“2.1.Hak Arama Özgürlüğü Yönünden;
Anayasamızın “Hak arama hürriyeti” başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrasında; “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.” hükmüne yer verilmiş olup, Anayasa Mahkemesince verilen 26.01.2022 tarih ve E.2021/9, K.2022/4 sayılı kararda; hak arama özgürlüğünün en önemli iki ögesini oluşturan iddia ve savunma haklarını kısıtlayacak, bu hakların kullanımını engelleyecek ve adil yargılanmaya engel olacak kanun hükümlerinin Anayasa’nın anılan maddesine aykırılık oluşturacağı, maddeyle güvence altına alınan hak arama özgürlüğünün, kendisinin bir temel hak niteliği taşımasının yanında diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmayı ve bunların korunmasını sağlayan en etkili güvencelerden biri olduğu ifade edilmiştir.
Yargılamada taraf vekili olmak kural olarak avukatlara münhasır olup, avukatın; hukuki danışma, arabuluculuk hizmeti, dava takibi gibi hukuki yardımı karşılığında kendisine ödenecek avukatlık vekâlet ücretinin kapsamı ve sınırları 1136 sayılı Avukatlık Kanunu ve bu kanuna istinaden her yıl Türkiye Barolar Birliği (TBB) Yönetim Kurulu tarafından kabul edilen ve Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine (AAÜT) göre belirlenmektedir.
Bilindiği üzere avukatlık ücreti, kişinin hukuki bilgi ve emek isteyen durumlarda avukat aracılığıyla temsil edildiği durumlarda, sunulan hukukî yardımın karşılığı olan meblâğı veya değeri ifade etmektedir. Akdi vekalet ücreti taraflar arasında Avukatlık Kanunu kapsamında belirlenen ücreti, karşı vekalet ücret olarak adlandırılan ve yargılama gideri olarak hükmedilen vekalet ücreti ise, avukat eliyle temsil edilen ve davasında haklı çıkan taraf lehine mahkemece hükmedilen vekalet ücretidir. Davasını avukat eliyle takip eden ve uyuşmazlıkta haklı çıkan taraf için, vekiline ödeyeceği akdi vekalet ücretinin bir kısmının karşı taraftan alınıp davacıya ödenmesi amacıyla öngörülen karşı vekalet ücreti, Avukatlık Kanunu'nda yapılan son düzenleme ile tarafa ait olmayıp "avukata ait olduğu" şeklinde değişikliğe uğramış olup, netice itibariyle, avukat eliyle temsil olunan davalarda, davasında haklı olan taraf lehine ve dolayısıyla davada haksız olan taraf aleyhine, yargılama gideri olarak AAÜT'ye göre vekalet ücretine takdir olunması gerekmektedir.
1136 sayılı Kanun’un 169’uncu maddesinde; yargı mercilerince karşı tarafa yükletilecek avukatlık ücretinin, avukatlık ücret tarifesinde yazılı miktardan az ve üç katından fazla olamayacağı hükme bağlanmıştır.
21 Eylül 2023 tarih ve 32316 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan AAÜT’de vekâlet ücretinin kesin hüküm elde edilinceye kadar olan dava, iş ve işlemler ücreti karşılığı olduğu, Tarifenin “Avukatlık ücretinin aidiyeti, sınırları ve ortak veya değişik sebeple davanın reddinde davalıların avukatlık ücreti” başlıklı 3’üncü maddesinde; yargı yerlerince avukata ait olmak üzere karşı tarafa yükletilecek avukatlık ücretinin, bu Tarifede yazılı miktardan az ve üç katından çok olamayacağı, bu ücretin belirlenmesinde, avukatın emeği, çabası, işin önemi, niteliği ve davanın süresinin göz önünde bulundurulacağı ifade edilmiştir.
