ANAYASA MAHKEMESİ KARARI
Esas No.:1963/197
Karar No.:1963/166
Karar tarihi:26/6/1963
Resmi Gazete tarih/sayı:7.11.1963/11549
Davacı
: Türkiye İşçi Partisi adına Genel Başkanı Mehmet Ali Aybar
Dâvanın
konusu : 1631 sayılı Askerî Muhakeme Usulü Kanununun 105 inci maddesinin l
numaralı bendinin (A), (C) fıkraları ile (D) fıkrasının (Veyahut salıverîldiği
halde yeniden suç yapacağına delâlet eder sebepler varsa) hükmünün ve (H)
fıkrası ile 130 uncu maddesinin 2 numaralı bendinin ve 156 ncı maddesiyle 206
ncı maddesinin 4 numaralı bendinin ve ayrıca bir çok kanunların bir kısım
hükümlerinin Anayasaya aykırı olduğu iddiasiyle iptali istenilmiştir.
İlk
inceleme :
Anayasa
Mahkemesi içtüzüğünün 15 inci maddesi gereğince yapılan ilk incelemede :
Türkiye Büyük Millet Meclisinde temsilcisi bulunan Türkiye İşçi Patisinin Genel
Yönetim Kurulu; Anayasa'ya aykırı kanunlar hakkında Anayasa Mahkemesinde
iptal-dâvası açılması ve dâvaların konularının tâyini ve gerekli işlemlerin
yapılması için Merkez Yönetim Komitesine tam yetki verilmesini kararlaştırmış
ve bu karar üzerine toplanan Merkez Yönetim Komitesi de; açılacak dâva
konularını tesbit etmiş ve dâva açmak üzere Parti Genel Başkanına tam yetki
vermiştir.
Dâvaların
kanun hükümlerine uygun şekilde açılıp açılmadığının görüşülmesinde :
a)
Türkiye İşçi Partisi Merkez Yönetim Komitesinin Parti Tüzüğünün 17 nci
maddesinde belirtildiği veçhile Partinin en yüksek Merkez organı olduğu
anlaşıldığından bu organın, iptal dâvası açılması konusunda karar vermiş
olmasının 22/4/1962 gün ve 44 sayılı kanunun 25 inci maddesinin l numaralı
bendine uygun olduğuna, Üyelerden İsmail Hakkı Ülkmen, İbrahim Senil,
Celâlettin Kuralmen, Muhittin Gürün'ün dâva açma kararının, Parti Tüzüğünün 15
inci maddesi uyarınca Partinin en yüksek merkez organı olan Genel Yönetim
Kurulunca ve Üyelerden Şemsettin Akçoğlu'nun da, Partinin en yüksek organı olan
büyük kongrece verilmesi gerektiği yolundaki muhalefetleriyle ve oyçokluğu ile
kararlaştırıldıktan sonra, dosyada eksiklik bulunmadığı ve başvurmanın
Anayasa'nın 149. ve Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri
hakkındaki 44 sayılı kanunun 21, 22, 25, 26 ncı maddelerine uygun olduğu
cihetle esasın incelenmesine;
b)
Muhtelif kanunlarla ilgili maddelerin iptalinin bir dilekçe ile istenilmesi
dâvaların çözümlenmesini güçleştireceğinden her kanuna ilişkin madde veya
maddeler için örnekler çıkarılmak suretiyle ayrı birer dosya teşkiline ve
dâvaların böylece tefrikine;
11/3/1963
gününde oybirliği ile karar verilmiştir.
Bu
suretle 1631 sayılı Askerî Muhakeme Usulü Kanunun yukarıda sözü edilen
hükümlerinin Anayasa'ya aykırılığı iddiasıyle iptali isteminden ibaret olan ve
tefrik ve dosyası ayrıca teşkil edilen işbu dâvaya ait dilekçe ve ekleri kâğıtlar,
düzenlenen rapor, 1631 sayılı kanunun iptal konusu maddeleri ve Anayasa'nın
olaylarla ilgili hükümleri ve Anayasa Komisyonunun raporu ve Temsilciler
Meclisi görüşme tutanaklarının ilgili kısımları okunduktan sonra gereği
görüşülüp düşünüldü :
Askerî
Muhakeme Usulü Kanununun konu ile ilgili maddeleri şöyledir :
Madde
105- l - Suçu işlediğine dair aleyhinde kuvvetli deliller elde edilen maznun
aşağıda yazılı hallerde tevkif olunabilir :
A)
Tahkikatın taallûk ettiği suç ağır cezayı müstelzim cürümlerden ise;
B)
Maznunun kaçması şüphesini uyandıracak vakıalar varsa;
C)
Askerî disiplinin muhafazası maznunun tevkifini mucip ise;
D)
Cürmün izlerini yok edeceğini veya şeriklerini uydurma beyanata veya
şahitlikten kaçınmaya sevkeyleyeceğini gösterir veyahut salıverildiği halde
yeniden suç yapacağına delâlet eder sebepler varsa;
H)
Suç Devlet veya Hükümet nüfuzunu kıran veya memleketin asayişini bozan
fiillerden bulunur veyahut adabı umumiye aleyhinde olursa.
Madde
130- 1 Son tahkikatın açılmasına dair karar aleyhine maznun tarafından itiraz
olunamaz.
2-
İrtikâp rüşvet almak ve vermekten, ihtilastan, zimmete para geçirmekten ve
doğrudan doğruya veya memuriyet vazifesini suistimal suretiyle kaçakçılıktan ve
resmî müzayede ve münakaşalara fesat karıştırmaktan maznun olanlar hakkında son
tahkikatın açılması kararı ile birlikte tevkiflerine karar verilir ve bunlar
hakkında mahkemelerce duruşma her halde mevkufen cereyan eder.
Madde
156- Duruşmanın taliki halinde Askerî Mahkeme maznun hakkında tevkif
müzekkeresi verebilir. Hüküm verildiği zaman da aynı hal caridir.
Madde
206- l - Gerek maznun ve gerek âmiri adlî tarafından müdafi olarak aşağıdaki
zatlar tâyin edilebilir :
A)
Muvazzaf zabitler;
B)
Askerî adlî hâkimler, askerî mahkemelerde staj yapan hukuk mezunları;
C)
Askerî memurlar;
D)
Mütekait ve ihtiyat zabitleri;
E)
Barolarda mukayyet avukatlar;
2-
(A), (B), (C) fıkralarındaki zatlar müdafaayı deruhte etmek için mafevklerinin
muvafakatlerini almağa mecburdurlar.
3-
Mahkemelere re'sen tâyin edilecek müdafiler askerî adliye idaresi ve âmiri
adliler tarafından barolarla muhabere olunarak temin edilir. Bunlar hizmetten
kaçmamazlar.
4-
Dâva olunan fiil, sahtekârlık, hırsızlık, emniyeti suistimal, yağma, tahrip
cürümlerinden biri olduğu veya askeri sırlarla ve Hükümetin emniyeti ile
alâkadar bulunduğu takdirde maznun âmiri adlînin muvafakat edeceği avukat veya
dâva vekilini müdafi tâyin eder.
