“1)Anayasa'nın 2. maddesi Kapsamında Yapılan Değerlendirmede:
Anayasa'nın 2. maddesinde Türkiye Cumhuriyeti'nin bir hukuk devleti olduğu belirtilmiştir. Hukuk Devleti, tersinden hareketle tanımlanacak olursa "keyfi" uygulamaların bulunmadığı düzeni ifade eder. Hukuk devletinde kamu gücünü kullananlar ancak hukuk kurallarının çizdiği sınırlar içerisinde bu yetkiyi kullanabilecek keyfi uygulamalara başvuramayacaktır. Bu hukuk düzeninde devletin sınırları hukuk tarafından çizilmektedir.
Anayasa Mahkemesinin kararlarında yer aldığı üzere hukuk devleti "insan haklarına saygılı, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adil bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuki güvenliği sağlayan, hukuk kurallarıyla kendini bağlı sayan ve yargı denetimine açık olan devlettir. Hukuk devletinin temel unsurlarından biri belirliliktir. Hukuki güvenlikle bağlantılı olan hukuki belirlilik ilkesi bireylerin hukuk kurallarını önceden bilmeleri, tutum ve davranışlarını bu kurallara göre güvenle belirleyebilmeleri anlamını taşımaktadır. Bu nedenle anılan ilke uyarınca yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesi gerekir."(AYM E. 2020/76, K.2023/172,)
Anayasa Mahkemesi kararlarında adalet ve hakkaniyet ilkeleri de hukuk devleti ile bağlantılı olarak değerlendirilmiştir. (AYM E. 2020/87, K.2022/44, §28) Yukarıda da belirtildiği üzere hukuk devletinin en önemli özelliklerinden biri adil bir hukuk düzeni kurmak ve bunu sürdürmektir. Kanun koyucu tarafından yapılacak düzenlemeler adalet ve hakkaniyet ilkeleri doğrultusunda adil hukuk düzenine hizmet etmelidir. Adalet ve hakkaniyet kavramları kurucu bir üst kavram olması dolayısıyla geniş anlamlara gelen soyut bir özellik de sergilemektedir. Ancak uyuşmazlığın çözümüne konu olay sebebiyle adalet ve hakkaniyet kavramları uyuşmazlıkla bağlantılı olarak değerlendirilmeye çalışılmıştır. Buna göre hukuk devletiyle de bağlantılı olarak kabul edilen adalet ve hakkaniyet ilkesi devletin aynı durumda bulunan kişiler hakkında eşitlik ilkesine aykırılık teşkil etmeyecek surette benzer mahiyette işlemler tesis etmesi olarak kabul edilmiştir. Aynı hukuki statüde bulunan kişiler hakkında farklı işlemler tesis edilmesi adalet ve hakkaniyet ilkelerine aykırılık teşkil etmektedir. Benzer durumdaki kişilere farklı kuralların uygulanması, devlete karşı hukuki güvenlik içerisinde bulunması gereken vatandaşların güvensizlik duygusuna kapılmalarına da sebebiyet vermektedir. Zira, devlet tesis ettiği işlemlerinde nesnellikle hareket etmemekte ve hangi sebeple olduğu anlaşılmayacak şekilde aynı durumdaki kişilere farklı kuralları uygulamaktadır. Yine kişilerin kendi kusurlarından ileri gelmeyen sebeplerle aleyhlerine olacak farklı bir hukuki statüde değerlendirilerek eşitlik ilkesine aykırı hareket edilmesi de adalet ve hakkaniyet ilkelerinin ihlal edilmesi olarak değerlendirilmiştir.