21 Eylül 2023 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan AAÜT’nin ikinci kısım birinci bölümünde konusu para olan veya para ile değerlendirilebilen maktu ücrete bağlı hukuki yardımlara ödenecek vekâlet ücreti belirlenmiş olup, vergi mahkemelerinde takip edilen dava ve işler duruşmasız davalar için 10.500-TL, duruşmalı davalar için 20.900-TL; ikinci kısım ikinci bölümünde vergi mahkemelerinde takip edilen konusu para olmayan veya para ile değerlendirilemeyen hukuki yardımlara ödenecek vekalet ücreti, duruşmasız davalar için 10.500-TL, duruşmalı davalar için 20.900-TL vekâlet ücretine hükmedileceği kurala bağlanmıştır.
Vergi mahkemelerinde tam yargı davalarını bir kenara bırakırsak dava konusu yapılan işlemler tarhiyat, ödeme emri, haciz, teminat isteme, ihtiyati haciz gibi vergilendirme işlemleri olup konusu önemli ölçüde para ile değerlendirilebilen nitelikte hukuki uyuşmazlıklar olduğundan uyuşmazlıklarda genel olarak Tarifenin ikinci kısmının birinci bölümüne göre vekâlet ücretleri hükmedilmektedir.
Mükellefiyetin terkin edilmesi veya mükellefiyet tesis edilmesi, kod listesine alınma gibi işlemler ise konusu para olmayan veya para ile değerlendirilemeyen hukuki uyuşmazlık niteliğinde olduğundan Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümüne göre vekâlet ücretleri hükmedilmektedir. Yürürlükteki Tarifede her iki bölümdeki uyuşmazlıklar aynı vekâlet ücretine tabi tutulmuştur.
Diğer taraftan AAÜT’nin 13’üncü maddesinin vergi mahkemeleri yönünden uygulanıp uygulanmayacağı hukuken tartışmalı olmakla beraber bir an için uygulanacağı kabul edilse bile 13. maddenin 2. fıkrasında "Ancak, hükmedilen ücret kabul veya reddedilen miktarı geçemez." ifadesi yer almakla beraber, 13. maddeye göre, Tarifenin üçüncü kısma göre takdir olunacak vekalet ücreti, Tarifenin ikinci kısmında belirtilen maktu ücretlerin (duruşmasız davalar için 10.500-TL, duruşmalı davalar için 20.900-TL) altında olamayacağından uyuşmazlık hakkında Tarifenin hangi maddeleri uygulanırsa uygulansın her halükarda duruşmasız davalar için 10.500-TL avukatlık asgari vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiği bir sonuç ortaya çıkmaktadır.
Mahkemece dava sonunda hükmedilecek vekalet ücreti, davasında haklı çıkan davacı lehine olabileceği gibi davalı idarenin haklı çıkması durumunda davacı aleyhine de olabilmektedir. Dolayısıyla davacıların hak arama özgürlüğünü kullanırken, vergilendirme işlemine karşı dava açtıklarında, davalı idarelerin de avukat eliyle temsil edildiği hususunu göz önünde bulundurarak davasında haksız çıkma durumunda ödemek zorunda kalacakları vekalet ücretini de dikkate almaları gerekmektedir.
Hak arama özgürlüğü Anayasanın 36. maddesinde düzenlendiği gibi Anayasanın 90.maddesinin beşinci fıkrası kapsamında aynı zamanda Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddesinde öngörülen adil yargılanma hakkının (mahkemeye erişim ilkesi) da bir gereğidir. Nitekim Anayasa Mahkemesinin 17/11/2022 tarihli Fatih Emekli Başvurusu (Başvuru Numarası:2019/26269 kararında; "20. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddiada bulunma ve savunma hakkında sahip olduğu belirtilmiştir. Dolayısıyla mahkemeye erişim hakkı, Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğünün bir unsurudur. Diğer yandan Anayasa'nın 36. maddesine adil yargılanma ibaresinin eklenmesine ilişkin gerekçede, Türkiye'nin tarafı olduğu uluslararası sözleşmelerce de güvence altına alınan adil yargılanma hakkının madde metnine dahil edildiği vurgulanmıştır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ni (Sözleşme) yorumlayan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Sözleşme'nin 6. maddesinin (1 numaralı fıkrasının mahkemeye erişim hakkını içerdiğini belirtmektedir (Özakım Özel Sağlık Hiz. İnş. Tur. San. ve Tic. Ltd. Şti., B. No:2014/13156, 20/04/2017,34)." ifadelerine yer verilmiştir.
