerekçesinde “…Kamu hizmetine alınacak memur ve kamu görevlileri
ile ilgili düzenlemede bu hakkın kötüye kullanılmasını önleyecek hükümler
getirilmiştir” biçiminde vurgulanmıştır (AYM, E.2018/89, K.2019/84,
14/11/2019, § 16).
17. Eğitim
öğretim hizmetlerinin çocuk ve gençlerin hukukun üstünlüğünü benimsemiş, insan
haklarına saygılı, demokratik ilke ve değerleri özümsemiş bireyler olarak
yetiştirilebilmesi bakımından özel önemi olan bir kamu hizmeti olduğu açıktır.
Bu itibarla öğretmenlerin, devletin insan kaynağının yetiştirilmesi hususunda
önem taşıdıkları ve özel bir kamu hizmetini yerine getirdikleri yadsınamaz.
Bununla birlikte eğitim öğretim hizmetleri, ilköğretim öncesi de dahil olmak
üzere ilk ve orta dereceli eğitim ve öğretim kurumlarında devletin gözetim ve
denetiminde olmak üzere, ancak özel kişiler aracılığıyla da sunulabilen bir
hizmettir. Bu bakımdan devletin, eğitim öğretim hizmetleri bakımından yüksek
düzeyde özel bir güvenlik yaklaşımını benimsediği söylenemez. Nitekim
öğretmenlerin görev yaptıkları kamu kurum ve kuruluşlarında devletin milli
güvenliği, kamu düzeni, savunma gibi alanlarda özel nitelikli belge ve
bilgilere ulaşması ve bunları kullanabilmesi mümkün değildir.
18. Devletlerin,
milli güvenliğin, milli savunmanın, kamu düzeninin, ekonomik ve sosyal düzen ve
güven ortamının tesisi bakımından daha katı biçimde çeşitli güvenlik
politikalarını benimsemesinin haklı ve meşru nedenleri olduğunu kabul etmek
gerekir. Ancak güvenlikçi politikalar her ne kadar bir bütün olarak devletin,
toplumun ve anayasal düzenin korunmasını hedeflemekteyse de tek tek birey hak
ve özgürlüklerini zedeleyici bir nitelik taşırlar. Bu durum toplamda demokratik
toplumun varlığı, gelişimi ve kurumsallaşabilmesi bakımından derin sorunlar
yaratabilir. Bu nedenle devletin ve anayasal düzenin korunması, terör
örgütleriyle mücadele gibi oldukça meşru temellere dayanan ve kamu yararı
gözeten düzenlemelerin demokratik toplumun temellerini sarsmayacak hassasiyetlerle
hazırlanması elzemdir. Ağır güvenlikçi politikalar, demokratik tavrın, özgür
düşünce ve ifade ortamının körelmesine, dolayısıyla toplumsal gelişmeye engel
olabilir, bir korku toplumunun oluşumuna imkân verebilir. Bu tür güvenlik
politikalarının toplumun geniş kesimlerini etkileyecek şekilde
yaygınlaştırılmasının zorunlu bir ihtiyaçtan kaynaklanması halinde meşru kabul
edilebileceği de açıktır. Ancak zorunlu bir ihtiyaç yoksa, temel hak ve
özgürlüklere yönelik ağır müdahaleler nedeniyle demokratik toplumun temelleri
zarar görme tehlikesiyle karşı karşıya kalır.
19. Kamu
görevine giriş bakımından 7315 sayılı Kanun kapsamında arşiv araştırmasının
yapılacağı, 657 sayılı Kanun’un 48. maddesinde düzenlenen genel ve özel şartlar
ile 7354 sayılı Kanun kapsamında öngörülen şartların sağlanması gerektiği
hususu göz önünde bulundurulduğunda kamu kurum ve kuruluşlarında öğretmenlik
mesleğine kabulde güvenlik soruşturması yapılmasını gerekli kılacak nedenlerin
var olduğu, dolayısıyla düzenlemenin zorunlu bir ihtiyaçtan kaynaklandığı
söylenemez.
20. Bu
bağlamda, kamu kurum ve kuruluşlarında görev yapacak öğretmenlerin, bu hususta
herhangi bir sınırlama öngörülmeksizin güvenlik soruşturması kapsamına
alınmasını öngören kuralın, kamu hizmetine girme hakkı bakımından demokratik
toplum düzeninin gereklerine uygun olduğu söylenemez.
21. Açıklanan
nedenle kural Anayasa’nın 13. ve 70. maddelerine aykırıdır.
C. 7315 Sayılı Kanun’un 4. Maddesinin (1) Numaralı
Fıkrasının (b) Bendi;
22. Kural,
arşiv araştırması kapsamında kişinin kolluk kuvvetleri tarafından hâlen aranıp
aranmadığının mevcut kayıtlardan tespit edilmesini öngörmektedir.
23. Anayasa’nın
20. maddesinin birinci fıkrasında herkesin özel hayatına ve aile hayatına saygı
gösterilmesini isteme hakkına sahip olduğu, özel hayatın ve aile hayatının
gizliliğine dokunulamayacağı belirtilmiş; üçüncü fıkrasındaki düzenleme ile ise
kişisel verilerin korunması özel hayatın gizliliğinin korunması kapsamında
güvenceye kavuşturulmuştur.
24. Kişisel
verilerin korunmasını isteme hakkı, kişinin insan onurunun korunması ve
kişiliğini serbestçe geliştirebilmesi hakkının özel bir biçimi olarak bireyin
hak ve özgürlüklerini kişisel verilerin işlenmesi sırasında korumayı
amaçlamaktadır.
25. Güvenlik
soruşturması ve arşiv araştırmasıyla elde edilen veriler kişisel veri olup
güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması kapsamında kamu mercileri tarafından
özel yaşamı ile ilgili sorular sorulması da dâhil olmak üzere bir
bireyin özel hayatı, iş ve sosyal yaşamıyla ilgili bilgilerinin alınması,
kaydedilmesi ve kullanılması özel hayata saygı hakkına sınırlama niteliğindedir
(AYM, E.2018/73, K.2019/65, 24/7/2019, § 169). Bu itibarla kişinin kolluk
kuvvetleri tarafından aranıp aranmadığına ilişkin bilginin de kişisel veri
niteliğinde olduğu açıktır. Bu tür kişisel verilerin değerlendirilmek amacıyla
idari mercilerce elde edilmesi kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına
yönelik bir sınırlama öngörmektedir.
26. Kolluk
kuvvetleri tarafından aranma, 5271 sayılı Kanun’da düzenlenen, bir suç iddiası
kapsamında çoğunlukla soruşturma evresinde çağrı üzerine gelmeyen veya çağrı
yapılamayan şüpheli hakkında savcının talebi üzerine sulh ceza hâkimi
tarafından yakalama emri düzenlenmiş olması, kişinin adresinin tespit
edilememiş olması, yurt dışında bulunması gibi nedenlerle hakkında çıkarılan yakalama
kararı kapsamında aranıyor olmasıdır. Anılan Kanun’a göre bu kapsamdaki bir
zorla getirme usulünün sadece şüpheli ve sanık bakımından değil, çağrıya
uymayan tanık, bilirkişi, mağdur, şikâyet eden hakkında da uygulanacak bir usul
olduğu anlaşılmaktadır. Öte yandan, Anayasa’nın 19. maddesinin ikinci
fıkrasında bir mahkeme kararının ya da kanunda öngörülen bir yükümlülüğün
yerine getirilmesi amacıyla da kişinin özgürlüğünden yoksun bırakılması gerekli
olabilir ve kişinin bu kapsamda aranıyor olması da mümkündür.
