ANAYASA MAHKEMESİ KARARI
Esas No:1963/41
Karar No:1963/94
Karar Tarihi:22/4/1963
Resmi Gazete tarih/sayı:31.7.1963/11468
İtirazda
bulunan : Danıştay Sekizinci Dairesi
İtirazın
konusu : 13 Eylül 1331 tarihli (Ahar mahallere nakledilen eşhasın emval ve düyun
ve matlûbatı metrûkesi hakkındaki) geçici kanunla bu kanunun bazı maddelerinin
ve 20 Nisan 1338 tarihli emvali metrûke kanununu değiştiren 15 Nisan 1339
tarihli ve 333 sayılı kanunun Anayasa'nın 10, 11 ve 36 ncı maddelerine aykırı
olduğu ileri sürülmüştür.
Olay
: Boğos Urkapyan tarafından annesi ölü Andon kızı Maryam Urpakya'nın l Mart
1942 tarihine kadar İstanbul'da oturduğu ve bu tarihte Pangaltı'da Çimen Sokak
51 numaralı evde öldüğü halde yetersiz bir tahkikata dayanılarak firari ve
mütegayyip eşhastan sayılıp sahibi bulunduğu Üsküdar İcadiye Mahallesindeki
taşınmaz malının Vakıflar İdaresince vaziyet olunarak 1952 tarihinde Çevri Usta
vakfı namına tescil edildiği iddiasiyle vaziyet işleminin ve tescil
muamelesinin iptaline karar verilmesi için Danıştay'da açılan dâva üzerine,
Danıştay Sekizinci Dairesince halen yürürlükte bulunan ve emvalimetrûke
mevzuatı adı verilen 13 Eylül 1331 tarihli kanunla 15 Nisan 1339 tarihli 333
sayılı kanunun Anayasa'nın 36 ncı maddesinde yer alan mülkiyet ve miras haklarını
kökünden kaldırdığı ve yine Anayasa'nın 10 ve 11 inci maddelerine aykırı
bulunduğu cihetle bu hususta Anayasa Mahkemesince bir karar verilmesi için,
Anayasa'nın 151 inci ve Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri
hakkındaki 44 sayılı Kanunun 27 nci maddelerine dayanılarak dâvanın
durdurulmasına ve dosyanın Anayasa Mahkemesine gönderilmesine karar
verilmiştir.
İnceleme
: Anayasa Mahkemesi İçtüzüğünün 15 inci maddesi uyarınca yapılan ilk
incelemede, dâva ve cevap dilekçeleriyle Danıştay Kanun Sözcüsünün düşüncesi ve
dâva ile ilgili kâğıtların incelenmesine lüzum görüldüğünden bunlarla
birleştirilerek gönderilmesi için dosyanın Danıştay'a geri çevrilmesine
21/11/1962 tarihinde karar verilmiş ve Danıştay Başkanlığınca, sözü geçen kâğıt
örnekleri ile birlikte dosyanın 14/2/1963 tarihinde Anayasa Mahkemesine
gönderilmesi üzerine yapılım incelemede, itirazın, Anayasa'nın 151 ve 44 sayılı
kanunun 27 nci maddelerine uygun olduğu görüldüğünden esasın incelenmesine dair
verilen 20/2/1963 tarihli karar üzerine düzenlenen rapor Danıştay 8 inci
Dairesinin kararı ve ekleri kâğıtlarla bahse konu emvali metrûke mevzuatı,
Anayasa'nın ilgili hükümleriyle Temsilciler Meclisi Anayasa Komisyonu raporu ve
görüşme tutanakları okunduktan sonra gereği görüşülüp düşünüldü :
Gerekçe
:
l-
Önce, itirazın konusu olan 13 Eylül 1331 tarihli geçici kanunla 15 Nisan 1339
tarihli ve 333 sayılı kanunun bugün için ne gibi durumlarda uygulanmalarının
mümkün bulunduğunun araştırılması gereklidir.
Gerçekten
Ortodoks dininden olan Türk tebaası rumların malları hakkında sonradan Yunan
Hükümeti ile yapılan çeşitli andlaşmalarda özel hükümler kabul edilerek bu
kanunların dışına çıkartılmış olmaları bakımından haklarında artık anılan
kanunların uygulanması söz konusu değildir.
Bunların
dışında kalan ve yukarıda adı geçen kanunların kapsamına giren Türk Tebaası
hakkında ise, 6 Ağustos 1340 gününde yürürlüğe konulan Lozan Andlaşmasında özel
hükümler bulunduğundan, o tarihten sonra ihtiyar edecekleri hareketleri ve
fiili durumları ne olursa olsun bu kanunların uygulanmasına imkan yoktur. Ancak
bunlardan Lozan Andlaşmasının yürürlüğünden önce firarı veya mütegayyip girmiş
olanlar hakkında söz konusu kanunların uygulanması gerekeceğinden şüphe
edilemez.
Zira
gerek 13 Eylül 1331 tarihli geçici kanunun, gerekse 15 Nisan 1339 tarihli ve
333 sayılı kanun hükümlerinin koyduğu esas bu kanunlarda yazılı şekillerde
firari ve mütegayyip bulunan veya başka yerlere naklolunan şahısların bu
hallerinin vuku bulduğu anda, taşınmaz mallarının, ilgisine göre Maliye veya
Evkaf Hazinelerinin mülkiyetine otomatik bir surette geçmiş bulunacağı
yolundadır.
