ANAYASA MAHKEMESİ KARARI
Esas No.:1963/124
Karar No.:1963/243
Karar tarihi:11/10/1963
Resmi Gazete tarih/sayı:4.12.1963/11572
Davacılar
: l- C. H. P. Türkiye Büyük Millet Meclisi Grupu
2-
C. H. Partisi.
Dâvanın
konusu : C. H. P. nin haksız iktisapların iadesi hakkındaki 14/12/1953 günlü ve
6195 sayılı kanunun Anayasa'ya aykırılığı ileri sürülerek iptali istenmiştir.
İNCELEME:
Anayasa
Mahkemesi içtüzüğünün 15 inci maddesi gereğince 4/3/ 1963 gününde yapılan ilk
incelemede 21/2/1963 günlü dâva dilekçesinde imzası bulunanların C. H. P.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Grup Başkan Vekilleri oldukları belirtilen onanlı
belgenin bulunmadığı görüldüğünden bu eksikliğin 15 gün içinde tamamlanması ve
yine dilekçede imzası bulunan C. H. P. Genel Sekreterinin Parti Başkan Vekili
olup olmadığının aynı süre içinde bildirilmesi için davacılara yapılan tebligat
üzerine istenilen belgeler süresi içinde gönderilmiş ve C. H. P. genel başkanım
imzasiyle verilen cevapta C. H. P. Tüzüğünün 29 uncu maddesinde partiyi devlet
daire ve kurumlarında ve mahkemelerde Genel Sekreterin temsil edeceği
belirtilmiş olduğundan Genel Sekreterin hukukî işlem ve bağlantılar bakımından
partiyi temsil konusunda Genel Başkan Vekili durumunda bulunduğu
bildirilmiştir.
Anayasa
Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri hakkındaki 22/4/1962 günlü ve 44
sayılı kanunun 25 inci maddesinin birinci fıkrasının l sayılı bendi gereğince,
kanunların ve yasama meclisleri içtüzüklerinin Anayasa'ya aykırılığı sebebiyle
siyasi partiler adına dâva açma yetkisi tüzüklerine göre en yüksek merkez
organlarının kararı üzerine Genel Başkanlarına veya vekillerine tanınmış olup
C. H. P. Tüzüğünün 29 uncu maddesiyle parti Genel Sekreterine partiyi
mahkemelerde temsil yetkisinin verilmiş olması bu kanuni esası
değiştiremiyeceğinden Genel Sekreter, C. H. P. adına Anayasa Mahkemesinde dâva açmak
yetkisine sahip bulunmamıştır. Bu sebeple dâvanın C. H. P. Türkiye Büyük Millet
Meclisi Grupunun istemine hasredilmesine ve grup adına açılmış olan dâva
dilekçesinin eksikleri tamamlanmış ve dilekçenin kaleme havale edildiği
21/2/1963 gününe göre dâvanın Anayasa'nın geçici 9 uncu maddesine uygun olarak
süresi içinde açılmış olduğu anlaşıldığından esasın incelenmesine 12/4/1963
gününde oybirliği ile karar verilerek hazırlanan rapor ve iptali istenen kanun
ve Anayasa'nın ilgili hükümleri ile gerekçeleri ve Meclîs tutanakları
incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü :
Davacı,
6195 sayılı kanunun Anayasa'ya aykırılığı hakkında aşağıdaki iddiaları ileri
sürmüştür :
1-
Sözü geçen kanun, bu gün yürürlükte bulunan 334 sayılı Türkiye Cumhuriyeti
Anayasa'sına aykırı olmakla beraber yürürlüğe girdiği gündeki 491 sayılı
Teşkilâtı Esasiye Kanununun, kaza hakkının bağımsız mahkemelerce
kullanılacağını gösteren 8 inci maddesiyle Türklerin temellük ve tasarruf
haklarını teminat altına alan 79., müsadereyi yasaklayan 73 üncü ve
"İstimvâl ve istimlâk" esaslarını tesbit eden 74 üncü maddelerini de
ihlâl etmiştir.
2-
Kanunun çıkarıldığı günde Büyük Millet (Meclisinde çoğunlukta bulunan partinin,
bağımsız mahkemelere ait olan yargı yetkisini gasbetmek suretiyle aslında
ispata muhtaç bulunan C. H. P. nin devlet daire ve kurumlariyle diğer kamu
tüzel kişilerinden doğrudan doğruya veya dolayısiyle vâki iktisaplarının nüfuz
ve hâkimiyetine dayanan haksız iktisapları olduğu hükmünü sözü geçen kanunun l
inci maddesinin birinci fıkrası ile tesis etmiş olduğu halde bu fıkrada
belirtilenler dışında kalan bütün mallariyle hak ve alacaklarını da Hazineye
geçirmiştir.
3-
Hiç bir ayırım yapılmaksızın Hazineye geçirilen mal, hak ve alacaklar arasında
partinin büyük kurucusu Atatürk'ün 11/5/1938 gününde partiye yapmış olduğu
bağış, 5/9/1938 günlü vasiyetnamesiyle partiye bıraktığı mallar ve haklar başta
olmak üzere :
a)
Kanunun yürürlüğe girdiği günde partili milletvekillerinin aylıklarından
partiye yaptıkları bağışlardan arta kalıp parti grupunun Türkiye İş
Bankasındaki hesabında mevcut 287 bin lira,
b)
Gerek partinin iktidarda bulunduğu 1950 yılından önceki devrede, gerekse
muhalefet yıllarında milletvekillerinden ve üyelerinden alınan aidat ve
bağışlar,
c)
Partisiz vatandaşların bağışları ve partinin özel kişilerden ve normal
çalışmalarından özel hukuk hükümlerine göre elde ettiği diğer gelirler,
ç) 8
Ağustos 1951 günlü ve 5830 sayılı kanunun yayımından sonra partililerin
bağışları ile edinilen taşınmaz mallar (Erzurum C. H. P. binası gibi)
dâhil
bulunmaktadır.
4-
Herhangi bir ayrım yapılmadan partinin bütün malları Hazineye geçirilirken
borçlarının ödenmesi, partiye bırakılmıştır, buna örnek olarak o günlerde
yapılmakta olan Bursa parti binasının müteahhidinin 200 bin lirayı aşan alacağı
gösterilebilir.
5-
Bir kamu hukuku tasarrufu olan kanunların partizan ve özel maksatlarla değil,
kamu yararı amacı ile çıkarılması gerektir, halbuki gerek kanun metnindeki
çelişmeler ve gerekçenin kapsadığı düşünceler, gerek kanunun tam 1954 seçimleri
öncesinde çıkarılmak suretiyle muhalefet partisinin varlığının aktifinden
yoksun edilerek ağır borç altında bırakılması, bu kanunun kamu yararı ve
devletin ve rejimin mevcudiyeti ile bir ilgisi bulunmadığını, aksine tamamiyle
siyasi ve meşru olmayan amaçlarla çıkarıldığını göstermektedir.