Davacı;
Anayasa ilkelerinden genel olarak bahsettikten sonra iptal konusu hükümler
hakkında özel gerekçesinde :
a)
1631 sayılı kanunun 105 inci maddesinin l numaralı bendinin (A), (C), (H)
fıkralarında yazılı tevkif sebepleriyle (D) fıkrasının son cümlesindeki
"Yahut salıverildiği takdirde yeniden suç yapacağına delâlet eder
sebeplerin bulunması" haliyle ifade edilen tevkif sebebinin ve 130 uncu
maddenin 2 numaralı bendindeki mecburî tevkif halinin ve 156 ncı maddesinde
mahkemenin duruşmanın taliki halinde maznun hakkında tevkif müzekkeresi
verebileceğine dair hükmün 6366 sayılı kanunla tasdik ettiğimiz Avrupa İnsan
Hakları ve ana hürriyetlerini koruma sözleşmesinin 5 inci maddesinin (c)
fıkrasındaki kaçmayı veya delillerin yok edilmesini önlemek maksadiyle tevkif
edileceğini gösteren iki hal dışında olduğunu ve bu hükümlerin Anayasa'nın 30
uncu maddesine de aykırı bulunduğunu ve 14 üncü maddesindeki kişi
dokunulmazlığı hürriyetinin 11 inci madde ile teminat altına alınan özünü de
yok eder mahiyette bulunduğunu;
b)
Aynı kanunun 206 ncı maddesinin 4 üncü numaralı bendindeki maznunun tâyin
edeceği avukat veya dâva vekilinin âmiri adlinin muvafakatına tabi tutulması da
Anayasa'nın 31 inci maddesiyle teminat altına alınmış olan hak arama
hürriyetinin özüne dokunduğu ve Avrupa insan Hakları ve Ana Hürriyetleri Koruma
Sözleşmesinin, müdafi tâyini hakkını hiç bir tahdide tabi tutmadığını;
ileri
sürerek adı geçen hükümlerin iptalini istemiştir.
Gerekçe
:
Anayasamız
temel hak ve hürriyetlerin özüne dokunmamak şartiyle ve Anayasa'nın ruhuna ve
sözüne uygun olarak kanunla sınırlandırılabileceğini kabul etmiştir. Kişi
hürriyetini içine alan kişi dokunulmazlığı da temel hak ve hürriyetlerin en
başında gelenlerindedir. Toplum hayatının zorunlu kıldığı takdirde kişi hürriyetinin
kayıtlanabileceği hallerden birisi de geçici bir tedbir olan tutuklamadır.
Anayasamız 30 uncu maddesiyle bu konuyu düzenlemiştir. Bu itibarla iptal konusu
tutuklama sebeplerini kapsıyan hükümlerin 30 uncu madde karşısında durumunun
incelenmesi gereklidir.
Anayasa'nın
30 uncu maddesi şöyledir :
(Suçluluğu
hakkında kuvvetli belirti bulunan kişiler, ancak kaçmayı veya delillerin yok
edilmesini veya değiştirilmesini önlemek maksadiyle veya bunlar gibi
tutuklamayı zorunlu kılan ve kanunla gösterilen diğer hallerde hâkim kararı ile
tutuklanabilir. Tutukluluğun devamına karar verilebilmesi aynı şartlara
bağlıdır ...) Bu maddenin Anayasa Komisyonunca hazırlanan metni (Suçlu hakkında
kuvvetli belirti bulunan kişiler, ancak kaçmayı veya delillerin yok edilmesini
önlemek maksadiyle hâkim kararı ile tutuklanabilir) suretinde iken Temsilciler
Meclisindeki görüşülmesinde; bu sebeplerin ihtiyacı karşılamaktan uzak olduğu,
bu iki şart, yani delillerin yok edilmesi veya değiştirilmesi ihtimalleri
bulunmadığı takdirde memleketin huzur ve asayişini bozan, Devletin emniyeti ile
ilgili ve temel nizamlarına karşı işlenecek suçların faillerinin tutuklanmasına
imkân olup olmıyacağının düşünülecek bir hal alacağı ileri sürülerek maddenin
değiştirilmesi istenilmiş ve bunun üzerine komisyon ilk teklifini geri alarak
görüşmelerin ışığı altında yeniden düzenlediği şekli umumî heyete sunmuştur. Bu
şekilde maddeye (Veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu kılan ve kanunla
gösterilen diğer hallerde) ibaresi ilâve edilmiştir. Komisyon sözcüsü yapılan
bu değişikliğin niteliğini ve kapsamını açıklarken; bu suretle kanun koyucuya
başka tevkif sebepleri koyma imkânı verilmediğini, ancak rastgele tevkif sebebi
yaratmaması için de bir istikamet gösterildiğini ve maddenin yeni şekli ile hem
fert hürriyeti bakımından bir teminat yaratıldığını ve hem de asayiş ve emniyet
bakımından lüzumlu olan imkânın bahşettiğini ifade etmiş ve yapılan görüşme
sonunda madde teklif edilen bu ikinci şekliyle kabul edilmiştir.
Toplumun
ihtiyaçları, içinde bulunduğu şartlara ve özelliklere göre değişir. Bu
ihtiyaçların gerektirdiği tedbirleri almak, toplum hayatının devamı bakımından
zorunludur. Anayasa koyucusu da temel hak ve hürriyetin zedelenmesine meydan
veremeyecek şekilde ihtiyacın gereklerini yerine getirmiştir. Bu sebepledir ki
: Anayasamız tutuklama hallerini, kaçma veya delilleri yok etme ve değiştirme
gibi, yalnız muhakeme hukuku ile ilgili sebeplere hasretmemiş (Veya bunlar gibi
tutuklamayı zorunlu kılan ve kanunla gösterilen diğer hallerde) hükmünü maddeye
ilâve etmekle kanun koyucuya tutuklamayı zorunlu kılan başka sebepler de kabul
edebilme imkânını saklamıştır. Maddedeki (Bunlar gibi) deyimini, sadece kaçmak
veya delilleri yok etmek veya değiştirmek hallerine bağlamaya imkân yoktur.
Maddeye eklenen bu hüküm tutuklamayı zorunlu kılma bakımından, bunlara benzeyen
hallerin de kanun koyucu tarafından tutuklama sebebi olarak kabul edileceği
anlamındadır.
Temsilciler
Meclisi görüşmelerinden özellikle tutuklama zorunluğunu yalnız memleketin huzur
ve asayişini bozan veya Devletin emniyeti ile ilgili ve temel nizamlarına karşı
işlenecek suçların failleri hakkında kabul edilebileceği mânasını çıkarmak da
olamaz. Bu haller tutuklama zorunluğunu belirtmek bakımından birer örnek olarak
gösterilmiştir. Şayet aksi benimsenmiş olsaydı değişikliğin, buna göre
yapılması, yani maddede bu hallerin açıkça gösterilmesi gerekirdi. Tutuklamayı
zorunlu kılan başka sebepler de olabileceği düşünülerek bu şekilde bir
açıklamaya gidilmemiş (Veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu kılan ve kanunla
gösterilen diğer hallerde) kaydı maddeye ilâve edilmek suretiyle, kişi
hürriyetinin korunması için kanunla rast gele tutuklama sebebi yaratılmaması
sağlanmıştır.
Toplumun
gerçek ihtiyacını gözönünde tutan Anayasa'nın kabul ettiği bu esasa göre 1631
sayılı Askerî Muhakeme Usulü Kanununun 105 inci maddesinin iptal dâvasına konu
olan hükümlerinin tutuklamayı zorunlu kılan sebeplerden sayılıp
sayılmıyacağının ayrı, ayrı incelenmesine lüzum vardır. Bunlardan;
1-
105 inci maddenin l numaralı bendinde : Suçu işlediğine dair aleyhinde kuvvetli
deliller elde edilen maznun, aşağıda yazılı hallerde tevkif olunabilir. Hükmü
konduktan sonra bu bendin (A) fıkrasında (Tahkikatın taallûk ettiği suç ağır
cezayı müstelzim cürümlerden ise) denmek suretiyle bu hal tutuklama sebebi
olarak kabul olunmuştur. Bu hüküm; bu gibi suçların faillerinin görecekleri
cezanın ağırlığı karşısında kaçma ihtimalinin galip bulunduğu endişesine
dayanmaktadır. Anayasa'nın 30 uncu maddesi de suçluluğu hakkında kuvvetli
belirti bulunan kişilerin kaçmalarını önlemek amacıyla tutuklanabilecekleri
öngörmektedir. Tahkikatın taallûk ettiği suçun ağır cezayı gerektirmesi halinde
maznunun kaçma ihtimalini mevcut görmek ve binnetice bu hali sözü edilen
Anayasa'nın 30 uncu maddesindeki tutuklama sebebine uygun saymak yerinde olur.