Bu
yön 13 Eylül 1331 günlü geçici kanunun l inci ve değişik 2 nci maddelerinin
açık ifadelerinden anlaşıldığı gibi, bilâhare yürürlükten kaldırılmış bulunan
1331 sayılı kanunun 7 nci maddesinin yorumlanmasına dair olan 2/6/1929 tarih ve
146 sayılı kararda (...... 13 Eylül 1331 ve 15 Nisan 1339 tarihli kanunlara
tevfikan vaziyet olunan ve edilecek olan emvali gayrimenkule hazine namına
kaydedilmiş hükmünde olduğu ......) belirtilmek suretiyle kanun koyucu
tarafından da açıkça ifade edilmiş ve bu kanunun uygulama şekillerini gösteren
29/5/1339 tarihli ve 2455 sayılı yönetmeliğin 3 üncü maddesinde de "15
Nisan 1339 tarihli kanunun 6 ncı maddesinde zikrolunan eşhastan metruk emvali
gayrimenkule tarihi mezkûrdan itibaren Maliye ve Evkaf hazinelerinin uhdei
tasarruflarına geçmiştir" denilmek suretiyle kanun hükümlerinin o
tarihlerdeki anlayış tarzı da kesin bir surette ortaya konulmuş ve o
zamandanberi de tatbikat bu yolda cereyan edegelmiştir.
Bu
esasa göre, 6 Ağustos 1340 tarihinden önce fiili bir surette yukarıda yazılı
durumlara girmiş bulunan şahıslar hakkında yapılan ve bundan sonra, da
yapılacak olan muamele; bunların mallarının, bu durumlara düştükleri tarihte
Hazine veya Vakıflar İdaresi uhdesine geçmiş olup olmadığının tesbiti için o
tarihlerde firari veya mütegayyip veya afcar mahalle naklolunan kimselerden
olup olmadıklarının tâyini maksadıyle girişilen araştırmalarla, tesis olunan
idarî işlemlerden ibarettir. Bu işlemlerin bir safhası olarak sık sık adı geçen
(Vaziyet muamelesi) veya (Vaziyet kan) bu gibi gayrimenkullerin mülkiyetinin
Maliyeye veya Vakıflar idaresine intikalini sağlayan hukukî ve kanunî bir unsur
olmayıp, idarece bahis konusu şahsın firari, mütegayyip veya ahar mahalle
nakledilen kimse olup olmadığının tesbiti için yapılan araştırmalar sonunda
varılan neticeyi ve bu şahsa ait olup da kanun gereğince Hazine veya Vakıflar
idaresine intikal etmiş bulunan gayrimenkullerin cins ve yerlerini topluca
ifade ve vukuatı hülâsa için, tutulan bir usul gereğince, yazılan bir yazıdan
ibarettir. Yukarıda da belirtildiği üzere böyle bir usul tutulması idarece
ihtiyar edilmemiş olsa veya bu usule rağmen dosyasında böyle bir yazı bulunmasa
dahi kanunda belirtilen duruma düşen şahısların mallarının bu duruma düştükleri
tarihte, Hazine veya Vakıflar İdaresine kanun gereğince geçmiş olduklarının
kabul edilmesi zaruridir.
Binaenaleyh
Lozan Andlaşmasının yürürlüğe girdiği 6 Ağustos 1340 tarihinden Önce firari ve
mütegayyip duruma giren veya başka mahalle nakledilmiş bulunan bir kimsenin
mallarının mülkiyeti, bu duruma girdiği tarihten itibaren, dosyasında o tarihte
alınmış bir vaziyet kararı olsun, olmasın, ilgisine göre Maliye veya Evkaf
uhdesine kanun uyarınca geçmiş bulunmaktadır.
Bu
itibarla böyle bir şahsın, firari veya mütegayyip olup olmadığının tesbiti
işine 6 Ağustos 1340 tarihinden evvel başlanmamış ve bu tarihten Önce bir
vaziyet kararı verilmemiş olması, esasen bu tarihten önce kanun gereğince
ilgili hazine uhdesine geçmiş olan mallarının hukukî durumu üzerinde hiç bir
etki yapamaz.
Bu
bakımdan 6 Ağustos 1340 tarihinden evvel başka yere nakledilmiş veya firar veya
tegayyüp eylemiş bir kimsenin malı, bu tarihten evvel Hazineye veya Vakıflar
idaresine bir kanunla geçmiş bulunduğundan, bu tarihten sonra bu durumun
belirtilmesi maksadiyle yapılan işlemler, gayrimenkul mülkiyetinin bu idarelere
geçirilmesini değil, vaktiyle tahakkuk etmiş bulunan intikal muamelesinin
belirtilmesi amacını gütmektedir.
Aksi
düşünce, yani 6 Ağustos 1340 tarihinden Önce firari veya mülegayyip duruma
girmiş olduğu halde malları üzerinde her nasılsa idarî işlemlere başlanmamış
bulunan kimseler hakkında Lozan Andlaşmasının yürürlüğe girdiği tarihten sonra
artık emvali metrûke kanunlarının uygulanamayacağı düşüncesi, yürürlüğe girdiği
tarihten sonraki hâdiselere uygulanması gereken andlaşma hükümlerinin,
yürürlükten evvelki olaylara da sari olduğunun kabulü ve bunun sonucu olarak da
Maliye ve Vakıflar hazinesinin daha önce iktisap etmiş olduğu mülkiyet hakkının
iptal edilmesini icap ettirir ki, böyle bir hal, kanunların yürürlüğü
konusundaki hukukî esaslarla bağdaştırılamaz.
6
Ağustos 1340 gününden sonra firar veya tegayyüp etmiş bulunanlara gelince :
Lozan
Andlaşmasının yürürlüğe girdiği 6/8/1340 gününden sonra vukua gelen ve emvali
metrûke kanunlarınca ön görülen fiil ve hareketlere bu kanunların uygulanmasına
imkân kalmamıştır. Nitekim 17/7/1927 günlü ve 5451 sayılı Bakanlar Kurulu
Kararı da bu esasları böylece tesbit ve tatbik etmiş bulunmaktadır.