6-
6195 sayılı kanunun modern hukuk devleti esaslarını tam olarak belirten bugünkü
Anayasa'mızın yargı yetkisinin Türk Milleti adına bağımsız mahkemelerce
kullanılacağını açıklayan 7 nci maddesi ile millet egemenliğinin Anayasa'nın
koyduğu esaslara göre yetkili organlar eliyle kullanılacağını gösteren 4 üncü
maddesine aykırı olduğu kadar genel müsadere yasağını kapsayan 33., mülkiyet
hakkını teminat altına alan 36 ncı ve kamulaştırma usullerini belirten 38 inci
maddeleri ile de bağdaşamaz ve Türk Anayasa'sının kabul ettiği hukuk devletinde
yürürlükte bulunan kanunlar arasından çıkarılması gerektiğinden şüphe edilemez.
GEREKÇE
:
334
sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasa'sının geçici 9 uncu maddesinin ikinci
fıkrasında (Anayasa Mahkemesinin görevine başladığı tarihte yürürlükte olan
herhangi bir kanun hakkında, bu Anayasa'ya aykırılığı iddiasiyle iptal dâvası
açılabilir) hükmü konulmuş olduğundan, önce iptali istenen 6195 sayılı kanunun
gerek Anayasa Mahkemesinin görevine başladığı 28 Ağustos 1962 gününde, gerekse
şimdi yürürlükte olup olmadığının incelenmesi gerekir.
Sözü
geçen kanunun 1 inci maddesi şöyledir :
(Madde
l- Cumhuriyet Halk Partisinin her ne şekil ve suretle olursa olsun umumi
muvazeneye dahil dairelerle katma bütçeli idarelerden, hususi idare ve
belediyelerden, köylerden, iktisadi Devlet teşekkülleri ve bunların
müesseselerinden ve diğer âmme hükmi şahıslarından doğrudan doğruya veya
dolayısiyle vâki iktisapları, nüfuz ve hâkimiyetine dayanan haksız
iktisaplarıdır. Bu sebeple mezkûr partinin bu kanunun mer'iyete girdiği tarihte
malik olduğu bütün menkul ve gayrimenkul mallarla, para, haklar ve alacaklar ve
sair kıymetler Hazine mülkiyetine intikal eder.
Ancak
münhasıran parti binası olarak kullanılan yerlerdeki menkul eşyadan parti
faaliyeti için zaruri oldukları Maliye Vekâletince kabul edilecek olanlar
Cumhuriyet Halk Partisine bırakılır.)
Üyelerden
Hakkı Ketenoğlu, kanunun l inci maddesinin birinci fıkrasının hükmünü icra
ettiği, bu sebeple yürürlükte bulunmadığı, Muhittin Güründe, (Bu sebeple mezkûr
partinin bu kanunun mer'iyete girdiği tarihte malik olduğu bütün menkul ve
gayrimenkul mallarla, para, haklar ve alacaklar vesair kıymetler Hazine
mülkiyetine intikal eder.) hükmü kanunun yürürlüğe girdiği günde etkisini
yaparak Halk Partisinin bütün malları Hazineye geçmiş ve o günden sonra
herhangi bir malın Hazineye geçmesi imkânı kalmamış olduğuna göre bu fıkranın
artık uygulama konusu bulunmadığından ve kanunun diğer maddelerinin uygulanması
ise mülkiyetin geçmesi anlamında olmayıp önceden geçmiş olan mülkiyetin
belirtilmesini sağlamayı amaç tutan işlemlerden ibaret olduğundan maddenin sözü
geçen fıkrası hakkında verilecek bir kararın geriye yürüyecek nitelikte
olacağı, bunun da Anayasa'nın 152 nci maddesine uygun düşmiyeceği, bu itibarla
istem hakkında bir karar verilmesi gerekmiyeceğı düşüncesinde bulunmuşlardır.
Kanunların
sonradan yürürlüğe konulan başka bir kanunla açıkça kaldırıldığı veya
yürürlükte kalacağı sürenin metninde gösterilmiş olduğu haller dışında ne zaman
yürürlükten kalkmış sayılacağı yani zımnî olarak ilga edilmiş veya hükmünü
yerine getirerek mülga hale gelmiş olup olmadığı hususu doktrinde tartışmalı
bir konu teşkil etmekte, önceki ve sonraki kanunların genel veya özel nitelikte
bulunmalarına göre ayrımlar yapılarak çözümlenmektedir. Bununla beraber dâva
konusu 61 95 sayılı kanun belli bir süre yürürlükte kalmak üzere çıkarılmış
kanunlardan olmadığı gibi yürürlükten kaldırıldığına dair sonra çıkarılmış bir
kanun da yoktur. Bundan başka sözü geçen kanunun zımmî olarak ilga edilmiş
sayılmasını gerektirecek, ona aykırı hükümler kapsayan bir kanun da sonradan
yürürlüğe konulmamıştır.
Öte
yandan sözü geçen kanunun 6 ncı maddesinde (Muvazaa yolu ile veya başkaca
hileli muamele ve sebeplerle üçüncü şahısların uhdelerine geçmiş bulunan
gayrimenkul mallarla menkul mal, para ve kıymetler hakkında umumi hükümler
caridir.
Ancak
bu sebeplerden herhangi birisine dayanılarak dâva ikamesi halinde mahkemelerce
müruruzaman def'i dinlemez ve bu iddialar her türlü delil ile ispat
olunabilir.) denilmiş ve 7 nci maddesinde de l inci maddede yazılı malları, 2
nci madde gereğince yapılacak tebligatta belirtilen süre içinde teslim
etmeyenler, kaçıranlar, saklayanlar ve bu fiillere katılanlar hakkında Türk
Ceza Kanununun 276 ncı maddesinin birinci fıkrasındaki cezanın uygulanacağına
ve zamanında teslim edilmeyen malların nasıl değerlendirileceğine ilişkin
hükümler konulmuştur. Maliye Bakanlığının 17/12/1953 günlü ve 8585 sayılı Resmî
Gazete ile yayınlanan tebligatında l inci maddede yazılı malları elinde
bulunduranların 29/12/1953 günü akşamına kadar malsandıklarına teslim etmeleri,
bu malları muvazaa yolu ile veya başkaca hileli işlem ve sebeplerle
mülkiyetinde, elinde, yanında bulundurup da anılan süre içinde teslim etmeyen,
saklayan ve kaçıranlar hakkında kanunun 6., 7. ve 8 inci maddeleri gereğince
kanuni kovuşturma yapılacağı bildirilmiş olduğu halde bugün dahi bu mallardan
bazılarına hazinece fiilen el konulmamış olması ihtimali vardır. Böyle bir
ihtimalin tahakkuku halinde kanunun 6., 7. ve 8 inci maddelerinin uygulanması
gerekeceği şüphesizdir.