27. Kural,
arşiv araştırmasına konu olacak kolluk tarafından aranma hâlinin hangi
nedenlerle veya hangi suçlara ilişkin olacağı hususunda veya arama işlemine konu
kişiler yönünden herhangi bir ayrım yapmamıştır. Bu durumda kişi hakkında suç
şüphesine dayalı bir arama kararı olmasa bile herhangi bir nedenle alınmış
arama kararlarına ilişkin tüm kayıtların idari mercilerce arşiv araştırmasına
konu edilebileceği, aranma nedenleri bakımından bir kriter getirilmemiş olması
veya bir çerçevenin çizilmemiş olması gözetildiğinde idarenin bu hususta farklı
veya keyfi uygulamalarda bulunabilmesini mümkün kılmaktadır.
28. Bu itibarla
kuralın açık, belirli ve öngörülebilir olma ve keyfi uygulamalara imkân vermeme
özelliklerini taşımaması nedeniyle kanunilik şartını sağlamadığı sonucuna
ulaşılmıştır.
29. Öte
yandan kuralı ölçülülük yönünden değerlendirecek olursak 7315 sayılı Kanun’un,
güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması kapsamında elde edilen verilerin
Anayasa’nın 20. maddesinin üçüncü fıkrasında öngörülen özel
güvenceleri gözetme noktasında titiz bir yaklaşım ortaya koyduğu söylenemez. Bu
kapsamda Kanun’un özellikle, güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasıyla elde
edilen verilerin hangi hallerde araştırma ve/veya soruşturmanın olumsuz sonuçlanabileceğine
ilişkin herhangi bir kriter getirmediği, bu hususta bir belirleme yapmadığı
anlaşılmaktadır. Bu bakımdan incelemeye konu kural da dahil olmak üzere arşiv
araştırması veya güvenlik soruşturması kapsamındaki diğer verilerin ne ölçüde
sonuca etki edebileceğine ilişkin hiçbir çerçeve çizmeksizin bu husustaki
takdirin tümüyle değerlendirmeyi yapacak idari birimlere bırakılmış olduğu
açıktır. Bu itibarla idari merciinin, kişinin kolluk kuvvetleri tarafından
arandığına ilişkin tespite dayalı olarak arşiv araştırmasının olumsuz
sonuçlanması yönünde karar almasının önünde yasal bir engel bulunmamaktadır.
Dolayısıyla söz konusu kişisel veri tek başına kişi aleyhine sonuç
doğurabilecek şekilde kullanılabilecektir.
30. Kişinin
kolluk kuvvetleri tarafından aranıyor olmasının görevin gerektirdiği
niteliklerle bağdaşmaz bir durum olarak değerlendirilmesi hususu ilke olarak
yasama organının takdirindedir. Ancak böyle bir durumda kolluk
kuvvetleri tarafından aranma hâllerinden hangilerinin, hangi suçlar kapsamındaki
aranma durumunun arşiv araştırmasına konu edilebileceği hususunun belirli ve
öngörülebilir olması gerekir. Kuralda bu yönde bir belirliliğin sağlanmadığı
görülmektedir. Öte yandan herhangi bir nedenle aranıyor olma halinin sonuca
doğrudan etki etmemesi yönünde bir güvence getirilmediği durumda bu sefer, salt
bu verinin sonuca etki etmemesini sağlayacak nitelikte bir talep hakkının bütün
usulü güvenceleriyle birlikte sağlanması gerekmektedir. Bu bakımdan, güvenlik
soruşturması ve/veya arşiv araştırmasının olumsuz sonuçlanması nedeniyle
başvurulacak yargı yolunda, yargı mercilerinin bu hususu özel olarak
gözetmesini sağlayacak bir güvencenin de Kanun’la öngörülmediği açıktır.
31. Bununla
birlikte özel güvencelere istisna getirilmesine neden olabilecek bir durumun
var olup olmadığının de değerlendirilmesi gerekir. Kamu yararı ve kamu
güvenliği gibi nedenlere dayalı olarak işin niteliğinin zorunlu kılması
hâlinde kişisel verilerin korunması hakkına yönelik sınırlama ve müdahaleler
yönünden ortaya çıkan özel güvencelere istisna getirilebilecektir. Ancak,
kolluk kuvvetleri tarafından aranıyor olma durumu, hali hazırda kamu
görevlileri bakımından kamu hizmetini yerine getirmeye doğrudan engel
oluşturacak bir hâl olarak öngörülmemiştir. Dolayısıyla söz konusu kişisel veri
bakımından özel güvencelerin göz ardı edilmesine gerektirecek zorunlu bir
nedenin bulunduğu da söylenemez.
32. Ayrıca
kolluk kuvvetleri tarafından aranma hâline ilişkin olarak Kanun’un koyduğu bir
değerlendirme ölçütü bulunmaması nedeniyle bu hususun değerlendirme
komisyonlarınca farklı şekillerde uygulanması da imkân dahilindedir.
33. Bu itibarla
arşiv araştırmasının sonucunu ne ölçüde etkileyeceği hususunda herhangi bir
değerlendirme ölçütü öngörmeyen kuralın, kişisel verilerin korunmasını isteme
hakkının özel güvenceleriyle bağdaşmadığı ve ölçülü olmadığı anlaşılmaktadır.
34. Açılanan
nedenlerle kural Anayasa’nın 13. ve 20. maddelerine aykırıdır.
D. 7315 Sayılı Kanun’un 4. Maddesinin (1) Numaralı
Fıkrasının (c) Bendi;
35. Kural
kişi hakkında herhangi bir tahdit olup olmadığının arşiv araştırmasına konu
edileceğini düzenlemektedir.
36. Kuralda
tahditle neyin kastedildiği tam olarak anlaşılamamakla birlikte kişi hakkındaki
kısıtlama karar ve işlemlerine ilişkin bilgilerin kişisel veri olduğu açıktır.
Bu tür verilerin toplanması ve arşiv araştırmasına konu edilmesi, kişisel
verilerin korunmasını isteme hakkına yönelik bir sınırlama niteliği
taşımaktadır.
37. Hukuk
sistemimizde tahdit işlemi 5682 sayılı Pasaport Kanunu’na göre idari bir
işlemle yapılmaktadır. Yine 6749 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan
Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine
Dair Kanun'un 5. maddesinin (1) numaralı fıkrasına göre de milli güvenliğe tehdit
oluşturduğu tespit edilen yapı, oluşum veya gruplara ya da terör örgütlerine
üyeliği veya iltisakı ya da bunlarla irtibatı nedeniyle haklarında idari işlem
tesis edilenler ile aynı gerekçeyle haklarında suç soruşturması veya
kovuşturması yürütülenler, işlemi yapan kurum ve kuruluşlarca ilgili pasaport birimine
derhal bildirilir. Bu bildirim üzerine ilgili pasaport birimlerince pasaportlar
iptal edilir.
38. Dolayısıyla
hukuk sistemimizde, yargı kararları kapsamında bir güvenlik tedbiri olarak veya
idari mercilerin kararlarıyla pasaport tahdit işlemleri yapılabilmektedir.
39. Bu itibarla
tahdit işleminden kastedilenin ne olduğu ve kişi hakkındaki hangi tür tahdit
işlemlerinin arşiv araştırmasına konu olup olamayacağını belirlemeyen kural
kanunilik şartını sağlamamaktadır.
40. Öte
yandan kuralın demokratik toplum düzeninin gerekleri ve ölçülülük ilkesi
bakımından da 7315 sayılı Kanun’un 4. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b)
bendinin Anayasa’ya uygunluk denetimi kısmında demokratik toplum düzeninin
gerekleri ve ölçülülük ilkesi bakımından belirtilen gerekçelerle kural
Anayasa’ya aykırıdır.
41. Açılanan
nedenlerle kural Anayasa’nın 13. ve 20. maddelerine aykırıdır.
E. 7315 Sayılı Kanun’un 4. Maddesinin (1) Numaralı
Fıkrasının (ç) Bendinin “Kişi hakkında kesinleşmiş mahkeme kararları
ve 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 171 inci
maddesinin beşinci ve 231 inci maddesinin onüçüncü fıkraları kapsamında alınan
kararlar…” Bölümü;
42. Dava
konusu kural, arşiv araştırması kapsamında kişi hakkında kesinleşmiş mahkeme
kararları ve 5271 sayılı Kanun’un 171. maddesinin (5) ve 231. maddesinin (13)
numaralı fıkraları kapsamında alınan kararlar ile kişi hakkında devam eden veya
sonuçlanmış olan soruşturma ya da kovuşturmalar kapsamındaki olguların mevcut
kayıtlardan tespit edilmesini öngörmektedir.
