ANAYASA MAHKEMESİ KARARI
Esas No:1963/67
Karar No:1966/19
Karar tarihi:14/4/1966
Resmi Gazete tarih/sayı:13.7.1966/12347
Dâvacı
: Adalet Partisi Türkiye Büyük Millet Meclisi Grupu.
Dâvanın
Konusu : 30/5/1949 günlü ve 5398 sayılı (Milli Savunma Bakanlığının Kuruluş ve
görevlerine dair Kanun) un 1., 2. Ve 3 üncü maddelerinin Anayasanın 110 uncu
maddeseni aykırı olmaları sebebiyle iptal edilmeleri isteminden ibarettir.
İlk
incelenle :
Anayasa
Mahkemesi İçtüzüğünün 15 inci maddesi uyarınca yapılan ilk incelemede dilekçede
imzası bulunanların kimliklerini gösterir onanlı belgenin dilekçeye bağlı
olmadığı görüldüğünden gönderilmesi istenilmiş, verilen süre içinde istenilen
belgenin gönderildiği anlaşılmakla işin esasının incelenmesine karar veıilmiş
ise de hazırlanan raporun incelenmesi için, Lûtfi Akadlı'nın Başkanlığında
Üyelerden Cemalettin Köseoğlu, Asım Erkan, Rifat Göksu, İbrahim Senil, İhsan
Keçecioğlu, A. Şeref Hocaoğlu, Celâlettin Kuralmen, Fazıl Uluocak, Sait Koçak,
Avni Givda, Ahmet Akar, Muhittin Gürün, Lûtfi Gmerbaş ve Ekrem Tüzemen'den
kurulu mahkemenin 4/5/1965 günlü toplantısında; dâva dilekçesinde 5398 sayılı
kanunun 1., 2. ve 3 üncü maddelerinin tümünün iptallerinin istenildiği,
bunlardan 1. ve 2 nci maddeler çeşitli hükümleri kapsadığı halde dâva
dilekçesinde bu hükümlerin tümünün ne sebeple iptalinin istenildiğinin
gerekçeleriyle açıklanmadığı ve sadece Anayasa'nın 110 uncu maddesine aykırı
bulunduğunun belirtilmesiyle yetinildiği görülmüş ve dâvanın gerekli açıklığa
kavuşabilmesi için, tamamlayıcı açıklamaların işin bu safhasında dahi Dâvacıdan
istenmesine kanuni bir engel de bulunmamış olmakla, adı geçen kanunun 1. ve 2
nci maddelerine ilişkin gerekçelerin 90 gün içinde bildirilmesi için Dâvacıya
tebligat yapılmasına karar verilmiştir.
Bu
toplantıya katılan üyelerden Asım Erkan, İhsan Keçecioğlu, A. Şeref Hocaoğlu,
Celâlettin Kuralmen, Avni Givda ve Ahmet Akar; 44 sayılı kanunun 26 ncı
maddesinin dördüncü fıkrası gereğince, Dâvacılardan, eksikliklerin
tamamlanmasının istenmesi işinin, dâva dilekçesinin Anayasa Mahkemesine kaydı
tarihinden itibaren ongün içinde yerine getirilmesi gerektiği, olayda ise, bu
sürenin geçmiş ve daha önce de esasın incelenmesine karar verilmiş bulunması
sebebiyle artık Dâvacıdan bu yolda bir istemde bulunulmasının mümkün olmadığı
dâva dilekçesindeki gerekçe ile yetinilerek incelemeye devam olunması gerektiği
görüşünü savunmuşlardır.
Verilen
süre içinde eksikliğin tamamlanmış olduğu anlaşıldığından konu hakkında
düzenlenen rapor, iptali istenilen kanun hükümleriyle ilgili Anayasa maddeleri,
Büyük Millet Meclisi ve Temsilciler Meclisi tutanakları okunduktan sonra gereği
görüşülüp düşünüldü :
Esasın
incelenmesi :
30/5/1949
günlü ve 5398 sayılı (Milli Savunma Bakanlığının Kuruluş ve görevlerine dair
kanun) un iptali istenilen 1., 2. ve 3 üncü maddeleri şöyledir :
"Madde
l- Cumhuriyet Ordusunun hazırlanması ve idaresiyle ödevli ve bu işlerden
barışta ve seferde sorumlu olan Millî Savunma Bakanlığı; barışta harb
kuvvetlerinin komutası kendisine verilmiş olan Genel Kurmay Başkanlığı ile
Bakanlık Müsteşarının idaresi altındaki daireleri ihtiva eder.
Bu
teşkilât Ordu Kuruluş ve kadrolarında gösterilir.
Madde
2- Millî Savunma Bakanlığı; Cumhuriyet Ordusunun Personel, Haber alma, harekât,
eğitim, seferberlik ve ikmal işlerini Genel Kurmay Başkanlığı vasıtasıyle ve
bunların dışındaki hizmetlerini müsteşarlık vasıtasiyle yürütür.
Madde
3- Genel Kurmay Başkanı, Millî Savunma Bakanının teklifi üzerine Bakanlar
Kurulu kararı ile tâyin ve tebdil olunur."
Bu
maddelerin aykırı bulundukları ileri sürülen Anayasa'nın 110 uncu maddesi hükmü
de şöyledir :
"Madde
110- Başkomutanlık, Türkiye Büyük Millet Meclisinin manevi varlığından ayrılmaz
ve Cumhurbaşkanı tarafından temsil olunur."
Millî
Güvenliğin sağlanmasından ve Silâhlı Kuvvetlerin savaşa hazırlanmasından,
Türkiye Büyük Millet Meclisine karşı, Bakanlar Kurulu sorumludur.
Genel
Kurmay Başkanı Silâhlı Kuvvetlerin Komutanıdır.
Genel
Kurmay Başkanı, Bakanlar Kurulunun teklifi üzerine, Cumhurbaşkanınca atanır;
görev ve yetkileri kanunla düzenlenir. Genel Kurmay Başkanı, bu görev ve
yetkilerinden dolayı Başbakan'a karşı sorumludur."
Dâva
dilekçesinde ve mahkememizin isteği üzerine yapılan tamamlayıcı açıklamada, söz
konusu hükümlerin, Anayasa'nın 110 uncu maddesindeki ilkelere ne yönden aykırı
bulunduğu, özetle, şöyle belirtilmiştir :
l-
Kanunun l inci maddesinin birinci fıkrası, barışta ve seferde Cumhuriyet
Ordusunun hazırlanmasından ve idaresinden sorumlu makam olarak Millî Savunma
Bakanlığını kabul etmekte ve Genel Kurmay Başkanının barışta Harp Kuvvetlerinin
Komutanı olduğunu belirtmektedir.
Halbuki
Anayasa'nın 110 uncu maddesinin ikinci fıkrası, Millî Güvenliğin sağlanmasından
ve silâhlı kuvvetlerin savaşa hazırlanmasından Türkiye Büyük Millet Meclisine
karşı Bakanlar Kurulunun sorumlu olduğu esasını koymuş bulunmaktadır.
2-
Kanunun 2 nci maddesi, Millî Savunma Bakanlığının; Ordunun Personel, haber
alma, harekât, eğitim, seferberlik ve ikmal işlerini Genel Kurmay Başkanı vasıtasiyle
yürüteceğini göstermektedir. Maddeden, Genel Kurmay Başkanlığının, Millî
Savunma Bakanlığının bir yürütme organı olduğu ve bu organın başında da Genel
Kurmay Başkanının bulunduğu anlamı çıkmakta ve bu yürütmeden dolayı da Genel
Kurmay Başkanının Millî Savunma Bakanına karşı sorumlu olması gerekmektedir.
Halbuki
Anayasa'nın 110 uncu maddesinin dördüncü fıkrasında, Genel Kurmay Başkanının
görev ve yetkilerinin kanunla düzenleneceği ve bu görev yetkilerden dolayı
Başbakana karşı sorumlu olacağı esası kabul edilmektedir.
3-
Kanunun 3 üncü maddesi, Genel Kurmay Başkanının, Millî Savunma Bakanının
teklifi üzerine Bakanlar Kurulu karan ile tayin ve tebdil edileceğini
göstermekte, Anayasa'nın 110 uncu maddesinin dördüncü fıkrasında ise, Genel
Kurmay Başkanının Bakanlar Kurulunun teklifi üzerine Cumhurbaşkanınca atanacağı
hükmü bulunmaktadır.
GEREKÇE
:
l-
5398 sayılı kanunun iptali istenilen 1. ve 2 nci maddeleri, yukarıya alınmış
bulunan metinlerinde görüleceği üzere, şu hükümleri kapsamına almaktadır :
a-
Cumhuriyet Ordusunun barışta ve savaşta hazırlanması ve idaresiyle ödevli ve bu
işlerden sorumlu olan makam, Millî Savunma Bakanlığıdır.
Genel
Kurmay Başkanlığı ve Müsteşarlık bu Bakanlığın birer dairesıdir.
b-
Genel Kurmay Başkanı sadece barışta harp kuvvetlerinin komutanıdır.
c-
Millî Savunma Bakanlığı, bu kanunla kendisine ödev olarak verilen, ordunun,
barışta ve seferde hazırlanması ve idaresi işlerinden, kanunun 2 nci maddesinde
sayılanlarını, Bakanlığın bir dairesi olan Genel Kurmay Başkanlığı vasıtasiyle,
geri kalanını da diğer bir dairesi olan Müsteşarlık vasıtasiyle yürütür.
d-
Bu teşkilât ordu kuruluş ve kadrolarında gösterilir.
Özetlemek
gerekirse :
1-
Ordunun barışta ve savaşta hazırlanması görevi Millî Savunma Bakanlığına aittir
ve bu işlerden bu Bakanlık sorumludur.
2-
Genel Kurmay Başkanı, bu konularda kendiliğinden bir göreve sahip değildir. O,
sadece Millî Savunma Bakanlığının bir görevlisi ve Genel Kurmay Başkanlığı da
bu Bakanlığın bir dairesi durumunda olup ancak bu Bakanlığa ait görevlerden bir
kısmını Bakanlık adına yürütmekle vazifelidir.
3-
Genel Kurmay Başkanı sadece barışta harp kuvvetlerinin komutanıdır.
Anayasa'nın
110 uncu maddesi ise bu konuda tamamiyle farklı nitelikte hükümler koymuş
bulunmaktadır. Şöyle ki :
Maddenin
ikinci fıkrasında, Millî Güvenliğin sağlanmasından ve silâhlı kuvvetlerin
savaşa hazırlanmasından Türkiye Büyük Millet Meclisine karşı Bakanlar Kurulunun
sorumlu olduğu açıkça yazılı bulunmaktadır.
