ANAYASA MAHKEMESİ KARARI
Esas Sayısı : 2018/81
Karar Sayısı : 2021/45
Karar Tarihi : 24/6/2021
R.G. Tarih – Sayı : 26/1/2022
- 31731
İPTAL DAVASINI AÇAN: Türkiye
Büyük Millet Meclisi üyeleri Engin ALTAY, Özgür ÖZEL, Engin ÖZKOÇ ile birlikte
113 milletvekili
İPTAL DAVASININ KONUSU:
6/2/2018 tarihli ve 7086 sayılı Olağanüstü
Hal Kapsamında Bazı Tedbirler Alınması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin
Kabul Edilmesine Dair Kanun’un;
A.
1. maddesinin ve ekli (1) sayılı
listenin,
B. 3. maddesinin
ve ekli (4) sayılı listenin,
C. 4. maddesinin,
Anayasa’nın Başlangıç kısmı ile 8., 9., 13., 15., 17.,
20., 23., 35., 36., 38., 48., 49., 70., mülga 91., mülga 121., 125., 128., 129.
ve 130. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptallerine ve yürürlüklerinin
durdurulmasına karar verilmesi talebidir.
I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKÜMLERİ
Kanun’un iptali talep edilen;
1. 1. maddesi şöyledir:
“Kamu Personeline ilişkin tedbirler
MADDE 1- (1) Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik
Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen
yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla
irtibatı olan ve ekli (1) sayılı listede yer alan kişiler kamu görevinden başka
hiçbir işleme gerek kalmaksızın çıkarılmıştır. Bu kişilere ayrıca herhangi bir
tebligat yapılmaz. Haklarında ayrıca özel kanun hükümlerine göre işlem tesis
edilir.
(2) Birinci fıkra gereğince kamu görevinden çıkarılan
kişilerin, mahkûmiyet kararı aranmaksızın, rütbe ve/veya memuriyetleri alınır
ve bu kişiler görev yaptıkları teşkilata yeniden kabul edilmezler; bir daha
kamu hizmetinde istihdam edilemezler, doğrudan veya dolaylı olarak
görevlendirilemezler; bunların uhdelerinde bulunan her türlü mütevelli heyet,
kurul, komisyon, yönetim kurulu, denetim kurulu, tasfiye kurulu üyeliği ve sair
görevleri de sona ermiş sayılır. Bunların silah ruhsatları, gemi adamlığına
ilişkin belgeleri ve pilot lisansları iptal edilir ve bu kişiler oturdukları
kamu konutlarından veya vakıf lojmanlarından onbeş gün içinde tahliye edilir.
Bu kişiler özel güvenlik şirketlerinin kurucusu, ortağı ve çalışanı olamazlar.
Bu kişiler hakkında bakanlıkları ve kurumlarınca ilgili pasaport birimine
derhal bildirimde bulunulur. Bu bildirim üzerine pasaport birimlerince
pasaportlar iptal edilir.
(3) Birinci fıkra kapsamında kamu görevinden
çıkarılanlar, varsa uhdelerinde taşımış oldukları büyükelçi, vali gibi
unvanları ve müsteşar, kaymakam ve benzeri meslek adlarını ve sıfatlarını
kullanamazlar ve bu unvan, sıfat ve meslek adlarına bağlı olarak sağlanan
haklardan yararlanamazlar.”
2. 3. maddesi
şöyledir:
“Emekli Emniyet Teşkilatı personeline ilişkin
tedbirler
MADDE 3- (1)
4/6/1937 tarihli ve 3201 sayılı Emniyet Teşkilat Kanununun 55 inci maddesinin
ondokuzuncu ve yirminci fıkraları ile geçici 27 nci maddesi uyarınca resen
emekliye sevk edilenler, kendi isteğiyle emekli olanlar veya Emniyet Teşkilatı
Disiplin Tüzüğü hükümlerine göre meslekten veya Devlet memurluğundan
çıkarılanlar ile müstafi sayılanlardan milli güvenliğe tehdit oluşturduğu
tespit edilen FETÖ/PDY terör örgütüne aidiyeti, iltisakı veya irtibatı olan ve
ekli (4) sayılı listede yer alanların rütbeleri alınır. Bu kişiler görev
yaptıkları teşkilata ve kamu görevlerine yeniden kabul edilmezler, doğrudan
veya dolaylı görevlendirilemezler; ayrıca bunlar uhdelerinde taşımış oldukları
mesleki unvanları ve sıfatlarını kullanamazlar ve bu unvan ve sıfatlarına bağlı
olarak sağlanan haklardan yararlanamazlar. Bu kişilerin uhdelerinde bulunan her
türlü mütevelli heyet, kurul, komisyon, yönetim kurulu, denetim kurulu, tasfiye
kurulu üyeliği ve sair görevleri de sona ermiş sayılır. Bunların silah
ruhsatları, emekli polis kimlikleri, gemi adamlığına ilişkin belgeleri, pilot
lisansları ve ilgili pasaport birimlerince pasaportları iptal edilir. Bu
kişiler özel güvenlik şirketlerinin kurucusu, ortağı ve çalışanı olamazlar.”
3. 4. maddesi şöyledir:
“Muvazaalı devir işlemleri
MADDE 4- (1)
4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 133 üncü maddesi
uyarınca kayyım atanan şirketlerde ortaklık pay ve haklarına ilişkin olarak
soruşturmanın başladığı tarihten bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihe kadar
şirket ortakları tarafından yapılmış olan devir ve temlik işlemleri muvazaalı
kabul edilerek geçersiz sayılır ve ticaret sicilinden resen terkin edilir.”
II. İLK İNCELEME
1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Zühtü
ARSLAN, Burhan ÜSTÜN, Engin YILDIRIM, Serdar ÖZGÜLDÜR, Serruh KALELİ, Osman
Alifeyyaz PAKSÜT, Recep KÖMÜRCÜ, Nuri Necipoğlu, Hicabi DURSUN, M. Emin KUZ,
Hasan Tahsin GÖKCAN, Kadir ÖZKAYA, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL ve Yusuf Şevki
HAKYEMEZ’in katılımlarıyla 17/5/2018 tarihinde yapılan ilk inceleme
toplantısında, dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine,
yürürlüğü durdurma talebinin esas inceleme aşamasında karara bağlanmasına
OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
III. ESASIN İNCELENMESİ
2. Dava dilekçesi ve ekleri, Raportör Yakup MACİT
tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, dava konusu kanun hükümleri,
dayanılan ve ilgili görülen Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer
yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
A. Olağanüstü Hâl Yönetim Usulünün Anayasal Çerçevesi
3. Olağanüstü yönetim usulleri; iç karışıklık, ayaklanma,
savaş tehlikesinin baş göstermesi, savaş hâli, doğal afet, ağır ekonomik
bunalım ve benzeri nedenlerle devletin ve toplumun güvenliğini büyük ölçüde
sarsan durumlarla karşılaşıldığında başvurulan yönetim şekilleridir. Belirtilen
durumların devletin ve toplumun varlığı ile güvenliği bakımından büyük bir
tehlike oluşturduğu kuşkusuzdur. Olağan dönemdeki yönetim rejiminin ve hukuk
kurallarının bu tehlikelerin giderilmesinde yetersiz kalabilmesi nedeniyle
çağdaş hukuk sistemlerinde olağanüstü hâllerde özel yönetim usullerinin
uygulanmasına da imkân tanınmaktadır. Başka bir ifadeyle olağanüstü yönetim
usulleri bir zaruretten kaynaklanmakta olup demokratik anayasal düzenin
korunması ve sürdürülebilmesi için bu yönetim usullerine başvurulması
zorunluluğu ortaya çıkabilmektedir. Bu bağlamda olağanüstü şartları doğuran
tehlikelerin bertaraf edilebilmesi için ivedi önlem ve karar alabilme ihtiyacı
duyan yürütmenin yetkilerinin artırılması gerekebilmektedir.
4. Bununla birlikte demokratik ülkelerde olağanüstü
yönetim usulleri, hukuku dışlayan keyfî yönetim anlamına gelmez. Anayasa’dan kaynağını
alan olağanüstü yönetim usulleri bu kurallara göre yürürlüğe konularak yasama
ve yargı organlarının denetiminde varlıklarını sürdürmektedir. Olağanüstü
yönetimlerin amacı, anayasal düzeni korumak ve savunmaktır. Bu nedenle
olağanüstü hâl, yürütme organına önemli yetkiler vermesine, hak ve özgürlükleri
de önemli ölçüde sınırlandırmasına karşın hukuki bir rejimdir.
5. 21/1/2017 tarihli ve 6771 sayılı Türkiye Cumhuriyeti
Anayasasında Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’la yapılan değişiklik öncesinde olağanüstü
hâl sebepleri Anayasa’nın 119. ve 120. maddelerinde düzenlenmiştir. Buna göre
119. maddede “tabiî afet, tehlikeli salgın hastalıklar veya ağır ekonomik
bunalım halleri”; 120. maddede de “Anayasa ile kurulan hür
demokrasi düzenini veya temel hak ve hürriyetleri ortadan kaldırmaya yönelik
yaygın şiddet hareketlerine ait ciddî belirtilerin ortaya çıkması veya şiddet
olayları sebebiyle kamu düzeninin ciddî şekilde bozulması halleri”
olağanüstü hâl ilan edilme sebepleri olarak öngörülmüştür. Anılan maddeler
kapsamında olağanüstü hâl, Cumhurbaşkanı’nın başkanlığında toplanan Bakanlar
Kurulu tarafından ilan edilebilirken 120. madde kapsamında olağanüstü hâlin
ilan edilebilmesi için Millî Güvenlik Kurulunun (MGK) görüşünün alınması
gerekmektedir.
6. Anayasa’nın mülga 121. maddesinin üçüncü fıkrasında “Olağanüstü
hal süresince, Cumhurbaşkanının başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu,
olağanüstü halin gerekli kıldığı konularda, kanun hükmünde kararnameler
çıkarabilir. Bu kararnameler, Resmî Gazetede yayımlanır ve aynı gün Türkiye
Büyük Millet Meclisinin onayına sunulur; bunların Meclisce onaylanmasına
ilişkin süre ve usul, İçtüzükte belirlenir.” denilmektedir. Anılan hüküm
uyarınca olağanüstü hâllerde Cumhurbaşkanı’nın başkanlığında toplanan Bakanlar
Kurulu, olağanüstü hâlin gerekli kıldığı konularda kanun hükmünde kararname
(KHK) çıkarma yetkisine sahiptir.
7. Anayasa’nın mülga 91. maddesinin birinci fıkrasında,
sıkıyönetim ve olağanüstü hâller saklı kalmak üzere Anayasa’nın İkinci
Kısmı’nın Birinci ve İkinci Bölümlerinde yer alan temel haklar, kişi hakları ve
ödevleri ile Dördüncü Bölümü’nde yer alan siyasi haklar ve ödevlerin KHK’larla
düzenlenemeyeceği belirtilmekte iken sıkıyönetim ve olağanüstü hâllerde söz
konusu hak ve ödevler yönünden de KHK ile düzenleme yapılmasına bir engel
bulunmamaktadır.
8. Anayasa’nın mülga 121. ve 122. maddelerinin üçüncü
fıkralarında da olağanüstü hâl ve sıkıyönetim hâlinin gerekli kıldığı konularda
çıkarılan KHK’ların Resmî Gazete’de yayımlandıkları gün Türkiye Büyük Millet
Meclisinin (TBMM) onayına sunulacağı, bunların TBMM tarafından onaylanmasına
ilişkin süre ve usulün İçtüzük’te belirleneceği öngörülmüştür. TBMM
İçtüzüğü’nün 128. maddesinin 9/10/2018 tarihli ve 1200 sayılı kararla
değiştirilmeden önceki “Anayasanın 121 ve 122 nci maddeleri gereğince
çıkarılan ve Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulan kanun hükmünde
kararnameler, Anayasanın ve İçtüzüğün kanun tasarı ve tekliflerinin görüşülmesi
için koyduğu kurallara göre ancak, komisyonlarda ve Genel Kurulda diğer kanun
hükmünde kararnamelerle, kanun tasarı ve tekliflerinden önce, ivedilikle en geç
otuz gün içinde görüşülür ve karara bağlanır./ Komisyonlarda en geç yirmi gün
içinde görüşmeleri tamamlanmayan kanun hükmünde kararnameler Meclis
Başkanlığınca doğrudan doğruya Genel Kurul gündemine alınır.” hükmüne göre
olağanüstü dönem KHK’larının da olağan dönem KHK’ları gibi TBMM Komisyonlarında
ve Genel Kurulunda öncelikle ve ivedilikle görüşüleceği düzenlenmekle birlikte
olağan dönem KHK’larından farklı olarak öncelikle ve ivedilikle görüşülme
hususu, birtakım sürelere bağlanarak somutlaştırılmıştır.
B. Olağanüstü Hâl Düzenlemelerinin Yargısal Denetimi
9. Anayasa’nın 6771 sayılı Kanun’la değiştirilmeden
önceki 148. maddesinin birinci fıkrasının üçüncü cümlesinde “…olağanüstü
hallerde, sıkıyönetim ve savaş hallerinde çıkarılan kanun hükmünde
kararnamelerin şekil ve esas bakımından Anayasaya aykırılığı iddiasıyla,
Anayasa Mahkemesinde dava açılamaz” hükmüne yer verilerek olağanüstü dönem
KHK’ları Anayasa Mahkemesinin yargısal denetiminin dışında bırakılmıştır.
Anayasa Mahkemesi 2/11/2016 tarihli ve E.2016/171, K.2016/164 sayılı kararında,
olağanüstü hâl KHK’larının Anayasa Mahkemesi tarafından denetlenebilmesi için
bu yöndeki anayasal yetkinin açıkça tanınması gerektiğini ifade ederek
Anayasa’nın 148. maddesinin lafzının anayasa koyucunun amacı ve ilgili yasama
belgeleri de gözönüne alındığında olağanüstü hâl KHK’larının herhangi bir ad
altında yargısal denetime tabi tutulmasını mümkün kılmadığını belirtmiştir.
10. Bununla birlikte olağanüstü hâl KHK’larının TBMM
tarafından onaylanarak kanunlaşması hâlinde bu kanun hükümlerinin Anayasa’ya
aykırılığı iddiasıyla Anayasa Mahkemesinde dava açılmasının önünde bir engel
bulunmamaktadır. İptal davasına konu 7086 sayılı Kanun, olağanüstü hâl
kapsamında çıkarılan 2/1/2017 tarihli ve 686 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında
Bazı Tedbirler Alınması Hakkında KHK’nın TBMM tarafından onaylanması sonucu
yürürlüğe girmiştir. Bu itibarla dava konusu kurallar diğer kanun hükümleri
gibi Anayasa Mahkemesinin denetimine tabi olmakla birlikte kuralların
olağanüstü hâle yönelik düzenlemeler içermesi nedeniyle öncelikle inceleme
yönteminin belirlenmesi gerekir.
11. Anayasa, temel hak ve özgürlüklerin korunmasına
yönelik olağan ve olağanüstü dönemler için iki ayrı hukuki rejim öngörmektedir.
Olağan dönemde temel hak ve özgürlüklerin sınırlanması rejimi Anayasa’nın 13.
maddesinde düzenlenmişken olağanüstü dönemde temel hak ve özgürlüklerin
sınırlandırılması ya da kullanılmasının durdurulması rejimi Anayasa’nın 15.
maddesinde düzenlenmiştir.
12. Anayasa’nın 13. maddesine göre “Temel hak ve
hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde
belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu
sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik
Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”
13. Anayasa’nın 15. maddesine göre ise “Savaş,
seferberlik veya olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan
yükümlülükler ihlâl edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak
ve hürriyetlerin kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar
için Anayasada öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir./ Birinci
fıkrada belirlenen durumlarda da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana
gelen ölümler dışında, kişinin yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının
bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya
zorlanamaz ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez;
suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz.”
14. Savaş, seferberlik ve olağanüstü
hâllerde hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması hatta kullanılmasının
durdurulmasının özel olarak düzenlendiği Anayasa’nın 15. maddesine göre temel
hak ve özgürlüklerin kullanılmasının kısmen veya tamamen durdurulması ve bunlar
için Anayasa’nın diğer maddelerinde öngörülen güvencelere aykırı tedbirler
alınması mümkündür. Ancak anılan maddede yürütmeye tanınan bu yetki sınırsız
değildir. Anayasa’nın diğer maddelerinde öngörülen güvencelere aykırı
tedbirlerin milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükleri ihlal etmemesi ve
durumun gerektirdiği ölçüde olması gerekmektedir. Ayrıca bu durumlarda dahi
kişinin yaşam hakkına, maddi ve manevi varlığının bütünlüğüne dokunulması, din,
vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanması ve bunlardan dolayı
suçlanması yasaklanmış; suç ve cezaların geriye yürümemesi ilkesi ile masumiyet
karinesine aykırı işlem yapılamayacağı kabul edilmiştir.
15. Olağanüstü hâl yönetim usullerine başvurulmasındaki
temel amaç, bu yönetim rejiminin uygulanmasına neden olan tehdit veya
tehlikelerin bertaraf edilmesini sağlamaktır. Devletin veya toplumun varlığının
ya da kamu düzeninin karşı karşıya kaldığı ağır tehdit veya tehlikelerin
bertaraf edilmesi amacına yönelik olarak olağanüstü yönetim usulünün
uygulandığı dönemlerde, temel hak ve özgürlükleri olağan döneme kıyasla daha
fazla sınırlandıran tedbirlerin alınması gerekebilir. Bu nedenle Anayasa’nın
15. maddesinin uygulanabilmesi için kuralın olağanüstü hâlin gerekli kıldığı
konularla ilgisinin bulunması gerekir.
16. Olağanüstü hâl KHK’larının kanunlaşmasından sonra bu
kanun hükümlerinin Anayasa’ya uygunluğunun denetlenmesinde ilgili kuralın tabi
olduğu sınırlama rejimi tespit edilmelidir. Zira söz konusu dönemde yapılan
düzenlemelerde, olağanüstü hâlin gerekli kıldığı konularla ilgisi olmayan
kurallara yer verilebilmesi bu tespitin yapılmasını zorunlu kılmaktadır.
17. Kanunlaştırılarak yargısal denetime açılan bir kuralın
Anayasa’nın olağanüstü dönem için öngördüğü denetim rejimine tabi olabilmesi
için olağanüstü hâlin ilanına sebep olan tehdit veya tehlikelerin bertaraf
edilmesi amacına yönelik olması ve olağanüstü hâl süresiyle sınırlı uygulanması
gerekir. Dolayısıyla ancak bu iki özelliği taşıyan bir kuralın Anayasa’ya
uygunluk denetiminde olağanüstü hâllerde temel hak ve özgürlüklerin
kullanılmasının sınırlanmasını ve durdurulmasını düzenleyen Anayasa’nın 15.
maddesi esas alınabilir.
18. Kuralın olağanüstü hâlin ilanına neden olan tehdit
veya tehlikelerin bertaraf edilmesine yönelik olmadığı ya da olağanüstü hâlin
süresini aşacak şekilde uygulandığı durumlarda ise söz konusu kuralın
Anayasa’ya uygunluk denetiminde Anayasa’nın 15. maddesi dikkate alınamaz. Bu
durumda kurala ilişkin inceleme, sınırlamaya konu hakkın düzenlendiği Anayasa
maddesi başta olmak üzere Anayasa’nın ilgili hükümleri ile olağan dönemde hak
ve özgürlükleri sınırlama ve güvence rejimi bakımından temel öneme sahip olan
Anayasa’nın 13. maddesi bağlamında yapılmalıdır. Ancak buradaki anayasallık
denetiminde varılan sonuç böyle bir düzenlemenin olağanüstü dönemde dahi
yapılamayacağı şeklinde anlaşılamaz.
19. Anayasa’nın 15. maddesinde, temel hak ve
özgürlüklerle ilgili olağanüstü hâl kurallarının anayasallık denetiminde üç
ayrı ölçüt öngörülmüştür. Bu ölçütlerden ilki anılan maddenin ikinci fıkrasında
sayılan ve çekirdek alan olarak da ifade edilen temel hak ve özgürlüklere
dokunma yasağıdır. Buna göre olağanüstü dönemde dahi savaş hukukuna uygun fiiller
sonucu meydana gelen ölümler dışında kişinin yaşama hakkına, maddi ve manevi
varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini
açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe
yürütülemez, suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu
sayılamaz.
20. Anayasa’nın 15. maddesinde yer alan ikinci ölçüt,
kuralların milletlerarası hukuktan doğan yükümlülüklere aykırı olmamasıdır. Bu
yükümlülüklerin başında devletin taraf olduğu insan haklarına ilişkin
uluslararası sözleşmelerden doğan yükümlülükler gelmektedir.
21. İnsan hakları alanında Türkiye’nin taraf olduğu
uluslararası sözleşmelerin başında Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin
Uluslararası Sözleşme (MSHUS) ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS)
gelmektedir. MSHUS’nin 4. ve AİHS’in 15. maddelerine göre milletin yaşamını
tehdit eden olağanüstü bir durum meydana geldiğinde devletler, bu
sözleşmelerdeki yükümlülüklerini azaltacak tedbirler alabilirler. Ancak
MSHUS’nin 4. maddesinin (2) numaralı fıkrasında; AİHS’in 15. maddesinin (2)
numaralı fıkrasında, AİHS’e ek 7 No.lu Protokol’ün 4., 6 No.lu Protokol’ün 3.
ve 13 No.lu Protokol’ün 2. maddelerinde yükümlülük azaltılması mümkün olmayan
bazı hak ve özgürlüklere yer verilmiştir. Bunlardan önemli bir kısmı
Anayasa’nın 15. maddesinin ikinci fıkrasında da yer almaktadır. Dolayısıyla bu
haklar yönünden yapılacak ikinci inceleme kapsamında Anayasa, MSHUS ve AİHS’te
yer alan yükümlülük azaltılması mümkün olmayan ortak hak ve özgürlükler yönünden
ayrı bir değerlendirme yapmaya gerek bulunmamaktadır.
22. Bununla birlikte MSHUS’nin 4. maddesinin (2) numaralı
fıkrası ile AİHS’in 15. maddesinin (2) numaralı fıkrası ve AİHS’e ek 7 No.lu
Protokol’ün 4. maddesinde, Anayasa’nın 15. maddesinde yer almayan bazı hak ve
özgürlüklerin de yükümlülük azaltılmasına konu edilemeyeceği belirtilmiştir.
Buna göre olağanüstü durumlarda da hiç kimse köle veya kul olarak tutulamaz,
yalnızca sözleşmeden doğan yükümlülüklerini yerine getiremediği gerekçesiyle
hapsedilemez ve kesin bir hükümle mahkûm edildiği ya da beraat ettiği bir
suçtan dolayı yeniden yargılanamaz veya cezalandırılamaz. Ayrıca bu dönemde
herkes her yerde, hukuk önünde kişi olarak tanınma hakkına sahiptir. Son olarak
olağanüstü dönemde alınacak tedbirlerin ırk, renk, cinsiyet,
dil, din, toplumsal köken gibi sebeplerle ayrımcılık
içermemesi gerekir. Belirtilen hak ve özgürlükler Anayasa’nın 15. maddesinde
sayılan çekirdek haklar arasında yer almasa da bunları sınırlayan tedbirler,
milletlerarası hukuktan kaynaklanan yükümlülüklerle bağdaşmayacağından meşru
görülemez. Dolayısıyla bu haklara ilişkin düzenlemelerde sözü edilen sözleşme
hükümlerinin gözetilmesi gerekecektir.
23. Anayasa’nın 15. maddesinde yer alan üçüncü ölçüt ise
olağanüstü hâl döneminde temel hak ve özgürlükleri sınırlayan kuralların durumun
gerektirdiği ölçüde olmasıdır. Anılan maddedeki ölçülülük olağanüstü
yönetim usulünün uygulanmasına neden olan durum karşısında ölçülülüğü ifade
etmektedir. Dolayısıyla Anayasa’nın 15. maddesinde belirtilen ölçülülük,
Anayasa’nın 13. maddesindeki ölçülülük kriterine göre temel hak ve
özgürlüklerin daha fazla sınırlanmasına izin vermektedir.
24. Anayasa’nın 15. maddesinde yer alan ölçülülük ilkesi,
temel hak ve özgürlüklerin kullanılmasının sınırlandırılması veya durdurulması
için başvurulan aracın amacı gerçekleştirmeye elverişli ve bunun için gerekli
olmasını, ayrıca araçla amaç arasında makul bir oran bulunmasını ifade
etmektedir. Buna göre tedbir, olağanüstü durumu oluşturan tehdit veya
tehlikelerin ortadan kaldırılması amacına ulaşma bakımından elverişli ve bu
amacın gerçekleşmesi için gerekli olmalı; ayrıca tedbire konu temel hak ve
özgürlüklere yönelik sınırlama durumun gerektirdiği ölçüde olmalıdır. Bir başka
deyişle alınan tedbirle temel hak ve özgürlüklere getirilen sınırlama, durumun
gerektirdiği oranı aşarak keyfî niteliğe dönüşmemelidir.
25. Ölçülülüğün tespitinde tedbirin alındığı dönemin tüm
koşulları birlikte değerlendirilmelidir. Bu kapsamda olağanüstü yönetim
usulünün uygulanmasına neden olan tehdit veya tehlikeler, sınırlamaya konu hak
ve özgürlüklerin niteliği ve tedbirin alındığı zamanın da gözönünde
bulundurulması gerekir.
26. Son olarak Anayasa’nın 15. maddesinde, olağanüstü
dönemlerde temel hak ve özgürlüklere yönelik olarak Anayasa’da öngörülen
güvencelere aykırı tedbirler alınmasının yanında temel hak ve özgürlüklerin
kullanılmasının kısmen veya tamamen durdurulabilmesine de izin verilmiştir.
Ancak buradaki durdurma kavramı o hakkın tamamen kullanılamaz hâle
getirilmesi değil kullanımının geçici olarak askıya alınması anlamına
gelmektedir. Kuşkusuz temel hak ve özgürlüklerin kullanılmasını durduracak
nitelikteki tedbirlerin de ölçülülük ilkesinin yukarıda açıklanan esaslarına
uygun olması gerekir.
27. Olağanüstü yönetim usulünün uygulandığı dönemde temel
hak ve özgürlüklere yönelik sınırlamayı konu edinen kurallara ilişkin olarak
Anayasa’nın 15. maddesinin uygulanması gerektiği durumlarda da bu maddeye
ilişkin inceleme yapılmadan önce sınırlamaya konu hakkın düzenlendiği Anayasa
maddesi başta olmak üzere Anayasa’nın ilgili hükümleri ve olağan dönemde hak ve
özgürlükleri sınırlama ve güvence rejimini düzenleyen Anayasa’nın 13. maddesi
kapsamında bir inceleme yapılmalıdır. Zira devletin veya toplumun varlığına ya
da kamu düzenine yönelik ciddi tehdit veya tehlikelerin ortaya çıktığı
olağanüstü durumlarda olağanüstü yönetim usullerine başvurulması, bu dönemde
yürürlüğe konulan ve temel hak ve özgürlükleri sınırlandıran her düzenlemenin
olağan dönemin izin verdiği ölçütlerin ötesinde olmasını gerektirmeyebilir. Bu
şekilde inceleme yapılması Anayasa’nın 15. maddesinde yer alan “... Anayasada
öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir” hükmünün de bir
gereğidir. Nitekim Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru kapsamında bu konuya
ilişkin olarak vermiş olduğu ilk karar olan Aydın Yavuz ve diğerleri kararında
da aynı inceleme yöntemi benimsenmiştir (Aydın Yavuz ve diğerleri ([GK],
B. No: 2016/22169, 20/6/2017, §§ 193-195).
28. Buna göre yapılan incelemede kuralın Anayasa’nın 15.
maddesi dışındaki maddelerinde yer alan güvencelere aykırı olmadığının tespit
edilmesi durumunda ayrıca Anayasa’nın 15. maddesi yönünden bir inceleme
yapılmasına gerek kalmayacaktır. Zira Anayasa’nın 15. maddesi yönünden bir
inceleme yapılabilmesi için öncelikle kuralın Anayasa’nın olağan dönem için
öngördüğü güvencelere aykırılık taşıdığının tespit edilmesi gerekmektedir.
Kuralın temel hak ve özgürlükler için Anayasa’da öngörülen güvencelere aykırı
olduğu tespit edildiğinde ise bu kez sınırlamanın savaş, seferberlik
veya olağanüstü hâl dönemlerinde temel hak ve özgürlüklerin kullanımının
durdurulmasını ve sınırlandırılmasını düzenleyen Anayasa’nın 15. maddesine
uygun olup olmadığı hususunda inceleme yapılacaktır.
29. Bununla birlikte Anayasa’da bazı temel hak ve özgürlüklerin
olağanüstü dönemlerde sınırlandırılmasında farklılıklar bulunmaktadır. Bu
kapsamda bazı temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin sebep ve
koşullar ilgili maddede özel olarak somutlaştırılmıştır. Bu nedenle anılan
nitelikteki temel hak ve özgürlüklere temas eden olağanüstü hâl kurallarının
anayasallık denetiminde Anayasa’da öngörülen güvencelere aykırı tedbirlerin
alınıp alınmadığının tespiti bakımından ayrıca Anayasa’nın 13. maddesinde yer
alan güvenceler yönünden bir inceleme yapılması gerekli değildir. Bu gibi
düzenlemelerin anayasallık denetiminde doğrudan Anayasa’nın 15. maddesindeki
ölçütlere uygunluğunun tespit edilmesi gerekir (AYM, E.2018/92, K.2019/67,
25/7/2019, § 29).