Bu
itibarla emvali metrûke mevzuatının, 6 Ağustos 1340 tarihînden evvel tekevvün
etmiş firar veya tegayyüp olaylarının usulü dairesinde bugün tesbiti halinde,
uygulanması tabiî ve zarurî bulunmaktadır.
Bu
cümleden olarak Medenî Kanunun yürürlüğünden önceki ölüm ve evlenme olayları
dolayısiyle zamanında yürürlükte olan hükümlerin bugün için uygulanmakta
olması, konunun daha iyi canlandırılabilmesi bakımından örnek olarak
gösterilebilir.
Bu
sebeplerle söz konusu 13 Eylül 1331 günlü geçici kanunla 15 Nisan 1339 günlü ve
333 sayılı kanunun, 6 Ağustos 1340 gününden önceki firar, tegayyüp veya başka
yere nakil olayları dolayısiyle halen uygulanmalarının mümkün bulunduğu
gerekçede oy çokluğu, esasta oy birliği ile kararlaştırılmıştır.
2-
Danıştay Sekizinci Dairesi söz konusu iki kanunun tümünün Anayasa'ya
aykırılığını ileri sürmüştür.
Yukarıda
yapılan açıklamadan da anlaşılacağı üzere davacı hakkında uygulanan hükümlerin
iki kanunun bütün maddeleri olmayıp 15 Nisan 1339 günlü ve 333 sayılı kanunun 6
ncı maddesi ve bu madde delaletiyle 13 Eylül 1331 günlü geçici kanunun l ve 333
sayılı kanunla değiştirilen 2 nci maddeleridir.
Anayasa'nın
151 nci maddesi ile Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri
hakkındaki 44 sayılı Kanunun 27 nci maddesinde mahkemelerce bakılmakta olan bir
dâva sebebiyle uygulanacak kanun maddelerinin Anayasa'ya aykırı görülmesi
halinde Anayasa Mahkemesine itirazda bulunulabileceği kabul edilmiş olduğuna,
Danıştay'da açılmış bulunan bu dâvada ise söz konusu kanunların bütün
hükümlerinin değil, sadece yukarıda işaret edilen hükümleri uygulanacağına göre
Danıştay 8 inci Dairesince yapılan itirazın, 13 Eylül 1331 günlü kanunun l inci
maddesi ile değişik 2 nci maddesine ve 15 Nisan 1339 günlü ve 333 sayılı
kanunun 6 ncı maddesine hasren incelenmesi gerektiği oy birliği ile
kararlaştırılmıştır.
3-
Davacının 29 Eylül 1962 günlü dâva dilekçesinde dâvanın konusu Boğos Urpakyan'm
(Nerede olduğunun bilinmediği yolundaki kifayetsiz bir tetkike istinaden firari
ve mütegayyip eşhastan addedilerek) malları üzerinde Cevri Usta Vakfı adına
yapılan (Vaziyet işleminin ve tescil muamelesinin), adı geçenin firari mütegayyip
eşhastan olmadığı cihetle (iptaline) karar verilmesi şeklinde belirtilmiş
bulunmakta isede tapudaki tescil muamelelerinin iptali işlemi, idarî dâvaya
konu teşkil edemeyeceğinden Danıştay'da açılmış bulunan dâvanın, davacının
murisinin firari ve mütagayip bir şahıs olarak kabul edilmesi yolundaki idarî
işleme yöneltilmiş sayılması zaruri bulunmakta ve sonuç olarak firar ve
tegayyübü tesbit eden idarî işlemin iptali dâvası söz konusu olmaktadır.
Zira
olayda söz konusu malın mülkiyeti, Vakıflar İdaresine bir idarî tasarruf sonucu
geçmiş olmayıp, firar ve tegayyübün sonucu olarak ve kanun hükmü ile geçmiş
bulunmaktadır.
Olayda,
idarî dâva konusu tasarruflar ise, firar ve tegayyübün tesbiti amacı ile
yapılan işlemlerle bu işlemlere dayanan ve ilgilinin (Firari) veya (Mütegayyip)
kişi olduğunu belirten karardır.
Sözü
edilen 13 Eylül 1331 tarihli geçici kanunun l ve değişik 2 nci maddeleri ile 15
Nisan 1339 tarihli kanunun 6 ncı maddesinin, Türk vatandaşı şahısların ne gibi
hallerde firari veya mütegayyip sayılacaklarına dair olan hükümlerinde ise
Anayasa maddelerine aykırılık arzeden bir husus mevcut değildir. Zira
Anayasa'da, yurdu, Birinci Dünya Harbinin buhranlı zamanlarında terketmiş
bulunan Türk tebaasının, firari veya mütegayyip şahıs sayılmalarına engel olabilecek
herhangi bir hüküm yoktur.
Dâvacının
miras bırakanına ait malın mülkiyetinin, Evkaf Hazinesine geçmesi, adı geçenin
6 Ağustos 1340 tarihinden önce firari veya mütegayyip durumda bulunduğunun
sabit olması sortiyle, firariliğin veya tegayyübün vukuu ânında, yukarıda
açıklanan kanun hükümleri gereğince başka bir işleme lüzum kalmaksızın
tamamlanmış olacağından kanun hükmü ile ve yıllarca Önce meydana gelmiş bir
hukuki sonucun idarî yargıya konu teşkil etmesi mümkün değildir. Bu bakımdan
sözü geçen hükümlerde Anayasa'ya aykırılık olup olmadığının araştırılmasına yer
bulunmamaktadır.