Anayasa'nın
152 nci maddesinin üçüncü fıkrası, iptal kararının geriye yürümiyeceği hükmünü
koymuş olmakla beraber bu hüküm, Anayasa'ya aykırı kanunların iptali için
açılmış olan dâvaların görülmesine engel olmaz içtimai huzur düşüncesiyle
konulduğu Temsilciler Meclisi Anayasa Komisyonu raporundan anlaşılan Anayasa
Mahkemesi kararlarının geriye yürümiyeceği hükmünün, hâsıl edeceği sonuçların
tâyini uygulama ile ilgili bir işlem olup bu hüküm Mahkememizin görevini
etkiliyecek nitelikte değildir. Mahkememizin görevi usul ve kanun hükümlerine
uygun olarak açılan bir dâvayı görmek ve iptali istenen kanun veya hükmün
Anayasaya uygunluğunu veya aykırılığını belli ederek karara bağlamaktır;
kararın geriye yürüyecek nitelikte olup olmıyacağını tâyin ve bunun sonuçlarını
tesbit etmek Anayasa Mahkemesinin görevi içinde bulunmamaktadır. Bu bakımdan.
verilecek kararın geriye yürüyecek nitelikte olacağı düşüncesi ile açılan dâva
hakkında bir karar verilmesi gerekmiyeceği kabul edilemez.
Bu
durumda 6195 sayılı kanunun, Anayasa Mahkemesinin görevine başladığı 28 Ağustos
1962 gününde ve şimdi de yürürlükte bulunduğu ve iptal isteminin incelenerek
karara bağlanması gerekeceği Üyelerden Hakkı Ketenoğlu ve Muhittin Gürünün
muhalefetleriyle ve oyçokluğu ile kararlaştırılmış ve esasın incelenmesine
geçilmiştir.
91
milletvekili tarafından yapılmış ve Büyük Millet Meclisi Geçici Komisyonunca da
iştirak edilmiş olan kanun teklifinin gerekçesinde, demokrasi rejiminin her
çeşit maddi ve mânevi pürüzden arınmış olarak işleyebilmesinin temel
şartlarından birinin tek parti devrinin, Anayasa ve kanunların amaçlarına
aykırı hareket etmek suretiyle hâkim parti yararına faydalar sağlayan
tasarruflarının sonuçlarını tamamiyle tasfiye etmek ve diğerinin de rejimin
geleceğini bu çeşit hareket ve tasarruflara yol açacak her türlü eğilimleri
önleyebilecek tedbirleri almak olduğu bunlar yapılmadıkça vatandaşla Devlet
arasında bulunması zorunlu olan karşılıklı güyen ve dayanışmanın kurulmasına
imkân olamayacağı, zira Devletin en büyük görevinin hakkı savunma ve haksızlığı
önleme olduğu, Devletin meşruluğunu bu görevin yapılmasında gösterdiği kudret
ve ehliyet nisbetinde elde edeceği belirtildikten sonra eski iktidarın
faaliyetlerinin bu esasların ışığı altında incelemeye tabi tutulduğu zaman,
iktidarda bulunan parti yararına Devlete, özel idarelere, belediyelere ve köylere,
evkafa, iktisadi Devlet teşekküllerine karşılıksız veya sembolik denecek kadar
az bir bedelle taşınmaz mal ferağları yaptırılmış, örtülü ödenekten, il
bütçelerinden paralar verilmiş, tüzel kişiliği bile olmayan halkevlerine
sarfedilmek kaydiyle Devlet, belediye, köy ve vilâyet bütçelerinden ödenek
ayrılmış, içtimaî yardım diye bu kurumlardan para sağlanmış, içtimai konulara
sarf edilecek kaydiyle hayır cemiyetlerine bütçelerden ayrılan ödenek iktidar
partisi faaliyetlerine sarf ettirilmiş, halkevleriyle Cumhuriyet Halk
Partisinin bazı vergi ve resimlerden muaf tutulmasına dair kanunlar çıkarılarak
partiye imtiyazlar tanınmış ve daha bir çok dolambaçlı yollardan parti yararına
faydalar temin edilmiş olduğu belirtilerek herhangi siyasi bir kuruluşun iktidarda
bulunmasının sağladığı nüfuz ve otoriteyi kötüye kullanmak suretiyle haksız mal
ve menfaatler elde etmiş olması, karşısında bu iktisapları hakiki sahibi olan
millete geri vermeye yürürlükteki mevzuatın imkân verip vermediği konusu ele
alınmakta, bu tasarrufların şekle uy gün görülmesinin gayrimeşru olmalarına
engel teşkil etmiyeceği, bu sebeple söz konusu haksız iktisapların, bir İktidar
menfaatine bu sıfatla yapılmış kamu tasarrufları niteliğinde olduklarının
kabulü gerekeceği, bu tasarrufların iptali muhakkak kamu ve Anayasa hukuk
kurallarına göre düşünülmek gerekeceği, zira bu tasarrufların şekle
uygunluğunun inkâr edilemiyeceği ve bu yönden herhangi bir anlaşmazlığa konu
olamıyacaklarına göre yargı mercilerine gidilemiyeceği ve yine bu sebepledir ki
siyasi yollarla yapılan haksız iktisapların ancak siyasi yollarla ortadan
kaldırılabileceği sonucuna varılmakta ve bundan sonra birkaç ildeki parti
hesaplarının incelenmesinden elde edilen rakamlar ve bazı taşınmaz malların
almış bedelleri açıklanarak yukarıda özetlenen görüş ve düşüncelerin doğruluğu
belirtilmek inlenmektedir.
6195
sayılı kanunun l inci maddesi ile Cumhuriyet Halk Partisinin maddede gösterilen
kamu idare ve kurumlarından her ne şekil ve suretle olursa olsun yani gerek bir
bedel karşılığında, gerekse bağış ve yardım yolu ile karşılıksız olarak
doğrudan doğruya ve dolayısiyle iktisap etmiş olduğu taşınır ve taşınmaz mallar
ile hak ve alacakların haksız iktisap olduğu hükme bağlanmıştır.
Taşınır
ve taşınmaz mallarla hak ve alacaklarının ne suretle iktisap edileceği Türk
Medeni Kanunu ve Borçlar Kanunundaki hükümlerle düzenlenmiştir. Bu hükümlere
uygun olarak iktisap edilmiş olduğu tapu sicilli kayıtları ve zilyedlik ile
sabit olan bir taşınır veya taşınmaz malın veya hak ve alacağın haksız iktisap
edilmiş olduğu iddiası, ortaya normal olarak bir hukuk anlaşmazlığı çıkarır.
