ANAYASA MAHKEMESİ KARARI
Esas Sayısı : 2022/90
Karar Sayısı : 2023/201
Karar Tarihi : 30/11/2023
R.G.Tarih-Sayı :
2/2/2024-32448
İPTAL
DAVASINI AÇAN: Türkiye Büyük Millet
Meclisi üyeleri Engin ALTAY, Özgür ÖZEL, Engin ÖZKOÇ ile birlikte 132
milletvekili
İPTAL DAVASININ KONUSU: 12/5/2022 tarihli ve 7406 sayılı Türk Ceza Kanunu ve Bazı
Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 14. maddesiyle 7/5/1987 tarihli
ve 3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu’na eklenen ek 18. maddenin üçüncü
fıkrasının Anayasa’nın 10., 17., 36. ve 40. maddelerine aykırılığı ileri
sürülerek iptaline ve yürürlüğünün durdurulmasına karar verilmesi talebidir.
I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ
Kanun’un iptali talep edilen kuralın da yer aldığı ek 18.
maddesi şöyledir:
“Ek Madde 18- (Ek:12/5/2022-7406/14 md.)
Yükseköğretim Kanununun 53 üncü maddesinde yer alan soruşturma usulüne
tabi olanlar hariç olmak üzere, kamu veya özel sağlık kurum ve kuruluşları ve
vakıf üniversitelerinde görev yapan hekim ve diş hekimleri ile diğer sağlık
meslek mensuplarının sağlık mesleğinin icrası kapsamında yaptıkları muayene,
teşhis ve tedaviye ilişkin tıbbi işlem ve uygulamalar nedeniyle yapılan
soruşturmalar hakkında 2/12/1999 tarihli ve 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu
Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun hükümleri uygulanır. Soruşturma
izni, Sağlık Bakanlığı bünyesinde kurulan Mesleki Sorumluluk Kurulu tarafından
verilir. Mesleki Sorumluluk Kurulu, özel sağlık kurum ve kuruluşları ve vakıf
üniversitelerinde görev yapan hekim ve diş hekimleri ile diğer sağlık meslek
mensupları bakımından il sağlık müdürlüklerinde görevli başkan veya
yardımcılarını da ön inceleme yapmak üzere görevlendirebilir. Soruşturma izni
verilmesine ilişkin 4483 sayılı Kanunun 7 nci maddesindeki süreler, iki kat olarak
uygulanır. Mesleki Sorumluluk Kurulunun kararlarına karşı Ankara Bölge İdare
Mahkemesine itiraz edilebilir.
Kamu kurum ve kuruluşları ve Devlet üniversitelerinde
görev yapan hekim ve diş hekimleri ile diğer sağlık meslek mensuplarının sağlık
mesleğinin icrası kapsamında yaptıkları muayene, teşhis ve tedaviye ilişkin
tıbbi işlem ve uygulamalar nedeniyle idare tarafından ödenen tazminattan dolayı
ilgilisine rücu edilip edilmeyeceğine ve rücu miktarına, ilgilinin görevinin
gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle görevini kötüye kullanıp
kullanmadığı ve kusur durumu gözetilerek Mesleki Sorumluluk Kurulu tarafından
bir yıl içinde karar verilir.
Mesleki Sorumluluk Kurulu, Sağlık Bakanı tarafından
belirlenen;
a) Bakan yardımcısı,
b) Sağlık Hizmetleri, Kamu Hastaneleri, Hukuk Hizmetleri,
Yönetim Hizmetleri genel müdürleri veya yardımcıları,
c) Profesör veya doçent unvanlı biri dâhilî, diğeri
cerrahi branştan iki hekim,
olmak üzere yedi üyeden oluşur. Mesleki Sorumluluk
Kurulunun başkanı Bakan yardımcısıdır. (c) bendi uyarınca belirlenen üyelerin
görev süresi iki yıldır.
Mesleki Sorumluluk Kurulu, üye tam sayısının salt
çoğunluğuyla toplanır ve üye tam sayısının salt çoğunluğuyla karar alır.
Oylamalarda çekimser oy kullanılamaz.
Sağlık Bakanı gelen işin niteliği ve sayısına göre, başka
bir Bakan yardımcısının başkanlığında üçüncü fıkrada gösterilenlerden, yeni
kurullar oluşturabilir.
Mesleki Sorumluluk Kurulu üyeleri, ikinci fıkra
kapsamında verdikleri kararlar sebebiyle görevinin gereklerine aykırı hareket
ettiklerinin kesinleşmiş bir ceza mahkemesi kararıyla tespit edilmesi dışında
mali ve idari yönden sorumlu tutulamaz.
Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar, Sağlık
Bakanlığı tarafından yürürlüğe konulan yönetmelikle belirlenir.”
II. İLK İNCELEME
1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri
uyarınca Hasan Tahsin GÖKCAN, Kadir
ÖZKAYA, Muammer TOPAL, M. Emin KUZ, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki
HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, İrfan FİDAN ve Kenan YAŞAR’ın
katılımlarıyla 8/9/2022 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada
eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine, yürürlüğü durdurma talebinin esas inceleme aşamasında karara
bağlanmasına OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
III. ESASIN İNCELENMESİ
2. Dava dilekçesi ve ekleri, Raportör Hilal YAZICI tarafından
hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, dava konusu kanun hükmü, dayanılan ve ilgili görülen Anayasa
kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
A. Anlam ve Kapsam
3. 3359 sayılı Kanun’un ek 18. maddesinde Sağlık
Bakanlığı (Bakanlık) bünyesinde Mesleki Sorumluluk Kurulu (Kurul)
oluşturulmuştur.
4. Anılan ek maddenin birinci ve ikinci fıkraları
uyarınca Kurul iki alanda yetkili kılınmıştır. Bunlardan ilki, 4/11/1981
tarihli ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’nun 53. maddesinde yer alan
soruşturma usulüne tabi olanlar hariç olmak üzere, kamu veya özel sağlık kurum
ve kuruluşları ve vakıf üniversitelerinde görev yapan hekim ve diş hekimleri
ile diğer sağlık meslek mensuplarının sağlık mesleğinin icrası kapsamında
yaptıkları muayene, teşhis ve tedaviye ilişkin tıbbi işlem ve uygulamalar
nedeniyle yapılan soruşturmalar hakkında izin verme yetkisidir.