Dolayısıyla uyuşmazlık konusu tutar dikkate alınmaksızın 1136 sayılı Kanun’un 169. maddesinde yer alan; yargı mercilerince karşı tarafa yükletilecek avukatlık ücretinin, avukatlık ücret tarifesinde yazılı miktardan az ve üç katından fazla olamayacağı hükmü doğrultusunda, dava konusu uyuşmazlıkta olduğu gibi 0,75-TL gibi çok cüzi bir uyuşmazlıkta, AAÜT uyarınca 10.500-TL vekalet ücretine hükmedilmesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nde (AİHS) düzenlenen adil yargılanma hakkı kapsamında mahkemeye erişim hakkında ölçülü olmayan şekilde kısıtlama getireceği gibi Anayasanın 36. maddesindeki hak arama özgürlüğüne de uygun düşmeyecektir.
Dolayısıyla uyuşmazlık konusu tutarın Tarife uyarınca hükmedilecek vekalet ücretine kıyasla çok cüzi kaldığı başka bir ifadeyle, Tarifeye göre hükmedilecek vekalet ücretinin uyuşmazlık konusu tutara göre çok yüksek olduğu durumlarda, mevzuat uyarınca, Tarifedeki vekalet ücretine hükmedilmesi, kişilerin hak arama özgürlüğünün bir tezahürü olan dava açmayı zorlaştıracak hatta dava açmaktan imtina etmeleri gibi bir sonuç da doğuracağı açık olduğu gibi bu durumun hak arama özgürlüğüne ölçüsüz bir müdahale, hakkaniyete uygun olmayan bir sonuç ve idari yargı denetiminin fiilen etkisizleştirilmesi gibi bir sonuca da yol açacaktır.
Yargılama sonucunda hükmedilecek vekalet ücreti konusunda kanun koyucu, Türkiye Barolar Birliği'ne yetki tanımış olup, Barolar Birliği tarafından çıkarılacak Avukatlık Asgari Ücret Tarifenin yargısal denetimi, Danıştay tarafından yapılabilecek olmakla birlikte, 1136 sayılı Kanunda özellikle idari yargının kendine özgü nitelikleri dikkate alınmaksızın ve kanun maddesinde düşük tutarlı uyuşmazlıklara ilişkin olarak hükmedilecek vekalet ücreti yönünden hak arama özgürlüğünü koruyucu bir düzenleme bulunmaması nedeniyle, 1136 sayılı Kanun’un 169. maddesinin mevcut halinin, hak arama özgürlüğüne aykırı sonuçlar doğuracağı kanaatine ulaşılmıştır.
Nitekim Tarifenin 11, 12, 13 ve 14. maddelerinde mahkemece hükmedilecek vekalet ücretinin uyuşmazlık konusu tutarı geçemeyeceği yönünde düzenlemeler bulunmakta olup, Tarifenin vergi mahkemelerinde görülen davalara ilişkin kısmında bu yönde bir belirleme yapılmamış olması nedeniyle vergi yargısında uyuşmazlık konusu tutara bakılmaksızın tarifede belirlenmiş maktu vekalet ücretlerine hükmedilmekte olup, bu uygulama istikrar kazanmıştır. Tarifede belirlenen avukatlık vekalet ücretinin düşüklüğü veya yüksekliği her bir uyuşmazlık için ayrı ayrı değerlendirilebilecek bir tutar olmakla beraber, özellikle ekonomik değeri düşük vergilendirme işlemlerine karşı açılacak davalarda Avukatlık Kanununda özel bir düzenleme ve sınırlama bulunmaması nedeniyle 10-500-TL vekalet ücretine hükmedilecek olması düşük tutarlı vergilendirme işlemlerine karşı açılan davalarda hak arama özgürlüğü yönünden önemli bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır.
