“sanık … hakkında 6136 sayılı yasaya muhalefet suçundan dolayı aynı yasanın 13/1 ve TCK'nın 53 ve 58 maddeleri uygulanmak suretiyle cezalandırılması istemiyle kamu davası açılmıştır.
6136 sayılı yasanın 13/1 maddesi gereğince sanığa yüklenen suçun kanunda öngörülen ceza miktarı, 1 yıldan 3 yıla kadar hapis ve otuz günden yüz güne kadar adli para cezasıdır.
Mahkememizde yapılacak yargılamada, sanığın suçu işlediğinin sabit olması halinde CMK'nın 223/5 maddesi gereğince sanık hakkında mahkumiyet hükmü verilmesi gerekecektir.
Sanık hakkında olası bir mahkumiyet hükmü verildiği takdirde yüklenen suçun kanunda öngörülen ceza miktarına göre sanığın, 1 yıl veya daha az kısa süreli hapis cezasıyla cezalandırılması ihtimali bulunmaktadır.
TCK'nın 50/1 maddesinde; kısa süreli hapis cezasının, suçlunun kişiliğine, sosyal ve ekonomik durumuna, yargılama sürecinde duyduğu pişmanlığa ve suçun işlenmesindeki özelliklere göre adli para cezasına veya diğer seçenek yaptırımlara çevrilebileceği belirtilmiştir.
Adli sicil kaydına göre sanığın mükerir olduğu sabittir. Ancak yasal düzenlemeden de anlaşılacağı üzere sanığın geçmişi, adli sicil kaydı veya mükerrir olması, TCK'nın 50/1 maddesinin uygulanmasına engel teşkil etmemektedir.
TCK'nın 50/1 maddesinin uygulanmasına yasal engel bulunmadığından sanığın, yargılama sürecindeki savunmasında, hakkında seçenek yaptırım uygulanmasını talep etme hakkı bulunmaktadır.
Kovuşturma aşamasında sanığın bu yönde bir talebinin bulunması halinde mahkememizin, sanığın adli sicil kaydına bakmaksızın TCK'nın 50/1 maddesindeki ölçütler doğrultusunda değerlendirme yaparak olumlu veya olumsuz bir karar vermesi gerekmektedir.
TCK'nın 50/1 maddesi kapsamında değerlendirme yapılarak hakkında karar verilmesini talep etme; sanığın hak arama hürriyeti ile adil yargılanma hakkı kapsamındadır.
Hal böyleyken; Adana Bölge Adliye Mahkemesi 18.Ceza Dairesi başka bir olaya ilişkin olan 2022/3066 esas, 2024/908 karar sayılı ilamında, mükerrir olan sanık hakkında hükmolunan kısa süreli hürriyeti bağlayıcı hapis cezasının, adli para cezasına çevrilemeyeceğini belirtmiştir.(ek:1)
Adana Bölge Adliye Mahkemesi 18.Ceza Dairesinin 2022/3066 esas, 2024/908 karar sayılı ilamına dayalı olarak 2802 sayılı yasanın 28/4-5 maddeleri gereğince ilgili Daire Başkanı tarafından düzenlenen 24.05.2024 tarihli kanun yolu değerlendirme formunda ise ilgili Hakim hakkında "orta" not takdir edilmiştir.(ek:2)
Söz konusu ilama konu olan ve dosya içerisine konulan hükmün gerekçe ve karar bölümünde de açıklandığı gibi İlk Derece Mahkemesi, TCK'nın 50/1 maddesindeki kriterlere göre değerlendirme yapmıştır. (ek:3)Ancak; ilgili Daire, gerekçenin yerinde olup olmadığını değerlendirmeden, sırf sanığın mükerrir olmasından dolayı TCK'nın 50/1 maddesinin uygulanamayacağını belirterek kıyas ve genişletici yorumla kanun koyucu yerine geçerek "mükerrir suçlu hakkında hükmolunan kısa süreli hürriyeti bağlayıcı hapis cezası seçenek yaptırıma çevrilemez" şeklinde zımnen bir yasa ihdas ihdas etmiştir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun birçok kararında da kıyas veya genişletici yorum yoluyla hakkında düzenleneme olmayan bir ceza hukuku konusunda kişi hürriyeti ve güvenliği başta olmak üzere kişi hak ve hürriyetleri aleyhine bir uygulama geliştirilemeyeceği belirtilmiştir.
