“…
Belirtilen konu ile ilgili olarak, mahkememizce, somut norm denetimi yolu ile iptal başvurusuna konu edilen kanun hükmünün, Anayasanın 2, 5, 35 ve 46. maddelerine uygun düşmediği düşünülmüştür. Aykırılık gerekçesinin açıklanmasından evvel, belirtilen Anayasa maddelerine yer vermekte fayda olacaktır.
II. Cumhuriyetin nitelikleri
Madde 2 – Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devletidir.
V. Devletin temel amaç ve görevleri
Madde 5 – Devletin temel amaç ve görevleri, Türk milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.
XII. Mülkiyet hakkı
Madde 35 – Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir. Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir. Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz.
D. Kamulaştırma
Madde 46 – Devlet ve kamu tüzel kişileri; kamu yararının gerektirdiği hallerde, gerçek karşılıklarını peşin ödemek şartıyla, özel mülkiyette bulunan taşınmaz malların tamamını veya bir kısmını, kanunla gösterilen esas ve usullere göre, kamulaştırmaya ve bunlar üzerinde idarî irtifaklar kurmaya yetkilidir. Kamulaştırma bedeli ile kesin hükme bağlanan artırım bedeli nakden ve peşin olarak ödenir. Ancak, tarım reformunun uygulanması, büyük enerji ve sulama projeleri ile iskân projelerinin gerçekleştirilmesi, yeni ormanların yetiştirilmesi, kıyıların korunması ve turizm amacıyla kamulaştırılan toprakların bedellerinin ödenme şekli kanunla gösterilir. Kanunun taksitle ödemeyi öngörebileceği bu hallerde, taksitlendirme süresi beş yılı aşamaz; bu takdirde taksitler eşit olarak ödenir. Kamulaştırılan topraktan, o toprağı doğrudan doğruya işleten küçük çiftçiye ait olanlarının bedeli, her halde peşin ödenir. İkinci fıkrada öngörülen taksitlendirmelerde ve herhangi bir sebeple ödenmemiş kamulaştırma bedellerinde kamu alacakları için öngörülen en yüksek faiz uygulanır.
İtiraz başvurusunun konusu olan kanun hükmü ile, Anayasanın, belirtilen maddeleri ile bu maddelerdeki siyah olarak belirtilen kelime ve cümlelerdeki bir takım kurallar, temel hak ve hürriyetler ile bu hakların amaç, kapsam ve sınırlarının bir arada değerlendirilmesi neticesinde, ilk ve özel olarak, kanun hükmünün, Anayasanın mülkiyet hakkı ile kamulaştırma başlıklı maddelerine açıkça ve doğrudan aykırı olduğu, belirtilen diğer iki maddeye ise dolaylı ve bağlantılı olarak aykırı olduğu değerlendirilmiştir. Öyleyse, ilk olarak 35. ve 46. maddeler bağlamında açıklamalar yapılmalıdır.
Burada, başvuruya konu kanun hükmüne tekrar yer vermek gerekecektir.
Kanundaki ifade aynen şu şekildedir. " Kamulaştırma bedelinin tespiti için açılan davanın dört ay içinde sonuçlandırılamaması hâlinde, tespit edilen bedele bu sürenin bitiminden itibaren kanuni faiz işletilir. "
Anayasa'nın 46. maddesinde açık bir şekilde yazıldığı üzere, özel mülkiyete tabi bir taşınmazın kamu yararı ile kamulaştırılmasının mümkün olabileceği ancak mülkiyet hakkını kısıtlayan bu işlemin belli şartlara göre yapılabileceği hüküm altına alınmıştır. Maddede, taşınmazın gerçek karşılığının peşin olarak ödenmesi gerektiğine değinildiği görülmektedir.
Başvurunun yapılmış olmasının temel sebebi, " gerçek karşılık " ifadesinin neye tekabül ettiği, nasıl anlaşılması ve uygulanması gerektiği, kamulaştırılan taşınmazın hangi tarihteki değerinin, taşınmazın gerçek karşılığı olabileceğinin açıklığa kavuşturulmasıdır.
Kamulaştırma bedelinin tespitinde Anayasa hükmüne göre, kamulaştırılan taşınmazın gerçek karşılığının taşınmaz malikine ödenmesi gerektiği belirtilmektedir.
Kamulaştırma Kanunu'nda ise, kamulaştırma bedelinin hangi tarih esas alınarak hesaplanması ile ilgili olarak açık bir hüküm bulunmamaktadır.
Yargıtay uygulamasında, kamulaştırma bedelinin tespiti için dava tarihinin esas alınması yönünde içtihat birliği söz konusudur. Ne var ki, Yargıtay kararlarında, neden dava tarihinin esas alındığı konusunda bir açıklama ve gerekçe de bulunmamaktadır.
Dava tarihi ifadesi, Kamulaştırma Kanunu'nda 3 yerde geçmektedir. Bu maddeler Ek Madde 3, Geçici Madde 6 ve Geçici Madde 12'dir.
Dava tarihi ifadesi, başvurunun can alıcı noktası olduğundan, bu ifadenin geçtiği kanun maddelerine olduğu gibi yer verilmelidir.
Kamulaştırma Kanunu'nun Ek Madde 3. maddesi şu şekildedir.
