ANAYASA MAHKEMESİ KARARI
Esas Sayısı : 2023/142
Karar Sayısı : 2023/210
Karar Tarihi : 30/11/2023
R.G.Tarih-Sayı :
18/1/2024-32433
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Kahramanmaraş Kadastro Mahkemesi
İTİRAZIN KONUSU: 21/6/1987
tarihli ve 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 22/2/2005 tarihli ve 5304 sayılı
Kanun’un 6. maddesiyle değiştirilen 22. maddesinin ikinci fıkrasının (a)
bendinde yer alan “…sınırlandırma,…” ibaresinin Anayasa’nın 13. ve 35.
maddelerine aykırılığı ileri sürerek iptaline karar verilmesi talebidir.
OLAY: Uygulama
kadastrosunun iptali talebiyle açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya
aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur.
I. İPTALİ
İSTENEN KANUN HÜKMÜ
Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı 22.
maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
“Evvelce tespit, tescil veya sınırlandırma suretiyle
kadastro veya tapulaması yapılmış olan yerlerin yeniden kadastrosu yapılamaz.
Bu gibi yerler ikinci defa kadastroya tâbi tutulmuşsa, ikinci kadastro bütün
sonuçlarıyla hükümsüz sayılır ve Türk Medenî Kanununun 1026 ncı maddesine göre
işlem yapılır. Süresinde dava açılmadığı takdirde, ikinci defa yapılan
kadastro, tapu sicil müdürlüğünce re’sen iptal edilir.
Ancak;
a) Tapulama, kadastro veya değişiklik işlemlerine
ilişkin; sınırlandırma, ölçü, çizim ve hesaplamalardan kaynaklanan
hataları gidermek üzere uygulama niteliğini kaybeden, teknik nedenlerle
yetersiz kalan, eksikliği görülen veya zemindeki sınırları gerçeğe uygun
göstermediği tespit edilen kadastro haritalarının tekrar düzenlenmesi ve tapu
sicilinde gerekli düzeltmelerin sağlanması amacıyla tapulama ve kadastro görmüş
yerlerde,
…
Birinci fıkra hükmü uygulanmaz.
…”
II. İLK İNCELEME
1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Zühtü
ARSLAN, Hasan Tahsin GÖKCAN, Kadir ÖZKAYA, Engin YILDIRIM, Muammer TOPAL,
Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Selahaddin MENTEŞ, Basri
BAĞCI, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR ve Muhterem İNCE’nin katılımlarıyla 13/9/2023
tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından
işin esasının incelenmesine OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
III. ESASIN İNCELENMESİ
2. Başvuru kararı ve ekleri, Raportör Ömer
DURSUN tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, iptali istenen kanun
hükmü, dayanılan Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama
belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
A. Genel Açıklama
3. 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu
ile ondan önce yürürlükte bulunan 17/2/1926 tarihli ve 743 sayılı mülga Türk
Kanun-u Medenîsi tapu sicil sistemini öngörmüştür. Buna göre,
taşınmazların mülkiyetinin ve diğer ayni hakların kazanılması, devri ile
taşınmazın aynıyla ilgili diğer işlemler kural olarak tapu sicili üzerinden
yürütülmektedir. Tapu sicili, ayni hakların kazanılması, devri ve kısıtlanması
bakımından kural olarak kurucu bir etkiye sahip olmanın yanında taşınmazın
aynıyla ilgili işlemlerde aleniyeti de sağlamaktadır. Taşınmazın aynıyla ilgili
hukuki işlemlerin yürütülmesi ve bunlara geçerlilik kazandırılmasının bir kamu
hizmeti olarak devletin tekeline bırakılmış olması sebebiyle tapu sicili
sisteminin güvenilir bir biçimde oluşturulması büyük önem taşımaktadır.
4. Nitekim Anayasa Mahkemesi, taşınmazlar üzerindeki ayni hakların tapu sicili
yoluyla açıklık kazanmasının güveni ve sürekliliği sağladığını açık bir biçimde
vurgulamıştır (AYM, E.1993/21, K.1993/30, 21/9/1993). Ülkemizde Fatih Sultan Mehmet döneminde düzenlenmeye
başlayan ve vergi tahakkuk ve tahsili işlemlerini kolaylaştırmayı amaçlayan
arazi tahrirleri tapu sicil sisteminin temelini oluştursa da modern manada tapu
sicili oluşturulması zorunluluğu ilk kez 743 sayılı Kanun’la getirilmiştir.