Anayasa
bu hükmü ile; sözü geçen konularda, hükümetçe yönetilecek diğer Devlet
hizmetlerinden farklı bir özellik görmüş ve 105 inci maddesinde, genel
siyasetin yürütülmesinden Bakanlar Kurulunun birlikte sorumlu bulunduğu
kuralını koyduğu halde, (Millî Güvenliğin sağlanması ve silâhlı kuvvetlerin
savaşa hazırlanması) konularında bu genel kural ile yetinmiyerek, bunları
Bakanlar Kuruluna, özel bir görev olarak ve müşterek sorumlulukları altına
verdiğini ayrıca ve açıkça belirtmck lüzumunu duymuştur. Şu halde Bakanlar
Kurulunun tümüne, Anayasa ile verilen bu görevler, özel bir netilik taşımaktadır.
Bakanlar
Kurulu Üyelerinin hepsinin bir arada bu görevlerin her safhasiyle aynı zamanda
meşgul olmaları mümkün bulunmadığına göre, bu konulardaki hazırlayıcı
çalışmaların yapılması, Bakanlar Kurulunun gerekli kararları alabilmesi için
gereken tekliflerin kurula sunulması, onun adına kararların uygulanmasını
yöneterek Bakanlar Kurulunun bu işlerle olan bağlantısını sağlayıp Büyük Millet
Meclisine karşı olan sorumluluk ilişkisinin işler bir hale getirilmesi yani
hükümet kademesinde bu işlerin yönetilmesi görevi, Bakanlar Kurulu içindeki iş
bölümünde hangi Bakanlığa ait olacaktır'
Bu
soruyu karşılıyabilmek için 110 uncu madde üzerindeki incelemeyi derinleştirmek
gerekmektedir :
Gerçekten
110 uncu maddenin üçüncü fıkrasında "Genel Kurmay Başkanı, silâhlı Kuvvetlerin
Komutanıdır." hükmü yer almıştır. Bu hükmü ile Anayasa, Genel Kurmay
Başkanına; Türk Ordusunun Kurmaylık hizmetlerinden başka, barış ve savaş hali
ayırımı yapmadan, Silâhlı Kuvvetlerin komutanlığı görevini de vermiş
bulunmaktadır.
Komutanlığın;
bir sevk ve idare makamı olduğunda ve komutası altındaki bütün kuvvetlerin
barışta ve savaşta her bakımdan hazırlanması ve idaresi işlerinin de bu makama
ait bulunduğunda şüphe yoktur.
4/1/1961
günlü ve 221 sayılı (Türk Silâhlı Kuvvetleri İç hizmet Kanunu) nun 35 inci
maddesinde "Silâhlı Kuvvetlerin vazifesi; Türk Yurdunu ve Anayasa ile
tâyin edilmiş olan Türkiye Cumhuriyetini kollamak ve korumaktır."
denilmekte ve buna göre silâhlı kuvvetlerin komutanı da Türk Ordusunu, bu
görevleri her an başarmaya kudreti olacak surette ayakta ve hazır tutmak
görevini ve bunun sorumunu yüklenmiş bulunmaktadır.
Anayasa'nın
110 uncu maddesinin son fıkrasında ise, Silâhlı Kuvvetlerin komutanı olan Genel
Kurmay Başkanının bütün bu görev ve yetkilerinin kanunla düzenleneceği ve bu görev
ve yetkilerinden dolayı da Başbakana karşı sorumlu olacağı hükmü yer
almaktadır. Buna göre Genel Kurmay Başkanı, bütün silâhlı Kuvvetlerin komutam
sıfatiyle orduya barışta ve savaşta hazırlayıp idare edecek ve bu görevlerinden
dolayı da Başbakana karşı sorumlu olacaktır.
Bu
suretle Anayasamız, Silâhlı Kuvvetlerin barışta ve savaşta hazırlanması ve
idaresi görevini Genel Kurmay Başkanına verip, bunun karşılığında da onu,
Bakanlar Kurulu içinde Başbakana karşı sorumlu tutmakla, yürütme organı ile
Genelkurmay Başkanı arasındaki bağlantıyı kurmuş olmakta ve böylece Başbakana
da, Hükümet kademesinde olmak üzere, bu işlerin yönetim ve denetiminde görev
vermiş bulunmaktadır.
Görülüyorki
Anayasa'nın 110 uncu maddesi, Silâhlı Kuvvetlerin Barışta ve Savaşta hazırlanması
ve idaresinde; Genel Kurmay Başkanı ile kurduğu sorumluluk bağı vasıtasiyle
Başbakana görev vermekte ve böylece bu hizmetlerin Bakanlar Kurulu ile
irtibatını ve Bakanlar Kurulu içindeki görevli Bakanı işaret ve tayin etmiş
olmaktadır ki bu da Başbakanın bizzat kendisidir. Bu madde ile Başbakana
verilmiş bulunan görev, Anayasa'nın 105 inci maddesinde belirtilen Genel
nitelikteki Başbakanlık görevlerinden ayrı ve onlara ek olarak Anayasa'nın
verdiği özel nitelikte bir görev olup, Başbakanın da bu görevlerin yerine
getirilmesinde diğer Bakanlar gibi, Anayasa'nın 105 inci madesinin ikinci
fıkrasında yer alan münferid sorumluluğu vardır. Şüphesiz Başbakanın bu
sorumluluğu Anayasa'nın 110 uncu maddesinin ikinci fıkrasında yer alan ve
Bakanlar Kurulunun, Ordunun Savaşa hazırlanması konusunda Türkiye Büyük Millet
Meclisine karşı olan müşterek sorumluluğunu ortadan kaldıracak nitelikte
değildir. Yani sözü geçen konularda Başbakan, Bakanlar Kuruluna ve Bakanlar
Kurulu da Büyük Millet Meclisine karşı sorumlu durumda olmakta ve sorumluluk
halkaları böylece tamamlanmaktadır.
1961
Anayasamızın getirdiği bu düzeni özetlemek gerekirse; Ordunun barışta ve
savaşta hazırlanması ve idaresi ile idare kademesinde Genelkurmay Başkanı,
Hükümet kademesinde Başbakan görevli ve sorumlu olup ordunun savaşa
hazırlanması konusunda Bakanlar Kurulunun Büyük Millet meclisine karşı olan
ortak sorumluluğu da bu yoldan uygulama alanına girmektedir.
Bu
sebeplerle 5398 sayılı kanunun dâva edilen l inci maddesinde yer alan;
"Cumhuriyet Ordusunun hazırlanması ve idaresiyle ödevli ve bu işlerden
barışta ve seferde sorumlu olan Millî Savunma Bakanlığı" deyimi ile,
Anayasa'nın idare kademesinde Genelkurmay Başkanına ve Bakanlar Kurulu içinde
de Başbakana vermiş olduğu görevleri Millî Savunma Bakanlığına devreden hükmün,
yukarıda açıklanan Anayasa Kurallarına aykırı bulunduğundan, iptali
gerekmektedir.
Üyelerden
Rifat Göksu, Asım Erkan, İbrahim Senil, Celâlettin Kuralmen, Avni Givda,
Muhittin Taylan ve Recai Seçkin bu görüşe katılmamışlardır.
2- Dâva
edilen l inci maddedeki; "Barışta harp kuvvetlerinin komutası kendisine
verilmiş bulunan Genelkurmay Başkanlığı" hükmü ile Genelkurmay Başkanının
yalnız barış halinde harp kuvvetlerinin komutanı olduğu esası teyit olunarak,
mülga Anayasa'nın 40 ncı maddesinde yer alan ve silâhlı kuvvetlerin
komutasının, sefer halinde Bakanlar Kurulunun inhası üzerine Cumhurbaşkanı
tarafından tayin edilecek bir zata verileceğine dair olan hükmün saklı tutulmuş
olduğu görülmektedir.
Halbuki
Anayasa'nın 110 uncu maddesinin üçüncü fıkrasında, savaş ve barış ayrımı
yapılmaksızın silâhlı kuvvetlerin komutanının, her devrede ve daimî bir şekilde
Genelkurmay Başkanı olduğu kuralı açık bir şekilde yer almış bulunmaktadır.
Burada,
aynı maddenin birinci fıkarsında yer alan ve Türkiye Büyük Millet Meclisinin
Manevî varlığından ayrılmıyacağı ve Cumhurbaşkanı tarafından temsil olunacağı
gösterilen (Başkomutanlık) ın dâva konusu hükümle ilgili bulunmadığını
belirtmekte fayda vardır. Madde metninde de açıkça görüldüğü üzere Türkiye Büyük
Millet Meclisinin manevi varlığından ayrılması mümkün olmayan ve barışta ve
savaşta Cumhurbaşkanı tarafından temsil edilen, yani temsilî bir nitelik
taşıyan (Başkomutanlık) ın her ne sebeple olursa olsun, barışta ve savaşta bir
başka şahsa devri ve "Başkomutan" sıfatı ile herhangi bir kimsenin
tayini mümkün değildir.
Nitekim
mülga Anayasa'nın 40 inci maddesinde de Başkomutanlık aynı suretle temsilî bir
görev niteliğinde kabul edilerek barış ve savaş ayırımı yapılmaksızın
Cumhurbaşkanı tartından temsil olunacağı belirtilmiş, bunamukabil harp
kuvvetlerinin fiili emir ve komutasının barışta Genelkurmay Başkanına, savaşta
ise Bakanlar Kurulunun teklifi üzerine Cumhurbaşkanı tarafından atanacak bir
zata verilmesi esası kabul edilmişti. Görüldüğü gibi eski Anayasa'ya göre de
savaşta Genelkurmay Başkanından ayrıca atanacak kimseye verilecek görev,
(Başkomutanlık) olmayıp, ordunun (Fiilî emir ve komutası) ndan ibaret
bulunmaktadır.
1961
tarihli Anayasamızın 10 uncu maddesi ise; ilk fıkrası ile, eski Anayasa'nın
Başkomutanlık hakkındaki hükmü aynen almış, fakat, üçüncü fıkrası hükmü ile,
silâhlı kuvvetlerin fiili komutanlığı konusunda eski hükümden ayrılarak ve
barış ve savaş ayrımını da bir yana bırakarak her devrede Genelkurmay
Başkanının Silâhlı Kuvvetlerin Komutanı bulunduğu kuralını koymuştur.
Nitekim
Anayasa'nın Kurucu Mecliste geçirdiği müzakere safhaları da bu görüşü teyit
etmektedir :
Gerçekten
Temsilciler Meclisi Anayasa Komisiyonunca hazırlanan Anayasa Tasarısının 109
uncu madesinin bu konulara ilişkin birinci ve ikinci fıkraları şöyle idi:
"Madde
109- Başkomutanlık, Türkiye Büyük Millet Meclisinin manevi varlığından ayrılmaz
ve Cumhurbaşkanı tarafından temsil olunur.