Mülga 31/8/1956 tarihli ve 6830 sayılı İstimlâk Kanunu'nun 16. ve 17. maddeleri ile bu Kanunun mülga 16. ve 17. maddeleri uyarınca kesinleşmiş mahkeme kararlarına istinaden idareler adına tescil edilen taşınmazların eski malikleri adına kamu bankalarına yatırılan ancak hak sahiplerine ödenmediği tespit edilen kamulaştırma bedelleri nedeniyle idareler aleyhine açılacak her türlü davada değer; taşınmazın idare adına tescil edildiği tarih, değerleme tarihi olarak esas alınmak ve o tarihteki nitelikleri gözetilmek suretiyle tespit edilir. Tespit edilen bu bedel, Türkiye İstatistik Kurumu tarafından açıklanan Yurt İçi Üretici Fiyat Endeksi (Yİ-ÜFE) tablosundaki aylık değişim oranları esas alınmak suretiyle dava tarihi itibarıyla güncellenir ve ortaya çıkan bedel hak sahibine ödenir.
Kamulaştırma Kanunu'nun Geçici Madde 6/6. maddesi şu şekildedir.
İdare ve malik arasında uzlaşma sağlanamadığı takdirde, uzlaşmazlık tutanağının tanzim edildiği tarihten itibaren üç ay içinde malik veya idare tarafından bedel tespiti davası açılabilir. Dava açılması hâlinde, fiilen el konulan taşınmazın veya üzerinde tesis edilen irtifak hakkının dava tarihindeki değeri, ikinci fıkranın birinci cümlesindeki esaslara göre mahkemece bu Kanunun 15. maddesine göre bilirkişi incelemesi yapılmak suretiyle tespit ve taşınmazın veya hakkın idare adına tesciline veya terkinine hükmedilir. Tespit edilen bedel, bu maddenin sekizinci fıkrasına göre idarece ödenir. Tescile veya terkine ilişkin hüküm kesin olup tarafların hükmedilen bedele ilişkin temyiz hakkı saklıdır.
Kamulaştırma Kanunu'nun Geçici Madde 12. maddesi şu şekildedir.
24/2/1984 tarihli ve 2981 sayılı İmar ve Gecekondu Mevzuatına Aykırı Yapılara Uygulanacak Bazı İşlemler ve 6785 sayılı İmar Kanunu'nun Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında Kanun hükümlerine göre yapılan imar uygulamalarından doğan idarelerin taraf olduğu her türlü alacak ve bedel artırım davalarında taşınmazın değeri; uygulamanın tapuda tescil edildiği tarih değerlendirme tarihi olarak esas alınmak ve o tarihteki nitelikleri gözetilmek suretiyle tespit edilir. Tespit edilen bu bedel, Türkiye İstatistik Kurumu tarafından açıklanan Yurt İçi Üretici Fiyat Endeksi tablosu esas alınmak suretiyle dava tarihi itibarıyla güncellenir ve ortaya çıkan gerçek bedel hak sahibine ödenir.
Başvuruya konu kanun hükmünde açıkça yazmasada, fıkranın yorumundan, kamulaştırma bedelinin tespiti için dava tarihinin esas alınması gerektiği sonucuna varıldığı söylenebilir. Zira, davanın 4 ay içinde sonuçlandırılamaması durumunda bu 4 ayın bitiminden karar tarihine kadar geçen süre için kanuni faiz işletilmesi kanunun emredici hükmüdür. Bu yönü ile, iptali talep edilen kanun hükmünün, Yargıtay uygulamasına dayanak teşkil ettiği düşünülebilir. Ayrıca, dava tarihi ifadesinin geçtiği 3 ayrı kanun maddesinin de Yargıtay uygulamasına hukuki dayanak oluşturduğu söylenebilir.
Kamulaştırma bedelinin tespiti hususu elbetteki Kamulaştırma Kanunu'nda düzenleme altına alınmıştır.
Kamulaştırma Kanunu'nun, kamulaştırma bedelinin mahkemece tespiti ve taşınmaz malın idare adına tescili başlıklı 10. maddesinde, kamulaştırma bedelinin mahkemece hangi esas ve yöntemler ile belirleneceği hususlarında detaylı şekilde açıklama ve düzenlemeler bulunmaktadır.
Kamulaştırma bedelinin tespiti esasları başlığını haiz olan 11. maddede ise, asıl konu olan kamulaştırma bedelinin bilirkişi heyetince hangi esaslara göre tespit edilmesi gerektiği yönünde ölçütlere yer verilmiştir.
Bilindiği üzere, kamulaştırma işleminde en çok önem arz eden hususların başında kamulaştırma bedelinin adalet ve hakkaniyete uygun surette tespit edilmesi gelmektedir. Söz konusu bedel, ne taşınmaz sahibinin sebepsiz şekilde ve gereğinden fazla zenginleşmesine yol açmalı ne de zarara uğramasına sebep olmalıdır. Kamulaştırmayla birlikte taşınmazı elinden çıkan malik, Devlet karşısında haksızlığa uğradığını düşünmemelidir. Bilakis, Devlet'in, vatandaşının hakkını gözettiğini ve taşınmazının gerçek karşılığını kendisine ödediğini ifade etmelidir.
Öyle ki, kanun koyucu, Kamulaştırma Kanunu'nun 10/8. maddesinde aynen, " hâkim, tarafların ve bilirkişilerin rapor veya raporları ile beyanlarından yararlanarak adil ve hakkaniyete uygun bir kamulaştırma bedeli tespit eder. " şeklinde düzenlemeye yer vererek malikin mülkiyet hakkının titizlikle belirlenmesi ve ona taşınmazının gerçek değerinin verilmesi gerektiğini vurgulamıştır.