Yukarıdaki açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; hükümlü Bucak 2. Asliye Ceza Mahkemesinde yargılandığı 15/05/2020 tarihinde işlemiş olduğu suç dolayısıyla 3 yıllık hapis cezasına mahkum edilmiş ve kararın 18/07/2023 tarihinde kesinleşmesi sebebiyle 20/07/2023 tarihinde 5275 sayılı Kanunun geçici 10/2 maddesinden yararlanmak suretiyle denetimli serbestliğe ayrılmıştır. Ancak 17/11/2018 tarihinde işlemiş olduğu başka bir suçun (Kemer 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 2021/327 Esas 2022/183 Karar sayılı dosyası) 13/09/2023 tarihinde kesinleşmesi sebebiyle hakkında uygulanmış olan denetimli serbestlik tedbiri geri alınmış ve hükümlü hakkında her iki suç yönünden içtima kararı verilerek Burdur Cumhuriyet Başsavcılığınca müddetname düzenlenmiş ve hükümlünün denetimli serbestlik tedbirinden faydalanmasına ilişkin talebi Burdur E Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu İdare ve Gözlem Kurulu Başkanlığı tarafından hükümlünün 31/07/2023 tarihinden sonra cezaevine girmesi sebebiyle reddolunmuştur. 5275 sayılı Kanuna 14/07/2023 tarihinde 7456 sayılı Kanunun 15. maddesiyle eklenen geçici 10. maddenin 2. fıkrasında, 31/07/2023 tarihi itibarıyla geçici 9. maddenin beşinci fıkrası uyarınca Covid-19 salgın hastalığı nedeniyle izinde bulunan ve ilgili mevzuat uyarınca cezalarının denetimli serbestlik tedbiri uygulanmak suretiyle infazına beş yıl ve daha az süre kalan hükümlülerin talebi aranmaksızın, cezalarının koşullu salıverilme tarihine kadar olan kısmının denetimli serbestlik tedbiri uygulanmak suretiyle infazına infaz hakimi tarafından karar verilebileceği belirtilmiştir. Hükümlülerin bu kanun maddesinden faydalanabilmesinin ön şartı, 31/07/2023 tarihi itibarıyla Covid-19 salgın hastalığı nedeniyle izinde bulunma olarak belirlenmiştir. Hükümlünün bu düzenlemeden faydalanabilmesi için 31/07/2023 tarihinden önce hakkında hüküm verilmesi, bu hükmün kesinleşmesi ve infaz işlemlerine başlanması gerekmektedir. Bu şartlar sağlanmadığı takdirde hükümlü denetimli serbestlik tedbirinden faydalanamayacaktır. Hükümlünün işlemiş olduğu bir suçtan dolayı yapılan yargılamada hüküm verilmesi, hükmün kesinleşmesi ve infaz işlemlerine başlanması hükümlünün kusuru olmaksızın gecikebilir. Zira yargılama aşamasında mahkemeden kaynaklanan sebepler, sanık dışındaki kişilerin beyanlarının tespit edilmesi, bekletici mesele bulunması, bilirkişi raporunun geç dönmesi, yurt dışı istinabe işleminin bulunması ve benzeri birçok sebeple yargılama uzayabilir. Yargılamanın uzaması halinde sanık hakkında verilecek hüküm de gecikecektir. Hükmün geç açıklanmasında hiçbir kusuru bulunmayan sanığın sırf yargılama uzadığı için lehe olan denetimli serbestlik tedbirinden faydalanamaması adalet ve hakkaniyet ilkeleri ile bağdaşmamaktadır.