Silâhlı
Kuvvetlerin Komutası, Barışta Genelkurmay Başkanına savaşta Bakanlar Kurulunun
teklifi üzerine, Cumhurbaşkanınca atanacak kimseye verilir.
Tasarının
Temsilciler Meclisinde görüşülmesi sonunda, teklif olunan bu metin aynen kabul
edilmiş iken tasarıyı inceleyen Millî Birlik Komitesi, birinci fıkra hükmünü
aynen benimsenmiş, fakat ikinci fıkra hükmünü tamamen değiştirmiş, ve barış ve
savaş ayrımı yapmaksızın Genelkurmay Başkanının Silâhlı Kuvvetlerin Komutanı
olduğu esasını ayrı bir fıkra halinde belirtmişti.
Değiştirilen
maddelerin Temsilciler Meclisi Anayasa Komisyonunda ve Meclis Genel Kurulunda
yeniden görüşülmesi sonucunda söz konusu değişiklik uygun görülmüyerek eski
metinde ısrar edilmiş ise de Kurucu Meclis Anayasa Karma Komisyonunda maddenin
ilk fıkrası değiştirilmeden kabul edilmiş ve üçüncü fıkrasına da, barış ve
savaş ayırımı yapılmaksızın : "Genelkurmay Başkanı, Silâhlı Kuvvetlerin Komutanıdır."
kuralı konulmuş ve bu hükümler Kurucu Meclis Birleşik Toplantısında da kabul
olunmuştur.
Bu
durum karşısında artık Genelkurmay Başkanını sadece barış zamanında Silâhlı
Kuvvetlerin Komutanı sayarak savaş halinde Silâhlı Kuvvetlere, Genelkurmay Başkanından
ayrı bir (Komutan) veya Cumhurbaşkanından ayrı bir (Başkomutan) atanabileceği
görüşünü ileri sürmek mümkün değildir.
Bu
sebeplerle 5398 sayılı Kanunun l inci maddesinde yer alan ve Genekurmay
Başkanının sadece barışta silâhlı kuvvetlerin komutanı olduğunu öngören hükmün
de, Anayasaya aykırı bulunduğundan, iptali gerekmektedir,
Üyelerden
Asım Erkan ve Recaî Seçkin bu görüşe katılmamışlardır.
3-
Dâva edilen l inci maddede "Millî Savunma Bakanlığı,... Genelkurmay
Başkanlığı ile Başkanlık Müsteşarının idaresi altındaki daireleri ihtiva
eder." hükmü yer almakta; kanunun yine dâva edilmiş bulunan ve metni
yukarıda yazılı olan 2 nci maddesinde de; Millî Savunma Bakanlığının, birinci
maddede genel çizgileriyle belirtilmiş bulunan görevlerinden, Genelkurmay
Başkanlığı vasıtasiyle yürütecekleri, birer birer sayılmakta, bunların dışında
kalanların da Müsteşarlık vasıtasiyle yürüteceği gösterilmektedir.
Bu
hükümlerden açıkça görüldüğü üzere;
a-
Ordunun barışta ve savaşta hazırlanması ve idaresi görevi ve sorumluluğu Millî
Savunma Bakanlığına aittir.
b-
Genelkurmay Başkanlığı, bu bakanlığın müsteşarlık seviyesinde bir bölümü ve
dairesidir.
c-
Millî Savunma Bakanlığı, (a) bendinde belirtilen görevlerinden kanunun 2 nci
maddesinde sayılan kısmını Genelkurmay Başkanlığı vasıtasıyle yürütür. Yani
Genelkurmay Başkanlığı, aslında Anayasa ile kendisine verilmiş bulunan bir
görevi kendi sorumluluğu altında değil, Millî Savunma Bakanlığına ait bir
görevi onun adına ve ona karşı sorumlu olarak yürütmekle görevlidir.
Halbuki
yukarıda da açıklandığı üzere Anayasa, Genelkurmay Başkanını, Savaşta ve
Barışta Silâhlı Kuvvetlerin Komutanı olarak tayin etmek suretiyle Türk
Ordusunun hazırlanması ve idaresi görevini, Genelkurmay Başkanlığına vermiş,
buna karşılık da onu, Başbakana karşı sorumlu tutmuştur.
Anayasa'nın
bu hükmüne göre, Genelkurmay Başkanının, kaynağını Anayasa'dan alan
görevlerini, bir Bakan adına ve Bakanlığın bir dairesi olarak değil, kendi
adına ve Başbakana karşı sorumlu olarak yürütmesi gerekmektedir. 110 uncu maddenin
son fıkrasına göre bu görev ve yetkileri düzenleyecek olan kanun yapılırken,
söz konusu Anayasa Kuralının gözönüne alınması gerekeceği tabiidir,
Esasen
Millî Savunma Bakanlığı ile Genelkurmay Başkanlığı arasında idari bir bağlantı
kurulmasını, Anayasa koyucusu tarafından da kabul edilmemiş olduğu, Kurucu
Mecliste geçen görüşmelerden açıkça anlaşılmaktadır.
Gerçekten
Temsilciler Meclisi Anayasa Komisyonunca hazırlanan Anayasa tasarısının konuyu
düzenleyen 109 uncu maddesinin son fıkrasında "Genelkurmay Başkanlığı,
Başbakanlığa bağlıdır." hükmü teklif edilmiş iken Temsilciler Meclisinde
geçen uzun tartışmalar sonunda bu fıkra hükmü :
"Genelkurmay
Başkanlığı, Millî Savunma Bakanlığına bağlıdır," şeklinde değiştirilerek
kabul edilmiş, fakat tasarının Millî Birlik Komitesindeki müzakeresi sonunda bu
değişiklik uygun görülmeyerek fıkra hükmü:
"Silâhlı
Kuvvetlerin kumandanı olan Genelkurmay Başkanı, Başbakanlığa bağlıdır."
şeklinde değiştirilmiş,Millî Birlik Komitesince yapılan değişikliklerin
Temsilciler Meclisinde yeniden görüşülmesi sonunda değişiklik kabul edilmeyerek
Genelkurmay Başkanlığının Millî Savunma Bakanlığına bağlı olduğunu belirten
eski metin üzerinde ısrar edilmiş, konuyu inceleyen Türkiye Cumhuriyeti Kurucu
Mieclisi Anayasa Karma Komisyonu ise :
"...
Genelkurmay Başkanının atanması ve sorumluluğu konusunda geçmiş yılların
tatbikatından elde edilen tecrübelerin ışığı altında inceleyen komisyonumuz,
atanmanın Bakanlar Kurulunun teklifi üzerine Cumhurbaşkanınca yapılması ve
görev ve yetkilerinden dolayı da Başbakana karşı sorumlu olması tarzında
maddenin tedvinini hem hizmetin icaplarına, hem de Demokratik bir devlet düzeni
içindeki sorumluluk esaslarına uygun bir hal tarzı olarak kabul etmiş
bulunmaktadır." gerekçesiyle Genelkurmay Başkanlığının Millî Savunma
Bakanlığına bağlı olduğuna belirten hüküm yerine:
"Genelkurmay
Başkanı bu görev ve yetkilerinden dolayı Başbakana karşı sorumludur."
hükmünü kabul etmiştir.
Tasarının
Kurucu Meclis Birleşik Toplantısında yapılan son görüşmeleri sırasında karma komisyon
adına yapılan konuşmada, Genelkurmay Başakanlığının Millî Savunma Bakanlığına
bağlanması uygun görülmediğinden Başbakanın kendisine bağlandığının, bu durumun
(Başbakana karşı sorumludur.) ifadesiyle belirtildiğinin açıklanması üzerine
bir üye tarafından, teklif edilen metin, yapılan açıklamadaki maksadı sağlamaya
yeter olmadığı gibi böyle yorumlamaya da müsait bulunmadığı ve bu metnin,
Genelkurmay Başkanlığının Millî Savunma Bakanlığına bağlanmasına engel teşkil
etmeyecek biı nitelikte bulunduğu ve bu konunun böylece düşünülmesinin daha
uygun olduğu yolunda karşılık verilmiş, bunun üzerine yine karma komisyon adına
yapılan ikinci açıklamada teklif olunan metnin bu yolda yorumlanmasının yerinde
olmadığı belirtilerek (........ tasarı ile, Başkanlıkla Genelkurmay gibi son
derece önemli bir hizmet gören iki makam arasında doğrudan doğruya irtibat
kurmak imkânı sağlanmıştır.) denilmek suretiyle bu metnin, Genel kurmay
Başkanlığının Millî Savunma Bakanlığına imkân vermemek ve buna mukabil
Başbakanlıkla doğrudan doğruya irtibat kurmak için teklif edilmiş olduğu
anlatılmak istenmiştir.
Şu
duruma göre, Anayasa'nın 110 uncu maddesinin; Genelkurmay Başkanlığının Millî
Savunma Bakanlığına bağlanması hususunu kesin olarak önlemiş olduğunu kabul
etmekte zorunluk bulunmaktadır. Esasen bu dâva dolayısiyle mahkememizce halli
lâzım gelen mesele de, Genelkurmay Başkanlığının hangi Bakanlığa
bağlanabileceğinin tayini olmayıp onu, Millî Savunma Bakanlığına bağlayan söz
konusu kanun hükmünün Anayasa'ya uygun olup olmadığının tayininden ibaret
bulunmaktadır.
Yukarıdaki
açıklamlara göre 5398 sayılı kanunun l inci maddesinin. Genelkurmay
Başkanlığını, Millî Savunma Bakanlığına, onun bir dairesi halinde, bağlanmış
bulunan hükmünün, Anayasa'ya aykırı olduğundan, iptali gerekmektedir.
Üyelerden
Recai Seçkin bu görüşe katılmamıştır.
4-
5398 sayılı kanunun l inci maddesinin kapsadığı hükümler hakkında yukarıda üç
bent halinde yapılmış bulunan açıklamalardan; bu madde ile Milli Savunma
Bakanlığına verilmiş olan görevin tüm olarak Anayasa'ya aykırı bulunduğu
anlaşılmaktadır. Madde hükmü, Millî Savunma Bakanlığına başkaca bir görev de
vermediğine göre sırf bu görevleri yürütmek üzere Bakanlık bünyesi içinde,
(Genelkurmay Başkanlığı) ve (Müsteşarlık) adı ile iki daire kurulmasını sağlayan
hükmün Anayasa'ya aykırılığı da kendiliğinden ortaya çıkmaktadır.
