“5275 Sayılı Kanunun 38 ila 44. maddelerinde hükümlü ve tutuklular hakkında uygulanacak disiplin suçları ile, bu suçların karşılığı olan yaptırımlar düzenlenmiş, aynı kanunun 49. maddesinde ise disiplin soruşturması sürecinde idarece alınabilecek tedbirlere yer verilmiştir.
Somut olayda ceza infaz kurumu idaresi tarafından tutulan 22/05/2024 tarihli tutanakta hükümlünün telefon görüşme listesine kayıtlı kişinin numarası üzerinden başka bir kişiyle görüşme yaptığının tespit edilmesi üzerine disiplin soruşturmasına başlanmış ve hükümlüye 5275 Sayılı Kanunun 42/2-f maddesi uyarınca kurum idaresine bildirilen telefon numarası aracılığıyla ya da teknik müdahale ile başka bir hatta yönlendirme yapmak suretiyle görüşme hakkı olmayan kişilerle görüşmek fiilinden ötürü 1 ay süreyle haberleşme veya iletişim araçlarından yoksun bırakma cezası verilmiştir.
Hükümlü bu disiplin cezası kararına karşı şikayet yoluna başvurmamış, disiplin cezası yasal sürenin sonunda 24/06/2024 tarihinde kesinleşmiş, kesinleşme şerhinde infaza başlama tarihinin 24/06/2024, infaz bitiş tarihinin 24/07/2024 olduğu belirtilmiştir. Disiplin cezasının infazı halen devam etmektedir.
Şikayet yoluna başvuran hükümlü disiplin soruşturma sürecinde telefon hakkının idarece kısıtlandığını, cezanın kesinleşmesinden sonra yeniden 1 ay süreyle bu hakkından yoksun bırakıldığını, bu cezayı zaten infaz etmiş olduğunu belirterek soruşturma süresince uygulanan tedbir kararının kesinleşen disiplin cezası süresinden mahsup edilmesini ve telefon hakkının yeniden verilmesini talep etmiştir.
Ceza infaz kurumundan gelen yazı cevabında, hükümlü hakkında açılan disiplin soruşturması süresince 49/2. maddesi uyarınca telefon hakkının pasife alındığı bildirilmiştir.
Buna göre disiplin soruşturmasına başlandığı 22/05/2024 tarihinden disiplin cezasının kesinleştiği 24/06/2024 tarihine kadar hükümlünün telefon ve haberleşme haklarından yararlanamadığı, hükümlünün disiplin cezasının kesinleştiği 24/06/2024 tarihinden sonra da 1 ay süreyle bu haktan yararlanamayacağı anlaşılmaktadır.
Hükümlü hakkında açılan disiplin soruşturması süresince tedbiren haberleşme yasağı uygulanmasına dayanak olan 5275 sayılı Kanunun 49/2. maddesinde, tedbiren uygulanan yasaklama kararlarının, kesinleşen disiplin cezasından mahsup edileceğine dair bir düzenleme yer almamaktadır.
Ceza infaz kurumunca, disiplin cezasının infaz bitiş tarihi hesaplanırken, disiplin soruşturmasında tedbiren uygulanan haberleşme yasağı süresinin mahsup edilmediği görülmektedir. Uygulama da bu şekilde yerleşmiştir.
Anayasanın 2. ve 13. maddeleri bakımından:
Hücreye koyma, ziyaretçi kabulünden yasaklama, haberleşme araçlarından yoksun bırakma gibi disiplin cezaları, hükümlülerin ceza infaz kurumunda sahip oldukları temel hak ve hürriyetlere yönelik sınırlama getirdiğinden, Anayasanın 13. maddesinde öngörülen kurallara tabi olduğu açıktır. Anyasanın 13. maddesine göre temel hak ve hürriyetler ancak kanunla sınırlanabilir. Anayasa Mahkemesi 2020/77 Esas 2021/93 sayılı Kararında; " (...) hakkını sınırlamaya yönelik bir kanuni düzenlemenin şeklen var olması yeterli olmayıp yasal kuralların keyfîliğe izin vermeyecek şekilde belirli, ulaşılabilir ve öngörülebilir düzenlemeler niteliğinde olması gerekir. " Esasen temel hak ve özgürlükleri sınırlayan kanunun bu niteliklere sahip olması Anayasa’nın 2. maddesinde güvenceye alınan hukuk devleti ilkesinin de bir gereğidir. Hukuk devletinde kanuni düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesi gerekir. Kanunda bulunması gereken bu nitelikler hukuki güvenliğin sağlanması bakımından da zorunludur. Zira bu ilke hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar (AYM, E.2015/41, K.2017/98, 4/5/2017, §§ 153, 154). Dolayısıyla Anayasa’nın 13. maddesinde sınırlama ölçütü olarak belirtilen kanunilik, Anayasa’nın 2. maddesinde güvenceye alınan hukuk devleti ilkesi ışığında yorumlanmalıdır." şeklindeki tespiti ile, temel hak ve hürriyetleri sınırlamaya yönelik Kanunun niteliklerini belirlemiştir.