Hükmün açıklanması sonrasında ise, kararın kanun yolu denetimine tabi olması halinde tarafların dosyaya kanun yoluna götürmeleri durumunda sanık hakkında verilen kanun yolu denetiminden geçtikten sonra kesinleşecektir. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununa göre olağan kanun yolları; itiraz, istinaf ve temyizdir. 5271 sayılı CMK'nin 272 maddesi uyarınca ilk derece mahkemeleri tarafından verilen ve kesin nitelikte olmayan hükümlere karşı istinaf yoluna başvurulabilecektir. Ülkemizde hali hazırda farklı bölgelerde faaliyet gösteren 15 Bölge Adliye Mahkemesi bulunmaktadır. Bu Bölge Adliye Mahkemeleri Adana, Ankara, İstanbul, Antalya, Bursa, Diyarbakır, Erzurum, Gaziantep, İzmir, Kayseri, Konya, Samsun, Trabzon, Van'da bulunmaktadır. İlk derece mahkemeleri tarafından verilen kararlar öncelikle istinaf denetimine tabidir. 15 farklı mahalde faaliyet gösteren istinaf mahkemelerinin önlerine gelen kanun yolu başvurularını değerlendirerek karar vermeleri de işin doğası gereği farklılık arz etmektedir. Bu durum aynı mahalde faaliyet gösteren istinaf daireleri için dahi söz konusudur. Bölge Adliye Mahkemelerinin karar verme hızlarından kaynaklı olarak yargılamaya konu benzer mahiyetteki dosyaların erken veya geç kesinleşmesi mümkün olacaktır. Somut olay özelinde düşündüğümüzde, aynı tarihte, aynı suçu işleyen iki kişi hakkında aynı tarihte yargılamayı gerçekleştiren mahkemece mahkumiyet kararı verildiği ve bu iki kişinin farklı Bölge Adliye Mahkemesi yetki alanı içerisinde bulundukları kabul edildiğinde, Bölge Adliye Mahkemelerinden birinin 31/07/2023 tarihinden önce dosyayı ele alıp kesin bir şekilde karar verdiğini, diğer Bölge Adliye Mahkemesinin ise 31/07/2023 tarihinden sonra dosyayı ele alıp karar vermesi halinde hakkındaki hüküm kesinleşmiş olan hükümlülerden biri Bölge Adliye Mahkemesi 31/07/2023 tarihinden önce karar verdiği için denetimli serbestlik tedbirinden faydalanacak, diğeri ise 31/07/2023 tarihinden sonra karar verildiği için denetimli serbestlik tedbirinden faydalanamayacaktır. Hükümlünün elinde olmayan sebeplerle kararın geç kesinleşmesinin sorumluluğunu hükümlüye yüklemek hakkaniyet ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacaktır.
İlgili hakkında mahkumiyet hükmü verilmesi ve bu hükmün kesinleşmesinin yanında denetimli serbestlik tedbirinin uygulanabilmesi için infaz işlemlerine de başlanmış olması gerekmektedir. İnfaz işlemlerine başlanabilmesi için mahkeme kararının kesinleşmesi ve bunu belgeleyen kesinleşme şerhini düzenlenmesi gerekmektedir. Mahkeme kararının kesinleştiğinin Cumhuriyet Savcılığına bildirilmesinden sonra Cumhuriyet Savcılığınca infaz işlemlerine başlanacaktır. Bu sürecin de sanığın elinde olmayan sebeplerle uzama ihtimali bulunmaktadır. Kesinleşme şerhinin geç düzenlenmesi veya infaz işlemlerine geç başlanması halinde eğer hükümlü 31/07/2023 tarihine kadar Covid 19 iznine ayrılmamışsa geçici 10/2 maddesinde yer alan denetimli serbestlik tedbirinden faydalanamayacaktır. Bu durumda yukarıda belirtildiği üzere hükümlünün elinde olmayan sebeplerle denetimli serbestlik tedbirinden faydalanamaması ve ülke çapında farklı mahallerde 31/07/2023 tarihinden önce ve sonra infaz işlemlerine başlanma ihtimali sebebiyle hakkaniyet, adalet ve eşitlik ilkeleri dolayısıyla hukuk devleti ilkesine aykırılık teşkil edecektir.
