“Belirtilen konu ile ilgili olarak, mahkememizce, somut norm denetimi yolu ile iptal başvurusuna konu edilen kanun hükmünün, Anayasanın 2., 10. ve 36. maddelerine uygun düşmediği düşünülmüştür. Aykırılık gerekçesinin açıklanmasından evvel, belirtilen Anayasa maddelerine yer vermekte fayda olacaktır.
II. Cumhuriyetin nitelikleri
Madde 2 – Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devletidir.
X. Kanun önünde eşitlik
Madde 10 – Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.
(Ek fıkra: 7/5/2004-5170/1 md.) Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet, bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür. (Ek cümle: 7/5/2010-5982/1 md.) Bu maksatla alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı olarak yorumlanamaz.
(Ek fıkra: 7/5/2010-5982/1 md.) Çocuklar, yaşlılar, özürlüler, harp ve vazife şehitlerinin dul ve yetimleri ile malul ve gaziler için alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı sayılmaz.
Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz.
Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde (…)[9] kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar
A. Hak arama hürriyeti
Madde 36 – Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.
İtiraz başvurusunun konusu olan kanun hükmü, Anayasanın, belirtilen maddelerindeki bir takım kurallar, temel hak ve hürriyetler ile bu hakların amaç, kapsam ve sınırlarının bir arada değerlendirilmesi neticesinde aşağıdaki izah edileceği üzere Anayasadaki belirli kurallara aykırıdır. Bu aykırılıkların hukuki ve fiili sebeplerinin açıklanmasından önce KMK'nın tarihsel seyri ve toplu yapı kavramına kısaca yer verilmelidir.
23.06.1965 tarihinde kabul edilerek 02.01.1966 tarihinde yürürlüğe giren 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu, belli bir parsel üzerinde yapılmış birden çok bağımsız bölümü kapsayan tek bir yapı düşünülerek hazırlanmış ve günün ihtiyaçlarına sunulmuştur. Ancak ilgili kanun, sürekli gelişmekte ve değişmekte olan sosyal ve ekonomik şartlar karşısında, ihtiyaçları karşılayamaz hale gelmiş ve bir süre sonra değişimi kaçınılmaz olmuştur. Bütün bu hususları göz önünde bulunduran kanun koyucu, öncelikle 13.04.1983 tarihli 2814 sayılı Kanun ile aynı parsel üzerinde ortak yer ve tesislere sahip birden çok blokun bulunması durumuna çare olmaya çalışmış ve birden çok yapılarda uygulanacak özel hükümleri içeren geçici 3. maddeyi düzenlemesine dahil etmiştir.
Ne var ki, toplumda baş gösteren gelişmeler, hızla artmaya ve değişmeye devam ettikçe, 2814 sayılı Kanun ile getirilen değişiklikler de yetersiz hale gelmiştir. Toplu yapı uygulaması yaygınlaşmış; farklı parseller üzerindeki yapılar, birden fazla bağımsız bölümü kapsayan büyük inşaatlar haline bürünmüştür. Bu noktada devreye giren kanun koyucu, 5711 sayılı Kanunun, 21. maddesi ile, 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanununa “Dokuzuncu Bölüm” adı altında, dokuz madde halinde düzenlenmiş, “Toplu Yapılara İlişkin Hükümler” i eklemiştir. Kanun koyucu 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanununa eklenen hükümler ile yetinmemiş ve 5711 sayılı Kanun ile 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanununun bütününü göz önüne alarak belli maddelerinde, ayrıca değişiklikler meydana getirmiştir. Kanun koyucu, KMK 66 hükmü ile toplu yapı kavramını (tanım yaparak), ilk defa, Türk Hukukuna kazandırmıştır. Toplu yapı kavramı, kat mülkiyeti sistemine geçiş yapmak isteyen çoklu bağımsız bölümlere sahip binaların veya sitelerin bir arada yönetilmesi amacıyla kat mülkiyeti veya kat irtifakı tesis edilmeden önce, bu yapıların hukuki ve idari olarak birbirine bağlanmasıdır.
Başvuruya konu edilen ve 14 Kasım 2007 tarihinde kanuna eklenen 66. maddenin birçok açıdan ciddi hukuki sorunlara yol açıldığı ifade edilmelidir. Öyle ki, maddenin içeriği öğretide de ciddi eleştiriler ile karşılanmaktadır. Uygulamada da durum pek farklı değildir.
Uygulamada, çok sayıda bağımsız bölüm içeren sitelerde tapuda toplu yapı şerhi bulunmaması sebebiyle, aynı hukuki mahiyete sahip davalarda bir kısım mahkemeler Sulh Hukuk Mahkemesi, bir kısmı ise Asliye Hukuk Mahkemesi'nin görevli olduğunu kabul edilmekte; bu durum yargılamaların uzamasına, davaların usulden reddine ve yargılamada ciddi gecikmelere yol açmaktadır.
Madde tekrar tekrar okunsa da tam olarak ne denilmek istenildiği anlaşılamamaktadır. Başvurunun temelinde, esasında benzer tür ihtilaflar olsa da toplu yapı kavramına bağlı olarak aynı davanın farklı düzeydeki iki ayrı mahkemede görülmesi ve ayrı kanunların tatbik edilmesinden ötürü bir takım sakıncalı sonuçlara yol açılması yatmaktadır. Bu başvuru, 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu’nun görevli mahkemeye ilişkin düzenlemelerinin, özellikle toplu yapı şerhi bulunmayan yerlerde ortaya çıkan görev uyuşmazlıklarında, Anayasa'nın 2. maddesinde yer alan hukuk devleti, 10. maddesinde düzenlenen eşitlik ilkesi, 36. maddesindeki adil yargılanma hakkı ile çeliştiği gerekçesiyle yapılmaktadır.