Hukuk anlaşmazlıklarını çözmek ise yargı mercilerinin görevi içindedir.
334
sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, metne dâhil bulunan başlangıç kısmında bu
Anayasa'nın (İnsan hak ve hürriyetlerini, millî dayanışmayı, sosyal adaleti,
ferdin ve toplumun huzur ve refahını gerçekleştirmeyi ve teminat altına almayı
mümkün kılacak demokratik hukuk devletini bütün hukuki ve sosyal temelleriyle
kurmak için) kabul edildiğini belirttikten sonra 2 nci maddesinde (Türkiye
Cumhuriyeti, insan haklarına ve başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan,
millî demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk devletidir.) hükmü ile devletimizin
bir hukuk devleti olduğunu ilân etmiştir. Temsilciler Meclisi Anayasa Komisyonu
raporunda belirtildiği veçhile (Hukuk devletinin temel unsuru bütün devlet
faaliyetlerinin hukuk kurallarına uygun olmasıdır.) hukuk devleti, insan
haklarına saygı gösteren ve bu hakları koruyucu, âdil bir hukuk düzeni kuran ve
bunu devam ettirmeye kendini zorunlu sayan ve bütün faaliyetlerinde hukuka ve
Anayasa'ya uyan bir devlet olmak gerekir. Hukuk devletinde kanun koyucu organ
da dâhil olmak üzere, devletin bütün organları üstünde hukukun mutlak bir
hâkimiyeti haiz olması, kanun koyucunun yasama faaliyetlerinde kendisini
herzaman Anayasa ve hukukun üstün kuralları ile bağlı tutması lâzımdır. Zira
kanunun da üstünde kanun koyucunun bozamıyacağı temel hukuk prensipleri ve
Anayasa vardır ve kanun koyucu bunlardan uzaklaştığı takdirde meşru olmayan bir
tasarrufta bulunmuş olur.
Hukukun
ana prensiplerine dayanmayan, devletin amacı ve varlığı sebebiyle bağdaşmayan
ve sadece belli bir anda hâsıl olan geçici bir çoğunluğun sağladığı kuvvete
dayanılarak çıkarılan kanunlar toplum vicdanında olumsuz tepkiler yaratır.
Böyle bir kanun hukukun yüceliğini temsil etmez. Böyle bir kanunun kabulünü ve
uygulanmasını hukuk devleti tasarrufu niteliğinde saymak da mümkün değildir. Bu
bakımdan 6195 sayılı kanun, aşağıda belirtilen sebeplerle her şeyden önce Anayasamızın
Türkiye Cumhuriyetinin bir hukuk devleti olduğu ilkesine aykırılık gösterir.
Anayasa'nın
4 üncü maddesi egemenliğin kayıtsız, şartsız Türk Milletinin olduğunu,
milletin, egemenliğini Anayasa'nın koyduğu esaslara göre yetkili organlar
eliyle kullanacağını, egemenliğin kullanılmasının hiçbir suretle belli bir
kişiye, zümreye veya sınıfa bakılamıyıcağını, hiçbir kimse veya organın
kaynağını Anayasa'dan almayan bir devlet yetkisi kullanamıyacağını
açıklamıştır. Bu maddede anılan yetkili organlar, Anayasa'nın 5., 6. ve 7 nci
maddeleri ile belli edilmiştir. Bu maddeler hükümlerine göre yasama yetkisi
Türkiye Büyük Millet Meclisine, yargı yetkisi bağımsız mahkemelere aittir.
Yürütme görevi de Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu tarafından yerine getirilir.
Mal
ve mülk edinme hüriyeti, insan haklarının en esaslılarından biridir. İnsan
Hakları Evrensel Beyannamesi 17 nci maddesiyle bu hakkı açıkladıktan sonra hiç
kimsenin keyfî olarak mal ve mülkünden yoksun edilemiyeceğini ilân etmiştir.
Bunun gibi devletimizin de 6366 sayılı kanunla katıldığı İnsan Haklarını ve Ana
Hüriyetleri Koruma Sözleşmesine ek Protokolün l inci maddesinde her gerçek veya
tüzel kişinin mallarının dokunulmazlığına riayet edilmesi hakkına sahip olduğu,
herhangi bir kimsenin ancak kamu yararına olarak kanunun öngördüğü şartlar ve
devletler hukukunun genel prensipleri içinde mülkünden yoksun edilebileceği
açıklanmıştır.
6195
sayılı kanun bu hükümlerle karşılaştırılarak incelendiği zaman bu kanunun
kamu yararına olarak geleceği düzenleyici, mücerret şahsi olmayan, genel hukuk
kuralları koymadığı, aksine olarak yayımlanmasından önce kazanılmış hakları
ortadan kaldıran Özel bir müsadere hükmü koyduğu ve Cumhuriyet Halk Partisini
bir takım suçlamalarla mal ve mülkünden keyfî olarak yoksun etmek amacını
taşıdığı açıkça görülmektedir. Bu tutum hukukun ana prensipleri ve Anayasa
hükümleri ile bağdaştırılması mümkün olmayan keyfî bir tasarruftur.
Kanunun
gerekçesi o tarihte Büyük Millet Meclisinde çoğunlukta bulunan partinin
muhalifi olan Cumhuriyet Halk Partisinin geçmişteki bir takım tasarruflarının
meşru olmadığı ve kanunsuzluğu iddiasını taşıyan suçlama niteliğindedir.
Çoğunluğu elinde bulunduran iktidar partisi, bu suçlamalara dayanarak rakip
siyasi partinin kendi yararına kamu tüzel kişilerinden haksız ve meşru
olmayarak mallar ve menfaatler sağlamış olduğu gerekçesiyle sözü geçen kanunu
kabul etmiş ve böylece bir taraftan davacı bir taraftan hâkim sıfatını
takınarak kendi dâvasını kendisi karara bağlamıştır.
Su
halde Anayasa'nın 7 nci maddesiyle bağımsız mahkemelere verdiği yargı yetkisi,
yasama organı tarafından kullanılmış ve 4 üncü maddenin hiç bir organ
tarafından kaynağını Anayasa'dan almadan bir devlet yetkisinin
kullanılamıyacağı yolundaki hükmü Anayasa dışı bir tasarrufla zedelenmiştir.