Yukarıda açıklandığı üzere hükümlünün geçici 10/2 maddesinde yer alan denetimli serbestlik tedbirinden yararlanıp yararlanmaması hükmün ne zaman verileceği, ne zaman kesinleşeceği ve ne zaman infaz edilmeye başlanacağına göre değişkenlik göstermektir. Hükümlünün elinde olmayan sebeplerle bu süreçlerin 31/07/2023 tarihinden sonra tamamlanması halinde hükümlü denetimli serbestlik tedbirinden faydalanamayacaktır. Denetimli serbestlik tedbirinin uygulanması bakımından suç tarihi gibi nesnel bir kriter belirlenmek yerine 31/07/2023 tarihinde Covid izninde olmak şeklinde karmaşık ve belirsiz bir kriter koymak hukuk devletinin hukuki belirlilik, adalet ve hakkaniyet ilkelerine aykırılık teşkil etmektedir. Bu sebeple kanun maddesinin iptal edilmesi gerektiği düşünülmektedir.
2)Anayasa'nın 10. maddesi Kapsamında Yapılan Değerlendirmede:
AAnayasa'nın 10. maddesinde devlet organlarının ve idare makamlarının bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorunda oldukları belirtilmiştir. Anayasa Mahkemesi'nin 2009/47 E. 2011/51 K. sayılı ilamında belirtildiği üzere eşitlik ilkesinin amacının aynı durumda bulunan kişilerin yasalar karşısında aynı işlemlere tabi tutulmaları gerektiğidir. Somut olayımızda denetimli serbestlik tedbirinin uygulanması bakımından suç tarihi gibi nesnel bir kriter belirlenmek yerine 31/07/2023 tarihinde Covid izninde olmak şeklinde karmaşık, birçok farklı değişkene bağlı ve belirsiz bir kriter koyulduğu anlaşılmaktadır. Yukarıda da detaylı bir şekilde anlatıldığı üzere bu düzenlemenin eşitlik ilkesine aykırı olduğu değerlendirilmektedir. Zira, aynı tarihte suç işleyen iki kişi hakkında yargılama sürecinin uzaması, kesinleşme işlemlerinin geç yapılması, infaz işlemlerine geç başlanması sebepleriyle farklı kuralların uygulanması mümkün hale gelmektedir. Yukarıda bahsedilen süreçlerin 31/07/2023 tarihinden önce gerçekleşmesi halinde hükümlü denetimli serbestlik tedbirinden faydalanmakta, 31/07/2023 tarihinden sonra gerçekleşmesi halinde ise denetimli serbestlik tedbirinden faydalanamamaktadır. Aynı tarihte suç işleyen, aynı hukuki statüde bulunan kişiler hakkında farklı hükümlerin uygulanması bu yönüyle Anayasanın eşitlik ilkesine aykırıdır. Bu sebeple kanun maddesinin iptal edilmesi gerektiği düşünülmektedir.
3)Anayasa'nın 40. maddesi Kapsamında Yapılan Değerlendirmede: Anayasa’nın “Temel hak ve hürriyetlerin korunması” başlıklı 40. maddesinin birinci fıkrası “Anayasa ile tanınmış hak ve hürriyetleri ihlâl edilen herkes, yetkili makama geciktirilmeden başvurma imkânının sağlanmasını isteme hakkına sahiptir” hükmünü içermektedir. Anılan hükme göre kişilerin yargı makamları ile idari makamlar önünde haklarını arayabilmelerine kolaylık ve imkân sağlanması anayasal bir zorunluluktur. Bu zorunluluk, temel hak ve özgürlüğü ihlal edilen ya da ihlal edildiğini iddia eden kişilerin ilgili yargı veya idari merciler nezdinde şikâyetlerini dile getirmesi hususunda devlete gerekli ve yeterli mekanizmaları oluşturarak uygun koşulları sağlama yükümlülüğü getirmektedir. Bu çerçevede Anayasa’nın anılan maddesinde güvence altına alınan etkili başvuru hakkı; anayasal bir hakkının ihlal edildiğini ileri süren herkese hakkın niteliğine uygun olarak iddialarını inceletebileceği makul, erişilebilir, etkili, ihlalin gerçekleşmesini veya sürmesini engellemeye ya da sonuçlarını ortadan kaldırmaya elverişli idari ve yargısal yollara başvuruda bulunabilme imkânının sağlanmasını teminat altına almaktadır.