5. 3359 sayılı Kanun’un ek 18. maddesi düzenlenmeden önce
2/12/1999 tarihli ve 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin
Yargılanması Hakkında Kanun kapsamında, yalnızca kamu kurum ve kuruluşları ve devlet
üniversitelerinde görev yapan hekim ve diş hekimleri ile diğer sağlık meslek
mensupları bakımından sağlık mesleğinin icrasıyla ilgili yürütülecek
soruşturmalar için izin usulü öngörülmekteydi. Bu bağlamda özel sağlık kurum ve
kuruluşları ile vakıf üniversitelerinde görev yapan bu kişiler hakkında
yürütülecek benzer nitelikteki soruşturmalar bakımından herhangi bir izin usulü
öngörülmemişti. 3359 sayılı Kanun’un ek 18. maddesiyle bu kapsamdaki sağlık
personeli yönünden de izin prosedürü getirilmiş, ayrıca 4483 sayılı Kanun’a
göre izin usulüne tabi olan bu kişiler bakımından soruşturma izninin Kurul
tarafından verileceği hüküm altına alınmıştır. Söz konusu izin usulünün, sadece
sağlık mesleğinin icrası kapsamında muayene, tetkik, tahlil, teşhis, tedavi,
tıbbi bakım, rehabilitasyon ve bunlar gibi tüm tıbbi işlem ve uygulamalar sebebiyle
yapılacak adli soruşturmalar için öngörüldüğü anlaşılmaktadır. Kamu kurum ve
kuruluşlarında görev yapan sağlık personelinin bunun dışında kalan görevleri
sebebiyle işledikleri suçlar bakımından yapılacak adli soruşturmalar için 4483
sayılı Kanun’da belirtilen mercilerden izin alınması gerekmektedir.
6. Bununla birlikte dava konusu kuralın da yer aldığı ek
18. maddede 2547 sayılı Kanun’un 53. maddesinde düzenlenen soruşturma usulüne
tabi olanlar kapsam dışı bırakılmıştır. Anılan Kanun’un 53. maddesi “Disiplin
ve Ceza İşleri” başlıklı Dokuzuncu Bölümde yer almaktadır. Maddenin (c)
fıkrasında yükseköğretim üst kuruluşları başkan ve üyeleri ile yükseköğretim
kurumları yöneticilerinin, kadrolu ve sözleşmeli öğretim elemanlarının ve bu
kuruluş ve kurumların 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’na
tabi memurlarının görevleri dolayısıyla ya da görevlerini yaptıkları sırada
işledikleri ileri sürülen suçlar hakkında yetkili makamlarca inceleme
başlatılabileceği, inceleme sonucunda soruşturma açılmasına karar verilmesi ya
da doğrudan soruşturma başlatılması hâlinde maddede yer alan müteakip
hükümlerin uygulanacağı belirtilmiştir. Bu itibarla vakıf üniversiteleri de
dâhil olmak üzere yükseköğretim üst kuruluşları başkan ve üyeleri ile
yükseköğretim kurumları yöneticilerinin, kadrolu ve sözleşmeli öğretim
elemanlarının ve bu kuruluş ve kurumların 657 sayılı Kanun’a tabi memurlarının
3359 sayılı Kanun’un ek 18. maddesinde düzenlenen izin usulüne bağlı
kılınmadığı anlaşılmaktadır. Bu kişilerin görevleri dolayısıyla ya da
görevlerini icra ederken işledikleri ileri sürülen suçlar için 2547 sayılı
Kanun’un 53. maddesi uygulama alanı bulacaktır.
7. Ek maddede Kurula ayrıca kamu kurum ve kuruluşları ve devlet
üniversitelerinde görev yapan hekim ve diş hekimleri ile diğer sağlık meslek
mensuplarının ek maddenin birinci fıkrası kapsamında belirtilen işlem ve
uygulamalar nedeniyle idare tarafından ödenen tazminat nedeniyle -görevin
gereklerine aykırı hareket edilmesi suretiyle görevin kötüye kullanılıp kullanılmadığı
ve kusur durumu gözetilerek- ilgilisine rücu edilip edilmeyeceği ve rücu
miktarı ile ilgili hususlarda karar verme yetkisi tanınmıştır.
8. Ek maddenin birinci fıkrasında ayrıca Kurulun
kararlarına karşı Ankara Bölge İdare Mahkemesine itiraz edilebileceği
belirtilmiştir.
9. Anılan maddenin dava konusu üçüncü fıkrasında ise Kurulun
yapısı düzenlenmiştir. Buna göre Kurul, Sağlık Bakanı tarafından belirlenen bir
bakan yardımcısı, Sağlık Hizmetleri, Kamu Hastaneleri, Hukuk Hizmetleri, Yönetim
Hizmetleri genel müdürleri veya yardımcıları ile profesör veya doçent ünvanlı
biri dâhilî, diğeri cerrahi branştan hekim olmak üzere yedi üyeden
oluşmaktadır. Kurulun başkanı bakan yardımcısıdır. Profesör veya doçent ünvanlı
hekimlerin görev süresi iki yıl olarak belirlenmiştir.
10. Maddenin dördüncü fıkrası uyarınca Kurul, üye tam
sayısının salt çoğunluğuyla toplanır ve üye tam sayısının salt çoğunluğuyla
karar verir. Kurul üyeleri karar alınırken çekimser oy kullanamazlar.
11. Beşinci fıkrada ise Sağlık Bakanının gelen işin
niteliği ve sayısına göre başka bir Bakan yardımcısının başkanlığında maddenin üçüncü
fıkrasında gösterilenlerden yeni kurullar oluşturabileceği hükme bağlanmıştır.
12. Maddenin altıncı fıkrasına göre Kurul üyeleri, ikinci
fıkrada belirtilen tıbbi işlem ve uygulamalar nedeniyle idare tarafından ödenen
tazminattan dolayı ilgilisine rücu edilip edilmeyeceği ve rücu miktarına
ilişkin kararları sebebiyle görevlerinin gereklerine aykırı hareket
ettiklerinin kesinleşmiş bir ceza mahkemesi kararıyla tespit edilmesi hâli
dışında mali ve idari yönden sorumlu tutulamayacaklardır.
B. İptal
Talebinin Gerekçesi
13. Dava dilekçesinde özetle; tıbbi hata iddialarına
ilişkin olarak soruşturma izni verme yetkisine sahip Kurulun bağımsız ve
tarafsız olması gerektiği ancak Kurulun dava konusu kuralla belirlenen atama
usulü ve oluşumu itibarıyla tarafsız olamayacağı, bu durumun hekim ve diğer
sağlık çalışanları ile mağdurun adil yargılanma ve etkili başvuru haklarını
ihlal edeceği, hekim ve diğer sağlık çalışanları arasında çeşitli saiklerle
farklı kararlar alınabilmesine imkân tanınmasının da eşitlik ilkesiyle
bağdaşmadığı belirtilerek kuralın Anayasa’nın 10., 17., 36. ve 40. maddelerine
aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
C. Anayasa’ya
Aykırılık Sorunu
1. Kuralın Ek
18. Maddenin Birinci Fıkrası Yönünden İncelenmesi
14. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin
Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 43. maddesi uyarınca kural,
ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 2. ve 129. maddeleri yönünden de incelenmiştir.