C. Olağanüstü Hâl İlanına Neden Olan 15 Temmuz 2016 Tarihli
Darbe Teşebbüsü ve Sonrası
30. Türkiye’nin 15 Temmuz 2016 tarihinde karşı karşıya
kaldığı askerî darbe teşebbüsü nedeniyle 21/7/2016 tarihinde ülke genelinde
ilan edilen olağanüstü hâl 19/7/2018 tarihine kadar devam etmiştir.
31. Olağanüstü hâlin ilan edilmesi ve bu kararın TBMM
tarafından onaylanmasından sonra Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar
Kurulu, Anayasa’nın o dönemde yürürlükte bulunan 121. maddesine göre olağanüstü
hâl KHK’ları çıkarmıştır.
32. Darbe teşebbüsü süreci ve sonrasında ülke genelinde
Cumhuriyet başsavcılıkları tarafından darbe girişimiyle bağlantılı ya da darbe
girişimini gerçekleştiren Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) ve/veya Paralel Devlet
Yapılanması (PDY) ile ilişkisi olan ve aralarında yargı mensuplarının da bulunduğu
çok sayıda kişi hakkında soruşturma başlatılmıştır.
33. Türkiye’de çok uzun yıllardır faaliyetlerine devam
eden ve FETÖ/PDY olarak isimlendirilen yapılanmanın silahlı bir terör örgütü
olduğu ve anılan darbe teşebbüsünün faili olduğu yargı kararlarıyla tespit
edilmiştir (Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E.2017/956, K.2017/370, 26/9/2017;
Yargıtay 16. Ceza Dairesi, E.2015/3, K.2017/3, 24/4/2017; E. 2017/1443, K.
2017/4758, 14/7/2017; E.2018/7103, K.2019/1953, 22/3/2019). (FETÖ/PDY’nin genel
özelliklerine ilişkin olarak bkz. Aydın Yavuz ve diğerleri, § 26).
Ç. Olağanüstü Hâl İlanına Neden Olan Olay ve Olguların
Anayasal Yönden Değerlendirilmesi
34. Anayasa’nın Başlangıç kısmında milletin iradesinin
mutlak üstünlüğüne vurgu yapılarak egemenliğin kayıtsız şartsız Türk milletine
ait olduğu, egemenliği millet adına kullanmaya yetkili kılınan hiçbir kişi ve
kuruluşun Anayasa’da gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bunun
icaplarıyla belirlenmiş hukuk düzeninin dışına çıkamayacağı ilke olarak
belirtilmiştir.
35. Anayasa’nın 2. maddesinde başlangıçta belirtilen
temel ilkelere dayanma ve insan haklarına saygılı demokratik bir hukuk
devleti olma Türkiye Cumhuriyeti’nin temel nitelikleri arasında
sayılmıştır.
36. Anayasa’nın Başlangıç kısmında ilkesel düzeyde ifade
edilen egemenlikle ilgili hususlara 6. maddesinde hüküm olarak yer verilmiştir.
Anılan maddeye göre egemenlik, kayıtsız şartsız milletindir. Türk milleti,
egemenliğini Anayasa’nın koyduğu esaslara göre yetkili organları eliyle kullanır.
Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz.
Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasa’dan almayan bir devlet yetkisi
kullanamaz.
37. Anayasa’nın Başlangıç kısmında yer verilen ilkeler,
2. maddesinde sayılan Cumhuriyet’in nitelikleri, 6. maddesinde düzenlenen
egemenliğin kaynağı ve kullanılma şekli ile Anayasa’nın sistematiği birlikte
dikkate alındığında egemenlik, egemenliğin kullanılış şekli, millet iradesi, demokrasi,
hukuk devleti ve insan hakları arasında ayrılmaz bağlar bulunmaktadır. Buna
göre tüm medeni toplumlarda olduğu gibi egemenliğin kaynağı olan millet,
iradesini -doğrudan veya dolaylı olarak- yetkilendirilen organlar vasıtasıyla
kullanacak; demokratik bir düzende ortaya çıkacak olan bu iradenin yetkili
organlar eliyle kullanımı ise hukuk devleti ilkesi başta olmak üzere
demokrasinin ilkelerine uygun ve insan haklarına saygı gösterilerek
gerçekleştirilecektir.
38. Darbe teşebbüsü, anayasal ilkeler çerçevesinde
oluşturulan yetkili organlar dışında bir grup ya da oluşum tarafından
demokratik anayasal düzenin zorla ortadan kaldırılarak millet iradesinin
gasbedilmeye kalkışılmasıdır. Darbenin gerçekleşmesi hâlinde demokratik
anayasal düzen ve millet iradesinin üstünlüğü sona ermekte, demokratik düzende
millete ait olan egemenlik bir grup zorbanın eline geçmektedir. Bu durumda
demokrasiden ve hukuk devletinden söz etmek mümkün değildir. Doğal olarak böyle
bir düzende bireylerin temel hak ve özgürlüklerini güvence altına alacak bir
mekanizma da olmayacaktır. Bu yönüyle demokratik bir toplumun karşılaşabileceği
en ağır tehdidin darbe teşebbüsü olduğu söylenebilir.
39. Ülkemiz, çok partili siyasi hayata geçildiği günden
beri darbe ya da darbe teşebbüslerine maruz kalmıştır. Bu nedenle milletimiz,
darbe ya da darbeye teşebbüs etmek suretiyle millet iradesine kastedenlerin
demokratik anayasal düzene ve insan haklarına karşı nasıl büyük bir tehdit
oluşturduğunun tanığıdır.
40. 15 Temmuz 2016 gecesi Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK)
içinde örgütlenmiş bir grup, anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etmiş;
bu girişim demokratik toplumun meşru tüm unsurlarının kararlı direnci sayesinde
engellenmiştir. Başta egemenliği gasbedilmeye çalışılan milletimiz olmak üzere
millet adına egemenliği kullanmaya yetkili organlar (Cumhurbaşkanı, TBMM, Bakanlar
Kurulu ve yargı kurumları), demokratik toplumun vazgeçilmez unsuru olan siyasi
partiler, sivil toplum örgütleri, basın yayın organları ve meşru demokratik
otoritenin emir ve talimatlarıyla hareket eden güvenlik güçleri bu egemenlik ve
demokrasi direnişini hep birlikte gerçekleştirmiştir.
41. Darbe teşebbüsü, millet iradesini gasbetmek
isteyenlerin demokratik anayasal düzen ve insan haklarına karşı büyük bir
tehlike olduğunu ortaya koymuştur. Söz konusu süreçte egemenliğin kayıtsız
şartsız kaynağı olan millete, onun yetkili organlarına, demokrasinin
vazgeçilmez unsurlarından olan basın yayın kuruluşları ile meşru demokratik
otoritenin emir ve talimatları doğrultusunda hareket eden güvenlik güçlerine
ağır saldırılarda bulunulmuştur. Bu kapsamda egemenliğine ve iradesine sahip
çıkmak adına sokaklarda darbeye karşı gösteri yaparak temel haklarını kullanan
silahsız bireyler -silah ve bombalarla- katledilmiş veya yaralanmış, bu suretle
başta yaşam hakkı olmak üzere temel hak ve özgürlükleri yaygın bir şekilde
ihlal edilmiştir.
42. Demokratik toplum düzeninde millet iradesinin tecelli
ettiği temel kurumlardan birisi olan TBMM savaş uçaklarıyla bombalanmış,
devletin başı olan Cumhurbaşkanı’na suikast girişiminde bulunulmuş, Başbakan
silah kullanılarak taciz edilmiş, Türkiye Radyo Televizyon Kurumuna baskın
yapılarak özgür yayın akışı engellenmiş ve silah zoruyla darbe bildirisi
okutulmuş, ülke genelinde yayın yapan bazı özel televizyon kanallarına baskın
yapılarak yayınları durdurulmak istenmiş, meşru otoritenin emir ve talimatları
doğrultusunda hareket eden çok sayıda polis ve askerî personel şehit edilmiş
veya yaralanmıştır.
43. 15 Temmuz 2016 gecesi meydana gelen darbe
teşebbüsünün demokratik anayasal düzene karşı oluşturduğu tehdidin büyüklüğünü
değerlendirmek bakımından darbenin gerçekleşmesi ihtimalinde ülkenin
karşılaşabileceği risklerin de dikkate alınması gerekir. Egemenliğin sahibi
olan millet ve demokratik anayasal düzenin tüm unsurlarınca darbe teşebbüsü
kararlı bir direnişle kısa sürede engellememiş olsaydı millet ve onun yetkili
organları, bir grup zorbanın mutlak egemenliğini kabul ederek onun hiçbir
demokratik denetime tabi olmayan iradesine boyun eğecek ya da direnmeye devam
edecekti. Birinci ihtimal bir milletin demokratik açıdan ölümü anlamına gelecektir.
İkinci ihtimal olan çatışmaların uzaması ve yaygınlaşması hâlinde ise devlet
otoritesinin hatta devletin tamamen ortadan kalkması riski ortaya çıkacaktır.
Son zamanlarda yakın çevremizdeki ülkelerin durumuna da tanık olunduğu gibi
devlet otoritesinin ortadan kalkması hâlinde demokratik bir düzende yaşamak bir
yana en temel insan haklarının sürekli saldırı altında olduğu bir düzensizlik
ve kargaşa ortamının hâkim olacağı açıktır. Darbe teşebbüsünün ülkemizin birçok
terör örgütünün açık hedefi olduğu günlerde gerçekleştirilmesi bu riskin
ağırlığını daha da artırmıştır.
44. Bütün bu değerlendirmeler birlikte ele alındığında
darbe teşebbüsü, sadece demokratik anayasal düzen açısından değil bununla sıkı
bağı olan millî güvenlik yönünden de mevcut ve ağır bir tehdit
oluşturmaktadır. Millî güvenlik, Anayasa’da ve insan haklarının korunmasına
ilişkin birçok uluslararası belgede, temel hak ve özgürlüklerin
sınırlandırılması sebepleri arasında sayılmıştır. Özgürlük-güvenlik dengesinin
sağlanması modern demokrasilerin en önemli amaçlarından biri hâline gelmiştir.
Güvenliğin olmadığı yerde demokratik düzeni sürdürmek ve özgürlükleri hayata
geçirebilmek mümkün değildir.
45. Türk demokrasi tarihine kara bir leke olarak geçen 15
Temmuz darbe teşebbüsünün demokratik anayasal düzene, bireylerin temel hak ve
özgürlüklerine ve millî güvenliğe yönelik en ağır saldırılardan biri olduğu
sonucuna varmak gerekir.
D. Kanun’un 1. Maddesi ile Ekli (1) Sayılı Listenin
İncelenmesi
1. Anlam ve Kapsam
46. Kanun’un dava konusu 1. maddesinde, terör örgütlerine
veya MGK’ca devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar
verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla
irtibatı olan kamu personeli hakkında uygulanacak tedbirler düzenlenmiştir.
47. Maddenin (1)
numaralı fıkrasında, terör örgütlerine veya
MGK’ca devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen
yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla
irtibatı olan ve Kanun’a ekli (1) sayılı listede yer alan kişilerin kamu görevinden başka hiçbir işleme gerek
kalmaksızın çıkarılacağı, bu kişilere ayrıca herhangi bir tebligat
yapılmayacağı, haklarında özel kanun hükümlerine göre işlem tesis edileceği
öngörülmüştür.
48. Maddenin (2) numaralı fıkrasında, (1) numaralı fıkra
gereğince kamu görevinden çıkarılan kişilerin mahkûmiyet kararı aranmaksızın
rütbe ve/veya memuriyetlerinin alınacağı, bu kişilerin görev yaptıkları
teşkilata yeniden kabul edilmeyecekleri, bir daha kamu hizmetinde istihdam
edilemeyecekleri, doğrudan veya dolaylı olarak görevlendirilemeyecekleri,
bunların uhdelerinde bulunan her türlü mütevelli heyet, kurul, komisyon,
yönetim kurulu, denetim kurulu, tasfiye kurulu üyeliği ve sair görevlerinin de
sona ermiş sayılacağı, bunların silah ruhsatları, gemi adamlığına ilişkin
belgeleri ve pilot lisanslarının iptal edileceği, bu kişilerin oturdukları kamu
konutlarından veya vakıf lojmanlarından on beş gün içinde tahliye edilecekleri,
özel güvenlik şirketlerinin kurucusu, ortağı ve çalışanı olamayacakları, bu
kişiler hakkında bakanlıkları ve kurumlarınca ilgili pasaport birimine derhâl
bildirimde bulunulacağı ve bu bildirim üzerine pasaport birimlerince
pasaportlarının iptal edileceği belirtilmiştir.
49. Maddenin (3) numaralı fıkrasında ise (1) numaralı
fıkra kapsamında kamu görevinden çıkarılanların varsa uhdelerinde taşımış
oldukları büyükelçi, vali gibi unvanları ve müsteşar, kaymakam ve benzeri
meslek adlarını ve sıfatlarını kullanamayacakları, bu unvan, sıfat ve meslek
adlarına bağlı olarak sağlanan haklardan yararlanamayacakları hüküm altına
alınmıştır.
50. Bu kapsamda
Kanun’a ekli dava konusu (1) sayılı listeyle, emniyet teşkilatında çalışan 417,
jandarma teşkilatında çalışan 893, Millî Eğitim Bakanlığı bünyesinde çalışan
2.585, Yüksek Öğretim Kurumu’na bağlı olarak çalışan 330, çeşitli kamu
kurumlarında çalışan 239 kişinin görevine başka hiçbir işleme gerek
kalmaksızın son verilmiştir.
2. İptal Taleplerinin Gerekçesi
51. Dava dilekçesinde özetle;
- Kamu görevinden çıkarma tedbirinin süre yönünden
herhangi bir belirleme içermediği, etkilerinin olağanüstü hâlden sonra da devam
ettiği, kapsamının geniş tutulduğu, tedbire muhatap kişiler hakkında objektif,
tarafsız ve şeffaf bir soruşturma süreci yürütülmediği, savunma hakkı
tanınmadan kişilerin görevlerine son verildiği,
- Tedbirlerin uygulanmasına dayanak gösterilen aidiyet,
iltisak ve irtibat kavramlarının belirsiz ve öngörülemez nitelikte olduğu, bu kavramların
hukukumuza ilk defa girdiği 22/7/2016 tarihinden önceki fiillere uygulanmasının
yanında terör örgütü ya da MGK’ca millî güvenliğe tehdit oluşturduğu tespit
edilen, yapı oluşum ve grupların tespiti açısından da kuralların geçmişe
yürütüldüğü, ayrıca siyasi ve idari bir organ olan MGK’nın kararına dayalı
olarak tedbir uygulanmasının hukukilik sorunu doğuracağı, kurallar kamu
düzenine karşı oluşan tehdidi ortadan kaldırma amacı bakımından zorunlu ve
ölçülü olmadığı gibi olağanüstü hâlin gerekleriyle de uyumlu olmadığı,
kurallarda öngörülen hususların Anayasa’nın mülga 121. maddesinin 2. fıkrası
uyarınca münhasıran 25/10/1983 tarihli ve 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu ile
düzenlenebileceği, olağanüstü hâlin gerekli kıldığı konularda çıkarılabilecek
olağanüstü hâl KHK’sı niteliği taşımayan düzenlemenin Anayasa Mahkemesinin 1991
ve 2003 tarihli içtihatlarında belirtildiği gibi Anayasa’nın mülga 91. maddesi
kapsamında yetki kanununa dayanılarak çıkarılan bir KHK olarak da
değerlendirilemeyeceği,
- Kişiler hakkında herhangi bir idari ya da adli soruşturma
yürütülmeden ve kesinleşmiş bir yargı kararı bulunmadan terör örgütleri ile
ilişkili oldukları belirtilerek yaptırım uygulanmasının Anayasa’nın 15.
maddesinde olağanüstü hâllerde dokunulamayacak çekirdek haklardan olan
masumiyet karinesine aykırılık oluşturduğu, bireysel idari işlem niteliğindeki
kamu görevinden çıkarma işleminin doğrudan olağanüstü hâl KHK’sı adı altında
yapılmak suretiyle yargı denetimi dışında tutulduğu, her ne kadar daha sonraki
bir tarihte Olağanüstü Hâl İşlemleri İnceleme Komisyonu (Komisyon) kurulmuşsa
da Komisyon ve sonraki sürecin kamu görevinden çıkarma işlemine karşı etkili
bir denetim mekanizması sağlamadığı,
- Kamu görevinden çıkarma işleminin kamu görevlilerinin
diğer özlük işleri kapsamında olduğundan Anayasa’nın 128. maddesine göre
münhasıran kanunla düzenlenmesi gerektiği, Anayasa’nın 130. maddesi uyarınca
öğretim elemanlarının Yüksek Öğretim Kurulu ve üniversitelerin yetkili
organları dışında kalan makamlarca her ne surette olursa olsun görevlerinden
uzaklaştırılamayacakları, bu yönüyle kuralların olağanüstü hâl KHK’sı niteliği
taşımadığı gibi TBMM tarafından kanun şeklinde onaylanmasının Anayasa’nın mülga
121. maddesine aykırılık oluşturduğu,
- Yasama yetkisinin genelliği ilkesi gereği yasama
organının her konuda kanun çıkarılabilmesi mümkün olsa da kanunla bireysel
işlem ya da yargı kararı niteliğinde tasarrufta bulunulamayacağı, dava konusu
kurallarla Kanun’a ekli (1) sayılı listede yer alan kişilerin statülerinde
kalıcı değişiklikler yapıldığı, bu nedenle tedbirlerin bireysel idari işlem
niteliğinde olduğu, sırf yargı denetimi dışına çıkarmak amacıyla bireysel
işlemlerin olağanüstü hâl KHK’sı ile yapılarak kanun şeklinde onaylanmasının
açık bir fonksiyon gaspı niteliği taşıdığı,
- Bir kişinin terör örgütüne üye olup olmadığına ya da
bir yapı veya oluşumun terör örgütü olduğuna karar verme yetkisinin yargı
mercilerine ait olduğu, kuralların kanun adı altında hem yargısal hem de
bireysel işlemin özelliklerini barındıran karma bir yapıda olduğu, bu durumun yasama,
yürütme ve yargı fonksiyonlarının tek organda toplanması anlamına geldiği,
- Kamu görevinden çıkarılan kişilerin Kanun’a ekli (1)
sayılı liste ile isim ve kimlik bilgilerinin Resmî Gazete’de yayımlanmasının
itibarlarını zedelediği, kamu görevinden çıkarma, ruhsat ve lisansların iptal
edilmesi, unvan ve sıfatların alınması tedbirlerinin kişilerin maaş ve sosyal
güvenlik haklarında kayıplara sebebiyet verdiği, pasaportların iptal
edilmesinin seyahat hürriyetini engellediği, bu kişilerin kamu görevine
girmeleri ya da kamu hizmetinde çalışmaları, özel güvenlik şirketinin kurucusu
ve ortağı olma imkânlarının ellerinden alınması suretiyle çalışma hak ve
hürriyeti ile kamu hizmetine girme hakkına kısıtlama getirildiği,
belirtilerek kuralların Anayasa’nın Başlangıç kısmı ile
8., 9., 13., 15., 17., 20., 23., 35., 36., 38., 48., 49., 70., mülga 91., mülga
121., 125., 128., 129. ve 130. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
3. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
a. Kanun’un 1. Maddesinin (1) Numaralı Fıkrasının Birinci
Cümlesinde Yer Alan “…üyeliği, mensubiyeti veya…” İbaresi
52. Kanun’un 1. maddesinin (1) numaralı fıkrasının dava
konusu kuralın da yer aldığı birinci cümlesinde, terör örgütlerine veya devletin millî güvenliğine karşı
faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği
mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olan Kanun’a
ekli (1) sayılı listede yer alan kişilerin
kamu görevinden başka hiçbir işleme gerek kalmaksızın çıkarılacakları hüküm
altına alınmıştır. Dava konusu kural cümlede yer alan “…üyeliği, mensubiyeti
veya…” ibaresidir.
53. Kural, olağanüstü hâli gerektiren tehlikenin bertaraf
edilmesi amacına yönelik olarak Resmî Gazete’de yayımlanmak suretiyle defaten
uygulanmış; bu dönemde hüküm ve sonuçlarını doğurmuştur. Bu yönüyle kural olağanüstü hâl dönemini aşan genel bir
düzenleme niteliği taşımamaktadır.
54. Öncelikle terör örgütlerine üyelik ve mensubiyet
kavramlarıyla kişilere yönelik suç isnadında
bulunulup bulunulmadığının değerlendirilmesi gerekmektedir. Terör örgütüne üye
olmak, -kanundaki tanımıyla suç işlemek amacıyla kurulmuş olan örgüte üye
olmak- 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu ile 12/4/1991 tarihli
ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu kapsamında suç olarak düzenlenmiştir.
Kanun’a ekli (1) sayılı listede yer alan pek çok kişinin de anılan suçtan ayrıca
cezai takibata uğradığı bilinmektedir. Bu nedenle kuralın Anayasa’nın 36.
maddesinin birinci ve 38. maddesinin dördüncü fıkralarında güvence altına
alınan masumiyet karinesi kapsamında incelenmesi gerekmektedir.
55. Masumiyet karinesi, Anayasa’nın 38. maddesinin
dördüncü fıkrasında “Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar kimse suçlu
sayılamaz” şeklinde düzenlenmiştir. Anayasa’nın 36. maddesinde de herkesin
iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğu belirtilmiştir.
Anılan maddeye adil yargılanma ibaresinin eklenmesine ilişkin gerekçede,
Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerde de güvence altına alınan
adil yargılanma hakkının madde metnine dâhil edildiği vurgulanmıştır. Nitekim
AİHS’in 6. maddesinin (2) numaralı fıkrasında, kendisine bir suç isnat edilen
herkesin suçluluğu yasal olarak sabit oluncaya kadar suçsuz sayılacağı
düzenlenmiştir. Bu itibarla masumiyet karinesi, Anayasa’nın 36. maddesinde
güvence altına alınan adil yargılanma hakkının bir unsuru olmakla beraber Anayasa’nın
38. maddesinin dördüncü fıkrasında ayrıca düzenlenmiştir (Adem Hüseyinoğlu,
B. No: 2014/3954, 15/2/2017, § 33).
56. Masumiyet karinesi, hakkında suç isnadı bulunan bir
kişinin adil bir yargılama sonucunda suçlu olduğuna dair kesin hüküm tesis
edilene kadar masum sayılması gerektiğini ifade etmekte ve hukuk devleti
ilkesinin de bir gereğini oluşturmaktadır. Anılan karine, kişinin suç
işlediğine dair kesinleşmiş bir yargı kararı olmadan suçlu olarak kabul
edilmemesini güvence altına almaktadır. Ayrıca hiç kimse, suçluluğu hükmen
sabit oluncaya kadar yargılama makamları ve kamu otoriteleri tarafından suçlu
olarak nitelendirilemez ve suçlu muamelesine tabi tutulamaz.
57. Masumiyet karinesinin sağladığı güvencenin iki yönü
bulunmaktadır: güvencenin dava konusu kuralla da ilgisi olan ilk yönü, kişi
hakkındaki ceza yargılaması sonuçlanıncaya kadar geçen, bir başka ifadeyle
kişinin ceza gerektiren bir suçla itham edildiği (suç isnadı altında olduğu)
sürece ilişkin olup suçlu olduğuna dair hüküm tesis edilene kadar kişinin
suçluluğu ve eylemleri hakkında erken açıklamalarda bulunulmasını yasaklar.
Güvencenin bu yönünün kapsamı sadece ceza yargılamasını yürüten mahkemeyle
sınırlı değildir. Güvence aynı zamanda diğer tüm devlet kurumlarının da işlem
ve kararlarında, suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar kişinin suçlu olduğu
yönünde ima ya da açıklamalarda bulunmamasını gerekli kılar. Dolayısıyla sadece
suç isnadına konu ceza yargılaması kapsamında değil ceza yargılaması ile eş
zamanlı olarak yürütülen diğer hukuki süreç ve yargılamalarda da (idari, hukuk,
disiplin gibi) masumiyet karinesinin ihlali söz konusu olabilir (Galip
Şahin, B. No: 2015/6075, 11/6/2018, § 39).
58. Dava konusu kural kapsamında Kanun’a ekli (1) sayılı
listede yer alan kişiler, terör örgütlerine
veya devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen
yapı, oluşum veya gruplara üye veya mensup oldukları gerekçesiyle kamu
görevinden çıkarılmıştır. Söz konusu ibareler, Kanun’a ekli (1) sayılı listede
adı geçen ve terör örgütü üyeliği suçundan ceza soruşturması veya
kovuşturmasına maruz kalan ancak haklarındaki süreç tamamlanıp suçlu olduklarına dair kesin hüküm tesis edilmeyen kişilerin terör örgütü üyesi veya mensubu
olarak nitelendirilmelerine sebebiyet verebilecek niteliktedir. Bunun yanında
kuralda, listede yer alan kişiler hakkında
kesin hükümle sonuçlanan herhangi bir yargısal sürecin varlığına yönelik
açıklama da yapılmamıştır. Dolayısıyla kesinleşmiş mahkûmiyet hükmü olmadan
kişilerin suçlu sayılmasına neden olabilecek ifadeler içeren kural masumiyet
karinesini ihlal etmektedir.
59. Açıklanan nedenlerle olağan dönemde Anayasa’nın 36. maddesinin birinci ve 38. maddesinin dördüncü
fıkralarına aykırı olarak Anayasa’nın 13. maddesindeki güvencelerin ötesinde
sınırlama getiren kuralın Anayasa’nın 15.
maddesi kapsamında değerlendirilmesi gerekir.
60. Anayasa’nın 15. maddesinde, olağanüstü hâllerde temel
hak ve özgürlüklerin kullanılmasının kısmen veya tamamen durdurulması ve bunlar
için Anayasa’nın diğer maddelerinde öngörülen güvencelere aykırı tedbirler
alınmasına imkân tanınmakla birlikte bu yetki sınırsız değildir. Maddenin
ikinci fıkrasında, bu durumlarda dahi kişinin yaşam hakkına, maddi ve manevi
varlığının bütünlüğüne dokunulması, din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya
zorlanması ve bunlardan dolayı suçlanması yasaklanmış; suç ve cezaların geriye
yürümemesi ilkesi ile masumiyet karinesine aykırı işlem yapılamayacağı kabul
edilmiştir.
61. Yukarıda açıklandığı üzere dava konusu kural
kapsamında haklarında kesin bir mahkûmiyet kararı verilmediği halde kişilerin
suçlu sayılmasına neden olabilecek ifadelerin kullanılması, olağanüstü hâl
şartlarında dahi dokunulması yasaklanan masumiyet karinesine aykırılık
oluşturmaktadır.
62. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 15., 36. ve
38. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir.
Kural Anayasa’nın 15., 36. ve 38.
maddelerine aykırı görülerek iptal edildiğinden ayrıca Anayasa’nın Başlangıç kısmı ile 8., 9., 17., 20., 23., 35., 36., 40.,
48., 49., 70., mülga 121., 125., 128., 129. ve 130. maddeleri yönünden incelenmemiştir.
b. Kanun’un 1. Maddesinin (1) Numaralı Fıkrasının “…üyeliği, mensubiyeti veya…” İbaresi
Dışında Kalan Kısmı ile (2) Numaralı
Fıkrasının Birinci Cümlesinde Yer Alan “…ve/veya memuriyetleri…” İbaresi
ve Kanun’a Ekli (1) Sayılı Liste
63. 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesi uyarınca kurallar
ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 40., 118. ve 119. maddeleri yönünden de
incelenmiştir.
64. Dava konusu kurallarda terör örgütlerine veya MGK’ca devletin
millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya
gruplara iltisakı yahut bunlarla irtibatı olan Kanun’a ekli (1) sayılı listede
yer alan kişilerin kamu görevinden başka hiçbir işleme gerek kalmaksızın
çıkarılacakları ve memuriyetlerinin alınacağı, bu kişilere ayrıca tebligat
yapılmayacağı ve haklarında özel kanun hükümlerine göre işlem tesis edileceği
hükme bağlanmıştır. Kurallar kapsamında her bir kamu görevlisinin kanun
hükmüyle görevine son verilmiş ve memuriyetleri alınmıştır.
65. Kurallarla devlete sadakat bağı ile hizmet etmesi
gerektiği hâlde millî güvenliğe açık ve yakın tehlike oluşturan terör örgütü
veya benzeri yapı ve oluşumlarla iltisaklı veya irtibatlı oldukları tespit
edilen kamu görevlileri hakkında uygulanan kamu görevinden çıkarma ve memuriyetin alınması tedbirlerinin
olağanüstü hâlin ilanına sebep olan tehdit veya tehlikelerin bertaraf
edilmesine yönelik olduğu açıktır.
66. Kurallarda öngörülen tedbirler bu dönemde uygulanmış,
hüküm ve sonuçlarını doğurmuştur. Kuralların, tedbire muhatap kişilerin
statülerinde ileriye yönelik sürekli değişiklikler meydana getirmesi,
olağanüstü hâl süresince uygulanma özelliğini aşan bir niteliğe sahip olduğu
anlamına gelmemektedir. Kurallar Resmî Gazete’de yayımlanmak suretiyle defaten
uygulanmış ve belli kişiler hakkında hükmünü icra etmiştir. Kuralların Kanun’a
ekli listede sayılan kişilerle sınırlı olarak uygulandığı dikkate alındığında
geleceğe yönelik genel, soyut ve herkesi bağlayıcı bir etki meydana getirmediği
açıktır. Bu yönüyle kurallar olağanüstü
hâl dönemini aşan genel bir düzenleme niteliği taşımamaktadır. Bu itibarla
kuralların anayasallık denetiminde Anayasa’nın olağanüstü hâllerde temel hak ve
özgürlüklerin sınırlandırılması rejimini düzenleyen 15. maddesinin dikkate
alınması gerekmektedir.
67. Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere, Anayasa’nın 15. maddesi kapsamında
yapılacak incelemede önce sınırlamaya konu hakkın düzenlendiği Anayasa maddesi
başta olmak üzere Anayasa’nın ilgili hükümleri ve olağan dönemde hak ve
özgürlükleri sınırlama ve güvence rejimini düzenleyen Anayasa’nın 13. maddesi
kapsamında bir inceleme yapılmalıdır (bkz. §
§ 27-29).
68. Anayasa’nın
“Özel hayatın gizliliği” başlıklı 20. maddesinin birinci fıkrasında “Herkes,
özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir.
Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz.” hükmü yer
almaktadır.
69. Anayasa’nın 20. maddesinin gerekçesinde de
belirtildiği üzere özel hayata saygı gösterilmesini isteme hakkı bir yönüyle
özel hayatın gizliliğinin korunmasını, başkalarının gözleri önüne
serilmemesini, bir başka ifadeyle kişinin özel hayatında yaşananların yalnız
kendisi veya kendisinin bilmesini istediği kimseler tarafından bilinmesini
isteme hakkını korurken diğer yönüyle resmî makamların özel hayata müdahale
edememesi yani kişinin ferdî ve aile hayatını kendi anladığı gibi düzenleyip
yaşayabilmesi hakkını güvence altına almaktadır.
70. Anayasa Mahkemesi kararlarında; özel hayata saygı gösterilmesini isteme hakkının, kişinin
çevresinde bulunanlarla temas kurma hakkını içerdiği, kişilerin mesleki
hayatları ile özel hayatları arasında sıkı bir ilişki bulunduğu, kişinin
mesleği ile ilgili tasarrufların özel hayata saygı gösterilmesini isteme hakkı
kapsamında değerlendirilmesi gerektiği ifade edilmiştir (Serap Tortuk,
B. No: 2013/9660, 21/1/2015, § 37; Bülent Polat [GK], B. No: 2013/7666,
10/12/2015, § 62).
71. Meslek
hayatı ve buna bağlı kazanımları etkileyen bir düzenlemenin sebep unsurunu özel
hayata ilişkin davranışlar oluşturmamakla birlikte söz konusu düzenleme,
sonuçları itibarıyla kişilerin özel hayatını önemli ölçüde etkileyebilir (AYM, E.2018/159,
K.2019/93, 24/12/2019, § 16). Kişilerin kamu
görevinden çıkarılması ve memuriyetlerinin alınması, onların meslek ve sosyal
hayatında üçüncü kişilerle kuracağı ilişkiler ve itibarları üzerinde ciddi
etkiler oluşturabilir.
72. Bu çerçevede kişilerin liste usulüyle
kamu görevinden çıkarılmaları ve memuriyetlerinin alınmasını öngören kurallar
Anayasa’nın 20. maddesi kapsamındaki kişilerin özel hayatına saygı
gösterilmesini isteme hakkına sınırlama getirmektedir.
73. Anayasa’nın 13. maddesinde “Temel hak ve hürriyetler,
özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen
sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar,
Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin
gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.” denilmektedir.
Anayasa’nın anılan maddesi uyarınca temel hak ve özgürlükler, yalnızca
Anayasa’nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak kanunla
sınırlanabilir. Ayrıca getirilen bu sınırlamalar Anayasa’nın sözüne, demokratik
toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.
74. Dava konusu kuralların öncelikle düzenlenme amacına
değinilmesi gerekir. Anayasa’nın 129. maddesinin birinci fıkrasında, memurlar
ve diğer kamu görevlilerinin Anayasa ve kanunlara sadık kalarak faaliyette
bulunma yükümlülüklerinin bulunduğu belirtilmiştir. Anılan hüküm uyarınca
devletin memurlar ve kamu görevlilerinden özel bir güven ve sadakat bağlılığı ile kamu görevini yerine
getirmelerini talep etme yetkisi bulunmaktadır. Bu husus devletin
faaliyetlerine güven duyulmasının bir gereğidir. Kanun koyucunun, anılan hususlar çerçevesinde kamu görevlisi olarak
istihdam edilen kişilerle ilgili birtakım tedbirler alma konusunda takdir
yetkisinin bulunduğu açıktır.
75. Anayasa’ya sadakat yükümlülüğüyle bağdaşmayacak
biçimde terör örgütlerine veya devletin millî güvenliğine karşı faaliyette
bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara iltisakı yahut bunlarla
irtibatı olduğu gerekçesiyle kişilerin kamu görevinden çıkarılması ve
memuriyetin alınmasını öngören kuralların milli güvenlik ve kamu düzeninin
sağlanarak buna ilişkin hizmetlerin etkin ve sağlıklı bir şekilde yürütülmesine
yönelik meşru bir amacının bulunduğu anlaşılmaktadır.
76. Bunun yanında kişilerin özel hayatına
saygı gösterilmesini isteme hakkına getirilen sınırlamanın kanuni bir temele
dayanması gerekir. Kurallarla söz konusu hakka kanuna dayalı olarak kısıtlama
getirildiği açıktır. Ancak Anayasa
Mahkemesinin sıkça vurguladığı gibi temel hakları sınırlayan kanunun şeklen var
olması yeterli olmayıp yasal kuralların keyfîliğe izin vermeyecek şekilde
belirli ve öngörülebilir olması gerekir.
77. Esasen kişilerin özel hayatına saygı gösterilmesini
isteme hakkına sınırlama getiren dava konusu kuralların bu niteliklere sahip
olması, Anayasa’nın 2. maddesinde güvenceye alınan hukuk devleti ilkesinin de
bir gereğidir. Hukuk devletinde kanuni düzenlemelerin hem kişiler hem de idare
yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net,
anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî
uygulamalarına karşı koruyucu önlemler içermesi gerekir (AYM, E.2015/41,
K.2017/98, 4/5/2017, § 153). Dolayısıyla Anayasa’nın 13. maddelerinde sınırlama
ölçütü olarak belirtilen kanunilik, Anayasa’nın 2. maddesinde güvenceye alınan
hukuk devleti ilkesi ışığında yorumlanmalıdır (AYM,
E.2018/90, K.2019/85, 14/11/2019, § 42).
78. Kuralda geçen iltisak
ve irtibat kavramları ile ilgili olarak Anayasa Mahkemesi 14/11/2019
tarihli ve E.2018/89, K.2019/84 sayılı
kararında, iltisaklı kavramının
kavuşan, bitişen, birleşen; irtibatlı kavramının ise bağlantılı anlamına
geldiğini, bu ibarelerin genel kavram niteliğinde olduğunu, objektif anlamının
kapsam ve sınırlarının durum ve şartlara göre yargı içtihatlarıyla
değerlendirilerek belirlenebileceğini, bu yönüyle anılan ifadelerin kategorik
olarak belirsiz olduğunun söylenemeyeceğini ifade etmiştir (aynı kararda bkz. §§
30, 31). Dolayısıyla kapsam ve sınırlarının
tespiti mümkün olan söz konusu ifadelerin belirsiz olduğu söylenemez.
79. Bunun yanında Kanun’un 1. maddesinin (1) numaralı
fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “…üyeliği, mensubiyeti veya…”
ibaresinin iptal edilmesiyle birlikte Kanun’a ekli (1) sayılı liste
çerçevesinde kuralların belirsizliği meselesine değinmek gerekir. Söz konusu
ibarelerin iptal edilmeden önceki hâline göre kurallarda, kamu görevinden
çıkarma ve memuriyetin alınması tedbirlerine esas olan fiiller, terör örgütlerine veya MGK’ca devletin millî güvenliğine
karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üye ve
mensup olmak veya bunlarla iltisaklı ya da irtibatlı olmak şeklinde
belirlenmiştir. Bu kapsamda haklarında tedbir uygulanan kamu görevlilerinin
isimleri ekli (1) sayılı liste ile Resmî Gazete’de yayımlanarak ilan
edilmiştir.
80. Kanun’a ekli (1) sayılı listede yer alan her bir kişi
yönünden kamu görevinden çıkarma nedeni (üyelik, mensubiyet, irtibat ya da
iltisak) ayrı ayrı belirtilmemiştir. Dolayısıyla tedbire muhatap her bir
kişi açısından irtibatlı ya da iltisaklı olmak, kamu görevinden
çıkarma nedeni olarak kabul edilebilir. Bunun yanında bir örgüt ya da gruba üye
veya mensup olmanın evleviyetle söz konusu örgüt veya grupla irtibatlı veya
iltisaklı olmayı gerektirdiği açıktır. Başka bir ifadeyle terör örgütü ya
da millî güvenliğe aykırı faaliyette bulunan yapı ya da gruba üye veya
mensup olanların öncelikli olarak o örgüt ve grupla irtibatlı veya
iltisaklı olduğu kabul edilmelidir. Bu nedenle Kanun’un 1. maddesinin (1)
numaralı fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “üyelik ve mensubiyet”
ibaresinin iptal edilmesi, Kanun’a ekli (1) sayılı liste yönünden kurallarda
herhangi bir belirsizliğe yol açmamaktadır.
81. Dava dilekçesinde kuralların olağanüstü hâl
koşullarında 2935 sayılı Kanun kapsamında düzenlenmesi gerektiği, Olağanüstü
hal KHK’ları ve onay kanunu uygulaması ile söz konusu tedbirlerin hukuken
varlık kazanamayacağı, bu açıdan kanunilik ilkesinin ihlal edildiği ileri
sürülmüştür. 6771 sayılı Kanun’un 12. maddesiyle Anayasa’nın 119. maddesinde
değişikliğe gidilerek olağanüstü hâl yönetimine ilişkin usul ve esaslar yeniden
düzenlenmiştir. Anayasa’nın 119. maddesinin beşinci fıkrasında; olağanüstü
hâllerde vatandaşlar için getirilecek para, mal ve çalışma yükümlülükleri ile
15. maddedeki ilkeler doğrultusunda temel hak ve hürriyetlerin nasıl
sınırlanacağının veya geçici olarak durdurulacağının, hangi hükümlerin
uygulanacağının ve işlemlerin nasıl yürütüleceğinin kanunla düzenleneceği hüküm
altına alınmıştır. Dava konusu düzenlemenin de Anayasa’nın 119. maddesi
kapsamında kanun ile yapıldığı açık olduğundan kuralların Anayasa’nın 119.
maddesini ihlal eden bir yönü bulunmamaktadır.
82. Kanunilik denetiminde kuralların keyfî bir şekilde
uygulanmasını önleyecek güvencelerin sağlanıp sağlanmadığının da dikkate
alınması gerekmektedir. Başka bir ifadeyle
kurallar, kişilerin özel hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sınırlama
getirirken keyfîliğe yer vermeyecek şekilde gerekli güvenceler oluşturarak
uygulanmaya elverişli olmalıdır.
83. Kurallar kapsamında terör
örgütlerine veya devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar
verilen yapı, oluşum veya gruplarla iltisaklı yahut irtibatlı olduğu
değerlendirilen kamu görevlileri, haklarındaki isnatlara cevap verme ve bunlara
karşı delil sunma imkânının tanındığı bir soruşturma süreci yürütülmeden ve bu
süreç sonunda somut olgu ve olaylar çerçevesinde iddia, savunma ve delillerin
tartışılarak ulaşılan sonucun dayandığı maddi ve hukuki temelleri gösteren
gerekçeler açıklanmadan Kanun’a ekli (1) sayılı listeyle doğrudan kamu
görevinden çıkarılmışlardır. Bu yönüyle kişilere bir iddia yöneltilerek bunlara
karşı savunma ve delil sunma hakkı tanınmadan yani tedbir öncesi
bireyselleştirme sağlanmadan liste yöntemiyle kamu görevinden çıkarma ve memuriyetin alınması tedbirlerinin uygulandığı anlaşılmaktadır.
84. Öte yandan kişilerin özel hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına
getirilen sınırlamanın Anayasa’nın 13. maddesi gereğince Anayasa’nın sözüne de uygun olması gerekir. Dava konusu kurallar kapsamında yüksek öğretim kurumlarına bağlı olarak çalışan 330
öğretim elemanının da kamu kamu görevinden çıkarılması ve memuriyetlerinin
alınması öngörülmüştür.
85. Anayasa’nın 130. maddesinin yedinci fıkrasında, üniversite
yönetim ve denetim organları ile öğretim elemanlarının; Yükseköğretim Kurulunun
veya üniversitelerin yetkili organlarının dışında kalan makamlarca her ne
suretle olursa olsun görevlerinden uzaklaştırılamayacakları belirtilmiştir.
Böylelikle öğretim elemanlarının görevden uzaklaştırmaları bakımından
Anayasa’da ek bir güvence öngörülmüştür.
86. Anayasa’nın 20. maddesinde düzenlenen özel hayata
saygı gösterilmesini isteme hakkı, kişinin iş
yaşamı, mesleki yaşam ve ticari faaliyetleri ile ilgili yapılan sınırlamalarda
dikkate alınması gereken temel norm olduğundan Anayasa’nın 130. maddesinde öğretim
elemanları için getirilen söz konusu güvencenin de özel hayata saygı
gösterilmesini isteme hakkı ile birlikte ele alınması gerekmektedir.
87. Başka bir ifadeyle Anayasa’nın
130. maddesinde bilimsel özerkliğin sağlanması için getirilen bu ek güvencenin
kişilerin kamu görevinden çıkarılmasına neden olan olgular bağlamında bağımsız
olarak dikkate alınmaması, kuralların anayasallık denetiminde, Anayasa’nın 130.
maddesinin kişilerin mesleki yaşamları ile yakından ilgili maddi hak
niteliğinde olan ve Anayasa’nın 20. maddesinde düzenlenen özel hayata saygı
hakkı çerçevesinde incelenmesi gerekir.
88. Kurallar kapsamında öğretim elemanları hakkında
Anayasa’nın 130. maddesinde yer alan güvencelere aykırı olarak kamu görevinden
çıkarma ve memuriyetin alınması tedbirlerinin uygulandığı anlaşılmaktadır. Dolayısıyla söz konusu güvence sağlanmadan öğretim
elemanlarının kamu görevinden çıkarılmalarını öngören kurallar Anayasa’nın 130.
maddesinin açık sözüyle çelişmek suretiyle kişilerin özel hayatına saygı
gösterilmesini isteme hakkına Anayasa’nın 13. maddesinde belirtilen güvencenin
ötesinde bir sınırlama getirilmesine neden olmaktadır.
89. Buna göre gerekli usuli güvenceler sağlanmadan
kişilerin liste usulüyle kamu görevinden çıkarılmalarını ve memuriyetlerinin alınmasını
düzenleyen kurallar, özel hayata saygı gösterilmesini isteme hakkı bağlamında
olağan dönemde kanunilik şartını taşımadığı gibi öğretim elemanları
bakımından Anayasa’nın sözüne aykırı bir sınırlama getirmektedir. Öte
yandan bireyselleştirme sağlanmaksızın anılan tedbirlerin uygulanması, olağan
dönem şartlarında demokratik toplum düzeninin gerekleri ve ölçülülük
ilkesiyle de bağdaşmamaktadır.
90. Kişilerin özel hayatına saygı
gösterilmesini isteme hakkına olağan dönem için Anayasa’da öngörülen güvencelerin
ötesinde bir sınırlama getiren kuralların olağanüstü dönemlerde temel hak ve
hürriyetlerin kullanılmasının durdurulması ve sınırlanmasını düzenleyen
Anayasa’nın 15. maddesi kapsamında incelenmesi gerekmektedir.
91. Kişilerin özel hayatına saygı gösterilmesini isteme
hakkı olağanüstü hâl yönetiminin benimsendiği dönemlerde Anayasa’nın 15.
maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, dokunulması yasaklanmış çekirdek haklar
arasında bulunmamaktadır. Dolayısıyla bu hak yönünden olağanüstü hâllerde Anayasa’daki
güvencelere aykırı tedbirlerin alınması mümkündür.
92. Anılan hak, milletlerarası hukuktan kaynaklanan
yükümlülük olarak insan hakları alanında Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası
sözleşmelerden özellikle MSHUS’nin 4. maddesinin (2) numaralı ve AİHS’in 15.
maddesinin (2) numaralı fıkralarında ve bu Sözleşme’ye ek protokollerde
dokunulması yasaklanan çekirdek haklar arasında olmadığı gibi milletlerarası
hukuktan kaynaklanan diğer herhangi bir güvence (olağanüstü dönemlerde
korunmaya devam eden güvenceler) kapsamında da değildir.
93. Anayasa’nın 15. maddesi uyarınca olağanüstü
dönemlerde kişilerin özel hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkının
kullanılmasının kısmen veya tamamen durdurulması veya bunlar için Anayasa’da
öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilmesi mümkün olmakla birlikte bu
husus, yapılacak düzenlemelerde sınırsız bir takdir yetkisi tanındığı anlamına
gelmemektedir. Anılan maddede olağanüstü hâllerde durumun gerektirdiği ölçüde
söz konusu düzenlemelerin yapılabileceği belirtilmiştir. Bu nedenle temel hak
ve özgürlüklere getirilen sınırlamanın Anayasa’nın 15. maddesi kapsamında durumun
gerektirdiği ölçüde olduğunun kabul edilebilmesi bunu aşan keyfi
müdahalelere izin verilmemesi gerekir.
94. Anayasa Mahkemesi kararlarında belirtildiği üzere
olağanüstü dönemlerde öngörülen tedbirin, olağanüstü duruma neden olan
tehlikenin bertaraf edilmesi amacına ulaşma bakımından elverişli ve gerekli
olması gerekir. Bunun yanında getirilen sınırlama, durumun gerektirdiği oranı
aşacak şekilde keyfî niteliğe dönüşmemelidir. Anayasa’nın 15. maddesi
kapsamında ölçülülüğün tespitinde tedbirin alındığı dönemin tüm şartları
değerlendirilmelidir. Bu çerçevede olağanüstü yönetim usulünün uygulanmasına
neden olan tehdit veya tehlikeler, sınırlamaya konu hak ve özgürlüklerin
niteliği ve tedbirin alındığı zaman gözönünde bulundurulmalıdır.
95. Darbe teşebbüsünde bulunan bir örgütle bağlantısı
olduğu gerekçesiyle devletin varlığına, demokratik düzenine ve millî güvenliğine
tehlike oluşturacağı değerlendirilen kamu görevlilerinin devlet aygıtından
arındırılması için öngörülen tedbirlerin, milli güvenlik, demokratik anayasal düzen ve kamu
güvenliğinin sağlanması ve korunması amaçlarına ulaşma bakımından elverişli
olmadığı söylenemez.
96. Anayasa’nın 15. maddesi kapsamında
ölçülülük incelemesinde, devletin yukarıda
açıklanan meşru amaca ulaşmak için söz konusu temel hak ve özgürlüklere
getirilen sınırlamada başvurduğu aracın gerekliliği ile ilgili ayrı bir
değerlendirme yapılması gerekmektedir. Bu noktada iptal davasına konu kuralların gerekliliğinde,
uygulanan tedbirin kapsam ve yönteminin dikkate alınması gerekir.
97. Tedbirin
kapsamı, dava konusu kurallarda çizilen yasal çerçevenin alanı ve uygulanan
tedbirin ağırlığı ile ilgili bir sorundur. Tedbiri gerektiren eylemlerin
niteliği, tedbire maruz kalan kişilerin kamudaki pozisyonları, tedbirin kısıtlama düzeyi, dar ya da geniş kapsamlı olup
olmadığı gibi hususların bu çerçevede değerlendirilmesi gerekir.
98. Yukarıda açıklanan olguların dikkate alınmasıyla
birlikte kuralların gerekliliği, kamu görevinden çıkarma veya memuriyetin
alınması tedbirlerinin gerek yöntem gerekse kapsam itibarıyla meşru amacı
gerçekleştirmede temel hak ve özgürlüklere daha az sınırlama oluşturabilecek
başka araçlara başvurulması ihtimalini ortaya çıkarıp çıkarmadığıyla
belirlenebilecektir. Zira ölçülülük ilkesi
uyarınca sınırlama amacını gerçekleştirebilecek daha hafif bir sınırlama aracı
bulunmaktayken daha ağır bir sınırlama aracının seçilmesi mümkün değildir.
Kişilerin özel hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına daha hafif bir
sınırlama aracı ve yöntemiyle müdahalede bulunularak, sınırlama amacı olan kamu
güvenliğini sağlamak mümkünken bundan daha ağır bir aracın kullanılması,
ölçülülük ilkesine uygun düşmez (AYM, E.2014/36, K.2015/51, 27/5/2015).
99. Kurallarda liste usulü uygulanarak terör örgütlerine veya
MGK’ca devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen
yapı, oluşum veya gruplara iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu
değerlendirilen kişilerin kamu görevinden çıkarılmasına ve memuriyetlerinin
alınmasına karar verilmiştir.
100. Darbe
girişiminden sonraki süreçte, içinde dava konusu kuralların da bulunduğu
kanunlaşan toplam 31 olağanüstü hâl KHK’sı ile devletin çeşitli kurumlarından
yaklaşık 125.000 kamu görevlisi meslekten çıkarılmıştır. Kurallarda öngörülen tedbirler kapsam itibarıyla ele
alındığında farklı pozisyon ve statüdeki
kamu görevlilerine söz konusu tedbirlerin uygulandığı anlaşılmaktadır.
101. Kurallarda tedbir uygulanan kişiler bakımından görev
yaptıkları meslek ve statüye göre (asker, polis ya da öğretmen, memur gibi) bir
ayrım yapılmamıştır. Bu nedenle kamu
görevinden çıkarma tedbiri uygulanırken kamu kurum ve kuruluşlarında daha az
öneme sahip bir pozisyonda görev yapan kamu görevlileri ile devletin egemenlik yetkisini kullanan ve kamu güvenliğini
tehdit potansiyeli yüksek olan kamu görevlileri arasında bir ayrım yapılması
gerektiği söylenebilir. Böylece tedbirlerin içerik olarak sadece anılan sınırlı
sayıdaki kamu görevlisine uygulanarak hedeflenen meşru amacın
gerçekleşebileceği de ileri sürülebilecektir.
102. Tedbirlerin kapsam itibarıyla geniş uygulanıp
uygulanmadığı meselesinin sağlıklı değerlendirilebilmesi için öncelikle
kuralların temelde hedef aldığı FETÖ/PDY’nin hiyerarşik yapısı ve örgütlenme
biçimi dikkate alınmalıdır.
103. Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarında,
FETÖ/PDY’nin kamu kurumlarının neredeyse tamamında örgütlenmesi ve somut darbe
teşebbüsünün bu yapılanmadan kaynaklanmış olması nedeniyle demokratik anayasal
düzeni sürdürmek bakımından olağanüstü tedbirlerin alınmasının zorunlu ve
gerekli olduğu ifade edilmiştir (AYM, E.2016/6 (D. İşler), K.2016/12, 4/8/2016,
§ 80; Aydın Yavuz ve diğerleri, § 26; bkz. §§ 10-18). Söz konusu
kararlarda, FETÖ/PDY’nin başta eğitim ve din olmak üzere farklı sosyal,
kültürel ve ekonomik alanlarda yasal faaliyetlerde bulunduğu, bu faaliyetler
dolayısıyla sahip olduğu dershaneler, okullar, üniversiteler, dernekler,
vakıflar, sendikalar, meslek odaları, iktisadi kuruluşlar, finans kuruluşları,
gazeteler, dergiler, televizyon ve radyo kanalları, internet siteleri,
hastaneler aracılığıyla sivil alanda önemli bir etkinliğe ulaştığı
belirtilmiştir (Aydın Yavuz ve diğerleri, § 26).
104. FETÖ/PDY’nin hiyerarşik yapısı ile ilgili olarak
diğer yargı organlarınca verilen kararlarda da değerlendirmeler yapılmıştır
(Yargıtay 16. Ceza Dairesi, E.2019/4934, K.2019/7656, 5/12/2019). Buna göre,
yapılanma içinde yer alan kişilere kod adı verildiği, imam olarak adlandırılan
ve farklı kurum ve pozisyonda görev yapan bir kamu görevlisinin daha üst
pozisyonda görev yapan kamu görevlilerini örgüt amaçları doğrultusunda organize
edebildiği, örgüt yapısından kaynaklanan üstün konumu nedeniyle onlara her
konuda emir ve talimatlar verebildiği görülmektedir. Bunun gibi FETÖ/PDY’nin
devlet içinde en alt kademede yer alan örgütle bağlantılı bir memuru dahi
farklı amaçlarla (kendilerine muhalif kişilere şantaj yapmak vs.) bir ajan gibi
kullanabildiği, böylece göreceli olarak önemsiz pozisyonda görev almasına
rağmen bu nitelikteki kişilerin de etkili bir şekilde millî güvenlik ve kamu
güvenliği aleyhine faaliyetler gerçekleştirebileceği anlaşılmaktadır.
105. Dolayısıyla FETÖ/PDY gibi bir yapılanma karşısında
demokratik bir toplumda anılan tedbire başvurulurken kişilerin kamudaki
pozisyonlarına göre bir ayrım yapılarak tedbirin kapsamının yalnızca kamu güvenliğini tehdit potansiyeli yüksek olan az
sayıdaki kamu görevlileri ile sınırlı tutulması beklenemeyecektir. FETÖ/PDY’nin
yukarıda açıklanan hiyerarşik yapılanması karşısında bu örgütle bağlantısı olan
bir kamu görevlisinin devlet içindeki konumuna göre bir tehdit potansiyeli
derecelendirilmesine tabi tutulmadan kamu görevinden çıkarılarak memuriyetinin
alınmasında objektif, kabul edilebilir nedenlerin bulunmadığı söylenemez.
106. Bu itibarla söz konusu örgütle irtibatlı ya da
iltisaklı olan tüm kamu görevlilerinin devlet nezdinde aynı ölçüde tehlike arz
ettiği kabul edilerek nispeten daha az önem taşıyan pozisyonda görev yapan
kişiler için de tedbirlerin uygulanmasının millî
güvenlik ve kamu düzeninin korunması, kamu hizmetinin sağlıklı bir şekilde
yürütülebilmesi amaçlarına ulaşma bakımından gerekli
olduğu söylenebilir.
107. Yöntemle ilgili sorun devletin kamu görevinden çıkarma tedbirinde benimsediği
usulün sınırlama getirilen temel hak ve özgürlükler bağlamında
değerlendirilmesini gerekli kılar. Tedbirde uygulanan yöntemin niteliği, sınırlama aracının hafif ya da ağır olup
olmadığı ya da olması gerekip gerekmediğinin belirlenmesinde dikkate alınması
gereken önemli bir unsurdur. Buna göre kamu
görevinden çıkarılan kişilerin tedbirin uygulanması aşamasına kadarki sürece ne
şekilde dâhil edildiği, bireysel durumları değerlendirilerek tedbir kapsamında
olmalarını gerektiren fiilî ve hukuki olgulardan haberdar edilip edilmedikleri,
kişilere haklarındaki iddialara karşı cevap verme ve delil sunma, sürece karşı
etkili idari ya da yargısal yollara başvuru imkânının sağlanıp sağlanmadığının
gözönüne alınması gerekir. Kısacası söz konusu mesele, kişilerin kamu görevinden çıkarılması sürecinde bireyselleştirmenin
ne ölçüde sağlandığının incelenmesini gerektirmektedir.
108. Kuşkusuz kişiler kamu görevinden
çıkarılırken tedbiri gerektiren olay ve olgular hakkında bilgilendirilmeleri bu
konuda beyanlarının alınarak her bir birey özelinde değerlendirme yapılması,
tedbir işleminde bireyselleştirmenin sağlanması açısından oldukça
önemlidir. Bu bağlamda kişilerin tedbir işlemine karşı etkili idari ve yargısal
yollara başvurma imkânına sahip olmasının da bireyselleştirmenin sağlanmasında
temel bir rolü bulunmaktadır. Olağanüstü dönemlerde dahi söz konusu şart yerine
getirilmeden yapılacak uygulamaların keyfiliğe yol açabileceği ve bunun da
Anayasa’nın 15. maddesi kapsamında durumun gerektirdiği ölçü içinde
değerlendirilemeyeceği açıktır.
109. Bunun yanında dava konusu
kurallarda olduğu gibi tedbir sürecinin bir bütün olarak ele alınmasının
gerektiği durumlarda olağanüstü dönemlerde böylesi istisnai yöntemlere
başvurulmasına neden olabilecek zorlayıcı ve beklenmedik şartlar da gözetilerek
sonradan tedbir işlemlerine karşı etkili idari ve yargısal denetim
mekanizmalarının oluşturulmasıyla bireyselleştirme şartının yerine getirileceği
kabul edilebilir.
110. Kurallar kapsamında kişilerle ilgili olarak kamu
görevinden çıkarılması gerekenlerin tespit edildiği ve bunların Bakanlar
Kurulunca değerlendirilerek liste usulüyle kamu görevinden çıkarıldıkları, bu
kişiler hakkında herhangi bir idari soruşturmanın yapılmadığı anlaşılmaktadır.
111. Kuşkusuz kanun koyucunun demokratik düzene tehdit
oluşturan durumları bertaraf etmek için başvuracağı araçların kapsamını,
içeriğini tespit etmede geniş bir takdir yetkisi bulunmaktadır. Nitekim
devletin tehlikenin içeriği ve boyutu ile doğrudan temas hâlinde olması
nedeniyle buna yönelik savunma stratejisini belirlemede her zaman öncelikli bir
konumu bulunmaktadır. Ancak olağanüstü hâl
yönetim usullerinde dahi söz konusu yöntemler tespit edilirken belirli
ölçülerde hareket edilmesi gerekir. Dolayısıyla olağanüstü dönemde devlete
tanınan yetki alanının sınırları Anayasa’nın 15. maddesinde belirtilen durumun
gerektirdiği ölçü kriteri kapsamında değerlendirilmelidir. Söz konusu
kriterin kapsamı da belirlenirken ülkenin
içinde bulunduğu şartlar, karşılaşılan tehlikenin yakın ve acil müdahale
gerektiren bir niteliğinin olup olmaması, sınırlamanın etki ve derecesi gibi
hususların dikkate alınması gerekir.