43. Kişi
hakkındaki kesinleşmiş mahkeme kararları ile 5271 sayılı Kanun’un 171.
maddesinin (5) ve 231. maddesinin (13) numaralı fıkraları kapsamında alınan
kararlar, Anayasa’nın 20. maddesi kapsamında kişisel veri niteliğinde
olup bu tür kişisel verilerin değerlendirilmek amacıyla idari mercilerce elde
edilmesi kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına yönelik bir sınırlama
oluşturmaktadır.
44. Kuralla,
kişi hakkında kesinleşmiş mahkeme kararları bakımından beraat, düşme, ceza
verilmesine yer olmadığı veya mahkûmiyet kararı veyahut da diğer yargı
düzenlerine ait kesinleşmiş bir mahkeme kararı olup olmaması yönünden herhangi
bir ayrım gözetilmediği gibi hangi suçlar kapsamında kesinleşen kararların
arşiv araştırmasına konu edileceği veya kesinleşmiş mahkeme kararları açısından
değerlendirmeye esas olacak şekilde herhangi bir ölçüt benimsenmemiş ya da
derecelendirme yapılmamıştır. Kesinleşmiş mahkûmiyet niteliğinde sayılmayan
kamu davasının açılmasının ertelenmesine ilişkin kararların da tek başına arşiv
araştırmasının olumsuz sonuçlanmasının sebebi olmasının önünde engel teşkil
edecek bir güvence de getirilmemiştir. Böylece arşiv araştırması kapsamında
elde edilen verilerin kişi bakımından doğrudan sonuç doğurmasını engelleyecek,
idarenin keyfi uygulamalarının önüne geçilmesini sağlayacak güvencelerin
getirilmesi gerektiği gözetildiğinde kuralda, arşiv araştırmasına konu edilen
hususların, araştırmanın olumsuz sonuçlanmasına ne ölçüde etki edeceği hususuna
ilişkin herhangi bir ölçüte yer verilmediği görülmektedir.
45. Buna
ek olarak kural, 18 yaşından küçükler hakkında suça ilişkin kayıtların da arşiv
araştırmasına konu edilebileceği noktasında herhangi bir sınırlama
içermemektedir. Anayasa Mahkemesi Fatih Saraman kararında, Anayasa’nın
10., 41., 58., 61. ve 141. maddeleri kapsamında devletin, çocukların korunması,
topluma kazandırılması ve yargılanmalarının özel kurallara tabi tutulması
konularında gerekli tedbirlerin alınması, teşkilat ve tesislerin oluşturulması
bakımından bazı pozitif yükümlülüklerinin olduğuna işaret edilmiştir. Bu
bakımdan, kişinin 18 yaşından önce-çocukluk dönemine ait suç kayıtlarının arşiv
araştırmasına konu edilmesi noktasında da özel güvencelere bağlamındaki pozitif
yükümlülükleri gözetir tedbirlerin alınmadığı anlaşılmaktadır (benzer yönde
bkz. Fatih Saraman [GK], B. No: 2014/7256, 27/2/2019, § 87).
46. Anayasa’nın 38. maddesinin dördüncü fıkrasında “Suçluluğu
hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz.” denmek suretiyle
masumiyet karinesi güvence altına alınmıştır.
47. Kural
5271 sayılı Kanun’un 171. maddesinin (5) ve 231. maddesinin (13) numaralı
fıkraları kapsamında alınan kararların arşiv araştırmasına konu olmasını
öngörmek suretiyle masumiyet karinesini saygı hakkını ilgilendirmektedir.
48. Masumiyet
karinesi, hakkında suç isnadı bulunan bir kişinin adil bir yargılama sonunda
suçlu olduğuna dair kesin hüküm tesis edilene kadar masum sayılması gerektiğini
ifade etmekte ve hukuk devleti ilkesinin de bir gereğini oluşturmaktadır (AYM,
E.2013/133, K.2013/169, 26/12/2013). Anılan karine, kişinin suç işlediğine dair
kesinleşmiş bir yargı kararı olmadan suçlu olarak kabul edilmemesini güvence
altına almaktadır. Ayrıca hiç kimse suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar
yargılama makamları ve kamu otoriteleri tarafından suçlu olarak
nitelendirilemez ve suçlu muamelesine tabi tutulamaz (Kürşat Eyol, B.
No: 2012/665, 13/6/2013, § 26; Turgut Duman, B. No: 2014/15365,
29/5/2019, §101).
49. Adil
yargılanma hakkının bir unsuru olan masumiyet karinesinin sağladığı
güvencelerin bir yönü de ceza yargılaması sonucunda mahkûmiyet dışında bir
hüküm kurulduğunda devreye girer ve daha sonraki yargılamalarda ceza gerektiren
suçla ilgili olarak kişinin masumiyetinden şüphe duyulmamasını, kamu
makamlarının toplum nezdinde kişinin suçlu olduğu izlenimini uyandıracak işlem
ve uygulamalardan kaçınmasını gerektirir (Galip Şahin, B. No: 2015/6075,
11/6/2018, § 40, Turgut Duman, § 104).
50. Ceza
muhakemesiyle eş zamanlı olarak yürütülen, bir başka ifadeyle kişinin henüz suç
isnadı altında olduğu, ceza makamları tarafından hakkında herhangi bir hüküm
kurulmadığı süreçte devam eden disiplin soruşturma ve yargılamalarında
masumiyet karinesi bakımından önemli olan husus; kamu makamlarının işlem ya da
kararlarında belirttikleri gerekçeler veya kullandıkları dil nedeniyle bireye
cezai sorumluluk yüklememeleri, ceza mahkemeleri tarafından henüz suçlu
bulunmamış bireyin masumiyeti üzerine gölge düşürülmesine sebebiyet
vermemeleridir (Galip Şahin, § 47; Turgut Duman, § 105).
51. Bununla
birlikte ceza yargılamasına konu maddi olay ve olguların disiplin hukuku
esasları çerçevesinde diğer kamu makamlarınca (idari/adli) ayrıca
değerlendirilmesi ve bu değerlendirme sonucunda ulaşılacak kanaate göre
işlem/karar tesis edilmesi mümkündür. Bu bağlamda disiplin işlem ve
yargılamalarında ceza yargılamasında elde edilen bir delile dayanılması ya da
kişi hakkında yapılan ceza yargılamasına bir olgu olarak atıf yapılmış olması
tek başına masumiyet karinesinin sağladığı güvencelere aykırılık teşkil etmez. Ancak
adli ve idari makamların kendi görev sınırlarını aşarak kişiyi suçlu ilan
etmesi veya bu bağlamda birtakım çıkarımlarda bulunması masumiyet karinesinin
ihlaline yol açabilir. Masumiyet karinesi kapsamındaki güvencelerin sağlanıp
sağlanmadığının tespiti yapılırken ise kararın gerekçesinin bir bütün olarak
değerlendirilmesi gerekir (Galip Şahin, § 48 Turgut Duman, §
106).
52. Bu
bağlamda arşiv araştırması kapsamında bu tür bilgilerin tespit edilmesi ve
değerlendirilmesi mümkün olmakla birlikte masumiyet karinesinin zedelenmesine
neden olacak sonuçların doğmasını engelleyecek nitelikte, yalnızca bu
bilgilerin esas alınarak kişinin arşiv araştırmasının olumsuz sonuçlanmasının
önleyecek veya bu bilgilerin ne ölçüde belirleyici olacağını belirlemek
suretiyle idarenin keyfi uygulamalarını önleyecek güvencelere yer verilmesi
gerekir. Kural bu tür güvenceler de içermemektedir.