Bu sebeple, uygulamada doğrudan hak arama özgürlüğü, hukuki güvenlik ve mahkemeye erişim hakkı gibi anayasal güvenceleri zedeleyen bu durumun ortadan kaldırılması amacıyla, Kat Mülkiyeti Kanunu’nun 66. maddesinin, Anayasa'ya aykırılık yönünden değerlendirilmesi ve iptali talep edilmektedir.
KMK 66, toplu yapının varlığını tanımakta, ancak bu toplu yapının tapuda şerh edilmesini zorunlu kılmadığı için, aynı fiziki yapı ve fiili yönetime sahip sitelerde dahi tapuda şerh bulunmaması durumunda hukuki statüde farklılık meydana getirmektedir. Bu da görevli mahkemenin belirlenmesinde belirsizlik doğurmakta ve yargılamanın uzamasına sebep olmaktadır.
Başvuruya konu olan sorun, uygulamada sıklıkla karşılaşılan ve yargı içtihatlarında da farklılık gösteren bir görev uyuşmazlığına ilişkindir. İki ayrı sitede, yönetim planları, yapısal durumları, malik sayıları ve ortak kullanım alanları neredeyse birebir aynı olmasına rağmen, yalnızca birinin tapu kaydında “toplu yapı” şerhi bulunması, diğerinde ise bu şerhin bulunmaması sebebiyle, aynı nitelikteki uyuşmazlıklarda farklı hukuk kuralları uygulanmaktadır.
Tapu kaydında toplu yapı şerhi bulunan sitedeki uyuşmazlıklar bakımında KMK hükümleri uygulanmakta ve görevli mahkeme Sulh Hukuk Mahkemesi olarak kabul edilmektedir. Buna karşılık, diğer sitede toplu yapı şerhi bulunmadığı gerekçesiyle aynı tür uyuşmazlıklar, Medeni Kanun hükümlerine göre değerlendirilmektedir ve görevli mahkeme Asliye Hukuk Mahkemesi sayılmaktadır.
Oysa her iki sitenin fiili yönetim düzenleri, malik ilişkileri, ortak gider sorunları, aidat tahsilatı, yöneticinin yetki sınırları gibi unsurları tamamen aynıdır. Bu farkın yalnızca tapuda yer alan bir şerhin olup olmamasına dayanması, eşit hukuki durumlar arasında farklı muameleye yol açmakta ve uygulamada çelişkili yargı kararlarının doğmasına, yargılamaların uzamasına, hakkaniyete aykırı sonuçların ortaya çıkmasına sebebiyet vermektedir.
Bu durum, bir yandan benzer olaylara benzer hüküm uygulanması ilkesini ihlal ederken, diğer yandan hak arama özgürlüğü, adil yargılanma hakkı ve mahkemeye erişim hakkı gibi anayasal güvenceleri de zedelemektedir. Yargı mercilerinin bile yorum yoluyla bu farklılığı gidermekte zorlandığı bu uygulama, açık bir hukuki belirsizlik sorunu teşkil etmektedir.
Hukuk devleti ilkesinin temel unsurlarından biri, hukuki güvenlik ve öngörülebilirliktir. Kişiler, hangi eylemin hangi kurala tabi olduğunu ve bir ihtilaf halinde hangi mahkemenin görevli olacağını önceden bilme hakkına sahiptir. Ancak başvuruya konu düzenleme, toplu yapının varlığını yalnızca tapu şerhine bağlı sayarak, hukuki güvenliği ortadan kaldırmaktadır. Mesela, aynı yapısal özelliklere ve yönetim planlarına sahip iki site, yalnızca şerh farkı sebebi ile farklı mahkemelerde yargılanmakta, farklı kanunlara tabi tutulmakta ve farklı sonuçlara ulaşmaktadır. Bu durum hukuk devleti ilkesine açıkça aykırıdır.
Hukuk sisteminin öngörülebilir olmaması, kişilerin etkin bir biçimde yargı mercilerine başvurmalarını, dava süresince haklarını korumalarını ve adil yargılanmalarını engeller. Davanın başında görevli mahkemenin belirlenememesi, usulden ret kararlarına, zaman kaybına ve vatandaşlar nezdinde yargıya olan güvenin sarsılmasına yol açmaktadır. Ayrıca, KMK'nın uygulanması durumunda site sakinlerinin yükümlülükleri çok daha ağırdır. (örneğin aidatların tahsili, yönetim kararlarının bağlayıcılığı, icra takibi kolaylığı vs.). Buna karşın Medeni Kanun uygulandığında bu yükümlülükler oldukça gevşemekte, bu da eşitlik ve hakkaniyet ilkesine aykırılık yaratmaktadır.
Görevli mahkemenin belirlenememesi yahut bu sebeple davanın uzaması sebebiyle yaşanan süre kayıpları, açıkça yargılamaların makul sürede sonuçlandırılması hakkını ihlal etmektedir. Özellikle bu tür görev uyuşmazlıklarında açılan davaların çoğu, ilk derece mahkemesi tarafından “görevsizlik” kararı verilerek sonuçlanmakta, karşı görevsizlik yahut istinaf kanun yoluna başvurulması hallerinde de yargılama ciddi bir biçimde akamete uğramaktadır.
Konu ile alakalı öğretideki görüşlere de yer verilmelidir.
Hukuki ilişkilerin ve hak arama yollarının açıkça belirlenmesi hukuk devleti ilkesinin gereğidir. Kanunun yorum farklarına bu denli açık bırakılması sistematik bütünlüğe zarar verir. (Fikret Eren, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 29. baskı, Ekim 2024)
Tapuda toplu yapı şerhi bulunmayan yerlerde Kat Mülkiyeti Kanunu hükümlerinin uygulanıp uygulanamayacağı belirsizdir. Bu durum görevli mahkemenin tespitinde ciddi sıkıntılar yaratmaktadır. (Pınar Alkım Bekar, 634 Sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu Kapsamında Toplu Yapılar, Doktora Tezi, 2021)
Fiili bir toplu yapı yönetimi bulunan yerlerde yalnızca tapu şerhi yok diye Medeni Kanun’un uygulanması, hem maliklerin sorumluluklarını daraltmakta hem de hukuki korumayı zayıflatmaktadır. (Seda Öktem Çevik, Toplu Yapılarda Yönetim, Doktora Tezi, 2010)
Yargıtay uygulamalarında ise, yönetim planı hazırlanmış ve diğer koşullar sağlanmış olsa bile, fiilen toplu yapı yönetimine geçilmiş durumlarda, birden fazla imar parseli üzerinde kurulu yapılarda tapu kayıtlarında parseller arasında hukuki bağlantının, yani toplu yapı şerhinin bulunması gerektiği ifade edilmektedir. Konu ile alakalı birkaç karara yer verilmesi isabetli olacaktır.