Cumhuriyet
Halk Partisi iktidarda bulunduğu zaman kendi yararına bazı kanunsuz tasarruflar
yapmış ve kamu bütçelerinden belli maksatları gerçekleştirmek için yapılmış
olan yardımları amacından saptırarak parti yararına özel menfaatler sağlayacak
şekilde harcamış ise; bu kanunsuz işlemleri araştırıp soruşturmak ve doğruluğu
meydana çıktığı takdirde sorumlular hakkında gerekli kanuni kavuşturmaya
girişmek yürütme organının görevidir. Kanunsuz tasarrufların sorumlularını cezalandırmak
ve ziyaa uğratılmış olan kamu haklarını tanzim ettirmek de bağımsız
mahkemelerin yetkisi içindedir. Kamu ve Anayasa hukukunda yasama meclislerinin
yargı yetkisini Anayasa sınırları dışında kullanmasını meşru gösteren bir kural
yoktur. Kamu idare ve kurumlarına ait özel mülklerin kişilerce haksız olarak
mülk edinilmiş olması halinde ortaya çıkan hukuki anlaşmazlığın yargı
organlarınca çözümlenmesi gerekir. Bu malları kanunun gerekçesinde ileri
sürüldüğü üzere Cumhuriyet Halk Partisinin, nüfuz ve hâkimiyetine dayanarak
haksız ve meşru olmayan vasıta ve yollarla elde etmiş olup olmadığı da yargı
mercilerince takdir ve belli edilmek lâzımgelir. Her ne kadar kanunun
gerekçesinde Cumhuriyet Halk Partisinin haksız olduğu iddia edilen
iktisaplarının şekle yani yürürlükteki mevzuatın koyduğu esaslara uygunluğu
kabul edilerek herhangi bir anlaşmazlığa konu olamıyacakalarına göre yargı
mercilerine gidilemiyeceği ve bu sebeple siyasi yollarla yapılan haksız
iktisapların ancak siyasi yollarla ortadan kaldırılabileceği ileri sürülmüş ise
de; bu iddia, hukuk kavramı ile bağdaşabilen bir nitelik taşımamaktadır. Zira
âdil bir hukuk düzeni içinde her türlü iddiaların kanuni deliller ile yargı
mercileri önünde ispat edilmesi gerekir. Kanuni bir delile dayandırılmayan haksız
iktisap iddialarını, bu iktisapları kamu tasarrufları niteliğinde göstererek
bunların iptallerinin de mutlaka kamu ve Anayasa hukuku kaidelerine göre
düşünülmesi gerekeceği yolundaki düşüncelerle haklı göstermek mümkün değildir.
Bu gerekçe müsadere kararını örtmek için ileri sürülmüş, hukuk prensipleriyle
ilgisi bulunmayan iddialardan ibaret olup müsadere kararına hukuki bir nitelik
bahsedemez. Çünkü kamu tasarruflarının esas, maksat ve şekil yönlerinden kanuni
hükümlere uygun olup olmadığının takdiri ve gerekirse iptali yetkisi de yine
yargı mercilerine aittir.
Bu
sebeple 6195 sayılı kanun, Anayasa'nın 4 ve 7 nci maddelerine aykırıdır.
6195
sayılı kanun, l inci maddesinde belirtilen kamu idare ve kurumlarından
Cumhuriyet Halk Partisinin elde ettiği malları haksız iktisap olarak kabul
eylediği halde, sadece bu malları Hazineye geçirtmekle yetinmeyip partinin
kendi üyelerinden ve kamu idare ve kurumları dışında, üçüncü kişilerden özel
hukuk kural ve usullerine göre iktisap etmiş olduğu mallar arasında Atatürk'ün
bağış ve vasiyetleriyle partiye terk etmiş bulunduğu mallar hakkında da, l inci
maddenin birinci cümlesiyle hükme bağlanan haksız iktisap iddiasını aşarak tam
bir müsadere hükmü koymuştur.
Müsadere,
Anayasa teminatı altındaki mülkiyet ve miras haklarını yok eden bir tasarruftur
ve Anayasa'mızın 33 üncü maddesiyle bir ceza olarak konması dahi
yasaklanmıştır.
Mülkiyet
ve miras haklarını sosyal ve iktisadi haklardan saymış olan 334 sayılı
Anayasamız da 36 ncı maddesiyle herkesin mülkiyet ve miras haklarına sahip
olduğu ve bu hakların ancak kamu yararı amacıyla sınırlanabileceği esasını
kabul etmiştir. Halbuki 6195 sayılı kanunun gerekçesinde ileri sürülen iddialar
olayda bir kamu yararının varlığını belirtmemektedir.
Ortada
bir kamu yararı bulunduğuna biran için yer verilse bile Anayasa'nın 11 inci
maddesi kamu yararıyla da olsa bir temel hak ve hürriyetin özüne
dokunulamıyacağını açıklamıştır. Sözü geçen kanun Cumhuriyet Halk Partisinin
gerek kamu idare ve kurumlarından gerekse özel kişilerden ve bu arada
Atatürk'ten vasiyet yolu ile iktisap ettiği bütün malları, para, hak ve
alacakları hiçbir ayırma yapmaksızın ve bedelini peşin ödemeksizin toptan
Hazineye geçirtmekle mülkiyet hakkını tamamiyle yok eden bir durum yaratmış ve
Atatürk'ün vasiyetini iptal etmiştir. Vasiyet de mülkiyet ve miras haklarının
tabii sonucu olmak itibariyle bu hal Anayasa'nın 36. ve 11 inci maddelerine
açıkça aykırılık teşkil eder. Her nekadar kanunda Atatürk'ün vasiyetinin
iptaline dair bir hüküm yer almamış ise de, kanunun kabulündan önce Atatürk'ün
vasiyeti ile Cumhuriyet Halk Partisinin mülkiyetine geçmiş olan mallar hakkında
kanunda bir ayırma yapılmayarak partinin o zaman malik olduğu bütün taşınır ve
taşınmaz mallar ile para, hak ve alacakları Hazineye geçirtmekle sözü edilen
vasiyetle partinin mülkiyetine girmiş olan mallar ve haklar dahi bu arada
Hazineye geçmiş ve bu mallarla partinin ilişiği kesildiği gibi vasiyet
hükümleri uyarınca gelirden bazı gerçek ve tüzel kişilere verilmesi gereken
para ve hakların Cumhuriyet Halk Partisi tarafından yerine getirilmesine imkân
kalmamıştır. Bunun da vasiyetin iptalinden başka anlam taşımadığı açıktır.
Bu
bakımlardan 6195 sayılı kanunun l inci -maddesi Anayasa'nın 2., 4., 7., 11. ve
36 ncı maddelerine aykırıdır. Kanunun 2 - 10. maddeleri ayrı ayrı
incelendikleri takdirde Anayasaya aykırı bir hüküm kapsamamakla beraber
hükümleri birinci maddeye bağlı olup onun uygulanmasını sağlamayı hedef
tuttuğundan ve müstakil bir anlam taşımadığından kanunun tümü Anayasa'nın
yukarıda anılan maddeleri hükümlerine aykırı niteliktedir; ve bu sebeple
tümünün iptali gerekir.