Şüphesiz
bu sonuç, Anayasa'nın 106 ncı maddesine ve Bakanlıklar Kuruluşu hakkındaki
13/9/1946 günlü ve 4951 sayılı Kanuna göre kurulmuş bulunan bir Bakanlığın
varlığına etki yapacak nitelikte değildir. Gerekiyorsa, Anayasa'ya aykırı
bulunmayan nitelikte görevler verilerek Bakanlığın devam ettirilmesi veya başka
görevlerle yeni bir Bakanlık kurulması mümkündür. Ancak burada belirtilmesi
gereken husus; 5398 sayılı kanunun l inci maddesinde yer alan ve Millî Savunma
Bakanlığına verilmesinin Anayasa'ya aykırı olduğu anlaşılan söz konusu
görevleri yerine getirmek üzere, maddede öngörüldüğü şekilde teşkilât
kurulmasının da Anayasa'ya aykırı bulunduğudur.
Bu
sebeplerle 5398 sayılı kanunun; Millî Savunma Bakanlığının, Anayasa'ya göre bu
Bakanlığa verilmesi mümkün olmayan bir takım görevlerle görevlendiren ve söz
konusu görevleri yerine getirecek olan Bakanlık dairelerini kuran l inci
maddesi hükmünün, tüm olarak Anayasa'ya aykırı nitelik taşıdığından, iptali
gerekmektedir.
Üyelerden;
Recai Seçkin, maddenin tümünün iptal edilmesi oyunda olmakla beraber yukarıki
gerekçeye katılmamış; Rifat Göksu, Asım Erkan, İbrahim Senil, Celâlettin
Kuralmen, Avni Givda ve Muhittin Taylan da; maddenin, Müsteşarlıkla kadrolar
hakkındaki hükümlerinin iptal dışında bırakılması gerektiği görüşünü
savunmuşlardır.
5-
5398 sayılı kanunun dâva edilen 2 nci maddesi yukarıda da belirtildiği üzere,
kanunun l inci maddesinde genel sınırları belirtilmiş olan Millî Savunma
Bakanlığı görevlerinin, kanuna göre Bakanlığın birer dairesi sayılmakta olan,
Genelkurmay Başkanlığı ile Müsteşarlık arasındaki bölüştürülmesini
göstermektedir.
Yukarıda
açıklandığı gibi, bu konuların Millî Savunma Bakanlığına görev olarak verilmesi
Anayasa'ya aykırı bulunduğuna göre Bakanlığın, Anayasa'ya aykırı olarak
kendisine verilmiş bulunan bu görevlerini, Genel kurmay Başkanlığı ve
Müsteşarlık vasıtası ile yürüteceğini gösteren hükmün de, tüm olarak,
Anayasa'nın 110 uncu maddesinde yer alan ilkelere aykırılığı meydanda olup,
iptali gerekmektedir.
Üyelerden;
Recai Seçkin, maddenin tümünün iptal edilmesi oyunda olmakla beraber yukarıdaki
gerekçeye katılmamış; Rifat Göksu, Asım Erkan, ibrahim Senil, Celâlettin
Kuralmen, Avni Givda ve Muhittin Taylan da; maddenin, Müsteşarlıkla ilgili
hükmünün iptal dışında bırakılması gerektiği görüşünü savunmuşlardır.
6-
Kanunun iptali istenilen ve metni yukarıda yazılı bulunan üçüncü maddesi hükmü,
Genelkurmay Başkanının, Millî Savunma Bakanlığının teklifi üzerine Bakanlar
Kurulu kararı ile tâyin ve tebdil olunacağı göstermektedir.
Anayasa'nın
10 uncu maddesi ise Genelkurmay Başkanının, Bakanlar Kurulunun teklifi üzerine
Cumhurbaşkanınca atanacağı kuralını koymaktadır.
Konunun
görüşülmesine başlandıkta; Üyelerden ihsan Keçecioğlu, Avni Givda, Muhittin
Taylan, Recai Seçkin ve Lütfi Ömerbaş;
Genelkurmay
Başkanının atanma şeklini bütün ayrıntıları ile düzenleyen Anayasa'nın 110 uncu
maddesinin son fıkrasının, dâva konusu madde hükmünü dolayısiyle yürürlükten
kaldırdığı, yürürlükte bulunmayan bir hükmün ise Anayasa'ya aykırılığının
düşünülemiyeceği ve bu yüzden de iptal dâvasına konu olmayacağı görüsünü ileri
sürmüşlerse de;
Anayasa
hükümleri; ister yalnız ilkeleri, ana çizgileri ile ve kısaca ister ele aldığı
konuyu bütün ayrıntıları ile tüm olarak belirtmiş bulunsun, etki ve değer
bakımından hep aynı niteliktedir. Yani bunlar üstün, bağlayıcı temel hukuk
kurallarıdır. Hiç bir kanunun hiç bir hükmü bu kurallara aykırı olamaz.
Ancak,
Anayasa'nın da, sonuç bakımından bir kanun olduğu ve fazla olarak yukarıda
belirtilen üstün niteliklere sahip bulunduğu düşüncesiyle; (Sonraki bir kanunun
önceki bir kanunda bulunan aykırı hükümleri değiştireceği veya kaldıracağı)
kaidesinin bu alanda da tatbiki ile Anayasa hükümlerinin de, kendisinden evvel
bir kanunun aykırı hükümlerini doğrudan doğruya değiştirmek veya kaldırmak
suretiyle onun yerine geçmiş olması gerekeceği yolunda ileri sürülecek bir
görüşün kabulü mümkün değildir. Bu konudaki aykırılığın giderilmesi veya
evvelki hükmün yürürlükten kaldırılması için mutlaka ayrı bir eylem ve işlem
gerekir ki bu da yasama yolu ile yahut iptal müessesesinin isletilmesi ile
olur.
Zira
Anayasa'nın; yürürlüğe girdiği tarihte var olan kanunlardaki aykırı hükümleri
kendiliğinden kaldıracağını düşünmek mümkün ve caiz bulunsa idi bu çeşit
hükümlerin ayrıca iptali için bir yolun öngörülmesi hiç de gerekmezdi. Oysa
Anayasa'nın geçici 9 uncu maddesine,
Anayasa
Mahkemesinin görevine başladığını Resmî Gazete ile yayınlanmasından önce
kanunların Anayasa'ya aykırılığının ileri sürülemiye-eğini ve mahkemelerce de
kanunların Anayasa'ya aykırılığına dayanılarak karar verilemiyeceğini ve
Anayasa Mahkemesinin görevine başladığı tarihte yürürlükte bulunan kanunlar
hakkında, bu tarihten itibaren 6 ay içinde, Anayasa'ya aykırılık iddiasiyle
iptal dâvası açılabileceğini,
Belirten
özel bir hüküm konulmak suretiyle bu gibi hallerde yapılacak işlem gösterilmiş
ve Anayasa hükümlerinin, kendisinden evvelki aykırı kanun hükümlerini
kendiliğinden değiştirmediği veya ortadan kaldırmadığı esası, bizzat Anayasa
tarafından konulmuştur.
Bu
bakımdan söz konusu görüş benimsenmiyerek, incelenmekte olan hükmün yürürlükte
bulunduğuna ve iptal dâvasına konu olabileceğine çoğunlukla karar verilmiştir.
Yukarıda
açıklandığı üzere, 5398 sayılı Kanunun 3 üncü maddesi hükmü, Genelkurmay
Başkanının atanma işlemini, Anayasa'nın 110 uncu maddesiyle konulmuş bulunan
usulden ayrı bir şekilde düzenlenmektedir.
Söz
konusu maddenin, Anayasa'nın bu konudaki hükmüne olan aykırılığı, başkaca bir
gerekçe gösterilmesine yer vermiyecek kadar açık olduğundan, iptali gerektiğine
oybirliği ile karar verilmiştir.
7-
Üyelerden Avni Givda ve Recai Seçkin, üç maddesi dâva edilmiş bulunan 5398
sayılı kanunun, Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri ile diğer Orgeneral ve
Oramirallerin atanmalarına ilişkin olan 4 üncü maddesi hükmünün de, 44 sayılı
kanunun 38 inci fıkrasının uygulanması suretiyle iptal edilmesi gerektiği
görüşünde bulunmuşlarsada aşağıdaki sebeplerle bu görüşe katılmak mümkün
olmamıştır.
5398
sayılı kanunun, sözü edilen 4 üncü maddesinde :
"Madde
4- Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri Komutanları İle Ordu Müfettişleri ve diğer
orgeneral ve Oramiraller Genelkurmay Başkanının mütalâası alınarak Millî
Savunma Bakanının teklifi üzerine Bakanlar Kurulu kararı ile tâyin ve tebdil
olunurlar." denilmekte ve Dâvacı parti tarafından bu maddenin Anayasa'ya
aykırılığı ileri sürülmemiş ve iptali de istenmemiş bulunmaktadır.
Anayasa
Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri hakkındaki 22/4/1962 günlü ve 44
sayılı Kanunun 28 inci maddesinin ilk fıkrası hükmüne göre, Anayasa Mahkemesi,
iptal dâvalarında talep ile bağlı bulunduğundan sözü edilen maddeyi bu yönden
bir incelemeye tabi tutmak mümkün değildir.
Diğer
taraftan aynı maddenin ikinci fıkrasında:
"Aynı
eğer müracaat kanunun veya İçtüzüğünün sadece belirli madde veya hükümleri
aleyhine yapılmış olup da, bu belirli madde veya hükümlerin iptali kanunun veya
İştüzüğün diğer bazı hükümlerinin veya tamamının uygulanmaması sonucunu
doğuruyorsa, Anayasa Mahkemesi, keyfiyeti gerekçesinde belirtmek şartı ile,
kanun veya İçtüzüğün bahis konusu diğer hükümlerinin veya tümünün iptaline
karar verebilir." denilmekte ve görüldüğü gibi, şartların mevcut olması
halinde dahi söz konusu fıkranın uygulanarak bir hükmün iptali yoluna
gidilmesi, mecburi olmayıp Anayasa Mahkemesinin takdirine ve gerekli görmesine
bağlı bulunmaktadır.
Fıkra
hükmünün esası açısından konunun incelenmesinde ise; kanunun l, 2 ve 3 üncü
maddelerinin iptal edilmiş olmalarının, 4 üncü madde hükmünün uygulanmaması
gibi bir sonuç doğurmadığı anlaşılmakta olup bu maddenin konusunun da,
Anayasa'nın 110 uncu maddesi gereğince hazırlanacak olan özel kanunla, maddenin
genel prensiplerine uygun olarak yeni bir düzenlemeye tabi tutulacağı tabiidir.
