ANAYASA MAHKEMESİ KARARI
Esas Sayısı:1968/26
Karar Sayısı:1969/14
Karar günü:18 ve 19 Şubat 1969
Resmi Gazete tarih/sayı:25.2.1970/13430
İptal
dâvasını açan : Türkiye İşçi Partisi Millet Meclisi Grubu.
İptal
dâvasının konusu : 15/7/1965 günlü ve 648 sayılı Siyasî Partiler Kanununu"
74. maddesini değiştiren 22/2/1968 günlü ve 1017 sayılı Kanunun (29/2/1968
günlü ve 12839 sayılı Resmî Gazete'de yayınlanmıştır.) Anayasa'nın 12,, 55. ve
56. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüş ve yine Anayasa'nın 149. ve 150.
maddelerine dayanılarak tümünün iptali istenilmiştir.
l-
METİNLER :
-1017
sayılı Kanunun :
İptali
istenilen 22/2/1968 günlü ve 1017 sayılı Kanun şöyledir:
(Madde
l- 13 Temmuz 1965 tarihli ve 648 sayılı Siyasî Partiler Kanununun 74. maddesi
aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir:
Devletçe
yardım;
Madde
74- A) Bir önceki milletvekili genel seçimlerinde muteber oyların Türkiye
çapında:
1.
Yüzde beşinden yüzde onuna kadarını alan siyasî partilere her yıl beş yüz bin
lira;
2.
Yüzde onbirinden yüzde yirmisine kadarını alan siyasî partilere her yıl bir
milyon lira;
3.
Yüzde yirmibirinden yüzde otuzuna kadarını alan siyasî partilere her yıl iki
milyon lira;
4.
Yüzde otuzbirinden yüzde kırkına kadarını alan siyasî partilere her yıl iki
milyon
beş yüz bin lira;
5.
Yüzde kırkbirinden yüzde ellisine kadarını alan siyasî partilere her yıl üç
milyon lira;
6.
Yüzde ellisinden fazlasını alan siyasî partilere her yıl üç milyon beş yüz bin
lira; ve
B)
Milletvekili genel seçimlerine henüz girmemiş bulunan ve Türkiye Büyük Millet
Meclisi üye tamsayısının en az yüzde beşine sahip olup da, il merkezlerinin en
az üçte birinden ve (Merkez ilçeler dahil) ilçe merkezlerinin keza en az üçte
birinden işbu kanun ve parti tüzüğü hükümleri uyarınca partinin yönetim
kurullarını kurmuş olan siyasî partilere de her yıl beşyüz bin lira, Hazinece
ödenir.
C)Bu
ödemelerin, malî yıl başlangıcım takip eden bir hafta içinde tamamlanması
zorunludur.
Madde
2- Bu kanun yayımı tarihinden yürürlüğe girer.
Madde
3- Bu kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.
2-
Davacının dayandığı Anayasa hükümleri: Dâvacının dayandığı Anayasa hükümleri
şöyledir:
(Madde
12- Herkes, dil, ırk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din ve mezhep
ayinini gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.
Hiçbir
kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz.
Madde
55- Vatandaşlar, kanunda gösterilen şartlara uygun olarak, seçme ve seçilme
hakkına sahiptir.
Seçimler,
serbest, eşit, gizli, tek dereceli genel oy, açık sayım ve döküm esaslarına
göre yapılır.
Madde
56- Vatandaşlar, siyasî parti kurma ve usulüne göre partilere girme re çıkma
hakkına sahiptir.
Siyasî
partiler, önceden izin almadan kurulur ve serbestçe faaliyette bulunurlar.
Siyasî
partiler, ister iktidarda ister muhalefette olsunlar, demokratik siyasî hayatın
vazgeçilmez unsurlarıdır.)
3-
Davacının gerekçesi özeti: Davacının gerekçesi özeti şöyledir:
Anayasa'nın
12. maddesi eşitlik ilkesini koymuş ve kişilere, ailelere, zümrelere veya
sınıflara imtiyaz tanınmasını yasaklamıştır. 1017 sayılı Kanun, seçime katılma
hakkını kazanmış siyasî partiler arasında fark gözettiği için bu madde hükmüne
aykırıdır.
Anayasa'nın
55. maddesine göre seçimlerde eşitlik gerekir. Devlet kimi siyasî partileri
malî yönden desteklerse ve böylece seçime katılan siyasî partiler arasında bu
ayırım yapılırsa seçimlerin eşitliğinden söz edilemez.
Anayasa'nın
56. maddesi siyasî partileri, ister iktidarda ister muhalefette olsunlar,
demokratik siyasî hayatın vazgeçilmez unsurları saymaktadır. Anayasa
"İster muhalefette olsunlar" deyimini kullanarak bir sayası partinin
az oy alması olanağını öngörmüştür; ancak iktidardaki partilere az oy almış
partiler aleyhine Devlet parasiyle propaganda yapma olanağını asla tanımış
değildir.
II-
İLK İNCELEME:
Anayasa
Mahkemesi içtüzüğünün 15 .maddesi gereğince 6/6/1968 gününde yapılan dik
inceleme toplantısında iptali istenen kanunun 29/2/1968 günlü ve 12839 saplı
Resmî Gazete'de yayınlandığı ;dâva dilekçesinin Anayasa Mahkemesi Genel
Sekreterliğince 13/5/1968 gününde kaleme havale edildiği ve 22/4/1962 günlü, 44
sayılı Kanunun 26. maddesinin birinci fıkrasına göre dâvanın bu tarihte açılmış
sayılması gerektiği; Türkiye îşçi Partisi Millet Meclisi Grubunun ikinci Dönem
üçüncü toplantı yılında ondört üyesi bulunduğu; bunlardan onunun katılmasiyle
yapılan 12/4/1968 günlü ve 18 sayılı grup toplantısında "Siyasî Partiler
Kanununun 74. maddesinin değiştirilmesine dair 1017 sayılı Kanun" hakkında
Anayasa Mehkemesine iptal dâvası açılmasına karar verildiği ve kararın 44
sayılı Kanunun 25. maddesinin 2 sayılı bendine uyduğu; dâvayı açan Ankara
Milletvekili Rıza Kuas'ın Türkiye İşçi Partisi Millet Meclisi Grubunun başkan
vekillerinden olduğu görülmüş ve Anayasa'nın 149. ve 150. ve 44 sayılı Kanunun
21., 22., 25. ve 26. maddelerine uygun bulunan dâvanın esasının incelenmesine
oybirliğiyle karar verilmiştir.
III-
ESASIN İNCELENMESİ:
Dâvanın
esasına ilişkin rapor, dâva dilekçesi ve ekleri, Anayasa'ya aykırılığı ileri
sürülen kanun, davacının dâvasına dayanak yaptığı Anayasa hükümleri, bunlarla
ilgili gerekçeler ve yasama meclisleri görüşme tutanakları ve konu ile ilişkisi
bulunan öteki metinler okunduktan sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
1017
sayılı Kanunun başlığı (Siyasî Partiler Kanununun 74. maddesinin
değiştirilmesine dair kanun )dur. Kanun, yukarıda görüldüğü üzere, üç maddeden
ibarettir. Birinci madde 648 sayılı Kanunun 74. maddesini değiştirmektedir. 2.
ve 3. maddeler ise yürürlük tarihine ve yürütmeye ilişkindir.
74.
maddedeki hüküm değişikliği aslında milletvekili genel seçimlerine henüz
girmemiş siyasî partilerle ilgili bir fıkra eklenmesinden ibaret ise de, 1017
sayılı Kanun, 74. maddenin tümünün değiştirilmesini öngörmüş ve eskisinin yerme
yeni bir 74. madde metni getirmiştir. Dâva dilekçesinde bu konudan (Siyasi
Partiler Kanununun 74. maddesine bir fıkra eklenmesine dair 22/2/1968 günlü ve
1017 sayılı Kanun )diye söz edilmektedir. Ancak dilekçede kanunun sayısı ve
kabul tarihi doğru olarak gösterilmiş, tümünün iptali istenilmiş; Türkiye İşçi
Partisi Millet Meclisi grubundan dâvanın açılışına ilişkin 12/4/1968 günlü
kararından da kanunun başlığı aslına uygun olarak (Siyasî Partiler Kanununun74.
maddesinin değiştirilmesine dair Kanun) biçiminde belirtilmiştir. Böylece
ereğin Siyasî Partiler Kanununun 74. maddesinin değiştirilmesine dair 22/2/1968
günlü ve 1017 sayılı Kanunun iptali olduğu ve dâva dilekçesinde kanunun başlığı
yazılırken zühule düşüldüğü ortada bulunduğundan işin üzerinde bu bakımdan
durulmasına yer yoktur.
1017
sayılı Kanunun 648 sayılı Siyasî Partiler Kanununun 74. maddesini değiştiren 1.
maddesinin; başka deyimle 648 sayılı Kanunun 1017 sayılı Kanunun 1. maddesiyle
değişik 74. maddesinin iki yönden ele alınması gerekecektir. Bu madde siyasî
partilere Devletçe yardım edilmesini öngörmekte ve yardım için bir takım
belirli koşulların gerçekleşmesini gerekli kılmaktadır. Öyle ise birinci sorun,
siyasî partilere Devletçe yardım edilmesinin ilke bakımından Anayasa'ya aykırı
olup olmadığıdır. Bu yönden Anayasa'ya aykırılık bulunmadığı sonucuna varılırsa
ortaya ikinci sorun çıkacaktır. O da siyasî partilere değişik 74. maddenin,
öngördüğü biçimde Devletçe yardım edilmesinin Anayasa'ya aykırı bulunup
bulunmadığıdır. 18 ve 19 Şubat 1969 günlerinde yer alan görüşmeler bu sıraya
göre yapılmıştır.
1-
Siyasî Partilere Devletçe yardım edilmesinin ilke bakımından Anayasa'ya aykırı
olup olmadığı sorunu:
Siyasi
partilere Devletçe yardım edilmesi yolunda bir ilkenin kabulü bunlara Devlet
Hazinesinden yani yurtdaşların vergi ödevini yerine getirerek Devlete
verdikleri paralardan ödemelerde bulunulması sonucunu doğurur. Anayasa'nın
vergi ödevini koyan 61. maddesi, herkesin kamu giderlerini karşılamak üzere,
malî gücüne göre vergi ödemekle yükümlü olduğunu hükme bağlamıştır. Demek ki
Anayasa'nın 61. maddesine dayanılarak kanunlarla konulmuş malî yükümlerden elde
edilen paraların ancak kamu giderlerinin karşılanması yolunda kullanılması
düşünülebilir. Böyle olduğuna göre sorunun çözümlenebilmesi için siyasî
partilere Devletçe ödenecek yardım paralarının kamu giderleri arasında yer alıp
alamıyacağının araştırılması zorunludur. Bu zorunluk önce ve özellikle siyasî
partilerin ve gördükleri işlerin niteliği üzerinde durulmasını gerekli kılar.
Türkiye
Cumhuriyeti Anayasa'sı, siyasî partileri doğrudan doğruya kamu hukuku
müessesesi ve Devlet organı olarak nitelemiş değildir. Ancak yine Anayasa'nın
partileri özel kesim kuruluşları saymadığı ve bunlara üstün bir önem verdiği de
apaçık ortadadır. Siyasî partilerin uyacakları esasların Anayasa'da yer alması
(Anayasa : Madde 57/1) bunların yine bir Anayasa hükmü ile gelir kaynaklan ve
giderleri hakkında Anayasa Mahkemesine hesap vermek zorunda bırakılmaları
(Madde 57/2): kapatılmalarının ancak Anayasa Mahkemesi kararma bağlı tutulması
(Madde 19/5 ve 57/4); Anayasa'ca demokratik siyasî hayatın vazgeçilmez
unsurları olarak tanınmaları ve tanımlanmaları (Madde 56/3) Anayasa açısından
siyasî partilerin yerlerini bulmağa yarayacak olgulardır. Bunlar daha ilk
bakışta siyasî partilerin alelade dernek olmadığı, onların çok ilerisinde ve
üstünde bulunduğu gerçeğini ortaya koyar.