112. 15 Temmuz darbe girişimi, ülkede terör
saldırılarının yoğunlaştığı bir dönemde gerçekleştirilmiştir. Bu süreçte genel
olarak bölücü terör örgütü PKK ile mücadele edilmekle birlikte DHKP/C, El Kaide
ve DEAŞ gibi diğer pek çok terör örgütünün de saldırılarına maruz kalınmış ve
bunlara karşı da mücadelede bulunulmuştur. Dolayısıyla darbe teşebbüsünün savuşturulmasından
sonra teşebbüsle bağlantılı kişilerle veya teşebbüsle doğrudan bağlantılı
olmasa bile teşebbüsün arkasındaki yapılanma ile ilgili olduğu değerlendirilen
kişilere karşı etkili bir mücadele yapılması zorunluluğu ortaya çıkmıştır (AYM, E.2016/205, K.2019/63, 24/7/2019, § 101).
113. Tehlikenin kaynağını oluşturan FETÖ/PDY’nin kamu kurumlarının neredeyse tamamında örgütlenmesi ve
kesinleşmiş yargı kararlarına da konu olan birçok yasa dışı faaliyeti
gerçekleştirecek operasyonel bir güç hâline gelmesi nedeniyle demokratik devlet
düzenine karşı oluşturduğu tehdit, darbe girişimiyle birlikte açık ve mevcut
bir tehlikeye dönüşmüştür. Esasen darbe
teşebbüsünden önce uzun bir zaman süreci içerisinde söz konusu tehlikeye karşı mücadele başlamıştır. Dolayısıyla
tehlikenin ağırlığı ile orantılı olarak demokratik anayasal düzeni sürdürmek
bakımından olağanüstü hâl ilanına neden olan
olayların bertaraf edilmesi ve bir daha tekrarlanmaması amacıyla devletin
olağan dönemle kıyaslanmayacak ciddi ve acil yöntemlere başvurulması zorunluluğunun ortaya çıktığı
anlaşılmaktadır.
114. Olağanüstü hâl döneminde söz konusu tedbirler temel
olarak FETÖ/PDY’nin oluşturduğu tehlikenin ortadan kaldırılması amacına yönelik
olsa da öteden beri millî güvenliğe karşı faaliyetlerde bulunan diğer terör
örgütlerine karşı da devletin bu dönemde olağan sınırları aşan birtakım
tedbirlere başvurma zorunluluğu söz konusu olabilir. Zira FETÖ/PDY’nin darbe
girişimi nedeniyle demokratik devlet yapısına karşı oluşan tehdit ortamında
diğer terör örgütleri ya da oluşumların kamu güvenliğine karşı faaliyetlerini
daha etkili ve tehlikeli boyuta taşımaları mümkün olabilir. Bu durum, FETÖ/PDY
dışında diğer grup ve oluşumlarla da olağan usullerin ötesinde farklı
yöntemlerle mücadele edilmesi zorunluluğunu ortaya çıkarabilir. Bu açıdan
sadece FETÖ/PDY ile sınırlı olmadan millî güvenliğe aykırı faaliyetlerde
bulunan diğer örgütlerle bağlantısı olduğu değerlendirilen kamu görevlileri
açısından da olağanüstü tedbirlere başvurulması gerekebilir.
115. Dolayısıyla idari teşkilat içinde hangi konumda olduğu fark etmeksizin FETÖ/PDY ve diğer
terör örgütleri ile irtibatlı ya da iltisaklı olan tüm kamu görevlilerinin
millî güvenlik açısından tehlike oluşturduğu gözetildiğinde bir kısmı önemli pozisyonlarda bulunan ve farklı kurumlarda çalışan
çok sayıdaki kamu görevlisinin doğrudan darbeyle ilişkili olmasa dahi söz
konusu örgütlerle bağlantıları nedeniyle acil ve ivedilikle soruşturulması ve
haklarında tedbir uygulanması ihtiyacı ortaya çıkabilecektir.
116. Bu yönüyle olağan dönemdeki idari usul ve disiplin
hukuku kuralları çerçevesinde her bir kamu görevlisi nezdinde soruşturma
yapılarak tedbir uygulanmasının, yakın ve acil nitelikteki bu tehlikeyi
bertaraf etmede yetersiz kalacağı söylenebilir. FETÖ/PDY’nin yapısındaki
gizlilik, hücre tipi yapılanma, her kurumda örgütlenmiş olma, kripto üyelerinin
tespit edilmesindeki güçlük ve bunların eylem yapma potansiyeli, kendisine
kutsallık atfetme, itaat ve teslimiyet temelinde hareket etme gibi özellikleri
dikkate alındığında darbe girişiminin üzerinden belli bir sürenin geçmesi de
daha hafif nitelikteki tedbirlere başvurma zorunluluğunu ortaya çıkaran bir
faktör olarak değerlendirilemez. Ayrıca millî güvenliğe aykırı faaliyetlerde
bulunan diğer terör örgütleriyle bağlantısı olduğu değerlendirilen kamu
görevlileri açısından da FETÖ/PDY’nin oluşturduğu tehdit ortamında, anılan
yöntemlere başvurulması söz konusu olabilecektir.
117. Bu açıdan olağanüstü hâl koşullarında darbe
teşebbüsü sürecinde oluşan tehlikeye karşı etkili ve acil tedbir alma
ihtiyacının ortaya çıkardığı hukuki ve fiilî zorunluluklar nedeniyle tedbire
muhatap kişiler yönünden tedbir öncesi bireyselleştirme sağlanmadan söz konusu
tedbirlerin uygulandığı anlaşılmaktadır.
118. Bununla birlikte bazı hukuki ve fiili zorunluklar
nedeniyle de olsa bireyselleştirme sağlanmadan söz konusu tedbirlerin
uygulanmasına izin verilmesi Anayasa’nın 15. maddesi bağlamında durumun
gerektirdiği ölçüde bir sınırlama olarak görülemez. Zira yukarıda açıklandığı
üzere her durumda tedbir sürecinde keyfi uygulamaların önüne geçmek için her
bir kişi nezdinde tedbir işleminin sorgulandığı etkili idari veya yargısal
denetim mekanizmasının tesis edilmesi gerekir. Bu durum söz konusu keyfiliğe
karşı hukukun mutlak üstünlüğünü öngören hukuk devleti ilkesinin zorunlu bir
sonucu olduğu gibi Anayasa’nın 40. maddesinin de bir gereğidir.
119. Anayasa’nın 40. maddesinde Anayasa ile tanınmış hak
ve özgürlükleri ihlal edilen herkesin yetkili makama geciktirilmeden başvurma
imkânının sağlanmasını isteme hakkı (etkili başvuru hakkı) güvence altına
alınmaktadır.
120. Etkili başvuru hakkı anayasal bir hakkının ihlal
edildiğini ileri süren herkese hakkın niteliğine uygun olarak iddialarını
inceletebileceği makul, erişilebilir, etkili, ihlalin gerçekleşmesini veya
sürmesini engellemeye ya da sonuçlarını ortadan kaldırmaya elverişli idari ve
yargısal yollara başvuruda bulunabilme imkânının sağlanmasını teminat altına
almaktadır (AYM, E.2018/74, K.2019/92, 24/12/2019, §§ 30, 31).
121. 2/1/2017 tarihli ve 685 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri
İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında KHK ile olağanüstü hâl kapsamında başka
bir işlem tesis edilmeksizin doğrudan KHK ile tesis edilen işlemlere ilişkin
başvuruları değerlendirmek ve karara bağlamak üzere Komisyon kurulmuştur.
Anılan KHK, 1/2/2018 tarihli ve 7075 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme
Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul
Edilmesine Dair Kanun’la TBMM tarafından kabul edilerek kanunlaşmıştır.
122. 7075 sayılı Kanun’un 11. maddesinin (1) numaralı
fıkrasında, Ankara idare mahkemeleri arasından belirlenecek mahkemelerde
Komisyon kararlarına karşı iptal davası açılabilmesi öngörülmüştür. Böylece
kurallar kapsamında öngörülen kamu görevinden çıkarma tedbirinin her bir kamu
görevlisi açısından hukukiliğinin denetlenmesi amacıyla Komisyon ve idare
mahkemesine başvurma imkânı tanınmıştır.
123. Öte yandan 11/11/2020 tarihli ve 7256 sayılı Bazı
Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması
Hakkında Kanun’un 41. maddesiyle 7075 sayılı Kanun’a eklenen geçici 4. maddede
kamu görevinden çıkarma tedbirine bağlı olarak uygulanan ilave tedbirlere karşı
da başvuru yolu getirilmiştir. Maddeye göre kamu görevinden çıkarmaya bağlı
olarak olağanüstü hâl kapsamında kabul
edilen kanunlarda yer alan ilave tedbirlerin kaldırılması talebiyle tedbirle
ilgili olan kamu kurum ve kuruluşlarına başvuruda bulunulabilecek, kamu kurum
ve kuruluşlarının ilave tedbirlere ilişkin kararlarına karşı idare mahkemelerinde
iptal davası açılabilecektir.
124. Söz konusu düzenlemeyle kamu görevinden çıkarma
tedbirine bağlı olarak uygulanan ilave tedbirlere karşı idari ve yargısal
yollara başvuru yolu açılmıştır
125. Bu açıdan
kurallarda öngörülen tedbirlere karşı Anayasa’nın 40. maddesi bağlamında etkili
makul, erişilebilir, ihlalin gerçekleşmesini
veya devam etmesini engellemeye ya da sonuçlarını ortadan kaldırmaya elverişli
idari ve yargısal yollara başvuru imkânının sağlandığı anlaşılmaktadır.
Dolayısıyla devletin
kurallar kapsamında tedbir uygulanan kişilere, etkili idari ve yargısal yolu
sağlama yükümlülüğünü yerine getirmediği söylenemez.
126. Nitekim Anayasa Mahkemesi, Komisyona başvuru yolunun ilk bakışta
ulaşılabilir, ihlal iddialarıyla ilgili başarı şansı sunma ve yeterli giderim
sağlama kapasitesi olduğunu kabul etmektedir (Remziye Duman, B. No:
2016/25923, 20/7/2017). Benzer şekilde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de (AİHM) Komisyona
yapılan başvurular ile idare mahkemeleri ve nihai olarak Anayasa Mahkemesi
tarafından bireysel başvuru yoluyla yapılacak incelemenin etkili bir hukuk yolu
olduğunu belirtmektedir (Köksal/Türkiye B. No: 70478/16 (k.k.),
12/6/2017).
127. Buna göre kamu
görevinden çıkarma ve memuriyetin alınması tedbirlerinin her bir birey yönünden
hukuka uygunluğunun denetlenmesi yani bireyselleştirmenin sağlanması için
Anayasa ve ilgili kanunlarda gerekli güvencelere yer verildiği görülmektedir.
Başka bir ifadeyle hukuk sisteminde ileriye dönük olsa dahi tedbirlerin amacına
uygun ve ölçülü şekilde uygulanmasını sağlayacak şekilde Komisyon ve idare
mahkemesine başvuru imkânı getirilmek suretiyle etkili idari, yargısal
güvencelerin sağlandığı, söz konusu güvencelerin olağanüstü hâle sebebiyet
veren tehdit veya tehlikenin bertaraf edilmesine yönelik kuralların bu amaç
dışında keyfî bir şekilde uygulanmasını engelleyecek nitelikte olduğu
anlaşılmaktadır.
128. Sonuç olarak darbe girişimiyle devletin demokratik düzenine açık ve
yakın bir tehlike oluşturan FETÖ/PDY ve diğer terör örgütleriyle mücadele etmek
amacıyla terör örgütlerine veya devletin millî güvenliğine karşı faaliyette
bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara iltisakı yahut bunlarla
irtibatı olan ekli (1) sayılı listede yer alan kişilerin olağan usullerin
ötesinde bir uygulamayla liste usulüne göre kamu görevinden çıkarılması ve
memuriyetlerinin alınmasını düzenleyen kuralların, olağanüstü hâle neden olan
şartlar ve özellikle bireyselleştirmeyi sağlamaya elverişli idari ve yargısal
başvuru imkânları dikkate alındığında milli güvenliğin ve demokratik anayasal
düzenin korunması amacı bakımından kişilerin özel hayatına saygı gösterilmesini
isteme hakkına durumun
gerektirdiği ölçüyü aşacak şekilde bir sınırlama
getirdiği söylenemez.
129. Ayrıca yukarıda açıklanan gerekçelerle öğretim
elemanları yönünden Anayasa’nın 130. maddesinde öngörülen güvencelere aykırı
olarak kamu görevinden çıkarma ve memuriyetin alınması tedbirini öngören
kurallarla kişilerin özel hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına
getirilen sınırlamanın da Anayasa’nın 15. maddesi kapsamında durumun
gerektirdiği ölçüde olmadığı değerlendirilemez.
130. Öte yandan dava dilekçesinde
MGK’nın kararına dayalı olarak tedbir uygulanmasının Anayasa’ya aykırı olduğu
ileri sürüldüğünden bu hususun da değerlendirilmesi gerekmektedir. Kanun’un 1.
maddesinin (1) numaralı fıkrasında, MGK’ca devletin milli güvenliğine karşı
faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara iltisakı yahut
bunlarla irtibatı olan ve ekli (1) sayılı listede yer alan kişilerin kamu
görevinden başka hiçbir işleme gerek kalmaksızın çıkarılacakları hükme
bağlanmıştır.
131. Anayasa’nın 118. maddesinin üçüncü
fıkrasında “Millî Güvenlik Kurulu; Devletin millî güvenlik siyasetinin
tayini, tespiti ve uygulanması ile ilgili alınan tavsiye kararları ve gerekli
koordinasyonun sağlanması konusundaki görüşlerini Cumhurbaşkanına bildirir.
Kurulun, Devletin varlığı ve bağımsızlığı, ülkenin bütünlüğü ve bölünmezliği, toplumun
huzur ve güvenliğinin korunması hususunda alınmasını zorunlu gördüğü tedbirlere
ait kararlar Cumhurbaşkanınca değerlendirilir” hükmüne yer verilmiştir.
132. Anılan hükme göre devletin millî güvenlik
siyasetinin tayini, tespiti ve uygulanması ile ilgili tavsiye kararları almak
ve gerekli koordinasyonun sağlanması konusunda Cumhurbaşkanına görüş bildirmek
MGK’nın temel görevidir. MGK’nın devletin varlığı ve bağımsızlığı, ülkenin
bütünlüğü ve bölünmezliği, toplumun huzur ve güvenliğinin korunması için başvurulmasını
zorunlu gördüğü tedbirlere yönelik görüşlerini değerlendirme yetkisi
Cumhurbaşkanına aittir.
133. Dolayısıyla siyasal sorumluluğu
bulunmayan ve istişari nitelikte bir danışma organı olarak görev yapan MGK’nın
icrai karar alma yetkisine sahip olmadığı açıktır. Bu nedenle yetkili
makamlarca ayrı bir kararla benimsenmemiş MGK’nın tavsiye niteliğindeki
kararlarına hukuki sonuçlar bağlanarak bu kararların kendiliğinden uygulanması
mümkün değildir.
134. Anayasa
Mahkemesi bir iptal davasında, köy veya mahalle muhtarlığı ya da belediye
başkanlığı yapmış kişilerin ateşli silah taşıma veya bulundurmasını MGK’ca
devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı
oluşum veya gruplara üyelik, mensubiyet, iltisak veya irtibat boyutunda bir
bağın bulunmaması şartına bağlayan 10/7/1953 tarihli ve 6136 sayılı Ateşli
Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanun’un değiştirilen 7.
maddesinin birinci fıkrasının (7) numaralı bendinde yer alan “…Milli
Güvenlik Kurulunca…” ibaresini incelemiştir.
135. Kararda, köy veya mahalle muhtarlığı ya da belediye
başkanlığı yapmış kişilerin ateşli silah taşıması veya bulundurabilmesi için
öngörülen şartın tavsiye niteliğindeki MGK kararına kendiliğinden hukuki sonuç
bağlanması anlamına geldiği, yetkili makamlar tarafından icrai bir karar
alınmadan MGK’nın kararlarına doğrudan hukuki sonuç bağlanmasının Anayasa’nın
lafzıyla bağdaşmadığı bu nedenle kuralın Anayasa’nın 118. maddesine aykırı
olduğu belirtilmiştir (AYM, E.2020/9, K. 2021/37, 3/6/2021, §§ 27-36).
136. Vurgulamak gerekir ki yetkili makamlar tarafından
MGK kararlarının değerlendirildiği ve bu doğrultuda bir iradenin (kural ihdası)
ortaya konulduğu süreç tesis edilmeden söz konusu kararların doğrudan hukuki
sonuç meydana getirmesi MGK kararlarına icrai işlev kazandıracaktır.
137. Dava konusu kural
kapsamında kişiler, MGK kararı doğrultusunda devletin milli güvenliğine karşı
faaliyette bulunduğu tespit edilen yapı, oluşum veya gruplarla iltisaklı veya
irtibatlı oldukları gerekçesiyle kamu görevinden çıkarılmışlardır. Ancak kamu
görevinden çıkarılan kişilerin iltisaklı veya irtibatlı oldukları yapı, oluşum
ve grupların devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunup
bulunmadıklarını belirlemede MGK kararının dikkate alınması bu karara
doğrudan hukuki sonuç bağlandığı anlamına gelmez.
138. Kural kapsamında devletin milli
güvenliğine karşı faaliyette bulunan yapı, oluşum ve gruplar belirlenirken
MGK’nın bu konudaki kararı dikkate alınmakla birlikte anılan karara hukuki bir
sonuç bağlanmamış, kurala konu tedbirler ancak KHK veya kanun koyucunun
iradesiyle hukuken varlık kazanmıştır. Başka bir ifadeyle kuralda öngörülen
tedbirler MGK kararının doğrudan bir sonucu değildir. Dolayısıyla dava konusu
kural Anayasa Mahkemesinin yukarıda bahsedilen kararına konu düzenlemeden
farklı özellikler taşımaktadır.
139. Buna göre kural kapsamında MGK’nın
devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verdiği yapı,
oluşum veya gruplarla ilgili tespiti dikkate alınarak kamu görevinden çıkarma
ve diğer tedbirlerin öngörülmesi MGK kararlarına icrai bir işlev
kazandırmamaktadır. Bu nedenle kuralda MGK’ya tanınan fonksiyonun Anayasa’nın
118. maddesinde öngörülen yetki sınırlarını aştığı ve bu nedenle kuralın
Anayasa’yı ihlal ettiği söylenemez.
140. Diğer taraftan kamu görevinden çıkarma ve
memuriyetin alınması tedbiri ile ilgili olarak kişilere ayrıca tebligat
yapılmayacağına yönelik kural ise ekli (1) sayılı listenin olağanüstü şartlar
nedeniyle Resmî Gazete’de ilan edilmesi hususu ile doğrudan bağlantılıdır. Söz
konusu tedbirler Resmî Gazete’de ilan yoluyla tebliğ edildiğinden ilgililere
ayrıca bir tebligat yapılmasını gerektiren anayasal bir zorunluluk
bulunmamaktadır. Bu nedenle olağanüstü şartlar nedeniyle liste usulü ile
hakkında tedbir uygulanan kişilere ayrıca tebligat yapılmamasında Anayasa’ya
aykırılık söz konusu değildir.
141. Kamu görevinden çıkarılan ve memuriyetleri alınanlar
hakkında ayrıca özel kanunlarında yer alan düzenlemelere göre işlem
yapılacağına ilişkin kural, söz konusu tedbirlerin doğrudan bir sonucu olup
herhangi bir sebeple kamu görevinden çıkarılan kişiler hakkında özel
kanunlarında hangi işlemler tesis ediliyorsa tedbir uygulananlar hakkında da
aynı şekilde işlem yapılmasını amaçlayan açıklayıcı bir hüküm niteliğindedir. Bu
yönüyle de kuralda Anayasa’ya aykırılık bulunmamaktadır.
142. Açıklanan nedenlerle kurallar, Anayasa’nın 15., 20.,
40., 118. ve 119. maddelerine aykırı değildir. İptal taleplerinin reddi
gerekir.
Kurallarla ilgili Anayasa’nın Başlangıç kısmı ile 8., 9.,
17., 35., 36., 70. 125., 128., 129. ve 130. maddeleri çerçevesinde ileri
sürülen aykırılık iddiaları, Anayasa’nın 15., 20., 40., 118. ve 119. maddeleri
kapsamında ele alındığından anılan hükümler yönünden ayrıca inceleme
yapılmasına gerek görülmemiştir.
Kurallarda uygulanan kamu görevinden çıkarma ve
memuriyetin alınması tedbirlerinin belli bir kurumun veya mesleğin disiplinini
sağlamaktan ziyade devlet kurumlarına yönelik güveni yeniden tesis etmek
suretiyle demokratik anayasal düzenin sağlıklı bir şekilde sürdürülmesi nedeniyle
uygulandığı anlaşılmaktadır. Bu açıdan bakıldığında tedbirler, cezalandırma
amacına matuf olmadığı gibi bunlar için uygulanan usulün de ceza usul hukuku
alanındaki yargısal uygulamalarla herhangi bir benzerliği bulunmamaktadır.
Öte yandan kuralların kişilerin özel sektörde çalışma
imkânını ortadan kaldırmadığı gözönünde bulundurulduğunda kurallarda öngörülen
tedbirlerin ciddiyet ve ağırlığının bunlara cezai bir özellik kazandıracak
boyutta olmadığı anlaşılmaktadır. Nitekim Anayasa Mahkemesi 4/8/2016 tarihli ve
E.2016/6, K.2016/12 sayılı kararında, kamu görevinden çıkarma tedbirinin “olağanüstü
tedbir” niteliğinde olduğunu ifade etmiştir. AİHM de 667 sayılı olağanüstü
hâl KHK’sı uyarınca uygulanan işten çıkarma prosedürü ve buna ilişkin
yargılamanın AİHS’in 6. maddesi kapsamında suç isnadı niteliğinde
olmadığını belirtmiştir (Pişkin/Türkiye, B. No: 33399/18,
15/12/2020, §§ 102-109).
Bu açıdan kurallarda öngörülen tedbirlerin cezai niteliğe
haiz olmamasının bir sonucu olarak anılan tedbirlere ceza hukukunun çekirdek
haklarının uygulanmasını gerektiren bir durum bulunmamaktadır. Bu nedenle
kuralların Anayasa’nın 38. maddesiyle ilgisi görülmemiştir.
Kuralların ayrıca Anayasa’nın 23., 48., 49., mülga 91. ve mülga 121. maddeleriyle de ilgisi görülmemiştir.
c. Kanun’un 1. Maddesinin (2) Numaralı Fıkrasının Birinci
Cümlesinin “Birinci fıkra gereğince kamu görevinden çıkarılan kişilerin,
mahkumiyet kararı aranmaksızın rütbe…alınır” Bölümü
143. 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesi uyarınca kurallar
ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 40., 118. ve 119. maddeleri yönünden de
incelenmiştir.
144. Kural, Kanun’a ekli (1) sayılı liste ile kamu
görevinden çıkarılan kişilerin rütbelerinin alınacağını hükme bağlamaktadır.
145. Kişilerin rütbelerinin alınmasını öngören kural, olağanüstü
hâlin ilanına neden olan tehdit ve tehlikelerin bertaraf edilmesine yönelik
olarak bu dönemde uygulanmıştır. Bu nedenle
kurala ilişkin Anayasa’ya uygunluk denetiminin Anayasa’nın 15. maddesi
kapsamında yapılması gerekir.
146. Kural kapsamında kişilerin
rütbelerinin alınması, sonuçları itibarıyla onların mesleki kazanımlarına bağlı olarak itibarları ve sosyal hayatlarında
üçüncü kişilerle kuracakları ilişkiler üzerinde ciddi etkiler oluşturabilir. Bu
nedenle kuralın Anayasa’nın 20.
maddesinde düzenlenen kişilerin özel hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkı
kapsamında incelenmesi gerekir. Kural kamu görevinden çıkarılan kişilerin
rütbelerinin alınmasını düzenlemekle söz konusu hakka sınırlama getirmektedir
147. Kanun’un 1. maddesinin (1) numaralı fıkrasının birinci
cümlesinin “…üyeliği, mensubiyeti veya…” ibaresi dışında kalan kısmı ile
(2) numaralı fıkrasının birinci cümlesinde
yer alan “…ve/veya memuriyetleri…” ibaresi ve Kanun’a ekli (1) sayılı
listeye ilişkin
açıklanan gerekçeler uygun olduğu ölçüde dava konusu kural yönünden de
geçerlidir.
148. Buna göre Anayasa’nın
20. maddesinde düzenlenen özel hayata saygı gösterilmesini isteme hakkına
sınırlama getiren kural, olağan dönemde kanunilik şartını taşımadığı gibi söz
konusu sınırlamanın demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük
ilkesine uygun olduğu söylenemez. Buna
karşın darbe girişimiyle
devletin demokratik düzenine açık ve yakın bir tehlike oluşturan terör örgütleri veya devletin millî güvenliğine karşı
faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplarla mücadele etmek amacıyla olağanüstü hâl şartlarında
olağan usullerin ötesinde bir uygulamayla Kanun’a ekli (1) sayılı liste ile
kamu görevinden çıkarılan kişilerin rütbelerinin alınmasını düzenleyen kuralın,
özellikle tedbire karşı etkili idari ve yargısal yolların tesis edilmesiyle
birlikte demokratik anayasal düzenin ve kamu güvenliğinin korunması amacı
bakımından kişilerin özel hayatına saygı gösterilmesi hakkına durumun gerektirdiği ölçüyü aşacak şekilde bir sınırlama getirdiği söylenemez.
149. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 15., 20.,
40., 118. ve 119. maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir.
Kuralla ilgili Anayasa’nın Başlangıç kısmı ile 8., 9.,
17., 35., 36., 70. 125., 128., 129. ve 130. maddeleri çerçevesinde ileri
sürülen aykırılık iddiaları, Anayasa’nın 15., 20., 40., 118. ve 119. maddeleri
kapsamında ele alındığından anılan hükümler yönünden ayrıca inceleme
yapılmasına gerek görülmemiştir.
Kuralın ayrıca Anayasa’nın 23., 38., 48., 49., mülga 91. ve mülga 121. maddeleriyle de ilgisi görülmemiştir.
d. Kanun’un 1. Maddesinin (2) Numaralı Fıkrasının Birinci
Cümlesinin “…ve bu kişiler görev yaptıkları teşkilata yeniden kabul
edilmezler; bir daha kamu hizmetinde istihdam edilemezler, doğrudan veya
dolaylı olarak görevlendirilemezler;…” Bölümü
150. 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesi uyarınca kural
ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 40., 118. ve 119. maddeleri yönünden de
incelenmiştir.
151. Kural, Kanun’a ekli (1) sayılı liste ile kamu
görevinden çıkarılan kişilerin görev yaptıkları teşkilata yeniden
alınmamalarını ve bir daha kamu hizmetinde istihdam edilmemelerini, doğrudan ya
da dolaylı olarak görevlendirilmemelerini hükme bağlamaktadır.
152. Kamu
hizmeti, toplumun genel ve ortak gereksinimlerini karşılamak üzere topluma sunulan
sürekli ve düzenli etkinlikler olarak açıklanabilir (AYM, E.2017/180, K.2018/109, 6/12/2018). Kanun koyucu, bir kamu hizmetinde görevin gerektirdiği
nitelikleri ve şartları belirlemeyi ya da belirlenmiş olanları değiştirmeyi
anayasal ilkeler içinde kalmak kaydıyla görevin ve ülkenin gereklerine ve
zorunluluklarına göre serbestçe takdir edebilir. Bu konularda anayasal ilkelere
aykırı olmamak kaydıyla düzenleme yapmak kanun koyucunun takdirindedir (AYM, E. 2016/133, K.2017/155, 15/11/2017, § 93).
153. Terör örgütlerine
veya devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen
yapı, oluşum veya gruplara iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu gerekçesiyle
kamu görevinden çıkarılan kişilerin görev
yaptıkları teşkilata yeniden alınmalarını, bir daha kamu hizmetinde istihdam
edilmelerini, doğrudan ya da dolaylı olarak görevlendirilmelerini engelleyen
kuralın olağanüstü hâlin ilanına neden olan tehdit ve tehlikelerin bertaraf
edilmesine yönelik bir düzenleme olduğu açıktır.
154. Daha önce ifade
edildiği üzere kamu görevinden çıkarma ve diğer tedbirler bireysel işlem
şeklinde tesis edilerek uygulanmıştır. Kural, kamu görevinden çıkarılan
kişilerin bir daha bu göreve getirilmesini engelleyerek olağanüstü hâl sonrası
dönemi kapsayacak şekilde geleceğe yönelik yasaklama getirmektedir. Ancak söz
konusu tedbirin düzenleyici işlemlerde olduğu gibi genel ve herkesi bağlayıcı
bir niteliği bulunmamaktadır. Kural olağanüstü hâl dönemindeki durumları
değerlendirilerek terör örgütleriyle ya da millî güvenliğe aykırı faaliyette
bulunan yapı oluşum veya gruplarla irtibatlı veya iltisaklı olduğu tespit
edilen kişilere özgü düzenleme getirmektedir. Başka bir ifadeyle kural,
düzenleyici işlemlerde olduğu gibi benzer durumda bulunan kişilere ve olaylara
olağanüstü hâl sonrası durumları da dikkate alınmak suretiyle uygulanacak
şekilde geleceğe yönelik hüküm ve sonuç doğurma özelliği taşımamaktadır.