Yargıtay 5. Hukuk Dairesi'nin 2020/11128 esas ve 2021/9359 karar sayılı kararında, dava konusu site birden fazla parsel üzerinde kurulu olup, Kat Mülkiyeti Kanununun 66. ve devamı maddelerinde düzenlenen Toplu Yapılara İlişkin Özel Hükümler uyarınca sitede henüz toplu yapı yönetimine geçilmediği anlaşılmaktadır. Bu nedenle uyuşmazlıkların çözümünde Kat Mülkiyeti Kanunu hükümlerinin değil, genel hükümlerin uygulanması gerekmektedir.
Yargıtay 5. Hukuk Dairesi'nin 2020/9394 esas ve 2021/484 karar sayılı kararında, dava dosyasında uyuşmazlık konusu anataşınmaza ait tüm malikleri gösteren dava tarihi itibariyle ve ayrıca son tapu kaydının dosya arasına alınmadığı anlaşılmakla, ana taşınmazın üzerinde kurulu olduğu tüm parsel ya da parsellerde kat mülkiyeti veya kat irtifakı kurulup kurulmadığı, birden fazla parselde kurulu ise 5711 sayılı Yasa ile değişik 634 sayılı Kat Mülkiyeti Yasası hükümlerine göre toplu yapı yönetimine geçilip geçilmediği, geçilmiş ise tarihi, 5711 sayılı Yasa ile değişik Kat Mülkiyeti Yasası'nın 66. ve 67. maddeleri gereğince toplu yapıyı oluşturan imar parselleri ve ortak yerlerin tapuda birbirleriyle bağlantıları sağlanmak suretiyle irtibatlandırılıp irtibatlandırılmadığı sorularak buna ilişkin tapu kayıtlarının ve toplu yapı yönetim planı örneğinin, toplu yapı kurulmamış ise ilgili ada ve parsellere ait tapu kayıtları ile taşınmaza ait yürürlükteki yönetim planları örneklerinin Tapu Müdürlüğünden istenmesi gerektiği belirtilmiştir.
KMK 66'ya yönelik hukuki eleştirilere burada yer vermek isabetli olacaktır.
İlgili madde; toplu yapı kapsamındaki imar parsellerinin bitişik veya komşu olmalarını aramaktadır. Bu hüküm açıklanmaya muhtaçtır. Zira kanun koyucunun “bitişik” ve “komşu” kavramlarını neden birlikte zikrettiği anlaşılamamaktadır. Komşuluk için taşınmazların mutlaka bitişik olması gerekmemektedir. Çoğun için de az da vardır. Dolayısıyla, kanun koyucunun zaten biri diğerini kapsayan iki kavramı aynı hüküm içerisinde birlikte kullanmasının nedeni sorgulanmaya muhtaçtır. Araya başka bir arazinin veya ilerin girdiği durumlarda ise, artık toplu yapı söz konusu olamayacaktır.
Toplu yapı kapsamındaki her imar parseli, kat irtifakının veya kat mülkiyetinin tesisinde ayrı ayrı dikkate alınır, şeklindeki hükmü haiz olan 66. maddenin ikinci fıkrasının üçüncü cümlesi, kat mülkiyeti ve kat irtifakının tesisinden bahsetmiştir. Ancak cümlede yer alan “dikkate alınır” deyimi ile ne kasdedildiği, açık değildir.
Toplu yapı birden fazla imar parselini içeriyorsa, münferit parseller üzerinde toplu yapı hükümlerine tâbi olacak şekilde kat mülkiyeti ilişkisi kurulamaz, şeklindeki cümle de yorumlanmaya muhtaçtır. Zira hüküm ile anlatılmak istenenin ne olduğu, dokuzuncu bölüm ile çelişki arz etmektedir. Hükümden, birden fazla parsel üzerine yayılmış toplu yapılar söz konusu olduğunda, her bir parsel üzerine birden fazla bina yapılamayacağı gibi bir sonuç çıkmakta, ancak bu sonuç, öncelikle 5711 sayılı Kanunun getiriliş amacı ile ve sonra KMK 66. maddesinde yer alan “toplu yapı” tanımı ile çelişmektedir. Kanun koyucunun, burada ne gibi bir sonuca varmak istediği, belli değildir.
Kanun koyucunun, 66. maddede yer alan “içeriyorsa” sözcüğünü doğru anlamda kullanmadığı açıktır. Zira toplu yapı birden fazla imar parselini içermez, birden fazla imar parseline yayılabilir. Bir başka deyişle, zaten imar parsel izni alabilen, birden fazla parsel üzerinde yer alan, birden fazla binalar “toplu yapı” olarak nitelendirilebilir.
5711 sayılı Kanun ile Kat Mülkiyeti Kanunu’na eklenen "toplu yapı" düzenlemelerinin şeffaflıktan uzak, uygulamada ciddi belirsizliklere yol açan, hakkaniyeti zedeleyen hükümler içerdiğini belirtmek gerekir. Tapu kayıtlarında “toplu yapı” şerhi bulunup bulunmamasının, sitelerin fiili durumlarına rağmen hukuki sonuçları köklü şekilde değiştirdiğini ve bunun da eşitlik ilkesini ihlal ettiği tekrar vurgulanmalıdır. Ayrıca görevli mahkemenin belirlenmesinde bu tür şekli şerhlere dayanılmasını, aynı nitelikteki yapılar arasında keyfi ayrımlar doğurmaktadır. Bu ayrım ise hukuk güvenliği ve öngörülebilirlik ilkesiyle bağdaşmamaktadır.