Adana Bölge Adliye Mahkemesi 18.Ceza Dairesinin 2022/3066 esas, 2024/908 karar sayılı ilamı ve bu ilama dayanılarak düzenlenen kanun yolu formuna göre; gerek mahkememizin, gerekse de başka İlk Derece Mahkemelerinin, not baskısına göğüs gererek mükerrir olan sanıklar hakkında TCK'nın 50/1 maddesindeki kriterlere uygun yasal bir değerlendirme yapmaları hiçbir koşulda mümkün değildir.
Bu yönüyle; ilgili ilam ve Daire Başkanı tarafından düzenlenen kanun yolu formu, ülkemizde yargılaması devam eden mükerrir tüm sanıkların, hak arama hürriyetlerini ve adil yargılanma haklarını ihlal etiği gibi ceza yargılamasının temel ilkelerine de aykırılık teşkil eden bir uygulamadır.
Günümüz çağdaş hukuk sistemlerinde ceza yargılamasının temel ilkeleri; aleniyet, vasıtasızlık, yüz yüzelik ve sözlülük olarak belirlenmiştir. Bu ilkeler, 19. yüzyılın başlarındaki aydınlanma çağının düşünce sistemini taşıyan, liberal ceza muhakemesinin tesiriyle doğmuşlardır.
Mahkememizde ve başka İlk Derece Mahkemelerinde yapılacak yargılamaların, bu temel ilkeler doğrultusunda yapılması ve sanıkların hak arama hürriyetleri ile adil yargılanma haklarının korunması, Anayasal bir zorunluluktur. Ancak 2802 sayılı yasanın 28/4-5 maddeleri, İlk Derece Mahkemelerinin bu Anayasal zorunluluğa uymasını engelleyen anayasa aykırı yasal bir düzenlemedir.
Nitekim; İlk Derece Mahkemelerinin bu yöndeki olası hükümlerini yargısal olarak değerlendirip denetlemekle görevli olan Bölge Adliye Mahkemesi Daire Başkanlarının, 2802 sayılı yasanın 28/4-5 maddeleri gereğince İlk Derece Mahkemesi Hakimlerinin özlük haklarını etkiyecek şekilde kanun yolu formu düzenleme yetkisi bulunmaktadır.
2802 sayılı yasanın 28/4-5 maddesi, bu yönüyle bir usul kuralıdır. Bu usule muhatap olan İlk Derece Mahkemesi Hakimlerinin, ceza yargılamasının temel ilkeleri kapsamında yapacakları yargılamada, sanıkların hak arama hürriyetlerini ve adil yargılanma haklarını gözeterek TCK'nın 50/1 maddesinde belirtilen kriterler doğrultusunda yasal zeminde değerlenme yapmaları mümkün değildir.
Bu itibarla; form düzenleme yetkisinin, diğer usul kuralları gibi hak arama hürriyeti, adil yargılanma hakkı, yargı bağımsızlığı ve Hakim güvencesi bakımlarından Anayasaya aykırı olup olmadığının, Anayasa Mahkemesince işin esasına girilerek değerlendirilmesi gerekmektedir.