Siyasî
partileri demokratik siyasî hayatın vazgeçilmez unsurları olarak belirten
deyimi yalnızca siyasî partilere değer ve şeref verme bükümü gibi nitelemek
yanlış olur. Bu hüküm altında Anayasa'nın Türkiye için çok partili bir
demokrasi düzenini öngördüğünün kanıtı ve siyasî partileri böyle bir düzenin
gerektirdiği ölçüde çoğaltma ve geliştirme talimatı vardır. Çok partili
demokrasi düzeninin gerekli kıldığı ölçüde siyasî partinin yaşamasına ve
gelişmesine halkın ilgisinin yeterli olmadığı hallerde Devlet de bu alanda
maddî, manevî desteğini esirgerse Anayasa koyucusunun ereği yerini bulmamış
olacaktır.
Anayasa'nın
siyasî partilere verdiği büyük önem, onların göreceği işle orantılıdır ve
yerindedir. Siyasî partiler, 648 sayılı Kanunun 1. maddesinde de tanımlandığı
üzere, toplum ve Devlet düzenini, kamu faaliyetlerini belirli görüşleri
yönünden yönetmek, denetlemek ve etkilemek için sürekli çalışan kuruluşlardır.
Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeliği ve mahallî idareler seçimleri bu
çalışmalarda onların başlıca yollandır. Seçimlerin görüşlerine ve oylarına
siyasî partiler yön verirler. Öte yandan halktan yön alan, halkın Devlet
yönetimine katılmasında ve siyasî iradenin şekil almasında aracılık ve
yardımcılık edenler de yine siyasî partilerdir. Siyasi partiler halkın
demokrasi alanında yetişmesi, olgunlaşması için adeta bir okul hizmeti
görürler. Seçim düzeninin, hele nisbî seçimde, temeli, belkemiği siyasî
partilerdir.
Demokrasi
düzeninin işleyişi, hatta Devletin yönetilmesi yolundaki kolaylaştırıcı ve
hazırlayıcı bütün bu ve benzeri faaliyetlerin kamu yaran niteliği, tartışmayı
gerektirmeyecek bir açıklıkla ortadadır. Kamu yararına olan sürekli
faaliyetlerin siyası partileri kamu yararına çalışan kuruluşlar durumuna
getirdiğinden de şüphe edilmez. Siyasî partilere bu niteliği kazandıran yalnız
çalışmaları da değildir. Aslında Anayasa, yukarıda değinildiği üzere, koyduğu hükümlerle
onları böyle bir niteliğe ulaştırmıştır. Öte yandan çalışmalarını üyelerinin
olağan yardımlarıyle sürdüremeyen siyasî partiler, paraca güçlü bir takım kişi
ve kuruluşların etki ve baskısı altına düşmek ve soysuzlaşmak tehlikesiyle de
karşılaşırlar. Böyle bir tehlikeyi Devletin yardımı uzaklaştırabilir. Yardımda
bu bakımdan da kamu yararına bulunduğu söz götürmez.
Siyasî
partilerin ve çalışmalarının niteliği bu olunca, partilere Devletçe yapılacak
para yardımının kamu giderleri arasında sayılabilmesi gibi bir sonuç
kendiliğinden ortaya çıkar. Şu duruma göre siyasî partilere Devletçe yardım
edilmesinin ilke bakımından Anayasa'ya aykırı olduğu düşünülemez.
Üyelerden
Salim Başol, Avni Givda, Muhittin Taylan, İhsan Ecemiş, Recai Seçkin, Ahmet
Akar ve Muhittin Gürün bu görüşe katılmamışlardır.
2-
648 sayılı Kanunun 1017 sayılı Kanunun 1. maddesiyle değişik 74. maddesinin
Anayasa'ya aykırı olup olmadığı sorunu:
Siyasî
partilere Devletçe yardım edilmesinin, ilke olarak Anayasa'ya aykırı
bulunmadığı sonucuna varıldığına göre şimdi de bu ilkenin uygulama ölçü ve
koşullarını hükme bağlayan değişik 74. maddenin Anayasa'ya uygunluk bakımından
ele alınıp incelenmesi gerekecektir.
648
sayılı Kanunun 74. maddesini değiştiren 1017 sayılı Kanunun 1. maddesi siyasî
partileri bir önceki milletvekili genel seçimlerine girenler, milletvekili
genel seçimlerine henüz girmemiş bulunanlar olmak üzere ikiye ayırmaktadır.
Milletvekili genel seçimlerine girmiş siyasî partilerin Devlet yardımından
yararlanabilmeleri için bir önceki milletvekili genel seçimlerinde geçerli
oyların Türkiye çapında yüzde beşini veya daha yukarısını almış olmaları
şarttır. Bu durumdaki siyasi partiler aldıkları oy oranına göre altı aşama
içinde sıralanmışlardır. Oyların yüzde beşinden yüzde onuna kadarını alanlara
1. aşamada; yüzde onbirinden yüzde yirmisine kadarını alanlara 2. aşamada;
yüzde yirmibirinden yüzde otuzuna kadarını alanlara 3. aşamada; yüzde
otuzbirinden yüzde kırkını alanlara 4. aşamada; yüzde kırkbirinden yüzde
ellisine kadarını alanlara 5. aşamada; yüzde ellisinden fazlasını alanlara 6.
aşamada yer verilmiştir. Bunlara Hazinece yılda ödenecek para beşyüz bin
liradan başlamakta; yardım, aşama sırasiyle, bir milyon, iki milyon, iki milyon
beşyüz bin, üç milyon lira olmakta ve 6. aşamada üç milyon beşyüz bin lirayı
bulmaktadır. Milletvekili genel seçimlerine henüz girmemiş siyasî partilerin
Devlet yardımından ya Milletvekili genel seçimlerine henüz girmemiş siyasî
partilerin Devlet yardımından yararlanabilmeleri için ise, Türkiye Büyük Millet
Meclisi üye tamsayısının en az yüzde beşine sahip olmaları; il merkezlerinin en
az üçte birinde, ilçe merkezlerinin keza en az üçte birinde Siyasî Partiler
Kanunu ve parti tüzüğü hükümleri uyarınca partinin yönetim kurullarını kurmuş
olmaları gereklidir. Bu durumdaki siyasî partilere yılda beşyüz bin lira
ödenmesi öngörülmüştür.
Siyasî
Partiler Kanununun 74. maddesinin değişiklikten önceki metninde ise sadece bir
önceki milletvekili genel seçimlerine girip te geçerli oyların, Türkiye
çapında, yüzde beşini ve daha yukarısını almış siyasî partilere Devletçe yardım
edileceği hükme bağlanmış; ancak geçici 4. maddenin ikinci fıkrasiyle bir kez
için siyasî partiler Kanununun yayınımdan önceki genel milletvekili seçimine
katılmamış olan ve Kanununun yayımı tarihinde Millet Meclisinde grubu bulunan
siyasî partilere de Devlet yardımından yararlanma hakkı tanınmıştır.
Görülüyor
ki dâva konusu hüküm, koyduğu bir takım kayıtlarla siyasî partileri ikiye
bölmüş, bunlardan bir bölümüne Devletçe yardım edilmesini sağladığı halde öteki
bölümünü böyle bir olanaktan yoksun bırakmıştır. Siyasî partilere Devletçe
yardım, bir zorunluğun sonucu ise bu zorunluk siyasî partilerin bir bölümü
bakımından değil tümü bakımından var demektir. Bunlardan bir bölümünün Devlet
yardımı kapsamının dışında bırakılması adalet ve eşitlik ilkeleriyle
bağdaştırılamaz. Anayasa, herhangi bir ayırım gözetilmeksizin siyasî partileri,
iktidarda veya muhalefette, büyük ve güçlü, yahut küçük Ve güçsüz olsunlar,
demokratik siyasî hayatın vazgeçilmez unsurları saymıştır. Devlet yardımında
siyasî partiler arasında ayırıma gidilmesi; yardımın kapsamı dışında
bırakılmaları demokratik siyasî hayatın vazgeçilir unsurları durumuna düşürür.
Böyle bîr tutumun Anayasa'nın koyduğu ilke ile (Madde 56) uyuşması mümkün değildir.
Devlet
yardımı bakımından siyasî partiler arasında ayırım yapılmasına gidildi mi,
değişmez nesnel ölçüler bulma güçlüğü veya bu türlü ölçülerden kaçınma eğilimi;
zamana ve ihtiyaca göre yeni ölçüler bulup getirme çabası kendini gösterebilir.
Milletvekili genel seçimlerine girmemiş siyasî partilerin Devlet yardımından
yaralanabilmesi için 648 sayılı Kanunun geçici 4. maddesinin İkinci fıkrasında
Millet Meclisinde grupları bulunması koşulu benimsendiği halde 1017 sayılı
Kanunda bu ilke bir yana bırakılmış ve yardımdan yararlanabilecek siyasi
partinin Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısının en az yüzde beşine sahip
olması ve il ve ilçe merkezlerimin en az üçte birinde parti yönetim kurulunu
kurmuş bulunması zorunluğu hükme bağlanarak ortaya yeni bir ilke çıkarılmıştır.
Hele nesnel ve değişmez olmayan böyle ölçüler Türkiye Büyük Millet Meclisinde
oyçokluğunu elde tutan topluluğun dilediği, biçimde belirli bir siyasî partiyi
kayırma veya güç duruma düşürme yahut bu iki ereği birden gerçekleştirme olanağının
sağlanmasına yol acar ve Devlet yardımım keyfiliğe doğru yöneltir. Böyle bir
durumun ise siyasî partiler arasında genel olarak ayırım gözetmeyen Anayasa'ya
aykırılığı ortadadır.
Devlet
yardımından bütün siyasî partilerin yararlanmaları ile ortaya bir takım
sakıncaların çıkacağı ileri sürülebilir. Başlıca sakıncalardan biri bu yüzden
fırsatçı ve kapkaççı partilerin türemesi ve Devlet parasının boşuna harcanması
olasılığıdır. Siyasî partilerin gelir kaynakları ve giderleri hakkında Anayasa
Mahkemesine hesap vermeleri zorunluluğunun, kötüye kullanmaları önleme
bakımından bir güvence olması bir yana, alacağı tedbirlerle akla gelebilecek
bütün sakıncaları ortadan kaldırma, hiç değilse en aşağı dereceye indirme yasa
koyucunun daima elindedir. Kaldı ki hiçbir sakınca Anayasa'ya aykırı bir
tutumun sürüp gitmesini haklı ve kabule değer kılamaz. Çünkü bir konuda,
Anayasa'ya aykırılık halinden daha ağır bir sakınca olmasa gerektir. Bütün
siyasî partileri demokratik siyasî hayatın vazgeçilmez unsurları sayan Anayasa'nın
yalnız bir alanda, Anayasa Mahkemesine iptal dâvası açma konusunda partiler
arasında bir ayırım gözettiği (Madde 149); son milletvekili genel seçimlerinde
oy sayısının en az yüzde onunu alan veya Türkiye Büyük Millet Meclisinde
temsilcisi bulunan siyasî partilere dâva hakkı tanımakla bu ayırımda bile pek
geniş davrandığı ve haktan olabildiğince çok sayıda partinin yararlanmasını
öngördüğü unutulmamalıdır.