Üzerinde durulması icap eden bir diğer husus, Anayasa'daki gerçek karşılık ifadesi ile bağlantılı olarak, taşınmazın dava tarihindeki değerinin, taşınmazın gerçek karşılığı olup olmayacağı yönündeki meseledir. Gerçekten de, dava tarihi esas alınarak tespit edilen bir kamulaştırma bedelinin, taşınmazın gerçek karşılığı olduğu söylenebilir. Ancak ne var ki, dava tarihi esas alınarak hesaplanan kamulaştırma bedelinin, malikin eline ne zaman geçeceği de bir o kadar önem arz etmektedir.
Bu bağlamda, kanun koyucu tarafından, başvuruya konu edilen KK 10/9 maddesinde de bu durum gözetilmiş ve davanın 4 ay içinde sonuçlandırılması ve davanın karara bağlanması ile mahkemece belirlenip davacı idarece yargılama sırasında bankaya bloke edilen kamulaştırma bedelinin, nihai karar ile derhal malike ödenmesi gerektiğine değinilmiştir.
Davanın 4 ay içinde sonuçlandırılmaması halinde, malikin haklarını korumak ve taşınmazın dava tarihindeki değeri ile 4 ay geçtikten sonraki değeri arasında oluşacak değer artış farkının kanuni faiz işletilerek malike ödenmesi yönündeki düşünce hukuka uygun olarak kabul edilebilir. Lakin, bu kuralın her zaman ve her şartta hukuka uygun olmayabileceği de göz ardı edilmemelidir.
Taşınmazlarda, özellikle de İstanbul gibi bir şehirde bulunan taşınmazlarda, günden güne değer artışı meydana geldiği hususu bilinen bir gerçektir. Ülkemizde, insanların yatırım aracı olarak edindikleri bilhassa arsa vasfındaki gayrimenkullerin normal şartlarda yıllık %10 civarında bir değer kazandığı hususu da bilinen bir konudur. Tekrar etmek gerekir ise, bu bakımdan, 4 aylık süreden sonrası için, yıllık %9 oranındaki kanuni faiz ile birlikte arada oluşan değer farkının giderilmesi yönündeki kural gayet yerinde bir kuraldır. Bu kural normal ekonomik şartlarda kabul edilebilir. Normal olmayan ekonomik şartlarda ise durum değişecektir.
Eldeki davanın açıldığı tarih 2021 senesinin Ekim ayıdır.
Bilindiği üzere, Korona salgını ve sonrasında Rusya ile Ukrayna ülkeleri arasında çıkan savaş ile birlikte bütün dünya genelinde her türlü ürün ve hizmetin fiyatları inanılmaz şekilde artmış bulunmaktadır. Bu artışa ekonomi ilminde enflasyon denmektedir. Fiyatlar genel düzeyinin normalin üzerinde artması olarak tarif edilen enflasyon dönem dönem bütün dünyada ve ülkemizde etkisini göstermektedir.
Enflasyonun yüksek düzeylere çıktığı dönemlerde haliyle gayrimenkul fiyatlarının da olağanüstü şekilde arttığı görülmektedir.
Başvurunun yapılmasını gerektiren konuda, eldeki davanın konusunu teşkil eden taşınmazın kamulaştırma bedelinin tespit edilmesi noktasında davanın açıldığı Ekim ayından hemen sonra kademeli olarak Kasım ve Aralık 2021 tarihlerinden sonrasında ve bilhassa 2022 senesinin ilk ayları ile birlikte bütün fiyatlarda 3 kata yakın artışlar meydana gelmiştir.
Mahkememizde açılan yaklaşık 35 davada, davalı malikler ve vekilleri, bu durumdan dert yanmakta ve taşınmazlarının gerçek karşılığının ödenmediğini ileri sürmektedirler. Bazı malikler, dava tarihi esas alınarak ortalama 750 bin TL olarak belirlenen kamulaştırma bedellerinin, davanın açıldığı Ekim ayında kendilerine ödenmesi halinde o tarihlerde bir daire alabileceklerini ancak, davaların sonuçlandırıldığı Mayıs 2022 itibari ile ise, bu para ile değil bir daire, bir dairenin yarısını dahi alamayacaklarını ifade etmektedirler. Bu itirazlara karşı mahkememizin sessiz ve duyarsız kalması elbette mümkün olmamıştır. Buna bağlı olarak da, iptali talep edilen kuralın, özellikle Anayasa'nın 46. maddesine aykırılık oluşturduğu değerlendirilmiştir. Çünkü, belirtilen maddede gerçek karşılık ifadesinden söz edilmekle birlikte, bu ifadenin, paranın malike ödendiği gündeki gerçek karşılığı olarak yorumlanması ve buna göre işlem tesis edilmesinin, Anayasa'ya, hukukun genel ilkelerine, hukuk devleti ve adalet ilkesine uygun düşeceği açıktır.
Dava tarihi esas alınarak değer tespiti yapılması ve 4 ay sonrası için de yıllık %9 oranındaki kanuni faiz ile ortaya çıkan değer farkının giderilmesi düşüncesi ve bu yöndeki kanun maddesinin, bilhassa enflasyonun, fiyatlar genel düzeyinin çokça arttığı dönemlerde malikler için haksızlığa sebep olacağı düşünülmelidir.