5275 sayılı Kanuna 14/07/2023 tarihinde 7456 sayılı Kanunun 15. maddesiyle getirilen geçici 10. madde eklenmiştir. 7456 sayılı Kanun 15/07/2023 tarihinde Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Yukarıda da bahsedildiği üzere kanun maddesine göre denetimli serbestlik tedbirinden faydalanmanın ön koşulu olarak 31/07/2023 tarihinde Covid izninde olmak belirlenmiştir. Uygulamada da karşılaşıldığı üzere, hakkında hüküm tesis edilmiş kişiler denetimli serbestlik tedbirinden faydalanabilmek amacıyla ilk derece mahkemelerinden verilmiş olan kararları istinaftan vazgeçmek, istinafa ve temyize taşıdıkları dosyaları ise kanun yolu haklarından feragat etmek suretiyle haklarındaki hükümleri kesinleştirme yoluna gitmişlerdir. Kanunun Resmi Gazetede yayımladığı 15/07/2023 ile denetimli serbestlik tedbirinden faydalanmak için belirlediği 31/07/2023 tarihi arasındaki 16 günde kişiler denetimli serbestlik tedbirinden faydalanabilmek amacıyla haklarındaki hükmü kesinleştirmek için kanun yolu haklarından vazgeçmek zorunda kalmışlardır. İlgililerin kanun yolu hakkından vazgeçmelerine sebebiyet veren bu düzenleme bu yönüyle de etkili başvuru hakkına aykırılık teşkil etmektedir.Bu sebeple kanun maddesinin iptal edilmesi gerektiği düşünülmektedir.
K A R AR : Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 152. maddesi ve Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanunun 40. maddesi uyarınca, yargılamaya konu uyuşmazlığın çözülmesi bakımından uygulanması zorunlu bulunan 7456 sayılı Kanunun 15. maddesiyle getirilen 5275 sayılı Kanunun geçici 10/2. maddesinin Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 2, 10. ve 40. maddelerine aykırılık teşkil ettiği değerlendirildiğinden Anayasaya aykırılık incelemesinde bulunmak üzere ANAYASA MAHKEMESİNE BAŞVURULMASINA,
2-İnfaz işlemlerine devam edilmesinin giderilmesi güç veya imkansız sonuçların doğmasına sebebiyet verme ihtimali bulunduğundan Anayasa Mahkemesinin bu konuda vereceği karara kadar Burdur E Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu İdare ve Gözlem Kurulu Başkanlığı'nın 30/11/2023 tarih 2023/7363 kararının durdurulmasına,
3-Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 152/3. maddesi uyarınca dosyanın Anayasa Mahkemesine ulaşmasından başlamak üzere beş ay içerisinde Anayasa Mahkemesince karar verilmediği takdirde itirazın yürürlükteki kanun hükümlerine göre sonuçlandırılmasına,
4-İptali istenen kuralların Anayasanın hangi maddelerine aykırı olduklarını açıklayan gerekçeli başvuru kararı aslının, başvuru kararına ilişkin tutanağın onaylı örneğinin ve dava dilekçesi ile dosyanın ilgili bölümlerinin onaylı örneklerinin dizi listesine bağlanarak Anayasa Mahkemesine gönderilmesine dair karar verildi.”
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI
Esas Sayısı : 2024/28
Karar Sayısı : 2024/24
Karar Tarihi : 1/2/2024
R.G.Tarih-Sayı : Tebliğ edildi.
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Burdur Ağır Ceza Mahkemesi
İTİRAZIN KONUSU: 13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’a 14/7/2023 tarihli ve 7456 sayılı Kanun’un 15. maddesiyle eklenen geçici 10. maddenin (2) numaralı fıkrasının Anayasa’nın 2., 10. ve 40. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir.