53. Açıklanan
nedenlerle kural Anayasa’nın 13., 20. ve 38. maddelerine aykırıdır.
F. 7315 Sayılı Kanun’un 4. Maddesinin
(1) Numaralı Fıkrasının (ç) Bendinin Kalan Kısmı;
54. Dava
konusu kuralla, kişi hakkında devam eden soruşturma ve kovuşturmaların yanı
sıra nasıl sonuçlandığı hususunda herhangi bir ayrım da gözetilmeksizin
sonuçlanmış tüm soruşturma veya kovuşturmalar kapsamındaki olguların arşiv
araştırmasına konu edilmesi öngörülmektedir.
55. Kuralla,
kanunlarda kendine mahsus sicile kaydedilen ve ancak belirli kişilerin
görmesine izin verilen kayıtlara güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması
yapmaya yetkili mercilerin ulaşmasına izin verilmiştir.
56. Kanun,
arşiv araştırması kapsamında kişi hakkında kesinleşmiş mahkeme kararları
bağlamında kovuşturmanın nasıl sonuçlanmış olduğu hususunda bir ayrım da
gözetmeksizin kesin nitelikli bütün hükümlerin ve soruşturmanın nasıl
sonuçlanmış olduğu hususunda bir ayrım yapmaksızın bütün kararların tespit
edilip, değerlendirme komisyonlarına sunulacağını düzenlemiştir. Bunun dışında
bu tür yargısal kararların nedenlerini oluşturan olay ve olguların herhangi bir
ayrım da gözetilmeksizin arşiv araştırması kapsamında elde edilmesinin,
demokratik toplum düzeninde zorunlu bir toplumsal ihtiyaca karşılık geldiği
söylenemez.
57. Açıklanan
nedenle kural Anayasa’nın 13. ve 20. maddelerine aykırıdır.
G. 7315 Sayılı Kanun’un 5. Maddesinin (1) Numaralı Fıkrasının (a)
Bendi;
58. Kural,
kişinin ataması yapılacağı görevin gerektirdiği niteliklerle ilgili kolluk
kuvvetleri ve istihbarat birimlerindeki olgusal verilerinin mevcut kayıtlardan
tespit edilmesini düzenlemektedir.
59. Kamu
görevine alınacaklar veya milli güvenlik açısından stratejik önemi haiz birim,
proje, tesis ve hizmetlerde istihdam edilenler bakımından hizmetin gerektirdiği
niteliklerin taşınıp taşınmadığının değerlendirilmesi bakımından ilgili meslek
kanunlarının ve diğer alt mevzuatta yer alan şartların belirlenmiş olduğu
açıktır. Ancak kural, idari mercilerin söz konusu mevzuatla sınırlamamıştır. Bu
durumda, görevin gerektirdiği niteliklerle ilgili kolluk kuvvetleri ve
istihbarat ünitelerindeki olgusal verilerin hangi bağlamda araştırılacağı
hususu, bu araştırmanın yapılmasını isteyecek idari birimin takdirine
bırakılmıştır. Ancak kanun koyucu, 7315 sayılı Kanun’un 6. maddesinin (2)
numaralı fıkrasında, güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapmakla
görevli birimlerin, kendilerine iletilen taleple sınırlı olarak güvenlik
soruşturması ve arşiv araştırması kapsamında bakanlıklar ile kamu kurum ve
kuruluşları arşivlerinden ve elektronik bilgi işlem merkezlerinden gerekli
bilgi ve belgeler ile bu Kanun’un 4. maddesinin birinci fıkrasının (ç) bendi
kapsamındaki karar ve kayıtları almaya yetkili olduğunu düzenlemektedir
dolayısıyla güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasını talep eden kurum,
görevin gerektirdiği niteliklerle ilgili bilgi ve kayıtların elde edilmesini
talep edebilecektir. Ancak bu hususta idare keyfi uygulamanın önüne geçecek
nitelikte, örneğin ilgili meslek ve göreve ilişkin mevzuatın aradığı şartlar
kapsamında bir kayıtla dahi sınırlandırılmamış, araştırmayı yapacak birimlere
mesleki niteliklerle ilgili kayıtların neler olabileceği hususunda herhangi bir
çerçeve belirlenmemiştir.
60. Kanun’un
7. maddesinde belirtilen, memuriyet veya kamu görevlerine uygunluğunun
değerlendirilmesini sağlayacak yorum içermeyen olgusal verilerin, güvenlik
soruşturması ve arşiv araştırması yapmakla görevli birimlerce ilgili kurum ve
kuruluş bünyesinde kurulan Değerlendirme Komisyonuna iletileceği ve
Değerlendirme Komisyonu kendisine iletilen verilere ilişkin nesnel ve gerekçeli
değerlendirmelerini yazılı olarak atamaya yetkili amire sunacağına ilişkin
ölçütlerin yeterli bir çerçeve çizdiği söylenemez.
61. Özellikle
istihbarat kayıtlarında yer alabilecek bilgilerin kapsamının oldukça geniş
olabileceği düşünüldüğünde, idareye tanınan yetkinin de çok geniş olduğu
açıktır. Ayrıca bu tür bilgilerin ne ölçüde güvenlik soruşturmasının sonucuna
etki edebileceği hususunun da düzenlenmemiş olduğu düşünüldüğünde kuralın hangi
kişisel verilere ulaşılabileceği hususunda yeterli bir öngörülebilirliği
sağlamadığı sonucuna varmak mümkündür.
62. Açıklanan
nedenle kural Kanun’un 3. maddesinin (2) numaralı fıkrasının kalan kısmı
yönünden Anayasa’nın 13. ve 20. maddesine aykırıdır.
H. 7315 Sayılı Kanun’un 5. Maddesinin (1) Numaralı Fıkrasının
(b) Bendi;
63. Dava
konusu kural, kişinin yabancı devlet kurumları ve yabancılarla ilişiğinin
mevcut kayıtlardan ve kişinin görevine yansıyacak hususların denetime elverişli
olacak yöntemlerle yerinden araştırılmak suretiyle tespit edilmesini güvenlik
soruşturması kapsamında öngörmek suretiyle kişisel verilerin korunmasını isteme
hakkına yönelik sınırlama getirmektedir.
64. Kuralda,
yabancı devlet kurumları ve yabancılarla ilişiğin hangi kayıtlardan elde
edileceğine ilişkin bir açıklık bulunmamaktadır. Bu durumda bu tür bilgilerin
7315 sayılı Kanun’un 5. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendinde
belirtildiği gibi kolluk kuvvetleri ve istihbarat kayıtlarından elde
edilmesinin önünde yasal bir engel bulunmamaktadır.
65. Öte
yandan kişilerin yabancı devlet kurumlarıyla ve yabancılarla ilişkileri eğitim,
ticaret, turizm, bilimsel ve sanatsal faaliyet, ebeveyn, çocuk veya yakınların
bakımı, bireysel eğitim hizmeti sunumundan faydalanma, özel hayat ve aile
hayatı kapsamındaki ilişkiler gibi çok çeşitli alanlara ilişkin olabilir. Bu
hususlara dair tutulabilecek kayıtlardan hangilerinin güvenlik soruşturmasına
konu edileceği hususu kanunla belirlenmemiş veya bu hususta sınırlayıcı bir
çerçeve oluşturulmamıştır. Bu itibarla kuralın kanunilik şartını sağlanmadığı
sonucuna ulaşılmıştır.
66. Açıklanan
nedenlerle kural Anayasa’nın 13. ve 20. maddelerine aykırıdır.
I. 7315 Sayılı Kanun’un 5. Maddesinin (1) Numaralı Fıkrasının
(c) Bendi;
67. Dava
konusu kural, kişinin terör örgütleri veya suç işlemek amacıyla kurulan
örgütlerle eylem birliği, irtibat ve iltisak içinde olup olmadığının mevcut
kayıtlardan ve kişinin görevine yansıyacak hususların denetime elverişli olacak
yöntemlerle yerinden araştırılmak suretiyle tespit edilmesini güvenlik
soruşturması kapsamında öngörmektedir.