Anayasa Mahkemesi hukuk devleti ilkesinin unsurlarından biri olan belirlilik ilkesini ise; "Bu ilkeye göre yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesi gerekir. Belirlilik ilkesi, hukuksal güvenlikle bağlantılı olup kişinin kanundan belirli bir kesinlik içinde hangi somut eylem ve olguya hangi hukuksal yaptırımın veya sonucun bağlandığını, bunların idareye hangi müdahale yetkisini verdiğini bilmesini zorunlu kılmaktadır. Kişi ancak bu durumda kendisine düşen yükümlülükleri öngörebilir ve davranışlarını ayarlayabilir. Hukuki güvenlik ilkesi bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar.(AYM, E. 2020/80, K. 2021/34, parg. 25) " şeklinde tanımlamaktadır.
5275 sayılı Kanunun 49/2. maddesinde hükümlüler hakkında açılan disiplin soruşturması sonuçlanıncaya kadar, idareye "kanundan öngörülmeyen" diğer tedbirleri alma konusunda geniş bir takdir yetkisi tanınmıştır. Buna göre disiplin soruşturması açıldıktan sonra, hükümlünün tedbiren haberleşme araçlarından yoksun bırakılması veya başkaca bir işleme tabi tutulması durumunda hak ve özgürlüklere yönelik sınırlamanın şekli olarak kanuni dayanağı bulunmakla birlikte; bu kanuni düzenlemenin hukuk devleti ilkesinin temel unsurlarından olan "belirlilik" ilkesine uygun olduğu söylenemez. İdareye, disiplin soruşturması devam ederken, işlenen disiplin fiilinin niteliğine göre bir tedbir belirleme konusunda takdir hakkı bırakılması , ceza infaz kurumunda düzen, güvenlik ve disiplinin sağlanması bakımından gerekli olarak görülebilse dahi, normun sınırlarının belirlenmemiş olması halinde belirlilik ilkesi ve dolayısıyla Anayasanın 13. maddesinde düzenlenen "kanunla sınırlama" ilkesi ihlal edilmiş olur. Nitekim, iptali istenen yasa hükmünde; disiplin soruşturması açıldıktan sonra alınacak tedbirlerin mutlaka disiplin fiilinin niteliğine uygun olması, hangi süre ile uygulanacağı, uygulanacak tedbir kararının daha sonra verilecek disiplin cezasından mahsup edilip edilmeyeceği konularında bir belirlilik içermediği açıktır.
Her ne kadar Türk Ceza Kanununun 63. maddesinde mahsup kurumu düzenlenmiş olsa da, bu kuralın disiplin soruşturması ve disiplin cezaları bakımından doğrudan uygulanma imkanı bulunmamaktadır.
İş bu sebepler ve Yüksek Mahkemenizin re'sen göz önüne alacağı diğer sebeplere binaen; 5275 Sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun 42. maddesinin 2. fıkrasının 1. Cümlesinde yer alan " Kurumun düzeninin ve kişilerin güvenliklerinin ciddi tehlike ile karşı karşıya kalması halinde, asayiş ve düzeni sağlamak için Kanunda açıkça belirtilmeyen diğer tedbirler de alınır." hükmünün iptaline karar verilmesi, Anayasanın 152. ve 6216 sayılı Kanunun 40. maddeleri uyarınca Yüksek Mahkemenizden arz ve talep olunur.”