155. Nitekim Anayasa Mahkemesi 14/11/2019 tarihli ve
E.2018/89, K.2019/84 sayılı kararında, 18/1/1972 tarihli ve 1512 sayılı
Kanun’un 7. maddesinin ikinci fıkrasında noterlik stajına engel mahkûmiyeti
olanlar ile terör örgütüyle iltisaklı veya irtibatlı bulunanların noterliğe
kabul edilemeyeceklerine ilişkin hükmün olağanüstü
hâl süresiyle sınırlı bir uygulama olmadığı
sonucuna ulaşırken kuralın ileriye yönelik herkesi bağlayıcı genel ve soyut
şartlar öngörmesi hususuna vurgu yapmıştır.
156. Dolayısıyla olağanüstü
hâl döneminde terör örgütlerine veya devletin
millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya
gruplarla iltisaklı ve irtibatlı olduğu değerlendirilen belli sayıdaki kamu
görevlileri yönünden bunların görev yaptıkları teşkilata yeniden kabul
edilmemeleri ve bir daha kamu hizmetinde istihdam edilmemelerini, doğrudan veya
dolaylı olarak görevlendirilmemelerini hükme bağlayan kurala ilişkin
incelemenin Anayasa’nın 15. maddesi kapsamında yapılması gerekir.
157. Anayasa’nın kamu hizmetine girme hakkını düzenleyen 70.
maddesinin birinci fıkrasında “Her Türk, kamu hizmetlerine girme hakkına
sahiptir” denilmiş, ikinci fıkrasında ise “Hizmete alınmada, görevin
gerektirdiği niteliklerden başka hiçbir ayırım gözetilemez” hükmüne yer
verilmiştir. Böylece hizmete alınmada görevin gerektirdiği niteliklerden başka
hiçbir ayrım gözetilemeyeceği öngörülerek bir yandan kamu hizmetine alınmada
aranacak şartların belirlenmesi hususunda kanun koyucuya takdir yetkisi
tanınmış, diğer yandan da söz konusu şartlar belirlenirken bu hakka getirilecek
sınırlamaların ancak görevin gerektirdiği niteliklerle uyumlu olması hâlinde
mümkün olabileceği ifade edilmiştir. Buna göre kamu hizmetine girme hakkına
koşul belirlemek suretiyle getirilecek sınırlama görevin gerektirdiği
niteliklerden başka bir şarta bağlanamaz. Bu husus, anılan maddenin
gerekçesinde “…Kamu hizmetine alınacak memur ve kamu görevlileri ile ilgili
düzenlemede bu hakkın kötüye kullanılmasını önleyecek hükümler getirilmiştir”
biçiminde vurgulanmıştır (AYM, E.2018/89, K.2019/84, 14/11/2019, § 16).
158. Kural, kişilerin görev yaptıkları teşkilata kabul
edilmelerini, kamu hizmetinde istihdam edilme, doğrudan veya dolaylı olarak
görevlendirilmelerini, kural kapsamında kamu görevinden çıkarılmama şartına
bağlamak suretiyle kamu hizmetine girme hakkına sınırlama getirmektedir.
159. Devletle sadakat ve güven temelinde yürütülmesi
gereken kamu hizmetinde istihdam edilecek kişilerin terör örgütlerine veya devletin millî güvenliğine karşı
faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara iltisakı yahut
bunlarla irtibatının olmaması bu alandaki güvenilirliğin
sağlanmasına, kamu hizmetinin sağlıklı bir şekilde yürütülebilmesine katkı
sağlayacağı açıktır. Bu itibarla kuralın kamu hizmetinin etkin ve sağlıklı bir
şekilde yürütülmesine yönelik meşru bir amacının olduğu anlaşılmaktadır.
160. Kanun’un 1.
maddesinin (1) numaralı fıkrasının birinci cümlesinin “…üyeliği, mensubiyeti
veya…” ibaresi dışında kalan kısmı ile (2) numaralı fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “…ve/veya
memuriyetleri…” ibaresi ve Kanun’a ekli (1) sayılı listeye ilişkin açıklanan gerekçeler uygun
olduğu ölçüde dava konusu kural yönünden de geçerlidir. Buna göre Anayasa’nın 70. maddesinde düzenlenen
kamu hizmetine girme hakkına sınırlama getiren kural olağan dönemde kanunilik
şartını taşımadığı gibi söz konusu sınırlamanın ölçülülük ilkesine uygun olduğu
da söylenemez. Dolayısıyla kurala ilişkin
incelemede olağanüstü hâl döneminde temel hak ve özgürlüklerin sınırlanmasına
yönelik güvence rejimini düzenleyen Anayasa’nın 15. maddesinin dikkate alınması
gerekmektedir.
161. Kamu hizmetine girme hakkı olağanüstü hâl
yönetiminin benimsendiği dönemlerde Anayasa’nın 15. maddesinin ikinci
fıkrasında yer alan, dokunulması yasaklanmış çekirdek haklar arasında
bulunmadığından bu hak yönünden olağanüstü hâllerde Anayasa’daki güvencelere
aykırı tedbirlerin alınması mümkündür. Ayrıca anılan hak, Türkiye’nin taraf
olduğu milletlerarası sözleşmelerde olağanüstü dönemlerde de korunmaya devam
eden güvenceler kapsamında değildir. Kamu hizmetine girme hakkına olağanüstü
dönemde getirilen sınırlamanın Anayasa’nın 15. maddesi kapsamında durumun
gerektirdiği ölçüde olması gerekir.
162. Kamu hizmeti adı altında yapılan faaliyetlerin kamu
güvenliği ve düzeni ile yakından bir ilişkisi bulunmaktadır. Kanun koyucunun
anılan hususları gözeterek kamu hizmetinde istihdam edilecek kişilere yönelik
birtakım tedbirler almasında, bu konuda gerekli şartları belirlemesinde takdir
yetkisinin bulunduğu açıktır. Bu açıdan
kuralda öngörülen şartın Anayasa’nın 70. maddesi bağlamında görevin gerektirdiği nitelikler kapsamında
değerlendirilmesi mümkündür.
163. Bu noktada dava konusu kural yönünden 15 Temmuz
darbe girişiminden sonra FETÖ/PDY ve diğer terör örgütleriyle irtibatlı veya
iltisaklı olan kamu görevlilerine karşı yürütülen tasfiye süreci ile özellikle komünizm sonrası Avrupa ülkelerinde uygulanan
ve arındırma olarak adlandırılan kamu görevinden tasfiyeye yönelik
uygulamalar çerçevesinde değerlendirme
yapılması gerekir. Avrupa ve Türkiye’deki kamudan tasfiye süreçleri arasında
birtakım benzerlikler olsa da arındırmanın temelinde yatan nedenler açısından
önemli farklılıklar bulunmaktadır. Avrupa’da farklı ülkelerde çıkarılan arındırma
yasaları, genel olarak demokrasiye geçişten önceki devlet yapısında anayasa ve
kanunlara uygun konumda çalışan kişileri kamu görevinden uzaklaştırarak kamuya
dönüş imkânlarını ortadan kaldırırken dava konusu kural kapsamında kamuda
çalışmalarına yasak getirilen kişiler, demokratik devlet yapısını ortadan
kaldırmayı amaçlayan bir örgüt ya da oluşumla bağlantıları olduğu gerekçesiyle
söz konusu tedbire maruz bırakılmışlardır.
164. Bu yönüyle millî güvenlik bakımından risk
oluşturabilecek durumları nedeniyle kamu görevinden çıkarılan kişilerin görev yaptıkları teşkilata yeniden kabul edilmemeleri ve
bir daha kamu hizmetinde istihdam edilmemeleri, doğrudan veya dolaylı olarak
görevlendirilmemelerini düzenleyen kuralın
millî güvenliğin ve kamu düzeninin sağlanarak kamu hizmetinin etkin ve sağlıklı
bir şekilde yürütülmesi amacına ulaşma bakımından elverişli ve gerekli olmadığı söylenemez.
165. Kural, kişilerin devletin kamu otoritesiyle bağlantılı olmayan özel sektör
alanında istihdam edilme imkânını ortadan kaldıracak herhangi bir kısıtlama da
getirmemektedir. Ayrıca kuralda öngörülen tedbirin her bir birey yönünden hukuka uygunluğunun denetlenmesi
için ilgili kanunlarda gerekli güvencelere yer verilmiştir. Başka bir ifadeyle
bireyselleştirme yapılmadan uygulanan tedbirin her bir birey yönünden hukuka
uygunluğunun denetlenmesi için Komisyon ve İdare Mahkemesine başvuru imkânı
getirilmek suretiyle etkili idari ve yargısal güvenceler sağlanmıştır. Buna
göre keyfiliğe yol açabilecek uygulamalara karşı Kanun’da gerekli güvencelerin
bulunduğu anlaşılmaktadır.
166.
Bu itibarla darbe
girişimiyle devletin demokratik düzenine açık ve yakın bir tehlike oluşturan
FETÖ/PDY ve diğer terör örgütleriyle mücadele etmek amacıyla olağanüstü hâl
koşullarında olağan usullerin ötesinde bir uygulamayla Kanun’a ekli (1) sayılı
listeyle kamu görevinden çıkarılan kişilerin görev yaptıkları teşkilata
yeniden kabul edilmemeleri ve bir daha kamu hizmetinde istihdam edilmemeleri,
doğrudan veya dolaylı olarak görevlendirilmemelerini düzenleyen kuralın kamu hizmetinin etkin ve
sağlıklı bir şekilde yürütülmesini sağlama bakımından kamu hizmetine girme hakkına durumun gerektirdiği ölçüyü aşacak şekilde bir sınırlama getirdiği söylenemez.
167. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 15., 40.,
70., 118. ve 119. maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir.
Kuralla ilgili Anayasa’nın Başlangıç kısmı ile 8., 9.,
17., 20., 36., 125. ve 128. maddeleri çerçevesinde ileri sürülen aykırılık
iddiaları, Anayasa’nın 15., 40., 70., 118. ve 119. maddeleri kapsamında ele
alındığından anılan hükümler yönünden ayrıca inceleme yapılmasına gerek
görülmemiştir.
Kuralın Anayasa’nın 23., 35., 38., 48., 49., mülga 91.,
mülga 121., 129. ve 130. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.
e. Kanun’un 1. Maddesinin (2) Numaralı Fıkrasının Birinci
Cümlesinin “…bunların uhdelerinde
bulunan her türlü mütevelli heyet, kurul, komisyon, yönetim kurulu, denetim
kurulu, tasfiye kurulu üyeliği ve sair görevleri de sona ermiş sayılır.”
Bölümü
168. 6216 sayılı Kanun’un 43.
maddesi uyarınca kural ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 40., 118. ve 119. maddeleri
yönünden de incelenmiştir.
169. Kural, Kanun’a ekli (1) sayılı liste ile kamu
görevinden çıkarılan kişilerin uhdelerinde bulunan her türlü mütevelli heyet,
kurul, komisyon, yönetim kurulu, denetim kurulu, tasfiye kurulu üyeliği ve sair
görevlerinin de sona ermiş sayılacağını hükme bağlamaktadır.
170. Kişilerin uhdelerinde bulunan birtakım görevlerin
sona ermesini öngören kural olağanüstü hâlin ilanına neden olan tehdit ve
tehlikelerin bertaraf edilmesine yönelik olarak bu dönemde uygulanmıştır. Bu nedenle kurala ilişkin Anayasa’ya uygunluk denetiminin
Anayasa’nın 15. maddesi kapsamında yapılması gerekir.
171. Kuralda,
mütevelli heyet, kurul, komisyon üyeliği gibi görevler bakımından kamu ya da
özel sektöre ilişkin herhangi bir ayrım yapılmamıştır. Dolayısıyla kuralın özel
ya da kamu sektöründe çok geniş bir alanda faaliyet gösteren kamu iktisadi
teşebbüsleri, kamu kurumuna bağlı ya da özel nitelikte şirket, vakıf veya
farklı topluluklar bünyesinde ifa edilen üyeliklere yönelik olduğu
söylenebilir. Diğer taraftan kişilerin söz
konusu üyeliklere, kamu görevine bağlı olarak atanabilecekleri gibi bu durumdan
bağımsız olarak doğrudan idarenin tasarrufuyla da getirilmeleri mümkündür.
172. Kuralın amacının terör örgütleri ve devletin millî
güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı oluşum veya
gruplarla bağlantısı olan kişilerin devlet aygıtından arındırılması olduğundan
söz konusu üyeliklerin -kişilerin memur veya kamu görevlisi sıfatı nedeniyle
kendi kurumları dışında- tüm kurum ve kuruluşlardaki mütevelli heyet, kurul,
komisyon, yönetim kurulu, denetim kurulu, tasfiye kurulu üyeliği ve sair
görevleri ile ilgili olduğu anlaşılmaktadır.
173. Kural, kamu
görevinden çıkarılan kişilerin uhdelerinde bulunan her türlü mütevelli heyet,
kurul, komisyon, yönetim kurulu, denetim kurulu, tasfiye kurulu üyeliği ve sair
görevlerini sona erdirmiş olmakla Anayasa’nın
20. maddesinde düzenlenen kişilerin özel hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına
sınırlama getirmektedir.
174. Kanun’un 1. maddesinin (2) numaralı fıkrasının birinci
cümlesinin “Birinci fıkra gereğince kamu görevinden çıkarılan kişilerin,
mahkumiyet kararı aranmaksızın rütbe…alınır.” bölümüne ilişkin açıklanan
gerekçeler uygun olduğu ölçüde dava konusu kural yönünden de geçerlidir.
175. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 15., 20.,
40., 118. ve 119. maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir.
Kuralla ilgili Anayasa’nın Başlangıç kısmı ile 8., 9.,
17., 35., 36., 70., 125., 128., 129. ve 130. maddeleri çerçevesinde ileri
sürülen aykırılık iddiaları, Anayasa’nın 15., 20., 40., 118. ve 119. maddeleri
kapsamında ele alındığından anılan hükümler yönünden ayrıca inceleme
yapılmasına gerek görülmemiştir.
Kuralın Anayasa’nın 23., 38., 48., 49., mülga 91. ve mülga 121. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.
f. Kanun’un 1. Maddesinin (2) Numaralı Fıkrasının İkinci
Cümlesinde Yer Alan “Bunların
silah ruhsatları,…” İbaresi
176. 6216 sayılı Kanun’un 43.
maddesi uyarınca kural ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 40., 118. ve 119. maddeleri
yönünden de incelenmiştir.
177. Kural, Kanun’a ekli (1) sayılı liste ile kamu
görevinden çıkarılan kişilerin, hangi sebeple edinildiğine bakılmaksızın her
türlü silah ruhsatının iptal edileceğini hükme bağlamaktadır.
178. Kişilerin silah ruhsatlarının iptalini öngören kural
olağanüstü hâlin ilanına neden olan tehdit ve tehlikelerin bertaraf edilmesine
yönelik olarak bu dönemde uygulanmıştır. Bu nedenle
kurala ilişkin Anayasa’ya uygunluk denetiminin Anayasa’nın 15. maddesi
kapsamında yapılması gerekir.
179. Anayasa’nın 35. maddesiyle güvenceye bağlanan
mülkiyet hakkı, ekonomik değer ifade eden ve parayla değerlendirilebilen her
türlü mal varlığı hakkını kapsamaktadır (AYM,
E.2015/39, K.2015/62, 1/7/2015, § 20). Bu
bağlamda mülk olarak değerlendirilmesi gerektiğinde kuşku bulunmayan menkul ve
gayrimenkul mallar ile bunların üzerinde tesis edilen sınırlı ayni haklar ve
fikrî hakların yanı sıra icrası kabil olan her türlü alacak da mülkiyet
hakkının kapsamına dâhildir (Mahmut Duran
ve diğerleri, B. No: 2014/11441,
1/2/2017, § 60).
180. Ruhsatın, ekonomik bir malvarlığı değeri ifade eden
silah üzerinde tasarruf etme yetkisi sağladığı dikkate alındığında silah
ruhsatının iptal edilmesini öngören kuralın Anayasa’nın 35. maddesi anlamında
mülkiyet hakkı kapsamında değerlendirilmesi gerekir. Nitekim Anayasa Mahkemesi
bireysel başvuruya ilişkin kararlarında, ekonomik bir değer ifade eden bir işin
yürütülmesi için verilen ruhsat ve izinlerin sona erdirilmesini mülkiyet hakkı
kapsamında incelemiştir (Ahmet Bal, B. No: 2015/19400, 11/6/2018, Hidayet Metin, B.
No: 2014/7329, 6/4/2017, Ohannes Tomarcı, B. No: 2015/18992, 28/6/2018, Çağdaş
Petrol Ürünleri Pazarlama Otomotiv Tic. ve Tur. Ltd. Şti., B. No:
2015/12306, 28/11/2018, Cevdet Timur, B. No: 2015/3742, 10/1/2019).
181. Anayasa’nın 35. maddesinde bir temel hak olarak
güvence altına alınmış olan mülkiyet hakkı kişiye -başkasının hakkına zarar
vermemek ve yasaların koyduğu sınırlamalara uymak koşuluyla- sahibi olduğu şeyi
dilediği gibi kullanma, onun semerelerinden yararlanma ve ondan tasarruf etme
imkânı verir (Mehmet Akdoğan ve diğerleri, B. No: 2013/817, 19/12/2013,
§ 32). Dolayısıyla malikin mülkünü kullanma, onun semerelerinden yararlanma ve
mülkü üzerinde tasarruf etme yetkilerinden herhangi birinin sınırlanması
mülkiyet hakkına getirilmiş sınırlama niteliğindedir (Recep Tarhan ve Afife Tarhan, B. No: 2014/1546, 2/2/2017, § 53).
182. Anayasa’nın 35. maddesi ile mülkiyet hakkına temas
eden diğer hükümleri birlikte değerlendirildiğinde Anayasa’nın mülkiyet
hakkının sınırlanmasıyla ilgili üç kural içerdiği görülmektedir. Buna göre
Anayasa’nın 35. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin mülkiyet hakkına sahip
olduğu belirtilmek suretiyle mülkten barışçıl yararlanma hakkına yer verilmiş,
ikinci fıkrasında da mülkten barışçıl yararlanma hakkına müdahalenin çerçevesi
belirlenmiştir. Maddenin ikinci fıkrasında, genel olarak mülkiyet hakkının
hangi şartlarda sınırlanabileceği belirlenmekle aynı zamanda mülkten yoksun
bırakmanın şartlarının genel çerçevesi de çizilmiştir. Maddenin son fıkrasında
ise mülkiyet hakkının kullanımının toplum yararına aykırı olamayacağı kurala
bağlanmak suretiyle devletin mülkiyetin kullanımını kontrol etmesine ve
düzenlemesine imkân sağlanmıştır. Anayasa’nın diğer bazı maddelerinde de devlet
tarafından mülkiyetin kontrolüne imkân tanıyan özel hükümlere yer verilmiştir.
Ayrıca belirtmek gerekir ki mülkten yoksun bırakma ve mülkiyetin düzenlenmesi
mülkiyet hakkına getirilen sınırlamanın özel biçimleridir (Recep Tarhan ve Afife Tarhan, §§ 55-58).
183. Silah ruhsatının edinilmesinin belirli şartlara
bağlanması, bu şartların ortadan kalkması ya da silah edinilmesi amacına aykırı
durumların (güvenlik vs.) oluşması hâlinde ruhsatın iptal edilmesi, kamu
yararının önemli bir yönü olan kamu güvenliğinin sağlanması ve bu yöndeki
faaliyetlerin kontrol edilmesini amaçlayan tedbirler kapsamındadır. Dolayısıyla
terör örgütlerine veya devletin millî
güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya
gruplara iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilerek kamu
görevinden çıkarılan kişilerin silah ruhsatlarının
iptal edilmesi suretiyle mülkiyet hakkına getirilen sınırlamanın sonuçları
yanında özellikle amacı dikkate alındığında kuralın, mülkün (silahın) kamu
yararına kullanılmasının kontrol edilmesine ilişkin üçüncü kural çerçevesinde
incelenmesi gerekir.
184. Anayasa’da yer alan ve yukarıda yer verilen üçüncü
kural devlete, mülkiyetin kullanımı veya mülkiyetten yararlanma hakkını kontrol
etme ve bu konuda düzenleme yetkisi vermektedir. Mülkiyetten yoksun bırakmaya
göre daha geniş takdir yetkisi veren düzenleme yetkisinin kullanımında da
kanunilik, meşruluk ve ölçülülük ilkelerinin gereklerinin karşılanması kural
olarak aranmaktadır. Buna göre mülkiyet hakkının düzenlenmesi yetkisi de kamu
yararı amacıyla ve kanunla kullanılmalıdır (Orhan
Yüksel, B. No: 2013/604, 10/12/2015, §§
57, 58).
185. Terör örgütleri
veya MGK’ca devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar
verilen yapı, oluşum veya gruplara iltisakı ya da bunlarla irtibatı olduğu gerekçesiyle kamu görevinden çıkarılan kişilerin
silah ruhsatlarının iptalini öngören kuralın, millî güvenlik ve kamu düzeninin
sağlanması ve korunmasına yönelik meşru bir amacının bulunduğu açıktır.
186. Kanun’un 1. maddesinin (2) numaralı fıkrasının
birinci cümlesinin “Birinci fıkra gereğince kamu görevinden çıkarılan
kişilerin, mahkumiyet kararı aranmaksızın rütbe…alınır.” bölümüne ilişkin
açıklanan gerekçeler uygun olduğu ölçüde dava konusu kural yönünden de
geçerlidir.
187. Buna göre Anayasa’nın 35.
maddesinde düzenlenen mülkiyet hakkına sınırlama getiren kural olağan dönemde
kanunilik şartını taşımadığı gibi söz konusu sınırlamanın ölçülülük ilkesine uygun olduğu da söylenemez. Bu nedenle kuralın, olağanüstü
dönemlerde temel hak ve hürriyetlerin kullanılmasının durdurulması ve
sınırlanmasını düzenleyen Anayasa’nın 15. maddesi kapsamında incelenmesi
gerekmektedir.
188. Mülkiyet hakkı, olağanüstü hâl yönetiminin
benimsendiği dönemlerde Anayasa’nın 15. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan,
dokunulması yasaklanmış çekirdek haklar arasında bulunmamaktadır. Dolayısıyla
bu hak yönünden olağanüstü hâllerde Anayasa’daki güvencelere aykırı tedbirlerin
alınması mümkündür. Ayrıca anılan hak, Türkiye’nin taraf olduğu milletlerarası
sözleşmelerde olağanüstü dönemlerde de korunmaya devam eden güvenceler
kapsamında değildir.
189. Ülkenin demokratik yollarla seçilmiş meşru hükümetini
silah zoruyla devirmeye çalışan yapı, oluşum ve gruplarla bağlantılı oldukları
gerekçesiyle kişilerin kamu görevinden çıkarıldığı dikkate alındığında kural
kapsamında silah ruhsatlarının iptal edilmesinin millî güvenlik aleyhine
yürütülen faaliyetlerin ortadan kaldırılması ve kamu düzeninin sağlanması
amacına ulaşma bakımından elverişli ve gerekli olmadığı söylenemez.
190. Mülkiyetin kullanımının kontrolü kuralının uygulandığı durumlarda
devletin takdir alanı, mülkiyetten yoksun bırakma kuralının devrede olduğu
hâllerde sahip olduğu takdir yetkisinden daha geniştir (Mahmut Üçüncü,
B. No: 2014/1017, 13/07/2016, § 70). Ayrıca kural olarak mülkiyetin
kullanımının kontrolü ya da mülkiyeti düzenleme
yetkisi yönünden yapılacak ölçülülük değerlendirmesinde adil dengenin kurulması
için mülkiyetten yoksun bırakma tipi sınırlamalar ile mülkiyete saygı
hakkına yönelik sınırlamalardan farklı olarak, zorunlu biçimde karşılanması
gereken bir tazminat yükümlülüğü şartı aranmamaktadır (Orhan Yüksel [GK],
B. No: 2013/604, 10/12/2015, §§ 57-59).
191. Silah ile kamu güvenliği kavramları arasındaki yakın ilişki dikkate
alındığında silah ruhsatı ile ilgili şartları (edinme ya da iptali) belirlemede
kanun koyucunun geniş bir takdir yetkisi vardır. Esasen devletin bu konudaki
yaklaşımı, güvenlik politikalarıyla ilgili tercihinden kaynaklanmaktadır. Silah
edinilmesinde bireysel menfaatlere karşı toplumsal yarar öncelikli bir
konumdadır. Bu da devlete, kamu güvenliğini tehdit eden bir tehlikeyle karşı
karşıya kalındığında geçici ya da sürekli olarak kişilerin silah ruhsatını
iptal etme veya askıya alma gibi tasarruflarda bulunma imkânı sağlamaktadır.
192. Ayrıca kuralda öngörülen tedbirin
her bir birey yönünden hukuka uygunluğunun denetlenmesi için ilgili kanunlarda
yeterli güvencelere yer verildiği görülmektedir. Başka bir ifadeyle
bireyselleştirme yapılmadan uygulanan tedbirin her bir birey yönünden hukuka
uygunluğunun denetlenmesi için Komisyon ve idare mahkemesine başvuru imkânı
getirilmek suretiyle etkili idari ve yargısal güvenceler sağlanmıştır. Buna göre keyfiliğe yol açabilecek uygulamalara karşı
Kanun’da gerekli güvencelerin bulunduğu anlaşılmaktadır.
193. Dolayısıyla darbe girişimiyle devletin demokratik düzenine açık ve yakın
bir tehlike oluşturan terör örgütleri veya
devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı,
oluşum veya gruplarla mücadele etmek amacıyla
olağanüstü hâl koşullarında Kanun’a ekli (1) sayılı listeyle kamu görevinden
çıkarılan kişilerin silah ruhsatlarının iptal edilmesini öngören kuralın
demokratik anayasal düzenin ve kamu güvenliğinin korunması amacı bakımından
kişilerin mülkiyet hakkına durumun
gerektirdiği ölçüyü aşacak şekilde bir
sınırlama getirdiği söylenemez.
194. Açıklanan
nedenlerle kural Anayasa’nın 15., 35., 40., 118. ve 119. maddelerine aykırı değildir.
İptal talebinin reddi gerekir.
Kuralla ilgili Anayasa’nın Başlangıç kısmı ile 8., 9.,
17., 36., 125., 128. ve 129. maddeleri çerçevesinde ileri sürülen aykırılık
iddiaları Anayasa’nın 15., 35., 40., 118. ve 119. maddeleri kapsamında ele
alındığından anılan hükümler yönünden ayrıca inceleme yapılmasına gerek
görülmemiştir.
Kuralın Anayasa’nın 20., 23., 38., 48., 49., 70., mülga
91., mülga 121. ve 130. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.
g. Kanun’un 1. Maddesinin (2) Numaralı Fıkrasının İkinci
Cümlesinin “…gemi adamlığına
ilişkin belgeleri…” Bölümü
195. 6216 sayılı Kanun’un 43.
maddesi uyarınca kural ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 40., 118. ve 119. maddeleri
yönünden de incelenmiştir.
196. Kural, Kanun’a ekli (1) sayılı listeyle kamu
görevinden çıkarılan kişilerin gemi adamı belgelerinin iptal edileceğini hükme
bağlamaktadır.
197. Gemi adamlarının yeterlikleri, eğitimleri, sınavları,
belgelendirilmeleri, sağlık durumları, elektronik kayıt işlemleri, vardiya
tutmalarına ilişkin kurallar ve disiplin işlemlerine ilişkin hükümler 10/2/2018
tarihli ve 30328 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Gemi Adamları ve Kılavuz
Kaptanlar Yönetmeliği’nde (Yönetmelik) düzenlenmiştir. Yönetmelik’te
gemi adamı bir gemide görev yapan tüm zabit, yardımcı zabit, stajyer,
tayfa ve yardımcı hizmet personeli olarak açıklanmış; bu çerçevede gemi adamı yeterlik dereceleri tespit edilmiştir.
198. Gemi
adamı belgesine sahip olabilmek için
Yönetmelik’te belirtilen gemi adamı yeterlik
dereceleri için ön şart olan yaş, öğrenim derecesi, deniz hizmet süresi ve
diğer gereklerin yerine getirilmesi gerekmektedir. Eğitimler, Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı (UAB)
tarafından akredite edilmiş eğitim kurumlarında verilmekte olup Yönetmelik’te belirtilen şartları yerine getiren
kişilerin gemi adamı yeterlik belgesi ve diğer sertifikaları UAB tarafından
gemi adamı cüzdanına işlenmektedir. Bu kapsamda gemi adamı olabilmek için
şartları taşıyan kişilere, gemi adamı yeterlik belgesi, gemi adamı uzmanlık
belgeleri ve belge kanıtlarını da içeren gemi adamı cüzdanı UAB tarafından
verilmektedir.
199. Yönetmelik kapsamında yeterlik belgesi iptal edilen
gemi adamının gemi adamı cüzdanı ile gemi adamı yeterlik belgesi geri alınarak
durum Gemi Adamları Bilgi Sistemi’ne işlenecektir. Meslekten men edilenler
hariç gemi adamına ilişkin Yönetmelik’te belirtilen şartların tekrar sağlanması
durumunda gemi adamı cüzdanı ve gemi adamı yeterlik belgesi yeniden ilgili
kişiye verilecektir.
200. 15/7/1950 tarihli ve 5682 sayılı Pasaport Kanunu’nun
12. maddesinde, gemi adamı cüzdanları, pasaport
ve bunların yerini tutan vesikalar arasında sayılmıştır. Aynı Kanun’un 20. maddesinde, gemi adamı cüzdanı
düzenlemeye yetkili kurum ve kuruluşların, ilgililerin bu Kanun’un 22. maddesi
kapsamındaki durumlarını yetkili merciden teyit etmek zorunda olduğu
belirtilmiştir. Kanun’un 22. maddesinde ise yurt dışına çıkmaları mahkemelerce
yasaklananlara, memleketten ayrılmalarında genel güvenlik bakımından mahzur
bulunduğu İçişleri Bakanlığınca tespit edilenlere ve terör örgütlerine
aidiyeti, iltisakı veya bunlarla irtibatı belirlenen yurt dışındaki her türlü
eğitim, öğretim ve sağlık kuruluşları ile vakıf, dernek veya şirketlerin kurucu
ve yöneticisi olduğu veya bu yerlerde çalıştığı İçişleri Bakanlığınca tespit
edilenlere pasaport verilmeyeceği belirtilmiştir.