68. Kural
kapsamındaki güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasıyla elde edilen veriler
kişisel veri niteliğinde olup bu verilerin değerlendirilmesi ile güvenlik
soruşturmasının olumsuz sonuçlanabileceği gözetildiğinde kuralla kamu hizmetine
girme hakkına yönelik bir sınırlama getirdiği anlaşılmaktadır.
69. Anayasa’nın
20. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin özel hayatına ve aile hayatına saygı
gösterilmesini isteme hakkına sahip olduğu, özel hayatın ve aile hayatının
gizliliğine dokunulamayacağı belirtilmiş; üçüncü fıkrasında da “Herkes,
kendisiyle ilgili kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına sahiptir.
Kişisel verilerin korunmasına ilişkin esas ve usuller kanunla düzenlenir”
denilerek kişisel verilerin korunması özel hayatın gizliliğinin korunması
kapsamında güvenceye kavuşturulmuştur. Anayasa’nın 13. maddesinde de temel hak
ve hürriyetlerin yalnızca Anayasa’nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere
bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabileceği ifade edilmiştir.
70. Kanuni
düzenleme ilkesi, düzenlenen alanda temel ilkelerin kanunla konulmasını ve
çerçevenin kanunla çizilmesini ifade etmektedir. Bu ilke uyarınca kamu
görevlilerinin nitelikleri ve atanmalarına ilişkin kuralların kanunda
gösterilmesi, kuralın açık, anlaşılır ve sınırlarının belli olması
gerekmektedir.
71. Kişisel
verilerin korunmasını isteme hakkı, insan onurunun korunması ve bireyin
kişiliğini serbestçe geliştirebilmesi hakkının özel bir biçimi olarak bireyin
hak ve özgürlüklerini kişisel verilerin işlenmesi sırasında korumayı
amaçlamaktadır.
72. Anayasa’nın
20. maddesi uyarınca kişisel veriler ancak kanunda öngörülen hâllerde veya
kişinin açık rızasıyla işlenebilir. Dolayısıyla kişisel verilerin korunmasını
isteme hakkına sağlanan anayasal güvencenin yaşama geçirilebilmesi için bu
hakkı ilgilendiren yasal düzenlemelerin açık, anlaşılabilir ve söz konusu
hakkın kullanılabilmesine elverişli olması gerekir. Ancak böyle bir düzenleme
ile kişilerin özel hayatlarını ilgilendiren veri, bilgi ve belgelerin resmî
makamların keyfî müdahalelerine karşı korunması mümkün hâle gelebilir.
73. Kuralda
güvenlik soruşturmasına ve arşiv araştırmasına konu edilecek bilgi ve
belgelerin neler olduğuna, bu bilgilerin ne şekilde kullanılacağına,
Değerlendirme Komisyonunun bu verileri nasıl değerlendireceği ilişkin temel
ilkeler belirlenmemiştir.
74. Kurala
konu ibarelerden biri de “…eylem birliği,…” ibaresidir. Kamu görevlilerinin terör örgütleri ile ne tür bir
eylem birliği içinde olacağı hususu belirsizdir. Kuralla güvenlik
soruşturması kapsamına dahil olacak durumların herhangi bir tereddüde yer
vermeyecek şekilde açık ve net olarak belirlendiği ve kuralın kanunilik şartını
sağladığı söylenemez.
75. Açıklanan
nedenle kural Anayasanın 13., 20. ve 70. maddelerine aykırıdır.
J. 7315 Sayılı Kanun’un 6. Maddesinin (2) Numaralı Fıkrasında
yer alan ““…bu Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (ç) bendi
kapsamındaki karar ve…” İbaresi;
76. Kural,
güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapmakla görevli birimlerin, bu
Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (ç) bendi kapsamındaki karar ve
kayıtları almaya yetkili kılmaktadır.
77. Aynı
Kanun’un 4. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (ç) bendinde belirtilen
Anayasa’ya aykırılık gerekçeleri bu ibare için de geçerlidir.
K. 7315 Sayılı Kanun’un 7. Maddesinin (1) Numaralı Fıkrasının
Üçüncü Cümlesi;
78. 7315
sayılı Kanun’un 7. maddesi ile güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması
sonucunda elde edilen verilerin değerlendirilmesi amacıyla bir
değerlendirme komisyonu oluşturulacağı hüküm altına alınmıştır.
79. Anayasanın
2. maddesinde düzenlenen hukuk devleti; eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan
haklarına saygılı, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adil
bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, hukuki güvenliği sağlayan,
Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuk kurallarıyla kendini
bağlı sayan ve yargı denetimine açık olan devlettir.
80. Hukuk
devletinin temel unsurlarından biri olan belirlilik ilkesi yasal
düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve
kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir
ve nesnel olmasını, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı
koruyucu önlem içermesini gerektirir. Belirlilik ilkesi, hukuksal güvenlikle
bağlantılı olup kişinin kanunda belirli bir kesinlik içinde hangi somut eylem
ve olguya hangi hukuksal yaptırımın veya sonucun bağlandığını, bunların idareye
hangi müdahale yetkisi verdiğini bilmesini zorunlu kılmaktadır. Kişi ancak bu
durumda kendisine düşen yükümlülükleri öngörebilir ve davranışlarını
ayarlayabilir. Hukuki güvenlik ilkesi ise, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde
devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde bu güven
duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar (AYM, E.2020/80,
K.2021/34, 29/4/2021, § 25).
81. Anılan
maddeyle oluşturulacak değerlendirme komisyonlarının nasıl oluşturulacağı
belirlenmiş ise de değerlendirmenin nasıl yapılacağı konusunda bir belirlilik
yoktur. Kural, söz konusu kanunda belirtilen hizmetlerde çalışacak
kişiler hakkında elde edilen verilerin hizmet bazında belirli bir bütünlük
içerisinde değerlendirilmesine imkân vermemektedir. Bu kapsamda görev yapacak
kişiler bakımından oluşabilecek keyfi uygulamaların önüne geçebilecek bir
çerçeve belirlenmemiştir.
82. Açıklanan
nedenle kural Anayasa’nın 2. ve 13. maddelerine aykırıdır.
L. 7315 Sayılı Kanun’un 8. Maddesinin (1) Numaralı Fıkrasında
Yer Alan “…istihbari faaliyetlere konu olmayan…” İbaresi
83. Kuralla,
güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması kapsamında elde edilen, kişisel veri
olduğu konusunda kuşku bulunmayan, kişinin istihbari faaliyetlere konu olan ve
millî güvenlik, kamu güvenliği, kamu düzeni ve ekonomik güvenlik ile ilgili
istihbarat faaliyetleri kapsamında kalan verilerine erişmesi, bunların
düzeltilmesi ve silinmesi talepleri, (1) numaralı fıkrada belirtilen, bu
taleplerin karşılanmasına ilişkin tedbirlerin alınacağı yükümlülüğünün dışında
tutulmuştur.
84. Anayasa’nın
20. maddesi uyarınca kişisel veriler ancak kanunda öngörülen hâllerde veya
kişinin açık rızasıyla işlenebilir. Anayasa’nın 13. ve 20. maddeleri uyarınca kişisel
verilerin korunmasını isteme hakkının kişinin açık rızasının bulunduğu
durumların haricinde ancak kanunla sınırlanması mümkündür.
85. İstihbari
faaliyet sonucu elde edilen verilerin kural olarak kişilerle paylaşılmamasının
haklı ve makul nedenleri olabilir. Ancak 7315 sayılı Kanun’un 8. maddesinin (3)
numaralı fıkrasının ikinci cümlesinde millî savunma, millî
güvenlik, kamu güvenliği, kamu düzeni ve ekonomik güvenlik ile ilgili
istihbarat faaliyetleri kapsamında elde edilen bilgilerin kişiye verilmeyeceği
öncelikle hüküm altına alınmıştır. Bu itibarla söz konusu alanlara ilişkin
kişisel nitelikli veri kapsamında da olsa istihbari nitelikli verinin kişilere
verilemeyeceği açıktır.