Bu
sebeple söz konusu 4 üncü maddenin 44 sayılı Kanunun 28 inci maddesinin ikinci
fıkrası hükmüne dayanılarak iptal edilmesine yer bulunmamıştır.
8-
5398 sayılı Kanunun bugün uygulanmakta olan l ve 2 nci maddelerinin iptali
kararının derhal yürürlüğe konulması sonucundan, bu maddelerin konusunu teşkil
eden kamu hizmetlerinin olduğu yerde kesilmesi durumu meydana geleceğinden ve
Anayasa'nın 110 uncu maddesinin son fıkrasında öngörülmüş bulunan kanun da
henüz düzenlenmemiş olduğundan kamu hizmetinin aksatılmaması ve gerekli kanunun
düzenlenmesine imkân sağlanması maksadı ile Anayasa'nın 152 nci ve Anayasa
Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri hakkındaki 22/4/1962 günlü ve 44
sayılı Kanunun 50 nci maddesi gereğince 5398 sayılı Kanunun l ve 2 nci
maddelerine ilişkin iptal hükümlerinin yürürlük tarihinin 12/10/1966 olarak
tesbiti uygun görülmüştür.
SONUÇ:
1-
30/5/1945 günlü ve 5398 sayılı Millî Savunma Bakanlığının Kuruluş ve
Görevlerine dair Kanunun:
a) l
inci maddesinde yer alan ve Cumhuriyet Ordusunun hazırlanması ve idaresi
ödevini ve sorumluluğunu barışta ve seferde Millî Savunma Bakanlığına bırakan
hükmünün Anayasa'ya aykırı olduğundan, iptaline Üyelerden Rifat Göksu, Asım
Erkan, İbrahim Senil, Celâlettin Kuralmen, Avni Givda, Muhittin Taylan ve Recai
Seçkin'in muhalefetleriyle ve oyçokluğu ile;
b)
Aynı maddenin, Silâhlı Kuvvetlerin Komutanlığını yalnız ve sadece barışta
Genelkurmay Başkanına veren hükmünün, Anayasa'ya aykırı olduğundan, iptaline
Üyelerden Asım Erkan ve Recai Seçkin'in muhalefetleriyle ve oyçokluğu ile;
c)
Aynı maddenin Genelkurmay Başkanlığını Millî Savunma Bakanlığının bir dairesi
halinde düzenleyen hükmünün, Anayasa'ya aykırı olduğundan, iptaline Üyelerden
Recai Seçkin'in muhalefetleriyle ve oyçokluğu ile;
Ve
sonuç olarak l inci maddenin tümünü Anayasa'ya aykırılığı sebebiyle iptaline,
Üyelerden Recai Seçkin'in gerekçeye ve Rifat Göksu, Asım Erkan, İbrahim Senil,
Celâlettin Kuralmen, Avni Givda ve Muhittin Taylan'ın maddenin Müsteşarlıkla
kadrolar hakkındaki hükümlerinin iptal dışında bırakılması gerektiği yolundaki
muhalefetleriyle ve oyçokluğu ile;
2-
Aynı kanunun ikinci maddesinin tümünü Anayasa'ya aykırı olduğundan iptaline,
Üyelerden Recai Seçkin'in gerekçeye ve Rifat Göksu, Asım Erkan, ibrahim Senil,
Celâlettin Kuralmen, Avni Givda ve Muhittin Taylan'in, maddenin Müsteşarlıkla
ilgili hükmünün iptal dışı bırakılması gerektiği yolundaki muhalefetleriyle ve
oyçokluğu ile;
3- Aynı
kanunun üçüncü maddesinin, "Üyelerden İhsan Keçecioğlu, Avni Givda,
Muhittin Taylan, Recai Seçkin ve Lûtfi Ömerbaş'ın Genelkurmay Başkanının
atanması şeklini bütün ayrıntılariyle düzenleyen Anayasanın 110 uncu maddesinin
son fıkrasının bu madde hükmünü, dolayısiyle, yürürlükten kaldırdığı,
yürürlükte olmayan bir hükmün Anayasa'ya aykırılığının düşünülemiyeceği ve bu
yüzden de iptal dâvasına konu olamıyacağı yolundaki görüşleri benimsenmiyerek
hükmün, iptal dâvasına konu olabileceği çoğunlukla kabul edildikten sonra"
Anayasa'ya aykırı olduğundan, iptaline oybirliği ile;
4-
Aynı kanunun dördüncü maddesi hakkında 22/4/1962 günlü ve 44 sayılı kanunun 28
inci maddesinin ikinci fıkrası hükmünün uygulanmasına yer olmadığından
Üyelerden Avni Givda ve Recai Seçkin'in muhalefetleriyle ve oy çokluğu ile;
5- l
ve 2 nci maddelere ilişkin iptal hükmünün Anayasa'nın 152 ve 44 sayılı Kanunun
50 nci maddeleri uyarınca 12 Ekim 1966 gününde yürürlüğe girmesine oybirliği
ile;
14/4/1966
gününde karar verildi.
|
|
|
|
Başkan
Lütfi
Akadlı
|
Başkanvekili
Rifat
Göksu
|
Üye
Asım
Erkan
|
Üye
İbrahim
Senil
|
|
|
|
|
Üye
İhsan
Keçecioğlu
|
Üye
A.
Şeref Hocaoğlu
|
Üye
Salim
Başol
|
Üye
Celâlettin
Kuralmen
|
|
|
|
|
Üye
Sait
Koçak
|
Üye
Avni
Givda
|
Üye
Muhittin
Taylan
|
Üye
Recai
Seçkin
|
|
|
|
Üye
Ahmet
Akar
|
Üye
Muhittin
Gürün
|
Üye
Lütfi
Ömerbaş
|
MUHALEFET
ŞERHİ
I.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası (Madde 110) Genelkurmay Başkanının Silâhlı
Kuvvetlerin Komutanı olduğunu açıklamakla yetinmekte, görev ve yetkilerinin
düzenlenmesini kanuna bırakmaktadır. Henüz böyle bir kanun çıkmamıştır. Bu
görev ve yetkilerin ne olacağı veya ne olması gerektiği üzerinde Mahkememizin
bir sözü ve görüşü olamaz. Hele (Silahlı Kuvvetler Komutanı) deyimine anlam
verilerek Genelkurmay Başkanının görev ve yetkilerini tesbite girişmek gibi
geniş ve çok serbest bir yorum tarzı incelemeyi yanıltıcı ve ereğini aşan
sonuçlara götürür. Nitekim böyle bir tutum, iptal kararının kapsamını Millî
Savunma Bakanlığının ilgasına kadar vardırmıştır. Aksini belirtmek üzere ne
söylenirse söylensin kuruluş kanunu Anayasa Mahkemesince iptal edilmiş bir
Bakanlık Anayasa'ya aykırı bir teşekkül niteliğini alır. Konuyu işleme
tarzından doğabilecek yanıltıcı sonuçların bir örneği budur.
İnceleme
konusu 30/5/1945 günlü ve 5398 sayılı Millî Savunma Bakanlığının Kuruluş ve
Görevlerine Dair Kanunun l inci maddesinde Cumhuriyet Ordusunun hazırlanması ve
idaresiyle ödevli olarak Millî Savunma Bakanlığı gösterilmektedir. Bu görev ve
yetkiler bir kanunla Bakanlıktan alınıp Genelkurmay Başkanlığına verilebilir.
Böyle bir kanun çıkmadıkça sözü geçen görev ve yetkiler tabiatiyle Millî
Savunma Bakanlığının elinde kalır ve durum, yukarıda açıklanan nedenlerle,
Anayasa'ya aykırı olmaz,
Yine
aynı maddede Cumhuriyet Ordusunun hazırlanması ve idaresi işlerinden barışta ve
seferde sorumlu olarak Millî Savunma Bakanlığı gösterilmektedir. Bu hükümle
Anayasa'nın 110 uncu maddesindeki millî güvenliğin sağlanmasında ve silâhlı
kuvvetlerin savaşa hazırlanmasında Türkiye Büyük Millet Meclisine karşı
Bakanlar Kurulunun sorumlu tutan hüküm arasında tabiatiyle bir çatışma yoktur.
Anayasa'nın bu hükmü, Hükümetin genel siyasetinin yürütülmesinden Bakanlar
Kurulunun birlikte sorumlu olması kuralını koyan 105 inci madde hükmünün,
konunun önemi ile orantılı olarak, bir çeşit tekrar ve teyidinden ibarettir.
Elbette ki Bakanlar Kurulunda Cumhuriyet Ordusunun hazırlanması ve idaresi
işlerinden ve bu işlerde çalışanların eylem ve işlemlerinden tek başına ve
doğrudan doğruya sorumlu bir kimse ve bu kimsenin emri altında bir idare
topluluğu bulunacaktır. Bugün için söz konusu sorum, kanun gereğince, Millî
Savunma Bakanındır. Bu sorum Genelkurmay Başkanına ve Bakanlar Kurulunun başka
bir üyesine bir kanunla doğrudan doğruya yönetilmedikçe durumun değişmesi
düşünülemez. Böyle bir kanun da henüz çıkmış değildir. Genelkurmay Başkanının
görevi, yetkisi ve sorumu Anayasa'da açıklanmamış ve bunların bir kanunla
düzenlenmesi öngörülmüş olmasına göre Millî Savunma Bakanlığının sorumunu,
belirtilen hükmün Anayasaya aykırı olduğu kanısı Anayasa'nın desteğinden yoksun
bir nitelik taşır.
Her
Bakanlıkta bir müsteşarın ve o müsteşarın idaresi altında da çeşitli dairelerin
bulunması ve kuruluşun kadrolara bağlanması tabiî ve zorunludur. Anayasa'nın
112 nci maddesine göre idarenin kuruluş ve görevleri merkezden ve yerinden
yönetim esaslarına dayanır; kanunla düzenlenir, inceleme konusu l inci
maddedeki müsteşarlığa, bunun idaresi altındaki dairelere ve kadrolara ilişkin
hüküm Anayasa'nın koyduğu esaslara uygun bir davranışın ifadesidir. Bu hükmün
Anayasa'ya aykırı olduğu yolundaki çoğunluk görüşü, Genelkurmay Başkanının
görev ve yetkilerinin Anayasa'da açıklanmışcasına kesin ve değişmez olarak
belli bulunduğu gibi bir varsayıma ve böylece de güçsüz bir temele
dayanmaktadır. Bu görüşe katılmak mümkün değildir. 2 nci maddede, Genelkurmay
Başkanlığı vasıtasiyle görülecek olanların dışındaki hizmetlerin müsteşarlıkça
yürütülmesini öngören hüküm içinde durum böyledir.