Ancak 743 sayılı Kanun’la birlikte getirilen tapu sicili sisteminin iyi bir
biçimde işleyebilmesi, arazilerin sınırlarının fenni usullerle belirlenerek
kadastrosunun yapılmış olmasına bağlıdır.
5. Taşınmazlara ilişkin ayni hakların
açıklığa kavuşturulmasında ve bu hakların herkese karşı korunmasının güvencesi
olan tapu sicili müessesesinin kurulmasında kadastronun yeri ve önemi tartışma
götürmez bir biçimde kendini göstermektedir (AYM, E.1973/13, K.1973/23,
31/5/1973). 743 sayılı Kanun’un getirdiği
tapu sicil sisteminin kurulmasını temin etmek amacıyla tarihsel süreç içinde
çok sayıda kanuni düzenleme yapılmıştır.
6. Bu kanunlardan sonuncusu 3402 sayılı Kanun’dur.
Kanun’un 1. maddesinde amacının, “ülke
koordinat sistemine göre memleketin kadastral veya topoğrafik kadastral
haritasına dayalı olarak taşınmaz malların sınırlarını arazi ve harita üzerinde
belirterek hukukî durumlarını tespit etmek suretiyle 4721 sayılı Türk Medeni
Kanununun öngördüğü tapu sicilini kurmak, mekânsal bilgi sisteminin alt
yapısını oluşturmak” olduğu açık bir
biçimde ifade edilmiştir. Kanun’un devamı maddelerinde kadastro işlemlerinin ne
şekilde yapılacağına ilişkin detaylı hükümlere yer verilmiştir. Kanun’un 11.
maddesinin birinci fıkrası kadastro tespitlerinin ilan edilmesini öngörmekte,
12. maddesinin birinci fıkrası ise kadastro tespit tutanaklarına karşı 30 gün
içinde mahkemede itiraz edebilme hakkı tanımaktadır. Bu süre içinde itiraz
edilmeyen kadastro tutanakları kesinleşir. Bununla birlikte kesinleşen kadastro
tutanaklarına konu hakların dava konusu edilebilmesi tamamen imkânsız
kılınmamış, Kanun’un 12. maddesinin üçüncü fıkrasında, bu tutanaklarda
belirtilen hakların, sınırlandırma ve tespitlerin, kadastro tutanakların
kesinleştiği tarihten itibaren on yıl içinde itiraz ve dava konusu edilmesi
mümkün kılınmıştır. Ancak bu süre geçtikten sonra artık kadastrodan önceki
hukuki sebeplere dayanarak kadastro tespitlerine karşı dava açılamaz. Bu
sürenin hak düşürücü nitelikte olduğu kabul edilmektedir.
7. Evvelce tespit, tescil veya sınırlandırma suretiyle
kadastro veya tapulaması yapılmış olan yerlerin yeniden kadastro işlemine konu
olması Kanun’un 22. maddesinin birinci fıkrası uyarınca kural olarak mümkün
değildir. Anılan fıkraya göre bu gibi yerler ikinci defa kadastroya tâbi
tutulmuşsa, ikinci kadastro bütün sonuçlarıyla hükümsüz sayılır.
B. Anlam ve Kapsam
8. 3402 sayılı Kanun’un 22. maddesinin birinci fıkrasında
evvelce tespit, tescil veya sınırlandırma suretiyle kadastro veya tapulaması
yapılmış olan yerlerin yeniden kadastrosunun yapılamayacağı belirtilmekle
birlikte maddenin ikinci fıkrasında bu kuralın istisnalarına yer verilmiştir.