86. Öte
yandan kuralın “Maddeye göre hakkında arşiv araştırması ve güvenlik
soruşturması yapılan kişi, millî savunma, millî güvenlik, kamu güvenliği, kamu
düzeni ve ekonomik güvenlik ile ilgili istihbarat faaliyetleri kapsamında elde
edilen bilgiler hariç olmak üzere kişisel verileri hakkında bilgilendirilecek,
bu verilere erişebilecek, bunların düzeltilebilmesini ve silinmesini talep
edebilecektir.” şeklindeki gerekçesi de göz önünde bulundurulduğunda,
istihbari faaliyete konu olan kendisiyle ilgili kişisel veri kavramından millî
savunma, millî güvenlik, kamu güvenliği, kamu düzeni ve ekonomik güvenlik ile
ilgili istihbarat faaliyetler kapsamında elde edilen bilgiler anlaşılmalıdır.
Ancak bu tür bir yoruma kuralın lafzıyla bağdaşmamaktadır. Dolayısıyla dava
konusu kuralda herhangi bir sınırlama yapılmaksızın her türlü istihbari
bilginin ilgili kişiyle paylaşılmayacağı hükme bağlanmışken aynı maddenin (3)
numaralı fıkrasının ikinci cümlesinde sadece millî savunma, millî güvenlik,
kamu güvenliği, kamu düzeni ve ekonomik güvenlik ile ilgili istihbarat
faaliyetleri kapsamında elde edilen bilgilerin kişiyle paylaşılmayacağı hükme
bağlanmak suretiyle bir belirsizliğe neden olunduğu ve bu itibarla kuralın
kanunilik ilkesini sağlamadığı sonucuna varmak mümkündür.
87. Diğer
taraftan, millî savunma, millî güvenlik, kamu güvenliği, kamu düzeni ve
ekonomik güvenlik ile ilgili olmayan ve kişinin kendisi ile ilgili olan
verileriyle ilgili bilgilendirilmesi, bu verilere erişmesi, bunların
düzeltilmesi ve silinmesi taleplerinin karşılanmamasının meşru amacının
olmadığı açıktır.
88. Öte
yandan kuralın meşru bir amacının var olduğunun kabul edilmesi durumunda da
sınırlamanın demokratik bir toplumda zorunlu bir ihtiyacın karşılanması
bakımından ölçülü olup olmadığını irdelemek gerekir. Kişinin
millî savunma, millî güvenlik, kamu güvenliği, kamu düzeni ve ekonomik güvenlik
gibi hususlarla ilgisi olmayan istihbari nitelikteki kişisel verilerinin
güvenlik soruşturmasına dayanak alınmasını engelleyecek güvence getirilmediği
anlaşılmaktadır. Üstelik Kanun bu bilgilerin güvenlik soruşturmasının olumsuz
sonuçlanmasına ne ölçüde etki edebileceği hususunda bir ölçüt de getirmemiştir.
Kişi bu nedenle kamu görevine hiç alınmayabilir. Buna karşın kişinin bu
bilgilerin ne olduğu hususunda hiçbir şekilde bilgilendirilmemesi, bu verilere
erişememesi, bunların düzeltilmesi veya silinmesi talebinde bulunamaması kişi
üzerinde sürekli olarak ağır bir baskı ve külfet yaratacağı açıktır. Hiç
şüphesiz bu tür istihbari yöntemlerle elde edilmiş verilerin kişilerin doğrudan
hassas nitelikteki verilerine ilişkin olduğu ortadadır.
89. Güvenlik
soruşturmasının olumsuz sonuçlanması hâlinde yapılacak yargısal denetimle bu
bilgilerin somut olay bakımından irdelenmesi mümkün olabilecekse de bu yolla
düzeltilmelerini güvence altına alan bir yoruma ulaşmayı sağlayan bir düzenleme
de bulunmamaktadır.
90. Ayrıca
2937 sayılı Kanun’un ek 1. maddesinin birinci fıkrasında “Millî İstihbarat
Teşkilatı uhdesindeki istihbari nitelikteki bilgi, belge, veri ve kayıtlar ile
yapılan analizler, Türk Ceza Kanununun İkinci Kitap Dördüncü Kısım Yedinci
Bölümünde yer alan suçlar hariç olmak üzere, adli mercilerce istenemez.”
hükmüne yer verilmektedir. Bu itibarla mevcut bir güvenlik soruşturmasının
olumsuz sonuçlanması hâlinde, sonuca dayanak teşkil edebilecek 2937 sayılı
Kanun kapsamında kalan bir bilginin yargı mercilerince dahi denetlenememesi
mümkün olmayabilecektir.
91. Kaldı
ki bu tür bilgilerin güvenlik soruşturmasına konu olması
durumunda söz konusu bilgiyi güvenlik soruşturmasını gerçekleştiren ve
değerlendiren mercilerin göndermesinin isteneceği ve bu hususta bir sınırlama
getirilmemiş olduğu gözetildiğinde bu tür bilgilerin de yargılama sürecinde
değerlendirilmesinin mümkün olabileceği ileri sürülebilir ise de yargı
mercilerince verilecek kararlar, otomatik olarak o bilginin düzeltilmesi
sonucunu doğurmayacaktır. Bu nedenle gereken her durumda sistemde mevcut olan
bu bilgilerin tekrar tekrar kullanılması da söz konusu olabilecektir. Bu
durumun ise kişinin üzerinde ağır bir külfet yaratacağı şüphesizdir.
92. Kişisel
verilerin korunmasını isteme hakkının özel güvencelerinin bulunduğu, söz konusu
özel güvencelerin, verinin kişi hakkında otomatik olarak sonuç doğurma ihtimali
olduğu durumda, kişinin veri ile çelişme imkânına ilişkin usul güvencelerinin
sağlanması gerektiği, özellikle güvenlik soruşturması
kapsamında elde edilen verilerin istihbari nitelik taşıdığı ve güvenlik
soruşturmasının olumsuz sonuçlanmasına dayanak teşkil etmesi bakımından
idarenin takdir yetkisinin herhangi bir şekilde sınırlanmadığı gözetildiğinde
kuralın kişisel verilerin korunmasını isteme hakkının özel güvencelerini
gözetir bir nitelik taşımadığı anlaşılmıştır.
93. Açıklanan
nedenle kural Anayasa’nın 13. ve 20. maddelerine aykırıdır.
M.7315 Sayılı Kanun’un 8. Maddesinin (3) Numaralı Fıkranın
İkinci Cümlesi;
94. Kural,
millî savunma, millî güvenlik, kamu güvenliği, kamu düzeni ve ekonomik güvenlik
ile ilgili istihbarat faaliyetleri kapsamında elde edilen bilgilerin kişiye
verilemeyeceğini hüküm altına almaktadır.
95. 7315
sayılı Kanun’un 8. maddesinin (1) numaralı fıkrasında yer alan “…istihbari
faaliyete konu olmayan…” ibaresinin Anayasa’ya uygunluk denetimi bölümünde
kanunilik ve meşru amaç şartları bakımından belirtilen gerekçeler bu kura
yönünden de geçerlidir.
96. Anılan
Kanun’un 10. maddesinin (2) numaralı fıkrasında güvenlik soruşturması ve arşiv
araştırmasını yapan birimlerdeki istihbari faaliyete konu olmayan ilgilisine
ait güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasına ait verilerin iki yılın
sonunda silineceği ve yok edileceği öngörülmüştür. Dolayısıyla istihbari
faaliyete ilişkin kişisel veya kişisel olmayan veriler silme işlemine tabi
değildir.