15. 3359 sayılı Kanun’un ek 18. maddesinin birinci
fıkrasında, Kurulun fıkrada sayılan sağlık çalışanlarının sağlık mesleğinin
icrası kapsamında yaptıkları muayene, teşhis ve tedaviye ilişkin tıbbi işlem ve
uygulamaları nedeniyle yapılan soruşturmalar hakkındaki izin yetkisi
düzenlenmiştir.
16. Anayasa’nın 17. maddesinde “Herkes, yaşama, maddî
ve manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir./ Tıbbî zorunluluklar
ve kanunda yazılı haller dışında, kişinin vücut bütünlüğüne dokunulamaz; rızası
olmadan bilimsel ve tıbbî deneylere tâbi tutulamaz.” denilmektedir.
17. Devletin kamu ya da özel sağlık kuruluşları
tarafından sağlık hizmetleri yerine getirilirken hastaların yaşamlarının ve
vücut bütünlüklerinin korunmasına yönelik tedbirleri alması ve bu kapsamda
gerekli düzenlemeleri yapması gerekir. Devletin yaşam hakkı ile kişinin maddi
ve manevi varlığının korunması hakkı kapsamında sahip olduğu pozitif
yükümlülüklerin usule ilişkin yönü bulunmaktadır. Söz konusu yükümlülük çerçevesinde
devlet, doğal olmayan her ölüm olayı ile vücut bütünlüğüne yönelik
müdahalelerin sorumlularının belirlenmesini ve gerekiyorsa cezalandırılmasını
sağlayabilecek etkili resmî soruşturma prosedürü yürütmek durumundadır. Bu tarz
bir soruşturmanın temel amacı, yaşam hakkı ile maddi ve manevi varlığın
korunması hakkını koruyan hukukun etkin bir şekilde uygulanmasını güvenceye
almak ve kamu görevlilerinin ya da kurumların karıştığı olaylarda, bunların
sorumlulukları altında meydana gelen ölümler için hesap vermelerini sağlamaktır
(bazı farklarla birlikte bkz. Nail Artuç, B. No: 2013/2839, 3/4/2014, §§
35-36).
18. Bununla birlikte yaşam hakkının veya bedensel
bütünlüğün ihlal edildiği her durumda ceza soruşturmasının yürütülmesi yönünde
bir yükümlülük bulunmamaktadır. Buna göre genel olarak ihmal suretiyle ortaya
çıkan diğer ölümlerde “etkili bir yargısal sistem kurma” yönündeki
pozitif yükümlülük her olayda mutlaka ceza davası açılmasını gerektirmez. Anayasa'nın
söz konusu maddesi kapsamında etkili bir yargısal sistem kurma yönündeki
pozitif yükümlülük, ihmal sonucu meydana gelen ölüm veya vücut bütünlüğünün
bozulması olaylarında mağdura adli ya da idari yargı mercileri önünde
açabileceği bir tazminat ya da tam yargı davası yolunun sağlanmasıyla da yerine
getirilmiş sayılabilir (bazı farklarla birlikte bkz. Yaprak Yüksek, B.
No: 2013/9116, 14/10/2015, § 32).
19. Anayasa Mahkemesi bir çok kararında, yaşam hakkının
veya vücut bütünlüğünün ihlaline kasten sebebiyet verilmediği durumlarda
pozitif yükümlülüğün her olayda mutlaka ceza davası yolunu gerektirmeyeceğini
değerlendirmiş, hukuki, idari ve hatta disiplin sorumluluğu doğuran hukuk
yollarının öngörülmüş olmasını yeterli bulmuştur (Serpil Kerimoğlu ve
diğerleri, B. No: 2012/752, 17/9/2013,
§ 59; Nail Artuç, § 37; Zeki Kartal, B. No: 2013/2803, 21/1/2016,
§ 78; Özer Er [GK], B. No: 2014/11770, 15/3/2018, §§ 53-55).
20. Bu bakımdan, tıbbi hata sonucu meydana geldiği ileri
sürülen ölüm veya vücut bütünlüğünün bozulması olaylarında hukuki sorumluluğun
tespit edildiği hukuk ya da idari tazminat davasının ilke olarak temel başvuru yolu
olduğu söylenebilir (Zeki Kartal, § 78).
21. Kurulun yapılan soruşturmalar hakkında izin verme
yetkisi, sağlık mesleğinin icrası kapsamında yapılan muayene, teşhis ve
tedaviye ilişkin tıbbi işlem ve uygulamalarla sınırlı tutulmuştur. Bu bağlamda Kurulun
soruşturma iznine tabi kılınan fiillerin; sağlık hizmetlerinin sunumundan
kaynaklanan organizasyon eksikliği ya da kasıt veya ağır ihmale dayanmayan, tıbbi
hata kapsamında kalan işlem ve uygulamalar olduğu anlaşılmaktadır. Anayasa
Mahkemesinin anılan kararlarında da ortaya konulduğu üzere tıbbi hata
kapsamındaki fiiller sebebiyle ceza soruşturmasının yapılması anayasal bir gereklilik
taşımamaktadır. Bu itibarla ceza soruşturması yapılmasının Anayasa’nın 17.
maddesi bağlamında zorunlu olmadığı durumlarda, bu kapsamdaki fiillerle ilgili
yürütülecek soruşturmalar için Kurula yetki verilmesinin, yaşam hakkı ile maddi
ve manevi varlığın korunması hususunda devlete yüklenen yükümlülüğün yerine
getirilmesi bakımından önemli sonuçlar doğurmayacağı açıktır.
22. Anayasanın 2. maddesinde düzenlenen hukuk devleti;
eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına saygılı, bu hak ve
özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adil bir hukuk düzeni kurup bunu
geliştirerek sürdüren, hukuki güvenliği sağlayan, Anayasa’ya aykırı durum ve
tutumlardan kaçınan, hukuk kurallarıyla kendini bağlı sayan ve yargı denetimine
açık olan devlettir.
23. Bu bağlamda yasal düzenlemelerin kamu yararının
sağlanması amacına yönelik olması, genel, objektif, adil kurallar içermesi ve kanun
koyucunun hukuki düzenlemelerde kendisine tanınan takdir yetkisini anayasal
sınırlar içinde adalet, hakkaniyet ve kamu yararı ölçütlerini gözeterek kullanması
hukuk devletinin gereklerindendir (AYM, E.2018/137, K.2022/86, 30/6/2022, §
341).