SONUÇ:
Bu
sebeplerden ötürü 6195 sayılı kanunun tümünün, Anayasa.nın 2., 4., 7, 11.
ve 36 ncı maddelerine aykırı olduğundan iptaline 11/10/1963 gününde oybirliği
ile karar verildi.
|
|
|
|
Başkan
Sünuhi
Arsan
|
Üye
Osman
Yeten
|
Üye
Rifat
Göksu
|
Üye
İsmail
Hakkı Ülkmen
|
|
|
|
|
Üye
Lütfi
Akadlı
|
Üye
Şemsettin
Akçoğlu
|
Üye
İhsan
Keçecioğlu
|
Üye
Celâlettin
Kuralmen
|
|
|
|
|
Üye
Yekta
Aytan
|
Üye
Hakkı
Ketenoğlu
|
Üye
Fazıl
Uluocak
|
Üye
Ahmet
Akar
|
|
|
|
Üye
Lütfi
Ömerbaş
|
Üye
Muhittin
Gürün
|
Üye
Ekrem
Tüzemen
|
MUHALEFET
ŞERHİ
Bu
dosya ile açılmış bulunan iptal dâvasının konusu olan 14/12/1953 günlü ve 6195
sayılı kanunun birinci maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesinde yer alan
ve kanunun esas itibariyle Anayasa'ya aykırı kısmını teşkil eden (... Bu
sebeple mezkûr partinin bu kanunun mer'iyete girdiği tarihte malik olduğu bütün
menkul ve gayrimenkul mallarla para, haklar ve alacaklar vesair kıymetler
Hazine mülkiyetine intikal eder.) hükmünün özel bir niteliği bulunmaktadır.
Buna
göre kanunun yürürlüğe girdiği tarih olan 16 Aralık 1953 gününde C. H.
Partisinin sahibi bulunduğu bütün menkul ve gayrimenkul mallarla her türlü
haklar ve kıymetler Hazine mülkiyetine geçmiş ve o günden itibaren bunlar
Hazinenin malı olmuş bulunmaktadır.
Kanunun
2 nci maddesiyle Hazineye tanınmış olan el koyma yetkisi ve 3 üncü maddesinin
tapuya tescil muameleleri ile ilişkin hükümleri; l inci maddesinin yukarıda
yazılı olan hükmü ile mal sahibi durumuna geçirilmiş olan Hazineye, kanunun
tatbikatını kolaylaştırmak üzere tanınmış olan bir takım yetkilerden ibaret
bulunmaktadır. Yani gerek 2 nci maddedeki el koyma yetkisi, gerekse 3
üncü maddedeki tapuya tescil işlemi, bu malların mülkiyetinin Hazine üzerine
geçmesini sağlayan muameleler olmayıp l inci maddenin söz konusu hükmünün
neticesi olarak kanunen Hazineye geçmiş bulunan mülkiyet hakkının fiili
neticelerini tamamlamaya matuf fer'i muamelelerden ibaret bulunmaktadır.
Nitekim,
ilişkin olduğu hükümler bakımından yalnız bu konuya münhasır olmak üzere bir
benzerlik gösteren ve 31/Temmuz 1963 günlü ve 11468 sayılı Resmî Gazete'de
yayınlanmış bulunan 23/Nisan 1963 günlü ve 1963/41-94 sayılı Anayasa Mahkemesi
kararında; 6 Ağustos 1340 tarihinden evvel firari veya mütegayyip duruma girmiş
bulunan kişilerin mallarının Hazineye geçmesini öngören 13 Eylül 1331 günlü
geçici kanunla 15 Nisan 1339 günlü ve 333 sayılı kanunların; firari veya
mütegayyip şahısların mallarını, bu durumlara geçtikleri andan itibaren
Hazinenin mülkiyetine geçirmekte olduğu, bu kanuni intikal muamelesi karşısında
fiili müdahaleyi tazammun eden el koyma muamelelerinin mülkiyetin nakli
bahsinde herhangi bir tesiri olmadığı belirtilmiş bulun maktadır.
Bu
itibarla 6195 sayılı kanunun yürürlüğe girdiği tarihte C. H. Partisinin
uhdesinde bulunmakla beraber her nasılsa o tarihlerde fiili olarak Hazinenin
eline geçmemiş bulunan malların mevcudiyeti halinde bunların, şimdi veya
gelecekteki bir tarihte haber alınmaları üzerine Hazine tarafından el konularak
fiilî tasarruf altına alınabilmeleri, bu malların mülkiyetinin de el koyma
tarihinde Hazine üzerine geçmesi mânasında olmayıp, kanunun yürürlüğe girdiği
tarihten beri esasen Hazinenin mülkü olmuş bulunan mallardan mal sahibinin
fiilî olarak faydalanmağa başlaması mânasını tazammun eder.
Bu
açıklamalardan çıkarılmak istenen netice şudur :
C.
H. Partisinin mallarının mülkiyetinin belirtilmiş bir kamu yararı bulunmadan,
sahibinin rızası alınmadan ve değer bedeli de ödenmeden Partiden alınarak
Hazine üzerine geçirilmesi, yani adı geçen partinin mallarının hazine lehine
olmak üzere kanunla müsadere edilmesi işi, 16 Aralık 1953 tarihinde meydana
gelmiş ve hukuki neticelerinide o tarihte doğurmuş, diğer bir ifade ile
muamelenin başlaması, cereyanı ve bitmesi aynı anda olmuş ve tamamlanmıştır.
Bu
suretle, 334 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasına aykırı olan bu hüküm
Anayasanın yürürlüğünden 8 sene evvel hukukî neticelerini aynı anda doğurmuş ve
bitirmiştir. Bu bakımdan söz konusu hükmün, o tarihten sonra (Ve tabiatiyle
yeni Anayasamızın yürürlüğünden sonra) C. H. Partisi tarafından iktisap edilmiş
ve edilecek olan mallara uygulanması bahis konunu değildir.
Bu
suretle tesir ve neticesini, yeni Anayasa'nın yürürlüğünden 8 sene evvel
göstermiş olan bu hükmün artık o tarihten sonra veya bu gün için veya
gelecekte, herhangi bir uygulama yerinin ve konusunun kalmadığı belirmektedir.
Bu
durumdaki bir kanun hakkında, Anayasaya aykırılığı sebebiyle, iptal dâvası
açılabilmesine ise Anayasanın geçici 9 uncu maddesi müsait bulunmamaktadır.
Zira
Anayasanın geçici 9 uncu maddesinin ikinci fıkrasında aynen şöyle denilmektedir.