Yukarıda yapılan açıklamalar kapsamında; sanık … hakkında 6136 sayılı yasaya muhalefet suçundan dolayı aynı yasanın 13/1 maddesi gereğince cezalandırılması istemiyle açılan davada sanık hakkında olası bir mahkumiyet hükmü verildiği takdirde sanığa yüklenen suçun kanunda öngörülen ceza miktarına göre sanığın, 1 yıl veya daha az kısa süreli hapis cezasıyla cezalandırılma ihtimalinin bulunduğu, TCK'nın 50/1 maddesi gereğince sanığın kendisine verilmesi muhtemel kısa süreli hapis cezasının, seçenek yaptırıma çevrilmesini talep etme hakkının olduğu, zira sanığın mükerrir olmasının TCK'nın 50/1 maddesinin uygulanması bakımından yasal engel teşkil etmediği ancak Adana Bölge Adliye Mahkemesi 18.Ceza Dairesi, 2022/3066 esas 2024/908 karar sayılı ilamıyla yasa koyucu yerine geçerek mükerrir olan sanık hakkında TCK'nın 50/1 maddesinin uygulanamayacağını belirttiği ve bu ilama dayanılarak ilgili Daire Başkanı tarafından düzenlenen 24.05.2024 tarihli kanun yolu formuna göre de yasal zeminde değerlendirme yapan İlk Derece Mahkemesi Hakimine "orta" not takdir edildiği, dolasıyla not baskısı altında olan mahkememiz Hakiminin, iş bu dosyanın sanığı hakkında TCK'nın 50/1 maddesindeki kriterler kapsamında yasal bir değerlendirme yapmasının mümkün olmadığı, zira, sanık hakkında yasal kriterler doğrultusunda değerlendirme yapılıp olası bir lehe uygulama yapıldığı takdirde 2802 sayılı yasanın 28/4-5 maddeleri gereğince mahkememiz Hakimi hakkında düzenlenecek kanun yolu formunda, mahkememiz Hakiminin özlük haklarını etkileyecek şekilde "orta" not takdir edilebileceği, dolasıyla 2802 sayılı yasanın 28/4-5 maddesinin, mahkememiz Hakiminin, yargısal faaliyetini güven içinde ifa etmesine ve bağımsız şekilde karar vermesine engel teşkil ettiği, dolasıyla sanığın hak arama hürriyeti ile adil yargılanma hakkını da ihlal ettiği kanaatine varılmakla Anayasamızın 2., 5., 6., 9., 36., 138. ve 140/3. maddelerine aykırı olan 2802 sayılı yasanın 28/4 ve 28/5 maddelerinin iptal edilmesi için gereğinin takdir ve ifası Sayın Makamınıza arz olunur.”
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI
Esas Sayısı : 2024/118
Karar Sayısı : 2024/119
Karar Tarihi : 27/6/2024
R.G. Tarih - Sayı : Tebliğ edildi.
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Adana 20. Asliye Ceza Mahkemesi
İTİRAZIN KONUSU: 24/2/1983 tarihli ve 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu’nun 1/7/2016 tarihli ve 6723 sayılı Kanun’un 25. maddesiyle yeniden düzenlenen 28. maddesinin dördüncü ve beşinci fıkralarının Anayasa’nın 2., 5., 6., 9., 36., 138. ve 140. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptallerine karar verilmesi talebidir.
OLAY: Ruhsatsız ateşli silah taşıma suçundan açılan davada itiraz konusu kuralların Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptalleri için başvurmuştur.
I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKÜMLERİ
Kanun’un itiraz konusu kuralların da yer aldığı 28. maddesi şöyledir:
“Kanun yolu değerlendirme formu:
Madde 28 – (Mülga: 31/3/2011-6217/31 md.; Yeniden düzenleme: 1/7/2016 – 6723/25 md.)
Yargıtay ve Danıştay daireleri ile genel kurullarınca yapılan kanun yolu incelemeleri sonunda;
a) İstinaf kanun yolu incelemesinde görev alan daire başkanı, üye, Cumhuriyet başsavcısı ve savcılar,
b) İlk derece yargı yerlerinde duruşmaya, karara veya hükme katılan, karar veya hükmü veren ya da soruşturma aşamasında görev yapan hâkimler,
c) İlk derece yargı yerlerinde soruşturma aşamasında görev alan, iddianameyi tanzim eden, duruşmaya katılan, mütalaa veren veya kanun yoluna başvuran Cumhuriyet savcıları,
hakkında kanun yolu değerlendirme formu düzenlenir.