Nitekim Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca verilen 23/1/2008 tarih ve E.2008/776, K.2009/1605 sayılı kararında, Tarifede diğer davalar yönünden nispi vekalet ücreti ve üst sınır öngörülmemesine karşın, vergi davalarının kendine özgü özellikleri ve hak arama özgürlüğü ilkelerine vurgu yapılarak; vergi uyuşmazlıklarına ilişkin davaların büyük bir kısmında, uyuşmazlık konusu meblağın yüksek olması nedeniyle, bu tür davalardaki hukuki yardımlar için ödenecek avukatlık ücretinin tarifenin üçüncü kısmına göre, nispi olarak hesaplanması halinde, dava aleyhine sonuçlanan tarafın yüksek miktarda avukatlık ücreti ödeyeceği, bu durumun da haksız vergi salındığını düşünen kişilerin hak arama yoluna başvurusunu engelleyeceği, nitekim vergi davalarının bu niteliği dikkate alınarak, vergi uyuşmazlıklarının konusu para olmasına karşın, vergi mahkemelerinde görülmekte olan dava ve işlerde yapılacak hukuki yardımlarda ödenecek avukatlık ücretinin dava konusu düzenleme ile maktu olarak belirlenmesinin hukuka uygun olduğu gerekçesiyle aksi yöndeki Daire kararının bozulmasına karar verilmiş olup, sonrasında Avukatlık Kanunu’nun 168. maddesinin ikinci fıkrasında yapılan değişiklikle (16/6/2009-5904/35 md) genel bütçeye, il özel idareleri, belediye ve köylere ait vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülükler ve bunların zam ve cezaları ile tarifelere ilişkin davalar ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun uygulanmasından doğan her türlü davalar için avukatlık ücreti tutarı maktu olarak belirleneceği öngörülmüştür.
2.2.Hukuk Devleti İlkesine Aykırılık Yönünden
Anayasa Mahkemesi’nin yerleşmiş hukuk devleti tanımına göre; Anayasanın 2.maddesinde yer alan hukuk devleti, eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına saygılı, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup, bunu geliştirerek sürdüren, Anayasaya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık, yasaların üstünde yasa koyucunun da uyması gereken temel hukuk ilkeleri ve Anayasanın bulunduğu bilincinde olan devlettir. (Anayasa Mahkemesi, 2001/406 E. 2004/20 K. sayılı kararı).
Anayasa Mahkemesinin bir başka kararında ise (28.02.1989 tarih ve E. 1988/32, K:1989/10 sayılı kararı) hukuk devleti; “Anayasa Mahkemesi'nin birçok kararında belirtildiği gibi hukuk devleti; her işlem ve eylemin hukuka uygunluğunu başlıca geçerlilik koşulu bilen, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurmayı amaçlayan ve bunu geliştirerek sürdüren, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasaya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, insan haklarına saygı duyarak bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, anayasa ve hukukun üstün kurallarıyla bağlılığa özen gösteren, yargı denetimine açık olan yasaların üstünde yasa koyucunun da bozamayacağı temel hukuk ilkeleri ile Anayasa bulunduğu bilincinden uzaklaşmayan devlettir.” şeklinde tanımlanmıştır.
Hukuk devleti ilkesi; idarenin işlem ve eylemlerinin yargısal denetime tabi tutulması, işlem ve eylemlerinde ölçülü davranması ve kişilerin davranışları sonucunda ne ile karşılaşabileceklerini bilmeleri ve idarenin iş ve eylemlerinde istikrarlı hareket etmesi şeklinde ifade edebileceğimiz öngörülebilirlik gibi bir takım alt ilkeleri barındırmaktadır.
Anayasanın "Temel Hak ve Hürriyetlerin Sınırlanması" başlıklı 13. maddesinde; "Temel hak ve hürriyetlerin özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak kanunla sınırlandırılabileceği ve bu sınırlamaların Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve laik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamayacağı" düzenlenmiştir.