Bir an için, paranın malike ödeneceği tarihe göre kamulaştırma bedelinin tespit edilmesi halinde karışıklık ve düzensizlik çıkacağı ve bu konuda net olan bir tarihin belirlenmesinin daha uygun olacağı düşünülebilir. Ancak bu düşünce, Anayasa'nın 46. maddesindeki gerçek karşılık ifadesi karşısında gayet yersiz olacaktır.
Birçok hukuk davasında davanın değerinin tespiti için genellikle dava tarihi esas alınmaktadır. Ancak bazı davalarda ise farklı durumlar söz konusu olabilmektedir. Buna örnek olarak tenkis davaları verilebilir. Bu davalarda, karar tarihine en yakın değerler üzerinden sonuca gidilmesi gerektiği yönünde birçok Yargıtay kararı bulunmaktadır.
Nasıl ki, şahsi alacak davası niteliğindeki tenkis davalarında, tenkisi lazım gelen miktarın kıymeti belirlenirken karar tarihine en yakın değer belirleniyor ise, Anayasa'da düzenlenen ve şahsi haktan daha üstün olan mülkiyet hakkının kısıtlanmasına yol açan kamulaştırma işleminde de kamulaştırma bedelinin, karara en yakın tarihteki bedelinin esas alınması hukuka en uygun yöntem olarak kabul edilmelidir.
Bu durumda, malikin serzeniş ve itirazları sona erecek ve Devlet, mülkiyet hakkına müdahale eder iken vatandaşının hakkını vermiş olacaktır. Böylesi, güçlü ve adil bir Devlet için en doğru ve isabetli olanıdır.
Belirtilen düşünceden hareketle, fiyatlar genel düzeyinin ciddi manada artması sebebi ile mahkememizin benzer nitelikte olup henüz derdest olan 2021/464 esas sayılı dosyasında, karara en yakın tarih itibari ile taşınmazın metrekare birim fiyatı noktasında raporda değerlendirme yapılması için bilirkişi heyetine talimat verilmiştir.
Bilirkişi heyeti, mezkur dava dosyasındaki taşınmazın, davanın açıldığı 21 Ekim 2021 tarihindeki metrekare birim fiyatının 2.900,00-TL olduğu; raporun düzenlendiği 26 Mayıs 2022 tarihi itibari ile ise metrekare birim fiyatının 5.288,00-TL olduğu yönünde hesaplama yapmıştır.
Görüldüğü üzere, dava tarihi ile karar tarihi arasında geçen 7 aylık sürede davaya konu edilen taşınmazın değerinde yaklaşık %100 nispetinde artış meydana gelmiştir.
Başvuruya konu KK 10/9 maddesindeki hükmün icrası halinde, ortalama kamulaştırma bedeli olan 750 bin TL esas alınarak yapılan hesaplamada, uzayan 3 ay için yıllık %9 kanuni faiz uygulandığında 67.500,00-TL fark oluşmaktadır. Bu da 817.500,00-TL'ye denk gelmektedir. Yani, malikin alacağı paranın miktarı budur.
%100 oranındaki gerçek artışta ise, malikin alması gereken bedel, 1 milyonbeşyüzbin TL olmaktadır. Arada çok ciddi bir fark bulunmaktadır. Bu da göstermektedir ki, başvuruya konu edilen kanun hükmü, Anayasa'nın 46. maddesindeki, gerçek karşılık ifadesini karşılamamakta ve Anayasa hükmü ile çelişki oluşturmaktadır. Daha açık ifade ile, KK 10/9 maddesindeki hükmün Anayasa'nın 46. maddesine açıkça aykırı olduğu sonucuna varılmaktadır.
Mezkur hükmün bir başka yönü ile de Anayasa'ya aykırı olduğu söylenebilir. Şöyle ki, 4 aylık süreden sonraki dönem ilk karar tarihine kadar olan dönem için kabul edilmektedir. Mahkemece verilen kararın, istinaf yahut temyizde bir veya daha fazla sayıda kaldırılıp bozulması halinde, ikinci ve sonraki karar tarihleri değil ilk karar tarihi esas alınmaktadır. Yargıtay uygulaması bu yöndedir.
Mülkiyet hakkının kısıtlanması ancak kanun ile mümkün olmaktadır. Kanunun ise Anayasaya uygun olması gerekir. Bu hakkın kısıtlanmasının istisnalarından biri kamulaştırmadır. Ancak, kamulaştırma işleminin usul ve kanuna uygun yapılması gerektiği de Anayasa hükmüdür. Kamulaştırmada, mülkiyet hakkı gereği malike, taşınmazın gerçek değeri ödenmelidir. Kamulaştırma bedelinin, hukuka aykırı olacak şekilde tespit edilmesi durumunda bir kimsenin mülkiyet hakkına müdahalede bulunmak hukuka uygun düşmez.
Açıklanan hususlar bağlamında, başvuruya konu kanun hükmünün, Anayasa'nın 35. ve 46. maddelerinde düzenlenen mülkiyet hakkı ile kamulaştırma usulüne dair kurallara açıkça aykırı olduğu değerlendirilmiştir.
Diğer iki madde yönünden yapılan değerlendirmede ise, özellikle temel haklardan olan mülkiyet hakkının korunması ve bu hakka müdahalede bulunma usulünün de gene Anayasa'ya ve kanuna uygun olarak yapılması gerektiği, 2. ve 5. maddede düzenlenen hukuk devleti ve adalet ilkelerinin de bunu gerektirdiği, bu bakımdan mülkiyet hakkı ile hukuk devleti ilkesinin birbiri ile bağlantılı olduğu ve mezkur kanun hükmünün, hukuk devleti ve adalet ilkeleri ile de bağdaşmayacağı sonucuna ulaşılmıştır.