Nitekim Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun 104 üncü maddesinin ikinci fıkrasının
l numaralı bendinde de tahkikatın mevzuu olan suçun ağır cezayı müstelzim
olması hali, maznunun daima kaçacağının bir karinesi sayılmıştır. Bu karinenin
aksinin de kabul olunabileceği ve bu hükmün Anayasa'ya aykırı bulunmadığı
mahkememizin 13/5/1963 gün ve 200 sayılı kararında belirtilmiş bulunmaktadır.
Bu bakımdan sözü edilen 105 inci maddenin l numaralı bendinin (A) fıkrası
hükmünün Anayasa'ya aykırı bir yönü görülmemiştir.
2-
105 inci maddenin l numaralı bendinin (C) fıkrasındaki (Askerî disiplinin
muhafazası maznunun tevkifini mucip ise) yollu tutuklama sebebinin niteliğinin
anlaşılabilmesi İçin askerî disiplin kavramı üzerinde durulmak icap eder.
4/1/1961
günlü ve 211 sayılı Türk Silâhlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanununun 2 nci
maddesinde (Türk Vatanını, İstiklâl ve Cumhuriyetini korumak için harb sanatını
öğrenmek ve yapmak mükellefiyeti) olarak tarif edilen askerlikte disiplinin
mâna ve şümulü aynı kanununun 13 üncü maddesinde şu suretle açıklanmaktadır :
(Disiplin : kanunlara, nizamlara ve âmirlere mutlak bir itaat ve astının ve
üstünün hukukuna riayet demektir. Askerliğin temeli disiplindir. Disiplinin
muhafazası ve idamesi için hususi kanunlarla cezai ve hususi kanun ve
nizamlarla idarî tedbirler alınır.)
Görülüyor
ki bu hükümler, askerlikte disiplinin önemini açıkça ortaya koymaktadır.
Gerçekten bir ordunun kuvvet ve kabiliyeti, disiplini ile ölçülür. Yurdun iç ve
dış emniyetini korumak görevi ile yükümlü olan orduyu memleketin yüksek
menfaatlerinin gerektirdiği maksada kül halinde sevk edebilmek, ancak disiplin
sayesinde mümkün olur. O halde disiplinin mahafaza ve idamesi, askerliğin
vazgeçilmez bir unsuru olduğuna göre askerî disiplinin muhafazası için zorunlu
olduğu takdirde maznunun tutuklanabilmesi kabul edilmelidir. Aksi takdirde
askerliğin temeli sarsılmış olur. Bu bakımdan sözü edilen ve tutuklamayı
zorunlu kılan bu hüküm, Anayasa'nın 30 uncu maddesinin amacına uygun
bulunduğundan Anayasa'ya aykırı değildir.
3-
105 inci maddenin l numaralı bendinin (H) fıkrasında üç ayrı tutuklama sebebi
yer almıştır. Bunlardan birincisi suçun asayişi bozması, ikincisi Devlet ve
Hükümet nüfuzunu kıran nitelikte olması, üçüncüsü de âdabı umumiye aleyhinde
bulunmasıdır.
İşlendikleri
zaman, toplumun huzurunu kaçırıp, heyecan yaratarak, memleketin asayişini bozan
suçlarla, memleket bünyesinde ağır tahribat yapmak istidadında olan Devlet ve
Hükümet nüfuzunu kıran suçların ve yine toplumun gelenek ve görenekleri
bakımından işlendikleri zaman çevrede geniş tepki ve sarsıntılar yaratacağı
şüphesiz olan umumi adap aleyhinde işlenen suçlarda tutuklama zorunluğu
olabileceğinde tereddüt edilmemesi gerekir. Asayişi bozan ve Devlet ve Hükümet
nüfuzunu kıran suçlar deyimlerinin genelliği bakımından kapsamlarının tâyininde
zorluk çekileceği cihetle keyfi takdirlere yol açacağı ve umumi âdap aleyhine
işlenen suçlar arasında pek hafif olanlarının da bulunabileceği ileri
sürülebilirse de; tutuklamaya zorunlu kılan suçların, maddede birer birer
gösterilmesindeki güçlükler bir tarafa bırakılsa dahi, aynı nitelikte suçların
zaman, mekân ve işleniş tarzlarına göre toplumda yaratacağı etkilerin
birbirlerinin aynı olmayacağını gözden uzak tutmamak gerekir. Kaldı ki bu
deyimlere, kanun, hangi ölçü dahilinde hareket edileceğini göstermektedir. Bu
ölçü dahilînde tutuklamayı gerektiren vakıa ve hallerin neden ibaret olacağını
takdir etmenin tutulamaya karar vermek yetkisine sahip olan mercie bırakılmış
olması, ihtiyacın gereklerine daha uygundur. Kanunda tutuklama mecburiyeti
esası kabul edilmemiş olduğuna göre; görevli merciin, Anayasa'nın kişi
hürriyetine, verdiği önemi ve işlenen suçun niteliğini gözönünde tutarak
kanunun çizdiği sınır içinde kalmak şartiyle takdirini kullanacağı tabiidir.
Diğer hak ve hürriyetlerde olduğu gibi, toplum hayatının zorunlu kıldığı
hallerde kişi hürriyetinin de, özüne dokunmamak şartiyle,
sınırlandırılabileceği Anayasa esaslarından bulunmuştur. Sözü geçen 105 inci
maddenin l numaralı bendinin (H) fıkrasındaki tutuklama sebeplerinin,
Anayasa'nın 30 uncu maddesinin (Veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu falan ve
kanunla gösterilen diğer hallerde) hükmünün amacına uygun olduğu ve kişi
dokunulmazlığının özünü de zedelemediği cihetle Anayasa'ya aykırılığı iddiası yerinde
görülmemiştir.
4-
105 inci maddenin l numaralı bendinin (D) fıkrasındaki (Veyahut salıverildiği
takdirde yeniden suç yapacağına delâlet eder sebepler varsa) hükmüne gelince :
Burada
tutuklama, işlediği bir suçtan dolayı hakkında kovuşturma yapılan bir kimsenin
salıverildiği takdirde başka bir suç işlemek tehlikesini önlemeyi hedef tutan
ihtiyatî bir tedbir olarak düşünülmüştür. Kanunun koyduğu bu tutuklama
sebebinin, maznunun işlediği suçla hiç bir ilgisi bulunmamaktadır. Bu sebeple
ortada muhakeme hukuku bakımından bir zorunluk söz konusu olamaz. (Yeniden suç
yapacağına delâlet eder sebepler varsa) hükmü çok müphemdir. Kaldı ki, kimin
sonradan suç işleyeceğini kestirmenin mümkün olamıyacağı gözönünde tutulursa
makul bir sebebe dayanmıyan ve belli bir sınırı olmıyan bu hükmün keyfi
takdirlere yol açacağı ve bunun da kişi dokunulmazlığını tehlikeye düşüreceği
ve kişi hürriyetinin Özüne dokunacağı şüphesizdir. Sanığın başka bir suç
işlemesini Önlemek için ihtiyatî bir tedbir olarak tutuklanması Anayasa'nın
(30) uncu madesindeki (Veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu kılan ve kanunla
gösterilen, diğer hallerde) hükmünün kapsamına girmeyen ve Anayasa'nın kanun
koyucuya verdiği direktife de uygun olmıyan, rastgele bir tutuklama halidir. Bu
bakımlardan sözü edilen (D) fıkrasındaki (Veyahut salıverildiği takdirde
yeniden suç yapacağına delâlet eder sebepler varsa) hükmü Anayasaya aykırı
bulunmuştur.