Dâva
konusu 1017 sayılı Kanunun 1. maddesinde öngörülen ve beşyüz bin liradan
başlayarak üç milyon beşyüz bin liraya kadar yükselebilen yardım parasının ne
gibi esaslara göre bu miktarlar üzerinde saptandığını ne metinde ne de
gerekçede belli edilmediğinden söz konusu aşamalandırmadan doğan ayırımın haklı
nedenlere dayandığı belli olmadığı gibi, bu paraların harcanma biçimi ve
yerleri de belirli koşullara bağlanmış değildir. Şu durumiyle partilerin
herhangi bir ihtiyacına serbestçe tahsisi edilebilecek olan Devlet yardımı
ileride kanun değiştirmeleriyle bugünkünün beş on katına da çıkarılabilir.
Yukarıda da açıklandığı üzere siyasî partilere Devletçe yardım edilmesinin
Anayasa'ya aykırı olmaması bu paraların kamu giderleri arasında yer
alabilmesine bağlıdır. Bu da ancak yardım paralarının siyasî partilerin kamu
yararına olan faaliyetlerine harcanması ile sağlayabilir. Siyasî partilerin
çeşitli işleri ve giderleri vardır. Bunların hepsinde kamu yararı bulmak mümkün
değildir. 1. madde ise, herhangi bir sınırlamaya yer vermediği için, Devlet
yardımının siyasî partilerin kamu yararına olmayan iş ve hizmetlerine
harcanması olanağı ve olasılığını taşımaktadır. Dâva konusu hükmün bu yönüyle
de, Anayasa'ya uygunluğu düşünülemez.
Yukarıdan
beri açıklanan nedenlerle 1017 sayılı Kanunun 648 sayılı Kanunun H. maddesini
değiştiren 1. maddesi; bir başka deyimle 648 sayılı Kanunun 1017 sayılı Kanunun
1. maddesiyle değişik 74. maddesi tüm olarak Anayasa'ya aykırıdır.
İptali
gerekir.
Üyelerden
Celâlettin Kuralmen, Hakkı Ketenoğlu, Fazıl Uluocak, Sait Koçak ve Halit Zarbun
bu görüşe katılmamışlardır.
3-
1017 sayılı Kanunun 2 ve 3. maddeleri:
1017
sayılı Kanunun 2. maddesi yürürlük tarihini, 3. maddesi ise yürütme yetkisini
düzenlemektedir. Bunlarda Anayasa'ya aykırı bir yön bulunmadığı ortadadır.
Ancak kanunun 1. maddesinin tüm olarak iptal edilmesi 2. ve 3. maddelerin
uygulanamaması sonucunu doğuracaktır. 44 sayılı Kanunun 28. maddesinin ikinci
fıkrası böyle bir durumda uygulanamayacak hükümlerin iptal edilebileceğini
öngörmüştür. Şu hale göre 1017 sayılı kanunun 2. ve 3. maddelerinin de
iptallerine gidilmesi yerinde olur.
IV-
SONUÇ:
1-
648 sayılı Siyasî Kanununun 74. maddesini değiştiren 22/2/1968 günlü ve 1017
sayılı Kanunun, siyasî partilere Hazinece para ödenmesi ilkesi bakımından
Anayasa'ya aykırı olmadığına üyelerden Salim Başol, Avni Givda, Muhittin
Taylan, İhsan Ecemiş, Recai Seçkin, Ahmet Akar ve Muhittin Gürün'ün karşı
oylarıyla ve oyçokluğu ile;
2-
Siyasî Partiler Kanununun 1017 sayılı Kanunun 1. maddesiyle değişik 74. maddesinin
tüm olarak Anayasa'ya aykırı bulunduğuna ve iptaline üyelerden Celâlettin
Kuralmen, Hakkı Ketenoğlu, Fazıl Uluocak, Sait Koçak ve Halit Zarbun'un karşı
oylarıyla ve oyçokluğu ile;
3-
Aynı 1017 sayılı Kanunun 2. ve 3. maddelerinin 44. sayılı Kanunun 28. maddesi
uyarınca iptaline oybirliği ile;
18
ve 19 Şubat 1969 günlerinde yapılan görüşmeler sonunda Anayasa'nın 149. 150. ve
152. maddeleri gereğince karar verildi.
|
|
|
|
Başkanvekili
Lütfi
Ömerbaş
|
Üye
Salim
Başol
|
Üye
Feyzullah
Uslu
|
Üye
Celalettin
Kuralmen
|
|
|
|
|
Üye
Hakkı
Ketenoğlu
|
Üye
Fazlı
Uluocak
|
Üye
Sait
Koçak
|
Üye
Avni
Givda
|
|
|
|
|
Üye
Muhittin
Taylan
|
Üye
İhsan
Ecemiş
|
Üye
Recai
Seçkin
|
Üye
Ahmet
Akar
|
|
|
|
Üye
Halit
Zarbun
|
Üye
Ziya
Önel
|
Üye
Muhittin
Gürün
|
KARŞI
OY YAZISI
1-
Anayasa, 56. ve 57. maddelerinde siyasal partilere yer vermiştir ve onları
demokratik siyasal yaşantının vazgeçilmez varlıkları saymıştır. Ancak bu
hükümler onlara hiçbir zaman devlet içinde başka deyimle devlet kuruluşları
içinde birer varlık niteliği tanımayı ve onların, gördükleri işlere ilişkin
giderleri devletçe karşılanması gereken birer gider saymayı öngörmüş değildir.
Fazla olarak Anayasa'mız 56. maddesinin ikinci fıkrasında partilerin serbestçe
kurulacağını ve serbestçe çalışacağını kesin hükme bağlamakla onların gerek
kuruluşlarında, gerekse çalışmalarında devletten gelecek herhangi bir etkiden
uzak tutulmalarını, doğrudan doğruya veya dolayısiyle devletten gelecek
herhangi bir etki altında bırakılmamalarını sağlamak istemiştir.
2-
Bugünkü Anayasalarda ve bu arada bizim Anayasa'mızda devlet yaşantısı için
vazgeçilmez varlıklar olan bir takım varlıklar ile doğrudan doğruya devlet
yapısı içinde yer alan ve o yapıyı oluşturan bir takım varlıklar yan yana
düzenlenmiş bulunmaktadır. Bunun önemli bir örneği, Anayasa'nın 46. maddesinde
ilke olarak hükme bağlanan işçi ve işveren sendikalarıdır. Gerçekten,
demokratik hukuk devleti için siyasal partiler ne büyük bir önem gösterirlerse,
sosyal devlet için dahi sendikalar o denli büyük bir önem gösterir. Anayasa'mızın
ikinci maddesi gereğince Türkiye Cumhuriyeti yalnızca demokratik bir devlet
olmayıp hem demokratik, hem de sosyal bir hukuk devletidir. Bununla birlikte
hiç kimse, sendikaların devlet yapısı içinde yer alan birer kuruluş olduğunu
ileri sürmüş değildir. Bu yüzden herhangi bir varlığın Anayasa'da vazgeçilmez
bir öğe (Unsur) olarak gösterilmiş bulunması, onun devlet yapısından bir parça
olmasını ve gördüğü işlerin giderlerinin devletçe karşılanmasını gerektiren
birer kamu hizmeti olmasını zorunlu kılmaz. Sözün kısası, siyasal partiler,
devlet örgütü içinde yer alan birer kuruluş ve gördükleri işler ise giderleri
devletçe ödenecek birer kamu hizmeti değildir.
3-
Siyasal partilerin Anayasa açısından çalışmalarım nitelendirmek istersek
bunların çalışmalarının iki temele dayandığını görürüz. Bunlardan birincisi;
yasama seçimleri ile öbür kamu seçimlerinde halk oyunun oluşturulmasında etkili
varlıklar olarak çalışmaları ve böylece seçimler yolu ile halkın iradesinin
devlet iradesi olarak ortaya çıkmasını sağlamalarıdır. Bu çalışmalardan
ikincisi ise, seçimlerin yapıldığı tarihler arasında partilerin halkın Anayasa
organlarının kararlan üzerinde etki sahibi olmasını sağlamaktır. Gerçekten
siyasal partilerin iç kuruluşları zorunlu olarak demokrasi ilkelerine uygun
bulunduğu için belli bir konuda ulustan belli bir yığının iradesi siyasal
partiler aracılığı ile Anayasa organlarının karar verecekleri konular üzerinde
görüşünü yansıtır ve böylelikle halk iradesi partiler aracılığı ile Anayasa
organlarının iradelerini etki altında tutar.
Halk
iradesinin oluşumu ile devlet iradesinin oluşumu, birbirlerini, birçok biçimde
sınırlar, halkın yönetimi demek olan demokraside bu irade oluşumu, halktan
devlet organlarına doğru uygulanan etki sonucunda ortaya çıkmaktadır, yoksa
devlet organlarından halka doğru olan etki sonunda değil... Bu şu demektir ki
devlet organları halk iradesinin oluşumu üzerinde çaba göstermekten, kural
olarak, yasaklanmışlardır başka deyimle halk iradesinin oluşumu, ilke olarak
devlet organlarının, devlet örgütlerinin etkisi dışında kalacaktır. Yasama,
yürütme organın veya yönetimin halk oyunun oluşumuna karışması, halk oyunun ve
iradesinin devlet organları karşısında serbest ve açık olarak oluşması
gerektiği ilkesiyle, ancak ve ancak bu karışmanın Anayasa'ya dayanan bir
nedenle haklı gösterilebildiği ölçüde bağdaşabilir. Örneğin, halk oyunun
seçimlerde Anayasa'ya uygun bir İrade oluşumunu sağlamak başka deyimle
Anayasa'nın doğrultusuna aykırı bir irade oluşumunu önlemek ya da hükümet veya
yasama çalışmalarını halka duyurmakta olduğu gibi ayrık durumlarda böyle bir
işe karışma, Anayasaya uygun görünebilir.
Az
önce de belirtildiği gibi, demokrasi halkın devlet organları üzerinde egemen
olduğu bir düzeni anlatması açısından, her kuraldan önce Anayasa'nın başlangıç
hükümleriyle 2. maddesi hükmü uyarınca Türk Devletinin demokratik bir devlet
olması ilkesi halk iradesinin ve halk oyunun oluşunun da devlet organlarının
etkili olmamasını gerektirir. Bundan başka, Anayasa'nın 4. maddesini
egemenliğin, bağsız ve koşulsuz Türk Ulusunun olduğu ve ulusun egemenliğini,
Anayasa'nın koyduğu kurallar uyarınca yetkili organlar eliyle kullanacağı
ilkesi de, ulusun iradesinin veya ulusun oyu demek olan kamu oyunun devlet
organlarının etkisi dışında oluşmasını zorunlu kılar. Bunun tersinin
düşünülmesi, bir bakıma ulusun vekili durumunda olan ve bundan Ötürü onun
buyruğu altında sayılması gerekli bulunan organların müvekkillerini dolaylı
olarak kendi buyrukları altına almak istemeleri demek olur ki böyle bir vekil
ve müvekkil ilişkisi, özel hukuk alanında bile hukuka uygun sayılamaz. Bundan
başka, Anayasa'nın basın özgürlüğü ile İlgili olarak koyduğu sansür yasağı,
haber düşünce ve kanıların serbestçe yayımlanmasını engelleyici veya zorlayıcı
nitelikte siyasal, iktisadî, malî veya teknik sınırlandırmalar konulması
yasağı, halkın basın dışı haberleşme araçlarından yararlanıp düşünce ve
kanılara ulaşmasını ve kamu oyunun serbestçe oluşumunu köstekleyici
kayıtlamalar koyma yasağı (Anayasa Mad. 22., 23., 26) ile radyo ve televizyon istasyonlarının
özerk bir kamu kuruluşu biçiminde örgütlendirilmesine, her türlü radyo ve
televizyon yayınlarının yansızca yapılmasına ilişkin ilkeler, (Anayasa Mad.
121) devlet organlarının halk iradesinin ve kamu oyunun oluşumunu etkisi
altında tutamıyacağı düşüncesine dayanmaktadır.