Kanun yolu değerlendirme formu; soruşturmanın niteliği, iddianame, karar veya hükmün hukuka uygunluğu ve isabet derecesi, soruşturma, kovuşturma veya yargılamanın hedef sürede tamamlanması, gereksiz masrafa sebebiyet verilmesi, duruşmalara hazırlıklı çıkılması veya hazırlıksız çıkılarak gecikmelere neden olunması, dosyaların eksiklik nedeniyle geri çevrilmeye neden olmayacak şekilde görevli daire veya birime gönderilmesi, bilirkişi görevlendirilmesinin hukuka uygun yapılması, soruşturma, kovuşturma veya yargılama işlemlerinin usul hükümlerine uygun olarak doğru ve zamanında yapılması, dava konularının anlayış ve yönlendirilmesi ile mütalaa, gerekçeli karar ve tebliğnamelerin yazılış, tahlil ve sonuçlandırılmasında başarı gösterilmesi gibi hususlar dikkate alınarak çok iyi, iyi, orta ve zayıf şeklinde düzenlenir. Yapılan incelemede olumlu veya olumsuz kanaat edinilememesi hâlinde, değerlendirme formu bu durum belirtilerek düzenlenir.
Hükmün onanmış veya bozulmuş olması tek başına olumlu veya olumsuz değerlendirme yapılmasını gerektirmez. Ayrıca, incelenen karara uygun muhalefet şerhi bulunması hâlinde olumsuz değerlendirme yapılamaz.
Bölge adliye mahkemeleri veya bölge idare mahkemeleri dairelerince yapılan istinaf kanun yolu incelemesi sonucunda yukarıdaki fıkralarda belirtilen kriterler esas alınarak kanun yolu değerlendirme formu düzenlenir. Aynı dosyaya ilişkin olarak istinaf kanun yolu incelemesi sonucu düzenlenen değerlendirme formu ile temyiz incelemesi sonucu düzenlenen değerlendirme formu arasında çelişki bulunması hâlinde temyiz mercilerince düzenlenen değerlendirme formu esas alınır.
Değerlendirme formu, kararı inceleyen heyetin başkanı tarafından düzenlenir. Hakkında değerlendirme formu düzenlenenler, formun Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP)’ne kaydedilmesinden itibaren bir ay içinde gerekçelerini belirtmek suretiyle değerlendirme formunun yeniden incelenmesini isteyebilir. Yeniden inceleme talebi, başvuru tarihinden itibaren bir ay içinde incelemeyi yapan daire tarafından oyçokluğuyla karara bağlanır.
Yukarıdaki fıkraların uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Yargıtay ve Danıştayın görüşü alınmak suretiyle Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu tarafından yürürlüğe konulan yönetmelikle belirlenir.
Soruşturma, kovuşturma veya yargılamanın tamamlanması için öngörülen hedef süreler Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun görüşü alınarak Adalet Bakanlığı tarafından belirlenir.”
II. İLK İNCELEME
1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca yapılan ilk inceleme toplantısında başvuru kararı ve ekleri, Raportör Ahmet Hakan SOYTÜRK tarafından hazırlanan ilk inceleme raporu ve itiraz konusu kanun hükümleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
2. Anayasa’nın 152. ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 40. maddelerine göre bir davaya bakmakta olan mahkeme, bu dava sebebiyle uygulanacak bir kanunun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin hükümlerini Anayasa’ya aykırı görmesi hâlinde veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varması durumunda bu hükümlerin iptalleri için Anayasa Mahkemesine başvurmaya yetkilidir. Ancak anılan maddeler uyarınca bir mahkemenin Anayasa Mahkemesine başvurabilmesi için elinde yöntemince açılmış ve mahkemenin görev alanına giren bir davanın bulunması, iptali talep edilen kuralın da o davada uygulanacak olması gerekir. Uygulanacak kural ise bakılmakta olan davanın değişik evrelerinde ortaya çıkan sorunların çözümünde veya davayı sonuçlandırmada olumlu ya da olumsuz yönde etki yapacak nitelikte bulunan kurallardır.