Netice itibari ile, somut norm denetimi başvurusuna konu olan kuralın, belirtilen Anayasa hükümlerine aykırı olduğu kanaatine varılmış ve Anayasa'ya aykırılık gerekçeleri bu şekilde açıklanmıştır.
ARA KARAR : ( Gerekçeleri Yukarıda Açıklandığı Üzere;)
1-Anayasa'nın 152. maddesi uyarınca, Kamulaştırma Kanunu'nun 10. maddesinin 9 fıkrasının, Anayasanın 2, 5, 35 ve 46. maddelerine aykırı olması sebebi ile, belirtilen kanun hükümlerinin, somut norm denetimi yolu ile iptali için Anayasa Mahkemesi'ne müracaatta BULUNULMASINA,
2-Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 46. maddesi uyarınca, başvuru kararına ilişkin 13.05.2022 tarihli duruşma tutanağının onaylı örneği, dava dilekçesi, cevap dilekçesi, kurumlardan gelen yazı cevapları, keşif tutanağı, bilirkişi raporları, tarafların diğer dilekçelerinin onaylı örnekleri ile dosyaya sunulan diğer belgelerin tarih sırasına göre başlıklar hâlinde sıralandığı dizi pusulası halinde Anayasa Mahkemesi'ne üst yazı ile GÖNDERİLMESİNE,
Dair; karar verilmiştir.”
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI
Esas Sayısı : 2022/83
Karar Sayısı : 2023/69
Karar Tarihi : 5/4/2023
R.G.Tarih-Sayı : 1/8/2023-32266
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Küçükçekmece 5. Asliye Hukuk Mahkemesi
İTİRAZIN KONUSU: 4/11/1983 tarihli ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun 24/4/2001 tarihli ve 4650 sayılı Kanun’un 5. maddesiyle değiştirilen 10. maddesine 11/4/2013 tarihli ve 6459 sayılı Kanun’un 6. maddesiyle eklenen dokuzuncu fıkranın Anayasa’nın 2., 5., 35. ve 46. maddelerine aykırılığının ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir.
OLAY: Kamulaştırma bedelinin tespiti ve taşınmazın davacı adına tescili talebiyle açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur.
I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ
Kanun’un 10. maddesinin itiraz konusu dokuzuncu fıkrası şöyledir:
“(Ek fıkra: 11/4/2013-6459/6 md.) Kamulaştırma bedelinin tespiti için açılan davanın dört ay içinde sonuçlandırılamaması hâlinde, tespit edilen bedele bu sürenin bitiminden itibaren kanuni faiz işletilir”
II. İLK İNCELEME
1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Zühtü ARSLAN, Hasan Tahsin GÖKCAN, Kadir ÖZKAYA, Engin YILDIRIM, Hicabi DURSUN, Muammer TOPAL, M. Emin KUZ, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, Basri BAĞCI, İrfan FİDAN ve Kenan YAŞAR’ın katılmalarıyla 21/6/2022 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksik bulunmadığından işin esasının incelenmesine OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
III. ESASIN İNCELENMESİ
2. Başvuru kararı ve ekleri, Raportör Alparslan KOÇAK tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu kanun hükmü, dayanılan ve ilgili görülen Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
A. Anlam ve Kapsam
3. Anayasa’nın 46. maddesi uyarınca devlet ve kamu tüzel kişileri, kamu yararının gerektirdiği hâllerde, gerçek karşılıklarını peşin ödemek şartıyla, özel mülkiyette bulunan taşınmaz malların tamamını veya bir kısmını, kanunla gösterilen esas ve usullere göre, kamulaştırmaya ve bunlar üzerinde idari irtifaklar kurmaya yetkilidir. Kamulaştırmaya ilişkin usul ve esaslar 2942 sayılı Kanun’da düzenlenmiştir.
4. Taşınmazı kamulaştırılan kişilerin dava süresince geçen süre nedeniyle hak kaybına uğramaması ve taşınmazın bedelinin ilgilisine kısa sürede ödenmesini sağlamak için kamulaştırma davalarının diğer davalara oranla daha hızlı bir şekilde karara bağlanması amacıyla söz konusu Kanun’un 10. maddesinde özel hükümlere yer verilmiştir.
5. Bu bağlamda anılan maddeye göre tarafların kamulaştırma bedeli konusunda anlaşamamaları ve idarenin bedel tespit ve tescil davası açması hâlinde mahkemenin en geç otuz gün sonrası için duruşma günü tayin etmesi ve taraflara duruşma gününü tebliğ etmesi, duruşmada bedel konusunda anlaşma sağlanamaz ise yine en geç otuz gün sonrası için duruşma günü belirlemesi ve bu sırada bilirkişi tayin ederek keşif yapması, tarafların yine bedelde anlaşamamaları hâlinde gerektiğinde on beş gün içinde sonuçlandırılmak üzere ikinci bilirkişi incelemesine başvurması ve bunun sonucunda bedeli tespit ederek davayı sonuçlandırması gerekmektedir. Kamulaştırma bedelinin tespiti davalarının sonuçlandırılması için öngörülen bu süreler mahkemelere yönelik süreler olup düzenleyici niteliktedir.