"Anayasa
Mahkemesinin görevine başladığı tarihte yürürlükte olan herhangi bir kanun
hakkında, bu Anayasaya aykırılığı iddiasiyle iptal dâvası açılabilir."
Görülüyorki
Anayasa koyucu, Anayasanın yürürlüğünden evvel çıkarılmış bulunan kanunların
iptal dâvasına konu olabilmelerinin tâbi bulunduğu esasları Anayasanın
yürürlüğünden sonra kabul edilecek kanunların iptal dâvasına konu olabilmeleri
hususunda koyduğu umumi esaslardan ayrı bir hükümle belirtilmektedir. Bu durum
karşısında 6195 sayılı kanunun söz konusu hükmünün yeni Anayasa'nın
yürürlüğünden sonra, Anayasaya aykırı olarak çıkarılacak ve niteliği bakımından
da bu kanuna benzer mahiyette bulunacak olan diğer bir kanun veya hüküm ile
Anayasaya aykırılıklarının çözümü bakımından, kıyaslanması caiz değildir.
Zira
yeni Anayasadan sonra kabul edilecek olan böyle bir kanun, yürürlükteki Anayasa
hükümlerine aykırı olarak doğmuş ve onu ihlâl eden bir hukuki netice yaratmağı
hedef tutmuş olacaktır. Binaenaleyh böyle bir kanunun, tesir ve neticesi aynı
anda doğmuş ve bitmiş olsa bile, Anayasaya aykırılığının ileri sürülmesi ve
incelenmesi tabiidir. Esasen kanunların Anayasaya aykırılık halinin yargı
denetimine tabi tutulmasının maksadı da budur.
Fakat
yukarıda da belirtildiği üzere yeni Anayasanın yürürlüğünden evvelki kanunlar
bakımından durum farklıdır.
Zira
yukarıya aynen alınmış bulunan Anayasanın geçici 9 uncu maddesi hükmüne göre,
eski kanunlar hakkında iptal dâvası, mülga Anayasaya aykırılık sebebiyle değil,
334 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasına aykırı olması halinde açılabilir.
Keza yeni Anayasadan evvel yürürlüğe girmiş bulunan bir kanun hakkında iptal
dâvası, açılabilmesi için o kanunun, Anayasa Mahkemesinin görevine başladığı
tarihte yürürlükte olması lâzımdır.
Açıkça
görüldüğü üzere bu madde, eski kanunlar hakkında iptal dâvası açılabilmesini,
Anayasa Mahkemesinin görevine başladığı 28 Ağustos 1962 tarihinde yürürlükte
olmasına, yani bu tarihten sonra doğacak olaylara uygulanabilecek nitelikte
hükümleri ihtiva etmesine bağlı bulundurmuştur.
Her
ne kadar 6195 sayılı kanunun bahis konusu hükmünün ilga edilmek suretiyle
yürürlükten kaldırıldığı hakkında açık veya kapalı bir hüküm mevcut değildir.
Bu bakımdan yürürlüğe gidiği 16 Aralık 1953 tarihinde, hukuken tamamlanmış
bulunan, C. H. Partisinin mallarının Hazinenin mülkiyetine geçmesi keyfiyetinin
kanuni dayanağı olmak sıfatiyle halen kanun niteliğini muhafaza etmektedir.
Ancak, yukarıda da belirtildiği üzere bu hükmün, bu gün için C. H. Partisinin
herhangi bir malının mülkiyetinin Hazine üzerine geçirilmesi olayım meydana
getirmesi imkânı da mevcut değildir. Bu bakımdan 6195 sayılı kanunun birinci
maddesinin bahse konu hükmü, 334 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının
yürürlüğünden sonra yeni bir mülkiyet nakli muamelesini meydana getiremiyeceği
cihetle tatbikatta Anayasa hükümleriyle herhangi bir çatışmaya sebep olamaz. Bu
itibarla sözü geçen hükmün durumu, yürürlükten kalkmış bulunan bir kanun
hükmünden farksızdır. Böyle bir hükmün, yani herhangi hukuki bir olay doğurması
ve binnetice Anayasa hükümlerini ihlâl etmesi imkânı kalmamış olan bir kanun
hükmünün Anayasa'ya aykırı, olup olmadığını araştırmağa da yer yoktur.
Nitekim
Kanunu Medeninin sureti mer'iyet ve şekli tatbiki hakkındaki 29 Mayıs 1926
günlü ve 864 sayılı kanunun 9 ve 16 ncı maddelerile Medeni Kanunun
yürürlüğünden evvel vâki olmuş evlenmeler ve ölüm olayları sebebiyle meydana
gelecek evlilik ve miras işlerinde eski hükümlerin uygulanmaya devam edileceği
kabul edilmiş olduğu cihetle bu konulardaki eski hükümler, o tarihlerde meydana
gelmiş ve neticelerini doğurmuş ve bitirmiş ve binnetice müktesep bir hak tesis
etmiş olan olaylar hakkında, o tarihlere muzaf olmak üzere, uygulana
gelmektedir. Binaenaleyh bu hükümler ele alınarak ve halen uygulanmakta
oldukları ileri sürülerek bunlardan eski evlenme akitlerinin Anayasanın 2 nci
maddesindeki lâiklik esasına ve kız erkek arasındaki farklı miras esasının keza
Anayasanın 12 nci maddesindeki (Eşitlik) ilkesine aykırılığından bahisle
iptallerinin istenilmesi nasıl mümkün değilse 6195 sayılı kanunun, 16 Aralık
1953 gününde hukuki neticesini doğurmuş ve C. H. Partisinin mallarının Hazinece
iktisap edilmesi kanuni durumunu yaratarak Hazine lehine münktesap bir hak
tesis etmiş bulunan bahse konu "hükmünün, o tarihe muzaf olmak üzere bugünkü
uygulamanın mesnedini teşkil ettiği ve binaenaleyh yürürlükte bulunduğu
gerekçesiyle iptal dâvasına konu olması da mümkün değildir.
Diğer
taraftan Anayasa'nın 152 nci maddesi hükmü, açık olarak Anayasa Mahkemesinin
iptal kararlarının geriye yürümüyeceğini ifade etmektedir.
Yukarıda
da belirtildiği üzere 6195 sayılı kanunun birinci maddesinin bahis konusu
hükmü, 1953 yılının Aralık ayının 16 ncı günü tesirini yapmış ve
bitirmiş olduğuna göre bu hüküm hakkında iptal kararı verilmesi, o tarihte
neticelenmiş bu muameleye ait bir hüküm, bugünkü Anayasa bakımından
yargılanması ve binnetice geriye yürüyecek nitelikte bir karar verilmesi
sonucunu doğurur. Bu kararın; geriye yürümesi bahis konusu olamıyacağına ve söz
konusu kanun hükmünün başkaca uygulanması imkânı olmadığından geleceğe de bir
tesiri bulunamıyacağına göre mahkememiz Anayasaya aykırılık bakımından netice
göstermiyecek bir işle meşgul olmuş duruma düşer.