201. 5682 sayılı Kanun’un 22. maddesindeki sakıncalı
durumlara sahip olmayan kişilere verilen bu belgeyi ibraz edenlere aynı
Kanun’un 20. maddesine uygun olarak gemi adamı cüzdanı verilmekte ve gemi adamı
cüzdanları beş yıl süreli olarak düzenlenmektedir.
202. Gemi adamı yeterlik derecelerinin çalışma alanları
ve edinme koşullarına ilişkin hükümler Yönetmeliğin 6. ila 28. maddelerinde
düzenlenmiştir. Anılan maddelerde her yeterlik belgesi için aranan koşullar
ayrı ayrı tespit edilmiştir. Buna göre gemi
adamı belgesinin tayfalıktan, uzak yol gemi kaptanlığına kadar kişilerin
mesleki olarak denizcilik alanında faaliyette bulunmalarını sağlayan bir vesika
olduğu anlaşılmaktadır.
203. Gemi adamı belgesine, fiilen denizcilik sektöründe çalışan kamu görevlileri
(kaptan, tekniker hemşire vs. olarak çalışan kamu görevlileri) ya da farklı bir
kamu görevinde istihdam edildiği hâlde mevzuattaki şartları yerine getiren
kişiler sahip olabilmektedir. Ancak bu belgenin, sahibine her ne durumda olursa
olsun özel sektörde çalışma imkânı sağladığı açıktır. Bu açıdan kamu görevinden
çıkarılan kişilerin gemi adamı belgesinin iptal edilmesinin, kişilerin
denizcilik alanındaki her türlü faaliyetleri (mesleki vs.) üzerinde doğrudan ve
belirleyici bir etkisi olduğu söylenebilir.
204. Dava konusu
kural, kamu görevinden çıkarılan kişilerin,
mevzuatta sayılan her türlü gemi adamı yeterlik belgesi, uzmanlık belgesi ve
gemi adamı cüzdanının tayfa sınıfı veya zabitan sınıfı ayrımı yapılmaksızın
iptal edileceğini öngörmektedir. Yine kural kapsamında kamu kurum ve
kuruluşlarında çalışırken eğitim görerek mevzuatta belirtilen şartları yerine
getirenler ile kamu görevine girmeden önce gemi adamı cüzdanına sahip olan
kişilerin de gemi adamı cüzdanlarının iptal edileceği anlaşılmaktadır.
205. Dava konusu kuralda öngörülen tedbir, olağanüstü
hâli gerektiren tehlikenin bertaraf edilmesi amacına yönelik olarak bu dönemde
uygulanmış hüküm ve sonuçlarını doğurmuştur. Anılan belgelerin iptal
edilmesinin sonuçlarının olağanüstü hâlden sonraki süreçte de devam etmesi kuralın
olağanüstü hâl süresince uygulanma özelliğini aşan bir niteliğe sahip olduğu
anlamına gelmemektedir. Kural Resmî Gazete’de yayımlanmak suretiyle defaten
uygulanmış ve neticesini meydana getirerek tükenmiştir. Bu yönüyle kuralın
olağanüstü hâlden sonraki süreçte gemi adamı belgesiyle ilgili bir işleme esas
alınmasının söz konusu olmadığı anlaşılmaktadır. Dolayısıyla kurala ilişkin
inceleme Anayasa’nın olağanüstü dönem kuralları yönünden öngördüğü denetim
rejimine göre yapılmalıdır.
206. Anayasa’nın
“Çalışma ve sözleşme hürriyeti” başlıklı 48. maddesinde “Herkes,
dilediği alanda çalışma ve sözleşme hürriyetlerine sahiptir. Özel teşebbüsler
kurmak serbesttir./Devlet, özel teşebbüslerin millî ekonominin gereklerine ve
sosyal amaçlara uygun yürümesini, güvenlik ve kararlılık içinde çalışmasını
sağlayacak tedbirleri alır.” denilerek çalışma ve teşebbüs hürriyeti
güvence altına alınmıştır.
207. Çalışma
hürriyeti kişinin çalışıp çalışmama, çalışacağı işi seçme ve
çalıştığı işten ayrılma özgürlüğünü korumakta ve ücretli olarak bağımlı çalışma
hakkı kadar iktisadi ve ticari faaliyet yapma ve mesleki faaliyette bulunma
hakkını da içermektedir (AYM, E.2019/48,
K.2019/74, 19/9/2019, § 14).
208. Anayasa’nın 49. maddesinde çalışmanın herkesin hakkı
ve ödevi olduğu, devletin çalışanların hayat seviyesini yükseltmek, çalışma
hayatını geliştirmek için çalışanları ve işsizleri korumak, çalışmayı
desteklemek, işsizliği önlemeye elverişli ekonomik bir ortam yaratmak ve
çalışma barışını sağlamak için gerekli tedbirleri alacağı belirtilmiştir. Çalışma özgürlüğü, herkesin dilediği
mesleği seçmede özgür olmasını ve zorla çalıştırılmamayı ifade eder. Birey bu
özgürlüğünü kullanarak dilediği alanı ve işi seçebilir. Çalışma hakkı ise
bireyin özgür iradesiyle seçtiği mesleği veya işi icra etmesi, devletin de
çalışmak isteyenlere iş temin etmek için gereken tedbirleri almasıdır (AYM, E.2016/141, K.2018/27, 28/2/2018, §§ 13-16).
209. Kural gemi adamı
yeterlik belgesine sahip kişilerin denizcilik
alanında özel sektörde faaliyette bulunma imkânını ortadan kaldırmakla
kişilerin Anayasa’nın 48. ve 49. maddelerinde güvence altına alınan çalışma hak
ve hürriyetine sınırlama getirmektedir.
210. Yukarıda açıklandığı üzere gemi adamı belgesinin
5682 sayılı Kanun gereği pasaport yerine geçen vesikalardan olması nedeniyle bu
belgeye sahip kişilerin belgenin sağladığı avantajlarla millî güvenlik aleyhine
birtakım faaliyetlerde (belge sahibi olanlar ya da başka kişiler hakkında
yürütülen soruşturmaların akamete uğratılması amacıyla deniz yoluyla kişilerin
yurt dışına çıkışının sağlanması vb.) bulunmalarının mümkün olduğu
anlaşılmaktadır. Ayrıca gemi adamı belgesiyle denizcilik alanında yürütülen
faaliyetin kamu güvenliği ile ilgisinin bulunması nedeniyle kanun koyucunun
denizcilik sektöründe faaliyette bulunmak isteyen bireylere yönelik tedbirler
alması ve buna yönelik düzenlemeler yapması doğal karşılanabilir. Bu yönüyle
kuralın meşru bir amaca dayandığı anlaşılmaktadır.
211. Kanun’un 1.
maddesinin (2) numaralı fıkrasının birinci cümlesinin “Birinci fıkra
gereğince kamu görevinden çıkarılan kişilerin, mahkumiyet kararı aranmaksızın
rütbe…alınır.” bölümünü ilişkin açıklanan gerekçeler uygun olduğu ölçüde dava konusu kural
yönünden de geçerlidir. Buna
göre dava konusu kuralla Anayasa’nın 48. ve 49. maddelerinde çalışma hak ve
hürriyetine getirilen sınırlama olağan dönemde kanunilik şartını taşımadığı
gibi söz konusu sınırlamanın ölçülülük
ilkesine uygun olduğu da söylenemez. Bu nedenle kuralın olağanüstü dönemlerde temel hak ve
hürriyetlerin kullanılmasının durdurulması ve sınırlanmasını düzenleyen
Anayasa’nın 15. maddesi kapsamında incelenmesi gerekir.
212. Çalışma hak ve hürriyeti, olağanüstü hâl yönetiminin benimsendiği dönemlerde
Anayasa’nın 15. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, dokunulması yasaklanmış
çekirdek haklar arasında bulunmamaktadır. Ayrıca anılan hak, Türkiye’nin taraf
olduğu milletlerarası sözleşmelerde olağanüstü dönemlerde de korunmaya devam
eden güvenceler kapsamında değildir.
213. Kural kapsamında terör örgütlerine veya devletin
millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı oluşum veya
gruplara iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu gerekçesiyle kamu görevinden
çıkarılan kişilerin gemi adamı belgeleri iptal edilmek suretiyle bu belgelerin
sağladığı bir takım avantajların kamu güvenliği aleyhine kullanılmasının önüne
geçilmesinin milli güvenlik ve kamu düzeninin sağlanması ve korunmasına yönelik
amaçlara ulaşma bakımından elverişli ve gerekli olmadığı söylenemez.
214. Ayrıca
kuralda öngörülen tedbirin her bir birey yönünden hukuka uygunluğunun
denetlenmesi için ilgili kanunlarda gerekli güvencelere yer verildiği
görülmektedir. Başka bir ifadeyle bireyselleştirme yapılmadan uygulanan
tedbirin her bir birey yönünden hukuka uygunluğunun denetlenmesi için Komisyon
ve idare mahkemesine başvuru imkânı getirilmek suretiyle etkili idari ve
yargısal güvenceler sağlanmıştır. Buna göre
keyfiliğe yol açabilecek uygulamalara karşı Kanun’da gerekli güvencelerin
bulunduğu anlaşılmaktadır.
215.
Bu itibarla darbe
girişimiyle devletin demokratik düzenine açık ve yakın bir tehlike oluşturan terör örgütleri veya devletin millî güvenliğine karşı
faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplarla mücadele etmek amacıyla Kanun’a ekli (1) sayılı
listeyle kamu görevinden çıkarılan kişilerin gemi adamı belgelerinin iptal
edilmesini öngören kuralın, demokratik anayasal düzenin ve kamu güvenliğinin
korunması amacı bakımından kişilerin çalışma hakkına durumun gerektirdiği ölçüyü aşacak şekilde bir sınırlama getirdiği söylenemez.
216. Açıklanan
nedenlerle kural Anayasa’nın 15., 40., 48., 49., 118. ve 119. maddelerine
aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir.
Kuralla ilgili Anayasa’nın Başlangıç kısmı ile 8., 9.,
17., 20., 23., 35., 36. ve 125. maddeleri çerçevesinde ileri sürülen aykırılık
iddiaları Anayasa’nın 15., 40., 48., 49., 118. ve 119. maddeleri kapsamında ele
alındığından anılan hükümler yönünden ayrıca inceleme yapılmasına gerek
görülmemiştir.
Kuralın Anayasa’nın 38., 70., mülga 91., mülga 121.,
128., 129. ve 130. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.
ğ. Kanun’un 1. Maddesinin (2) Numaralı Fıkrasının İkinci
Cümlesinin “…ve pilot lisansları
iptal edilir...” Bölümü
217. 6216 sayılı Kanun’un 43.
maddesi uyarınca kural ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 40., 118. ve 119. maddeleri
yönünden de incelenmiştir.
218. Kural, Kanun’a ekli (1) sayılı listeyle kamu
görevinden çıkarılan kişilerin pilot lisanslarının iptal edileceğini hükme
bağlamaktadır.
219. Kişilerin pilot lisanslarının iptalini öngören
kural, olağanüstü hâlin ilanına neden olan tehdit ve tehlikelerin bertaraf
edilmesine yönelik olarak bu dönemde uygulanmıştır. Bu nedenle kurala ilişkin
Anayasa’ya uygunluk denetiminin Anayasa’nın 15. maddesi kapsamında yapılması
gerekir.
220. Pilot lisansları ile ilgili düzenlemeler, 14/10/1983
tarihli ve 2920 sayılı Türk Sivil Havacılık Kanunu ve 2/6/2017 tarihli ve 30084
sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Pilot Lisans Yönetmeliği (Yönetmelik) (SHY-1)
ve bunlara bağlı olarak Sivil Havacılık Genel Müdürlüğünce (Genel Müdürlük)
yayımlanan talimatlarda yer almaktadır.
221. 2920 sayılı Kanun’un 95. maddesinde, pilotlar ile
hava aracının sevk ve idaresi bakımından gerekli olan personelin bu alanda
faaliyette bulunabilmeleri için Ulaştırma Bakanlığından yeterlik belgesi
almaları ve bu belgeleri belirli süreler içinde yenilemelerinin zorunlu olduğu,
yeterlik belgesi alması gerekenlerin kategorilerinin saptanması, belge
verilmesi, geçerliliği, yenilenmesi, geri alınması ve sicillerin tutulması ile
ilgili hususların Ulaştırma Bakanlığınca çıkarılacak yönetmelikte düzenleneceği
belirtilmiştir.
222. Yönetmelik’in 16. maddesinde; sağlık sertifikasına
sahip olmak, belirli suçlardan hüküm giymemek, terör örgütlerine veya MGK’ca
devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunulduğuna karar verilen yapı,
oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı
olduğu değerlendirilerek kamu görevinden çıkarılmamış olmak gibi hususlar pilot
lisansına sahip olabilmenin şartları arasında sayılmıştır.
223. Bunun yanında Yönetmelik’in 8. maddesinde; lisans ve
yetkiler için başvuruda bulunan devlet hava araçlarında görev alan pilotların
devlet hava araçlarında görev yaparken kazandıkları bilgi, tecrübe ve
yeteneklerinin mevzuattaki gereklilikler doğrultusunda kredilendirileceği,
kredilendirme ve lisanslandırmayla ilgili izlenecek usullerin Genel Müdürlük
tarafından Avrupa Havacılık Emniyet Ajansına (EASA) bildirileceği
belirtilmiştir.
224. Yönetmelik’in 16. maddesinin (c) bendinde, kamu
görevinden çıkarılan askeri ve polis pilotların kredilendirme yapmak suretiyle
sivil pilot lisansına sahip olmalarının mümkün olmadığı, 37. maddesinin (5) numaralı fıkrasında, Genel Müdürlükçe
düzenlenen pilot lisansları iptal edilen kişilerin, pilotluk yaptığı döneme
ilişkin aldığı eğitimler, uçuş süreleri ve benzeri hususlar hakkında
kredilendirme ve/veya dönüştürmenin yapılmayacağı, yeni pilot lisansı
düzenlenmeyeceği, Genel Müdürlükten aldıkları pilot lisansları ile birlikte
lisanslarına bağlı tüm sertifika ve yetkilerin iptal edileceği belirtilmiştir.
225. Söz konusu mevzuat hükümlerine göre, gerekli
prosedürler tamamlanarak alınan pilot lisansının, kişilerin mesleki anlamda havacılık sektöründe uçuş
ekibi olarak faaliyette bulunmalarını sağlayan belge olduğu, bu kapsamda belli
türdeki pilot lisansına (CPL ve ATPL) sahip kişilerin özel sektörde çalışma imkânlarının bulunduğu
anlaşılmaktadır. Bu açıdan kamu görevinden çıkarılan kişilerin pilot
lisanslarının iptal edilmesinin kişilerin havacılık sektöründe, mesleki
yaşamları üzerinde doğrudan ve belirleyici bir etkiye sahip olduğu
söylenebilir. Dolayısıyla pilot
lisansına sahip kişilerin havacılık alanında özel sektörde faaliyette bulunma imkânını ortadan
kaldıran kural, çalışma hak ve hürriyetine sınırlama getirmektedir.
226. Darbe girişiminde kullanılan araçlarla (özellikle
uçak, helikopter) gerçekleştirilen şiddetin boyutu, örgüt mensuplarının sadakat
ve bağlılık potansiyeli, uçak ya da benzeri hava araçlarının emniyet ve asayişe
karşı oluşturabileceği tehlike dikkate alındığında pilot lisansı ile icra
edilen havacılık faaliyetleri çerçevesinde kamu güvenliği aleyhine çok ciddi
sonuçlar meydana getirebilecek eylemlerde bulunulması mümkündür. Bu nedenle
terör örgütlerine veya devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna
karar verilen yapı oluşum veya gruplara iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu
gerekçesiyle kamu görevinden çıkarılan kişilerin pilot lisanslarının iptal
edilmesini öngören kuralın meşru bir amaca dayandığı anlaşılmaktadır.
227. Kanun’un 1. maddesinin (2) numaralı fıkrasının
birinci cümlesinin “Birinci fıkra gereğince kamu görevinden çıkarılan
kişilerin, mahkumiyet kararı aranmaksızın rütbe…alınır.” bölümüne ilişkin
açıklanan gerekçeler uygun olduğu ölçüde dava konusu kural yönünden de
geçerlidir. Buna göre dava konusu kuralla Anayasa’nın 48. ve 49. maddelerinde
çalışma hak ve hürriyetine getirilen sınırlama olağan dönemde kanunilik şartını
taşımadığı gibi söz konusu sınırlamanın ölçülülük ilkesine uygun olduğu da
söylenemez. Bu nedenle kuralın olağanüstü dönemlerde temel hak ve hürriyetlerin
kullanılmasının durdurulması ve sınırlanmasını düzenleyen Anayasa’nın 15.
maddesi kapsamında incelenmesi gerekir.
228. Olağanüstü hâlin ilanına neden olan 15 Temmuz darbe
girişiminde aktif rol alan özellikle hava kuvvetlerinde görevli örgütle
bağlantılı pilotlar, kalkışma sırasında uçak ve helikopterlerden ateş etmek ve
bomba atmak suretiyle emniyette görevli birçok polis memuru ve vatandaşın
hayatını kaybetmesine neden olmuştur. Esasen uçak ve benzeri hava araçlarının
emniyet ve asayişe karşı faaliyetlerin gerçekleştirilmesinde diğer vasıtalara
nispetle daha elverişli bir niteliğe sahip olması, bunlarla ilgili güvenlik
meselesini ön plana çıkarmaktadır. Yukarıda açıklandığı üzere gerek 15 Temmuz
darbe girişiminde aktif rol alan örgüt bağlantılı pilotların gerçekleştirdiği
eylemler gerekse darbe girişiminden sonra örgüte sadakat bağıyla hareket eden
kişilerce ya da farklı terör örgütü üyesi mensuplarınca işlenen fiillerin
güvenlik açısından ciddi tehlikeler meydana getirdiği izahtan varestedir.
Dolayısıyla kanun koyucunun güvenlik boyutunun ön planda olduğu havacılık
faaliyetlerinin kaynağını oluşturan pilot lisanslarına yönelik düzenlemeler
yapması doğal karşılanabilir.
229. Terör örgütlerine
veya devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı
oluşum veya gruplara iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu gerekçesiyle kamu
görevinden çıkarılan kişilerin pilot lisansları iptal edilmek suretiyle bu
belgelere dayanılarak kamu güvenliği aleyhine bir takım faaliyetlerin önüne
geçilmesini hedefleyen kuralın millî güvenlik ve kamu düzeninin sağlanması
amacına yönelik elverişli ve gerekli olduğu söylenebilir.
230. Kuralda öngörülen tedbirin her bir birey yönünden
hukuka uygunluğunun denetlenmesi için ilgili kanunlarda gerekli güvencelere yer
verildiği görülmektedir. Başka bir ifadeyle bireyselleştirme yapılmadan
uygulanan tedbirin her bir birey yönünden hukuka uygunluğunun denetlenmesi için
Komisyon ve idare mahkemesine başvuru imkânı getirilmek suretiyle etkili idari
ve yargısal güvenceler sağlanmıştır. Buna göre keyfiliğe yol açabilecek
uygulamalara karşı Kanun’da gerekli güvencelerin bulunduğu anlaşılmaktadır.
231. Bu itibarla darbe
girişimiyle devletin demokratik düzenine açık ve yakın bir tehlike oluşturan terör
örgütleri veya devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar
verilen yapı, oluşum veya gruplarla mücadele
etmek amacıyla olağanüstü hâl şartlarında Kanun’a ekli (1) sayılı listeyle kamu
görevinden çıkarılan kişilerin pilot lisanslarının iptalini düzenleyen kuralın,
kamu güvenliğinin korunması amacı bakımından çalışma hak ve hürriyetine durumun gerektirdiği ölçüyü aşacak şekilde bir sınırlama getirdiği söylenemez.
232. Açıklanan nedenlerle kural
Anayasa’nın 15., 40., 48., 49., 118. ve 119. maddelerine aykırı değildir. İptal
talebinin reddi gerekir.
Kuralla ilgili Anayasa’nın Başlangıç
kısmı ile 8., 9., 17., 20., 23., 35., 36. ve 125. maddeleri çerçevesinde ileri
sürülen aykırılık iddiaları Anayasa’nın 15., 40., 48., 49., 118. ve 119.
maddeleri kapsamında ele alındığından anılan hükümler yönünden ayrıca inceleme
yapılmasına gerek görülmemiştir.
Kuralın Anayasa’nın 38., 70., mülga 91.,
mülga 121., 128., 129. ve 130. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.
h. Kanun’un 1. Maddesinin (2) Numaralı Fıkrasının İkinci
Cümlesinin “…ve bu kişiler oturdukları kamu konutlarından veya vakıf
lojmanlarından onbeş gün içinde tahliye edilir.” Bölümü
233. 6216 sayılı Kanun’un 43.
maddesi uyarınca kural ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 40., 118. ve 119. maddeleri
yönünden de incelenmiştir.
234. Kural, Kanun’a ekli (1) sayılı listeyle kamu
görevinden çıkarılan kişilerin oturdukları kamu konutlarından veya vakıf
lojmanlarından on beş gün içinde tahliye edilmelerini hükme bağlamaktadır.
235. Kamu görevinden çıkarılan kişilerin oturdukları kamu
konutu ve lojmanlardan tahliyesini öngören kural, olağanüstü hâlin ilanına
neden olan tehdit ve tehlikelerin bertaraf edilmesine yönelik olarak bu dönemde
uygulanmıştır. Bu nedenle kurala ilişkin Anayasa’ya uygunluk denetiminin
Anayasa’nın 15. maddesi kapsamında yapılması gerekir.
236. Kişilerin
ekonomik olarak daha uygun koşullarda oturdukları kamu konutları ve
lojmanlarından tahliye edilmelerinin parayla değerlendirilebilecek nitelikte
birtakım menfaatlerini etkileyeceği açıktır. Dolayısıyla kamu görevinden
çıkarılan kişilerin söz konusu yerlerden tahliyesini öngören kural, mülkiyet
hakkına sınırlama getirmektedir. Nitekim Anayasa Mahkemesi, belediye tarafından tahsis edilen iş yerinden
tahliyeye yönelik işlemi mülkiyet hakkı kapsamında incelemiştir (Ayşe Öztürk,
B. No: 2013/6670, 10/6/2015).
237. Kanun’un 1. maddesinin (1) numaralı fıkrasının birinci cümlesinin “…üyeliği,
mensubiyeti veya…” ibaresi dışında kalan kısmı ile (2) numaralı fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “…ve/veya
memuriyetleri…” ibaresi ve Kanun’a ekli (1) sayılı listeye ilişkin açıklanan gerekçeler uygun
olduğu ölçüde dava konusu kural yönünden de geçerlidir.
238. Bu itibarla darbe
girişimiyle devletin demokratik düzenine açık ve yakın bir tehlike oluşturan terör
örgütleri veya devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar
verilen yapı, oluşum veya gruplarla mücadele
etmek amacıyla olağanüstü hâl koşullarında Kanun’a ekli (1) sayılı listeyle
kamu görevinden çıkarılan kişilerin tedbirin doğal bir sonucu olarak görevleri
nedeniyle kendilerine tahsis edilen kamu konutu veya vakıf lojmanlarından
tahliye edilmelerini düzenleyen kuralın kamu güvenliğinin korunması amacı
bakımından kişilerin mülkiyet hakkına durumun
gerektirdiği ölçüyü aşacak şekilde bir
sınırlama getirdiği söylenemez.
239. Açıklanan
nedenlerle kural Anayasa’nın 15., 35., 40., 118. ve 119. maddelerine aykırı değildir.
İptal talebinin reddi gerekir.
Kuralla ilgili Anayasa’nın Başlangıç kısmı ile 8., 9.,
17., 20., 36., 70., 125., 128., 129. ve 130. maddeleri çerçevesinde ileri
sürülen aykırılık iddiaları Anayasa’nın 15., 35., 40., 118. ve 119. maddeleri
kapsamında ele alındığından anılan hükümler yönünden ayrıca inceleme
yapılmasına gerek görülmemiştir.
Kuralın Anayasa’nın 23., 38., 48., 49., mülga 91. ve
mülga 121. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.
ı. Kanun’un 1. Maddesinin (2) Numaralı Fıkrasının Üçüncü
Cümlesi
240. 6216 sayılı Kanun’un 43.
maddesi uyarınca kural ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 40., 118. ve 119. maddeleri
yönünden de incelenmiştir.
241. Kural, kamu görevinden çıkarılan
kişilerin özel güvenlik şirketlerinin
kurucusu, ortağı ve çalışanı olamayacaklarını hükme bağlamaktadır.
242. Kuralın olağanüstü hâlin ilanına neden olan tehdit
ve tehlikelerin bertaraf edilmesine yönelik bir düzenleme olduğu açıktır.
Yukarıda Kanun’un 1. maddesinin (2) numaralı fıkrasının birinci cümlesinde
düzenlenen kamu görevinden çıkarılan kişilerin bir daha kamu hizmetine
alınmayacaklarına ilişkin kural kapsamında açıklandığı üzere dava konusu kural
da kamu görevinden çıkarılan kişilerin özel güvenlik şirketlerinin kurucusu, ortağı ve çalışanı olmalarını engelleyerek olağanüstü hâl sonrası dönemi kapsayacak
şekilde geleceğe yönelik yasaklama getirmektedir. Ancak söz konusu tedbirin
düzenleyici işlemlerde olduğu gibi genel ve herkesi bağlayıcı bir niteliği
bulunmamaktadır. Kural olağanüstü hâl dönemindeki durumları değerlendirilerek
terör örgütleriyle ya da millî güvenliğe aykırı faaliyette bulunan yapı oluşum
veya gruplarla irtibatlı veya iltisaklı olduğu tespit edilen kişilere özgü
düzenleme getirmektedir. Başka bir ifadeyle kural, düzenleyici işlemlerde
olduğu gibi benzer durumda bulunan kişilere ve olaylara olağanüstü hâl sonrası
durumları da dikkate alınmak suretiyle uygulanacak şekilde geleceğe yönelik
hüküm ve sonuç doğurma özelliği taşımamaktadır. Dolayısıyla kurala ilişkin
Anayasa’ya uygunluk denetiminin Anayasa’nın 15. maddesi kapsamında yapılması
gerekir.
243. Özel güvenlik şirketleri ile ilgili düzenlemeler
10/6/2004 tarihli ve 5188 sayılı Özel Güvenlik Hizmetlerine Dair Kanun’da yer
almaktadır. Kanun’un 1. maddesinde, düzenlemenin amacının, kamu güvenliğini
tamamlayıcı mahiyetteki özel güvenlik hizmetlerinin yerine getirilmesine
ilişkin esas ve usulleri belirlemek olduğu ifade edilmiştir.
244. Kanun’un 5. maddesinde, şirketlerin özel güvenlik
alanında faaliyette bulunmasının İçişleri Bakanlığının iznine tabi olduğu
belirtilmiş; 6. maddesinde, kamu
güvenliğinin sağlanması yönünden 10/6/1949 tarihli ve 5442 sayılı İl İdaresi
Kanunu ile vali ve kaymakamlara verilen yetkilerin kullanılması durumunda özel
güvenlik birimi ve özel güvenlik personelinin, mülkî idare amirinin ve genel
kolluk amirinin emirlerini yerine getirmek zorunda olduğu ifade edilmiştir.
245. 5188 sayılı Kanun’un 8. maddesinde ise hangi koruma ve güvenlik hizmeti için ne miktar ve
özellikte ateşli silah bulundurulabileceğinin komisyon tarafından
belirleneceği, özel güvenlik şirketlerine,
para ve değerli eşya nakli, geçici süreli koruma ve güvenlik hizmetlerinde
kullanılmak üzere, özel güvenlik eğitimi veren kurumlara, silah eğitiminde
kullanılmak üzere, komisyonun kararı ve valinin onayı ile silah alma, kullanma
ve taşıma izni verilebileceği belirtilmiştir.
246. Kanun’un 23.
maddesinde, özel güvenlik görevlilerinin
görevleriyle bağlantılı olarak işledikleri suçlardan dolayı kamu görevlisi gibi
cezalandırılacakları, bunlara karşı görevleri dolayısıyla suç işleyenlerin kamu
görevlisine karşı suç işlemiş gibi tecziye edilecekleri hükme bağlanmıştır.
247. Yine Kanun’un 7. maddesinde, kişilerin üstlerini
dedektörle arama, eşyaları X-ray cihazından veya benzeri güvenlik
sistemlerinden geçirme, 5271 sayılı Kanun’un 90. ve 168. maddeleri gereği
yakalama, görev alanında haklarında yakalama emri veya mahkûmiyet kararı
bulunan kişileri yakalama ve arama, kişinin vücudu veya sağlığı bakımından
mevcut bir tehlikeden korunması amacıyla yakalama, eşyaları emanete alma, belli
şartlarda zor kullanma ve konutlara girme, özel güvenlik görevlilerinin
yetkileri arasında sayılmıştır.
248. Söz konusu düzenlemelere göre özel güvenlik
şirketlerinin ve çalışanlarının kamu güvenliği alanında hizmet ifa ettikleri,
çalışanlarının kendi görev sahalarında bireyler üzerinde yakalama, arama
faaliyeti icra edebildikleri, gerektiğinde silah kullanma yetkisine sahip
oldukları, özel güvenlik birimleri ve bu alandaki şirketlerin kuruluş ve
faaliyetlerinin yetkili makamların izin ve gözetimi altında gerçekleşeceği
dikkate alındığında bu şirketlerin kurucularının, ortaklarının ve
çalışanlarının diğer özel sektörde faaliyet gösteren kişi ve kuruluşlardan
farklı özellikler taşıdığı açıktır.