İdari yargı, adli yargıdan farklı olarak, taraflar arasındaki hukuki uyuşmazlıkları çözümlemek dışında Anayasanın 2. maddesinde yer verilen hukuk devleti ilkesinin bir gereği olarak idarenin işlem ve eylemlerinin hukuka uygunluk yönünden denetimi görevini de ifa etmektedir. Netice itibariyle yargılama gideri olarak hükmedilecek avukatlık vekalet ücreti; hak arama özgürlüğü ve yargısal denetim yönünden önemli bir ilişki içindedir.
İdarenin yargısal denetimi, esas itibariyle Anayasanın 2. maddesinde yer alan hukuk devleti ilkesinin olmazsa olmaz bir gereği olmakla beraber, aynı zamanda idarenin her türlü işlem ve eyleminin yargısal denetime açık olduğuna dair Anayasanın 125. maddesinin de bir gereğidir.
Yukarıda da ifade edildiği üzere idari yargının kendine özgü nitelikleri dikkate alınmaksızın ve kanun maddesinde düşük tutarlı uyuşmazlıklara ilişkin olarak hükmedilecek vekalet ücreti yönünden bir düzenleme bulunmaması nedeniyle, 1136 sayılı Kanun’un 169. maddesinin mevcut haliyle uygulanması halinde, özellikle ekonomik değeri düşük vergilendirme işlemlerine karşı açılacak davalarda Avukatlık Kanununda özel bir düzenleme ve sınırlama bulunmaması nedeniyle uyuşmazlık konusu tutarın cüzi olduğu durumlarda 10-500-TL gibi yüksek tutarda vekalet ücretine hükmedilecek olması, düşük tutarlı vergilendirme işlemlerine karşı dava açılmaması/açılamaması gibi bir eğilime de yol açacak ve adeta yargı uygulamasında davanın kabulü yönünde istikrar kazanmış emsal karar bulunan uyuşmazlıklar dışındaki ekonomik değeri düşük vergilendirme işlemlerinin yargı önüne getirilmesini fiili olarak engelleyecektir.
Dolayısıyla Avukatlık Kanunu'nun 169. maddesinin eksik düzenleme şeklindeki mevcut hali gerek hak arama özgürlüğü ve gerek hukuk devleti ilkesi yönünden aykırılık taşımaktadır.
3. SONUÇ
Yukarıda açıklanan nedenlerle, 1982 Anayasasının 2. ve 36. maddelerine aykırılık teşkil ettiği değerlendirilen 1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun 169'uncu maddesindeki "yazılı miktardan az (...) olamaz" ifadesinin iptali için Anayasanın 152. ve 6216 Sayılı Kanunun 40’ıncı maddeleri gereğince Anayasa Mahkemesine başvurulmasına, Anayasaya aykırılığın değerlendirilmesi için, gerekçeli başvuru kararının aslı, başvuru kararına ilişkin tutanağın onaylı örneği ve dava dilekçesi ile dosyanın diğer ilgili bölümlerinin onaylı örneklerinin Anayasa Mahkemesine gönderilmesine, 1982 Anayasasının 152. maddesinin üçüncü fıkrası hükmü gereğince dosyanın Anayasa Mahkemesine gelişinden başlamak üzere 5 (beş) ay içerisinde karar verilmesinin beklenilmesine, 29/09/2023 tarihinde karar verildi.”
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI
Esas Sayısı : 2023/157
Karar Sayısı : 2023/178
Karar Tarihi : 26/10/2023
R.G.Tarih-Sayı : Tebliğ edildi.
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: İstanbul 3. Vergi Mahkemesi
İTİRAZIN KONUSU: 19/3/1969 tarihli ve 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 31/10/1980 tarihli ve 2329 sayılı Kanun’un 2. maddesiyle değiştirilen 169. maddesinin birinci fıkrasında yer alan “…yazılı miktardan az…” ve “…olamaz.” ibarelerinin Anayasa’nın 2. ve 36. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptallerine karar verilmesi talebidir.
OLAY: Banka hesabı aracılığıyla satın alınan altın nedeniyle vergi dairesi adına tahsil edilen banka ve sigorta muamele vergisinin iptali talebiyle açılan davada, itiraz konusu kuralların Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptalleri için başvurmuştur.