Halk
iradesinin ve oyunun devlet etkisi dışında ve serbestçe oluşumunu öngören
Anayasa buyruğu, siyasal partilerin bu yoldaki çalışmaları dolayısiyle, onların
birer devlet kurulu durumuna sokulmalarına engeldir ve onların örgütlenmiş
devlet yapısı alanı içine alınmalarını yasaklamaktadır. Partilerin akçe
ihtiyaçlarının tümünü veya üstün bir bölüğünü devletin karşılaması partilere
devlet sorumluluğu yükleyecek ve onların eylemli olarak devlet örgütü içine
girmiş gibi bir duruma sokacaktır. Böyle bir yardımla devlet organları, halk
oyunun ve iradesinin oluşumu üzerinde etkili olabilecektir. Anayasa bakımından
herşeyden önce partilerin halk oyunu ve iradesini serbestçe ve devlet etkisi
dışında oluşturmaları gereği, partilerin her ne olursa olsun kurulmaları ve yaşatılmaları
gereğinden daha üstün bir değer göstermektedir ve partiler devlet örgütü içinde
birer varlık sayılmadıkları ve Anayasa organlarının partilere malî kaynak
sağlama yolu ile halkın oyunu ve (iradesinin oluşumu üzerinde etki sağlamaları,
Anayasa'nın partilerden beklediği işin görülmesine engel olacağı için, bu durum
Anayasa'ya aykırılık yaratacaktır, başka deyimle Anayasa'mıza göre ancak
Anayasa organlarının etkisi dışında kalarak halk oyunu ve iradesini oluşturan
partiler, demokratik yaşantının birer vazgeçilmez varlığıdır.
4-
Partilere bütçeden para ödenmedikçe onların siyasal çalışmalarını yapamaz
duruma düşecekleri ve demokrasinin ülkede işlemez olacağı düşüncesi dahi böyle
malî yardımı haklı ve Anayasa'ya uygun göstermek için yeterli değildir. Böyle
bir düşünce, yurttaşların siyasî parti kurma ve yaşatma yolunda yetenekten ve
eğilimden yoksun bulundukları anlamına gelir. Oysaki siyasal parti olmazsa
yurttaşlar bugün için iradelerini açığa vurup siyasal kararlar veremez ve
devlet organlarının siyasal nitelikteki kararlan üzerinde de yeterince etki
sağlayamaz.
Siyasal
partiler devlet yardımı yapılmasını haklı göstermek üzere onların ödevlerini
konularına yabancı malî kaynaklardan bağımsız olarak yapabilmeleri düşüncesi
dahi ileri sürülemez; çünkü Anayasa'nın partilere ilişkin maddeleri hükümleri,
partilerin devlete karşı özgür olmalarını güvence altına almak ereğine yönelmiş
ise de, bu hükümlerden hiç birisi malî bakıcıdan güçlü olan özel kişilerin veya
işletmelerin ya da birliklerin etkilerine karşı herhangi bir koruma ereğini
gütmüş değildir. Anayasa'da partilerin gelir kaynakları üzerinde Anayasa
Mahkemesine hesap verme yükümünün konulması ile de özel kişilerin partiler
üzerinde malî etkisi yasaklamak istenmiş değildir. Herhangi bir partinin, herhangi
bir iktisadi çevreden para almasına Anayasa açısından hiç bir engel yoktur.
Devlet ne para verirse versin iktisadî kuruluşlar ondan daha çoğunu her zaman
verebilirler. Bundan başka bir takım iktisadi toplulukların çıkarlarının
siyasal alanda savunulması için kurulmuş olan partilere yardım etmeleri
olağandır. Belli iktisadi görüşlerin savunulması için siyasal parti kurulması,
Anayasa'nın öngördüğü ilkelerle çatışmadıkça yasak olmadığı için bu görüşleri
benimseyen iktisadî çevrelerin böyle bir partiye yardım etmeleri olağan bir
durum ve doğal haklarıdır. Demek ki devlet yardımının bir takım iktisadi
güçlerin yardım yolu ile yapacakları etkiden siyasal partileri kurtaracağı
düşüncesi, hem sosyal yaşantının gerçeklerine uygun bulunmaması bakımından, hem
de Anayasa'nın devlet organlarından başka güçlere karşı siyasal partileri
güvence altında bulundurmak ereğini gütmemiş olması bakımından benimsenmem eğe
değer bir görüş niteliğinde değildir.
5-
Yasama meclisleri üyelerine veya yasama meclisi komisyonlarında görev almış
bulunan üyelere ödenek verilmesi nedeniyle dahi siyasal partilere yardımda
bulunulması haklı gösterilemez; çünkü gerek yasama meclisi üyeleri, gerekse
yasama komisyonlarında görevli üyeler bir kamu hizmeti, bir devlet işi
görmektedirler. Böyle bir iş görenin emeği karşılığında bir para alması genel
kural gereğidir.
Hâkimlerin
yüzde yüz yansızlık içinde karar vermeleri gerekli iken onların devlet
organlarına karşı bağımsızlıklarına dokunmayacağı dahi ileri sürülemez. Bir kez
hâkimler devlet örgütü içinde bulunan devlet görevleridir. Siyasal partiler ise
kamu işleri gören ve devlet örgütü içinde bulunan kuruluşlar değildir. Bundan
başka, hâkimlerin bir takım Anayasal tedbirler alınıp siyasal iktidarla
ilişkileri kesilmedikçe gerçekten bağımsızlığa ve yansızlığa kavuşamadıkları
tarihçe gerek ülkemizde, gerek başka ülkelerde görülen uygulamalar sonucunda
ortaya çıkmış bir gerçektir. Bundan başka mesleğine girdiği günden beri
yansızlık havası içinde yoğurulmuş ve kendim yetiştirmiş olan bir hâkim ile belli
amaçlar ve belli görüşlerin ve yerine göre belli yasaların savunucusu olarak
kurulmuş bulunan partileri yönetenlerin aynı yetişme durumunda oldukları ve
hâkimler gibi yansızlıkla yoğrulmuş bulundukları ne düşünülebilir, ne de böyle
bir kabul dış sosyal ve siyasal gerçeklere uygun sayılabilir. Yan tutmağa
alışmış olan bir kuruluşun veya kuruluş yöneticisinin bir takım etkiler altında
kalarak savunmak istediği amacın dışında amaçlara kayması, genellikle
düşünülebilir. Hele malî durumu güçsüz olan bir takım partilerin
yöneticilerinin partinin amacına aykırı yolları veya düzenlemeleri benimsemeğe
sapabilmeleri pek zor olmasa gerektir.
Şunu
belirtelim ki gerek bizde gerek başka ülkelerde uzun yıllardanberi devlet
yardımı olmaksızın birçok partiler kurulmuş, yaşamış ve bunlardan bir bölüğü
ülkelerine çok büyük iyilikler etmişlerdir. Yığınlar veya topluluklar kendi
düşünce ve çıkarlarını benimseyip savunan partileri her zaman desteklemiş ve
yaşatmışlardır. Buna göre devlet yardımı olmazsa demokratik düzenin vazgeçilmez
varlıkları olan siyasal partilerin kurulup gelişemeyecekleri gerekçesi, sosyal
gerçekler karşısında doğru sayılmaz.
6-
Alman Anayasa Mahkemesinin 2. Dairesinin yukarıda özetlenen gerekçelere
benzeyen gerekçelere dayanan 19/7/1966 günlü kararı Enscheidungun des
Bundesverfassungsgrichts 20. Band 1967 J. G. B. Mohr. Tübingen S 98 ve sonu.)
ile bizim Anayasa'mızdaki benzeyen Batı Almanya Anayasa'sının hükümlerine
dayanarak sayasal partilere devlet bütçesinden para ödenmesinin Anayasa'ya
aykırı olduğunun benimsenmiş bulunması dahi, burada savunulan görüşün
doğruluğunu belirten ayrı bir kanıttır.
Sonuç
: Devlet bütçesinden siyasal partilere ödenek verilmesi Anayasa'ya aykırıdır ve
bundan ötürü çoğunluğun devletçe partilere para ödenmesinin Anayasa'ya aykırı
olmadığı yollu görüşüne karşıyız.
|
|
|
Üye
Salim
Basol
|
Üye
Muhittin
Taylan
|
Üye
Recai
Seçkin
|
KARŞI
OY YAZISI
Siyasî
Partilere devletçe yardım edilmesinin ilke olarak Anayasa'ya aykırı olmadığı,
Mahkememiz kararıyle belirtilmiştir. Bu ilkenin uygulama ölçü ve koşullarının
düzenlenmesine ilişkin hükümleri yönünden Siyasî Partiler Kanununun 74. maddesi
iptal edilmiş ise de işbu maddenin bu nedenle de Anayasa'ya aykırılığı
bulunmadığı görüşündeyiz;
Mahkememiz
kararın iki numaralı bölümünde "... 648 sayılı Kanunun 74. maddesini
değiştiren 1017 sayılı Kanunun Birinci Maddesi Siyasî Partileri bîr önceki
milletvekili genel seçimlerine girenler, milletvekili genel seçimlerine henüz
girememiş bulunanlar olmak üzere ikiye ayırmaktadır. Milletvekili genel
seçimlerine girmiş siyasî partilerin devlet yardımından yararlanabilmeleri için
bir önceki milletvekili genel seçimlerinde geçerli oyların Türkiye çapında % 5
ni veya daha yukarısını almış olmaları şarttır. Bu durumdaki siyasî partiler 6
aşama içinde sınırlanmışlardır." denmekte ve partilerin seçimlerde alınan
oy ölçüsünde kazanacakları yardım miktarları gösterildikten sonra "...
görülüyor ki dava konusu hüküm, koyduğu bir takım kayıtlarla siyasî partileri
ikiye bölmüş bunlardan bir bölümüne devletçe yardım edilmesini sağladığı halde
öteki bölümüne böyle bir olanaktan yoksun bırakmıştır. Siyasî partilere
devletçe yardım bir zorunluğun sonucu ise bu zorunluk siyasî partilerin bir
bölümü bakımından değil, tümü bakımından var demektir. Devlet yardımında siyasî
partiler arasında ayırıma gidilmesi yardımın kapsamı dışında bırakılanları,
demokratik siyasî hayatın vazgeçilir unsurları durumuna düşürür. Böyle bir
tutumun Anayasa'nın koyduğu ilke ile (Madde 56 uyuşması mümkün değildir."
Gerekçeleri ilâve olunmaktadır.
Bu
görüş büyük küçük siyasî partilerin tümünün eşit bulunduğu ve yardımında
bunların hepsine eşit olarak yapılması gerektiği esasına dayanmaktadır.
Bu
inişteki isabeti, bilim Anayasa hükümleri Anayasa hazırlıklarına ilişkin
belgeler ve Mahkememizin kararları ortamında incelemek gerekmektedir.
a)
Bilim alanı :
Sayın
Payaslıoğlu'nun "Siyasî Partiler" adlı kitabında, özet olarak, siyasî
partilerin 3 unsuru bulunduğu, a) Beşeri unsur, b) Bunların vücuda getirdikleri
teşkilât c) Devlet iktidarım ele geçirerek gerçekleştirmek istedikleri doktrin
ve program olduğu, siyasî partilerin faaliyetlerini müsmir kılmak ve gayelerine
erişmek bakımından kitlelerin arasına mümkün olduğu kadar girmek hususundaki
temayüllerinin partinin memleket ölçüsünde yaygın bir teşkilata sahip olmalarım
zorunlu kıldığı ve bu teşkilâtın işletilmesinin büyük miktarda paraya ihtiyaç
gösterdiği demokrasinin halk idaresi ve halkın da fertlerden teşekkül etmekte
olduğu demokrasinin, fertlere kamu işlerinin görülmesi hususunda sağlanacak
tesir nispetinde gerçekleştirilmiş olacağı, fert münferit kaldıkça hiç bir
zaman önemli tesir icra edemeyeceği, partilerin, fertleri toplayıp
teşkilatlandırmak suretiyle bunları kamu hizmetlerinin yürütülmesindeki ana
temayül ve kanaatlarım ortaya çıkaracağı, seçimlerin ve parlamento
müzakerelerinin huzurunu sağladığı kamu işlerinin yürütülmesine iştirak demek
olan siyasî hürriyetin böylece gerçekleşeceği, siyasî partilerin başlıca 3
fonksiyonu olduğu ve bunların;
a)
Seçimlerdeki fonksiyonu,
b)
Hükümetteki fonksiyonu,
c)
Yetiştiricilik ve eğiticilik fonksiyonu bulunduğu,
Seçimlerdeki
rolü itibariyle demokratik rejimin vazgeçilmez elemanları addedildikleri
partilerin umumî efkârı temsil ettikleri gibi hükümet icraatını ve meclis
faaliyetlerini de etkiledikleri bildirilmektedir.