Yukarıda ayrıntılı olarak açıklandığı üzere; 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu’nun “toplu yapılara” 66. maddesi ve bu maddeye bağlı olarak görevli mahkemenin belirlenmesine ilişkin uygulama, somut olayda ve benzer nitelikteki davalarda ciddi hukuki belirsizliklere, adaletsiz sonuçlara ve temel hakların ihlaline yol açmaktadır.
Aynı fiziksel ve yönetsel özelliklere sahip iki siteden birinde tapuda “toplu yapı” şerhi bulunması sebebiyle Kat Mülkiyeti Kanunu ve Sulh Hukuk Mahkemesi rejimi uygulanmakta; diğerinde ise bu şerhin yokluğu sebebiyle Medeni Kanun hükümleri ile Asliye Hukuk Mahkemesi görevli sayılmaktadır. Bu farklılık, hukuki öngörülebilirlik, eşitlik ilkesi, hak arama özgürlüğü ve adil yargılanma hakkı ile açık şekilde çelişmektedir.
KMK uygulaması ve hükümleri kendi içerisinde çelişmekte olup, kat mülkiyeti kurulu taşınmazlarda KMK hükümlerinin uygulanmaması yönünde hayatın olağan akışına aykırı sonuçlar çıkmaktadır. Bu uyuşmazlıkları ortan kaldırmak için fiili durum, hukuki duruma uygun hale getirilmelidir. Kalıcı çözüm olarak ise, toplu yapıların kurulması esnasında, tapu dairelerine verilen (KMK madde 12 ve madde 13 kapsamında) belgelerin incelenmesi ile bir veya birden fazla parsel üzerinde yer alan toplu yapı niteliğinde bir yapılaşma var ise mutlaka toplu yapı yönetimine olanak sağlayacak tek bir yönetim planı ve vaziyet planı aranmalı, bu şartlar gerçekleşmediği takdirde yapılar üzerinde kat mülkiyetinin kurulmasına izin verilmemelidir. Ancak, bu çözümler elbetteki kanun koyucunun yasal düzenleme yapması ile alakalıdır. Mevcut kanun hükmü ise anayasal güvenceler ile bağdaşmadığından iptal edilmesi gerekmektedir.
Sonuç olarak, söz konusu kanun hükmünün bu şekliyle yürürlükte kalması; öngörülebilirlikten uzak, belirsiz, eşitlik ilkesini zedeleyen ve yargılamayı etkisiz hâle getiren bir düzen doğurmaktadır. Bu sebeple Anayasa'nın yukarıda sayılan hükümleriyle açıkça çelişmektedir. Yargılamanın gecikmesi yalnızca usuli bir sorun değil, aynı zamanda temel haklara etkisi olan yapısal bir sorundur. Bu bağlamda da normun Anayasa’ya aykırı olduğu açıktır.
İzah olunan sebep ve gerekçeler muvacehesinde, belirtilen kanun hükmünün, yukarıda sıralanan Anayasa'nın ilgili maddelerine aykırı olduğu değerlendirilmiş ve bu şekilde, iptal başvurusu gerekçelendirilerek Anayasa'ya aykırılık hususu açıklanmıştır.
ARA KARAR : ( Gerekçeleri Yukarıda Açıklandığı Üzere;)
1- Anayasa'nın 152. maddesi uyarınca, Kat Mülkiyeti Kanunu'nun 66. Maddesinin, Anayasa'nın 2., 10. ve 36. maddelerine aykırı olması sebebi ile belirtilen kanun hükmünün somut norm denetimi yolu ile iptali için Anayasa Mahkemesi'ne müracaatta BULUNULMASINA,
2- Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 46. maddesi uyarınca, başvuru kararına ilişkin 28/04/2025 tarihli ara karar tutanağının onaylı örneği, dava dilekçesi, cevap dilekçesi, kurumlardan gelen yazı cevapları, bilirkişi raporu, tarafların diğer dilekçelerinin onaylı örnekleri ile dosyaya sunulan diğer belgelerin tarih sırasına göre başlıklar hâlinde sıralandığı dizi pusulası halinde Anayasa Mahkemesi'ne üst yazı ile GÖNDERİLMESİNE,
Dair; ara kararın niteliği gereğince kanun yolu kapalı olmak üzere karar verilmiştir.”
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI
Esas Sayısı : 2025/121
Karar Sayısı : 2025/271
Karar Tarihi : 25/12/2025
R.G. Tarih - Sayı : 17/3/2026-33199
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Küçükçekmece 5. Asliye Hukuk Mahkemesi
İTİRAZIN KONUSU: 23/6/1965 tarihli ve 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu’na 14/11/2007 tarihli ve 5711 sayılı Kanun’un 22. maddesiyle eklenen 66. maddenin Anayasa’nın 2., 10. ve 36. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir.
OLAY: İtirazın iptali davasında itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur.
I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ
Kanun’un itiraz konusu 66. maddesi şöyledir:
“Kapsam
Madde 66 – (Ek: 14/11/2007-5711/22 md.)
Toplu yapı, bir veya birden çok imar parseli üzerinde, belli bir onaylı yerleşim plânına göre yapılmış veya yapılacak, alt yapı tesisleri, ortak kullanım yerleri, sosyal tesis ve hizmetler ile bunların yönetimi bakımından birbirleriyle bağlantılı birden çok yapıyı ifade eder.