I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKÜMLERİ
Kanun’un itiraz konusu kuralların da yer aldığı 169. maddesi şöyledir:
“Yargı mercilerince karşı tarafa yükletilecek avukatlık ücretinin miktarı:
Madde 169 – (Değişik: 31/10/1980 - 2329/2 md.)
Yargı mercilerince karşı tarafa yükletilecek avukatlık ücreti, avukatlık ücret tarifesinde yazılı miktardan az ve üç katından fazla olamaz.”
II. İLK İNCELEME
1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca yapılan ilk inceleme toplantısında, başvuru kararı ve ekleri, Raportör Yakup MACİT tarafından hazırlanan ilk inceleme raporu ve itiraz konusu kanun hükümleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
2. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un “Anayasaya aykırılığın mahkemelerce ileri sürülmesi” başlıklı 40. maddesinde Anayasa Mahkemesine itiraz yoluyla yapılacak başvurularda izlenecek yöntem düzenlenmiştir. Anılan maddenin (1) numaralı fıkrasına göre bir davaya bakmakta olan mahkemenin bu davada uygulanacak bir kanun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin hükümlerini Anayasa'ya aykırı görmesi hâlinde veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varması durumunda bu fıkrada sayılan belgeleri dizi listesine bağlayarak Anayasa Mahkemesine göndereceği belirtilmiş; söz konusu fıkranın (b) bendinde “Başvuru kararına ilişkin tutanağın onaylı örneği” Anayasa Mahkemesine gönderilecek belgeler arasında sayılmıştır.
3. Maddenin (4) numaralı fıkrasında ise açık bir şekilde dayanaktan yoksun veya yöntemine uygun olmayan itiraz başvurularının Anayasa Mahkemesi tarafından esas incelemeye geçilmeksizin gerekçeleriyle reddedileceği hükme bağlanmıştır.
4. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 46. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (a) bendinde “Başvuru kararına ilişkin tutanağın onaylı örneği” Anayasa Mahkemesine sunulacak belgeler arasında sayılmıştır.
5. Anılan İçtüzük’ün 49. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendinde de Anayasa Mahkemesince yapılan ilk incelemede başvuruda eksikliklerin bulunduğunun tespit edilmesi hâlinde itiraz yoluna ilişkin işlerde esas incelemeye geçilmeksizin başvurunun reddine karar verileceği, (2) numaralı fıkrasında ise anılan (b) bendi uyarınca verilen kararın itiraz yoluna başvuran mahkemenin eksiklikleri tamamlayarak yeniden başvurmasına engel olmadığı belirtilmiştir.
6. Bakılmakta olan davada düzenlenen gerekçeli karar ile itiraz yoluna başvurulduğu ancak gönderilen belgeler arasında başvuru kararına ilişkin tutanağın onaylı örneğinin dosyada bulunmadığı anlaşılmıştır. Bu itibarla başvurunun yöntemine uygun olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
7. Açıklanan nedenle 6216 sayılı Kanun’un 40. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendi ile İçtüzük’ün 46. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (a) bendine aykırı olduğu anlaşılan başvurunun 6216 sayılı Kanun’un 40. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince yöntemine uygun olmadığından reddi gerekir.
III. HÜKÜM
19/3/1969 tarihli ve 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 31/10/1980 tarihli ve 2329 sayılı Kanun’un 2. maddesiyle değiştirilen 169. maddesinin birinci fıkrasında yer alan “…yazılı miktardan az...” ve “...olamaz.” ibarelerinin iptallerine karar verilmesi talebiyle yapılan itiraz başvurusunun 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 40. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince yöntemine uygun olmadığından REDDİNE 26/10/2023 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
Başkan
Zühtü ARSLAN
Başkanvekili
Hasan Tahsin GÖKCAN
Kadir ÖZKAYA
Üye
Engin YILDIRIM
Muammer TOPAL
M. Emin KUZ
Rıdvan GÜLEÇ
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
Yıldız SEFERİNOĞLU
Selahaddin MENTEŞ
Basri BAĞCI
İrfan FİDAN
Kenan YAŞAR
Muhterem İNCE