24. Anayasa Mahkemesince kamu yararı konusunda yapılacak
inceleme, kanunun kamu yararı amacıyla yapılıp yapılmadığının araştırılmasıyla
sınırlıdır. Anayasa'nın çeşitli hükümlerinde yer alan kamu yararı kavramının
Anayasa'da bir tanımı yapılmamıştır. Ancak Anayasa Mahkemesinin kararlarında da
belirtildiği üzere kamu yararı bireysel ve özel çıkarlardan ayrı ve bunlardan
üstün olan toplumsal yarardır. Kamu yararı düşüncesi olmaksızın, yalnızca özel
çıkarlar için veya belirli kişilerin yararına kanun hükmü konulamaz. Böyle bir
durumun açık bir biçimde ve kesin olarak belirlenmesi hâlinde söz konusu kanun
hükmü Anayasa'nın 2. maddesine aykırı düşer. Açıklanan istisnai hâl dışında bir
kanun hükmünün ülke gereksinimlerine uygun olup olmadığı, hangi araç ve
yöntemlerle kamu yararının sağlanabileceği bir siyasi tercih sorunu olarak
kanun koyucunun takdirinde olduğundan bu kapsamda kamu yararı değerlendirmesi
yapmak anayasa yargısıyla bağdaşmaz (AYM, E.2018/99, K.2021/14, 3/3/2021, §
102).
25. Hukuk devletinin temel unsurlarından biri olan belirlilik
ilkesi yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir
duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır,
uygulanabilir ve nesnel olmasını, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına
karşı koruyucu önlem içermesini gerektirir. Belirlilik ilkesi, hukuksal
güvenlikle bağlantılı olup kişinin kanunda belirli bir kesinlik içinde hangi
somut eylem ve olguya hangi hukuksal yaptırımın veya sonucun bağlandığını,
bunların idareye hangi müdahale yetkisi verdiğini bilmesini zorunlu
kılmaktadır. Kişi ancak bu durumda kendisine düşen yükümlülükleri öngörebilir
ve davranışlarını ayarlayabilir. Hukuki güvenlik ilkesi ise, bireylerin tüm
eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal
düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli
kılar (AYM, E.2020/80, K.2021/34, 29/4/2021, § 25).
26. Kuralda, 2547 sayılı Kanun’da belirtilenler hariç
olmak üzere sağlık çalışanlarının, sağlık mesleğinin icrası kapsamındaki
işlemleri nedeniyle haklarında yürütülecek soruşturmalar bakımından izin
vermeye yetkili kılınmış Kurulun oluşumu, başkanı ve bazı üyelerinin görev
süresi düzenlenmiştir.
27. 3359 sayılı Kanun’un kuralın da yer aldığı ek 18.
maddesinin gerekçesinde şu ifadelere yer verilmiştir: “Sağlık çalışanlarının
mesleğin icrası kapsamında yaptıkları muayene, teşhis ve tedaviye ilişkin tıbbi
işlem ve uygulamalar nedeniyle cezai ve hukuki sorumlulukları doğabilmektedir./
Hâlihazırda kamu kurum ve kuruluşları ve Devlet üniversitelerinde görev yapan
hekim ve diş hekimleri ile diğer sağlık meslek mensuplarının sağlık mesleğinin
icrası kapsamında yaptıkları muayene, teşhis ve tedaviye ilişkin tıbbi işlem ve
uygulamalar sebebiyle yapılacak adli soruşturmalar bakımından kabul edilmiş
izin usulleri bulunmasına rağmen, özel sağlık kurum ve kuruluşları ile vakıf
üniversitelerinde görev yapan söz konusu meslek mensupları hakkında yürütülecek
benzer nitelikteki soruşturmalar bakımından herhangi bir izin usulü
bulunmamaktadır./ Herhangi bir izin usulüne tabi tutulmadan başlatılan adli
soruşturmalar, hekim ve diş hekimleri ile diğer sağlık meslek mensuplarının
zaman kaybıyla karşılaşmalarına, hissedilen güvencesizliğe bağlı olarak
motivasyonlarının düşmesine ve işlerinde verimsizliğe neden olmaktadır. Bu
durum, sunulan hizmetin kalitesine de zarar vermektedir./ Maddenin birinci
fıkrasıyla, özel sağlık kurum ve kuruluşları ve vakıf üniversitelerinde görev
yapan hekim ve diş hekimleri ile diğer sağlık meslek mensuplarının sağlık
mesleğinin icrası kapsamında yaptıkları muayene, teşhis ve tedaviye ilişkin
tıbbi işlem ve uygulamalar sebebiyle yapılacak adli soruşturmalar bakımından
izin usulü getirilmekte ve izin verme yetkisi Sağlık Bakanlığı bünyesinde
kurulan Mesleki Sorumluluk Kuruluna verilmektedir…”
28. Kanunlarda yer alan istisnalar dışında sağlık hizmeti
sunanların görevlerini yerine getirirken haklarında adli soruşturma yapılıp
yapılmayacağının, Bakanlık bünyesinde oluşturulacak uzman bir yapının ön
değerlendirmesine bırakılmasının, bu konuda farklı kararların ortaya çıkmasının
önlenerek uygulama birliğinin sağlanmasına ve böylelikle sağlık hizmetlerinin
ülke genelinde kesintisiz bir şekilde sürdürülmesine katkı sunacağı açıktır.
Buna göre kamu/özel ayrımı gözetilmeksizin sağlık çalışanlarına yönelik ceza
soruşturmaları bakımından izin sistemi öngörülmesinin kamu yararı amacına
yönelik olmadığı söylenemez.
29. Kurulda görev alan Bakanlık teşkilatındaki kamu
görevlilerinin bu alanda yerine getireceği görev ve sorumlulukların kanunla
düzenlenmesi ve Kurulda kamuda görev alma zorunluluğu olmayan ancak nitelikli
uzmanlık birikimi gerektiren iki üyenin bulunması hususlarının keyfî
uygulamaların önlenmesi amacıyla alınan tedbirler kapsamında değerlendirilmesi
mümkündür.
30. 3359 sayılı Kanun’un ek 18. maddesinin diğer
fıkralarında da Kurulun çalışma ve karar alma usulüne ilişkin düzenlemeler
getirilmiş, görev ve yetkileri belirlenmiştir. Anılan fıkralarda ayrıca Kurul
üyeleriyle ilgili sorumluluk hükümleri öngörülmüş ve Kurul kararlarına karşı
itiraz yolu düzenlenmiştir.
31. Anılan Kanun’un 3. maddesinde de sağlık hizmetlerinin
temel esasları belirlenmiş, Bakanlığın sağlık hizmetlerinin yurt genelinde eşit,
kaliteli ve verimli şekilde koordine edilmesiyle yükümlü olduğu belirtilmiştir.