Toplu yapı kapsamındaki imar parsellerinin bitişik veya komşu olmaları şarttır. Ancak bu parseller arasında kalan ve imar plânına göre yol, meydan, yeşil alan, park, otopark gibi kamuya ayrılan yerler için bu şart aranmaz. Toplu yapı kapsamındaki her imar parseli, kat irtifakının veya kat mülkiyetinin tesisinde ayrı ayrı dikkate alınır. Ancak, toplu yapı birden fazla imar parselini içeriyorsa, münferit parseller üzerinde toplu yapı hükümlerine tâbi olacak şekilde kat mülkiyeti ilişkisi kurulamaz.
Yapılar tamamlandıkça, tamamlanan yapılara ilişkin kat irtifakları kat mülkiyetine çevrilebilir.”
II. İLK İNCELEME
1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca, Kadir ÖZKAYA, Hasan Tahsin GÖKCAN, Basri BAĞCI, Engin YILDIRIM, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇİL, Ömer ÇINAR ve Metin KIRATLI’nın katılımlarıyla 7/5/2025 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
III. ESASIN İNCELENMESİ
2. Başvuru kararı ve ekleri, Raportör Elif ÇELİKDEMİR ANKITCI tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu kanun hükmü, dayanılan ve ilgili görülen Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
A. İtirazın Gerekçesi
3. Başvuru kararında özetle; itiraz konusu kuralla bağımsız bölüm içeren sitelerin toplu yapı sayılıp sayılmayacağının belirlendiği, kuralda yer alan bitişik ve komşu parsel kavramlarının belirsiz olduğu, zira bitişik parsellerin de komşu parsel sayılabileceği, kuralda yer alan “…dikkate alınır.” ibaresiyle de neyin kastedildiğinin anlaşılamadığı, kuralın kendi içinde çelişkileri barındırdığı, 634 sayılı Kanun’un ek 1. maddesi gereğince toplu yapılarla ilgili uyuşmazlıklarda görevli mahkemenin itiraz sulh hukuk mahkemelerinin olduğu ancak Yargıtay kararlarına göre toplu yapı niteliğinde olduğu hâlde tapu sicilinde şerh bulunmayan yerlerle ilgili uyuşmazlıklara asliye hukuk mahkemesince bakıldığı, kural kapsamında toplu yapı kavramının belirsiz olması nedeniyle bu nitelikteki davalara bakmakla görevli mahkemelerin belirlenmesinin zorlaştığı, bu durumun yargılamaların uzamasına neden olduğu, yine toplu yapı kapsamında görülmeyen yapılarla ilgili uyuşmazlıklara 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun ilgili hükümlerinin uygulanması gerektiği, böylelikle benzer mahiyetteki uyuşmazlıklara farklı görevli mahkemelerin bakmasının eşitlik ilkesini zedelediği belirtilerek kuralın Anayasa’nın 2., 10. ve 36. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
B. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
4. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 43. maddesi uyarınca kural, ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 5. ve 35. maddeleri yönünden de incelenmiştir.
5. Anayasa’nın 35. maddesinde “Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir./ Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir./ Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz.” denilmek suretiyle mülkiyet hakkı güvenceye bağlanmıştır.
6. Anayasa’nın anılan maddesinde bir temel hak olarak güvence altına alınan mülkiyet hakkı; kişiye -başkasının hakkına zarar vermemek ve kanunların koyduğu sınırlamalara uymak koşuluyla- sahibi olduğu şeyi dilediği gibi kullanma ve tasarruf etme, onun semerelerinden yararlanma imkânı veren bir haktır (AYM, E.2022/128, K.2023/136, 26/7/2023, § 18; Mehmet Akdoğan ve diğerleri [1. B.], B. No: 2013/817, 19/12/2013, § 32).
7. Anayasa’nın 5. maddesi insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamayı devletin temel amaç ve görevleri arasında saymıştır. Devlet; kişilerin mülkiyet hakkından tam anlamıyla yararlanabilmeleri ve etkili bir şekilde mülkiyet hakkının korunması amacıyla yasal, idari, mali, yargısal ve diğer önlemleri almak zorundadır.
8. Anayasa Mahkemesi kararlarına göre Anayasa’nın 35. maddesinde bir temel hak olarak güvence altına alınan mülkiyet hakkının etkili bir şekilde korunabilmesi yalnızca devletin bu hakka müdahaleden kaçınmasına bağlı değildir. Nitekim Anayasa’nın 5. maddesinde insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartların hazırlanması, devletin temel amaç ve görevleri arasında sayılmıştır. Bu kapsamda devlet, kişilerin mülkiyet hakkından tam anlamıyla yararlanabilmeleri ve etkili bir şekilde mülkiyet hakkının korunması amacıyla yasal, idari, mali, yargısal ve diğer önlemleri almak zorundadır. Pozitif yükümlülüğün ortaya çıkmasının nedeni gerçek anlamda koruma sağlanmasıdır. Bu bağlamda söz konusu yükümlülük, kimi durumlarda özel kişiler arasındaki uyuşmazlıklar da dâhil olmak üzere mülkiyet hakkının korunması için belirli tedbirlerin alınmasını gerektirmektedir (AYM, E.2019/11, K.2019/86, 14/11/2019, §13; E.2023/58, K.2023/204, 30/11/2023, § 20; Eyyüp Boynukara [1. B.], B. No: 2013/7842, 17/2/2016, §§ 39-41; Osmanoğlu İnşaat Eğitim Gıda Temizlik Hizmetleri Petrol Ürünleri Sanayi Ticaret Limited Şirketi [2. B.], B. No: 2014/8649, 15/2/2017, §§ 42- 44).
9. Ayrıca mülkiyet hakkının çatıştığı durumlarda bunlardan hangisine üstünlük tanınacağı hususunda kanun koyucunun belli ölçüde takdir yetkisi bulunmaktadır. Bununla birlikte kanun koyucunun öngördüğü düzenlemelerin menfaatler dengesinin kurulmasında taraflardan biri aleyhine ölçüsüzlüğe neden olması mülkiyet hakkı yönünden pozitif yükümlülüklerle bağdaşmayabilir. Bu bağlamda her iki tarafın menfaatlerinin mümkün olduğunca dengelenmesi ve sürecin taraflardan biri aleyhine ölçüsüz bir netice doğuracak şekilde sonuçlandırılmaması gerekir (benzer bir değerlendirme için bkz. AYM, E.2019/11, K.2019/86, 14/11/2019, § 16).