Sayın
Coşkun San'da "Siyasî Partilerin Kapatılması" adlı kitabında
"Zamanımızda modern demokrasiler az veya çok, parti devleti karakterine
bürünmeğe ve siyasî partilerin halkın, devlet varlığı üzerinde siyası bir etki
sahibi olmalarını sağlaması sonucunda Kara Avrupa'sının bazı harp sonrası
Anayasalarında, modern demokrasinin parti devleti esasına dayanan bünyesini
Anayasa müessesesi olarak düzenlenmesine yol açmıştır. Partiler, halk oyunun
belirmesinde bir Anayasa organı görevini yerine getirmek suretiyle Anayasa
yapısının zarurî unsurları durumundadırlar." demektedir.
Bu
izahlar, partilerin sadece kanun önünde varlık kazanmalarının değil
fonksiyonlarının önemli olduğunu göstermektedir. Parti teşkilâtı, yurdun her
tarafında, hiç değilse kamu hizmetinin görülmesinde yararlı hale geldiği kabul
edilebilecek ölçüde bazı bölgelerde kurulmuş olmadıkça ve tüzüğü ile programının
halkın belirli bir kısmı tarafından benimsendiği görülmedikçe partiler, sadece
adları ile parti olarak kalacaklardır. Siyasî hürriyetlerin kullanılmasında ve
halk idaresinin gerçekleşmesinde rol alamamış, varlıklarını hizmet partisi
kertesine getirememiş olan partiler, mîllî iradenin gerçekleştirilmesine kamu
idaresinin denetlenmesine yardımcı ve sonuç olarak kamuya yararlı bir parti
olarak kabul edilemiyeceklerdir. Çünkü partilerin unsurları doğmamış ve
fonksiyonları kamu düzeninde yerini almamıştır.
b)
Anayasa hükümleri :
56.
maddemizin üçüncü fıkrası "Siyasî Partiler, ister iktidarda ister
muhalefette olsunlar demokratik siyasi hayatın vazgeçilmez unsurlarıdır."
hükmünü taşımaktadır.
Fıkrada
bütün siyasî partiler değil, onların iktidarda ve muhalefette bulunanları ancak
demokratik siyasi hayatın vazgeçilmez unsurları olarak kabul edilmiştir. Bir
parti, seçime girip Büyük Millet Meclisinde üye bulundurmadan ve parlamentodaki
üye sayısına göre çoğunluk ve azınlık derecesi anlaşılmadan iktidar veya muhalefette
olduğunu düşünmek çok güçtür. Bir partinin iktidar veya muhalefette
bulunduğunun belirmesi için seçime girmesi, parlamentoda sandalye kazanması
gerekir. Bu nedenle Anayasa'mızın bu hükmü, daha çok demokratik siyasî hayatın
vazgeçilmez unsurları olarak seçime girmiş, parlamentoya üye göndermiş, oradaki
sandalya sayısına göre iktidar veya muhalefette bulunduğu ortaya çıkmış,
bulunan partileri kapsar.
Anayasa'mızda
partilerden bahseden diğer hükümlere gelince :
Madde
84/1- Meclislerin başkanlık divanları, o meclisteki siyasî parti gruplarının
kuvvetleri ölçüsünde divana katılmalarını sağlayacak şekilde kurulur.
Madde
85/2- İçtüzük hükümleri, siyasî parti gruplarının meclislerin bütün
faaliyetlerine kuvvetleri oranında katılmasını sağlayacak yolda düzenlenir.
Siyasî parti grupları en az on üyeden meydana gelir.
Madde
149- Cumhurbaşkanı; son milletvekili genel seçimlerinde muteber oy sayısının en
az % 10 unu alan veya Türkiye Büyük Millet Meclisinde temsilcisi bulunan siyasî
partiler veya bunların meclis gurupları; Kanunların veya Türkiye Büyük Millet
Meclisi iç tüzüklerinin veya bunların belirli madde ve hükümlerinin Anayasa'ya
aykırılığı iddiasiyle Anayasa Mahkemesinde doğrudan doğruya iptal dâvası
açabilir.
Anayasa'mızın
bu hükümlerinden ilk üç maddesinde doğrudan doğruya parti faaliyetleri olarak
sadece parlamento İçkideki faaliyetlerinden bahsedilmekte ve 149. maddede
kanunlar aleyhine iptal dâvası açma hakkının son milletvekili seçimine girmiş
ve muteber oyun en az yüzde onunu almış olan partilere tanımakta ve seçime
girmemiş partilere bu hak verilmemiş bulunmaktadır. Çünkü bu partiler henüz
siyasî hayata girmemiş ve demokratik düzende bir fonksiyona sahip
bulunmamışlardır.
Bu
maddeler, partiler arasında eşitlik diye bir ilke olmayacağının da delilidirler.
Partiler Parlamentoda "Güçleri oranında çalışmaya ve divana katılıyor.
İptal dâvası içinde aldıkları oy nispetinde hakka sahip olabiliyorlar. Bu
haklara, parti oldukları için değil, halk denebilecek bir millet grubunu temsil
ettikleri için sahip oluyorlar. Partilerin tümü arasında eşitlik, bu maddelerde
saklı Anayasa ruhuna da aykırı düşen bir kabul olarak beliriyor.
Anayasa
hazırlıklarına ilişkin belgeler
1-
Anayasa'mızın 56., 57. maddelerine benzer hükümler taşıyan Federal Almanya
Anayasa'sının 21. maddesi gereğince hazırlanması gereken Siyasî Partiler Kanunu
tasarısı için 18 kişilik ilim heyetince düzenlenen rapora göre Partiler
Kanununa; partilerin tanımlanmasına ilişkin hükümler arasında Milletvekili
seçimine katılma zorunda olduklarının, parlamento içi siyasî iradenin
belirmesine vasıtasız şekilde katılmalarının, güdecekleri siyasî hedef ve
programlarını tesbit etmeleri gerektiğinin, partilerin asgari bir istikrar ve
süreklilik ölçüsünü taşımalarına ihtiyaç bulunduğunun, hükümler halinde
konulması mütalâa edilmiş ve bunlardan sonuncunun delili olarak da a)
Parlamentoda temsil edilmiş, b) Asgarî bir teşkilâta, c) Devamlı bir hukukî
kişiliğe" sahip olmaları gösterilmiştir. Yine bu raporun siyasî partilerin
iç düzeninin demokratik esaslara uygunluğunun sağlanması için gösterilmiş
bulunan sebepler arasında (2 - partinin mekân bakımından teşkilâtlanması ve her
kademeye muhtariyet tanınması) hususu da yer almaktadır. Bu raporda, ayrıca
partilerin Alman Bütçesinden yardım alabilmeleri için parlamentoda üye
bulundurmaları koşulu da öngörülmüştür.
İptal
edilen 74. maddenin öngördüğü ölçüler, bu ilmî rapordaki esaslara tamamiyle
uygundur.
2-
Anayasa'mızın hazırlanmasında görev almış bulunan Siyasal Bilgiler Fakültesi
İdarî ilimler Enstitüsünün tasarısında ise "Bugün bütün siyasî
bilimcilerin üzerinde anlaştıkları bir keyfiyettir ki siyasî partisiz demokrasi
olamaz. Çünkü;
a)
Siyasî partiler halk kitlelerinin çeşitli ve dağınık fikir ve özlemlerinin
devlet idaresine tesir eden belli prensipler ve programlar halinde belirmesini
sağlarlar.
b)
Modern devlet idaresine hâkim olması gereken prensipleri halka yaymağa hizmet
ederler.
c)
Memlekette demokrasiyi yürütecek liderleri yetiştirecek bir ortam yaratırlar.
ç)
Ehliyetli adaylar göstermek suretiyle seçimlerde isabet sağlamağa hizmet
ederler.
d)
Seçimli devlet organlarındaki üyeleri vasıtasıyle devlet idaresi üzerinde millî
murakabenin sağlanmasına hizmet ederler.
e)
Siyasetle ilgiyi taze ve canlı tutarlar, siyasî tecrübeyi artırarak halkı
yetiştirirler.
Demokraside
bu esaslı hizmetleri yerine getirecek başka bir mekanizma mevcut değildir...
Millî murakabe şarttır. Bu murakabe parlamentoda iktidar partisinin kendisini
denetlemesi ve muhalefet partileri vasıtasıyla yapılır." esasları yer
almaktadır.
Yukarıdaki
Anayasa metinleri, Anayasa hazırlık çalışmaları, partiler kanununa ilişkin
bilim araştırmaları, birleşik olarak partilerin önemine, kanun önünde varlık
kazanmalarını değil partilere düsen hizmet alanındaki varlıklarını esas
almışlardır.
Anayasa'mızın
57. maddesi gerekçesinde de Devlet hayatında olağanüstü bir role sahip
olan..." ibaresiyle siyasî partilerden bahsedilmekte ve böylece partilerin
öneminin, devlet hayatındaki olağanüstü rolleri ile doğmuş bulunduğu
açıklanmaktadır.
c)
Mahkememiz kararları :
l-
Bu kararımızın birinci bölümünde partilerin niçin önemli oldukları aşağıdaki
cümlelerle açıklanmaktadır.
"Anayasa'nın
siyasî partilere verdiği büyük önem, onların göreceği işle orantılıdır ve
yerindedir. Siyasî partiler, 648 sayılı Kanunun birinci maddesinde de
tanımlandığı üzere toplum ve devlet düzenini, kamu faaliyetlerini, belirli
görüşleri yönünden yönetmek, denetlemek ve etkilemek için sürekli çalışan
kuruluşlardır. Türkiye Büyük Millet Meclisi Üyeliği ve mahallî idareler
seçimleri bu çalışmalarında onların başlıca yollarıdır."
Bu
cümleler çok açıktır. Partilerin adları ile değil, görecekleri işlerle orantılı
olarak önemleri olacağı, partilerin sürekli çalışan kuruluşlar tarzında
bulunacakları ve çalışma yollarının Türkiye Büyük Millet Meclisi Üyeliği ve
mahallî idareler üyelikleri açkı gösterilen çabalar olduğu belirtilmektedir.
Demek
oluyor ki kararımızın birinci kısmı gereğince partiler, görecekleri işlerle
Anayasa'mızdaki büyük önemi kazanırlar ve partilerin çalışmalarının ilk şartı.