OLAY: Denetimli serbestliğe ayrılma talebinin reddine yönelik karara karşı yapılan itiraz incelemesinde itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur.
I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ
Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı geçici 10. maddesi şöyledir:
“Geçici Madde 10- (Ek: 14/7/2023-7456/15 md.)
(1) 31/7/2023 tarihi itibarıyla geçici 9 uncu maddenin beşinci fıkrası uyarınca Covid-19 salgın hastalığı nedeniyle izinde bulunan hükümlüler, izin bitimini takip eden onbeş gün içinde infaz işlemlerinin devam ettiği kurumlara dönmek zorundadır.
(2) 31/7/2023 tarihi itibarıyla geçici 9 uncu maddenin beşinci fıkrası uyarınca Covid-19 salgın hastalığı nedeniyle izinde bulunan ve ilgili mevzuat uyarınca cezalarının denetimli serbestlik tedbiri uygulanmak suretiyle infazına beş yıl ve daha az süre kalan hükümlülerin talebi aranmaksızın, cezalarının koşullu salıverilme tarihine kadar olan kısmının denetimli serbestlik tedbiri uygulanmak suretiyle infazına infaz hakimi tarafından karar verilebilir.
(3) Yukarıdaki fıkralar uyarınca, izinden dönecek hükümlüler ile hakkında denetimli serbestlik kararı verilecek hükümlülere ilişkin hususlar, Adalet Bakanlığının resmî internet sitesinde duyurulur.
(4) 105/A maddesi kapsamında denetimli serbestlik tedbiri uygulanmak suretiyle cezası infaz edilip geçici 9 uncu maddenin beşinci fıkrası uyarınca Covid-19 salgın hastalığı nedeniyle 31/7/2023 tarihi itibarıyla izinde bulunan hükümlüler, koşullu salıverilme tarihine kadar olan süreleri 105/A maddesinin beşinci fıkrasında belirtilen yükümlülüklere tabi olmadan geçirirler.
(5) Geçici 9 uncu maddenin altıncı fıkrası uyarınca açık ceza infaz kurumuna gönderilen hükümlüler, 31/7/2023 tarihi itibarıyla açık ceza infaz kurumuna ayrılmış sayılır.
(6) Türk Ceza Kanununun İkinci Kitap Dördüncü Kısım Dördüncü, Beşinci, Altıncı ve Yedinci Bölümünde tanımlanan suçlar, Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren suçlar ve örgüt faaliyeti kapsamında işlenen suçlar hariç olmak üzere, 31/7/2023 tarihi itibarıyla kapalı ceza infaz kurumlarında bulunan hükümlülerden, toplam hapis cezası on yıldan az ise bir ayını, on yıl ve daha fazla ise üç ayını bu kurumlarda geçirip ilgili mevzuat uyarınca açık ceza infaz kurumlarına ayrılmasına üç yıl veya daha az süre kalanlar, bu şartların oluştuğu tarih itibarıyla açık ceza infaz kurumlarına ayrılabilir. Bu hükümlüler ile 31/7/2023 tarihinde geçici 9 uncu maddenin altıncı fıkrası kapsamında açık ceza infaz kurumunda bulunan hükümlüler, talepleri hâlinde en az üç ay açık ceza infaz kurumunda kalmış olmak şartıyla ilgili mevzuat uyarınca cezaların denetimli serbestlik tedbiri altında infazı uygulamasından üç yıl erken yararlandırılır.
(7) Altıncı fıkra hükümleri 31/7/2023 tarihi itibarıyla;
a) Hapis cezasının infazı 16, 16/A ve 17 nci maddeleri kapsamında ertelenmiş olan,
b) Hapis cezasının infazı durdurulmuş olan,
hükümlüler hakkında da uygulanır.