5-
1631 sayılı Askerî Muhakeme Usulü Kanununun 130 uncu maddesinin 2 numaralı
bendinde (İrtikap, rüşvet almak ve vermekten, ihtilâsten, zimmete para
geçirmekten ve doğrudan doğruya veya memuriyet vazifesini suiistimal suretiyle
kaçakçılıktan ve resmî müzayede ve münakaşalara fesat karıştırmaktan maznun
olanlar hakkında son tahkikatın açılması kararı ile birlikte tevkiflerine karar
verilir ve bunlar hakkında mahkemelerce duruşma her halde mevkufen cereyan
eder) hükmü yer almıştır. Aynı maddenin l numaralı bendindeki (Son tahkikatın
açılması kararı aleyhine maznun tarafından itiraz olunamaz) hükmü, dâvaya dâhil
değildir. Dâva: tutuklama mecburiyetini koyan 2 numaralı bendin Anayasaya
aykırılığı iddiasından ibaret olduğuna göre, adlî âmirin son tahkikatın
açılmasına karar vermesi ve tutuklamaya yetkili bulunması hususları inceleme
konusu dışında bırakılmıştır.
Maddenin
2 numaralı bendinde; bu bentte gösterilen suçlardan sanık olanların son
tahkikatın açılması kararı ile birlikte tutukluluklarına karar verileceği ve
mahkemelerce de duruşmanın tutuklu olarak yapılacağı emredilmektedir. Diğer
taraftan Anayasa'nın 30 uncu maddesinde (Tutuklanabilir) denmekle, tutuklamanın
mecburi olmaması prensibi konmuştur. Bu itibarla mecburi tutuklamayı kapsayan
130 ncu maddenin 2 numaralı bendindeki hüküm Anayasa'nın 30 ncu maddesine
açıkça aykırıdır.
6-
1631 sayılı Askerî Mahkeme Usulü Kanunu 156 ncı maddesinde (Duruşmanın taliki
halinde askeri mahkeme maznun hakkında tevkif müzekkeresi verebilir. Hüküm
verildiği zaman da aynı hal caridir.) hükmü yer almıştır.
Bu
madde, askeri mahkemenin de tutuklama yetkisi olduğunu göstermesi bakımından önemlidir.
Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununda olduğu gibi duruşmanın bir celsede
sonuçlandırılması Askerî Muhakeme Usulü Kanunun da kabul ettiği bir esastır.
Buna rağmen duruşmanın geri bırakılmasında zorunluk olduğu takdirde serbest
olarak yargılanmakta olan sanığın tutuklanmasını gerektirir sebepler var ise
askeri mahkeme de tutuklama kararı verebilecektir. Ve ayrıca hükümle birlikte
bu yetkisini kullanabilecektir. Ancak bu hüküm, askeri mahkemenin tutuklamada
mutlak bir yetkiye sahip olduğunu göstermez. Soruşturmanın diğer safhalarında
olduğu gibi duruşma safhalarında da uygulanacağı şüphesiz olan aynı kanunun 105
inci maddesinde gösterilen tutuklama sebepleri mevcut bulunduğu takdire mahkeme
bu yetkisini kullanabileceğinden maddenin Anayasaya aykırı bir yönü
görülmemiştir.
7-
1631 sayılı Askerî Muhakeme Usulü Kanununun 206 ncı maddesinin 4 numaralı
bendinde (Dâva olunan fiil sahtekârlık, hırsızlık, emniyeti suistimal, yağma ve
tahrip cürümlerinden biri olduğu veya askeri sırlarla ve hükümetin emniyeti ile
alâkadar bulunduğu takdirde maznun âmiri adlinin muvafakat edeceği avukat veya
dâva vekilini müdafi tayin eder.) hükmü yer almıştır.
Bu
bentte, yine aynı bentte gösterilen suçlardan sanık olanların, âmiri adlinin
uygun göreceği avukat veya dâva vekilini müdafi tâyin edeceği esası konmak
suretiyle müdafaa müessesesi kayıt altına alınmıştır.
Gerçekten
savunma hakkı, kişilerin en kutsal temel haklarındandır. Bu hakkın her hangi
bir şekilde sınırlandırılmasının kişinin savunma hakkından yoksun bırakılması
gibi bir sonuç doğuracağından şüphe edilemez. İşte bu sebepledir ki Anayasamız,
hak arama hürriyeti başlığını taşıyan 31 inci maddesinde (Herkes, meşru bütün
vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya
dâvâlı olarak iddia ve savunma hakkına sahiptir...) hükmünü koymakla iddia ve
savunma hakkına verdiği önemi belirtmiştir.
Bu
durumda, dâva konusu bentte gösterilen suçlara ait dâvaların takibini üzerine
alacak avukat veya dâva vekilinin durumlarının adlî âmir tarafından incelenmesi
ve icabında müdafiliğinin kabul edilmemesi sonucu doğmaktadır. Sanığın, meslekî
bilgisine ve şahsına güvenliği avukat veya dâva vekili tarafından savunmasının
yapılmasını istemenin meşru ve tabiî bir hakkı olduğunu kabul etmek gerekir.
Adlî âmirin sözü edilen şekilde muvafakatinin şart koşulması, savunma hakkının
serbestçe kullanılmasını engellediğinden, Anayasa'nın 31 inci maddesiyle
sağlanmış olan kişinin meşru bütün vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle
kullanabileceği bu haki sınırlamaktadır. Bu sınırlama Anayasa'nın 11 inci
maddesinde öngörülen kamu yararını veya millî güvenliği ilgilendiren bir sebep
de bulunmadığından sözü edilen 206 ncı maddenin 4 numaralı bendindeki hüküm
Anayasaya aykırıdır.
Sonuç
:
Yukarıda
yazılı sebeplerden ötürü;
I-
1631 sayılı kanunun 105 inci maddesinin l numaralı bendinin (A) fıkrasında yer
alan (Tahkikatın taallûk ettiği suç, Ağır cezayı mültelzim cürümlerden ise;)
hükmünün Anayasaya aykırı olmadığına Üyelerden Şemsettin Akçoğlu'nun muhalefeti
ile ve oyçokluğu ile;
II-
Aynı kanunun aynı madde ve bendinin (C) fıkrasında yer alan (Askeri disiplinin
muhafazası maznunun tevkifini mucip ise) hükmünün Anayasanın 30 uncu maddesi
karşısında Anayasaya aykırı olmadığına Üyelerden Ekrem Korkut ve Muhittin
Gürün'ün muhalefetleriyle ve oyçokluğu ile;
III-
Aynı kanunun, aynı madde ve bendinin (D) fıkrasında yer alan (Veyahut
sahverildîği halde yeniden suç yapacağına delâlet eder) hükmünün Anayasaya
aykırı olduğundan, iptaline Üyelerden Ahmet Akar'ın muhalefetiyle ve oyçokluğu ile;
IV-
Aynı kanunun, aynı madde ve bendinin (H) fıkrasında yer alan:
a)
(Suç Devlet veya Hükümet nüfuzunu kıran) şeklindeki hükmün Anayasaya aykırı
olmadığına Başkan Sünuhi Arsan ve Üyelerden ismail Hakkı Ülkmen, Celâlettin
Kuralmen, Ekrem Korkut ve Muhittin Gürün'ün muhalefetleriyle ve oyçokluğu ile;
b)
(Veya memleketin asayişini bozan) şeklindeki hükmün Anayasaya aykırı olmadığına
Başkan Sünuhi Arsan ve Üyelerden İsmail Hakkı Ülkmen, Salim Başol, Celâlettin
Kuralmen, Ekrem Korkut ve Muhittin Gürün'ün muhalefetleriyle ve oyçokluğu ile;
c)
(Veyahut âdabı umumiye aleyhine olursa) şeklindeki hükmün Anayasaya aykırı
olmadığına Üyelerden İsmail Hakkı Ülkmen, Celâlettin Kuralmen, Ekrem Korkut ve
Muhittin Gürün'ün muhalefetleriyle ve oyçokluğu ile;
V-
Aynı kanunun 130 uncu maddesinin 2 numaralı bendinin, Anayasaya aykırı
olduğundan, iptaline esasta oybirliği ile ve Üyelerden Şemsettin Akçaoğlu ve
Muhittin Gürün'ün gerekçeye, adlî âmirin tevkife karar veremiyeceği hususunun
da derci gerektiği yolundaki muhalefetleriyle ve oyçokluğu ile;
VI-
Aynı kanunun 156 ncı maddesinin, Anayasaya aykırı olmadığına oybirliği ile;
VII-
Aynı kanunun 206 ncı maddesinin 4 numaralı Anayasaya aykırı olduğundan,
iptaline oybirliği ile;
26/6/1963
gününde karar verildi.