Sonuç
:
13
Eylül 1331 günlü geçici kanunun l ve değişik 2 nci maddeleriyle 15 Nisan 1339
günlü ve 333 sayılı kanunun 6 ncı maddesi hükümlerinin Danıştay'da açılmış
bulunan dâvanın konusu bakımından Anayasa'ya aykırı olmadığına, Başkan Sünuhi
Arsan ve üyelerden Rifat Göksu, İsmail Hakkı Ülkmen, Şemsettin Akçoğlu, İbrahim
Senil ve Lûtfi Ömerbaş'ın muhalefetleri ile ve oy çokluğu ile 22/4/1963 gününde
karar verildi.
|
|
|
|
Başkan
Sünuhi
Arsan
|
Başkanvekili
Tevfik
Gerçeker
|
Üye
Rifat
Göksu
|
Üye
İ.
Hakkı Ülkmen
|
|
|
|
|
Üye
Lütfi
Akadlı
|
Üye
Şemsettin
Akçoğlu
|
Üye
İbrahim
Senil
|
Üye
İhsan
Keçecioğlu
|
|
|
|
|
Üye
Salim
Başol
|
Üye
Celâlettin
Kuralmen
|
Üye
Hakkı
Ketenoğlu
|
Üye
Ahmet
Akar
|
|
|
|
Üye
Muhittin
Gürün
|
Üye
Lütfi
Ömerbaş
|
Üye
Ekrem
Tüzemen
|
MUHALEFET
ŞERHİ
A-
USUL BAKIMINDAN :
l-
Danıştay 8 inci Dairesinin bakmakta olduğu dâvanın mevzuu, davacının - firari
olmadığını îddia ettiği - murisine ait gayrimenkula emvali metrûke kanunları
gereğince tatbik olunan (Vaziyet muamelesi) ile vakfı adına yapılan (Tescil) in
iptalidir.
Dâvaya
bakan Daire, firarilik vesaire sebepleriyle bir kimsenin malına elkonulmasını
Anayasa'ya aykırı görmüş; emvali metrûke kanunları diye anılan 13 Eylül 1331 ve
15 Nisan 1339 tarihli kanunların iptali gerektiği kanaatiyle Mahkememize
başvurmuştur.
Yapılan
inceleme sonunda :
a)
Bu kanunların, taallûk ettikleri hâdiselerde halen uygulanması gerektiğine;
b)
İncelemenin, dâva ile ilgili 15 Nisan 1339 tarihli ve 333 sayılı kanunun 6 ncı
maddesiyle bu maddenin atıfta bulunduğu 13 Eylül 1331 tarihli geçici kanunun l inci
ve değişik 2 nci maddelerine hasredilmesine oybirliğiyle karar verilmiştir.
Dâva,
emvali metrûke kanunlarının tatbikatından doğmuştur.
Danıştay
8 inci Dairesinin, bu hâdisede, emvali metrûke kanunlarının yukarıda yazılı
maddelerine göre hüküm tesis edeceği Mahkememizce kabul edildiğinden müracaat,
22/4/1962 tarihli ve 44 sayılı kanunun 27 nci maddesinin l numaralı bendine
uygundur. O halde, emvali metrûke kanunlarının uygulanması mümkün görülen ve
iptali istenen bu hükümlerinin Anayasa'ya uygun olup olmadığı hakkında
Mahkememizin bir karara varması zaruridir.
Halbuki
böyle olmamış; dâva konusu, çoğunlukla, (Firariliğin veya tegayyübün tesbitine
matuf idari işlemin iptali) şeklinde kabul edilmiş; gene çoğunlukla
(Gayrimenkul mülkiyetinin Evkaf Hazinesine geçmesi keyfiyetinin idarî dâva
konusu olamıyacağı) kanaatine varılmış ve itirazın reddine dair hüküm bu
sebeplere istinat ettirilmiştir.
Evvelâ
: Dâvanın konusunu tâyin etmek davacıya aittir. Dâva bu konu içinde tetkik
edilip karara bağlanır,
Dâva
(Vaziyet ve tescil muamelelerinin iptali) talebiyle açılmıştır. Danıştay'da
(Vaziyet ve tescil muamelelerine mesnet olan iki kanun hükmünün Anayasa'ya
aykırılığı) sebebiyle Mahkememize başvurmuştur. Her iki kanunun yürürlükte
olduğu kabul ve Danıştay'ın bu kanunların hangi hükümlerini tatbikedebileceği
tâyin edildikten sonra varılabilecek karar, bu hükümlerin -iddia edildiği gibi
Anayasa'nın 10, 11 ve 36 ncı maddelerine aykırı olup olmadığını halleden bir
karar olabilir.
Saniyen
: Dâvanın, Danıştay'ın görevine giren bir dâva olup olmadığını araştırmak da
Mahkememize düşmez. (Gayrimenkul mülkiyetinin Evkaf Hazinesine geçmesi
keyfiyeti idarî dâva konusu olamaz) gerekçesiyle Mahkememiz, işin esasını
tetkik etmekte olduğu anlaşılan Danıştay yerine geçerek görev konusunu
halletmiş olmaktadır.
Mahkememizin,
görev konusundaki düşüncesi ne olursa olsun Danıştay'daki (Vaziyet ve tescil
muamelelerinin iptali) dâvası bu mevzuu içinde bir karara bağlanmak lâzımdır.
Halbuki, Mahkememizce verilen karar, Danıştay'ın (Geciktirici mesele) saydığı
(Anayasa'ya aykırılık) konusunu tetkiksiz bırakmıştır.
Kaldı
ki, aşağıda izah edilecek sebeplerle, çoğunluk mütalaasının kanun hükümlerine
de uygun düşmediği kanaatindeyim.