Bundan
başka, evvelce Hazine tarafından el konulmamış olması muhtemel olan mallara
halen el koyma imkânının bulunması, yukarıda da belirtildiği üzere, mülkiyet
hakkında bu defakî el koyma tarihinde Hazine uhdesine geçirilmesi mânasında
olmayıp l inci madde ile esasen 1953 tarihinde mal sahibi kılınmış olan
Hazineye tanınmış fiilî bir takım yetkilerden ibaret olduğundan, mahkememizin
bu konuda ittihaz edeceği iptal kararının bu gibi olaylara uygulanabileceği,
yani bu gibi malların mülkiyetinin Hazine üzerine geçirilmesini önliyeceği
düşüncesi de evvelce Hazineye geçerek tekemmül etmiş bulunan mülkiyet hakkının
bu kere bozulması ve netice itibariyle Anayasa Mahkemesinin iptal kararının
geriye yürütülmesi sonucunu doğurur ve Anayasa'ya aykırı olur.
Filhakika
Anayasa Mahkemesi, vereceği kararların, mahiyetleri itibariyle geriye tesir
edici bir hüküm taşımamaları kaydiyle, tatbikatçılar ve diğer merciler
tarafından geriye yürüyecek surette tatbik edilip edilemiyeceği üzerinde
durmakla mükellef değildir. Ancak bunun, mahkememizin vereceği kararın
kendisinin, geriye yürüyecek nitelikte olması haliyle karıştırılmaması
lâzımdır. Nitekim, bu dâvada olduğu gibi, mahkememizin vereceği kararın
konusunun; bir kanunun, devam etmekte ve daha da devam edecek olan hükümlerinin
halen veya gelecekteki uygulamaları ile ilgili olmayıp tamamen geçmişte ceryan
etmiş hâdiseleri ve bir kanunun geçmişteki tatbik edilmiş bulunan hükümlerini
hedef tutması halinde, o hükümlerin iptali hakkında verilecek karar
kendiliğinden geriye yürüyecek bir nitelik taşımakta olacağından, bu gibi
hallerde Anayasa Mahkemesinin kendisi de, Anayasa'nın 152 nci maddesi hükmünü
gözönünde tutmak mecburiyetindedir. Zira sözü geçen 152 nci maddenin,
tatbikatçıları vesair mercileri, Anayasa Mahkemesi kararlarını geriye yürütecek
surette uygulamaktan men ettiği hususunda nasıl herhangi bir tereddüt
gösterilmiyorsa bu maddenin bizzat Anayasa Mahkemesini de, geriye yürütmek
suretiyle tesir gösterecek nitelikte karar vermekten evleviyetle menetmekte
olduğu hususunda tereddüde düşünülmemek icap eder. Aksini düşünmek Anayasa'nın
152 nci maddesinin hem açık ifadesine, hem de maksat ve ruhuna uygun düşmez.
Mahkememiz
bu kararı ile, bir taraftan Anayasadan evvel hükmünü yitirmiş bir kanun
hakkında ve o kanunun Anayasadan evvel meydana gelmiş olan neticesi ve
tesirlerini giderici nitelikte karar vermekte, ve diğer taraftan da bu kararın
Anayasa'nın 152 nci maddesi karşısındaki durumu, yani geriye yürüyüp
yürümiycccği hususu, üzerinde durmanın, görevi dışında olduğunu ifade
etmektedir ki çelişme halinde bulunduğu meydanda olan bu yoldaki bir düşünüşün,
hem birbiriyle, hem de Anayasa'nın yukarıda açıklanan 152 nci ve geçici 9 uncu
maddelerinin hükümleriyle uzlaştırılması mümkün görülmemektedir.
Bu
sebeplerle istem hakkında mahkememizce bir karar verilmesi gerekmediğinden
dâvanın evvelemirde usule ilişkin olan bu noktadan red olunması icap eder.
Bu
yüzden kararın bu konu ile ilgili kısmına muhalifim.
MUHALEFET
ŞERHİ
6195
sayılı kanunun birinci maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesi (Bu sebeple
mezkûr partinin bu kanunun mer'iyete girdiği tarihte malik olduğu bütün menkul
ve gayrimenkul mallarla para, haklar ve alacaklar vesair kıymetler Hazine
mülkiyetine intikal eder) ibaresini taşımaktadır. Bu ifade, kanunun muayyen bir
maksatla ve gayrımeşru iktisap edilmesi sebebine dayanılarak Halk Partisinin
mal ve haklarının Hazine mükiyetine intikal ettirilmesi amacı ile çıkarıldığını
göstermekte ve kanunun yürürlüğe girmesiyle de bütün mal ve haklar Hazineye
geçtiğine göre kanunun maksadı neşriyle birlikte gerçekleşmiş bulunmaktadır.
Kanunun diğer hükümleri intikal hükmünün istisnalarını, intikalin şekil ve
şartlarını açıklıyan hükümler olup Anayasa'ya muhalefetleri bahse konu
bulunmamaktadır. Haklı veya haksız kazanıldığı kazai kararlarla tesbit
edilmeden yasama organının tasarrufu ile Halk Partisi mallarının alınması
hususu Anayasa hükümlerine aykırı olup bu babdaki hüküm de birinci maddenin
parantez içindeki kısmında yer almakta ve bu cümlenin hüküm ve maksadı ise
kanunun mer'iyeti ile tahakkuk etmiş ve bundan sonra maddenin bu hükmünün
tatbikine imkân kalmadığı görülmektedir. Kanunun birinci maddesinin Anayasa'ya
aykırı olan birinci fıkrasının ikinci cümlesi zımnı şekilde müddetli olan
kanunlar cümlesindendir. Anayasa'nın geçici 9 uncu maddesinin 2 nci fıkrası ise
Anayasa Mahkemesinin görevine başlamadan önce çıkarılmış kanunlar hakkında
iptal dâvası açılabilmesini, iptale konu olacak kanunun yürürlükte bulunması
esası ile kayıtlanmıştır. 6195 sayılı kanunun birinci maddesinin Anayasa'ya
aykırı olan ikinci cümlesindeki hükmü, kanunun yürürlüğe girmesi ile hükmünü
icra ederek mer'iyeti kalmadığına nazaran işbu kanun aleyhindeki iptal
dâvasının reddi lâzım gelir kanaatindeyim.
Usule
müteallik bu gereğe riayet edilmemiş olması sebebiyle muhalif ve iptal
kararında sayın heyetle beraberim.