249. Özel güvenlik hizmetleri alanında müteşebbis ya da
çalışan olarak icra edilebilecek faaliyetler, devletin gözetimi ve denetimi
altında, belli kanuni çerçeve içinde yerine getirilmektedir. Kamu görevinden
çıkarılan kişilerin güvenlik alanında özel sektörde faaliyette bulunma imkânını ortadan
kaldıran kural, çalışma hak ve hürriyetine sınırlama getirmektedir.
250. Terör örgütlerine veya devletin millî güvenliğine
karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara iltisakı
yahut bunlarla irtibatlı oldukları gerekçesiyle kamu görevinden çıkarılan
kişilerin kamu güvenliği alanında faaliyet gösteren özel güvenlik şirketlerinde
görev almalarının yasaklanmasının millî güvenliğin sağlanması ve kamu düzeninin
korunması meşru amacına dayandığı anlaşılmaktadır.
251. Kanun’un 1. maddesinin (2) numaralı fıkrasının
birinci cümlesinin “…ve bu kişiler görev yaptıkları teşkilata yeniden kabul
edilmezler; bir daha kamu hizmetinde istihdam edilemezler, doğrudan veya
dolaylı olarak görevlendirilemezler;…” bölümüne ilişkin gerekçeler uygun
olduğu ölçüde dava konusu kural yönünden de geçerlidir. Buna göre dava konusu
kuralla Anayasa’nın 48. ve 49. maddelerinde düzenlenen çalışma hak ve
hürriyetine getirilen sınırlama olağan dönemde kanunilik şartını taşımadığı
gibi söz konusu sınırlamanın ölçülülük ilkesine uygun olduğu da söylenemez. Bu
nedenle kuralın olağanüstü dönemlerde temel hak ve hürriyetlerin
kullanılmasının durdurulması ve sınırlanmasını düzenleyen Anayasa’nın 15.
maddesi kapsamında incelenmesi gerekir.
252. Kişilerin özel güvenlik alanında gösterdiği
faaliyetlerin kamu güvenliği ile doğrudan bir ilgisi bulunmaktadır. Nitekim
kanun koyucu bu alanda faaliyette bulunmak veya çalışmak isteyen kişi ve
kuruluşlara ilişkin belirli şartlar öngörmüş, bunları yetkili makamların iznine
tabi kılmıştır. Kanun koyucunun anılan hususları gözeterek özel güvenlik
alanında faaliyette bulunmak isteyen bireylere yönelik tedbir almasında,
istihdamla ilgili şartları belirlemesinde takdir yetkisinin bulunduğu açıktır.
Bunun bir gereği olarak kimlerin özel güvenlik şirketlerinin kurucusu, ortağı
ya da çalışanı olacağına yönelik düzenlemeler yapılması doğaldır. Dolayısıyla
kuralın millî güvenliğin sağlanması ve kamu düzeninin korunması amacına ulaşmada elverişli ve gerekli olduğu söylenebilir.
253. Bunun
yanında kuralda öngörülen tedbirin her bir
birey yönünden hukuka uygunluğunun denetlenmesi için ilgili kanunlarda yeterli
güvencelere yer verilmiştir. Başka bir ifadeyle bireyselleştirme yapılmadan
uygulanan tedbirin her bir birey yönünden hukuka uygunluğunun denetlenmesi için
Komisyon ve idare mahkemesine başvuru imkânı getirilmek suretiyle etkili idari
ve yargısal güvenceler sağlanmıştır. Buna
göre keyfiliğe yol açabilecek uygulamalara karşı Kanun’da gerekli güvencelerin
bulunduğu anlaşılmaktadır.
254. Bu itibarla darbe girişimiyle devletin demokratik düzenine açık
ve yakın bir tehlike oluşturan terör örgütleri veya devletin millî
güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya
gruplarla mücadele etmek amacıyla olağanüstü hâl
koşullarında Kanun’a ekli (1) sayılı listeyle kamu görevinden çıkarılan
kişilerin, özel güvenlik şirketlerinin
kurucusu, ortağı ve çalışanı olamayacaklarını öngören kuralın, demokratik anayasal düzenin ve kamu
güvenliğinin korunması amacı bakımından kişilerin çalışma hak ve hürriyetine durumun gerektirdiği ölçüyü aşacak şekilde bir sınırlama getirdiği söylenemez.
255. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 15., 40., 48., 49.,
118. ve 119. maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir.
Kuralla ilgili Anayasa’nın Başlangıç kısmı ile 8., 9.,
17., 20., 36. ve 125. maddeleri çerçevesinde ileri sürülen aykırılık iddiaları
Anayasa’nın 15., 40., 48., 49., 118. ve 119. maddeleri kapsamında ele
alındığından anılan hükümler yönünden ayrıca inceleme yapılmasına gerek
görülmemiştir.
Kuralın Anayasa’nın 23., 35., 38., 70., mülga 91., mülga
121., 128., 129. ve 130. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.
i. Kanun’un 1. Maddesinin (2) Numaralı Fıkrasının
Dördüncü ve Beşinci Cümleleri
256. 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesi uyarınca kurallar
ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 40. maddesi yönünden de incelenmiştir.
257. Kurallar, Kanun’a ekli (1) sayılı liste ile kamu
görevinden çıkarılan kişiler hakkında görev yaptıkları bakanlıklar ve
kurumlarınca ilgili pasaport birimine derhal bildirimde bulunulacağını, bu
bildirim üzerine bu kişilerin pasaportlarının iptal edileceğini hükme
bağlamaktadır.
258. 5682 sayılı Kanun’un 2.
maddesinde, Türk vatandaşlarının Türkiye’den çıkabilmeleri için usulüne uygun,
muteber bir pasaport veya bunun yerine geçen bir belge ibraz etmeleri gerektiği
ifade edilerek bu belgelerin Türk vatandaşlarının ülkeden çıkabilmesinin
gerekli ve zorunlu bir şartı olduğu belirtilmiştir. Kanun’un 12. maddesinde
pasaport türleri ile pasaport yerine geçecek belgelere ilişkin hususlar
ayrıntılı olarak düzenlenmiştir.
259. Kanun’un 12/A maddesinde, genel seyahat amaçlı
düzenlenen ve tüm Türk vatandaşlarının edinebileceği “umuma mahsus pasaport”
ile görev amaçlı düzenlenen “diplomatik pasaport”, “hususi damgalı
pasaport”, “hizmet damgalı pasaport” ve yabancılar için
düzenlenebilen “yabancılara mahsus pasaport” olmak üzere beş ayrı
nitelikte pasaport öngörülmüştür.
260. Dava konusu
kurallarda öngörülen tedbirin olağanüstü hâlin ilanına sebep olan tehdit veya
tehlikelerin bertaraf edilmesine yönelik olduğu açıktır. Kuralların Anayasa’nın olağanüstü dönem için
öngördüğü denetim rejimine tabi olabilmesi için gerekli olan olağanüstü hâl süresiyle sınırlı uygulanıp uygulanmadığı
şartı yönünden ayrıca değerlendirilmesi gerekir.
261. Kurallarda öngörülen tedbir, olağanüstü hâli
gerektiren tehlikenin bertaraf edilmesi amacına yönelik olarak bu dönemde
uygulanmış hüküm ve sonuçlarını doğurmuştur. Kuralların ortaya çıkardığı
sonuçların olağanüstü hâlden sonraki süreçte de devam etmesi bu dönemde
uygulanma özelliğini aşan bir niteliğe sahip olduğu anlamına gelmemektedir.
Kurallar Resmî Gazete’de yayımlanmak suretiyle defaten uygulanmış ve neticesini
meydana getirerek tükenmiştir. Dolayısıyla
kurallara ilişkin Anayasa’ya uygunluk denetiminin Anayasa’nın 15. maddesi
kapsamında yapılması gerekir.
262. Anayasa’nın “Yerleşme ve seyahat hürriyeti” başlıklı 23.
maddesinde herkesin yerleşme ve seyahat hürriyetine sahip olduğu, seyahat
hürriyetinin suç soruşturma ve kovuşturması sebebiyle ve suç işlenmesini
önlemek amaçlarıyla kanunla sınırlanabileceği, vatandaşın yurt dışına çıkma
hürriyetinin ancak suç soruşturması veya kovuşturması sebebiyle hâkim
kararıyla sınırlanabileceği hüküm altına alınmıştır.
263. Seyahat hürriyetinin bir görünümü olan yurt dışına çıkma
hürriyetinin düzenlendiği Anayasa’nın 23. maddesinin üçüncü fıkrası
7/5/2010 tarihli ve 5982 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı
Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’la değiştirilmiş ve madde
bugünkü şeklini almıştır. Söz konusu Anayasa değişikliğinin gerekçesinde “Maddede
yapılan değişiklikle, idare tarafından, vatandaşın yurt dışına çıkma
hürriyetinin sınırlandırılmasına son verilmekte; yurt dışına çıkma
hürriyetinin, sadece suç soruşturması veya kovuşturması sebebiyle ve hâkim
kararına bağlı olarak sınırlandırılabilmesi ilkesi benimsenmektedir”
denilmek suretiyle vatandaşın yurt dışına çıkma hürriyetinin sınırlanmasında idareye
herhangi bir takdir yetkisinin tanınmamasının ve sınırlamanın ancak hâkim
kararı ile yapılabilmesinin amaçlandığı anlaşılmaktadır.
264. Maddenin ikinci fıkrasında genel anlamda seyahat hürriyetinin
sınırlandırılmasında suç soruşturması ve kovuşturması ile suç işlenmesini önlenmesi şeklinde
iki neden zikredilirken bu fıkra kapsamında hâkim kararı güvencesi
öngörülmemiş, üçüncü fıkrada ise özel olarak vatandaşın yurt dışına çıkma
hürriyetinin tek bir sebeple yani suç soruşturması veya kovuşturması sebebiyle
sınırlanabileceği ve bunun ancak hâkim kararına bağlı olarak yapılabileceği
hüküm altına alınmıştır.
265. Yurt dışına çıkma özgürlüğü sadece Anayasa’nın 23.
maddesinde belirtilen nedenlerle sınırlandırılabilecektir. Başka bir ifadeyle
Anayasa koyucu, yurtdışına çıkma hürriyetinin ancak suç soruşturması veya
kovuşturması nedeniyle ve hakim kararı ile kısıtlanabileceğini belirlemiştir.
266. Dava konusu kurallarda ise kamu görevinden çıkarılan
kişilerin bir suç soruşturması ya da kovuşturması nedeniyle hâkim kararı
şartına bağlı olmaksızın ilgili bakanlık ve kurumca yapılan bildirim üzerine
pasaportlarının iptal edileceği belirtilerek idari bir tasarrufla kişilerin
yurtdışına çıkma hürriyetine sınırlama getirilmektedir.
267. Hâkim kararına dayanmaksızın kişilerin pasaportunun
iptal edilmesine imkân tanıyan kurallar, olağan dönemde Anayasa’nın 23.
maddesinin üçüncü fıkrasındaki seyahat özgürlüğü için öngörülen güvencelerle
bağdaşmamaktadır. Bu nedenle kuralların olağanüstü dönemlerde temel hak ve
hürriyetlerin kullanılmasının durdurulması ve sınırlanmasını düzenleyen
Anayasa’nın 15. maddesi kapsamında incelenmesi gerekir.
268. Seyahat özgürlüğü, olağanüstü hâl yönetiminin
benimsendiği dönemlerde Anayasa’nın 15. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan,
dokunulması yasaklanmış çekirdek haklar arasında bulunmamaktadır. Dolayısıyla
bu hak yönünden olağanüstü hâllerde Anayasa’daki güvencelere aykırı tedbirlerin
alınması mümkündür. Ayrıca anılan hak, Türkiye’nin taraf olduğu milletlerarası
sözleşmelerde olağanüstü dönemlerde de korunmaya devam eden güvenceler
kapsamında değildir.
269. Seyahat özgürlüğüne olağanüstü dönemlerde kullanılmasının
kısmen veya tamamen durdurulması veya bunlar için Anayasa’da öngörülen
güvencelere aykırı tedbirler alınabilmesi Anayasa’nın 15. maddesi uyarınca
mümkün olmakla birlikte bu husus, yapılacak düzenlemelerde sınırsız bir takdir
yetkisi tanındığı anlamına gelmemektedir. Anılan maddede olağanüstü hâllerde
durumun gerektirdiği ölçüde söz konusu düzenlemelerin yapılabileceği
belirtilmiştir. Bu nedenle seyahat özgürlüğüne getirilen sınırlamanın
Anayasa’nın 15. maddesi kapsamında durumun gerektirdiği ölçüde olduğunun
kabul edilebilmesi bunu aşan keyfi müdahalelere izin verilmemesi gerekir.
270. Darbe girişimini gerçekleştiren ya da millî
güvenliğe aykırı faaliyetlerde bulunan bir örgüt veya oluşumla bağlantısı
olduğu değerlendirilen kamu görevlilerinin pasaportlarının iptalini öngören
kuralların olağanüstü hâlin ilanına neden olan tehdit veya tehlikenin bertaraf
edilmesiyle ilgili olduğu açıktır. Kuşkusuz devletin demokratik düzene tehdit
oluşturan durumları bertaraf etmek için başvuracağı araçların kapsamını,
içeriğini belirlemede geniş bir takdir yetkisi bulunmaktadır.
271. Bunun yanında durumun gerektirdiği ölçünün
kapsam ve sınırlarının belirlenmesinde kurallarda öngörülen tedbire karşı
sağlanan idari ve yargısal güvencelerle birlikte sürecin bütününün dikkate
alınması gerekir. Hangi şart ve durumda olursa olsun bir temel hak ve özgürlüğe
sınırlandırma getiren düzenlemeye karşı bireylere etkili başvuru yolunun
tanınmaması, tedbiri ölçülülük boyutundan uzaklaştırır. Bu, keyfiliğe karşı hukukun mutlak üstünlüğünü öngören
hukuk devleti ilkesinin zorunlu bir sonucu olduğu gibi Anayasa’nın 40.
maddesinin de bir gereğidir.
272. 7075
sayılı Kanun’un geçici 4. maddesiyle kamu görevinden çıkarmaya bağlı olarak
uygulanan ilave tedbirlere karşı idari ve yargısal başvuru yolları öngörülmekte
ise de söz konusu düzenlemede 5682 sayılı Kanun’un ek 7. maddesi saklı
tutulmuştur.
273. 5682 sayılı Kanun’un ek 7. maddesinde, genel olarak
millî güvenliğe tehdit oluşturduğu tespit edilen yapı, oluşum veya gruplara ya
da terör örgütlerine üyeliği veya iltisakı ya da bunlarla irtibatı nedeniyle
olağanüstü hâl kapsamında kabul edilen kanunlar uyarınca kamu görevinden
çıkarılmaları veya rütbelerinin alınmasına bağlı olarak pasaportları iptal
edilenler ile haklarında pasaport verilmemesine yönelik idari işlem tesis
edilenlere, maddede belirtilen şartları sağlamaları kaydıyla kolluk
birimlerince yapılacak araştırma sonucuna göre İçişleri Bakanlığınca pasaport
verilebileceği hüküm altına alınmakta iken Anayasa Mahkemesinin 3/6/2021
tarihli ve E.2019/114, K. 2021/36 sayılı kararı ile anılan maddenin iptaline,
iptal kararının Resmî Gazete’de yayımlandığı 14/7/2021 tarihinden itibaren bir
yıl sonra yürürlüğe girmesine karar verilmiştir.
274. Söz konusu hükmün iptal edilmiş olması dava konusu
kurallar kapsamında pasaport iptalleriyle ilgili herhangi bir başvuru yolunun
bulunmadığı anlamına gelmektedir. Diğer bir ifadeyle maddenin iptali, pasaportu
iptal edilenlere karşı 7075 sayılı Kanun’un geçici 4. maddesinde öngörülen
idari ve yargısal yollara başvuru imkânını sağlamamaktadır. Dolayısıyla kamu
görevinden çıkarılarak pasaportları iptal edilen kişilerin söz konusu tedbire
karşı başvuracakları etkili bir denetim mekanizması bulunmamaktadır.
275. Bu itibarla darbe girişimiyle devletin demokratik
düzenine açık ve yakın bir tehlike oluşturan terör örgütleri veya devletin
millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya
gruplarla mücadele etmek amacıyla olağanüstü hâl koşullarında Kanun’a ekli (1)
sayılı listeyle kamu görevinden çıkarılan kişilerin pasaportlarının iptal
edileceğini öngören kurallar,
kişilerin seyahat hürriyetine olağanüstü dönemde durumun gerektirdiği ölçüyü
aşan bir sınırlama getirmektedir.
276. Açıklanan nedenlerle kurallar Anayasa’nın 15., 23.
ve 40. maddelerine aykırıdır. İptalleri gerekir.
Muammer TOPAL ve Basri BAĞCI bu görüşe katılmamışlardır.
Kurallar Anayasa’nın 15., 23. ve 40.
maddelerine aykırı görülerek iptal edildiğinden ayrıca Anayasa’nın Başlangıç kısmı ile 8., 9., 17., 20., 35., 36., 38., 48.,
49., 70., mülga 91., mülga 121., 125., 128., 129. ve 130. maddeleri yönünden incelenmemiştir.
j. Kanun’un 1. Maddesinin (3) Numaralı Fıkrası
277. 6216 sayılı Kanun’un 43.
maddesi uyarınca kural ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 40., 118. ve 119. maddeleri
yönünden de incelenmiştir.
278. Kural, Kanun’a ekli (1) sayılı liste ile kamu görevinden çıkarılan
kişilerin varsa uhdelerinde taşımış
oldukları büyükelçi, vali gibi unvanları ve müsteşar, kaymakam ve benzeri
meslek adlarını ve sıfatlarını kullanamayacaklarını, bu unvan, sıfat ve meslek
adlarına bağlı olarak sağlanan haklardan yararlanamayacaklarını hükme
bağlamaktadır.
279. Kuralın olağanüstü hâlin ilanına neden olan tehdit
ve tehlikelerin bertaraf edilmesine yönelik bir düzenleme olduğu açıktır.
Yukarıda Kanun’un 1. maddesinin (2) numaralı fıkrasının birinci cümlesinde
düzenlenen kamu görevinden çıkarılan kişilerin bir daha kamu hizmetine
alınmayacaklarına ilişkin kural kapsamında açıklandığı gibi dava konusu kural
da kamu görevinden çıkarılan kişilerin
meslekten kaynaklanan mesleki ad, unvan ve sıfatların kullanılmasını
engelleyerek olağanüstü hâl sonrası dönemi kapsayacak şekilde geleceğe yönelik
yasaklama getirmektedir. Ancak söz konusu tedbirin, düzenleyici işlemlerde
olduğu gibi genel ve herkesi bağlayıcı bir niteliği bulunmamaktadır. Kural
olağanüstü hâl dönemindeki durumları değerlendirilerek terör örgütleriyle ya da
millî güvenliğe aykırı faaliyette bulunan yapı oluşum veya gruplarla irtibatlı
veya iltisaklı olduğu tespit edilen kişilere özgü düzenleme getirmektedir. Başka
bir ifadeyle kural, düzenleyici işlemlerde olduğu gibi benzer durumda bulunan
kişilere ve olaylara olağanüstü hâl sonrası durumları da dikkate alınmak
suretiyle uygulanacak şekilde geleceğe yönelik hüküm ve sonuç doğurma özelliği
taşımamaktadır. Dolayısıyla kurala ilişkin Anayasa’ya uygunluk denetiminin
Anayasa’nın 15. maddesi kapsamında yapılması gerekir.
280. Kişilerin
mesleklerine bağlı olarak sahip oldukları sıfat ve unvanları kullanmaları ve
bunlardan kaynaklanan haklardan yararlanmalarının engellenmesi özel hayatlarını
etkileyebilir. Kural, kamu görevinden çıkarılan kişilerin varsa uhdelerinde
taşımış oldukları büyükelçi, vali gibi unvanları ve müsteşar, kaymakam ve
benzeri meslek adlarını ve sıfatlarını kullanamayacaklarını, bu unvan, sıfat ve
meslek adlarına bağlı olarak sağlanan haklardan yararlanamayacaklarını
öngörmekle Anayasa’nın 20. maddesinde düzenlenen
kişilerin özel hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sınırlama
getirmektedir.
281. Kanun’un 1. maddesinin (2) numaralı fıkrasının
birinci cümlesinin “Birinci fıkra gereğince kamu görevinden çıkarılan
kişilerin, mahkumiyet kararı aranmaksızın rütbe…alınır.” bölümüne ilişkin
açıklanan gerekçeler uygun olduğu ölçüde dava konusu kural yönünden de
geçerlidir.
282. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 15., 20.,
40., 118. ve 119. maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir.
Kuralla ilgili Anayasa’nın Başlangıç kısmı ile 8., 9.,
17., 35., 36., 70., 125., 128., 129. ve 130. maddeleri çerçevesinde ileri
sürülen aykırılık iddiaları, Anayasa’nın 15., 20., 40., 118. ve 119. maddeleri
kapsamında ele alındığından anılan hükümler yönünden ayrıca inceleme
yapılmasına gerek görülmemiştir.
Kuralın Anayasa’nın 23., 38., 48., 49., mülga 91. ve
mülga 121. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.
E. Kanun’un 3. Maddesinin ve Ekli (4) Sayılı Listenin
İncelenmesi
1. Anlam ve Kapsam
283. Kanun’un dava konusu 3. maddesinde, 4/6/1937 tarihli ve 3201 sayılı Emniyet Teşkilat
Kanunu’nun 55. maddesinin on dokuzuncu ve yirminci fıkraları ile geçici 27.
maddesi uyarınca resen emekliye sevk edilenler ile kendi isteğiyle emekli
olanlar veya Emniyet Teşkilatı Disiplin Tüzüğü hükümlerine göre meslekten veya
devlet memurluğundan çıkarılanlar ve müstafi sayılanlardan, millî güvenliğe
tehdit oluşturduğu tespit edilen FETÖ/PDY terör örgütüne aidiyeti, iltisakı
veya bunlarla irtibatı olan emekli emniyet teşkilatı personeli hakkında
uygulanacak tedbirler düzenlenmiş, dava konusu ek (3) sayılı listede de
haklarında tedbir uygulanan kişilerin isim ve soy isimlerine yer verilmiştir.
284. Maddenin birinci cümlesinde, madde kapsamında
nitelikleri belirtilen emekli emniyet teşkilatı mensuplarından millî güvenliğe
tehdit oluşturduğu tespit edilen FETÖ/PDY terör örgütüne aidiyeti, iltisakı
veya bunlarla irtibatı olan ve Kanun’a ekli (4) sayılı listede yer alan
kişilerin rütbelerinin alınacağı öngörülmüştür.
285. Maddenin ikinci ve üçüncü cümlelerinde, rütbeleri
alınan kişilerin görev yaptıkları teşkilata ve kamu görevlerine yeniden kabul
edilmeyecekleri, doğrudan veya dolaylı olarak görevlendirilemeyecekleri,
uhdelerinde taşımış oldukları mesleki unvanları ve sıfatlarını
kullanamayacakları, bu unvan ve sıfatlarına bağlı olarak sağlanan haklardan
yararlanamayacakları, uhdelerinde bulunan her türlü mütevelli heyet, kurul, komisyon,
yönetim kurulu, denetim kurulu, tasfiye kurulu üyeliği ve sair görevlerinin
sona ermiş sayılacağı belirtilmiştir.
286. Maddenin dördüncü ve beşinci cümlelerinde ise
rütbeleri alınan kişilerin silah ruhsatları, emekli polis kimlikleri, gemi
adamı belgeleri, pilot lisansları ve ilgili pasaport birimlerince
pasaportlarının iptal edileceği, bu kişilerin özel güvenlik şirketlerinin
kurucusu, ortağı ve çalışanı olamayacakları hüküm altına alınmıştır.
287. 29/4/2015 tarihli Emniyet Hizmetleri Sınıfı Personeli
Rütbe Terfileri ve Değerlendirme Kurullarının Çalışma Usul ve Esaslarına
İlişkin Yönetmelik’in 5. maddesinde, emniyet teşkilatında rütbeler; sınıf üstü emniyet müdürü, birinci sınıf emniyet müdürü,
ikinci, üçüncü, dördüncü sınıf emniyet müdürü, emniyet amiri, başkomiser,
komiser, komiser yardımcısı, kıdemli başpolis memuru, başpolis memuru ve polis
memuru olarak tasnif edilmiştir.
288. Kurallar
kapsamında, emniyet teşkilatından farklı
nedenlerle ayrılan 1. sınıf emniyet müdürü beş, 2. sınıf emniyet müdürü on bir,
3. sınıf emniyet müdürü iki, 4. sınıf emniyet müdürü üç, emniyet amiri altı,
baş komiser beş, komiser 11, komiser yardımcısı altı, baş polis 31, polis 154,
sivil personel altı olmak üzere toplam 242 kişinin rütbelerinin alınmasına ve
haklarında ilave tedbirler uygulanmasına karar verilmiştir.
289. 3201 sayılı
Kanun’un 55. maddesinin on dokuzuncu ve yirminci fıkraları ile geçici 27.
maddelerinde emniyet hizmetleri sınıfında değişik rütbe ve görevlerde bulunan
personelin kadrosuzluk nedeniyle emekliye sevk edilmesine ilişkin usul ve
esaslar düzenlenmiştir.
290. Emniyet teşkilatı personeline ilişkin disiplin
hükümleri 24/4/1979 tarihli ve 16618 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak
yürürlüğe giren 23/3/1979 tarihli ve 7/17339 sayılı Bakanlar Kurulu kararı ile
çıkarılan Emniyet Teşkilatı Disiplin Tüzüğü kapsamında düzenlenmiş, olağanüstü
hâl sürecinde çıkarılan 31/1/2018 tarihli ve
7068 sayılı Genel Kolluk Disiplin Hükümleri Hakkında Kanun Hükmünde
Kararnamenin Kabul Edilmesine Dair Kanunla söz konusu hükümler yeniden ihdas
edilmiştir.
291. 7068 sayılı Kanun’un geçici birinci maddesinde,
maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce 14/7/1965
tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanun’u, 31/1/2013 tarihli ve 6413
sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Disiplin Kanun’u ve 3201 sayılı Kanun ile
Emniyet Teşkilatı Disiplin Tüzüğü hükümlerine göre resen veya yetkili disiplin
kurullarınca verilmiş olan disiplin cezalarının 7068 sayılı Kanun hükümleri
uyarınca verilmiş sayılacağı belirtilmiştir.
292. 7068 sayılı Kanun’un 8. maddesinde meslekten
çıkarma, 9. maddesinde ise devlet memurluğundan çıkarma hâlleri düzenlenmiştir.
Yine Emniyet Teşkilatı Disiplin Tüzüğü’nün 8. maddesinde meslekten çıkarmayı,
9. maddesinde ise memurluktan çıkarmayı gerektiren durumlar sayılmıştır.
293. 7068 sayılı Kanun
ve Emniyet Teşkilatı Disiplin Tüzüğü’nün 9. maddesinde, memurluktan çıkarma
cezası için 657 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanacağı ifade edilmiş; ayrıca
7068 sayılı Kanun’un 9. maddesinin (a) bendinde, ülkenin bağımsızlığını
zedelemeye, bütünlüğünü bozmaya ve millî güvenliği tehlikeye düşürmeye yönelik
herhangi bir faaliyette bulunmak veya aynı nitelikte faaliyet gösteren herhangi
bir harekete, gruplaşmaya, vakıf, dernek ve benzeri teşekküle katılmak, bunlara
yardım etmek veya bu yapılarla ilişki içerisinde bulunmak fiilinin kanun
kapsamında devlet memurluğundan çıkarma cezası yaptırımına tabi olduğu
belirtilmiştir.
294. 657 sayılı Kanun’un 125. maddesinde, disiplin cezaları
düzenlenmiş; maddenin birinci fıkrasının (E) bendinde, devlet memurluğundan
çıkarılma cezasını gerektiren hâller tek tek sayılmıştır. Bendin (l) alt bendinde, terör örgütleriyle eylem birliği içinde
olmak, bu örgütlere yardım etmek, kamu imkân ve kaynaklarını bu örgütleri
desteklemeye yönelik kullanmak ya da kullandırmanın, bu örgütlerin
propagandasını yapmanın memurluktan çıkarma cezasını gerektiren durumlar olduğu
belirtilmiştir.
295. 657 sayılı Kanun’un 94. maddesinde ise devlet memurunun
bağlı olduğu kuruma yazılı olarak müracaat etmek suretiyle memurluktan çekilme
isteğinde bulunabileceği, mezuniyetsiz veya kurumlarınca kabul edilen mazereti
olmaksızın görevi terk etmesi ve bu terkin kesintisiz on gün devam etmesi
hâlinde yazılı müracaat şartı aranmaksızın çekilme isteğinde bulunmuş
sayılacağı belirtilmiştir.
2. İptal Taleplerinin Gerekçesi
296. Dava dilekçesinde özetle; kuralların Kanun’un 1.
maddesi ile ekli (1) sayılı listeye yönelik gerekçelerle Anayasa’nın Başlangıç
kısmı ile 8., 9., 13., 15., 17., 20., 23., 35., 36., 38., 48., 49., 70., mülga
91., mülga 121., 125., 128. ve 129. maddelerine aykırı olduğu ileri
sürülmüştür.
3. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
a. Kanun’un 3. Maddesinin Birinci Cümlesi, Dördüncü
Cümlesinde Yer Alan “…emekli polis kimlikleri, …” İbaresi ve Ek (4)
Sayılı Liste
297. 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesi uyarınca kurallar ilgisi nedeniyle Anayasa’nın
40. ve 119. maddeleri yönünden de incelenmiştir.