2-
a) 15 Nisan 1339 tarihli ve 333 sayılı kanunun 6 ncı maddesinde de, 13 Eylül
1331 tarihli kanunu muvakkatin l inci Ve 2 nci maddelerinde de (Firariliğin
veya tegayyübün tesbiti) nin nasıl yapılacağı hakkında hüküm yoktur. Halbuki
kararda (Bu maddelerin, Türk vatandaşı şahısların ne gibi hallerde firari veya
mütegayyip sayılacaklarına dair olan hükümlerinde Anayasa maddelerine aykırılık
arzeden bir husus mevcut değildir) gerekçesi yer almaktadır, incelenen maddelerde
bulunmayan (Firariliğin veya tegayyübün tesbiti işlemleri) ni dâva konusu diye
kabul edip Anayasa'ya aykırılığını veya uygunluğunu karara bağlamakta isabet
görmemekteyiz.
b)
Çoğunluk : (Firari ve mütegayyip şahısların gayrimenkullerinin, bu hallerinin
vuku bulduğu anda, emvali metrûke kanunları gereğince Maliye ve Evkaf
Hazinelerinin mülkiyetine geçtiği), (Vaziyet muamelesinin veya vaziyet
kararının, mülkiyetin intikalini sağlıyan hukukî ve kanunî bir unsur olmadığı)
kanaatindedir.
Halbuki,
her iki kanun, kendiliğinden hukukî netice yaratacak nitelikte değildir. Ahar
mahallere nakledilenler, bulundukları yerlerden tegayyüp, müfarakat veya firar
edenler belli olmadıkça; bu durumları tahkikatla tesbit ve terkettikleri mallar
tâyin edilmedikçe ve vaziyet kararı verilip tatbik edilmek ve aynı karara
tevfikan tapuda Hazineler adına tescil muamelesi yaptırılmak suretiyle bu gibi
şahısların mallarıyle olan hukukî rabıtaları kesilmedikçe mülkiyetin intikali
bahis konusu olamaz. Zira, mülkiyetin naklini temin edecek mevzuat uygulanmış
değildir. Gerek 24/5/1928 tarihli ve 1331 sayılı kanunun 7 nci maddesinde
gerekse bu maddeye ait 146 sayılı tefsirde (Vaziyet edilmiş ve edilecek mallar)
tabirlerinin kullanılmış olması da. emvali metrûke kanunlarının tatbikatının
ancak vaziyet karar ve muamelesiyle tezahür ettiğini açıkça göstermektedir.
Ehemmiyetli olan cihet mülkiyetin intikal edip etmediğidir, intikalin hangi
tarihte vuku bulmuş sayılacağı - Danıştay'daki dâva konusuna göre- tâli bir
meseledir.
c)
Vaziyet muamelesinin, mülkiyetin intikalinin lüzumlu bir şartı olduğu,
Yunanistan ile yapılan mukavelenameler hükümlerinden daha açık bir surette
anlaşılmaktadır.
1725
sayılı kanunla tastik edilen mukavelenamenin 12, 25 ve 28 inci maddeleri
gereğince Rumlara ait bazı malların tam mülkiyetinin Türk Hükümetine geçeceği
kabul edilmiştir. Ancak, mukavelenin yürürlüğe girdiği tarihte işgal
edilmemişse vaziyet olunması Muhtelit Mübadele Komisyonunun tetkik ve
tasvibinden sonra kaabil olacak; Komisyonun faaliyeti bittikten sonra hiçbir
vaziyet yapılamayacaktır.
2374
sayılı kanunla tastik edilen mukavelenamenin 2 nci maddesinde de, Hükümetimizce
fiilen işgal edilip iadesi Muhtelit Mübadele Komisyonu kararına iktiran mallar
hariç olmak üzere Komisyon dağıldıktan sonra - malların avdet hakkından mahrum
olanlara (Yani firari rumlara) aidiyeti sabit olsa bile - hiçbir vaziyet, işgal
veya takyidi tedbir muamelesine tevessül edilemiyeceği yazılıdır.
Her
iki mukavelenamede de intikale ait açık hükümler vardır. Fakat bu hükümlere
uyularak bir işgal veya vaziyet yapılmadıkça, diğer tabirle mukavelenameler
hükümleri fiilen uygulanmadıkça mülkiyetin intikali bahis konusu değildir.
Bütün
bu sebeplerle, vaziyet muamelesinin ve bunun neticesi olarak Vakıflar
idaresi namına yapılan tescilin iptali taleplerinin dâva konusu yapılmasının
kanunlara uygunluğunu kabul etmek zaruridir.
3-
Mülkiyetin akitle, kanunu medeni 633 üncü maddesinde yazılı sebeplerle veya
kanunla intikâl etmesi arasında bir fark yoktur. Eski malik, kanunu maddenin
933 üncü maddesine dayanarak (Tescilin terkini) ni istiyebilir.
Bir
mala (Sahibi firaridir) diye vaziyet edilip Hazinelerden biri adına tescil
yapılmışsa, hakikatta sahibi firari değilse bu tescil haksızdır. Terkini Kanunu
medeninin 638 inci maddesinde yazılı müddet içinde daima istenebilir.
Hiçbir mahkeme, (Mülkiyetin intikali kanunla olmuştur) mülâhazasiyle, dâvanın
esasını tetkikten imtina edemez.
Bu
hâdisede tescilin iptali, tescile mesnet olan vaziyet kararının iptaline
bağlıdır. Bu idarî kararın iptali dâvasının görüleceği yer de Danıştay'dır.
Mülkiyetin
Vakıflar İdaresine geçmesi keyfiyetinin idarî dâva konusu olamayacağı
gerekçesine dayanılarak Anayasa'ya aykırılık iddiasının tetkik edememesi
Danıştay'ı 13 Eylül 1331 ve 15 Nisan 1339 tarihli kanunların davacı hakkında
doğru tatbik edilip edilmediğinin tetkikına zorlamış olmaktadır. Halbuki - eğer
bu kanunların hükümleri Anayasaya aykırı ise esasın incelenmesine lüzum olmadan
vaziyet kararının iptali lâzım gelecektir.