(8) Koşullu salıverilmenin geri alınması nedeniyle 31/7/2023 tarihi itibarıyla cezası aynen infaz edilen veya ikinci defa mükerrir olup 31/7/2023 tarihi itibarıyla bu cezanın infazı için ceza infaz kurumunda bulunan hükümlülerin bu cezalarının infazı bakımından altıncı fıkra hükümleri uygulanmaz. Bu hükümlülerin 31/7/2023 tarihi itibarıyla kesinleşmiş ancak infaz edilmemiş diğer hapis cezaları bakımından altıncı fıkra hükümleri uygulanır.”
II. İLK İNCELEME
1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca yapılan ilk inceleme toplantısında başvuru kararı ve ekleri, Raportör Abdullah ATAY tarafından hazırlanan ilk inceleme raporu ve itiraz konusu kanun hükmü okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
2. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un “Anayasaya aykırılığın mahkemelerce ileri sürülmesi” başlıklı 40. maddesinde Anayasa Mahkemesine itiraz yoluyla yapılacak başvurularda izlenecek yöntem düzenlenmiştir. Söz konusu maddenin (1) numaralı fıkrasında bir davaya bakmakta olan mahkemenin bu davada uygulanacak bir kanun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin hükümlerini Anayasa’ya aykırı görmesi hâlinde veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varması durumunda bu fıkrada sayılan belgeleri dizi listesine bağlayarak Anayasa Mahkemesine göndereceği belirtilmiş; anılan fıkranın (b) bendinde “Başvuru kararına ilişkin tutanağın onaylı örneği” Anayasa Mahkemesine gönderilecek belgeler arasında sayılmıştır. Maddenin (4) numaralı fıkrasında ise yöntemine uygun olmayan itiraz başvurularının Anayasa Mahkemesi tarafından esas incelemeye geçilmeksizin gerekçeleriyle reddedileceği hükme bağlanmıştır.
3. İçtüzük’ün 46. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (a) bendinde de “Başvuru kararına ilişkin tutanağın onaylı örneği” Anayasa Mahkemesine sunulacak belgeler arasında sayılmıştır.
4. Yine İçtüzük’ün 49. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendinde Anayasa Mahkemesince yapılan ilk incelemede başvuruda eksikliklerin bulunduğunun tespit edilmesi hâlinde itiraz yoluna ilişkin işlerde esas incelemeye geçilmeksizin başvurunun reddine karar verileceği, (2) numaralı fıkrasında ise anılan (b) bendi uyarınca verilen kararın itiraz yoluna başvuran mahkemenin eksiklikleri tamamlayarak yeniden başvurmasına engel olmadığı belirtilmiştir.
5. Bakılmakta olan davada Mahkemenin gerekçeli karar ile itiraz yoluna başvurduğu ancak gönderilen belgeler arasında başvuru kararına ilişkin düzenlenen tutanağın onaylı örneğinin bulunmadığı anlaşılmıştır. Bu itibarla başvurunun yöntemine uygun olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
6. Açıklanan nedenle 6216 sayılı Kanun’un 40. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendi ile İçtüzük’ün 46. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (a) bendine aykırı olduğu anlaşılan başvurunun 6216 sayılı Kanun’un 40. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince yöntemine uygun olmadığından reddi gerekir.
III. HÜKÜM
13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’a 14/7/2023 tarihli ve 7456 sayılı Kanun’un 15. maddesiyle eklenen geçici 10. maddenin (2) numaralı fıkrasının iptaline karar verilmesi talebiyle yapılan itiraz başvurusunun 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 40. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince yöntemine uygun olmadığından REDDİNE 1/2/2024 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
Başkan
Zühtü ARSLAN
Başkanvekili
Hasan Tahsin GÖKCAN
Kadir ÖZKAYA
Üye
Engin YILDIRIM
M. Emin KUZ
Rıdvan GÜLEÇ
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
Yıldız SEFERİNOĞLU
Selahaddin MENTEŞ
Basri BAĞCI
İrfan FİDAN
Kenan YAŞAR
Muhterem İNCE