6. Dava sürecinde taşınmazın değerinde meydana gelecek artış veya azalışların bedele etki etmemesi ve bedel tespitinin bu şekilde yapılması amacıyla Kanun’un 10. ve 11. maddeleri uyarınca tarafların kamulaştırma kararı sonrasında bedel konusunda anlaşamamaları hâlinde taşınmaz bedelinin dava tarihine göre tespit edilmesi esası benimsenmiştir.
7. İtiraz konusu kuralla kamulaştırma bedelinin tespiti için açılan davanın dört ay içinde sonuçlandırılamaması hâlinde, tespit edilen bedele bu sürenin bitiminden itibaren kanuni faiz işletilmesi öngörülmüştür.
B. İtirazın Gerekçesi
8. Başvuru kararında özetle; kamulaştırma bedelinin dava tarihi itibarıyla tespit edildiği ancak dava konusu kural uyarınca dava tarihinden dört ay sonra ve kanuni faiz işletilmeye başlatılmasının taşınmazın gerçek karşılığının malike ödenmesine engel olduğu belirtilerek kuralın Anayasa’nın 2., 5., 35. ve 46. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
C. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
9. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 43. maddesi uyarınca kural, ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 13. maddesi yönünden de incelenmiştir.
10. Anayasa’nın 35. maddesinde “Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir./ Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir./ Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz.” denilmektedir. Anayasa’nın anılan maddesiyle güvenceye bağlanan mülkiyet hakkı, ekonomik değer ifade eden ve parayla değerlendirilebilen her türlü mal varlığı hakkını kapsamaktadır (AYM, E.2015/39, K.2015/62, 1/7/2015, § 20). Kamulaştırmanın konusunu oluşturan taşınmaz malların mülkiyet hakkının kapsamına dâhil olduğu hususunda tereddüt bulunmamaktadır.
11. Mülkiyet hakkı, kişiye başkasının hakkına zarar vermemek ve kanunların öngördüğü sınırlamalara uymak koşuluyla sahibi olduğu şeyi dilediği gibi kullanma, onun semerelerinden yararlanma ve tasarruf etme imkânı veren bir haktır (Mehmet Akdoğan ve diğerleri, § 32). Bu bağlamda malikin mülkünü kullanma, onun semerelerinden yararlanma ve mülkü üzerinde tasarruf etme yetkilerinden herhangi birinin sınırlanması veya mülkünden yoksun bırakılması mülkiyet hakkına müdahale teşkil eder (Recep Tarhan ve Afife Tarhan, B. No: 2014/1546, 2/2/2017, § 53). Hak sahibinin taşınmazının kamulaştırılması suretiyle mülkünden yoksun bırakılması da mülkiyet hakkına müdahale niteliğindedir.
12. Anayasa’nın 35. maddesinde mülkiyet hakkının kamu yararı amacıyla ve kanunla sınırlandırılabileceği öngörülmüştür. Mülkiyet hakkına müdahalede bulunulurken temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin genel ilkeleri düzenleyen Anayasa’nın 13. maddesinin de gözönünde bulundurulması gerekmektedir.
13. Anayasa’nın 13. maddesinde “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.” denilmektedir.
14. Anayasa’nın anılan maddesi uyarınca mülkiyet hakkı, Anayasa’da öngörülen nedenlere bağlı olarak Anayasa’nın sözüne ve ölçülülük ilkesine aykırı olmaksızın ancak kanunla sınırlanabilir.
15. Anayasa'nın 13. maddesinde temel hak ve hürriyetlere yönelik sınırlandırmaların Anayasa'nın sözüne aykırı olamayacağı hükme bağlanmıştır. Buna göre Anayasa'nın 13. maddesinde yer alan hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması ölçütlerinden biri de Anayasa'nın sözüne uygunluktur. Anayasa Mahkemesi, somut olaya uygun düştüğü takdirde kamu gücünü kullanan organların temel hak ya da özgürlüklere yaptıkları müdahalelerin Anayasa'nın sözüne uygun olup olmadığını da değerlendirir. Böyle bir değerlendirme yapılması, Anayasa'nın 13. maddesinin emredici hükmünün bir gereğidir (Kadri Enis Berberoğlu (2) [GK], B. No: 2018/30030, 17/9/2020, § 68; Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, § 79).
16. Anayasa'nın 13. maddesinde yer alan "Anayasa'nın sözü" ifadesi Anayasa'nın metnini yani lafzını ifade etmektedir. Temel hak ve özgürlüklere yapılan müdahalelerin Anayasa'nın sözüne uygun olması şartı özellikle Anayasa'nın çeşitli maddeleriyle getirilen ek güvenceler söz konusu olduğunda önem taşımaktadır. Anayasa, çoğu durumda bir hak veya özgürlüğü yalnızca tanımakla yetinmeyerek onun kullanılmasını garanti altına almak için bazı yönlerini ayrıca vurgulayarak veya bazı yönlerine belli bir önem atfederek koruma altına alır. Anayasa koyucunun bir hakkı tanımanın yanında o hakkın norm alanına giren bir boyutunu ayrıca ve özel olarak ifade etmesi, buna ilişkin ek bir güvence getirmesi de mümkün olabilmektedir (Kadri Enis Berberoğlu (2), § 69; Kadri Enis Berberoğlu (3), § 79).