32. 10/7/2018 tarihli ve 30474 sayılı Resmî Gazete’de
yayımlanan (1) numaralı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı
Kararnamesi’nin 352. maddesinde ise herkesin bedenî, zihnî ve sosyal bakımdan
tam bir iyilik hâli içinde hayatını sürdürmesini sağlamak amacıyla, halk
sağlığının korunması ve geliştirilmesi, hastalık risklerinin azaltılması ve
önlenmesi için çalışmalar yapmak, teşhis, tedavi ve rehabilite edici sağlık
hizmetlerini yürütmek, insan gücünde ve maddi kaynaklarda tasarruf sağlamak ve
verimi artırmak, sağlık insan gücünün ülke genelinde dengeli dağılımını
sağlamak ve bütün paydaşlar arasında işbirliğini gerçekleştirmek suretiyle yurt
genelinde eşit, kaliteli ve verimli hizmet sunumunu sağlamak, kamu ve özel
hukuk tüzel kişileri ile gerçek kişiler tarafından açılacak sağlık
kuruluşlarının ülke genelinde planlanması ve yaygınlaştırılması için çalışmalar
yapmak Bakanlığın görevleri arasında sayılmıştır.
33. Kurulun üye yapısının ağırlıklı olarak Bakanlık
teşkilatında yer alan kişilerden oluşmasına ilişkin yapılacak değerlendirmede,
Bakanlığa bu hususta yüklenen görevlerin dikkate alınması gerekmektedir. Buna
ek olarak meslek örgütlerinin veya uzmanlık alanlarının tamamının Kurulda
temsil edilmesi gibi bir anayasal zorunluluk bulunmamaktadır (benzer yöndeki
karar için bkz. AYM, E.2011/65, K.2013/49, 28/3/2013).
34. Öte yandan Kurulun görev alanına giren konularda
uzmanlık bilgisine ihtiyaç duyulması hâlinde danışma veya ihtisas komisyonları
oluşturulabilmesinin önünde yasal bir engel bulunmamaktadır. Nitekim 15/6/2022
tarihli ve 31867 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Sağlık Mensuplarının Tıbbî
İşlem ve Uygulamaları Nedeniyle Soruşturulmasına ve İdarece Ödenen Tazminatın
Rücu Edilmesine Dair Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik’in 5. maddesinin (7)
numaralı fıkrasında bu kapsamdaki ihtisas komisyonlarının oluşturulma usulü
düzenlenmiştir.
35. Kural kapsamında soruşturma izni verilmesinde 4483
sayılı Kanun hükümlerinin uygulanacağı gözetildiğinde soruşturma izni
verilmeden önce anılan Kanun’un 5. maddesi uyarınca ön inceleme yapılmasının
zorunlu olduğu anlaşılmaktadır. Bu kapsamda ön inceleme, izin vermeye yetkili
merci tarafından bizzat yapılabileceği gibi, görevlendireceği bir veya birkaç
denetim elemanı veya hakkında inceleme yapılanın üstü konumundaki memur ve kamu
görevlilerinden biri veya birkaçı eliyle de yaptırılabilir. İnceleme
yapacakların izin vermeye yetkili mercinin bulunduğu kamu kurum veya
kuruluşunun içinden belirlenmesi esastır. İşin özelliğine göre bu merci, anılan
incelemenin başka bir kamu kurum veya kuruluşunun elemanlarıyla yaptırılmasını
da ilgili kuruluştan isteyebilir. Bu isteğin yerine getirilmesi, ilgili
kuruluşun takdirine bağlıdır. Ayrıca 3359 sayılı Kanun’un ek 18. maddesinin
birinci fıkrasında özel sağlık kurum ve kuruluşları ile vakıf üniversitelerinde
görev alan sağlık çalışanlarının, kamu yönetimindeki hiyerarşik yapıya dâhil
olmadıkları hususu dikkate alınarak; haklarında 4483 sayılı Kanun’un 5.
maddesine göre yapılacak ön incelemede, il sağlık müdürlüklerinde görevli
başkan veya yardımcılarının da görevlendirilebilmesine imkân tanınmıştır.
36. Bu itibarla Kurulun yapısı ve görevinin niteliği ile
çalışma usul ve esaslarının herhangi bir tereddüde yer vermeyecek şekilde açık
ve net olarak düzenlendiği ayrıca Kurul kararlarına karşı etkili denetim
mekanizmasının öngörüldüğü dikkate alındığında kuralın, ek 18. maddenin birinci
fıkrasında düzenlenen soruşturma izni verme yetkisi yönünden -tıbbi hata
niteliğindeki işlemlerle sınırlı tutulmak suretiyle- maddi ve manevi varlığın
korunması ve geliştirilmesi hakkına yönelik güvenceleri etkisiz kılacak bir
nitelik taşımadığı, belirli olduğu ve keyfi uygulamalara karşı koruyucu önlemler
içerdiği anlaşılmaktadır.
37. Öte yandan Kurulun yapısının, soruşturma izni verme
yetkisi yönünden Anayasa'nın 129. maddesi kapsamında da ele alınması gerekir.
Anılan maddenin altıncı fıkrasında "Memurlar ve diğer kamu görevlileri
hakkında işledikleri iddia edilen suçlardan ötürü ceza kovuşturması açılması,
kanunla belirlenen istisnalar dışında, kanunun gösterdiği idarî merciin iznine
bağlıdır." denilmektedir.
38. Söz konusu fıkrada, kamu görevlilerinin
soruşturulmasının izne bağlanması öngörülmüş, özel sektör çalışanları
bakımından bu yönde zorunluluk getirilmediği gibi herhangi bir yasaklamada da
bulunulmamıştır. Bu itibarla özel sektördeki sağlık çalışanlarının tıbbi
faaliyetlerinden dolayı soruşturulmalarının izne bağlanması hususunda anayasal
bir zorunluluk bulunmasa da kamu yararı gözetilmek kaydıyla bu konuda düzenleme
yapılması kanun koyucunun takdir yetkisindedir. Ancak söz konusu takdir
yetkisinin, kamu görevlisi olmayan sağlık çalışanlarının kanunda belirtilen
eylemlerinden dolayı ceza soruşturmasına tabi tutulmalarını engelleyecek veya
önemli ölçüde güçleştirecek nitelikte kullanılmaması gerekir.
39. 3359 sayılı Kanun’un ek 18. maddesinin gerekçesinde
de belirtildiği üzere, özel sağlık kurum ve kuruluşları ile vakıf
üniversitelerinde görev yapan sağlık çalışanları mesleğin icrası kapsamında
yaptıkları tıbbi işlem ve uygulamalar nedeniyle doğabilecek cezai
sorumlulukları bakımından herhangi bir izin usulüne tabi tutulmadan haklarında başlatılan
adli soruşturmalar nedeniyle zaman kaybına uğramakta, güvencesizlik
hissiyatıyla motivasyonları düşmekte ve işlerinde verimsiz olabilmektedirler.