Fıkranın (a) bendine göre tapulama, kadastro
veya değişiklik işlemlerine ilişkin; sınırlandırma, ölçü, çizim ve
hesaplamalardan kaynaklanan hataları gidermek üzere uygulama niteliğini
kaybeden, teknik nedenlerle yetersiz kalan, eksikliği görülen veya zemindeki
sınırları gerçeğe uygun göstermediği tespit edilen kadastro haritalarının
tekrar düzenlenmesi ve tapu sicilinde gerekli düzeltmelerin yapılmasının
sağlanması amacıyla tapulama ve kadastro görmüş yerlerde yeniden kadastro
yapılması mümkündür. İtiraz konusu kural
bentte yer alan “sınırlandırma” ibaresidir. Buna göre sınırlandırmadan kaynaklanan hataların
giderilmesi için yenileme kadastrosu yapılabilecektir.
9. Taşınmazların sınırlandırılması usulü Kanun’un 7.
maddesinde açıklanmıştır. Maddenin birinci fıkrasına göre kadastro teknisyenleri hazır bulundukları takdirde mal
sahipleri ile ilgililerin huzurunda, varsa harita, tapu ve vergi kayıtları ile
diğer belgeleri, en az üç bilirkişi ile muhtarın bilgilerinden yararlanarak
inceler ve mahalline uygular. Teknisyenler, elde ettikleri bilgi ve buna dair
kanaatlerini her taşınmaz mal için düzenleyecekleri kadastro tutanağına yazarak
bu Kanun hükümlerine göre taşınmaz malı sınırlandırır ve hak sahiplerini tayin
eder. Sınırlandırma, kadastral harita veya büyütülmüş fotoğraf veya röperli
kroki üzerinde gösterilir; ihtilaflı sınırlar ayrıca belirtilir. Dolayısıyla
Kanun’un 7. maddesinin birinci fıkrası kapsamında kalan işlemin yapılması
sırasında hata oluşması hâlinde ikinci kez kadastro işlemi yapılması mümkün
olacaktır. Diğer bir ifadeyle, kadastro teknisyenlerinin elde ettikleri
bilgilere göre taşınmaz mala ilişkin olarak oluşturacakları ve kadastral harita
veya büyütülmüş fotoğraf ya da röperli kroki üzerinde gösterecekleri
sınırlandırma işleminde herhangi bir hata olması durumunda, dava konusu kural
uyarınca, ikinci kez kadastro işlemi yapılması mümkündür.
C. İtirazın Gerekçesi
10. Başvuru kararında özetle; ilk defa yapılan kadastro
çalışmalarındaki sınırlandırma hatalarının teknik hata olarak nitelendirilmeyeceği,
sınırlandırmadan kaynaklanan hatalar nedeniyle yeniden kadastro yapılmasına
imkân tanıyan kuralın mülkiyet ihtilaflarını tekrar canlandırarak kadastronun
güvenilirliğine zarar vereceği belirtilerek kuralın Anayasa’nın 13. ve 35.
maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
D. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
11. Anayasa’nın 35. maddesinin birinci
fıkrasında “Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.” denilmek
suretiyle mülkiyet hakkı güvenceye bağlanmıştır. Anayasa’nın anılan maddesiyle
güvenceye bağlanan mülkiyet hakkı, ekonomik değer ifade eden ve parayla
değerlendirilebilen her türlü mal varlığı hakkını kapsamaktadır (AYM,
E.2015/39, K.2015/62, 1/7/2015, § 20). Bu bağlamda, mülk olarak
değerlendirilmesi gerektiğinde kuşku bulunmayan menkul ve gayrimenkul mallar
ile bunların üzerinde tesis edilen sınırlı ayni haklar ve fikri hakların yanı
sıra, icrası kabil olan her türlü alacak da mülkiyet hakkının kapsamına
dahildir (Mahmut Duran ve diğerleri, B. No: 2014/11441, 1/2/2017, § 60).
12. İkinci kez kadastro işlemine konu
olan taşınmazların Anayasa’nın 35. maddesi anlamında mülk teşkil ettiği
açıktır.