|
|
|
|
Başkan
Sünuhi
Arsan
|
Başkanvekili
Tevfik
Gerçeker
|
Üye
Osman
Yeten
|
Üye
İ.
Hakkı Ülkmen
|
|
|
|
|
Üye
Lütfi
Akadlı
|
Üye
Şemsettin
Akçoğlu
|
Üye
İhsan
Keçecioğlu
|
Üye
Salim
Başol
(muhalefet
şerhim eklidir)
|
|
|
|
|
Üye
Celâlettin
Kuralmen
(muhalefet
şerhim eklidir)
|
Üye
Hakkı
Ketenoğlu
|
Üye
Ekrem
Korkut
|
Üye
Ahmet
Akar
(muhalefet
yerhim eklidir)
|
|
|
|
Üye
Muhittin
Gürün
(muhalefet
şerhim eklidir)
|
Üye
Lütfi
Ömerbaş
|
Üye
Ekrem
Tüzemen
|
MUHALEFET
ŞERHİ
Resmi
Gazete'nin 22/5/1963 tarihli ve 11409 sayılı nüshasında yayınlanan mahkememizin
19/2/1963 tarih ve Esas: 962/277 ve Karar : 963/34 sayılı kararındaki muhalefet
sebeplerim dairesinde (Veya memleketin asayişini bozan) hükmünün Anayasaya
aykırı olduğu oyu ile kararın sonuç kısmında IV numaralı bendin (B) fıkrasına
muhalifim.
MUHALEFET
ŞERHİ
Tutuklama
bir tetbirdir. Hiç bir zaman cezaî bir nitelik arzetmez. Tutuklama sebepleri,
kaçmayı veya delillerin yok edilmesini veya değiştirilmesini Önlemek gibi
soruşturma ile ilgili olacaktır. Yoksa, Hükümet nüfuzunu kıran veya memleketin
asayişini bozan fiillerden bulunması gibi soruşturma ile alâkası bulunmayan
umumi sebeplere dayanılarak yapılan soruşturmalar cezaî bir nitelik taşır.
Anayasa Komisyonu tasarısında da yok iken Genel Kurulda (Veya bunlar gibi
tutuklamayı zorunlu kılan ve kanunla gösterilen diğer hallerde) şeklinde
yapılan ilavenin de yine soruşturma ile ilgili olması gerekir. Aksi halde bu
sebeplerin bir değiştirmeye tabi tutulmaksızın olduğu gibi alınması icap
ederdi. Esasen bu sebepler bizimde kabul ettiğimiz Avrupa İnsan Haklarını ve Hürriyetlerini
Koruma Sözleşmesinde de yoktur.
Bu
itibarla 1631 sayılı kanunun 105 inci maddesinin 1 numaralı bendinin H
fıkrasında yer alan (Suç Devlet veya Hükümet nüfuzunu kıran) ve (Veya
memleketin asayişini bozan)şeklindeki her iki hükmün Anayasaya aykırı olmadığı
yolundaki çoğunluğun görüşüne muhalifim.
MUHALEFET
ŞERHİ
l-
Dâva Türkiye İşçi Partisinin 44 sayılı kanunun 25 inci maddesinin birinci
fıkrasının l sayılı bendinde gösterilen yetkili organı tarafından açılmamıştır.
Bu kanaati doğuran sebepler 29/4/1963 tarihli ve E. 1963/190-K. 1963/100 sayılı
kararda münderiç muhalefet şarhinin birinci maddesinde açıklanmıştır.
Bu
itibarla dâvanın esasa girilmeden yetki bakımından reddi gerekir
2-
Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun 104 üncü maddesinin birinci fıkrasının 3
sayılı bendinde yazılı (Suç memleket asayişini bozan fiillerden bulunursa)
hükmünün Anayasa'ya aykırı olmadığı hakkında oyçokluğu ile verilip Resmî
Gazetenin 22/5/1963 tarihli ve 11409 sayılı nüshasında yayımlanan 18/2/1963
tarihli ve E. 1962/277-K. 1963/34 sayılı kararda münderiç muhalefet şerhinin 2
nci fıkrasında tafsilen açıklanan sebepler, Askerî Muhakeme Usulü Kanunun 105
inci maddesinin l sayılı bendinin (H) fıkrasında yazılı (Suç Devlet ve Hükümet
nüfuzunu kıran veya memleketin asayişini bozan fiillerden bulunur veya adabı
umumiye aleyhine olursa) şeklindeki tevkif sebepleri hakkında da aynen varid
olup bu hükümler dahi Anayasanın 11, 14 ve 30 uncu maddelerinin sözüne ve
ruhuna aykırıdır.
Bu
sebeplere binaen çoğunluk kararına evvela usul bakımından, ve sonuç kısımının
IV işaretli bendinin a, b ve c fıkralarında gösterilen hükümlere de esas
bakımından muhalifim.
MUHALEFET
ŞERHİ
1-
1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun 104 üncü maddesinde (Kaçma
şüphesini uyandıracak vakıalar varsa) sanığın tevkif olunabileceği gösterilmiş;
maddenin sonlarında (Suçun ağır cezalı cürümlerden olması) nın, sanığın
kaçacağına bir karine olduğu açıklanmıştır.
Hâkim
tarafından bu karinenin hilafı da kabul edilebileceğine göre (Ağır cezayı
müstelzim suç), bu kanuna göre, başlıbaşına bir tevkif sebebi değildir.
Halbuki,
1631 sayılı Askerî Muhakeme Usulü Kanununun 105 inci maddesinde evvelâ (Tahkikatın
taallûk ettiği suç ağır cezayı müstelzim cürümlerden ise) sanığın tevkifine
cevaz verilmiş; (Sanığın kaçması şüphesini uyandıracak vakıalar), bunu takiben,
diğer bir tevkif sebebi olarak kabul edilmiştir.
(Suçun
ağır cezayı müstelzim bulunması) nın Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununda (Kaçmaya
karine), Askeri Muhakeme Usulü Kanununda ise (Doğrudan doğruya tevkif sebebi)
sayıldığı gözükmektedir. Halbuki Anayasa'nın 30 uncu maddesinde, tevkif sebebi
olarak, böyle bir hal derpiş, olunmamıştır. Binnetice, 1631 sayılı kanunun 105
inci maddesinin l numaralı bendinin A fıkrası hükmü, Anayasa'nın lâfzına ve
ruhuna aykırıdır.