17. Anayasa'nın 46. maddesinin birinci fıkrasında kamulaştırmanın taşınmazın gerçek karşılığının ödenmesi şartıyla kullanılabilecek bir yetki olduğu hükme bağlanmıştır. Gerçek karşılığının ödenmesi Anayasa'nın 46. maddesiyle maliklerin lehine olarak getirilen özel bir güvence mahiyetindedir. Dolayısıyla taşınmazın gerçek karşılığı ödenmeden yapılan kamulaştırma işlemleri Anayasa'nın 46. maddesinin birinci fıkrasındaki gerçek karşılığın ödenmesi güvencesine aykırı olacaktır.
18. Öte yandan gerçek karşılığın ödenmesi aynı zamanda ölçülülük ilkesinin de bir gereğidir. Kamulaştırma suretiyle mülkiyet hakkına yapılan müdahalelerde, hedeflenen kamu yararı ile malikin bireysel yararı arasında gözetilmesi gereken adil denge ancak malike tazminat ödenmek suretiyle sağlanabilir. Diğer bir ifadeyle kamulaştırma suretiyle mülkiyet hakkına müdahalede bulunulan durumlarda malike tazminat ödenmesi, müdahaleyle malike yüklenen aşırı külfetin telafi edilmesini temin eden temel bir araçtır. Anayasa'nın 46. maddesinin birinci fıkrasında, kamulaştırmada taşınmazın gerçek karşılığının ödeneceği hükme bağlanmakla kamu yararı ile malikin menfaatleri arasındaki dengeyi kuracak bedelin taşınmazın gerçek karşılığı olduğu ifade edilmiştir (bazı farklarla birlikte bkz. Saadet Ekin, B. No: 2014/18103, 26/10/2017, § 35).
19. Mülkiyet hakkı kapsamında alacağın geç ödenmesi durumunda arada geçen sürede enflasyon nedeniyle paranın değerinde oluşan hissedilir aşınma ile mülkiyetin gerçek değeri azaldığı gibi bu bedelin tasarruf veya yatırım aracı olarak getirisinden yararlanma imkânı da bulunmamaktadır. Bu şekilde kişiler mülkiyet haklarından mahrum edilerek haksızlığa uğratılmaktadır (AYM, E.2008/58, K.2011/37, 10/2/2011). Bu sebeple devletin kamulaştırma bedelinin geç ödenmesi sebebiyle paranın değerinde oluşacak aşınmayı telafi edecek mekanizmaları geliştirmesi gerekmektedir. Bu gereklilik aynı zamanda Anayasa’nın 46. maddesinin birinci fıkrasında yer alan gerçek karşılık güvencesinin de zorunlu bir sonucudur.
20. İtiraz konusu kuralda kamulaştırma bedelinin tespiti için açılan davanın dört ay içinde sonuçlandırılamaması hâlinde, tespit edilen bedele bu sürenin bitiminden itibaren kanuni faiz işletilmesi öngörülmüştür. Kamulaştırma bedelinin geç ödendiği durumlarda kanuni faiz işletilmesi söz konusu bedelin ekonomik değerinin korunmasını temin eden araçlardan biridir. Ancak bu aracın Anayasa’nın 46. maddesindeki gerekliliklere uygun görülebilmesi için kamulaştırma bedelinin enflasyon etkisiyle yitirilen değerini karşılaması gerekir.
21. Anayasa Mahkemesinin gerek norm denetimi kapsamında gerekse de bireysel başvuru kapsamında verdiği çeşitli kararlarında alacakların da mülkiyet hakkı kapsamında olduğu, devlet tarafından alacakların geç ödenmesi hâlinde enflasyon oranları altında olmayan bir faiz ödenmesinin bireyin hakları ve kamu düzeni bakımından önem taşıdığı belirtilmiştir (AYM, E.1997/34, K.1998/79, 15/12/1998; Mehmet Akdoğan ve diğerleri, B. No: 2013/87, 19/12/2013, § 52; Akel Gıda San. ve Tic. A.Ş., B. No: 2013/28, 25/2/2015, § 46; Abdulhalim Bozboğa, B. No: 2013/6880, 23/3/2016, § 58; Ferda Yeşiltepe [GK], B. No: 2014/7621, 25/7/2017, § 29).
22. 4/12/1984 tarihli ve 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun’un 1. maddesinde “Borçlar Kanunu ve Türk Ticaret Kanununa göre faiz ödenmesi gereken hallerde, miktarı sözleşme ile tespit edilmemişse bu ödeme yıllık yüzde oniki oranı üzerinden yapılır./ Cumhurbaşkanı, bu oranı aylık olarak belirlemeye, yüzde onuna kadar indirmeye veya bir katına kadar artırmaya yetkilidir.” hükmüne yer verilmiştir. Buna göre kanuni faiz yüzde yirmi dördü aşamamaktadır.
23. İtiraz konusu kuralla geç ödenen kamulaştırma bedeli için sadece kanuni faiz ödeneceği belirtilmiştir. Enflasyon nedeniyle uğranılacak ve kanuni faizi aşan zararlarla ilgili herhangi bir düzenlemeye ise yer verilmemiştir. Özellikle yüksek enflasyonist dönemlerde devletin kamulaştırma nedeniyle borçlu olduğu tutar ile alacaklı hak sahibi tarafından nihai olarak alınan tutar arasındaki enflasyon nedeniyle oluşan değer kayıplarını gidermek mümkün olmayacaktır. Dolayısıyla hak sahibinin kamulaştırılan taşınmazının bedelini gerçek karşılık ölçütüne uygun olarak aldığından da söz edilemez.