13. Anayasa’nın 35. maddesinde
düzenlenen mülkiyet hakkı, bu hakka yönelik olarak kamu gücü tarafından
gerçekleştirilen müdahalelerin yanı sıra kimi durumlarda özel hukuk kişilerince
yapılan müdahalelere karşı da anayasal koruma sağlamaktadır. Dolayısıyla
mülkiyet hakkı devlete, müdahalede bulunmama biçimindeki negatif yükümlülüğün
yanında üçüncü kişilerden gelebilecek müdahalelere karşı malike koruma sağlama
şeklindeki birtakım pozitif yükümlülükler de yüklemektedir (Osmanoğlu İnşaat
Eğitim Gıda Temizlik Hizmetleri Petrol Ürünleri Sanayi Ticaret Limitet Şirketi,
B. No: 2014/8649, 15/2/2017, § 42).
14. İtiraz konusu kuralla, sınırlandırma
hatalarının düzeltilmesi amacıyla yenileme kadastrosu yapılmasına imkân
verilmesinin mülkiyet hakkının negatif yükümlülükleri kapsamında mı yoksa
pozitif yükümlülükleri kapsamında mı inceleneceği hususu açıklığa
kavuşturulmalıdır.
15. Yukarıda ifade edildiği üzere tapu
sicili sisteminin kurulması ve işletilmesi devlet tarafından tekel biçiminde
yürütülen bir kamu hizmeti olarak düzenlenmiştir. Kadastro işlemleri ise esas
olarak tapu sicili sistemi kurmanın bir parçasıdır. Tapu sicil sisteminin
kurulması, bununla bağlantılı olarak kadastro işlemlerinin yapılması devletin
mülkiyetin korunması pozitif yükümlülüğü kapsamında icra ettiği bir ödevdir (benzer
değerlendirmeler için bkz. Sefa Koşar, B. No: 2015/18352, 10/5/2018, § 51).
16. Bununla birlikte daha önce kadastrosu
yapılarak tapusu oluşturulmuş bir taşınmazın yüz ölçümünün yenileme kadastrosu
sonucunda değişmesi veya azalması aynı zamanda kamu gücü tarafından yapılan bir
müdahale olarak görülmelidir. Nitekim Anayasa Mahkemesi, kadastrodan
kaynaklanan maddi bir hatanın düzeltilmesi nedeniyle taşınmazın yüz ölçümü
azaltılmasına rağmen söz konusu taşınmazı satın alan kişiye tazminat
ödenmemesinin mülkiyet hakkını ihlal ettiği iddiasının ileri sürüldüğü Erdoğan
Sönmez başvurusunda, başvurucunun taşınmazının yüz ölçümünün azaltılmasını
mülkiyet hakkına müdahale olarak değerlendirmiş ve negatif yükümlülükler
kapsamında bir inceleme yapmıştır (Erdoğan Sönmez, B. No: 2019/38336,
1/2/2023, § 24).
17. Bazı durumlarda devletin pozitif ve
negatif yükümlülüklerinin birbirinden ayrılması da mümkün olamamaktadır.
Üstelik devletin ister pozitif isterse negatif yükümlülükleri söz konusu olsun,
uygulanacak ilkeler önemli ölçüde benzeşmektedir (Hesna Funda Baltalı ve
Baltalı Gıda Hayvancılık San. ve Tic. Ltd. Şti. [GK], B. No: 2014/17196,
25/10/2018, § 70). Bu itibarla sınırlandırma hatalarının düzeltilmesi amacıyla
yenileme kadastrosu yapılmasını öngören kuralın mülkiyet hakkının negatif
yükümlülükleri kapsamında incelenmesi uygun görülmüştür.
18. Mülkiyet hakkı, kişiye başkasının
hakkına zarar vermemek ve kanunların öngördüğü sınırlamalara uymak koşuluyla
sahibi olduğu şeyi dilediği gibi kullanma, onun semerelerinden yararlanma ve
tasarruf etme imkânı veren bir haktır (Mehmet Akdoğan ve diğerleri, B.
No: 2013/817, 19/12/2013, § 32). Dolayısıyla malikin mülkünü kullanma,
semerelerinden yararlanma ve mülkü üzerinde tasarruf etme yetkilerinden
herhangi birinin sınırlanması mülkiyet hakkına müdahale teşkil eder (Recep
Tarhan ve Afife Tarhan, B. No: 2014/1546, 2/2/2017, § 53). Ayrıca kişinin
mal varlığında azalma meydana gelmesi sonucunu doğuran kamusal işlem ve
eylemler de mülkiyet hakkına müdahale oluşturur (Tülay Arslan ve diğerleri,
B. No: 2014/7051, 2/2/2017, § 77).
19. İkinci defa yapılan kadastro
neticesinde değişen sınırlar sebebiyle kişilerin mülkiyetinde olan
taşınmazların yüz ölçümünde azalma meydana gelmesi mümkündür. Taşınmazın tapu
sicilinde kayıtlı olan yüz ölçümünde azalma meydana gelmesi mülkiyet hakkına
müdahale teşkil etmektedir.