2-
1631 sayılı kanunun 129 ve 130 uncu maddeleri hükümlerine göre âmiri adlî, son
tahkikatın açılması karariyle birlikte sanığın tevkifine de karar vermektedir.
Halbuki, Anayasa'nın 30 uncu maddesine göre tevkif kararı ancak hâkim
tarafından verilebilir.
130
uncu maddenin 2 numaralı bendinde yazılı hallerin mecburi tevkif sebebi olarak
kabulü Anayasa'nın 30 uncu maddesine nekadar aykırı ise bu kararın âmiri adlî
tarafından verileceğine dair hüküm de aynı maddeye aynı şekilde aykırıdır.
Kararın gerekçesine bu sebebin de derci gerekirdi.
Bu
sebeplerle kararın l numaralı bendine esastan, V numaralı bendine de,
gerekçedeki noksan sebebiyle, muhalifim.
MUHALEFET
ŞERHİ
Anayasa
Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri hakkında ki 44 sayılı Kanunun 25
inci maddesinin l inci fıkrasının l sayılı bendinde Türkiye Büyük Millet
Meclisinde Temsilcisi bulunan siyasî partiler tarafından açılacak iptal
dâvalarının parti tüzüklerine göre en yüksek merkez organlarının kararı üzerine
genel başkanları veya vekilleri tarafından açılacağını bildirmektedir. Türkiye
işçi Tüzüğünün 9-14 ve 17 nci maddeleri hükümlerinden (Genel Yönetim Kurulu)
nün partinin en yüksek merkez organı olduğu anlaşılmaktadır. Bu iptal dâvası
ise partinin (Merkez Yönetim Komitesi) tarafından alınan karara müsteniden
açılmış bulunmaktadır. 44 sayılı kanunun sözü geçen madde ve fıkrasına göre
dâvanın yetki bakımından reddi lâzım geldiği mütalâasında bulunmakla beraber
22/5/1963 tarihli Resmî Gazetede yayınlanan Mahkememizin 1963/277 esas ve
1963/34 karar sayılı kararında iştirak etmiş olduğum muhalefet şerhinde
açıklanan gerekçeler 1631 sayılı Askarî Muhakeme Usulü Kanununun 105 inci
maddesinin l numaralı bendinin (Devlet ve Hükümet nüfuzunu kıran veya
memleketin asayişini bozan veyahut adabı umumiye aleyhinde olan) suçları tevkif
sebebi olarak kabul eden "H" fıkrası hakkında da aynen varit
bulunduğundan sözü geçen "H" fıkrasının da iptali gerektiği
kanaatindeyim.
MUHALEFET
ŞERHİ
Anayasa,
himaye ettiği vatandaş temel hak ve hürriyetleri için istisna tanımamış asker
ve sivil diye bir hüküm ayrılığı kabul etmemiştir. Böyle olunca kişi güvenliğin
i sağlayan 30. maddenin bu yönden bir ayırmaya tâbi tutulması mümkün görülemez.
Askerlikte
disiplinin temel olduğu ihtilaflı değildir. Diğer taraftan askerî disiplin
zaruretinin Anayasa hükümlerini ihmal için bir sebep teşkil etmiyeceği de
aşikârdır. Esasen Anayasa'da, askerliğin icaplarına göre hususi hükümler şevki
prensibi benimsenmiştir. Kanun koyucunun bu itiyat ve iltizamı karşısında, bir
tefrik yapılması için açık bir Anayasa hükmü ne ihtiyaç vardır. Bunun dışında
"bulunmadığı takdirde ordunun yok olmasını intaç eden disiplin
mülâhazaları ile bulunmadığı takdirde yok olmasını mucip olan adalet
mülâhazalarını" telif etmek lâzım ve zaruridir.
1631
sayılı Askeri Muhakeme Usulü Kanununun 105. maddesinin 1. fıkrasının C bendinde
hiç bir ayırım yapılmaksızın "askeri disiplinin muhafazası maznunun
tevkifini mucip ise" hükmü yer almaktadır. Askerî disiplinin başı ve sonu
gösterilmediği ve her askerî suçun askeri disiplini bozar mahiyette telâkkisi
mümkün bulunduğu cihetle, istisnasız olarak her askerî suç için tevkif kararı
verebileceği neticesine varılmak gerekir ki bu hem tehlikeli hem de hukuka
aykırı sonuçlar doğurur.
Askerî
Ceza Kanununda disiplin cezalarını icap ettiren fiiller, disiplin kabahatleri
ve disiplin tecavüzleri olarak iki kısımda mütalâa edilmiştir. Kanunun 18.
maddesinde disiplin kabahatlerinin neler olduğu gösterilmiş, disiplin tecavüzleri
ise askerî terbiyeyi, disiplini bozan ve "hiç bir ceza kanunu maddelerine
uymayan fiiller ve tekasüller" olarak belirtilmiştir. Askerî kabahatlerde
ceza verilmesi zorunluğuna karşı, disiplin tecavüzlerinde üste ve yetkili
mercie takdir hakkı tanınmıştır.
Askerî
disiplin teriminin bir tarifi yapılmadıkça yahut maksada uygun şekilde
yorumlanmadıkça, hiç bir ceza kanununda yazılı olmıyan ve binâenaleyh suç faili
tarafından yasak olduğu katiyetle bilinmeyen bir fiilden dolayı tevkif kararı
verilmesi mümkün olacaktır. Kanunda yazılı olmıyan veya kabahat nevinden
bulunan bir fiil için tamamen takdire bağlı olarak hürriyetin takyidine cevaz
veren hükmün Anayasa'nın 30. maddesine güdülen gayeye aykırı düşeceği ve
hürriyetin özünü zedeleyeceği derkârdır.
Yasak
olan fiillerin bütün sonuçları ile birlikte kanunda gösterilmiş olması ferdler
için teminattır. 30. maddenin Anayasa Komisyonu sözcüsünün işareti veçhile hem
rastgele tevkif sebebi yaratılmaması hem de ferdler için teminat sağlanırken
diğer taraftan asayiş ve emniyet bakımından gerekli tedbirlerin alınmasına
imkân verilmesi, ancak tevkifin vahim suçlara hasredilmesi ve bunların açıkça
gösterilmesi ile kabildir.
Askeri
Ceza Kanununun 82. maddeden 107. maddeye kadar olan hükümlerini ihtiva eden
beşinci fasıl "askerî itaat ve inkiyadı bozan" suçlar başlığını
taşımakta ve askerî disiplinle ilgili olduğu kadar mahiyetleri bakımından
ağırlık arz eden suçları kapsamaktadır. Binaenaleyh 105. maddenin tevkifi
mümkün kılan diğer hükümleri yanında bahis konusu C bendinin itaat ve inkıyadı
ihlâl suretiyle askerî disiplini bozan beşinci fasıl hükümlerine uygulanması
takdirinde hem disiplin sağlanmış hem de tevkifi zorunlu kılan muayyen suçlar
gösterilmiş olacağı İçin ferdlere teminat verilmiş, hukuka uygunluk yerine
getirilmiş olacaktır. Bu takdirde Anayasa'ya aykırılık da bahis konusu
edilemiyecektir. Bu sebepledir ki Prof. Erman, bahis konusu tevkif sebebinin
ancak askerî disiplini ihlâl eden itaatsizlik, fesat, âmire taarruz gibi suçlar
hakkında uygulanmasını tavsiye etmektedir.