Büyük Millet Meclisi ve mahallî idareler seçimlerine katılmaktır. Kararın bu
bölümünün kesinliği ile ikinci bölümündeki büyük küçük, seçime katılsın
katılmasın, parlamentoda üyesi bulunsun bulunmasın bütün partiler devlet
bütçesinden yapılacak malî yardım yönünden eşit muameleye tabi tutulmalıdırlar
şeklinde ki hükmü bağdaştırmak çok güç olmaktadır. Kararın birinci bölümünde,
partilerin hangi işleriyle kamu yararı sağladıkları da açıklanmaktadır. Bu
bölümdeki (Demokrasi düzeninin işleyişi, hatta devletin yönetilmesi yolundaki
kolaylaştırıcı ve hazırlayıcı bütün bu ve benzeri faaliyetlerin kamu yararına
niteliği, tartışmayı gerektirmeyecek bir açıklıkla ortadadır... Öte yandan
çalışmalarını üyelerinin olağan yardımları ile sürdürmeyen siyasî partiler
paraca güçlü bir takım kişi ve kuruluşların etki ve baskısı altına düşmek ve
soysuzlaşmak tehlikesiyle de karşılaşırlar. Böyle bir tehlikeyi devletin
yardımı uzaklaştırabilir, yardımda bu bakımdan kamu yararı bulunduğu söz
götürmez." cümleleriyle kamu yararının parti faaliyetleriyle doğacağı ve
malî yardımın parti çalışmaları için gerektiği esasları belirtilmektedir.
Karanınızın
birinci bölümü o kadar açıktır ki hangi partilerin Anayasa'mızın 56. maddesinin
üçüncü fıkrasında öngörülen siyasî hayatın vazgeçilmez unsuru olabileceği ve
yine hangi partilerin kamuyu yararlı oldukları ve kendilerine yardım gerektiği
hususunda başkaca yazmaya ve söylemeye yer yoktur denebilir.
2-
306 sayılı Milletvekili Secimi Kanununun 11, 13. maddelerinin iptaline ilişkin
olan 1963/171" esas sayılı dâva dolayısıyle verilmiş bulunan 1965/13
sayılı kararımızda "... nispi seçim düzeninde önemli olan kişiler değil
partilerdir. Oyların tümüne yakın sayısını partiler toplar. Seçmenin oyunu
korumak ve değerlendirmek, bu nedenle de seçime girecek partilerde ve aday
listesinde belirli bir nitelik ve seviye aramak kanunun başlıca kaygusu ve
ereği olmalıdır. Aksi halde bazı şüpheli, serüvenci kimselerin kimi seçim
çevresinde parti adı altında bir takım kuruluşlar meydana getirmeleri, vaktin
darlığının içyüzlerinin ortaya çıkmasına engel olmasından yararlanarak
seçmenleri aldatmaları daima mümkündür ... seçme ve seçilme haklarını
kullanacak kişiler için kanun nasıl bir takım şartlar ve nitelikler arıyorsa,
seçime girecek siyasî parti için de gerekli ölçüleri koymuş ve açıklanmıştır.
Bu ölçüler, ayırt etmeksizin bütün partileri kapsamaktadır. Bir partinin
ölçülerin işaretlediği seviyeye varmasını engelleyecek sınırlarda konulmuş değildir.
Böyle olunca bir üstünlük ve eşitsizliğin sözü edilemez. Bir partinin zamandan,
tecrübelerden, geçmiş hizmetlerden, yahut kendi özelliğinden doğmuş bir
üstünlüğü varsa, bu onun kazanılmış hakkıdır; böyle bir hakkın, hukukî
eşitsizlik olarak nitelendirilmesi mümkün değildir ...
Madde
56/3- Siyasî partiler ister iktidarda isler muhalefette olsunlar demokratik
siyasî hayatın vazgeçilmez unsurları saymaktadır. Böylece yüce ve şerefli bir
mevkiin, o oranda yüküm ve sorunları olması gerekir. Partilerin bu yüküm ve
sorunları karşılayacak niteliklere yöneltmek kanunların başlıca ereğidir. Şu
duruma göre de Anayasa'nın 56. maddesinin üçüncü fıkrası, davacının iddia
ettiği gibi, inceleme konusu hükümlerin iptallerine dayanak değil, ancak
yürürlükte bulunmalarına gerekçe olabilir ..." denmekle partilerin belirli
bir seviyeye ve niteliğe gelmedikçe bazı hakları kullanamayacaklara, yüküm ve
sorumları ölçüsünde haklara sahip olacakları belirtilmiştir. Bu kararın
dayandığı esaslarada, karşı olduğumuz bu kararın esaslarına aykırı düşmektedir.
Anayasa'mız
56. maddesiyle 648 sayılı Partiler Kanununun 6. maddesi hükümlerine göre siyasî
partiler milletvekilliğine seçilme yeterliğine sahip 15 Türk vatandaşı
tarafından kurulur. Kuruluş bildirisinin İçişleri Bakanlığına verilmesi ile
tüzel kişi kişiliklerini kazanırlar ve serbestçe çalışmaya başlarlar. Bu
aşamada bulunan partilerle iktidar ve muhalefette yerlerini almış diğer
partiler hiç şüphe yoktur ki kanun önünde eşittirler. Anayasa'ya ve kanunlara
saygılı oldukları sürece devlet bütün partileri ve çalışmalarım korumakla
yükümlüdür. Devlet bütçesinden malî yardım nedeni ise ayrıdır. Anayasa'mızın
61. maddesi gereğince kamu gelirlerinden harcama yapılabilmesi, ancak kamu
hizmetinin görülmesi ve kamu yararının sağlanması için mümkün olabilir.
Bunların olmadığı yerde kamu gideri düşünülemez. Bu prensibe göre de
hizmetleriyle kamuya yararlı hale gelmeyen partilere kamu gelirlerinden
yardımın yapılmaması gerekmektedir. Bir partinin, kanun önünde kurulmuş olması
ile değil, millet ölçüsünde değilse bile onun önemli bir kısmı tarafından tüzük
ve programının benimsenmesi, üyeleri arasına girilmesi ve onlardan sonra yurdun
birçok yönlerindeki taraflarınca kurulacak teşkilâtın artması iledir ki hizmet
partisi haline gelmesi mümkün olur. Bu çağa gelmeyen partiler, hakları ve
kanunî nitelikleri ile parti olarak anlaşılsalar bile kamu idaresini etkileme,
yönetme ve böylece kamu yararına hizmet etme güçlerine sahip değildirler. Hatta
yeni kurulan partilerin kamuya yararlı olmaları şöyle dursun, zararlı olmaları
bile mümkündür. Meclis Başkanlık Divanının kuruluşunda ve meclislerin
parlamento içi çalışmalarında Anayasa'mızın 84. ve 85. maddeleriyle parti
gruplarına verilen görev, 56. maddenin üçüncü fıkrası ile belirtilen siyasî
partilerin önemini açıklar. Durumdadır. Demokrasi rejiminin, siyasî partiler
çalışması arasındaki denge rejimi olduğu prensibinin gerektirdiği bir kural
nedeni iledir ki parti grupları parlamentodaki bütün teşekküllerde yerlerini
alacak, parlamentonun bütün çalışmalarına katılacaklardır. Halkın bütününün
istek ve düşüncelerinin mecliste ve meclis çalışmalarında etken olmaları,
grupların bu şekilde parlamenter hayata katılmaları ile ve parlamento dışındaki
halkın istek ve düşüncelerinin, parti teşkilât kademeleri vasıtasıyla meclise
yansıtılması ile mümkün olacaktır. İktidar ve muhalefetin, yurdun her köşe ve
bucağındaki teşkilâtları aracılığı ile memleket sorunlarını parlamentoya
getirmeleri ve onun hürriyet dolu havasında kolaylıkla ortaya koyabilmeleri
iledir ki halk idaresi gerçekleşebilir. Yalnız parlamento çalışmalarına güçleri
oranında katılacaklardır.
Partilerin
parlamento içerisindeki temsilcileri ile yapılan çalışmaları, bütünü ile kamu
görevi niteliğindedir. Meclisler içinde bulunan parlamenterlerle gruplarına
halkın istek ve düşüncelerini yansıtan parti teşkilât kademeleri ise kamu
yararı sağlamaktadır. Birinciler kamu hizmetleri yönünden bütçeden ödenek
alırlar, ikinciler de kamu yaran sağladıkları içindir ki kamu giderlerini bir
araya getiren bütçeden yardım almaya hak kazanırlar. Kamuya yararlı görev
yapmayan ve yurt çapında bu hizmeti yapacak ölçüde henüz teşkilât kurmamış olan
partiler, diğer Partilerle beraber eşit şansa, kanunlar önünde eşitliğe sahip
olsalar bile kamu gelirinden yardıma hak kazanmış sayılmazlar. Bunlardan kamu
yararını sağlayanlar karşısında, sağlamayanların eşitlik iddia etmeleri, haksız
bir istek olmaktan ileri gidemez. Bunun için 74. maddenin iptal edilmiş
hükümlerindeki, partilerin önceki seçime girme, mecliste üyeleri bulunması
koşullarına ve yardım nispetinin parlamentodaki üye sayısı nispetinde olacağına
ilişkin kurallarında Anayasa'ya aykırılık bulunmadığı gibi kendilerine yardım
edilmeyen partileri demokratik siyasî hayatın vazgeçilmez unsurları durumuna da
düşürmez. Yardımın nedeni yukarıda belirtildiği gibi parti olmak değil
partilere düşen kamuya yararlı görevleri görmektedir. Nasıl yurttaşlar siyasî
haklarını kullanmak için belirli bir yaşa gelmek zorunluğunu taşımakta ve bu
zorunluluk onları siyasî haktan yoksun tanımak şeklinde kabul edilmemekte ise
kamuya yararlı olmak için kurulmuş olmasına rağmen hizmet ölçüsünde teşkilâtını
kuramamış, üyelerini toplayamamış ve halkın belirli bir çoğunluğunun düşünce ve
isteklerini kanalize edememiş olan partilerin yardıma hak kazanmamış sayılmaları,
onları demokratik siyasî hayatın vazgeçilir unsurları durumuna getirmez.
Kararımızın
bir kısmında "Devlet yardımı yönünden siyasî partiler arasında ayırım
yapılmasına gidildimi, değişmez, nesnel ölçüler bulma güçlüğü veya bu türlü
ölçülerden kaçınma eğilimi zamana ve ihtiyaca göre yeni ölçüler bulup getirme
çabası kendini gösterebilir. Milletvekili genel seçimlerine girmemiş siyasî
partilerin devlet yardımından yararlanabilmesi için 648 sayılı Kanunun geçici
4. maddesinin ikinci fıkrasında Millet Meclisinde grupları bulunması koşulu
benimsendiği halde 1017 sayılı Kanunda bu ilke bir yana bırakılmış ve yardımdan
yararlanabilecek siyasî partinin Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tam sayısının
en az yüzde beşine sahip olması ve il ve ilçe merkezlerinin en az üçte birinde
parti yönetim kurulunu kurmuş bulunması zorunluluğu hükme bağlanarak ortaya
yeni bir ilke çıkarılmıştır. Hele nesnel ve değişmez olmayan böyle ölçüler
Türkiye Büyük Mîllet Meclisinde oy çokluğunu elde tutan topluluğun dilediği
biçimde, belirli bir siyasî partiyi kayırma, veya güç duruma düşürme yahut bu
iki ereği birden gerçekleştirme olanağının sağlanmasına yol açar ve devlet
yardımını keyfiliğe doğru yöneltir. Böyle bir durumun ise siyasî partiler
arasında genel olarak ayırım gözetmeyen Anayasa'ya aykırılığı ortadadır."
gerekçesine dayanılmaktadır.
Bu
gerekçedeki anlayışa da siyasî partilere devlet bütçesinden yardım
yapılabilmesi için sadece partilerin kanun ölçüsünde kurulmuş olması
yeterliğine; partilere yardım için onların sosyal ve siyasal erekleri uğrunda
Anayasa ve siyasal hukuk ile kendilerine verilen fonksiyonel hizmetleri görmeğe
başlamış olmaları ye kamu yararını sağlamağa başlamaları koşullarının
gerçekleşmesi nedenlerine yer verilmemiş bulunmasına dayanır. Yardım için
sadece kuruluşun yetmediği ve gösterilen koşulların nedenlerinin dayanakları
gösterilmek suretiyle yukarıda açıklanmıştır. Burada partiler arasında ayırım
yapabilmek için nesnel ve değişmez ölçüler bulma güçlüğü ile 648 sayılı Kanunun
74. maddesi ile geçici 4. maddesinin re 74. maddenin 1017 sayılı Kanunla
değiştirilen hükümlerinin benimsendiği ölçü-erin nesnel ve kolay değişir
olduklarına ve bu yüzden de çoğunluğu elde tutan partinin keyfiliğe
gidebileceğine ve bu durumun Anayasa'ya aykırı bulunduğuna ilişkin sorunlarını
incelemek gerekiyor.