Bu durum, sunulan hizmetin kalitesine de zarar vermektedir. Kurulun soruşturma
izni verilmemesi yönündeki kararlarının yargı denetimine tabi olduğu ve ceza
soruşturmasının nasıl başlatılacağı hususunda anayasal bir belirleme de
yapılmadığı gözönüne alındığında, kamu görevlisi olmayan sağlık çalışanları
bakımından soruşturma izni verme yetkisine sahip Kurulun oluşturulmasının kanun
koyucunun takdir yetkisi kapsamında bulunduğu sonucuna ulaşılmıştır.
40. Soruşturma izninin amacı; sağlık personelinin tıbbi
uygulama, teşhis veya tedavi gibi eylem ve işlemleri kapsamındaki iddia ve
şikâyetler nedeniyle gereksiz cezai ithamlarla karşılaşmalarının önlenerek her
türlü korku ve endişeden uzak tutulmaları suretiyle sağlık hizmetlerinin
aksamaması için iddia olunan suçlar bakımından ceza soruşturmasına geçilmeden
önce ön inceleme yapılmasını sağlamaktır. Bu süreç, ceza soruşturmasının
gerekli olup olmadığını ortaya koyacak somut verileri belirlemek amacıyla
yürütülür.
41. Soruşturma izni, ceza soruşturmasının bir parçası olup
bu süreçte yapılacak hataların savcılık ve yargılama sırasında telafi
edilmesinin mümkün olduğu açıktır. Ayrıca soruşturma izni verilmemesi hâlinde
bu kararın yargı denetimine açık olduğu ek 18. maddenin birinci fıkrasının
beşinci cümlesinde belirtilmiştir. Soruşturmaya izin verecek Kurulun oluşumuna
ilişkin Anayasa’da bunların dışında özel bir güvenceye yer verilmediği de gözetildiğinde
Kurulun yapısının belirlenmesinde Anayasa’ya aykırı bir yönün bulunmadığı anlaşılmaktadır.
42. Bu itibarla kural kapsamında öngörülen Kurulun ceza
soruşturmasının etkili bir biçimde yürütülmesini engelleyecek nitelikte olduğu
söylenemez.
43. Açıklanan nedenlerle kural, “ek 18. maddenin
birinci fıkrası” yönünden Anayasa’nın 2., 17. ve 129. maddelerine aykırı
değildir. İptal talebinin reddi gerekir.
Kuralın Anayasa’nın 36. ve 40. maddelerine de aykırı
olduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 2.,
17. ve 129. maddeleri yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmış
olması nedeniyle Anayasa’nın 36. ve 40. maddeleri yönünden ayrıca bir inceleme
yapılmasına gerek görülmemiştir.
Kuralın Anayasa’nın 10. maddesiyle ilgisi görülmemiştir.
2. Kuralın Ek 18. Maddenin İkinci Fıkrası Yönünden
İncelenmesi
a. “Kamu kurum ve kuruluşları…” İbaresi Yönünden
44. 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesi uyarınca kural,
ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 2. ve 129. maddeleri yönünden de incelenmiştir.
45. Anayasa’nın 129. maddesinin beşinci fıkrasında “Memurlar
ve diğer kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken işledikleri kusurlardan
doğan tazminat davaları, kendilerine rücu edilmek kaydıyla ve kanunun
gösterdiği şekil ve şartlara uygun olarak, ancak idare aleyhine açılabilir.”
denilmek suretiyle kamu görevlilerinin görev ve yetkileri kapsamındaki
kusurlu eylemleri nedeniyle rücuen sorumlu oldukları hüküm altına alınmıştır.
46. Anayasa’nın 40. maddesinin üçüncü fıkrasında ise “Kişinin,
resmî görevliler tarafından vâki haksız işlemler sonucu uğradığı zarar da,
kanuna göre, Devletçe tazmin edilir. Devletin sorumlu olan ilgili görevliye
rücu hakkı saklıdır.” hükmüne yer verilmek suretiyle haksız fiile dayalı
tazminat sorumluluğu bakımından da rücu kurumu düzenlenmiştir.
47. Anayasa’nın anılan maddelerinde kusura ve haksız
fiile dayalı tazminat yükümlülüğü bakımından rücu kararını verecek merci
konusunda belirleme yapılmamıştır. Bununla birlikte Anayasa’nın 40. maddesinin
üçüncü fıkrasında rücu konusunda karar verme yetkisinin devlete ait olduğu
belirtilmiştir. Bu itibarla Anayasa’nın idari ve mali özerkliğini güvence
altına aldığı kamu kurum ve kuruluşları dışında rücu kararını verme yetkisinin
kamu yararı gözetilmek suretiyle kanunla kurulmuş başka bir merciye
verilmesinde anayasal açıdan herhangi bir engel bulunmamaktadır. Ancak kanun
koyucu tarafından bu konuda düzenleme yapılırken Anayasa’da güvence altına
hukuk devleti ilkesinin gözetilmesi gerektiği açıktır.
48. Kurul kararlarının yargı denetimine tabi olmasının
haricinde 3359 sayılı Kanun’un ek 18. maddenin altıncı fıkrası uyarınca Kurul
üyeleri, ilgilisine rücu edilip edilmeyeceği ve rücu miktarına ilişkin
kararları nedeniyle görevlerinin gereklerine aykırı hareket ettiklerinin
kesinleşmiş bir ceza mahkemesi kararıyla tespit edilmesi hâlinde mali ve idari
yönden sorumlu olacaklardır. Ayrıca rücu kurumunun, rücu işlemine konu eylem
nedeniyle zarar göreni doğrudan ilgilendiren bir yönü bulunmamaktadır. Zira
rücu kararı verilmemesi mağdurun tazminat hakkı yönünden herhangi bir olumsuz
sonuç doğurmamaktadır.
49. Anılan hususlar gözetildiğinde kuralla kamu kurum ve
kuruluşlarında görev yapan hekim ve diş hekimleri ile diğer sağlık meslek
mensuplarına sağlık mesleğinin icrası kapsamında yaptıkları muayene, teşhis ve
tedaviye ilişkin tıbbi işlem ve uygulamalar nedeniyle idare tarafından ödenen
tazminatın ilgilisine rücu edilip edilmeyeceğine ve rücu miktarına, ilgilinin
görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle görevini kötüye kullanıp
kullanmadığı ve kusur durumu gözetilerek karar verme hususunda Kurula yetki
verilmesinin Anayasa’ya aykırı bir yönü bulunmamaktadır.
50. Diğer yandan kuralın “ek 18. maddenin birinci
fıkrası” yönünden Anayasa’ya uygunluk denetiminde hukuk devleti ilkesi
kapsamında açıklanan gerekçeler kuralın anılan maddenin ikinci fıkrasında yer
alan “Kamu kurum ve kuruluşlarında…” ibaresi yönünden incelenmesinde de
geçerlidir.