Anayasa
mahkemesi yorum yolu ile bu sonuca varabilirdi. Nitekim aynı kanunun 156.
maddesinde yer alan tevkif sebebi hakkında böyle hareket etmiştir. Madde; metin
itibariyle, duruşmanın taliki takdirinde tevkif kararı verilebileceği anlamında
iken, haklı ve isabetli bir yorumla bunun, 105. maddede yazılı tevkif
sebeplerinin mevcudiyeti halinde, adlî âmir dışında mahkemelerin de tevkif
yetkisine sahip oldukları manasına geldiğini belirtmiş ve bu anlayış içinde
maddeyi Anayasa'ya aykırı bulmamıştır.
C
bendi hakkında böyle düşünülmiyerek kanunda yazılı olmıyan disiplin tecavüzü
hallerini yahut kabahat fiillerini kapsayan bir genişlikle disiplinin
muhafazası gerekçesile tevkife imkân verilmesi, yukarıda, açıklanan sebeplerle
Anayasa'nın ruhuna ve 30. maddenin lâfzına aykırıdır, iptali lâzımdır. Bu
yönden ekseriyet kararına muhalifim.
2-
Aynı maddenin H bendinde yazılı tevkif sebeplerinin aykırılığı hakkındaki
gerekçeler 1412 sayılı kanunun mümasil hükümlerinin incelenmesi vesilesile
müttehaz 18/2/1963 ve 13/5/1963 tarihli kararların muhalefet Şerhlerinde
açıklanmıştır. Belirtilen sebepler bu bend hakkında da varit olduğundan, bu,
kısıma ait ekseriyet kararına muhalifim.
MUHALEFET
ŞERHİ
Türkiye
İşçi Partisi, Askerî Muhakeme Usulü Kanununun 105. maddesi 1. bendi C.
fıkrasının "veyahut salıverildiği halde yeniden suç yapacağına delâlet
eder sebepler varsa," ibaresinin Anayasa'nın 30. maddesine aykırı ve
ayrıca İnsan Hakları ve Hürriyetleri Koruma Sözleşmesinin 5. maddesinin C
bendindeki kaçmayı veya delillerin yok edilmesini önlemek maksadiyle tevkif
edileceğini gösterir iki hal dışında olduğunu, belirterek iptalini istemiş ve
Anayasa Mahkemesi de 4 numara altında gösterdiği gerekçesi de hükmün bu
kısmının Anayasa'ya aykırı bulunduğundan çoğunlukla iptaline karar vermiştir.
Bu görüşe aşağıdaki sebeplerle İştirak etmiyorum.
Anayasa
Komisyonu 30. maddesinde tevkif müessesesini düzenlerken şahıs hürriyeti ve
dokunulmazlığının geçmişteki kötü istimalini düşünerek korunmasını temin için
maddeye yalnız "kaçına veya delilleri, yok etme veya değiştirmeyi Önlemek
için" olan halleri tevkif sebebi olarak almış diğer tevkif sebeplerini
suistimale müsait elâstiki mahiyette gördüğünden almadığını ayrıca gerekçesinde
belirtmiştir.
30.
maddenin bu şekil ve gerekçe ile Meclis Umumî Heyetine sevkedilmesi ve bilhassa
104. maddenin 3. bendinde yazılı halleri kapsamaması sebebiyle, maddenin
ihtiyaca cevap vermekten uzak olduğu ileri sürülerek meclis müzakerelerinde
itirazlara yol açmış "kaçma ve delilleri yok etmeye ve değiştirmeye"
şeklinde 3 şart halinde gösterilen tutuklama sebeplerinden bu ihtimallerin
bulunmadığı takdirde, memleketin huzur ve asayişini bozan, Devletin emniyeti
ile ilgili ve temel nizamlara karşı işlenecek suçlara ait faillerin
tutuklanmasına imkân olup olmayacağı üzerinde durularak maddenin dar mânada
düzenlendiğinden, değiştirilmesi istenmiş ve geri alınarak müzakerelerin ışığı
altında yeniden tertiplenen şekli ile maddeye "veya bunlar gibi
tutuklamayı zorunlu kılan ve kanunla gösterilen diğer hallerden" fıkrası
ilâve edilerek komisyon sözcüsünün de değişiklik hakkında kanun koyucuya başka
tevkif sebepleri koyma imkânı verildiği, fakat gelişigüzel tevkif sebebi
yaratmaması için bir istikamet konduğu, maddenin geniş şekli ile fert hürriyeti
bakımından bir teminat getirdiği gibi, asayiş ve emniyet bakımından da, lüzumlu
olan imkânın bahsedildiği ve bu iki halin birbirini tamamladığı ifade ile
görüşmeler neticesi madde teklif edilen bu şekli ile kabul olunmuştur. Bu
sebeple Anayasa'mız tutuklama hâllerini kaçma ve delillerin yok edilmesi veya
değiştirilmesi gibi yalnız muhakeme hukuku ile ilgili tahdidi sebeplere;
hasretmemiş, ilâve ettiği ikinci fıkrası ile kanun koyucuya tutuklamayı zarurî
gördüğü başka sebepler de kabul edebileceğini göstermiştir. Esasen Anayasa
Komisyonu 30. maddenin gerekçesinden kanun koyucuya tevkif sebeplerinin her
zaman değiştirilmesi ve daha da genişletilmesi imkânı olduğuna işaret etmiştir.
Bu
mülâhaza ve gerekçelerin ışığı altında Anayasa Mahkemesi bundan evvel 962/277
ve 963/200 esas sayılı kararları ile Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun 104.
maddesinin 3. bendinde ve halen de yukarıdaki kararı ile Askerî Usul Muhakeme
Kanununun 105. maddesi H bendinde münderiç aynı tevkif sebebi ile A, C,
bentlerinde yazılı diğer tevkif sebepleri için, Anayasa'nın 30. maddesine
aykırılık hakkındaki istemlerinin incelenmesinde bu maddenin 2. fıkrasında
"veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu kılan ve kanunla gösterilen diğer
hallerdeki" hükmüne ait gerekçesi, esas alınarak Anayasa'ya aykırılıkları
kabul edilmemiştir.
Askerî
Muhakeme Usulü Kanununun askerî hizmet icapları bakımından da, bir takım
özellikleri kapsaması sebebiyle tevkife ait 105. maddenin fıkralarındaki tevkif
hal ve sebeplerinin Ceza Muhakemeleri Usulünün tam karşılığı olmayıp bazı
fıkraları ile istisna teşkil etmektedir. Bu da kanun koyucuya Askerî Muhakeme Usulü
Kanununda imkâna göre daha başka tevkif sebepleri koymağa cevaz vermiştir.
Bunlardan "D fıkrasının son cümlesi hariç" A ve C fıkralarındaki
hallerin tevkif zorunluluğunu gerektiği bu suretle Anayasa'nın 30. maddesine
aykırı olmadığı mahkememizin kararlarından anlaşılmış bulunmaktadır.