97. Kurala
konu istihbari nitelikteki bilgiler ise sadece kişi ile doğrudan ilgili olmayan
millî savunma, millî güvenlik, kamu güvenliği, kamu düzeni ve ekonomik güvenlik
ile ilgili bilgilerdir. Dolayısıyla bu tür bilgilerin kişiye verilmemesinin
bilgilerin niteliği de gözetildiğinde makul karşılanabileceği söylenebilir.
98. Ancak
güvenlik soruşturmasının olumsuz sonuçlanması hâlinde bu işlemin yargısal
denetiminde kişi hakkında veri olarak kullanılan bu tür bilgilerin yanlış
olduğunun ortaya çıkması hâlinde bu bilgilerin düzeltilmesine ilişkin bir
güvence öngörülmediği gibi Kanun’un 10. maddesinin (2) numaralı fıkrası
uyarınca istihbari nitelikteki bu veriler silme işlemine de tabi olmayacaktır.
Bu durumda kişi ile uzak ilgisi olsa da kurala konu bilgilerin güvenlik
soruşturması ve arşiv araştırmasının yapıldığı sistemlerde süresiz olarak
kalacağı, istihbari yöntemlerle elde edildiği gözetildiğinde bu verilerin
hassas nitelikli kişisel veri olabileceği, herhangi bir süre öngörmeksizin
istihbarat kayıtları dışında güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapan
birimlerde de bu verilerin süresiz şekilde kalabileceği düşünüldüğünde kuralın
demokratik bir toplumda zorunlu bir ihtiyacı karşılamadığı ve kişisel verilerin
korunmasını isteme hakkının özel güvencelerini gözetir bir nitelik taşımadığı
anlaşılmaktadır.
99. Açıklanan
nedenlerle kuralı Anayasa’nın 13. ve 20. maddelerine aykırıdır.
N. 7315 Sayılı Kanun’un 10. Maddesinin (2) Numaralı Fıkrasında
Yer Alan “…istihbari faaliyete konu olmayan…” İbaresi;
100. Kural,
kişisel verilerin silinmesi ve yok edilmesine ilişkin istisnaları
düzenlemektedir. Buna göre güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasını yapan
birimlerdeki istihbari faaliyete konu olmayan ilgilisine ait güvenlik
soruşturması ve arşiv araştırmasına ait veriler iki yılın sonunda silinir ve
yok edilir. Anılan fıkrada yer alan “…istihbari faaliyete konu olmayan…”
ibaresi dava konusu kuralı oluşturmaktadır.
101. Kuralla,
ilgilisine ait veya kişiyle doğrudan ilgisi olup olmadığı önem taşımaksızın
istihbari faaliyete konu verilerin silme ve yok etme işleminden istisna
tutulduğu, bu hususta da farklı bir düzenleme getirilmediği anlaşılmaktadır.
102. Anayasa
Mahkemesi pek çok kararında, güvenlik soruşturmasına ve arşiv araştırmasına
konu edilecek bilgi ve belgelerin ne suretle ve ne kadar süre ile
saklanacağına, ilgililerin söz konusu bilgilere itiraz etme imkânının olup
olmadığına, bilgilerin bir müddet sonra silinip silinmeyeceğine, silinecekse bu
sırada izlenecek usulün ne olduğuna, yetkinin kötüye kullanımını önlemeye
yönelik nasıl bir denetim yapılacağına ilişkin herhangi bir düzenleme yapılmadığı,
dolayısıyla güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasının yapılmasına ve elde
edilecek verilerin kullanılmasına ilişkin keyfiliğe izin vermeyecek şekilde
belirli ve öngörülebilir kanuni güvencelere yer verilmediği gerekçesiyle
Anayasa’ya aykırılık yönünde sonuçlara ulaşmıştır (örneğin AYM, E.2018/91,
K.2020/10, 19/02/2020, § 133).
103. Bu
itibarla kuralla öngörülen istihbari faaliyete konu ilgilisine ait verilerin
silme ve yok etme işleminden istisna tutulması, silme ve yok etme işleminin bu
veriler yönünden daha uzun bir süreye dahi tabi kılınmaması, bu verilerin
sınırsız süreyle sitemde kalması ve tekrar kullanılabilir olması gözetildiğinde
kuralın demokratik toplum düzeninin gerekleri bakımından zorunlu bir ihtiyacı
karşılamadığı sonucuna ulaşılmıştır.
104. Açıklanan
nedenlerle kural Anayasa’nın 13. ve 20. maddelerine aykırıdır.
O. 7315 Sayılı Kanun’un 12. Maddesi;
105. Kuralla
güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasına ilişkin olarak devletin güvenliğini,
ulusun varlığını ve bütünlüğünü iç ve dış menfaatlerinin zarar
görebileceği veya tehlikeye düşebileceği bilgi ve belgeler ile gizlilik
dereceli kamu personeli ile meslek gruplarının tespiti, birim ve kısımların
tanımlarının yapılması, söz konusu soruşturma ve araştırmanın usul ve esasları
ile bunu yapacak birimler ve değerlendirme komisyonlarının çalışma usul ve
esasları ile uygulamaya ilişkin diğer hususlar Cumhurbaşkanınca çıkarılacak
yönetmeliğe bırakılmıştır.
106. Anayasa'nın
7. maddesinde “Yasama yetkisi Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet
Meclisinindir. Bu yetki devredilemez.” denilmektedir.
107. Özellikle
gizlilik dereceli belgeler, birimler, hizmetler ve çalıştırılacak personelin
kimler olacağı hususu ile güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması sonucu
elde edilecek verilerin nasıl değerlendirileceğine ilişkin ölçüt ve ilkelerin
kanunla belirlenmediği, verilerin tartışılması ve düzeltilmesi ile sistemde ne
kadar süreyle kalacaklarına ilişkin güvencelerin yeterli ölçüde kanunla
belirlenmediği anlaşılmıştır.
108. Güvenlik
soruşturması ve arşiv araştırması kapsamında kişisel verilerin elde edilmesi,
bu verilerin değerlendirilmesi sonucu kişilerin kamu hizmetine girme hakkı,
çalışma hakkı ile memur ve diğer kamu görevlilerine ilişkin birtakım özel güvencelere
yer veren Anayasa’nın 128. maddesi göz önünde bulundurulduğunda, bu alanları
ilgilendiren hususlarda düzenleme yapma yetkisinin yürütmeye bırakılmasında
kanunla belirlenmesi gereken çerçevenin daha katı biçimde yorumlanması
gerektiği sonucuna varmak gerekir.
109. Bu itibarla
kural yasama yetkisinin devredilemezliği ve kanunilik ilkeleriyle
bağdaşmamaktadır.
110. Açıklanan
nedenlerle kural, Anayasa’nın 7., 13., 20. ve 70. maddelerine aykırıdır.
P. 7315 Sayılı Kanun’un 13. Maddesinin; (2) Numaralı Fıkrasıyla
31/7/1970 Tarihli ve 1325 Sayılı Askeri Okullar, Askeri Öğrenciler, Askeri
Fabrikalar ve Bazı Düzenlemeler Hakkında Kanun’a Eklenen Ek 16. Maddenin, (4)
Numaralı Fıkrasıyla 9/7/1982 Tarihli ve 2692 Sayılı Sahil Güvenlik Komutanlığı
Kanunu’nun 7. Maddesine Eklenen On İkinci Fıkranın, (5) Numaralı Fıkrasıyla
10/3/1983 Tarihli ve 2803 Sayılı Jandarma Teşkilat, Görev ve Yetkileri
Kanunu’nun 13. Maddesine Eklenen Yedinci Fıkranın, (6) Numaralı Fıkrasıyla
25/4/2001 Tarihli ve 4652 Sayılı Polis Yüksek Öğretim Kanunu’na Eklenen ek 3.
Madde;
111. Dava
konusu kurallarla, yükseköğretim öncesi ve yükseköğretim düzeyinde Millî
Savunma Bakanlığı, Sahil Güvenlik Komutanlığı, Jandarma Genel
Komutanlığı, Polis Akademisi nam ve hesabına eğitim göreceklerle ilgili güvenlik
soruşturması ve arşiv araştırmasının yapılacağı düzenlenmektedir.