10. Mülkiyet hakkının devlete yüklediği pozitif yükümlülükler çerçevesinde etkili hukuk sistemi oluşturulması kapsamında kuralın belirli ve öngörülebilir olması, Anayasa’nın 2. maddesinde güvenceye alınan hukuk devleti ilkesinin de bir gereğidir.
11. Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti; eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına saygılı, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, hukuki güvenliği sağlayan, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, hukuk kurallarıyla kendini bağlı sayan ve yargı denetimine açık olan devlettir.
12. Hukuk devletinin temel unsurlarından olan hukuki belirlilik ilkesi uyarınca kanuni düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesi gerekir. Kanunda bulunması gereken bu nitelikler hukuki güvenliğin sağlanması bakımından da zorunludur. Zira bu ilke hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar (AYM, E.2015/41, K.2017/98, 4/5/2017, §§ 153, 154; E.2019/106, K.2019/100, 25/12/2019, § 20; E.2020/15, K.2020/78, 24/12/2020, § 10; E.2022/110, K.2023/115, 22/6/2023, § 17). Dolayısıyla Anayasa’nın 5. ve 35. maddeleriyle devlete yüklenen etkili hukuksal mekanizma oluşturulması yükümlülüğüyle ilgili değerlendirmede Anayasa’nın 2. maddesinde güvence altına alınan hukuk devleti ilkesinin de gözetilmesi gerekir.
13. İtiraz konusu kuralda toplu yapıların kapsamına yer verilmiştir. Kuralın birinci fıkrasında toplu yapının tanımı yapılmış; ikinci fıkrasında toplu yapılardaki imar parselleri ve bunlar üzerinde kurulacak kat mülkiyeti ve kat irtifakına ilişkin esaslar düzenlenmiş; üçüncü fıkrasında ise bu yapılardaki kat irtifakının kat mülkiyetine çevrilmesinin usulü hükme bağlanmıştır.
14. Toplu yapılara ilişkin diğer özel hükümler ise 634 sayılı Kanun’un 67 ila 74. maddelerinde düzenlenmiştir. Anılan Kanun’un 74. maddesinde söz konusu madde hükümleri dışında Kanun’da yer alan diğer bütün hükümlerin toplu yapılar hakkında da aynen veya kıyas yoluyla uygulanacağı belirtilmiştir. Bu itibarla toplu yapılara ilişkin olarak özel hüküm bulunmayan hâllerde kat mülkiyetine ilişkin hükümler toplu yapılara da uygun düştüğü ölçüde uygulanacaktır.
15. Kuralın gerekçesinde toplu yapının kapsamının belirlendiği, toplu yapının birden çok parseli kapsaması hâlinde, her parselin kat irtifakının ve kat mülkiyetinin tesisinde ayrı ayrı dikkate alınacağı ifade edilerek Kanun’un sistemiyle paralellik sağlandığı, buna karşılık toplu yapı kapsamındaki bütün parsellerin, kat mülkiyeti rejimine geçilirken bir bütün olarak işlem görmesi gerektiği belirtilmiştir.
16. Kuralın birinci fıkrasına göre toplu yapı, bir veya birden çok imar parseli üzerinde onaylı bir yerleşim planına göre yapılmış veya yapılacak alt yapı tesisleri, ortak kullanım yerleri, sosyal tesis ve hizmetler ile bunların yönetimi bakımından birbirleriyle bağlantılı birden çok yapıyı ifade etmektedir. Buna göre toplu yapılar tek parsel veya birden çok parsel üzerinde kurulabilecektir. Bir veya birden çok parsel üzerindeki birden çok bina ile birlikte ortak yer ve tesislerin bulunması ve tüm bu yapıların birbiriyle bağlantısının kurularak ortak bir yönetime tabi tutulması toplu yapı statüsünün oluşması bakımından zorunludur.
17. Kuralın ikinci fıkrasının birinci cümlesinde toplu yapı kapsamındaki imar parsellerinin bitişik veya komşu olmalarının şart olduğu belirtilmiştir. Parsellerin bitişik olması ortak sınırlarının bulunması ya da yan yana olmaları anlamına geldiği açıktır. Komşu parsellerle ilgili hükümde açık bir tanım yapılmamakla birlikte bitişik olmadıkları hâlde birbirlerinden uzak olmayan parsellerin komşu parsel kapsamında görülebileceği anlaşılmaktadır.
18. 16/8/2008 tarihli ve 26969 sayılı Resmî Gazete ’de yayımlanan Toplu Yapılarda Kat Mülkiyeti ve Kat İrtifakı Tesisine Dair Yönetmelik’in 5. maddesinin (4) numaralı fıkrasında da mimari projelerin vaziyet planında aralarında sınır ve komşuluk ilişkisi bulunmayan ve buna bağlı olarak toplu yapı ilişkisi kurulmamış imar parselleri üzerinde toplu yapı ilişkisi sebebiyle kat irtifakı veya kat mülkiyeti tesisi ve buna bağlı yönetim planı işletilmesi taleplerinin karşılanmayacağı belirtilmiştir.
19. Kuralın ikinci fıkrasının ikinci cümlesinde ise bitişik veya komşu parseller arasında kalan ve imar planına göre yol, meydan, yeşil alan, park, otopark gibi kamuya ayrılan yerler için toplu yapı kapsamındaki imar parsellerinin komşu veya bitişik olması şartı aranmamaktadır. Kuralda kamuya ayrılan yerler tahdidi olarak sayılmamış yol, meydan, yeşil alan, park, otopark gibi yerlerin bu kapsamda kalacağı belirtilmiştir. Dolayısıyla kuralda örnekleme olarak sayılan yerler dışında kalan kamuya ayrılan yerler için de söz konusu parsellerin komşu veya bitişik olma şartı aranmayacaktır.