Özetlenecek
olursa :
5398
sayılı kanunun :
1- l
inci maddesindeki :
a)
Millî Savunma Bakanlığını Cumhuriyet Ordusunun hazırlanması ve idaresiyle
ödevli kılan;
b)
Millî Savunma Bakanlığını Cumhuriyet Ordusunun hazırlanmasından ve idaresinden
barışta ve seferde sorumlu tutan;
c)
Millî Savunma Bakanlığında bir Müsteşar ve Müsteşarın idaresi altında daireler
bulunmasını, bu teşkilâtın ordu kuruluş ve kadrolarında gösterilmesini öngören;
2- 2
nci maddesindeki Genelkurmay Başkanlığının göreceği işler dışında kalan
hizmetlerin müsteşarlıkça yürütüleceğini açıklayan hükümler Anayasaya aykırı
olmadığından dâvanın bunlara yönelen bölümünün reddi gerekir.
II.
5398 sayılı kanunun 3 üncü maddesi Genelkurmay Başkanının atanmasına
ilişkindir. Bu hükme göre, Başkan, Millî Savunma Bakanının teklifi üzerine
Bakanlar Kurulu karariyle tâyin ve tebdil olunur. Anayasa'nın 110 uncu
maddesinin son fıkrası ise Genelkurmay Başkanının Bakanlar Kurulunun teklifi
üzerine Cumhurbaşkanınca atanmasını öngörmektedir.
Türkiye
Cumhuriyeti Anayasasın'da sadece özü belirtilmiş temel hukuk kuralları değil
kimi konuları ayrıntılariyle doğrudan doğruya düzenleyen geniş hükümler de yer
almıştır. Yukarıda sözü geçen 110 uncu maddenin son fıkrası da bu hükümler
arasındadır. Yalnız özü belirtilmiş temel hukuk kuralları ile kanunlar arasında
çelişme bulunduğu takdirde aykırılığın giderilmesi için mutlaka bir eylem ve
işlem gerekir ki bu da ya yasama yoliyle yahut iptal müessesesinin
işletilmesiyle olur. Belirli konuları ayrıntılariyle doğrudan doğruya
düzenleyen hükümler ise daha önceki kanunlarda bulunup da aynı konuları
düzenleyen, fakat Anayasa'dakine aykırı veya ondan farklı olan hükümleri
kendiliğinden yürürlükten kaldırır. Alelade kanunlar için tabiî olan bu nüfuz
ve etkiyi Anayasa'ya tanımamayı destekliyecek bir hukuk kuralı düşünülemez.
Anayasa'nın
geçici 9 uncu maddesine, Anayasa Mahkemesinin görevine başladığı tarihte
(28/8/1962) yürürlükte olan kanunlar hakkında Anayasa'ya aykırılık iddiasiyle
ve belirli süre içinde iptal dâvası açılabilmesini sağlıyacak özel bir hükmün
konulması ancak Anayasa'nın bir kısım, yani sadece Özü belirtilmiş temel hukuk
kurallarına aykırı hükümleri kendiliğinden tasfiye edemiyeceğini gösterir.
Belirli konuları ayrıntılariyle doğrudan doğruya düzenleyen hükümlerin, önceki
kanunlardaki aynı konuya ilişkin aykırı veya farklı hükümleri kendiliğinden
yürürlükten kaldırma hususundaki nüfuz ve etkisine söz getirmez.
Yukarıda
açıklandığı üzere hem 5398 sayılı kanunun 3 üncü maddesi, hem de Anayasa'nın
110 uncu maddesinin son fıkrası Genelkurmay Başkanının atanması işlemini
birbirinden farklı olarak düzenlemektedir. Bu yüzden inceleme konusu 3 üncü
madde Anayasa'nın 110 uncu maddesine aykırı düşmüş durumdadır. Böyle olduğu
için de Anayasa'nın 110 uncu maddesi yürürlüğe girer girmez. 3 üncü madde hükmü
kendiliğinden yürürlükten kalkmıştır. Yürürlükte bulunmayan hükümlerin ise
Anayasa'ya aykırılığı ve iptal dâvasına konu olması düşünülemez. Hüküm
yürürlükte imişcesine iptale gidilmesinde bu nedenlerle isabet yoktur.
III.
5398 sayılı kanun 7 maddedir. 5 inci madde kaldırılan hükümleri; 6 ve 7 nci
maddeler ise yürürlük tarihini ve yürütme merciini göstermektedir. Kanunun l, 2
ve 3 üncü maddelerinin iptaline karar verilmiştir. Geriye 4 üncü madde
kalmıştır. Bu madde ise, Kara, Deniz, Hava Kuvvetleri Komutanları ile Ordu
Müfettişlerinin ve öteki Orgeneral ve Oramirallerin tâyin ve tebdillerini
Bakanlar Kuruluna teklif etme görev ve yetkisini Millî Savunma Bakanına
vermektedir.
Millî
Savunma Bakanlığı, Kuruluş ve Görev Kanununun göreve ve kuruluşa ilişkin
başlıca hükümleri Anayasa Mahkemesince iptal olunduğuna göre ilga edilmiş
durumdadır, iptal hükümleri yürürlüğe girer girmez idare bütünü içinde Millî
Savunma Bakanlığının ve Millî Savunma Bakanının yeri kalmamak gerekir. Böyle
olunca da 4 üncü maddenin uygulanmaması sonucu doğacaktır.
44
sayılı kanunun 28 inci maddesinin 2 nci fıkrası bu gibi durumlarda uygulama
yeri kalmayan hükümlerin de iptaline cevaz vermektedir. Bu yola gidilmesi
gerekirken çoğunluk aksine karar vermiştir.
SONUÇ:
14/4/1966
günlü ve 1963-67/1966-19 sayılı karara yukarıda açıklanan nedenlerle ve o
kapsam içinde karşıyım.
Yukarıki
muhalefet şerhinin I işaretli kısmına katılıyoruz.
|
|
|
Başkanvekil
Rifat
Göksu
|
Üye
İbrahim
Senil
|
Üye
Celalettin
Kuralmen
|
Yukarıki
muhalefet şerhinin I ve II numaralı bölümüne katılıyorum.
MUHALEFET
ŞERHİ
Dâvacı;
Millî Savunma Bakanlığı Kuruluş ve Görevlerine dair 5398 sayılı kanunun l, 2,
ve 3 üncü maddelerinin Anayasa'nın 110 uncu maddesi hükümlerine aykırı
olduğundan dolayı iptalini istemiştir.
Mahkememizce
dâvanın görüşüldüğü 4/5/1965 günlü oturumda dâva konusu birinci ve ikinci
maddelerin kapsadığı çeşitli hükümlerden hangilerinin iptali istendiğinin
Dâvacıdan sorulması lüzumuna dair olan karar üzerine vâki soruya 2 Haziran 1965
gün ve 1659 sayılı cevap verilerek dâva tavzih edilmiştir.
Sözü
geçen tavzih yazısında :
Dâvacı,
5398 sayılı kanunun l inci maddesindeki (Cumhuriyet Ordusunun hazırlanması ve
idaresi ile ödevli ve bu işlerden barışta ve seferde sorumlu olan Millî Savunma
Bakanlığı) hükmünün, Anayasa'nın 110 uncu maddesindeki (Millî Güvenliğin sağlanmasından
ve Silâhlı Kuvvetlerin savaşa hazırlanmasından Türkiye Büyük Millet Meclisine
karşı Bakanlar Kurulu sorumludur) hükmüne aykırı olduğunu,
Genelkurmay
Başkanlığını, Millî Savunma Bakanlığının bir yürütme organı durumuna sokan ve
bu yüzden Genelkurmay Başkanını, Millî Savunma Başkanlığına karşı sorumlu
duruma getiren 2 nci madde hükmünün, Anayasa'nın Genelkurmay Başkanlığının
görev ve yetkilerinin kanunla düzenleneceği ve Genelkurmay Başkanının bu görev
ve yetkilerinden dolayı Başbakana karşı sorumlu olduğu hükmüne aykırı
bulunduğunu, tavzihen beyan eylemiştir.
Bu
tavzih yazısında Genelkurmay Başkanının görev ve yetki sınırından bahsedilmemiş
ve bu hususta özel kanunun Anayasa'ya aykırılığı ileri sürülmemiş ve iptali
istenmemiştir.
3
üncü maddenin, Anayasa'nın 110 uncu maddesindeki Genelkurmay Başkanının
inhasına ve atanmasına dair olan hükmüne aykırı olduğunda uyuşmazlık
bulunmamaktadır.
Dâvacının
dayandığı gerekçe ile bağlı kalınmaksızın dâva sınırı içinde düşüncelerimizle
çoğunluğun kararına karşı görüşlerimizi açıklayalım:
Millî
Savunma Bakanlığının, Cumhuriyet Ordusunun hazırlanması ve idaresi ile Ödevli
olması, bu işlerden barışta ve seferde sorumlu bulunması bu Bakanlığın
hikmetivücudunun tabiî ve zarurî icabıdır. Bu hal Anayasa'nın 110 uncu maddesindeki
Millî Güvenliğin sağlanmasından ve Silâhlı Kuvvetlerin savaşa hazırlanmasından,
Türkiye Büyük Millet Meclisine karşı Bakanlar Kurulunun sorumlu olacağına dair
olan hükmüne aykırı değildir. Bu hazırlama ve idare ödevlerinin hedef ve
sınırları başka başkadır. Birbirine aykırı değil birbirini tamamlayan
unsurlardır.
Anayasa'nın
110 uncu maddesindeki, Genelkurmay Başkanlığının görev ve yetkilerinin kanunla
düzenleneceğine ve Genelkurmay Başkanının bu görev ve yetkilerinden dolayı
Başbakana karşı sorumlu olacağına dair olan hükmü karşısında sözü geçen 5398
sayılı Kanunun, Genelkurmay Başkanlığını, Millî Savunma Bakanlığının bir
dairesi haline koyan ve bu yol ile Genelkurmay Başkanının Millî Savunma
Bakanlığına karşı sorumluluğu sonucunu doğuran hükümlerinin iptali
gerekmektedir.
5398
sayılı Kanunun, aşağıda metni yazılı l inci maddesinin parantez içindeki
kısmının iptali icap etmektedir.
Madde
l- Cumhuriyet Ordusunun hazırlanması ve idaresi ile ödevli ve bu işlerden
barışta ve seferde sorumlu olan Millî Savunma Bakanlığı, (barışta harb
kuvvetlerinin komutası kendisine verilmiş olan Genelkurmay Başkanlığı ile)
Bakanlık Müsteşarının idaresi altındaki daireleri ihtiva eder.