İptaline
çoğunlukla karar verilen D fıkrasının "veyahut salıverildiği halde yeniden
suç yapacağına delâlet eder sebepler varsa" hükmünün tevkif sebebi olarak
alınmasındaki zarureti, bir defa suç işleyen şahsın ikinci bir suç işlemesi
tehlikesini önlemek gayesi hedef tutulup tevkifin de, bir emniyet ve ihtiyat
tedbiri görülmesi mahiyetinden ileri gelmiştir. Burada muhakeme hukuku
bakımından bir tevkif hali görülmese bile, 30. maddenin 2. fıkrasının
bahşettiği imkânın, Askerî Muhakeme Usulü Kanununun özelliği yönünden teemmül
edilerek kıymetlendirilmesi gerekir. Suçu işleyen şahsın bu suçu işlemeden
mütevvellit serbest kalması takdirindeki nazik ve fevri durumunun evvelâ
şahsına, sonra hedef olabileceği kimseye muhtemel zararları ile, muhitine
yapacağı tesirlerin sonuçları bakımından düşünülmesi icabeder. Esasen bir suç
işlenmiştir. Bu halde nizam ne de olsa bozulmuştur. Ayrıca işlenen suçun
mahiyeti, işleniş şekli başlıbaşına bir önem taşıyabilir. Bu durumlarda birinci
suçu işlemiş olan şahsın serbest bırakılmasında "yukarıda, belirtilen
hususlar mevcut ise" ikinci suçu işlemesi ile münasebet görmemek mümkün
değildir, izah edilen bu vaziyetler muvacehesinde ve bilhassa tevkifin mecburi
olmayıp ihtiyari bulunmakla beraber keyti olmadığına ve hâkimin bu yetkiyi,
hâdisenin gereklerine göre takdirde istimal edeceğine, herşeyden evvel ona
güveninin şart olduğuna nazaran, maznunun suç işlemesine mâni olmamak yolundaki
bu halin, 30. maddenin "veya bunlar gibi tutuklama zorunluğu kılan ve
kanunda gösterilen diğer haller" kategorisi içinde görmemek ve Anayasa'nın
fert hürriyeti ve dokunulmazlığı bakımından özüne dokunduğunu iddia etmek
yerinde olmadığı gibi;
Diğer
önemli bir sebep olarak da Hükümetimizin de bir kanunla kabul ettiği İnsan Haklarını
ve Ana Hürriyetlerini Korumaya dair Sözleşmenin 5. maddesi l, fıkrası aynen
"her ferdin hürriyete ve güvenliğe hakkı vardır. Aşağıdaki mezkûr haller
ve Kanunî usuller dışında hiç kimse hürriyetinden mahrum edilemez"
dedikten sonra ayrıca C bendi "bir suç işlediği şüphesi altında olan yahut
suç işlemesine veya suçu işledikten sonra kaçmasına mâni olmak zarureti
inancını doğuran makul sebeplerin mevcudiyeti dolaysiyle, yetkili adlî makam
önüne çıkarılmak üzere yakalanması ve hapsi" derpiş edilmiştir. Tahlilinde
görülüyor ki, hiç suç işlememiş bir şahsın durumu ele alınarak "veyahut
suç işlemesine mâni olmak zarureti inancını doğuran makul sebeplerin
mevcudiyeti dolayısiyle" yakalanmasını ve hapsini tecviz etmesine rağmen,
konumuzdaki suç işlemiş ve bunun tesirlerini başka bir suç işlememek gayesi ile
ihtiyati tedbirin alınmasında şahıs ve cemiyet bakımından fayda görülen böyle
bir halin; tutuklama zorunluluğu içinde kabul edilmiyerek Anayasa'ya aykırı
bulunduğuna dair karar verilmesine yukarıdaki sebeplerden dolayı muhalifim.
MUHALEFET
ŞERHİ
l-
Anayasa Mahkemesinin, 22/5/1963 gün ve 11409 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanmış
bulunan, 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun 104. maddesinin 1.
fıkrası hakkında 19/2/1963 gün ve 1962/277 -1963/34 sayılı kararına ait
muhalefet şerhimde belirttiğim gibi Anayasa'nın 30. maddesindeki (... veya
bunlar gibi tutuklamayı zorunlu kılan ve kanunla gösterilen diğer hallerde ...)
ibaresine, kararın çoğunluk kısmında izafe edilmiş bulunan mânayı vermek mümkün
değildir.
Zira
Anayasa tasarısındaki metinde bulunmayan bu ibare, Temsilciler Meclisinde
cereyan eden müzakereler sonunda, Tahsisen, (Memleketin emniyet ve asayişi ile
ilgili önemli durumlarda tutuklamayı sağlamak için) usul kanunlarına hüküm
konabilmesine imkân vermek üzere maddeye ilâve edilmiştir.
Binaenaleyh
bahis konusu ibarenin bu sınır ile çevrili olan hedef ve gayesini nazara
almaksızın ibare içinde yer almış bulunan, (gibi) kelimesinin, ilk nazarda ve
lügat mânası olarak zihne getirdiği, (Hudutsuz bir kıyaslamaya cevaz vermek
üzere Anayasa koyucusu tarafından kabul edilmiş olduğunu düşünülmekte isabet
yoktur.
Bu
ibarenin kanun koyucuya vermiş olduğu yetki, Anayasa'nın 30. maddesinde yer
alan tutuklama sebeplerine İlâveten, tutuklamayı zorunlu kılan hal ve şartlar
da ayrıca belirtilmek kaydiyle, memleketin emniyet ve asayişini ilgilendiren
önemli konularda da tutuklama sebepleri kabul edebilmekten ibarettir.
Bineanaleyh
konuyu bu esas ve prensibin ışığı altında incelemek icabeder.
Buna
nazaran,
a)
1631 sayılı Askerî Muhakeme Usulü Kanununun 105. maddesinin 1 numaralı
bendinin, (Tahkikatın taallûk ettiği suç ağır cezayı müstelzim cürümlerden ise)
tevkife cevaz veren (A) fıkrası hükmü, kararın bu fıkrasiyle ilgili açıklamada
da belirtildiği üzere Anayasa'nın 30. maddesinde sayılan (Kaçmayı, delillerin
yok edilmesini veya değiştirilmesini) Önlemek maksadını taşımakta olması
itibariyle Anayasa'ya aykırı değildir.
b)
105. maddenin l numaralı bendinin (C) ve (H) fıkralarında yer alan (Askerî
disiplinin muhafazası maznunun tevkifini mucip ise) ve "Suç Devlet ve
Hükümet nüfuzunu kıran veya memeleketin asayişini bozan fiillerden bulunur
veyahut Adabı umumiye aleyhine olursa" hükümleri ise yukarıda l numara
altında verilen izahatta ve Anayasa Mahkemesinin keza yukarıda bahsi geçen
19/2/1963 tarihli ve 1962/277 -1963/34 sayılı kararına ait muhalefet şerhimde
belirttiğim sebeplere binaen Anayasa'ya aykırı olduklarından iptalleri gerekir.
2-
Kararın, 1631 sayılı Askeri Muhakeme Usulü Kanununun 130. maddesinin ikinci
fıkrasiyle ilgili kısmında (Dâva, tevkif mecburiyetini koyan 2 numaralı bendin
Anayasa'ya aykırılığı iddiasından ibaret olduğuna göre, adlî âmirin son
tahkikatın açılmasına karar vermesi ve tutuklamaya yetkisi bulunması hususları
inceleme konusu dışında bırakılmıştır) denilmektedir.
Halbuki,
karardaki aynı satırları takip eden izahattan da görüleceği üzere bahis konusu
130. maddenin ikinci fıkrasında( ... son tahkikatın açılması karariyle birlikte
tevkiflerine karar verilip ve bunlar hakkında mahkemelerce duruşma her halde
mevkufen cereyan eder) denilmek suretiyle hem adlî âmirin son tahkikatın
açılması kararı ile birlikte tevkif kararı vereceği ve hem, de duruşmanın
tutuklu olarak cereyan edeceği açıklanmış ve bu suretle adlî âmirin de tevkif
kararı vereceği hükmü fıkrada yer almıştır.
Anayasa'nın
30. maddesinde tutuklamanın ancak hâkim kararı, ile yapılabileceği açık olarak
yazılı bulunduğundan bu fıkranın, adlî âmire tutuklamaya karar vermek görevi
yüklemesi bakımından da Anayasa'ya aykırılığı meydandadır.
Bu
itibarla kararın bu fıkra ile ilgili iptal hükmünün gerekçesinde bu hususunda
belirtilmesi uygun olurdu.
Sözü
geçen iptal hükmünün gerekçesine bu eksiği yüzünden muhalifim.