A)
Yazılı maddeler hükümlerine göre siyasî partilere yapılması öngörülen yardım
ölçüleri nesnel değil midir'
Bu
hükümlerdeki bir önceki seçime girmiş ve o seçimde kullanılan oyların yüzde beş
ve daha yukarısını kazanmış olmak, genel seçimlere girmemiş olan partiler için
Büyük Millet Meclisi Üye tam sayısının % 5 ine sahip ve illerle ilçelerin 1/3
de parti yönetim kurullarım kurmuş bulunmak gibi koşullar öngörülmüştür. Bu
koşullar bir partinin kişiliğine ve her hangi bir partinin özelliğine ilişkin
olmadıklarına göre tamamen (Nesnel) objektiftirler. Çünkü partiler her secim
sonunda aldıkları oy yönünden seçim tablosundaki yerlerim değiştirecekler, önce
az oy ilanlar sonraki seçimlerde daha çok oy almak suretiyle tablonun üst kısımında
yer alabilecekler, il ve ilçelerdeki teşkilâtlarını genişleterek B. M. M. deki
üyelerini artırabilecekler ve böylece 648 sayılı Kanunun 74. maddesiyle geçici
4. maddesindeki daha üst yardım alma imkânını sağlayacaklardır. Ölçülerin
hiçbirisi partilerden herhangi bir partiyi hedef tutmadığına göre nesnel
olduklarından şüphe edilemez. Bu koşullarda iktidar ve muhalefet diye bir
ayırım bulunmadığı gibi kişiliğe ve muayyeniyete götüren bir ölçüde
bulunmamaktadır. Bu yönleriyle ölçüler sübjektif ve enfüsi değildir. 1965/13
sayılı kararımızın yukarıya alınmış olan gerekçesi bu görüşü perçinlediği gibi
Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinin siyasî partiler kanunu tasarısı için
verdiği raporun birinci bölümünün sekizinci kısmındaki (Siyasî partilerin kamu
hizmet ve tesislerinden faydalanmaları söz konusu olduğu takdirde eşitlik
sağlanmalıdır. Ancak bu eşitlik mutlak manaya alınmamak gerekir. Zira mutlak
eşitlik adalete aykırı düşer o halde bu gibi hizmet ve tesislerden istifade
imkânı, partilerin önem derecesine göre yapılabilir. Bu ayarlama sübjektif
ölçülere göre değil, meselâ partilerin teşkilât genişliği, bir evvelki
seçimlerde aldıkları oy sayısı, meclisteki temsilci sayısı gibi kolayca tahkik
ve tesbit edilebilecek objektif ölçülere göre yapılmak gerekir.) beyanda 648
sayılı Kanuna hâkim olan ölçülerin objektif (Nesnel) olduğuma, sübjektif
bulunmadığını göstermektedir.
Kararımızın,
648 sayılı Kanunun 74. maddesindeki ölçüler yanında geçici 4. maddesiyle 74.
maddeyi tadil eden 1017 sayılı Kanun hükümlerinde başkalarına yer verilmiş
olmasını, ölçülerin sık sık ve kolayca değiştirilebilmesinin bir belirtisi
olarak kabul etmektedir. Halbuki yeni getirilen ölçüler tamamen nesnel olduğu
gibi kanundaki noksanları tamamlamak ve haksızlıktan önlemek için getirilmiştir.
Gerek geçici madde gerek 1017 sayılı Kanunla getirilen yeni ölçüler 74.
maddenin temel nedeni olan, kamu hizmetine katılma, kamuya yararlı hale gelme
prensiplerine sadık kalmış ve partileri keyfilikle değil adaletle koruyan
hükümler olarak kabul edilmiştir. Bütün dünya da çok yeni olan partiler kanunda
eksiklikler bulunacak, objektif (Nesnel) ölçülerle tamamlanma yoluna
gidilecektir. Geçici 4. madde ile 1017 sayılı Kanun hükümlerinde belirli
partiyi hedef tutan ve diğer partilerin o duruma gelmelerini önleyen hükümler
bulunmamakta olduğundan değişiklikler hu yönden sakıncalı değildir. Alman
Siyasî Partiler Kanunu için bir ön tasarı hazırlanmak üzere kurulmuş bulunan 18
kişilik ilim heyeti tarafından kaleme alınmış ve 9/8/1957 tarihinde yayınlanmış
bulunan raporun partilerin finansumanı bahsinde ilke olarak; a) Partilerin
parlamentoda temsilcilerinin bulunması, b) Bütçedeki tahsisatın yüzde beşinin
parlamentoda temsilcisi bulunan her partiye verilmesi ve geri kalan kısmının
parlamentodaki sandalyeleri ölçüsünde partilere dağıtılması esaslarının yer
alması da görüşümüzü desteklemektedir.
B)
Hukukta ve sosyal bilimde değişmez kural ve ölçüsü bulunabilir mi'
19
ve 20. asırlarda bilim alanının en değişmez kurallarına sahip oldukları sanılan
fizik ve matematik bilimlerinde bile kurallar sarsılmıştır. Sosyal bilimde ve
hukukta ise değişmez esastır, değişmezlik değil, toplumun ilerleme ve gelişmesi
ile birlikte kural ve ölçülerin değişeceği, bu alanlarda esas olarak kabul
edilmiştir. Sosyal hayatı belirli ölçü ve kurallara bağlamak toplumu
gelişmekten alıkoymak olur. Bu nedenle 648 sayılı Kanunla sağlanmaya çalışılan
siyasî partilere yardım ölçülerinde (Değişmezlik) aranması hukuk ve sosyal
bilim gereklerine aykırı düşer.
C)
Yazılı kanunlardaki ölçüleri değiştirmek suretiyle çoğunluk partisi keyfiliğe
gidebilir mi'
Büyük
partilerin keyfiliğe gidebileceğini ummak bugün için bir tahmindir. Kötü
tahminler her iktidar, devlet organları ve sorumlu kişiler için her zaman
düşünülebilir. Düşünülmüş ve gözde tutulmuş olduğu içindir ki Anayasa'ya ve
diğer kanunlara önleyici, yasaklayıcı, cezalandırıcı hükümler konmuştur. Kötüye
kullanma tahmini vardır diye ne devletten ne de devleti yöneten demokratik
iktidardan, ne devlet organından ve ne de yetkilerinin kötüye kullanılması çok
tehlikeli sonuçlar doğuracak büyük görevlerle yükümlü kişilerin atanmasından
vazgeçilmiştir. Keyfilik, genel hukuk kurallarına, Anayasa'ya, idare hukukuna
ve tüm hukuka aykırıdır. Böyle bir tasarruf gerek B.M.M. den ve gerekse
hükümetten gelsin, hukukun önleme düzeni derhal harekete geçer ve kötüye
kulanma şeklindeki tasarrufu ortadan kaldırır. Hukuk devletinde keyfiliğin yeri
yoktur. Anayasa'mız tümü ile (Hukuk devleti) esasını kabul etmiş ve keyfiliği
dışarıda bırakmıştır. Bu Anayasa ve hukuk düzeni içinde keyfilik tahminî ile
bir kanun hükmünün iptali gerekmez. Her yetkinin, her hürriyetin ve her hakkın
kötüye kullanılmaz mümkündür. Böyledir ve böyle olabilir diye Anayasa'nın
titizlikle üzerinde durduğu tabir caizse titrediği bu hak ve hürriyetleri
sağlayan maddelerin Anayasa ve hukuk düzeninden çıkarılması gerekmediği gibi.
Çoğunluk
partisinin keyfiliğine set çekecek kuvvetli hukuk çemberi vardır. Bunların
basında parlamento içindeki denetim, parlamento dışı demokratik kuruluşlar
denetimi ve yargı denetimi gelir. Bu denetimler iyi işlediği sürece devlet
hayatında keyfilik yer alamaz.
Kararın
katılmadığımız son kısımlarında "Dâva konusu 1017 sayılı Kanunun birinci
maddesinde öngörülen ve 500.000 liradan başlayarak 3.500.000 liraya kadar
yükselebilen yardım parasının ne gibi esaslara göre bu miktarlar üzerinden
belirttiği ne metinde ne de gerekçede belirtilmediğinden söz konusu
aşamalandırmadan doğan ayırımın hakli nedenlere dayandığı belli olmadığı gibi,
bu paraların harcama biçimi ve yerleri de belirli koşullara bağlanmış değildir.
Şu durumu ile partilerin herhangi bir ihtiyacına serbestçe tahsis edilebilecek
olan devlet yardımı ilerde kanun değiştirmeleri ile bugünkünün 5-10 katına da
çıkarılabilir. Yukarıda da açıklandığı üzere siyasî partilere devletçe yardım
edilmesinin Anayasa'ya aykırı olmaması bu paraların kamu giderleri arasında yer
alabilmesine bağlıdır. Bu da ancak yardım paralarının siyasî partilerin kamu
yararlarına ait olan faaliyetlerine harcanması ile sağlanabilir. Siyasî
partilerin çeşitli işleri ve giderleri vardır. Bunların hepsinde kamu yararı
bulmak mümkün değildir. Birinci madde ise herhangi bir sınırlamaya yer
vermediği için devlet yardımının siyasî partilerin kamu yararına olmayan iş ve
hizmetlerine harcanması olanağı ve olasılığını taşımaktadır. Dâva konusu hükmün
bu yönü ile de Anayasa'ya uygunluğu düşünülemez" denmektedir.
Kararın
yukarıdaki kısmında da belirtildiği gibi partilere yardım partilerin kamu
yararına olan faaliyetleri dolayısiyle verilecektir. Kamu yararına çalışan bu
müesseselerin hizmetleri artar ve bu hizmetlerinin yapılması daha fazla ödeneği
gerektirir ve devlet bütçesi de buna müsait olursa elbette ki kamu yaran namına
partilere daha geniş yardım yapılacaktır. Bu yardımı daraltmak kamu yararına
olan hizmetleri kösteklemek olur. Ölçüsü ise akıl ve mantık, hizmetin gereği ve
devlet bütçesinin imkânlarıdır. Her kanunda olduğu gibi bu ödenek tahsisi de
meclis içindeki iktidar ve muhalefet partileri denetimine ve parlemento
dışındaki hür basın ve kamu kuruluşları denetimine tabi olacaktır. Kararın
birinci kısmında siyasî partiler (Toplum ve devlet düzenini, kamu
faaliyetlerini, belirli görüşleri yönünde yönetmek, denetlemek ve etkilemek cin
sürekli çalışan kuruluşlar...) olarak gösterilmektedir. Bu ölçüde geniş ve
şümullü bir görevin yapılması için nelerin yapılmasını ve nelerin yapılmamasını
kestirmek çok zordur. Bu hizmetler için binalar kadar onların düşünmesine,
teshinine ve yine onlar kadar yurt içinde dolaşmaya ve hizmet için dolaşanların
yiyip içmelerine, basınla ve diğer araçlarla yapılan propagandalara ilişkin ilk
bakışta akla gelen pek çok ihtiyaçlar vardır. Bunları saymak mümkün olmadığı
gibi bu hizmetler için yapılan harcamaların hangisinin kamu yararı içinde veya
dışında olduğunu kestirmek de zordur.