Bu
teşkilât Ordu kuruluş ve kadrolarında gösterilir.
İptalden
sonra bu maddenin aşağıdaki şekilde kalması ve uygulanması gerekir.
Madde
l- Cumhuriyet Ordusunun hazırlanması ve idaresiyle ödevli ve bu işlerden
barışta ve seferde sorumlu olan Millî Savunma Bakanlığı, Bakanlık Müsteşarının
idaresi altındaki daireleri ihtiva eder.
Bu
teşkilât Ordu kuruluş ve kadrolarında gösterilir.
Genelkurmay
Başkanlığı ile Müsteşarlık arasında iş bölümünü düzenleyen aşağıda metni yazılı
2 nci maddenin parentez içindeki kısmının iptali icabeder.
Madde
2- Millî Savunma Bakanlığı, Cumhuriyet Ordusunun personel, haberalma, harekât,
eğitim, seferberlik ve ikmal işlerini (Genelkurmay Başkanlığı vasıtasiyle ve
bunların dışında kalan hizmetlerini Müsteşarlık vasıtasiyle yürütür.
İptalden
sonra bu maddenin aşağıdaki şekilde kalması ve uygulanması gerekir.
Madde
2- Millî Savunma Bakanlığı, Cumhuriyet Ordusunun personel, haberalma, harekât,
eğitim, seferberlik ve ikmal işleri dışında kalan hizmetlerini Müsteşarlık
vasıtasiyle yürütür.
Yukarıda
açıklanan tavzih yazısında; Genelkurmay Başkanının, görev ve yetki sınırından
bahsedilmemiş ve bu hususta özel kanunun Anayasa'ya aykırılığı ileri sürülmemiş
ve iptal istenmemiştir.
Kararın
l inci maddesinin b bendini teşkil eden (Silâhlı Kuvvetler Komutanlığını yalnız
ve sadece barışta Genelkurmay Başkanına veren hükmünün) iptaline dair olan
kısım, yukarıda açılandığı gibi Dâvacı tarafından tavzih yazısına alınmamak
suretiyle dâva dışında bırakılmıştır.
Bununla
beraber kararın bu kısmına karşı olan muhalefet sebebini açıklayalım :
5398
sayılı Kanun, Genelkurmay Başkanının Silâhlı Kuvvetlerin barışta veya savaşta
yahut her iki halde komutanı olduğu konusunda başlı başına bir hükmü ihtiva
etmemektedir. Çünkü bu cihet o kanunun konusu dışındadır.
Birinci
maddede (Barışta harb kuvvetlerinin komutası kendisine verilmiş olan Genelkurmay
Başkanlığı...) ibaresi arasında Genelkurmay Başkanının, Silâhlı Kuvvetlerin
barışta komutanı olduğuna ilişilmiştir.
Anayasa'nın
110 uncu maddesinde (Genelkurmay Başkanı Silâhlı Kuvvetlerin komutanıdır.)
denmek suretiyle barışı ve savaşı kapsayan mutlak ifade kullanılmıştır.
Bu
durum karşısında 5398 sayılı Kanunun l inci maddesindeki (Barışta harb
kuvvetlerinin komutası kendisine verilmiş olan Genelkurmay Başkanı) ibaresinde
Anayasa'ya aykırılık bulunmamaktadır. Çünkü, Anayasa barışı ve savaşı kapsamakta
özel kanunun ibaresi ise yalnız barışı kapsamaktadır. Bu hal ayıkırılık değil
özel kanunun eksikliğinden ibarettir. Eksiklik ise iptale sebep olamaz. Eğer
özel kanun Genelkurmay Başkanının, Silâhlı Kuvvetlerin savaşta komutanı
olmadığı yolunda menfi bir hükmü ihtiva etseydi yahut Anayasa yalnız barışta
veya yalnız savaşta komutan saydığı halde özel kanun barışı ve savaşı
kapsayacak şekilde mutlak bir ibareyi ihtiva etseydi o zaman aykırılık olurdu,
Bu
ihtimaller bulunmadığına göre aykırılık bahis konusu olmaz.
Bu
sebeplerden dolayı çoğunluğun kararına muhalifim.
KARŞI
OY YAZISI
l-
Anayasa'nın 110 uncu maddesinin yazılışından ve Anayasa'ya temel olan çağdaş
uygarlığa uygun davranma ilkesinden anladığıma göre : Genelkurmay Başkanlığının
herhangi bir bakanlığa bağlı idari bir birim olması Anayasa'ya aykırı değildir.
Ancak Anayasa'ya aykırı olan yön, Genelkurmay Başkanının doğrudan doğruya ve
ihtiyaç halinde Başbakanla bağlantı kurup, herhangi bir konuda onun vereceği
talimat çevresinde işlem yapma imkânından, iptali istenen yasanın l inci ve 2
nci maddeleri hükmünce, yoksun bırakmış olmasıdır ve yalnız bu bakımdan 5398
sayılı yasanın l inci ve 2 nci maddelerinin iptali gerektiği düşüncesindeyim.
Demekki, sonuçta çoğunluğa katılmaktayım ve ancak kararın gerekçesinde onların
düşüncesine karşıyım.
Görüşümün
dayanakları ve çoğunluğun gerekçesine katılmayışımın nedenleri şunlardır :
a)
Anayasa'nın 110 uncu maddesinin esası olan Temsilciler Meclisi Anayasa
Komisyonu Tasarısının 109 uncu maddesinde Genelkurmay Başkanlığının,
Başbakanlığa bağlı olduğu açıkça yazılmış iken; Temsilciler Meclisinde geçen
uzun tartışmalar sonunda bu Başkanlığın, Millî Savunma Bakanlığına bağlı olduğu
açıkça kabul edilmiş ve fakat tasarının Millî Birlik Komitesinde görüşülmesi
sonunda metin (Silâhlı Kuvvetler Kumandanı olan Genelkurmay Başkanı,
Başbakanlığa bağlıdır.) şeklinde değiştirilmiş, Millî Birlik Komitesince
yapılan değişikliklerin Temsilciler Meclisinde tekrar görüşülmesi sonunda eski
metin üzerinde direnilmiş ve konuyu inceleyen Kurucu Meclisin Anayasa Karma
Komisyonunca, Genelkurmay Başkanlığının görev ve yetkilerinden dolayı Başbakana
karşı sorumlu olması şeklinde maddenin yazılması uygun görülmüş ve hüküm Kurucu
Meclis Genel Kurulunca böylece kabul edilnıiştir.
Gerek
Kurucu Mecliste Karma Komisyon teklifinin görüşülmesi sırasında ileri sürülen
birbirine karşıt görüşler, gerekse Temsilciler Meclisindeki ilk görüşmeler
sırasında ortaya atılan ve yine birbirini tutmayan görüşler karşısında
çoğunluğun anladığı gibi bir sonuca varılması bence imkânsız bulunmaktadır.
Benim anladığıma göre buradaki sorumluluktan maksat, bağlı olduğu bakanla
Genelkurmay Başkanının arasında uyuşmazlık çıkması halinde durumu Genelkurmay
Başkanının doğrudan doğruya Başbakana bildirmesi ve sonuçta Başbakanın vereceği
talimat çevresinde işlem yapmak zorunda bulunması ve yine Başkanın tereddüt
ettiği yönlerde doğrudan doğruya Başbakana başvurarak ondan talimat istemesi ve
Başbakanın haberi olmayan önemli bir konudan dolayı yapılacak işlem ve
eylemlerden ötürü Başbakan'ın Genelkurmay Başkanını doğrudan doğruya sorumlu
tutabilmesidir.
Nitekim
Tasarının Kurucu Mecliste görüşülmesi sırasında; Temsilciler Meclisi üyesi
Coşkun Kırca bu görüşü savunmuş bulunmaktadır ki bence Anayasa metninde
Başbakanlığı bağlı olması sözünün kullanılmamış olması dolayısiyle, bu görüş
metnin yazılışına daha uvgundur. Temsilciler Meclisi Üyelerinden Profesör Bahri
Savcı'nın (MİLLET SAVUNMASINDA ANAYASA'MIZ PRENSİPLERİ) başlıklı makalesinde
aynı görüş etraflı olarak savunulmuştur) Cumhuriyet Gazetesi 21/8/1963 gün ve
14026 sayı.) Bir idari birimin bağlı bulunduğu yere karsı sorumluluğu
açıklanmaya ihtiyaç göstermeyecek nitelikte bir durumdur ve bundan dolayı
yasalarda ayrıca gösterilmez; idari birimin bağlı olduğu yerden başka bir yere
karşı ayrıca sorumlu tutulmak istendiği durumlardadır ki yasalarda sorumluluk
ayrıca açıkça yazılır.
Çoğunluğun
Başbakana karşı sorumlu olma hükmünün, başka bir bakanlığa bağlanabilmeyi
ortadan kaldırdığı yolunda yorumlaması, bu durala da aykırıdır.
Genelkurmay
Başkanının ancak Başbakana bağlı olması gerekeceği düşüncesi, Anayasa'nın 110
uncu maddesinin sadece sorumluluktan söz eden yazılışına uygun olmadıktan
başka, Batı Uygarlığına bağlı ülkelerin uzun yılların denemeleri sonunda
benimsemiş oldukları ilkelere de uygun düşmemektedir ki bu, çok önemli bir
sakıncadır. Gerçekten Anayasa'mızın başlangıç hükümlerinde "Ulusumuzun
dünya ulusları arasında eşit haklara sahip şerefli bir üye olması" ilkesi
benimsendiği gibi; Anayasa'nın 153 üncü maddesinde dahi "Anayasanın hiç
bir hükmünün Türk toplumunun çağdaş uygarlık yüzeyine erişmesine engel olacak
biçimde yorumlanamıyacağı" belirtildikten sonra belli bir alanda bunun
uygulanması amacı ile bir takım hükümler konulmuştur. Millî Savunma işleri gibi
Devlet ve Milletin yaşaması bakımından özel önem gösteren bir konuda
Genelkurmay Başkanlıklarını belli bir Bakanlığa bağlayan ingiltere, Fransa ve
Birleşik Amerika gibi uygar Devletlerin uygulamalarından ayrılmamız ve Anayasa
hükümlerini böyle bir ayrılışa yer verecek biçimde yorumlamamız az yukarıda
anılan, uygarlık kurallarına uygun davranma ilkesi ile hiç bir zaman bağdaşamaz
ve uygulamada tehlikeli sonuçlar doğurabilir.
c)
1944 ten 1949 a kadar olan dönemde, Genelkurmay Başkanlığı, Başbakanlığa
bağlanmış ve fakat Başbakanlık bu işin üzerinde gerekli imkânlara sahip
olmaması yüzünden bu bağlanıştan iyi bir sonuç alınamamış ve bundan dolayı 1949
yılında şimdi iptali istenen hükümle Genelkurmay Başkanlığının Başbakanlık
yerine yine Millî Savunma Bakanlığına bağlı olması öngörülmüştür. Bu gün dahi
aynı yolun tutulması, o zaman karşılaşılmış olan zorluk ve imkânsızlıkların
yeniden ortaya çıkması sonucunu doğuracaktır.