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI
Esas Sayısı : 2024/145
Karar Sayısı : 2024/138
Karar Tarihi : 23/7/2024
R.G. Tarih - Sayı : Tebliğ edildi.
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Çorum İnfaz Hâkimliği
İTİRAZIN KONUSU: 13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 49. maddesinin (2) numaralı fıkrasının birinci cümlesinin Anayasa’nın 2. ve 13. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir.
OLAY: Hükümlü hakkında yürütülen disiplin soruşturması sırasında uygulanan tedbir kararının disiplin cezasından mahsup edilmesi talebiyle açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur.
I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ
Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı 49. maddesi şöyledir:
“Yönetim tarafından alınabilecek tedbirler
Madde 49- (1) Yönetim, disiplin soruşturması yapılan hükümlünün odasını, iş ve çalışma yerini değiştirebilir, hükümlüyü kurumun başka kesimine nakledebilir veya diğer hükümlülerden ayırabilir.
(2) Kurumun düzeninin ve kişilerin güvenliklerinin ciddî tehlikeyle karşı karşıya kalması hâlinde, asayiş ve düzeni sağlamak için Kanunda açıkça belirtilmeyen diğer tedbirler de alınır. Tedbirlerin uygulanması, disiplin cezasının verilmesine engel olmaz.”
II. İLK İNCELEME
1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca yapılan ilk inceleme toplantısında başvuru kararı ve ekleri, Raportör Ahmet Hakan SOYTÜRK tarafından hazırlanan ilk inceleme raporu ve itiraz konusu kanun hükmü okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
2. Anayasa’nın “Anayasaya aykırılığın diğer mahkemelerde ileri sürülmesi” başlıklı 152. maddesinin dördüncü fıkrasında “Anayasa Mahkemesinin işin esasına girerek verdiği red kararının Resmî Gazetede yayımlanmasından sonra on yıl geçmedikçe aynı kanun hükmünün Anayasaya aykırılığı iddiasıyla tekrar başvuruda bulunulamaz.” denilmiştir. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un “Başvuruya engel durumlar” başlığını taşıyan 41. maddesinin (1) numaralı fıkrasında da “Mahkemenin işin esasına girerek verdiği ret kararının Resmî Gazetede yayımlanmasından itibaren on yıl geçmedikçe aynı kanun hükmünün Anayasaya aykırılığı iddiasıyla itiraz başvurusu yapılamaz.” hükmüne yer verilmiştir.
3. Anayasa Mahkemesi 2/5/2018 tarihli ve E.2017/159, K.2018/41 sayılı kararında itiraz konusu kuralı esastan incelemek suretiyle kuralın Anayasa’ya aykırı olmadığı sonucuna ulaşarak ret kararı vermiştir. Anılan karar 31/5/2018 tarihli ve 30437 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmıştır. Anayasa Mahkemesince işin esasına girilerek reddedilen kural hakkında yeni bir başvurunun yapılabilmesi için önceki kararın Resmî Gazete’de yayımlandığı 31/5/2018 tarihinden başlayarak geçmesi gereken on yıllık süre henüz dolmamıştır.
4. Açıklanan nedenle kurala yönelik başvurunun Anayasa’nın 152. maddesinin dördüncü fıkrası ve 6216 sayılı Kanun’un 41. maddesinin (1) numaralı fıkrası gereğince reddi gerekir.
III. HÜKÜM
13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 49. maddesinin (2) numaralı fıkrasının birinci cümlesine yönelik itiraz başvurusunun Anayasa’nın 152. maddesinin dördüncü fıkrası ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 41. maddesinin (1) numaralı fıkrası gereğince REDDİNE 23/7/2024 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
Başkan
Kadir ÖZKAYA
Başkanvekili
Hasan Tahsin GÖKCAN
Basri BAĞCI
Üye
Engin YILDIRIM
Rıdvan GÜLEÇ
Recai AKYEL
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
Yıldız SEFERİNOĞLU
Selahaddin MENTEŞ
İrfan FİDAN
Kenan YAŞAR
Muhterem İNCE
Yılmaz AKÇİL
Ömer ÇINAR