3. İtiraz yoluna başvuran Mahkeme 2802 sayılı Kanun’un 28. maddesinin dördüncü ve beşinci fıkralarının iptallerini talep etmiştir. Anılan maddenin itiraz konusu dördüncü fıkrasında bölge adliye mahkemeleri veya bölge idare mahkemeleri dairelerince yapılan istinaf kanun yolu incelemesi sonucunda anılan maddede belirtilen ölçütlerin esas alınarak kanun yolu değerlendirme formunun düzenleneceği, aynı dosyaya ilişkin olarak istinaf kanun yolu incelemesi sonucu düzenlenen değerlendirme formu ile temyiz incelemesi sonucu düzenlenen değerlendirme formu arasında çelişki bulunması hâlinde temyiz mercilerince düzenlenen değerlendirme formunun esas alınacağı belirtilmiştir.
4. Maddenin itiraz konusu beşinci fıkrasında ise değerlendirme formunun kararı inceleyen heyetin başkanı tarafından düzenleneceği, hakkında değerlendirme formu düzenlenenlerin formun Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi’ne kaydedilmesinden itibaren bir ay içinde gerekçelerini belirtmek suretiyle değerlendirme formunun yeniden incelenmesini isteyebileceği ve yeniden inceleme talebinin başvuru tarihinden itibaren bir ay içinde incelemeyi yapan daire tarafından oyçokluğuyla karara bağlanacağı düzenlenmektedir.
5. Bakılmakta olan davanın konusu ise sanığın ruhsatsız ateşli silah taşıma suçunu işlediği iddiasına ilişkindir. Kurallar, bakılmakta olan davadaki uyuşmazlığın çözümünde olumlu ya da olumsuz yönde etki yapacak nitelikte değildir. Dolayısıyla kuralların bakılmakta olan davada uygulanma imkânı bulunmamaktadır.
6. Açıklanan nedenle kuralların itiraz başvurusunda bulunan Mahkemenin bakmakta olduğu davada uygulanma imkânı bulunmadığından başvurunun Mahkemenin yetkisizliği nedeniyle reddi gerekir.
Hasan Tahsin GÖKCAN bu görüşe katılmamıştır.
III. HÜKÜM
24/2/1983 tarihli ve 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu’nun 1/7/2016 tarihli ve 6723 sayılı Kanun’un 25. maddesiyle yeniden düzenlenen 28. maddesinin dördüncü ve beşinci fıkralarının itiraz başvurusunda bulunan Mahkemenin bakmakta olduğu davada uygulanma imkânı bulunmadığından başvurunun Mahkemenin yetkisizliği nedeniyle REDDİNE, Hasan Tahsin GÖKCAN’ın karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA 27/6/2024 tarihinde karar verildi.
Başkan
Kadir ÖZKAYA
Başkanvekili
Hasan Tahsin GÖKCAN
Basri BAĞCI
Üye
Engin YILDIRIM
Rıdvan GÜLEÇ
Recai AKYEL
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
Yıldız SEFERİNOĞLU
Selahaddin MENTEŞ
Kenan YAŞAR
Muhterem İNCE
Yılmaz AKÇİL
Ömer ÇINAR
KARŞIOY GEREKÇESİ
1. 2802 sayılı Kanunun 28. maddesinin (6723 sayılı Kanunun 25. maddesiyle yeniden düzenlenen) iptali istenen 4. ve 5. fıkralarında adli ve idari uyuşmazlıklar sonunda verilen mahkeme kararlarıyla ilgili olarak kanun yollarında yapılan yargısal denetim sonucunda kararı denetlenen hakimler hakkında ilgili daire başkanı tarafından kanun yolu değerlendirme formu düzenleneceği öngörülmektedir. Mahkememiz sayın çoğunluğu iptali istenen kuralların yerel mahkeme tarafından ilgili davada uygulanacak kural olmadığı kanaatiyle iptal isteminin reddi gerektiği sonucuna ulaşmıştır.
2. Daha önce benzer biçimde Mahkeme çoğunluğu tarafından karara bağlanan 2023/51 E. - 2023/48 K. 22/3/2023 (R.G. Tarih ve sayısı : 19/7/2023-32253) ve E. 2024/23, 1.2.2024 sayılı kararlara karşı yazdığım karşıoy gerekçelerim bu dosya için de geçerlidir. Söz konusu gerekçelerle bu başvuru yönünden de kuralın esasının incelenmesi gerektiği görüşündeyim.