20. Anayasa’nın 35. maddesi ile mülkiyet
hakkına temas eden diğer hükümleri birlikte değerlendirildiğinde Anayasa'nın
mülkiyet hakkına müdahaleyle ilgili üç kural ihtiva ettiği görülmektedir. Buna
göre Anayasa'nın 35. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin mülkiyet hakkına
sahip olduğu belirtilmek suretiyle mülkten barışçıl yararlanma hakkına
yer verilmiş; ikinci fıkrasında da mülkten barışçıl yararlanma hakkına
müdahalenin çerçevesi belirlenmiştir. Maddenin ikinci fıkrasında, genel olarak
mülkiyet hakkının hangi şartlarda sınırlanabileceği belirlenerek aynı zamanda mülkten
yoksun bırakmanın şartlarının genel çerçevesi de çizilmiştir. Maddenin son
fıkrasında ise mülkiyet hakkının kullanımının toplum yararına aykırı
olamayacağı kurala bağlanmak suretiyle devletin mülkiyetin kullanımını
kontrol etmesine ve düzenlemesine imkân sağlanmıştır. Anayasa'nın diğer
bazı maddelerinde de devlet tarafından mülkiyetin kontrolüne imkân tanıyan özel
hükümlere yer verilmiştir. Ayrıca belirtmek gerekir ki mülkten yoksun bırakma
ve mülkiyetin düzenlenmesi, mülkiyet hakkına müdahalenin özel biçimleridir (Recep
Tarhan ve Afife Tarhan, §§ 55-58).
21. Yenileme kadastrosu sonucu
taşınmazın tapu sicilinde kayıtlı olan yüz ölçümünün azalması bazı hallerde
mülkün maddi alemde de azalmasına yol açabilmekte ise de yenileme kadastrosuyla
yapılan müdahalenin amacı maliki mülkünden yoksun bırakmak değil, hatalı
kadastro işlemlerini düzeltmektir. Bu husus gözetildiğinde sınırlandırma
hatalarının düzeltilmesi suretiyle gerçekleşen müdahalenin mülkten barışçıl
yararlanma hakkı kapsamında incelenmesi gerekmiştir.
22. Anayasa’nın 35. maddesinde mülkiyet
hakkının kamu yararı amacıyla ve kanunla sınırlandırılabileceği öngörülmüştür. Mülkiyet
hakkına müdahalede bulunulurken temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına
ilişkin genel ilkeleri düzenleyen Anayasa’nın 13. maddesinin de gözönünde
bulundurulması gerekmektedir.
23. Anayasa’nın 13. maddesinde “Temel
hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili
maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir.
Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve
lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”
denilmektedir. Buna göre temel hak ve özgürlüklere sınırlama getiren
düzenlemelerin kanunla yapılması, Anayasa’da öngörülen sınırlama sebebine uygun
ve ölçülü olması gerekir.
24. Anayasa Mahkemesinin sıkça
vurguladığı gibi temel hakları sınırlayan kanunun şeklen var olması yeterli
olmayıp yasal kuralların keyfîliğe izin vermeyecek şekilde belirli,
ulaşılabilir ve öngörülebilir düzenlemeler niteliğinde olması gerekir.
25. Esasen temel hakları sınırlayan
kanunun bu niteliklere sahip olması, Anayasa’nın 2. maddesinde güvenceye alınan
hukuk devleti ilkesinin de bir gereğidir. Hukuk devletinin temel unsurlarından
olan hukuki belirlilik ilkesi uyarınca kanuni düzenlemelerin hem kişiler
hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek
şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olması, ayrıca kamu
otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesi gerekir.