B-
ESAS BAKIMINDAN :
1-
14/5/1331 tarihli (Vakti seferde icraatı Hükümete karşı gelenler için ciheti
askeriyece ittihaz olunacak tedabir) hakkındaki geçici kanunla bazı kimseler,
askeri makamlarca başka yerlere nakledilince bunların terkettikleri menkul ve
gayrimenkul mallar için tedbir alınması gerekmiş, bu malların tasfiyesini
derpiş eden 13 Eylül 1331 sayılı kanunun yürürlüğe girmesiyle (Emvali metrûke)
rejimi doğmuştur.
Bu
kanun hükümlerince : Bu şahısların terkettikleri menkul mallarla matlubat ve
düyun mahkemelerce tasfiye edilecek; gayrimenkul mallarında cinsine göre -
Evkaf ve Maliye Hazineleri namına kayıtları yapılacak, Hazineler tarafından
verilecek bedellerden badettasfiye kalacak miktarı sahiplerine ita olunacaktır.
2-
Tegayyüp, müfarakat ve firar edenlerin malları, evvelâ 20 Nisan 1338 tarihli ve
224 sayılı kanuna tabi tutulmuştur. Bu kanun hükümlerine göre; menkul mallar
satılacak, gayrimenkul mallar Hükümetçe idare olunarak, satış bedelleri ve kira
paralariyle hasılat, masrafları indirildikten sonra, sahipleri namına emanet
hesabına kaydedilecektir.
15
Nisan 1339 tarihli ve 333 sayılı kanunun 6 ncı maddesiyle bu kimselerin malları
hakkında da 13 Eylül 1331 tarihli geçici kanunun ve 15 Nisan 1339 sayılı
kanunla yapılan tadilâtın câri olacağı kabul edilmiştir.
1331
tarihli kanunda yapılan değişikliklere göre gayrimenkul mallar gene Maliye ve
Evkaf Hazineleri namına kaydedilecek, takdir olunacak bedellerinden
badettasfiye kalacak miktarı sahipleri namına emaneten irat kaydolunacaktır.
Bugün
de tatbik edilmekte bulunan bu hükümlerin, sahiplerinin başka yerlere nakli,
tegayyüp, müfarakat veya firarları dolayısiyle sahipsiz kalan malları zarardan
korumak ve menkullerin satış bedellerini, gayrimenkullerin ise takdir olunacak
bedellerini borçlar ve masraflar indirildikten sonra sahipleri namına emanet
hesabına yatırmak suretiyle tasfiye edip onların, terkettikleri yerlerle hukukî
rabıtalarını kesmek maksadiyle yürürlüğe konulduklarına şüphe yoktur. Bütün bu
hükümlerde mülkiyetin özüne dokunan, hattâ bu hakkı zedeleyen hiçbir cihet ve
binnetice Anayasa'nın 10, 11 ve 36 ncı maddesine aykırılık yoktur.
Yukarıda
yazılı sebeplerle :
a)
Anayasa'ya aykırılık iddiasının tetkiki;
b)
13 Eylül 1331 tarihli geçici kanunun l inci ve 333 sayılı kanunla değişik 2 nci
maddeleriyle 15 Nisan 1339 tarihli ve 333 sayılı kanunun 6 ncı maddelerinde
Anayasa'ya aykırılık bulunmadığından itirazın esasından reddi gerektiği
mütalâasındayım.
MUHALEFET
ŞERHİ
Danıştay
8 inci Dairesinin 8/10/1962 tarih ve 962/3287 sayılı kararına ekli dosyadaki
evraktan anlaşıldığı üzere davacı Boğos Urpakyan, murisi olan anasının firari
ve mütegayyip kişilerden sayıldığını ve gayrimenkul mallarına emvali metrûke
kanunları gereğince el konularak vakıf adına tescil edildiğini, halbuki
murisinin firari ve mütegayyip olmadığını iddia ile vaziyet ve tescil
işlemlerinin iptalini istemiştir.
Danıştay
8 inci Dairesinin, sözü geçen kararında, emvali metrûke adı verilen kanunların
çıkarılmaları sebebine ve uğradıkları değişiklikler ile bunların uygulanmasında
görülen aksaklıklara temas edildikten sonra bu kanunların, Anayasa'nın mülkiyet
hakkına ilişkin 36 ncı maddesine açıkça aykırı oldukları, mülkiyet ve miras
haklarını kaldırdıkları ve böylece Anayasa'nın 10 ve 11 inci maddelerine de
aykırı düştükleri, bu sebeplere dayanılarak yürürlükte bulunan 13/9/1331
tarihli geçici kanun ile bu kanunun bazı maddelerini değiştiren 15/4/1339
tarihli ve 333 sayılı kanunun, Anayasa'nın yukarıda yazılı maddelerine aykırı
bulunduğu beyanla bu hususta mahkememizce bir karar verilmesi istenmiş
bulunmaktadır.
Bu
duruma göre, olayda, firariliğin ve mütegayyipliğin tesbiti işleminin
Anayasa'ya aykırı olup olmadığının incelenmesi söz konusu değildir. Gerek
davacı ve gerek 8 inci Daire tarafından bu konuda bir aykırılık ileri
sürülmemiştir.
İncelenmesi
gereken husus, dairenin kararında zikredilen iki kanunun, mülkiyetin intikaline
ait hükümlerinin Anayasa'ya aykırı olup olmadığıdır. Daire kararında gösterilen
gerekçe ve Anayasa maddeleri, istemin bundan ibaret olduğunu açıkça
anlatmaktadır. 8 inci Daire, davacının iddiasına göre, emvali metrûke
kanunlarının hükümleri gereğince firarilik ve mütegayyiplik halinin tahakkuk
edip etmediğini ve mülkiyetin intikalinin yerinde olup olmadığının incelenmesi
gerektiği kanısına varmış ve bu iki konuda uygulanacağı hükümlerden mülkiyetin
intikaline ilişkin olanların Anayasa'ya aykırı olup olmadıklarının mahkememizce
bir karara bağlanmasına lüzum görmüştür.