İşte
buradadır ki partilerin bu geniş çalışma alanında yaptıkları harcamaların
hangisinin kamu yararına olduğunu veya olmadığını kestirmek ve bunları kanunla
belirtmek imkânsızdır. Bunların Anayasa Mahkemesince parti hesaplan
incelenirken ayıklanması en doğru yol olacaktır. Kanunda bu yöne ilişkin
belirtici hükümlerin bulunmamasında iptal nedeni olamaz .
Literatür
verilerine, Anayasa hüküm ve gerekçeleriyle Anayasa'yı hazırlayan ilim
heyetleri görüşlerine ve siyasî partiler kanunu tasarıları için rapor
hazırlamış Alman İlim Heyeti raporuna, Mahkememizin 1965/13 sayılı kararıyla
ikinci bölümüne karşı olduğumuz bu kararın birinci kısmına dayanan ve yukarıda
kısaca deyinilmiş olan nedenlerle iptal kararının dayandığı devlet yardımında
siyasî partiler arasında ayırıma gidilmesi, yardımın istinat ettiği kapsamı
dışında bırakılmaları, demokratik siyasî hayatın vazgeçilir unsurları durumuna
düşürür. Böyle bir tutumun Anayasa'nın koyduğu ilke ile (Madde 56) uyuşması
mümkün değildir" görüşüne ve kararın yukarıda yazılı diğer kısımlarına
katılmıyoruz.
|
|
|
Üye
Celalettin
Kuralmen
|
Üye
İ.
Hakkı Ketenoğlu
|
Üye
Fazıl
Uluocak
|
|
|
Üye
Sait
Koçak
|
Üye
Halit
Zarbun
|
|
|
|
|
KARŞI
OY YAZISI
Bir
siyasî partinin toplum ve devlet düzenini kamu faaliyetlerini belirli görüşleri
doğrultusunda yönetmesi denetlemesi ve etkilemesi, kamu hizmeti niteliğini
taşar. Ancak bu hizmetin yerine getirilmesi o siyasî parti mensuplarının
Türkiye Büyük Millet Meclisine, Hükümete ve mahallî idarelerin seçimle iş
başına gelen kuruluşlarına girmeleriyle başlar ve bu mensupların aracılığı ile
gerçekleşir. Hizmetleri görenlere ise, hizmetleri karşılığı olarak, devletçe ve
mahallî idarelerce para ödendiği de bilinmektedir.
Siyasî
Partilerin, mensuplarının toplum ve devlet düzenini, kamu faaliyetlerini
yönetme, denetleme işlerinde görev alabilmeleri için yaptıkları sürekli
çalışmalarda ise mensupların kişisel yararları ön alanda yer tutar. Bu
çalışmalarda bir kamu yararı varsa meydana gelişi uzak ve dolaylı yoldandır;
ikinci, üçüncü derecede bir yan üründe olduğu gibidir. Niteliği böyle olan bir
kamu yararının özel kesim fabrikalarının veya gazetelerin çalışmalarında da
bulunduğu ileri sürülebilir. Böyle bir fabrikanın yahut gazetenin çalışmaları
için harcayacağı para nasıl kamu gideri olarak nitelendirilemezse siyasî
partilere yapılacak yardımların da kamu giderleri arasında yer alabilmesi
düşünülemez.
Anayasa'nın
siyasî partileri, ister (iktidarda ister muhalefette olsunlar, demokratik
siyasî hayatın vazgeçilmez unsurları sayması (Madde 56/3) siyasî partilerin,
özellikle bunlardan muhalefette olanların güvence altında bulunmadıktan eski
günlerin acı tecrübelerinden geçilerek varılmış bir ilkedir. Ancak bu hükümün,
devlet yardımıyle bir takım sunî partilerin ortaya çıkarılması veya ayakta
tutulması yo i ı roda bir talimat olarak değerlendirilmesi ve yorumlanması
yanlış, isabetsiz olur. Anayasa koyucu, devletin belirli alanlarda tedbirler
almasını gerekli gördüğü hallerde açık ve kesin talimat verme yoluna gitmiştir.
Anayasa'nın birçok maddelerinde (Söz gelimi 10/2, 22/2, 30/5, 35/2, 37/1, 40/3,
41-2 42/2, 45, 48, 49, 50. 51, 52.) bu tutumun örnekleri görülmektedir. Siyasî
Partilere devletçe para yardımı yapılmasını zorunlu bulsaydı. Anayasa
koyucusunun, hele 61. maddenin engelleyici hükmü karşısında, bu konuyu özel bir
hükümle düzenliyeceğine şüphe yoktur.
Çalışmalarını
üyelerinin olağan yardımlariyle sürdürmeyen siyasî partilerin paraca güçlü bir
takım kişi ve kuruluşların etkisi ve baskısı altına düşerek soysuzlaşma
tehlikesiyle karşılaşacakları yolunda söylenebilecekler devletçe para yardımı
yapılabilmesi halinde de ileri sürülebilir. Böyle bir durumda etki ve baskının
iktidar partisi yönünden gelebileceğini ve bu tehlikenin ötekinden daha hafif
sayılamayacağını kolayca savunmak mümkündür. Siyasî parti, her şeyden önce bir
insan topluluğudur. Partiyi yaşatacak, geliştirecek olanlar da o partinin
görüşlerine inanmış, bağlanmış kimselerdir. Devlet yardımıyle siyasî parti
kavramının birbiriyle bağdaşamayacağı da gözden uzak tutulmamalıdır.
Özetlemek
gerekirse : Siyasî partilere devletçe yapılacak para yardımının kamu giderleri
arasında yeri olamaz. Anayasa'nın 61. maddesi ise herkesin kamu giderlerini
karşılamak üzere malî gücüne göre vergi ödemekle yükümlü olduğunu hükme
bağlamıştır. Anayasa'nın sözü gecen 61. maddesine dayanılarak kanunlarla
konulmuş malî yükümlerden elde edilen paralardan bir bölümü ile siyasî
partilere yardım edilebilmesinin olanağı ve Anayasal desteği yoktur. Yardım
yalnız kanunda öngörülen biçimi yönünden değil, ilke bakımından da Anayasa'ya
aykırıdır. 1968/26-1969/14 sayılı ve 18, 19 Şubat 1969 günlü kararın III/l
sayılı bölümüne bu nedenlerle karşıyız.
|
|
|
Üye
Avni
Givda
|
Üye
Ahmet
Akar
|
Üye
İhsan
Ecemiş
|
MUHALEFET
ŞERHİ
Anayasa'mızın
61. maddesine göre vergiler, kamu giderlerini karşılamak için toplanmaktadır.
Bu bakımdan devlet gelirinin esasını ve Anayasa'nın 126. maddesinde sözü edilen
Devlet Bütçesinin kaynağını vergiler teşkil ettiğine göre devlet harcamalarının
da kamu hizmeti alanlarına yapılması zorunludur. Bu sebeple, siyasî partilere
(Yardım) veya başka adlarla karşılıksız bir Ödeme yapılabilmesi için siyasî
partilerin kamu hizmeti gören birer kamu kurumu olduklarını veya hiç değilse
kamu yararına hizmet yaptıklarını kabul etmek gerekmektedir.
Halbuki
Anayasa'nın 56. maddesinde de belirtilmiş olduğu üzere siyasî partiler, belli
siyasî düşünce ve maksat etrafında birleşen vatandaşların serbestçe kurdukları
veya girip çıktıkları kuruluşlardan ibarettirler. Derneklerden farkları, siyasî
alanda faaliyet göstermelerinin esas amacı teşkil etmekte olmasıdır. Devletin
hiç bir müdahalesi olmaksızın gayelerini ve çalışma usullerini serbestçe
kendileri düzenlerler. Devlet hayatındaki etkilerinin derneklerle kıyas kabul
etmiyecek derecede büyük olması, bu iki kuruluşun hukukî bünyelerindeki
benzerliği bertaraf edemez.
Açıklanan
bu nitelikleri göz önüne alınacak olursa, siyasî partileri birer Kamu Kurumu
olarak kabul etmenin mümkün olmadığı gerçeği ortaya çıkar.
Öte
yandan, siyasî partileri, kamu yararına hizmet eden birer kuruluş olarak saymak
da mümkün, değildir. Zira siyasî partiler, yukarıda, da açıklandığı üzere,
kişilerin, memleket yararına saydıkları özel, siyasî, sosyal ve ekonomik, düşüncelerini
uygulama alanına sokabilme ve yurt yönetimine o istikameti verebilme çabasının
bir sonucu olarak ortaya çıkarlar. Bu fikirlerin memleket yararına olup
olmadıkları kesin değildir, hatta münakaşalıdır. Nitekim bir siyasî partinin
görüşünü, aksi kanaattaki vatandaşların kurduğu bir diğer siyasî parti veya
partiler yurda faydasız, hatta zararlı sayabilirler.
Büyük
vatandaşlar toplulukları ve bunların meydana getirdikleri siyasî partiler
tarafından kamuya yararlı olmadıkları ve hatta bazı hallerde zararlı
bulundukları tartışılan siyasî parti çalışmalarında kamu hizmeti niteliği
görülmesi veya bunların kamu yararına hizmet etmekte olduklarının öne sürülmesi
mümkün değildir.
Kamu
hizmetleri, Anayasa ilkelerinin yön verdikleri alanlarda kanunlarla
düzenlenirler, siyasî partiler mensupları bu düzenlemede resmî şekilde yer
aldıkları müddetçe kamu hizmetine katılırlar ve esasen bu durumda olanların
şahsî emeklerinin ücretleri de mevcut mevzuat ile karşılanmış bulunmaktadır.
Bunun dışında siyasî partilerin, ne kamu kurumu sayılması, ne de doğrudan
doğruya kamu hizmeti veya kamuya yararlı hizmet gördüklerinin kabul edilmesi
mümkündür.
Anayasa'da
siyasî partilerin ister iktidarda, ister muhalefette olsunlar, demokratik
hayatın vazgeçilmez birer unsuru sayılmış olmalarının, bunları iktidarları
kanunî veya fiilî saldırılarına karşı korumak ve yaşamalarını Anayasa güvenliği
altına almak maksadından öteye bir manası yoktur. Bu gerçek, Anayasa'nın 56. ve
!7. maddelerine ait gerekçelerde açıkça görülmektedir.
Anayasa'mız
siyasî partilerin, bünyeleri icabı olarak, yurt zararına faaliyetlere de
elverişli birer kuruluş haline gelebileceklerini öngörmüş ve bu gibi hallerde
anların Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılacakları ilkesini koymuştur.
(Anayasa, madde : 19, 57) Bu türlü faaliyetlerde bile bulunabileceklerin
Anayasa'nın kendisi tarafından öngörülmüş bulunan siyasî partiler, Devlet
bütçesinden besliyerek bu çeşit hareketlere vatandaştan alınan vergilerle
olanak ve ortam hazırlanmasını, Anayasa'nın açık hükümleriyle olduğu kadar ruhu
ile de bağdaştırmağa imkân yoktur.
Gerçi
Anayasa'mız, çok partili bir demokratik düzeni öngören bir Anayasa'dır. Ancak
Anayasa'nın değer ve önem verdiği partilerin, gerçek anlamda siyasî parti
olmaları, yani ortak siyasi düşünceye sahip yurttaşların samimî çabalariyle
meydana getirdikleri ve kendi öz kaynaklariyle ve çalışmalariyle
yaşatabildikleri birer kuruluş niteliğinde bulunmaları zorunludur. Yoksa adlan
"siyasî parti" olmakla beraber Devlet yardımlarıyle ayakta durabilen
ve bu hüviyetleriyle de yurttaş desteğinden mahrum sunî kuruluşların,
Anayasa'nın öngördüğü demokratik nitelikte siyasî partiler olarak benimsemek
doğru değildir.
Yukarıdaki
nedenlerle siyasî partilere Devlet bütçesinden mümkün olmadığından kararın bu
kısmına muhalifim.