112. Kural
kapsamındaki kişiler, haklarında yapılacak güvenlik soruşturması ve arşiv
araştırması nedeniyle eğitim hakkından, dolayısıyla kamu hizmetine girme
hakkından hukuka uygun olmayan nedenlerle mahrum kalabileceklerdir.
113. Söz
konusu kuralların kişisel verilerinin korunmasını isteme hakkına yönelik
sınırlama getirildiği anlaşılmaktadır. Bu düzenleme ile kişisel verilerin işlenmesi,
kullanılması ve korunması hususlarında tereddüde yer bırakmayacak şekilde
kanuni çerçeve belirlenmemiş olup kuralların; belirli, ulaşılabilir ve
öngörülebilir olduğu söylenemez.
114. Açıklanan
nedenlerle kurallar Anayasa’nın 13., 20. ve 70. maddelerine aykırıdır.
R. 1325 sayılı Kanun’a eklenen ek 11. maddede yer alan “...Cumhurbaşkanı...”
İbaresi;
115. Dava
konusu kuralla, anılan maddenin uygulanmasına ilişkin hususlar ile söz konusu
hizmetlerin yerine getirilmesinde diğer kurum ve kuruluşların görev, yetki ve sorumluluklarının
usul ve esaslarının belirlenmesine ilişkin düzenleyici işlem niteliğinde olan
ve MİT tarafından hazırlanacak yönetmeliğin Cumhurbaşkanının onayı ile
yürürlüğe gireceği öngörülmektedir.
116. Anayasa'nın
7. maddesinde “Yasama yetkisi Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet
Meclisinindir. Bu yetki devredilemez.” denilmektedir. Yasama yetkisinin
Türkiye Büyük Millet Meclisine (TBMM) ait olması ve bu yetkinin
devredilememesi, kuvvetler ayrılığı ilkesinin bir gereğidir. Bu hükme yer veren
Anayasa'nın 7. maddesinin gerekçesinde yasama yetkisinin parlamentoya ait
olması "demokrasi rejimini benimseyen siyasi rejimlerde kaçınılmaz bir
durum" olarak nitelendirilmiştir. Ayrıca, gerekçede "Millet
adına kanun koyma yetkisini yasama meclisi yerine getirir. Bu yetki
devredilemez. Ancak, Anayasanın 99 ve 129 uncu maddeleri hükümleri
saklıdır" denilmek suretiyle bu ilkenin anlamı ve istisnaları
belirtilmiştir. Madde gerekçesinden de anlaşılacağı üzere, yasama yetkisinin
devredilemezliği, esasen kanun koyma yetkisinin TBMM dışında başka bir organca
kullanılamaması anlamına gelmektedir. Anayasa'nın 7. maddesi ile yasaklanan,
kanun yapma yetkisinin devredilmesidir. (AYM, E.2011/42, K.2013/60, 9/5/2013;
AYM, E.2021/73, K.2022/51, 21/4/2022, § 15).
117. Türevsel
nitelikteki düzenleyici işlemler bakımından yürütmenin düzenleme yetkisi,
sınırlı, tamamlayıcı ve bağımlı bir yetkidir. Bu nedenle temel ilkeleri
belirlenmeksizin ve çerçevesi çizilmeksizin, yürütme organına düzenleme yetkisi
veren bir kanun kuralı ile sınırsız, belirsiz, geniş bir alanın yürütmenin
düzenlemesine bırakılması, Anayasa'nın belirtilen maddesine aykırılık
oluşturur. (AYM, E.2011/42, K.2013/60, 9/5/2013; E.2019/36, K.2021/15,
4/3/2021, § 57).
118. Kural,
özel hayata saygı hakkı kapsamında Anayasa’nın 20. maddesinin üçüncü fıkrasında
güvence altına alınan kişisel verilerin korunması hakkı
kapsamında kalan pek çok hususu ilgilendiren alanlarda MİT tarafından
hazırlanan yönetmeliğin Cumhurbaşkanının onayı ile yürürlüğe gireceğini
düzenlemektedir.
119. Kişisel
verilerin korunmasını isteme hakkına yönelik sınırlama yapma yetkisinin
yürütmeye bırakılmasında kanunla belirlenmesi gereken çerçevenin daha katı
biçimde yorumlanması gerektiği açıktır. Kuralla, anılan hakkın sınırlanması
bakımından belirliliği sağlayabilecek nitelikte bir çerçeve çizilmediği
sonucuna varmak gerekir.
120. Bu
itibarla kural yasama yetkisinin devredilemezliği ve kanunilik ilkeleriyle
bağdaşmamaktadır.
121. Açıklanan
nedenlerle kural, Anayasa’nın 7. ve 20. maddelerine aykırıdır.
S. 7078 Sayılı Kanun’un; 159. Maddesiyle 6191 Sayılı Kanun’un 3.
Maddesinin (3) Numaralı Fıkrasının Değiştirilen (f) Bendinin, 160. Maddesiyle
6191 Sayılı Kanun’un 6. Maddesinin (1) Numaralı Fıkrasına Eklenen (d) Bendinin
ve (4) numaralı Fıkrasına Eklenen (h) Bendi;
122. Kurallar,
Türk Silahlı Kuvvetlerinde istihdam edilecek sözleşmeli personelin ön sözleşme
ile er adayı olarak göreve başlamaları için kural olarak arşiv araştırması ve
güvenlik soruşturmasının olumlu sonuçlanmasını gerekli kılmak, bu sürecin
sonucunda yapılacak sözleşmeler bakımından güvenlik soruşturmasının olumsuz
sonuçlanmasını ise sözleşmenin süresinden önce feshi nedenleri olarak belirtmek
suretiyle kişisel verilerin korunması hakkı ile kamu hizmetine girme hakkına
yönelik sınırlama getirmektedir.
123. Anayasa
Mahkemesi yine dava konusu olan 6191 sayılı Kanun’un 6. maddesinin (4) numaralı
fıkrasının (h) bendini “mülga 26/10/1994 tarihli ve 4045 sayılı Kanun uyarınca
yapılan güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması” yönünden incelemiş güvenlik
soruşturması sonucunda kişisel veri niteliğindeki bilgilerin
alınmasına, kullanılmasına, işlenmesine yönelik güvenceler ve temel ilkeler
kanunla belirlenmeksizin bunların alınmasına ve kullanılmasına izin
verilmesinin Anayasa’nın 13. ve 20. maddeleriyle bağdaşmadığı sonucuna
ulaşmıştır (AYM, E.2022/33, K.2022/67, 01/06/2022, § 14).
124. 7315
sayılı Kanun’un 3. maddesinin (2) numaralı fıkrasında yer alan “…gizlilik
dereceli birimler ile…” ve “…kamu kurum ve kuruluşlarında çalışacak
öğretmenler,…” ibarelerinin Anayasa’nın 13. ve 70. maddelerine uygunluk
denetiminde açıklanan gerekçeler ile 4. maddesinin (b), (c) ve (ç) bentleri, 5.
maddesinin (a), (b) ve (c) bentleri, 7. maddesinin (1) numaralı fıkrasının
üçüncü cümlesi, 8. maddesinin (1) numaralı fıkrasında yer alan “…istihbari
faaliyete konu olmayan…” ibaresi ve (3) numaralı fıkrasının ikinci
cümlesinin Anayasa’ya aykırılık gerekçeleri uygun olduğu ölçüde dava konusu
kural yönünden de geçerlidir.
125. Açıklanan
nedenle kurallar Anayasa’nın 13., 20. ve 70. maddelerine aykırıdır.
126. Yukarıda
açıklanan sebeplerle 7315 sayılı Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması
Kanunu’nun dava konusu bazı fıkra ve ibarelerinin Anayasa’ya aykırı olmadığına
dair mahkememiz çoğunluğu kararlarına iştirak edilmemiştir.
|
Üye
Selahaddin MENTEŞ
|
Üye
Kenan YAŞAR
|