51. Açıklanan nedenlerle kural, ek 18. maddenin ikinci
fıkrasında yer alan “Kamu kurum ve kuruluşlarında…” ibaresi yönünden Anayasa’nın
2., 40. ve 129. maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir.
Kuralın Anayasa’nın 17. ve 36. maddelerine de aykırı
olduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 2., 40.
ve 129. maddeleri yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmış
olması nedeniyle Anayasa’nın 17. ve 36. maddeleri yönünden ayrıca bir inceleme
yapılmasına gerek görülmemiştir.
Kuralın Anayasa’nın 10. maddesiyle ilgisi görülmemiştir.
b. “…Devlet Üniversitelerinde…” İbaresi
Yönünden
52. 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesi uyarınca kural,
ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 130. maddesi yönünden de incelenmiştir.
53. 3359 sayılı Kanun’un ek 18. maddesinin ikinci
fıkrasında Kurulun devlet üniversitelerinde görev yapan hekim ve diş hekimleri
ile diğer sağlık meslek mensuplarının sağlık mesleğinin icrası kapsamında
yaptıkları muayene, teşhis ve tedaviye ilişkin tıbbi işlem ve uygulamalar
nedeniyle idare tarafından ödenen tazminattan dolayı ilgilisine rücu edilip
edilmeyeceğine ve rücu miktarına, ilgilinin görevinin gereklerine aykırı
hareket etmek suretiyle görevini kötüye kullanıp kullanmadığı ve kusur durumu
gözetilerek Kurul tarafından bir yıl içinde karar verileceği hüküm altına
alınmıştır.
54. Devlet üniversitelerinde görev yapan hekim ve diş
hekimleri ile diğer sağlık meslek mensuplarının mesleğin icrası kapsamında
yaptıkları muayene, teşhis ve tedaviye ilişkin tıbbi işlem ve uygulamalar
nedeniyle doğabilecek tazminat sorumluluğu, bu görevlilerin istihdam
edildikleri üniversitelere yöneltilmektedir. Dolayısıyla ilgili kamu
görevlisine rücu yetkisinin üniversitelerin idari ve mali özerkliği kapsamında
ele alınması gerekmektedir.
55. Anayasa’nın yükseköğretim kurumlarını düzenleyen 130.
maddesinin birinci fıkrasında ”Çağdaş eğitim-öğretim esaslarına dayanan bir
düzen içinde milletin ve ülkenin ihtiyaçlarına uygun insan gücü yetiştirmek
amacı ile; ortaöğretime dayalı çeşitli düzeylerde eğitim-öğretim, bilimsel
araştırma, yayın ve danışmanlık yapmak, ülkeye ve insanlığa hizmet etmek üzere
çeşitli birimlerden oluşan kamu tüzelkişiliğine ve bilimsel özerkliğe sahip
üniversiteler Devlet tarafından kanunla kurulur.”, dördüncü fıkrasında ”Üniversiteler
ile öğretim üyeleri ve yardımcıları serbestçe her türlü bilimsel araştırma ve
yayında bulunabilirler. Ancak, bu yetki, Devletin varlığı ve bağımsızlığı ve
milletin ve ülkenin bütünlüğü ve bölünmezliği aleyhinde faaliyette bulunma
serbestliği vermez.”, sekizinci fıkrasında “Üniversitelerin hazırladığı
bütçeler; Yükseköğretim Kurulunca tetkik ve onaylandıktan sonra Millî Eğitim
Bakanlığına sunulur ve merkezî yönetim bütçesinin bağlı olduğu esaslara uygun
olarak işleme tâbi tutularak yürürlüğe konulur ve denetlenir.” dokuzuncu
fıkrasında da “Yükseköğretim kurumlarının kuruluş ve organları ile
işleyişleri ve bunların seçimleri, görev, yetki ve sorumlulukları üniversiteler
üzerinde Devletin gözetim ve denetim hakkını kullanma usulleri, … öğrenimin ve
öğretimin hürriyet ve teminat içinde ve çağdaş bilim ve teknoloji gereklerine
göre yürütülmesi, … kanunla düzenlenir.” hükümleri yer almaktadır.
56. Özerklik, kişi ve kuruluşların kanunla belirlenen
sınırlar içinde kalmak şartıyla kendi faaliyetlerine ilişkin kararları alma ve
uygulama konusunda gerekli yetkiyle donatılmış olması anlamına gelmektedir. Bu aynı
zamanda kurumların dış etkilere karşı korunmasını ifade eder. Kamu
kuruluşlarına özerklik tanınmasının nedeni faaliyetlerini hizmetin gereklerine
ve kamu yararına uygun bir şekilde sürdürmelerini güvence altına almaktır (AYM,
E.2019/112, K.2020//35, 25/6/2020, § 31).
57. Üniversitelerin bilimsel özerkliği; üniversitelerde
yürütülen eğitim, araştırma, yayın ve benzeri etkinliklerin planlanması,
düzenlenmesi ve icra edilmesi aşamalarında yönetim yetkisinin serbestçe
kullanılabilmesini, belirtilen faaliyetlerle ilgili üniversite kaynaklarının
kullanımına yönelik kararların üniversite yönetim organlarınca serbestçe
alınabilmesini gerektirmektedir Bilimsel özerklik, idari ve mali özerklikle
birlikte üniversitelerin bağımsızlığı için olmazsa olmaz nitelikte bir bütünün
parçalarını oluşturur. Bu unsurlardan herhangi birine yapılacak müdahale diğer
unsurların da olumsuz şekilde etkilenmesine neden olacaktır (AYM, E.2015/61,
K.2016/172, 2/11/2016, § § 43- 45).
58. Anayasa’nın 130. maddesinde de belirtildiği üzere, anayasal
düzeyde sahip olunan idari özerklik elbette üniversitelere sınırsız bir yönetim
yetkisi tanımamaktadır. Nitekim anılan maddede merkezî idarenin üniversiteler
üzerinde gözetim ve denetim yetkisinin bulunduğu açıkça hükme bağlanmıştır.