ç)
Anayasalarda bulunan bir takım hükümlerin dilek hükmü niteliğinde olduğu kabul
edilebilirse de, yorumda bu nitelikteki hükümlerin olabildiği ölçüde az sayıda
bulunduğunu gözönünde tutmak gerektir; çünkü Anayasa kuralları da, diğer
yasaların kuralları gibi, özlerinde bağlayıcı nitelikte olan birer kuraldır.
Buna göre 110 uncu maddenin birinci fıkrasında geçen ve Büyük Millet Meclisinin
manevi varlığından ayrılamıyacak olan ve Cumhurbaşkanı tarafından temsil
edileceği bildirilen Başkomutanlığın ancak temsili nitelikte bir makam olduğu
ve bunun uygulamada hiç bir sonucu olamayacağı yollu anlayış, bence doğru
değildir. Savaşlarda her zaman birer Başkomutanın bulunması askeri bir
zorunluktur. Çoğunluğun görüşüne bakılırsa savaş zamanında bir Başkomutan
bulunmayacaktır ve böylece askerlik biliminin ana kuralının gereği yerine
getirilemiyecektir. Bu görüş dahi Anayasa'nın çağdaş uygarlık ilkelerine uygun
biçimde yorumunu zorunlu kılan 153 üncü maddenin birinci fıkrası hükmüne uygun
düşmemektedir. 110 uncu maddede hem Başkomutanlık, hem de komutanlık sözlerinin
kullanılmış olması askerlik biliminin gerekleri ve çağdaş ülkelerdeki
uygulamalar gözönünde tutularak değerlendirilmelidir. Bu gerekçeler karşısında
Anayasa metninin hazırlanmasındaki çalışma ve görüşmelerden çıkarılmak
istenilen sonucun yerinde olduğu kanısına varamamış bulunuyorum ve Genelkurmay
Başkanının savaş halinde dahi orduların komutanı sayılacağı ve Başkomutanlıkla
komutanlığın bir tutulacağı kanısına dayanan iptal gerekçesine karşıyım.
d)
Anayasa'mız, Genelkurmay Başkanlığını Devlet içinde hiç bir yere bağlı olmayan
bir kurum (Örneğin Yüksek Hâkimler Kurulu gibi) veya özerk bir kurum (Örneğin
üniversite gibi) olarak kabul etmemiş, belli bir bakanlığa bağlı idari bir
birim saymıştır. Şayet Anayasa Genelkurmay Başkanlığına bağımsız bir kurum veya
hiç değilse özerk bir kuruluş niteliği vermek isteseydi bu türlü kurum ye
kuruluşlarda yaptığı gibi, açık hükümler koyardı. Esasen, gerek Temsilciler
Meclisinde, gerekse yalnız subaylardan meydana gelen Millî Birlik Komitesinde
Genelkurmayın bağımsız veya hiç değilse özerk bir kurum olması yolunda hiçbir
karara varılmamış, yalnız bu Başkanlığın bağlı olacağı Bakanlık üzerinde görüş
ayrılığı meydana gelmiştir.
Bence
Genelkurmay'm Millî Savunmaya Bağlanmakla beraber Başbakan'ın gerekli
gördüğünde veya Savunma Bakanıyla görüş ayrılığına düştüğünde doğrudan doğruya
Başbakanla görüşüp ondan alacağı talimat uyarınca işlem yapmasını sağlayacak
hükümlerin konulması veyahut Başkanlığın bir Devlet Bakanlığına bağlanması ve
Başkan'ın az önce söylendiği üzere doğrudan doğruya Başbakanla ilişki kuracak
durumda bulunması ve söz konusu Devlet Bakanlığının gerekli teknik ve idari
kuruluşla donatılması yoluna gidilebilir. Lâkin, hazır bir Bakanlık kuruluşu
varken yeni bir Devlet Bakanlığı kuruluşuna gitmek için de ne hukuki ne de
maddi bir neden vardır. Çoğunluk görüşü Genelkurmay Başkanlığına idare içinde
Anayasa'nın öngörmediği bir türlü özerklik sağlayacak nitelikte olması
bakımından da Anayasa'ya uygun bulunmamaktadır.
e)
5398 sayılı yasanın l inci ve 2 nci maddelerinde yer alan hükümler
birbirleriyle sıkı sıkıya bağlı bir bütün meydana getirmektedirler.
Birbirilerinden ayrılması düşünülemiyecek ölçüde birbirine bağlı olan bu
hükümler tüm olarak Genelkurmay Başkanıyla Başbakan arasında gerektiğinde
doğrudan doğruya bir ilişki kurulmasına engel olduklarından hepsi birden
Anayasa'ya aykırıdırlar ve tüm olarak iptalleri gereklidir ve bunun için bu
hükümlerden bir kaçının tek başına Anayasa'ya uygun olup olmadığının
incelenmesine artık yer yoktur.
2-
Mahkememizin çalışmağa başladığı tarihte yürürlükte bulunan yasaların
Anayasa'ya aykırılıkları sebebiyle 6 ay içinde iptal edilmelerinin
isetenilebileciği, Anayasa'nın geçici 9 uncu maddesinin ikinci fıkrasında hükme
bağlanmıştır. Demek ki Mahkemenizin çalışmağa bağladığı tarihte yürürlükte
olmayan bir yasa hükmü için iptal dâvası açılamaz. Bir yasanın yürürlükten
kaldırılması sonradan çıkan bir yasanın açık bir hükmü ile olabileceği gibi,
sonradan çıkan yasanın önceki yasaya aykırı hükümler koyması yolu ile de
olabilir ki buna üstü kapalı kaldırma (zımmî ilga) denilmektedir. Eski
yasaların düzenledikleri bir konuda Anayasa'nın onlara aykırı hükümler koymuş
olması ve konuyu başka bir hükme ihtiyaç bırakmıyacak biçimde ayrıntılariyle
düzenlemiş bulunması halinde, eski hükümlerin üstü kapalı olarak kaldırılmış
olduğunun kabulü gerekmektedir. Gerçekten, olağan nitelikte bulunan sonraki bir
yasa hükmünün ondan Önce konulmuş olan yine olağan nitelikteki bir kanun
hükmünü kaldırdığında herhangi bir tereddüde yer verilmemekte iken
Anayasa'mızın 8 inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca bütün organları,
mahkemeleri, idare yerlerini ve hattâ Özel kişileri bağlayıcı nitelikte olan
temel hukuk kurallarını koymuş şimdiki Anayasa'nın daha eski yasalarda yer
almış bulunan bir konuyu başkaca bir hükme ihtiyaç bırakmıyacak şekilde
ayrıntıları ile düzenlemiş olduğu durumlarda eski yasa hükümlerini üstü örtülü
olarak kaldırmış sayılmaması, hukuk mantığına uygun görülemez.
İptali
istenilen 5398 sayılı Yasanın 3 üncü maddesinde (Genelkurmay Başkanı, Millî
Savunma Bakanının teklifi üzerine Bakanlar Kurulu kararı ile tâyin ve tebdil
edilir.) denilmesine karşılık, bu hükümden sonra yürürlüğe giren Anayasa'mızın
110 uncu maddesinin üçüncü fıkrasında (Genelkurmay Başkanı Bakanlar Kurulunun
teklifi üzerine Cumhurbaşkanınca atanır.) hükmü konulmuştur. Her iki hükmün
karşılaştırılmasından anlaşıldığı üzere, sonraki hüküm önceki ile bağdaşabilir
durumda değildir; bundan dolayı sonraki hükmün önceki hükmü kaldırmış olduğunu
kabul etmek gerektir. Buna göre artık Anayasa'nın az önce anılan geçici 9 uncu
maddesinin uygulama yeri bulunmadığı için dâvanın bu maddeye ilişkin bölümünün
reddine karar verilmesi gerektir.
Anayasa
15/10/1961 de yürürlüğe girmiş ve o gün eski yasaların bir takım hükümleri
(yukarıda yazılı şartlar altında) kendiliğinden yürürlükten kalkmıştır. Halbuki
Anayasa Mahkemesi ancak Ağustos 1962 de çalışmağa başlamıştır. Eğer Anayasa'nın
yürürlüğe girdiği tarihle iptali istenecek eski yasalar için geçici 9 uncu
maddede öngörülen tarih aynı olsaydı çoğunluğun durumun ancak bu geçici madde
açısından değerlendirilmesi gerekeceğini kabul etmesi doğru olabilirdi. Aslında
Anayasa'nın yürürlüğe girdiği günde eski yasaların bir çok hükümleri üstü
kapalı olarak yürürlükten kalkmış ve bunlar için geçici maddeyi uygulama yolu
kapanmıştır.
3-
Anayasa Mahkemesi Kuruluş Yasasının 28 inci maddesinin ikinci fıkrasının hükmü,
iptal edilen bazı hükümlerden sonra bu yasa içinde bulunan ve iptal istemi
dışında bırakılmış olan Öbür hükümlerden uygulanmaması gerekenlerin dahi
iptalini öngörmektedir.
Burada
ölçü, iptal dâvası dışı kalan hükmün iptal isteminin kabulünden sonra da
eylemli olarak uygulanıp uygulanmıyacağı değildir. Yoksa iptal edilen
hükümlerden sonra geri kalan hükmün de iptal edilen hükmün veya hükümlerin
dayandığı ilke veyahut iptal edilenle edilmeyen arasındaki zorunlu bağlılık ve
birlik bakımından uygulanabilip uygulanamayacağıdır. Bu dâvada iptal edilen hükümlerin
dayandığı ilke Millî Savunma Bakanının komuta ve Millî Savunma işlerinde en
önemli bir kimse olduğu ilkesidir ve kuvvet komutanlarının atanma şeklini
gösteren 4 üncü madde dahi bu ilkeye dayanılarak konulmuştur. İptal edilen
hükümlerle Millî Savunma Bakanının böyle bir durumda olması ilkesi kaldırılmış
bulunduğuna göre bu ilkeye dayanan hükmün de uygulanmaması gereken bir hüküm
olduğu kendiliğinden meydana çıkar. Bundan Ötürü iptali dâva olunan Yasanın 4
üncü maddesi hükmünün iptaline yer olmadığı yollu görüşün doğru bulunmadığı
kanısındayım.