20. Anılan fıkranın üçüncü ve dördüncü cümlelerinde toplu yapı kapsamındaki her imar parselinin, kat irtifakının veya kat mülkiyetinin tesisinde ayrı ayrı dikkate alınacağı, bununla birlikte toplu yapının birden fazla imar parselini içermesi hâlinde, münferit parseller üzerinde toplu yapı hükümlerine tabi olacak şekilde kat mülkiyeti ilişkisinin kurulamayacağı belirtilmiştir. Bu itibarla kuralın yalnızca tek imar parseli üzerine kurulu toplu yapıları kapsamına almadığı, bu yönüyle birden fazla imar parseli üzerindeki toplu yapılarda da uygulanacağı anlaşılmaktadır.
21. Anılan Yönetmelik’in 5. maddesinin (2) numaralı fıkrasının birinci cümlesinde de benzer bir düzenlemeye yer verilerek toplu yapı kapsamındaki imar parsellerinin her birinde, toplu yapı bulunması hâlinde, her imar parselinin kat irtifakı ve kat mülkiyetinin tesisinde ayrı ayrı dikkate alınacağı belirtilmiştir.
22. Kuralın gerekçesinde belirtilen kat mülkiyetine geçilirken toplu yapının yer aldığı parsellerin bir bütün olarak işlem göreceği hususu dikkate alındığında toplu yapıya tabi birden fazla imar parselinde kurulu toplu yapılarda her bir imar parseli üzerinde Kanun’un genel hükümlerine göre kat irtifakı ve kat mülkiyeti kurulabilecek ancak söz konusu kat mülkiyeti ve kat irtifakı o parselle sınırlı olarak genel hükümlere tabi olacaktır. Diğer yandan bu parsellerdeki yapıların toplu yapı niteliğindeki kat mülkiyeti hükümlerine tabi olması için parsellerin tamamında bu nitelikteki kat mülkiyetinin kurulması gerekmektedir.
23. Kuralın üçüncü fıkrasında yapılar tamamlandıkça, tamamlanan yapılara ilişkin kat irtifaklarının kat mülkiyetine çevrilebileceği düzenlemiştir. Bu itibarla toplu yapılara ilişkin her bir imar parselinde tamamlanan yapılar söz konusu olduğunda, bunların tamamlanan kısımlarında kat mülkiyetine geçilebileceği öngörülmüştür. Bu itibarla kural, 10. maddenin ikinci fıkrasında yer alan ana gayrimenkulün tümünün mülkiyeti kat mülkiyetine çevrilmeden o gayrimenkulün yalnız bir veya birkaç bölümü üzerinde kat mülkiyetinin kurulamayacağına ilişkin düzenlemeden ayrılmıştır.
24. Bu itibarla kuralda toplu yapıların tanımlandığı ve hangi yapıların toplu yapı kapsamında sayılacağının belirlendiği açıktır. Dolayısıyla kuralda toplu yapıya ilişkin maddi ve şekli koşullara yer verildiği, buna ilişkin kapsamın açık ve net olarak düzenlendiği anlaşılmaktadır.
25. Nitekim Yargıtay kararlarında istikrarlı olarak toplu yapının birbirine bitişik veya komşu bir ya da birden çok imar parseli üzerinde kurulan birden fazla yapının bulunması, yapıların belli bir onaylı yerleşim planına ve mimari projesine göre yapılması ya da yapılacak olması, yapıların alt yapı tesisleri, ortak kullanım yerleri, sosyal tesis ve hizmetler ile bunların yönetimi bakımından birbirleriyle bağlantılarının bulunması gerektiği belirtilmiştir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu E. 2023/5-572, K. 2024/351, 3/7/2024; E. 2017/5 (18)-2705, K. 2021/1010, 16/9/2021; E. 2017/5 (18)-1992, K. 2021/1009, 16/9/2021).
26. Anılan kararlarda kuralın ikinci fıkrası gereğince toplu yapı kapsamındaki tüm parseller arasında bağlantı kurulmadığı takdirde, toplu yapı hükümlerine tabi olacak biçimde kat mülkiyeti ilişkisinin kurulamayacağı, Kanun'da toplu yapı kapsamında bulunan parseller üzerinde toplu yapı kapsamına tabi olacak biçimde kat mülkiyeti ilişkisinin nasıl kurulacağına ilişkin düzenlemeye yer verilmemişse de uygulamada bu kapsamdaki her bir parselin tapu kütüğündeki beyanlar hanesine diğer parsellerin kütük sayfa numaraları da gösterilerek işlenmesi suretiyle kurulmasının öngörüldüğü, kural ve kuralın devamı maddeleri uyarınca; tapu kaydında beyanlar hanesinde toplu yapı kapsamında gösterilen parsellerin imar planlarına işlenmediği ve birbirleriyle irtibatlandırılmadığı takdirde toplu yapı hükümlerine tabi olmayacağı belirtilmiştir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu E. 2017/(20)5-1995, K.2021/383, 30/3/2021).
27. Diğer yandan itiraz başvurusunda görevli mahkemenin tespitinde esas alınan kuralın belirsiz olması nedeniyle uygulamada benzer uyuşmazlıkların farklı mahkemelerde çözümlendiği ileri sürülmüştür. Zira Yargıtay kararlarına göre toplu yapı niteliğindeki yerlerin tapu kaydında toplu yapı şerhinin bulunması hâlinde ek 1. madde gereğince bu nitelikteki uyuşmazlıklar sulh hukuk mahkemesinde görülürken tapu kaydında şerh bulunmaması nedeniyle toplu yapı kapsamında sayılmayan ancak toplu yapı niteliğinde olan yapılarla ilgili benzer uyuşmazlıklar genel hükümlere göre asliye hukuk mahkemesinde karara bağlanmaktadır.