59. Bununla birlikte Anayasa’nın anılan maddesinin sekizinci
fıkrasında üniversitelerin bütçelerinin kendileri tarafından hazırlanacağı
açıkça belirtilmek suretiyle mali konularda anayasal sınırlar gözetilerek karar
alma yetkisinin üniversitelere ait olduğu hüküm altına alınmıştır. Bu itibarla devlet
üniversitelerinin bütçesinden ödenen tazminatın rücu edilmesine ilişkin karar
verme yetkisinin de bizzat üniversitelere ait bir yetki olduğu hususunda şüphe
bulunmamaktadır. Anayasa’nın 131. maddesinin birinci fıkrasında ise “Yükseköğretim
kurumlarının öğretimini planlamak, düzenlemek, yönetmek, denetlemek,
yükseköğretim kurumlarındaki eğitim-öğretim ve bilimsel araştırma
faaliyetlerini yönlendirmek bu kurumların kanunda belirtilen amaç ve ilkeler
doğrultusunda kurulmasını, geliştirilmesini ve üniversitelere tahsis edilen
kaynakların etkili bir biçimde kullanılmasını sağlamak ve öğretim elemanlarının
yetiştirilmesi için planlama yapmak maksadı ile Yükseköğretim Kurulu kurulur.”
hükmüne yer verilmek suretiyle söz konusu fıkrada sayılan hususlarda karar
verme yetkisinin Yükseköğretim Kuruluna tanındığı görülmektedir.
60. Buna göre kanun koyucu, üniversitelerin idari ve mali
özerkliği kapsamındaki faaliyetlerine yönelik idari vesayet niteliğinde düzenlemeler
yaparken hukuk devleti ilkesinin bir gereği olan ölçülülük ilkesiyle bağlıdır.
Bu ilke ise elverişlilik, gereklilik ve orantılılık olmak üzere
üç alt ilkeden oluşmaktadır. Elverişlilik, başvurulan önlemin ulaşılmak
istenen amaç için elverişli olmasını, gereklilik başvurulan önlemin
ulaşılmak istenen amaç bakımından gerekli olmasını, orantılılık ise
başvurulan önlem ve ulaşılmak istenen amaç arasında olması gereken ölçüyü ifade
etmektedir.
61. Devlet üniversitelerinde görev yapan sağlık
çalışanlarına, sağlık mesleğinin icrası kapsamında yaptıkları muayene, teşhis
ve tedaviye ilişkin tıbbi işlem ve uygulamalar nedeniyle rücu edilmesine karar
verme yetkisinin tek bir elden yürütülmesinin farklı ve çelişkili kararlar
verilmesinin önüne geçilerek bu konuda uygulama birliğinin sağlanmasına hizmet
edeceği açıktır. Bu bakımdan düzenlemenin kamu yararına yönelik meşru bir amacının
bulunmadığı söylenemez.
62. İdari vesayet yetkisi, hiyerarşik denetimde olduğu
gibi genel bir yetki niteliği taşımayıp kanunla çerçevesi çizilen sınırlar
içinde kullanılması gereken istisnai bir yetkidir. İstisnailik ve kanunilik
idari vesayetin en belirgin iki temel özelliğidir. Vesayet makamlarınca bu
yetki yerinden yönetim kuruluşunun işlemlerini iptal, onama, erteleme, izin
verme, tekrar görüşülmesini isteme, düzeltme şeklinde kullanılabileceği gibi
bunların organlarının kararlarına karşı idari yargı mercilerinde dava açma
şeklinde de kullanılabilir. Buna karşılık vesayet yetkisi ilke olarak merkezî
idareye, yerinden yönetim kuruluşları yerine geçerek icrai karar alma yetkisi
vermez (AYM, E.2019/112, K.2020/35, 25/6/2020, § § 43-44).
63. Bu hususlar gözetildiğinde, söz konusu amaca ulaşma
bakımından, idari ve mali özerkliğe sahip üniversitelerin yerine geçerek bu
kurumların bütçe hazırlama yetkisi üzerinde doğrudan etki doğurabilecek
nitelikte karar alma yetkisine sahip bir Kurulun oluşturulması merkezî
yönetimin vesayet yetkisinin sınırlarıyla bağdaşmamaktadır. Dolayısıyla kuralın
anılan amaca ulaşma bakımından elverişli olmadığı açıktır.
64. Açıklanan nedenlerle kural, ek 18. maddenin ikinci
fıkrasında yer alan “…Devlet üniversitelerinde…” ibaresi yönünden
Anayasa’nın 130. maddesine aykırıdır. İptali gerekir.
Kuralın Anayasa’nın 40. maddesine de aykırı olduğu ileri
sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 130. maddesi
yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmış olması nedeniyle
Anayasa’nın 40. maddesi yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek
görülmemiştir.
Kuralın Anayasa’nın 10., 17. ve 36. maddeleriyle ilgisi
görülmemiştir.
IV. YÜRÜRLÜĞÜN
DURDURULMASI TALEBİ
65. Dava dilekçesinde özetle; dava konusu kuralın
uygulanması halinde telafisi güç veya imkânsız zararların doğabileceği
belirtilerek yürürlüğünün durdurulmasına karar verilmesi talep edilmiştir.
12/5/2022 tarihli ve
7406 sayılı Türk Ceza Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un
14. maddesiyle 7/5/1987 tarihli ve 3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel
Kanunu’na eklenen ek 18. maddenin üçüncü fıkrasına yönelik;
A. Yürürlüğünün durdurulması talebinin anılan maddenin
ikinci fıkrasında yer alan “…Devlet üniversitelerinde…” ibaresi yönünden,
koşulları oluşmadığından REDDİNE,
B. İptal talebi anılan maddenin “birinci fıkrası” ve
ikinci fıkrasında yer alan “Kamu kurum ve kuruluşları...” yönlerinden
30/11/2023 tarihli ve E.2022/90, K.2023/201 sayılı kararla reddedildiğinden bu
fıkraya ilişkin yürürlüğünün durdurulması talebinin söz konusu yönlerden
REDDİNE,
30/11/2023 tarihinde
OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
V. HÜKÜM
12/5/2022 tarihli ve 7406 sayılı Türk Ceza Kanunu ve Bazı
Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 14. maddesiyle 7/5/1987 tarihli
ve 3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu’na eklenen ek 18. maddenin üçüncü
fıkrasının anılan maddenin;
A. “Birinci
fıkrası” yönünden Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE,
B. İkinci
fıkrasında yer alan;
1. “Kamu kurum ve kuruluşları...” ibaresi yönünden Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal
talebinin REDDİNE,
2. “…Devlet
üniversitelerinde…” ibaresi yönünden Anayasa’ya aykırı olduğuna ve
İPTALİNE,
30/11/2023 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
Başkan
Zühtü ARSLAN
|
Başkanvekili
Hasan Tahsin GÖKCAN
|
Üye
Engin YILDIRIM
|
Üye
Muammer TOPAL
|
Üye
M. Emin KUZ
|
Üye
Rıdvan GÜLEÇ
|
Üye
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
|
Üye
Yıldız SEFERİNOĞLU
|
Üye
Selahaddin MENTEŞ
|
Üye
Basri BAĞCI
|
Üye
İrfan FİDAN
|
Üye
Kenan YAŞAR
|
Üye
Muhterem İNCE
|
|
|
|
|