Bu
istem üzerine mahkememizce;
1)
Söz konusu 13 Eylül 1331 günlü geçici kanunla 15 Nisan 1339 günlü ve 333 sayılı
kanunun, 6 Ağustos 1340 tarihinden evvel tekevvün etmiş firar tegayyüp veya
başka yere nakil hâdiseleri dolayısiyle halen uygulanmalarının mümkün olduğuna;
2)
Türk vatandaşı şahısların ne gibi hallerde firari ve mütegayyip sayılacaklarına
dair olan hükümlerde Anayasa'ya aykırılık arzeden bir husus bulunmadığına;
3)
Mülkiyetin intikaline dair olan hükümler hakkında ise bu intikalin firariliğin
ve mütegayyipliğin vukuu anında başka bir işleme lüzum kalmaksızın tahakkuk ve
tekemmül etmiş olacağından ve bu suretle teşrii bir tasarruf sonucu olarak
senelerce evvel tekevvün etmiş bir hukukî neticenin idarî yargıya konu teşkil
etmesi mümkün bulunmadığından sözü geçen hükümlerde bu bakımdan Anayasa'ya
aykırılık olup olmadığının araştırılmasına da mahal bulunmadığına;
Karar
verilmiştir.
Muhalefet
sebepleri :
1)
Emvali metrûke kanunlarının, bugün dahi, uygulanmasını gerektiren olaylar
vardır. Danıştay 8 inci Dairesinin, iptal isteminde bulunmasına sebep olan
dâva, bunun açık bir delilidir. Bu itibarla sözü geçen kanunlar yürürlüktedir.
Ancak bu kanunların halen uygulanabilecek hükümleri, çoğunluk kararında kabul
edildiği üzere, sadece firariliğin ve mütegayyipliğin tesbitine ilişkin olanlardan
ibaret değildir. Mülkiyetin intikâline dair olan hükümleri de uygulanabilir.
Zira, aşağıda 3 No. lu bentde izah edileceği üzere, mülkiyetin intikali
kendiliğinden vâki olmamakta ve bu intikalin kanuna uygun olup olmadığının bu
konuda açılan dâvalar vesilesiyle Danıştay'ca incelenmesi gerekmektedir.
Kararın bu kısmına bu gerekçe ile katılıyoruz.
2)
Mülkiyetin intikaline ilişkin hükümlerin uygulanmasından doğan hukukî
sonuçların, idari yargıya konu teşkil edip etmeyeceklerine karar vermek
Danıştay'a ait bir yetkidir. Mahkememizin bu ciheti çözümliyemiyeceği
kanısındayız. Zira bu yolda bir karar, sonucu itibariyle Danıştay'ın görevine
müdahaleyi tazammun eder ki bu da mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlerin
vicdani kanaatlerine göre karar verecekleri hakkındaki Anayasa'nın açık ve
kesin hükümleri ile bağdaşamaz.
Gerçi
Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri hakkında 44 sayılı kanunun
27 nci maddesine dayanılarak, mahkememize gelen Anayasa'ya aykırılık
itirazlarında belirli bir kanun hükümlerinden hangilerinin bir dâvada
uygulanacağı mahkememizce tâyin edilmektedir. Ancak bu yetki, dâva konusu
yapılan ve olayda olduğu gibi, mahkemenin görevi içinde görülerek incelenmesine
karar verilen bir hukukî durumun o mahkemede dâva konusu teşkil etmiyeceğine
karar vermeğe kadar teşmil edilemez.
3)
Çoğunluğun kararında bahsedilen 13 Eylül 1331 günlü kanunla 15 Nisan 1339 günlü
kanunda firariliğin ve mütegayyipliğin vuku bulduğu anda, ilgililere ait
gayrimenkullerin kendiliğinden Hazinenin veya Evkafın mülkiyetine geçtiği
hakkında bir hüküm mevcut değildir. 13 Eylül 1331 günlü kanunun l inci
maddesinde ahar mahallere nakledilen şahısların (15 Nisan 1339 günlü ve 333
sayılı kanunun 6 ncı maddesi ile lirarî ve mütegayyipler de nakledilenler
hakkındaki hükümlere tabi tutulmuşlardır) terketmiş oldukları emvalin
komisyonlarca tasfiye edilecekleri ve aynı kanunu, sözü geçen 333 sayılı
kanunla değişik 2 nci maddesinde de bu şahısların gayrimenkullerinin (ilgisine
göre) Hazine veya evkaf namlarına kayıtlarının icra edileceği açıklanmıştır ve
hükmen intikal söz konusu edilmemiştir. Yalnız 146 sayılı tefsir kararında
"... vaziyet edilen ve edilecek emvali gayrimenkullerin Hazine namına
kaydedilmiş hükmünde olduğu ..." ibaresi yer almıştır.
Bu
tefsir kararının, ilişkin bulunduğu 1331 günlü kanunun 7 nci maddesinin
sonradan kaldırılmış olması dolayısiyle bugün hükmü kalmamıştır. Bu itibarla
bugünkü tatbikatta etkisi olmamak icap eder Bununla beraber taşıdığı yukarıki
ibare esas olarak alınsa bile bundan emvali metrûke kanunlarının, mülkiyetin
intikaline dair olan hükümlerinin, ortada bir idarî tasarruf bulunmaması
dolayısiyle idarî dâvaya konu teşkil edemiyecekleri sonucuna varılamaz. Bu
intikâlde idarî safhalar vardır. Zira, hükme intikal eden mallara idarece
fiilen el konulması, tapuya kayıt muamelelerinin yaptırılması ve kanunun emri
gereğince tasfiyelerinin yapılması lâzımdır. İntikal ancak bu suretle tekemmül
etmiş sayılabilir. Bu amaçla yapılan işlemler, idarî tasarruflardır. Bundan
başka mülkiyetin hükmen intikali kesin ve değişmez bir intikal değildir.