Kanunda bulunması gereken bu nitelikler hukuki güvenliğin sağlanması bakımından
da zorunludur. Zira bu ilke hukuk normlarının öngörülebilir olmasını,
bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de
yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını
gerekli kılar (AYM, E.2015/41, K.2017/98, 4/5/2017, §§ 153, 154). Dolayısıyla
Anayasa’nın 13. ve 35. maddelerinde sınırlama ölçütü olarak belirtilen
kanunilik, Anayasa’nın 2. maddesinde güvenceye alınan hukuk devleti ilkesi
ışığında yorumlanmalıdır.
26. 3402 sayılı Kanun’un 7. maddesinde
taşınmaz malların sınırlandırmasının nasıl gerçekleştirileceği belirtilmiştir.
Buna göre sınırlandırma hatasının kadastro sürecinde, kadastro teknisyenlerinin elde ettikleri bilgilere göre
taşınmaz mala ilişkin olarak oluşturacakları ve kadastral harita veya
büyütülmüş fotoğraf ya da röperli kroki üzerinde gösterecekleri sınırlandırma
işleminde gerçekleşen hataları ifade ettiği
açıktır. Nitekim yargı içtihatlarında da kadastro çalışmaları sırasında
muhtar, bilirkişi ve ilgilisinin beyanıyla taşınmazın zeminde belirlenmiş olan
sınırlarının hatalı olarak alınmasının sınırlandırma hatasına sebebiyet verdiği
kabul edilmiştir (bkz. Yargıtay 14. Hukuk
Dairesinin 12/10/2006 tarihli ve E. 2006/9086, K. 2006/10872 sayılı kararı).
27. Sınırlandırma hatası sebebiyle
yapılacak olan yenileme kadastrosuna ilişkin usul ve esaslar Kanun’un 22.
maddesinde açık bir biçimde belirtilmiştir. Bu itibarla kuralın belirli,
ulaşılabilir ve öngörülebilir nitelikte olduğu ve bu yönüyle kanunilik şartını
taşıdığı anlaşılmıştır.
28. Anayasa’nın 13. maddesinde temel hak
ve hürriyetlerin yalnızca Anayasa’nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere
bağlı olarak sınırlanabileceği belirtilmiştir. Anayasa’nın 35. maddesinde ise mülkiyet
hakkının kamu yararı amacıyla sınırlanabileceği öngörülmüştür.
29. Yenileme kadastrosunun amacı,
taşınmaz malların sınırlarının arazi ve harita üzerinde belirterek hukuki
durumlarının tespit edilmesi, bu suretle güvenilir ve uygulanabilir bir tapu
sicil sisteminin kurulmasıdır. Güvenilir ve uygulanabilir bir tapu sicil
sisteminin kurulmasında kamu yararı bulunduğu açıktır.
30. Anayasa'nın 13. maddesinde yer alan
ölçülülük ilkesi elverişlilik, gereklilik ve orantılılık olmak üzere üç alt
ilkeden oluşmaktadır. Elverişlilik öngörülen müdahalenin amacı gerçekleştirmeye
elverişli olmasını, gereklilik amaç bakımından müdahalenin zorunlu olmasını yani
aynı amaca daha hafif bir müdahale ile ulaşılmasının mümkün olmamasını,
orantılılık ise bireyin hakkına yapılan müdahale ile ulaşılmak istenen amaç
arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir (AYM,
E.2011/111, K.2012/56, 11/4/2012; E.2016/16, K.2016/37, 5/5/2016; Mehmet
Akdoğan ve diğerleri, § 38).
31. Sınırlandırma hatalarının
düzeltilmesi amacıyla yenileme kadastrosu yapılmasının güvenilir ve
uygulanabilir tapu sicil sisteminin kurulması amacına ulaşılması bakımından
elverişli olduğu anlaşılmaktadır.
32. Mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin
Anayasa’ya uygun olabilmesi için amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasının
yanında gerekli olması da icap eder. Gereklilik yukarıda da belirtildiği üzere
hakka müdahale teşkil eden birden fazla araç arasından hakkı en az zedeleyen
aracın seçilmesini ifade etmektedir. İlk kadastroda hatalı bir şekilde yapılan
sınırlandırma, anılan taşınmaza yönelik yeni bir kadastro uygulamasıyla
düzeltilebilecektir. Ayrıca itiraz konusu kural kapsamında yapılacak
düzeltmenin kapanmış ve kesinleşmiş mülkiyet ihtilaflarının canlandırılması
amacı taşımadığı, teknik hatalardan kaynaklanan sebeplerle uygulama niteliğini
kaybeden, yetersiz kalan, eksikliği görülen veya zemindeki sınırları gerçeğe
uygun göstermediği tespit edilen kadastro haritalarının yeniden düzenlenmesiyle
sınırlı bir işlev gördüğü anlaşılmaktadır. Yenileme kadastrosunun yapılabilmesi
için sınırlandırma hatasının var olmasının yanında bu hatanın tapulama,
kadastro veya değişiklik işlemlerine ilişkin olması ve bu hatalar sebebiyle
kadastro haritalarının uygulama niteliğini kaybetmesi, teknik nedenlerle
yetersiz kalması, eksik görülmesi ya da zemindeki sınırları gerçeğe uygun
göstermemesi de gerekmektedir.
33. Nitekim Yargıtay 16. Hukuk Dairesinin
28/1/2014 tarihli ve E. 2013/13979, K. 2014/233 sayılı kararında “Uygulama
(yenileme) kadastrosunun amacı, tapulama, kadastro veya değişiklik işlemlerine
ilişkin; sınırlandırma, ölçü, çizim (tersimat) ve hesaplamalardan kaynaklanan
hataları gidermektir. Uygulama kadastrosu, 3402 sayılı Yasa'nın 12/3.
maddesinin istisnası olmadığı gibi, mülkiyet ihtilaflarının idari işlemle
ortadan kaldırılması gibi bir amaca da sahip değildir.” açıklamalarına yer
verilerek yenileme kadastrosu işleminin mülkiyet ihtilaflarının giderilmesi
veya canlandırılması amacıyla yapılamayacağı açıkça ifade edilmiştir.
Dolayısıyla sınırlandırma hataları kapsamında yenileme kadastrosu yapılmasının
tapu sicilinin güvenilirliğinin sorgulanmasına yol açacak zorunlu ve istisnai
bazı durumlara münhasır kılındığı anlaşılmaktadır. Tapu sicilinin
güvenilirliğinin tartışma konusu olduğu hâllere özgü olarak yenileme kadastrosu
yapılmasına imkân tanınmasının zorunlu bir toplumsal ihtiyaca karşılık geldiği
değerlendirilmiştir.
34. Son olarak sınırlamanın orantılı
olup olmadığı incelenmelidir. Orantılılık sınırlamayla ulaşılmak istenen amaç
ile başvurulan sınırlama tedbiri arasında aşırı bir dengesizlik bulunmamasına
işaret etmektedir. Diğer bir ifadeyle orantılılık, amaç ile araç arasında adil
bir denge kurulmasını gerektirmektedir. Buna göre mülkiyet hakkına getirilen
sınırlamayla ulaşılmak istenen meşru amaç ve başvurucunun mülkiyet hakkından
yararlanmasındaki bireysel yarar arasında makul bir orantı kurulmalıdır.
Hedeflenen amaca ulaşıldığında elde edilecek kamusal yararla kıyaslandığında
sınırlama ile kişiye yüklenen külfetin aşırı ve orantısız olmaması gerekir (D.C.,
B. No: 2018/13863, 16/6/2021, § 49).
35. Usule ilişkin güvencelerin varlığı
orantılılık değerlendirmesinde önemli bir rol oynayabilir. Bu bağlamda
müdahalenin hukuka aykırılığının ileri sürülebileceği veya müdahale nedeniyle
oluşan maddi ve manevi zararların tazmin edilmesinin istenebileceği hukuk
yollarının olmaması da bazı durumlarda kişiye yüklenen külfeti ağırlaştıran bir
unsur olarak görülebilir. Bu bakımdan kişinin hukuka aykırılık iddialarının bir
mahkeme tarafından etkili bir biçimde incelenmesi müdahalenin orantılılığı
bakımından ehemmiyet arz etmektedir (D.C., § 52; Eyyüp Baran, B.
No: 2014/8060, 29/9/2016, §§ 75-95; Mahmut Üçüncü, B. No: 2014/1017,
13/7/2016, §§ 79-102; Arif Güven, B. No: 2014/13966, 15/2/2017, §§
57-72).