24. Öte yandan idare tarafından açılan kamulaştırma bedelinin tespiti ve tescil davasında kamulaştırma bedeli dava tarihi itibarıyla belirlenmektedir. Ancak itiraz konusu kuralla faizin başlangıç tarihi yargılamanın dördüncü ayının sona erdiği tarih olarak belirlenmiştir. Bu durumda kamulaştırma bedelinin fiilen tahsis, kamulaştırılmış sayılma ve kamulaştırmaya esas rayiç bedelin belirlendiği tarihten daha sonraki bir tarihte ödenmiş olacağı ve bedelin belirlendiği tarihle faizin başlangıç tarihi arasındaki dört aylık bir sürede hak sahibinin enflasyon etkisiyle makul olanın ötesinde bir ekonomik kaybının oluşabileceği açıktır.
25. Bu itibarla anılan anayasal ögeleri dikkate almayan ve gerçek karşılık anayasal ölçütünü karşılamayan kural, Anayasa’nın 13. maddesinde belirtilen, sınırlamanın Anayasa’nın sözüne aykırı olamayacağı hükmüne aykırılık teşkil etmektedir.
26. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 13., 35. ve 46. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir.
Yıldız SEFERİNOĞLU bu görüşe katılmamıştır.
Kuralın Anayasa’nın 2. ve 5. maddelerine de aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 35. ve 46. maddeleri yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmış olması nedeniyle Anayasa’nın 2. ve 5. maddeleri yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.
IV. HÜKÜM
4/11/1983 tarihli ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun 24/4/2001 tarihli ve 4650 sayılı Kanun’un 5. maddesiyle değiştirilen 10. maddesine 11/4/2013 tarihli ve 6459 sayılı Kanun’un 6. maddesiyle eklenen dokuzuncu fıkranın Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, Yıldız SEFERİNOĞLU’nun karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA 5/4/2023 tarihinde karar verildi.
Başkan
Zühtü ARSLAN
Başkanvekili
Hasan Tahsin GÖKCAN
Kadir ÖZKAYA
Üye
Engin YILDIRIM
Muammer TOPAL
M. Emin KUZ
Rıdvan GÜLEÇ
Recai AKYEL
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
Yıldız SEFERİNOĞLU
Selahaddin MENTEŞ
Basri BAĞCI
İrfan FİDAN
Kenan YAŞAR
Muhterem İNCE
KARŞIOY GEREKÇESİ
İtiraz konusu kuralla kamulaştırma bedelinin tespiti için açılan davanın dört ay içinde sonuçlandırılamaması hâlinde, tespit edilen bedele bu sürenin bitiminden itibaren kanuni faiz işletilmesi öngörülmüştür.
Çoğunluk, geç ödenen kamulaştırma bedeli için sadece kanuni faiz ödenmesinin yeterli olmadığı, enflasyon nedeniyle uğranılacak ve kanuni faizi aşan zararların da karşılanması gerektiği görüşünden hareketle geç ödeme hâlinde kamulaştırma bedelinde enflasyon nedeniyle oluşan aşınmayı telafi edecek güvencelere yer verilmemesinin Anayasa’nın 13., 35. ve 46. maddelerine aykırı olduğunu kabul etmiştir.
Çoğunluğun bu görüşüne katılmak mümkün olmamıştır. Öncelikle kamulaştırma bedelinin kamulaştırma tarihi itibarıyla değil dava tarihi itibarıyla belirlendiğinin hatırlanması gerekir. 2942 sayılı Kanun’da 2001 yılında yapılan değişikliklerle kamulaştırma sürecine ilişkin önemli düzenlemeler yapılmıştır. Bu bağlamda kamulaştırma bedelinin tespiti davası açma yükümlülüğü malike değil idareye yüklenmiş, kamulaştırma bedelinin, kamulaştırma işleminin tesis edildiği tarih itibarıyla değil dava tarihi itibarıyla tespiti öngörülmüş, ayrıca kamulaştırma bedeli mahkeme veznesine depo ettirilmedikçe idare lehine tescil kararı verilemeyeceği düzenlenmiştir.
Kamulaştırma bedelinin dava tarihi itibarıyla belirlendiği ve kamulaştırma bedelinin tespiti davalarının da çok hızlı bir biçimde karara bağlandığı gözetildiğinde dava tarihi ile karar tarihi arasında ortaya çıkan enflasyon farkının çok yüksek miktarlarda olmayacağı anlaşılmaktadır. Ayrıca oluşan enflasyon farkının hiç telafi edilmemesi de söz konusu değildir. Yargılamanın dört aydan fazla sürmesi hâlinde dördüncü aydan sonraki dönem için kanuni faiz işletilmesi öngörülmektedir. Öte yandan Anayasa Mahkemesi kararlarında kamulaştırma bedelinin geç ödenmesiyle ilgili uyuşmazlıklarda kamulaştırma bedelinde enflasyon sebebiyle meydana gelen aşınmanın %5’in altında kalması hâlinde bu durum makul görülmektedir.
Tüm bu hususlar gözetildiğinde kamulaştırma bedelinin tespiti davalarında hükmedilen kamulaştırma bedeline, ilk dört ay için faiz işletilmemesinin dördüncü aydan sonrası içinse sadece kanuni faiz işletilmesinin mülkiyet hakkıyla ilgili anayasal güvenceleri ihlal etmediğini değerlendiriyorum. Kuralın iptali isteminin bu gerekçeyle reddi gerektiğini düşünüyorum.