Gerçekten mallarına el konan bir şahsın firari ve mütegayyip olmadığı
anlaşılınca mallarının kendisine iade edilmesi gene emvali metrûke kanunlarının
hükümleri icabıdır. Firarilik ve mütegayyiplik sabit olduğu takdirde ise aynı
kanunlar gereğince malları iade edilmeyip hakkı bedele inkılâp eder. Gerek
firariliğin ve mütegayyipliğin vâki olup olmadığına ve gerek malların geri
verilmesine veya hakkın bedele inkılâp ettiğine, ihtilaf halinde, bir yargı
mercii tarafından karar verilmek icabeder. Nitekim 13 Eylül 1331 günlü kanunun
15/4/1339 günlü kanunla değiştirilen 2 nci maddesinde "Emvali mezkûreye
dair tahaddüs edecek bilumum daavide Hazineler hasım olur." hükmü yer
almış olup mutlak olan bu hüküm, mülkiyetin intikali de dâhil olmak üzere her
çeşit işlemlerden doğan dâvaları kapsamaktadır. Bu dâvalardan firariliğin ve
mütegayyipliğin tesbitinden ve mülkiyetin, intikalinden doğacak olanlarda
görevli yargı mercii Danıştay'dır. Birinci kısım dâvalar için Danıştay'ın
görevli olduğu çoğunluğun kararında da kabul edilmiştir. Mülkiyetin intikaline
ait dâvalara gelince; gene 146 sayılı tefsir kararında "....... 13 Eylül
1331 ve 15 Nisan 1339 günlü kanunların tatbikatı aleyhine Şurayı Devletçe bir
hüküm verilmedikçe (Emvalin) ashabına aynen iadesine kanuni imkân olmadığı ...)
çıkça belirtilmiştir. Bu ibare Danıştay'ın emvali metrûke kanunlarının
mülkiyetin intikaline dair olan hükümlerini de uygulayacağını ve bu konuda
karar vermeğe görevli olduğunu ifade eylemektedir ki bu da idare hukuku
esaslarına tamamen uygundur. Çünki mülkiyetin intikali, âmme kanunları
oldukları aşikâr olan emvali metrûke kanunlarından doğar bir durumdur. Bu
izahattan anlaşıldığı üzere sözü geçen tefsir kararı gereğince mülkiyetin
kendiliğinden intikal ettiği kabul edilse dahi bu intikalin idarî dâva konusu
yapılmasına, bu tefsir engel teşkil etmez.
Kaldıki,
yukarıda belirtildiği üzere 146 sayılı tefsir kararı yürürlükte değildir ve
emvali metrûke kanunlarında bu tefsirde yer alan hükmen intikali teyid eden
açık veya kapalı bir hüküm veya delâlet yoktur. Böyle olunca, bu intikalin,
sözü geçen kanunların idarece uygulanması suretiyle vâki olduğunu kabul etmek
zorunludur. Gerçekten, mülkiyetin intikal edebilmesi bir şahsın firari veya
mütegayyip olduğunun tesbiti şartına bağlıdır. Bu şart tahakkuk etmedikçe belli
bir şahsa ait gayrimenkullerin Hazineye veya evkafa kendiliğinden intikal
edeceği savunulamaz. Firarilik ve mütegayyiplik tesbit edilince idare
gayrimenkule el koyar, mülkiyetin usulü dairesinde intikalini sağlıyacak diğer
işlemleri yapar ve malları tasfiye eder. İdarenin yaptığı bütün bu işlemler
idarî tasarruflardır. Ve Danıştayın denetimine tabidir. Şu halde Danıştay'ın,
ilgililerin idarî dâva süresi içinde açtıkları dâvalarda firariliğîn ve
mütegayyipliğin tahakkuk edip etmediğini araştırması ve varacağı sonuca göre
mülkiyetin intikal ettirilmesinin kanunlara uygun olup olmadığını karara
bağlaması gerekir, İdare de bu karar dairesinde hukuki durumu ıslâh veya aynen
ipka eder. Emvali metrûke kanunlarının tümünden çıkan mâna budur, inceleme
konusu olan dosyadan, idarenin olayda da bu şekilde hareket etmiş olduğu
anlaşılmaktadır. Ayrıca, Danıştay'ın içtihatları ile beliren tatbikatı da bu
merkezdedir.
Olayda
davacı, murisinin firari ve mütegayyip olmadığını iddia ederek mallarına el
koyma işleminin iptalini istemiştir. Danıştay, mülkiyetin intikaline ilişkin
hukuki durumun incelenmesini görevi içinde görerek bu konuda karar vermeden
Önce, uygulayacağı hükümlerin Anayasa'ya aykırı olup olmadığının Mahkememizce karara
bağlanmasına lüzum görmüştür. Bu incelemenin yapılması zaruridir.
Bu
cihetin incelenmesine mahal bulunmadığı yolundaki çoğunluk kararına bu sebepler
dolayısiyle muhalifiz.
|
|
|
|
Başkan
Sunuhi
Arsan
|
Üye
Rifat
Göksu
|
Üye
İbrahil
Senil
|
Üye
Lütgi
Ömerbaş
|
Muhalefet
sebeplerinin l ve 3 üncü bentlerine katılıyorum. Bu sebeple çoğunluk kararının
o kısmına muhalifim.