28. Bu bağlamda Yargıtay bir yerde toplu yapıya geçilip geçilmediğine ilişkin koşulları kurala ve 67. maddeye göre belirlemekte ve buna göre görevli mahkemeyi tespit etmektedir. Yargıtay ayrıca toplu yapıyı oluşturan imar parselleri ve ortak yerlerin tapuda birbirleriyle bağlantılarının sağlanarak irtibatlandırılıp irtibatlandırılmadığı hususu ile ortak yönetim planının bulunup bulunmadığının tapu sicilindeki kayıtlarla belirlenmesi gerektiğini ifade etmiştir (Yargıtay 5. Hukuk Dairesi, E.2024/10022, K.2025/3798, 24/3/2025; E.2023/10141, K.2024/777, 22/1/2024; Yargıtay 20. Hukuk Dairesi, E.2019/1411, K.2019/2229, 2/4/2019).
29. Bu itibarla kuralda toplu yapının kapsamı ile toplu yapılarda kat irtifakı ve kat mülkiyetinin kurulmasına ilişkin koşulların herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık ve net olarak düzenlendiği gözetildiğinde kuralda belirlilik ilkesine aykırı bir yön bulunmamaktadır.
30. Öte yandan bir yerin toplu yapı kavramı kapsamında sayılması hâlinde ortaya çıkan hukuki uyuşmazlıklar sulh hukuk mahkemelerinde 634 sayılı Kanun hükümlerine göre çözümlenirken, bu kapsamda olmayan ancak benzer nitelikteki taşınmazlardaki hukuki uyuşmazlıkların asliye hukuk mahkemelerinde genel hükümlere göre çözümlenmesinin devletin etkili hukuk mekanizması kurma yükümlülüğü bağlamında ayrıca değerlendirilmesi gerekir. Toplu yapı olarak nitelenen yapıların nasıl bir hukuki rejime tabi olacağına ilişkin olarak Anayasa’da herhangi bir hüküm bulunmadığı gibi 634 sayılı Kanun’daki özel hükümlerin bu yapılara uygulanmasını zorunlu kılan bir anayasal hükmün de mevcut olmadığı belirtilmelidir. Toplu yapıların tabi olacağı hukuki rejimi belirlemek anayasal hükümleri gözetmek kaydıyla kanun koyucunun takdirindedir. Kanun koyucunun farklı toplu yapıların farklı hukuki rejimlere tabi olması yönünde düzenleme yapması kendi başına Anayasa’ya aykırı olmaz. Bu noktada önem teşkil eden yön, toplu yapıya uygulanacak hukukun toplu yapıda mülkü bulunan kişilerin menfaatleri arasında adil bir dengenin kurulmasını sağlayan mekanizma ve güvenceleri içinde barındırıp barındırmadığıdır.
31. Toplu yapı sistemine geçilmesiyle 66. ila 74. maddelerde düzenlenen hak ve yükümlülükler tüm kat malikleri için geçerli olacaktır. Bu bağlamda tek bir yönetim planıyla toplu yapıdaki yerlerin tek elden yönetimi tüm kat maliklerini bağlayacaktır. Kat maliklerinin ortak yerlerin kullanım veya tahsis haklarına, bu yerlerle ilgili giderlere katılmalarına ilişkin hususlarda toplu yapıya ilişkin olarak düzenlenen özel hükümler uygulanacaktır.
32. Kat malikleri kurulunun hazırladığı yönetim planına karşı 28. madde uyarınca kat maliklerinin dava hakkı bulunmaktadır. Bu bağlamda toplu yapı sistemine geçme kararına karşı kat maliklerinin yargı mercileri nezdinde itirazlarını ileri sürebilmeleri mümkündür. Diğer yandan yönetim planı, anılan madde uyarınca kat maliklerini bağlayan sözleşme niteliğindedir. Toplu yapıya geçilmese dahi toplu yapıya ilişkin kuralların yönetim planında bulunması hâlinde bu kuralların taraflar açısından geçerli olacağı da açıktır. Ayrıca anılan maddenin ikinci fıkrası gereğince yönetim planında hüküm bulunmayan hâllerde, ana gayrimenkulün yönetiminden doğacak anlaşmazlıklar Kanun’a ve genel hükümlere göre çözümlenecektir.
33. Bu itibarla kuralda toplu yapıya dâhil yerlerin tek yönetim planı içinde idare edilmesi öngörülmekle birlikte kat maliklerinin bu süreçteki uygulamaların keyfî veya hukuka aykırı olduğunu ileri sürebilmelerine imkân tanındığı ve bu konuda gerekli hukuki güvencelerin sağlandığı görülmektedir. Dolayısıyla kat mülkiyeti ilişkisinin taraflarının çatışan menfaatleri arasındaki makul dengenin sağlanmasını temin eden güvence ve mekanizmalara yer verildiği gözetildiğinde kuralda devletin, mülkiyet hakkından kaynaklanan pozitif yükümlülüğüyle çelişen bir yön bulunmamaktadır.
34. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 2., 5. ve 35. maddelerine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir.
Kuralın Anayasa’nın 10. ve 36. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.
IV. HÜKÜM
23/6/1965 tarihli ve 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu’na 14/11/2007 tarihli ve 5711 sayılı Kanun’un 22. maddesiyle eklenen 66. maddenin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE 25/12/2025 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
Başkan
Kadir ÖZKAYA
Başkanvekili
Hasan Tahsin GÖKCAN
Basri BAĞCI
Üye
Engin YILDIRIM
Rıdvan GÜLEÇ
Recai AKYEL
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
Yıldız SEFERİNOĞLU
Selahaddin MENTEŞ
İrfan FİDAN
Kenan YAŞAR
Muhterem İNCE
Yılmaz AKÇİL
Ömer ÇINAR
Metin KIRATLI