36. Yenileme kadastrosu sonucu yapılan
tespite karşı dava açılmasının mümkün olduğunun altı çizilmelidir. Yenileme
kadastrosunun hukuka aykırı olması hâlinde bunun yargı mercilerince iptal
edilmesi mümkündür. Ayrıca Kanun’un 22. maddesinin birinci fıkrasının ikinci
cümlesinde, bir yerin, kanunda belirtilen koşullar oluşmadan ikinci defa kadastroya tâbi tutulması hâlinde, ikinci
kadastronun bütün sonuçlarıyla hükümsüz sayılması öngörülmüştür. Bu durumda
ayni hakkı zedelenen kişi 4721 sayılı Kanun’un 1026. maddesi uyarınca yargı
mercilerine başvurabilir. Süresinde dava açılmadığı takdirde ise ikinci defa
yapılan kadastronun, tapu sicil müdürlüğünce resen iptal edilmesi imkânı
getirilmiştir. Dolayısıyla hukuka aykırı olarak yapılan ikinci kadastro
işleminin iptal edilmesini temin edecek mekanizmalara yer verildiği
görülmektedir.
37. Öte yandan ikinci kadastro işlemi
hukuka uygun olsa bile sınırlandırmanın hatalı olmasının kamu görevlilerinin
işlemlerinden/kusurlarından kaynaklandığı ve ayni hakkı zedelenin kişinin ise
kusurunun bulunmadığı veya idareninkine nazaran daha az olduğu hâllerde ayni
hakkı zedelenen kişiye tazminat ödenmesi orantılılık ilkesinin bir gereğidir.
4721 sayılı Kanun’un 1007. maddesinde tapu sicilinin tutulmasından doğan
zararlardan devletin sorumlu olduğu belirtilmiştir. Yapılan kadastro
neticesinde oluşacak sınırlar tapu kütüğünün oluşumu sürecinin bir parçasıdır.
Tapu işlemleri, kadastro tespiti işlemleri ile başlayan ve onu takip eden
işlemlerdir. Tapu kütüğünün oluşumu aşamasındaki kadastro işlemleri ile tapu
işlemleri bir bütün oluşturduğundan, kadastro işlemleri sırasında oluşan
hatalar da 4721 sayılı Kanun’un 1007. maddesi kapsamında devletin objektif
sorumluluğu kapsamına girmektedir.
38. Bu itibarla yenileme kadastrosu
neticesinde mülkiyetinde bulunan taşınmazın yüz ölçümünde azalma meydana gelen
üçüncü kişilerin uğradığı kayıplar sebebiyle tazminat davası açma imkânının
bulunduğu açıktır. Yerleşik yargı içtihatlarında da yenileme kadastrosu
neticesinde uğranılan zararlar için maliye hazinesinden tazminat talep
edilebileceği kabul edilmektedir (Yargıtay 20. Hukuk Dairesi, E.2015/2184,
K.2015/11402, 18/11/2015; Yargıtay 5. Hukuk Dairesi, E.2013/9108, K.2013/13601,
9/9/2013; Mehmet Koca, B. No: 2014/19791, 19/12/2017).
39. Bu durumda, sınırlandırma
hatalarının düzeltilmesi suretiyle mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin ölçülü
olduğu anlaşılmaktadır.
Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın
13. ve 35. maddelerine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir.
IV. HÜKÜM
21/6/1987 tarihli ve 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun
22/2/2005 tarihli ve 5304 sayılı Kanun’un 6. maddesiyle değiştirilen 22.
maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendinde yer alan “...sınırlandırma,...”
ibaresinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE 30/11/2023
tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
Başkan
Zühtü ARSLAN
|
Başkanvekili
Hasan Tahsin GÖKCAN
|
Üye
Engin YILDIRIM
|
Üye
Muammer TOPAL
|
Üye
M. Emin KUZ
|
Üye
Rıdvan GÜLEÇ
|
Üye
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
|
Üye
Yıldız SEFERİNOĞLU
|
Üye
Selahaddin MENTEŞ
|
Üye
Basri BAĞCI
|
Üye
İrfan FİDAN
|
Üye
Kenan YAŞAR
|
Üye
Muhterem İNCE
|
|
|
|
|