298. Dava konusu kurallarda, millî güvenliğe tehdit
oluşturduğu tespit edilen FETÖ/PDY terör örgütüne aidiyeti, iltisakı veya
bunlarla irtibatı olan ve ekli (4) sayılı listede yer alan emniyet teşkilatı
personelinin rütbelerinin alınacağı ve emekli polis kimliklerinin iptal
edileceği hükme bağlanmıştır.
299. Kurallarda öngörülen rütbelerin alınması ve emekli
polis kimliklerinin iptal edilmesine yönelik tedbirlerin olağanüstü hâl ilanına
neden olan tehdit veya tehlikenin bertaraf edilmesine yönelik olup olmadığının
değerlendirilmesi için emekli emniyet teşkilatı personeli sıfatının, kişilere
ne tür avantajlar sağladığı ve bunun millî güvenlik aleyhine faaliyetlerde
bulunmayı kolaylaştırıcı bir etkisinin bulunup bulunmadığı ve bu doğrultuda
kişilere tedbir uygulanmasının hangi ölçüde olağanüstü hâlin ilanına sebep olan
tehdit veya tehlikenin bertaraf edilmesi amacına hizmet edebileceği hususunun
incelenmesi gerekir.
300. Doğrudan kamu otoritesini kullanma yetkisi olmasa da
FETÖ/PDY’nin hiyerarşik yapısı, bağlılık ve sadakat gibi unsurlar dikkate
alındığında millî güvenlik aleyhine faaliyette bulunmak isteyen örgüt
bağlantılı emekli emniyet teşkilatı personeli olan bir kişinin bu sıfatın
sağlayacağı avantajları örgüt menfaatleri doğrultusunda kullanabilmesi
mümkündür. Emniyet teşkilatı personeli unvanına sahip olmanın, kişiler ve
devlet nezdinde güven oluşturmada etkili bir araç olarak kullanılabileceği ve
bu güvenin devlet ve kamu güvenliği aleyhine bazı faaliyetlerde bulunmayı
kolaylaştıracağı söylenebilir.
301. Kurallarla emekli emniyet teşkilatı mensubu
kişilerin rütbeleri alınırken bu sıfatın sağladığı avantajlar ortadan
kaldırılmaktadır. Nitekim emniyet teşkilatından emekli olmak, kişilere 6136
sayılı Kanun kapsamında kamu görevlisi silah taşıma ruhsatına sahip olma, pilot
lisansı, dalgıçlık sertifikasına sahip olma, özel güvenlik
sertifikasına sahip olma, emekli emniyet mensubu kimliğine bağlı olarak sosyal
tesislerden yararlanma gibi birtakım haklar sağlamaktadır.
302. Dolayısıyla
kurallarda yer alan tedbirler bir bütün olarak değerlendirildiğinde emekli
emniyet teşkilatı personeli olanların rütbelerinin
alınması ve emekli polis kimliğinin iptalinin olağanüstü hâlin ilanına sebep
olan tehdit veya tehlikelerin bertaraf edilmesi amacına yönelik olmadığı
söylenemez. Öte yandan kurallarda öngörülen tedbirler defaten uygulanmış ve
neticesini meydana getirerek tükenmiştir. Dolayısıyla kurallara ilişkin
Anayasa’ya uygunluk denetiminin Anayasa’nın 15. maddesi kapsamında yapılması
gerekir.
303. Kurallar kapsamında rütbeleri
alınarak polis kimliği iptal edilen emekli emniyet teşkilatı personelinin
bunların sağladığı haklardan yararlanma, bu sıfatların sağlayacağı sosyal statü
gibi kazanımlarına son verilmiştir. Özel hayata saygı hakkı, bireyin diğer
insanlarla ve dış dünyayla iletişim kurma hakkını yani sosyalleşme hakkını da
kapsar. Bireyin sosyalleşmesinin temel araçlarından olan iş ya da mesleki
faaliyetleri ya da bunların kazanımlarının, kişinin yaşamına katacağı değer
(meslek yaşamında elde edilen unvana bağlı olan statü vs.) özel hayata saygı
hakkı bağlamında oldukça önemli bir yer tutar. Bu yönüyle emeklilik statüsü ile
kişinin meslek yaşamı arasında sıkı bir bağ bulunmaktadır. Ayrıca kişilerin
daha önceki mesleki faaliyetleri kapsamında elde ettiği kazanımlarının yok edilmesi,
buna bağlı ileriye yönelik birtakım faaliyetlerde bulunma imkânını da
(mesleğine bağlı bir alanda iş kurma, çalışma vs. gibi) ortadan kaldırabilir.
Bu açıdan kurallarda öngörülen tedbirlerin Anayasa’nın 20. maddesinde güvence
altına alınan özel hayata saygı gösterilmesini isteme hakkıyla yakından ilgili
olduğu ve bu hakka sınırlama getirdiği açıktır.
304. Milli güvenliğe tehdit oluşturduğu tespit edilen
FETÖ/PDY terör örgütüne aidiyeti, iltisakı veya irtibatı olduğu gerekçesiyle
emekli emniyet teşkilatı personelinin rütbelerinin alınmasını ve emekli polis
kimliklerinin iptalini öngören kuralların milli güvenlik ve kamu düzeninin
sağlanmasına yönelik meşru bir amacının bulunduğu anlaşılmaktadır.
305. Kuralların
Anayasa’nın 13. maddesindeki kanunilik şartı yönünden değerlendirilmesinde,
Kanun’un 1. maddesinde düzenlenen kamu görevinden çıkarma tedbirinden farklı
olarak iltisak ve irtibat terimleri yanında aidiyet ibaresi
kullanılmıştır. Türk Dil Kurumu Sözlüğü’ne göre aidiyet, ilişkinlik ve ilgi
anlamına gelmektedir. Söz konusu kavramın kapsam ve sınırları durum ve şartlara
göre yargı içtihatlarıyla tespit edilebilecek niteliktedir. Bu nedenle anılan
kavramın belirsiz olduğu söylenemez.
306. Kanun’un 1. maddesinin (1) numaralı fıkrasının
birinci cümlesinin “…üyeliği, mensubiyeti veya…” ibaresi dışında kalan
kısmı ile (2) numaralı fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “…ve/veya
memuriyetleri…” ibaresi ve Kanun’a ekli (1) sayılı listeye ilişkin
açıklanan gerekçeler uygun olduğu ölçüde dava konusu kurallar yönünden de
geçerlidir.
307. Buna göre millî güvenliğe tehdit oluşturduğu tespit
edilen FETÖ/PDY terör örgütüne aidiyeti, iltisakı veya bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen kişilerin usulüne uygun bir
soruşturma yapılmadan haklarındaki isnatlarla ilgili savunma ve delil sunma
hakkı tanınmadan liste yöntemiyle rütbelerinin alınması ve emekli polis
kimliklerinin iptal edilmesini öngören kurallarla Anayasa’nın 20. maddesinde
düzenlenen özel hayata saygı gösterilmesini isteme hakkına getirilen sınırlama,
olağan dönemde kanunilik şartını taşımadığı
gibi söz konusu sınırlamanın demokratik toplum düzeninin gereklerine ve
ölçülülük ilkesine uygun olduğu da söylenemez. Bu nedenle kuralların olağanüstü
dönemlerde temel hak ve hürriyetlerin kullanılmasının durdurulması ve
sınırlanmasını düzenleyen Anayasa’nın 15. maddesi kapsamında incelenmesi
gerekir.
308. Kurallarda öngörülen tedbirler kapsam
itibarıyla ele alındığında emniyet teşkilatından farklı rütbelerde emekliye
ayrılan personelin rütbeleri alınmış ve emekli polis kimlikleri iptal
edilmiştir.
309. FETÖ/PDY gibi
bir örgütün kendi çıkarlarını gerçekleştirmek adına her bir mensubundan etkili
bir şekilde yararlandığı ve örgüt amaçları doğrultusunda bu kişileri etkili bir
şekilde organize edebildiği hususu dikkate alındığında düşük rütbeli bir polis
memuru emeklisi ile 1. sınıf emniyet müdürlüğünden emekli olan emniyet mensubu
arasında millî güvenliğe tehlike oluşturması açısından önemli bir fark
bulunmadığı anlaşılmaktadır.
310. Buna göre FETÖ/PDY ile iltisak, irtibat veya aidiyet
bağı olan emekli emniyet teşkilatı personelinin hangi sıfatla emekli olduğuna
bakılmaksızın tedbir kapsamına alınmasında objektif, kabul edilebilir
nedenlerin bulunduğu anlaşılmaktadır. Dolayısıyla tedbirin her rütbeden emekli polis memuruna uygulanarak kuralın
kendi içinde kapsamının geniş tutulmasının, millî
güvenlik ve kamu düzeninin korunması bakımından elverişli ve gerekli olduğu
söylenebilir.
311. Kamu güvenliğinin sağlanmasında hayati öneme sahip
kurumlardan birisi olan emniyet teşkilatında farklı pozisyonlarda görev yapıp
emekli olan ve örgütle bağlantısını devam ettiren emekli bir personelin,
örgütün görevde olsun ya da olmasın tüm mensup ve bağlılarını, belli bir
hiyerarşi içerisinde organize etme potansiyeline sahip olduğu da dikkate
alındığında söz konusu sıfattan kaynaklanan hakların millî güvenlik aleyhine
birtakım faaliyetlerin icrasında kullanması mümkündür.
312. Kurallar kapsamında haklarında tedbir uygulanması
gerekenlerin tespit edilerek listelerin hazırlandığı ve bunların Bakanlar
Kurulunca değerlendirilerek rütbelerinin alınmasına karar verildiği, bu kişiler
hakkında herhangi bir idari soruşturmanın yapılmadığı anlaşılmaktadır. Bu
yönüyle kuralların yöntem açısından da Anayasa’nın 15. maddesi kapsamında durumun
gerektirdiği ölçüde olup olmadığının değerlendirilmesi gerekir.
313. Bu hususta yönteme ilişkin olarak Kanun’un 1. maddesinin (1) numaralı fıkrasının birinci
cümlesinin “…üyeliği, mensubiyeti veya…” ibaresi dışında kalan kısmı ile
(2) numaralı fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “…ve/veya
memuriyetleri…” ibaresi ve Kanun’a ekli (1) sayılı listeye ilişkin
Anayasa’nın 15. maddesi kapsamında açıklanan gerekçeler dava konusu kurallar
yönünden de geçerlidir.
314. Buna göre, darbe
girişimiyle devletin demokratik düzenine açık ve yakın bir tehlike oluşturan
FETÖ/PDY terör örgütü ile mücadele etmek amacıyla olağanüstü hâl koşullarında
olağan usullerin ötesinde bir uygulamayla liste usulüne göre emekli emniyet
teşkilatı personelinin rütbelerinin alınması ve emekli polis kimliğinin
iptalini öngören kuralların olağanüstü hâle neden olan şartlar ve özellikle
bireyselleştirmeyi sağlamaya elverişli idari ve yargısal başvuru imkânları
dikkate alındığında milli güvenliğin ve demokratik anayasal düzenin korunması
amacı bakımından kişilerin özel hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına durumun
gerektirdiği ölçüyü aşacak şekilde bir sınırlama getirdiği söylenemez.
315. Açıklanan nedenlerle kurallar, Anayasa’nın 15., 20.,
40. ve 119. maddelerine aykırı değildir. İptal taleplerinin reddi gerekir.
Kurallarla ilgili Anayasa’nın Başlangıç kısmı ile 8., 9.,
17., 35., 36., 125., 128. ve 129. maddeleri çerçevesinde ileri sürülen
aykırılık iddiaları Anayasa’nın 15., 20., 40. ve 119. maddeleri kapsamında ele
alındığından anılan hükümler yönünden ayrıca inceleme yapılmasına gerek
görülmemiştir.
Kuralların Anayasa’nın 23., 38., 48., 49., 70., mülga 91.
ve mülga 121. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.
b. Kanun’un 3. Maddesinin İkinci Cümlesinin “Bu
kişiler görev yaptıkları teşkilata ve kamu görevlerine yeniden kabul edilmezler
doğrudan ve dolaylı görevlendirilemezler; …” Bölümü
316. 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesi uyarınca kural ilgisi nedeniyle Anayasa’nın
40. ve 119. maddeleri yönünden de incelenmiştir.
317. Kural, rütbeleri alınan Kanun’a ekli (4) sayılı
listede yer alan emniyet teşkilatı personelinin bir daha kamu görevlerine kabul
edilmeyeceklerini, doğrudan ya da dolaylı olarak görevlendirilmeyeceklerini
hükme bağlamaktadır.
318. Kanun’un
1. maddesinin (2) numaralı fıkrasının birinci cümlesinin “…ve bu kişiler
görev yaptıkları teşkilata yeniden kabul edilmezler; bir daha kamu hizmetinde
istihdam edilemezler, doğrudan veya dolaylı olarak görevlendirilemezler;…” bölümüne ilişkin gerekçeler uygun olduğu
ölçüde dava konusu kural yönünden de geçerlidir.
319. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 15., 40., 70.
ve 119. maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir.
Kuralla ilgili Anayasa’nın Başlangıç kısmı ile 8., 9.,
17., 20., 36., 125. ve 128. maddeleri çerçevesinde ileri sürülen aykırılık
iddiaları Anayasa’nın 15., 40., 70. ve 119. maddeleri kapsamında ele
alındığından anılan hükümler yönünden ayrıca inceleme yapılmasına gerek
görülmemiştir.
Kuralın Anayasa’nın 23., 35., 38., 48., 49., mülga 91.,
mülga 121. ve 129. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.
c. Kanun’un 3. Maddesinin İkinci Cümlesinin “…ayrıca
bunlar uhdelerinde taşımış oldukları mesleki unvanları ve sıfatlarını
kullanamazlar ve bu unvan ve sıfatlarına
bağlı olarak sağlanan haklardan
yararlanamazlar.” Bölümü
320. 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesi uyarınca kural ilgisi nedeniyle Anayasa’nın
40. ve 119. maddeleri yönünden de incelenmiştir.
321. Kural, rütbeleri
alınan Kanun’a ekli (4) sayılı listede yer alan emniyet teşkilatı personelinin uhdelerinde taşımış oldukları mesleki unvanları ve
sıfatlarını kullanamayacakları, bu unvan ve sıfatlarına bağlı olarak sağlanan
haklardan yararlanamayacaklarını hükme bağlamaktadır.
322. Kanun’un
1. maddesinin (3) numaralı fıkrasına ilişkin gerekçeler uygun olduğu ölçüde
dava konusu kural yönünden de geçerlidir.
323. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 15., 20., 40.
ve 119. maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir.
Kuralla ilgili Anayasa’nın Başlangıç kısmı ile 8., 9.,
17., 35., 36., 125., 128. ve 129. maddeleri çerçevesinde ileri sürülen
aykırılık iddiaları Anayasa’nın 15., 20., 40. ve 119. maddeleri kapsamında ele
alındığından anılan hükümler yönünden ayrıca inceleme yapılmasına gerek
görülmemiştir.
Kuralın Anayasa’nın 23., 38., 48., 49., 70., mülga 91. ve
mülga 121. maddeleriyle bir ilgisi görülmemiştir.
d. Kanun’un 3.
Maddesinin Üçüncü Cümlesi
324. 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesi uyarınca kurallar
ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 40. ve 119. maddeleri yönünden de incelenmiştir.
325. Kural, rütbeleri
alınan Kanun’a ekli (4) sayılı listede yer alan emniyet teşkilatı personelinin uhdelerinde bulunan her türlü mütevelli heyet, kurul,
komisyon, yönetim kurulu, denetim kurulu, tasfiye kurulu üyeliği ve sair
görevlerin sona ermiş sayılacağını hükme
bağlamaktadır.
326. Kanun’un 1. maddesinin (2) numaralı fıkrasının
birinci cümlesinin “…bunların uhdelerinde bulunan her türlü mütevelli heyet,
kurul, komisyon, yönetim kurulu, denetim kurulu, tasfiye kurulu üyeliği ve sair
görevleri de sona ermiş sayılır.” bölümüne ilişkin gerekçeler uygun olduğu
ölçüde dava konusu kural yönünden de geçerlidir.
327. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 15., 20., 40.
ve 119. maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir.
Kuralla ilgili Anayasa’nın Başlangıç kısmı ile 8., 9.,
17., 35., 36., 70., 125., 128. ve 129. maddeleri çerçevesinde ileri sürülen
aykırılık iddiaları Anayasa’nın 15., 20., 40. ve 119. maddeleri kapsamında ele
alındığından anılan hükümler yönünden ayrıca inceleme yapılmasına gerek
görülmemiştir.
Kuralın Anayasa’nın 23., 38., 48., 49., mülga 91. ve
mülga 121. maddeleriyle bir ilgisi görülmemiştir.
e. Kanun’un 3. Maddesinin Dördüncü Cümlesinde Yer Alan “Bunların
silah ruhsatları,…” İbaresi
328. 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesi
uyarınca kural ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 40. ve 119. maddeleri yönünden de
incelenmiştir.
329. Kural, rütbeleri alınan Kanun’a ekli (4)
sayılı listede yer alan emniyet teşkilatı personelinin hangi sebeple edinildiğine bakılmaksızın silah
ruhsatlarının iptal edilmesini hükme bağlamaktadır.
330. Kanun’un 1. maddesinin (2) numaralı fıkrasının
ikinci cümlesinde yer alan “Bunların silah ruhsatları…” ibaresine
ilişkin gerekçeler uygun olduğu ölçüde dava konusu kural yönünden de geçerlidir.
331. Açıklanan
nedenlerle kural Anayasa’nın 15., 35., 40. ve 119. maddelerine aykırı değildir.
İptal talebinin reddi gerekir.
Kuralla ilgili Anayasa’nın Başlangıç
kısmı ile 8., 9., 17., 36., 125., 128. ve 129. maddeleri çerçevesinde ileri
sürülen aykırılık iddiaları Anayasa’nın 15., 35., 40. ve 119. maddeleri
kapsamında ele alındığından anılan hükümler yönünden ayrıca inceleme yapılmasına
gerek görülmemiştir.
Kuralın Anayasa’nın 20., 23., 38., 48.,
49., 70., mülga 91. ve mülga 121. maddeleriyle bir ilgisi görülmemiştir.
f. Kanun’un 3. Maddesinin Dördüncü Cümlesinde Yer Alan “…gemi
adamlığına ilişkin belgeleri,…” İbaresi
332. 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesi uyarınca kural
ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 40. ve 119. maddeleri yönünden de incelenmiştir.
333. Kural, rütbeleri alınan Kanun’a ekli (4) sayılı
listede yer alan emniyet teşkilatı personelinin her
türlü gemi adamı yeterlik belgesi, uzmanlık belgesi ve gemi adamı cüzdanının
tayfa sınıfı veya zabitan sınıfı ayrımı yapılmaksızın iptal edileceği hüküm
altına alınmaktadır.
334. Kanun’un 1. maddesinin (2) numaralı
fıkrasının ikinci cümlesinin “…gemi adamlığına ilişkin belgeleri…”
ibaresine ilişkin gerekçeler uygun olduğu ölçüde dava konusu kural yönünden de
geçerlidir.
335. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 15., 40., 48., 49. ve 119. maddelerine
aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir.
Kuralla ilgili Anayasa’nın Başlangıç kısmı ile 8., 9.,
17., 20., 23., 35., 36. ve 125. maddeleri çerçevesinde ileri sürülen aykırılık
iddiaları Anayasa’nın 15., 40., 48., 49. ve 119. maddeleri kapsamında ele
alındığından anılan hükümler yönünden ayrıca inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.
Kuralın Anayasa’nın 38., 70., mülga 91. ve mülga 121.,
128. ve 129. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.
g. Kanun’un 3. Maddesinin Dördüncü Cümlesinin “…pilot
lisansları…iptal edilir.” Bölümü
336. 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesi uyarınca kural
ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 40. ve 119. maddeleri yönünden de incelenmiştir.
337. Kural, rütbeleri alınan Kanun’a ekli (4) sayılı
listede yer alan emniyet teşkilatı personelinin pilot lisanslarının iptal
edileceğini hükme bağlamaktadır.
338. Kanun’un 1. maddesinin (2) numaralı fıkrasının
ikinci cümlesinin “…ve pilot lisansları iptal edilir...” bölümüne
ilişkin gerekçeler uygun olduğu ölçüde dava konusu kural yönünden de
geçerlidir.
339. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 15., 40., 48., 49. ve 119. maddelerine
aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir.
Kuralla ilgili Anayasa’nın Başlangıç kısmı ile 8., 9.,
17., 20., 23., 35., 36. ve 125. maddeleri çerçevesinde ileri sürülen aykırılık
iddiaları Anayasa’nın 15., 40., 48., 49. ve 119. maddeleri kapsamında ele
alındığından anılan hükümler yönünden ayrıca inceleme yapılmasına gerek
görülmemiştir.
Kuralın Anayasa’nın 38., 70., mülga 91. ve mülga 121.,
128. ve 129. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.
h. Kanun’un 3. Maddesinin Dördüncü Cümlesinde Yer Alan “…ve
ilgili pasaport birimlerince pasaportları…” İbaresi
340. 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesi uyarınca kural
ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 40. maddesi yönünden de incelenmiştir.
341. Kural, rütbeleri alınan Kanun’a ekli (4) sayılı
listede yer alan emniyet teşkilatı personelinin pasaportlarının ilgili birim tarafından
iptal edileceğini hükme bağlamaktadır.
342. Kanun’un 1. maddesinin (2) numaralı fıkrasının
dördüncü ve beşinci cümlelerine ilişkin gerekçeler dava konusu kural yönünden
de geçerlidir.
343. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 15., 23. ve
40. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir.
Muammer TOPAL ve Basri BAĞCI bu görüşe katılmamışlardır.
Kural Anayasa’nın 15., 23. ve 40.
maddelerine aykırı görülerek iptal edildiğinden ayrıca Anayasa’nın Başlangıç
kısmı ile 8., 9., 17., 20., 35., 36., 38., 48., 49., 70., mülga 91., mülga
121., 125., 128. ve 129. maddeleri yönünden incelenmemiştir.
ı. Kanun’un 3. Maddesinin Beşinci Cümlesi
344. 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesi
uyarınca kural ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 40. ve 119. maddeleri yönünden de
incelenmiştir.
345. Kural, rütbeleri alınan Kanun’a ekli (4) sayılı listede yer alan
emniyet teşkilatı personelinin özel güvenlik şirketlerinin kurucusu,
ortağı ve çalışanı olamayacaklarını hükme bağlamaktadır.
346. Kanun’un 1. maddesinin (2) numaralı fıkrasının
üçüncü cümlesine ilişkin gerekçeler uygun olduğu ölçüde dava konusu kural
yönünden de geçerlidir.
347. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 15., 40., 48., 49.
ve 119. maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir.
Kuralla ilgili Anayasa’nın Başlangıç kısmı ile 8., 9.,
17., 20., 36. ve 125. maddeleri çerçevesinde ileri sürülen aykırılık iddiaları
Anayasa’nın 15., 40., 48., 49. ve 119. maddeleri kapsamında ele alındığından
anılan hükümler yönünden ayrıca inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.
Kuralın Anayasa’nın 23., 35., 38., 70., mülga 91., mülga
121., 128. ve 129. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.
F. Kanun’un 4. Maddesinin İncelenmesi
1. Anlam ve Kapsam
348. Kural, 4/12/2004
tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 133. maddesi uyarınca kayyım
atanan şirketlerde, ceza soruşturmasının başladığı tarihten maddenin yürürlüğe
girdiği tarihe kadar ortaklık pay ve haklarına ilişkin olarak şirket ortakları
tarafından yapılmış olan devir ve temlik işlemlerinin muvazaalı kabul edilerek
geçersiz sayılacağını ve ticaret sicilinden resen terkin edileceğini hükme bağlamaktadır.
349. Kuralın yer aldığı 7086 sayılı Kanun ilk kez 686
sayılı KHK olarak düzenlenmiş ve söz konusu KHK 7/2/2017 tarihinde yürürlüğe
girmiştir. 7086 sayılı Kanun’un yürürlük tarihi ise 8/3/2018’dir. Dolayısıyla
kuralda geçen “maddenin yürürlüğe girdiği tarih”in 8/3/2018 olduğu
anlaşılmaktadır.
350. Şirket yönetimi için kayyım tayini, 5271 Kanun’un
133. maddesinde düzenlenmiştir. Maddenin birinci fıkrasında, suçun bir şirketin
faaliyeti çerçevesinde işlenmekte olduğu hususunda kuvvetli şüphe sebeplerinin
varlığı ve maddi gerçeğin ortaya çıkarılabilmesi için gerekli olması halinde
soruşturma ve kovuşturma sürecinde, hâkim veya mahkemenin, şirket işlerinin
yürütülmesiyle ilgili olarak kayyım atayabileceği, atama kararında yönetim
organının karar ve işlemlerinin geçerliliğinin kayyımın onayına bağlı
kılındığının veya yönetim organının yetkilerinin tümüyle kayyıma verildiğinin
açıkça belirtileceği, kayyım tayinine ilişkin kararın, ticaret sicili
gazetesinde ve diğer uygun vasıtalarla ilan olunacağı belirtilmiştir.
Fıkrada geçen şirket kavramının, 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk
Borçlar Kanunu hükümlerine göre kurulan adi ortaklıklar ile 13/1/2011 tarihli
ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nda düzenlenen kollektif, komandit, anonim,
limitet veya kooperatif şirketlerini kapsadığı anlaşılmaktadır.
351. 15 Temmuz darbe girişiminden sonra daha yoğun
olmakla birlikte darbe girişiminden önceki tarihlerden başlamak üzere FETÖ/PDY
soruşturmaları kapsamında 5271 sayılı Kanun’un 133. maddesi gereği mahkemeler
tarafından bazı şirketlerin yönetimine kayyım atanmasına karar verilmiştir.
352. 15/8/2016 tarihli ve 674 sayılı Olağanüstü Hal
Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında KHK’nın 19. ve 20. maddeleriyle
terör örgütlerine aidiyeti, iltisakı veya bunlarla irtibatı nedeniyle 5271
sayılı Kanun’un 133. maddesi uyarınca mahkemeler tarafından kayyım atanan ya da
atanacak şirketlerdeki kayyımlık görev ve yetkilerinin Tasarruf Mevduatı
Sigorta Fonuna (TMSF) devredileceği belirtilmiş; söz konusu şirket ve
varlıkların satış ve tasfiyesine ilişkin düzenlemeler yapılmıştır. Anılan KHK
10/11/2016 tarihli ve 6758 sayılı Kanun ile kanunlaşmıştır.
353. Olağanüstü hâl sürecinde yayımlanan ve kanunlaşan
farklı KHK’lar ile, kayyımlık görevi TMSF’ye devredilen veya kayyım olarak
TMSF’nin atandığı şirketler ve varlıklarla ilgili ek düzenlemeler yapılmış,
yetkili hakim veya mahkemeler tarafından FETÖ/PDY’ye aidiyeti, iltisakı veya
bunlarla irtibatı olan gerçek ve tüzel kişilerin yüzde elliden daha az ortaklık
payı olduğu şirketlerde, bu payların yönetimi ve temsili amacıyla TMSF’nin
hisse/pay kayyımı (kısmi kayyımlık) olarak atanabileceği, gerçek kişilerin
şahsi mal varlıkları için de TMSF’nin kayyım olarak görevlendirilebileceğine
ilişkin hükümler ihdas edilmiştir.
354. Dava konusu kuralda öngörülen tedbirin uygulanması için; şirketin yönetimini
elinde bulunduran hâkim ortaklar hakkında bir ceza soruşturmasının yürütülmesi,
şirkete 5271 sayılı Kanun’un 133. maddesi gereği kayyım tayin edilmesi, ceza
soruşturmasının başladığı tarih ile kuralın yürürlüğe girdiği tarihler arasında
şirket ortaklarının (soruşturmaya maruz kalmayan şirket ortağı da dâhil) pay ve
haklarına ilişkin üçüncü kişilere devir ve temlik yapılması gerekmektedir.
355. Şirketlerde ortaklık pay veya pay senetlerinin devri
ile ilgili olarak mevzuatta farklı koşullar öngörülmüştür. Söz konusu
düzenlemelerde ciro, zilyetliğin devri ve pay defterine kayıt, alacağın
temliki, noterde hisse devri sözleşmesi ve şirket tarafından hisse devrinin
kabulü, devir beyanının yönetim kurulu ve ortaklar kurulu tarafından kabulü
gibi usuller, hisselerin devrinde kurucu unsur olarak belirlenmiştir.
356. Kuralda, olağanüstü
hâlin ilan edildiği 21/7/2016 tarihinden önceki devir ve temliklerin de
muvazaalı kabul edilerek tedbir kapsamına alındığı anlaşılmaktadır. Nitekim
olağanüstü hâl sürecinde söz konusu işleme tabi tutulan toplam 798 şirketin bir
kısmına olağanüstü hâlden önce soruşturma başlatılarak kayyım ataması
gerçekleştirilmiştir.
357. Kuraldaki tedbirin hukuki gerekçesini oluşturan
muvazaa kavramı, 6098 sayılı Kanun’un 19. maddesinde düzenlenmiştir. Anılan
maddede; bir sözleşmenin türünün ve
içeriğinin belirlenmesinde ve yorumlanmasında, tarafların yanlışlıkla veya
gerçek amaçlarını gizlemek için kullandıkları sözcüklere bakılmaksızın, gerçek
ve ortak iradelerinin esas alınacağı, borçlunun yazılı bir borç tanımasına
güvenerek alacağı kazanmış olan üçüncü kişiye karşı bu işlemin muvazaalı olduğu
savunmasında bulunamayacağı belirtilmiştir.
358. Genel olarak muvazaa, bir hukuki ilişkinin
taraflarının dışarıya karşı bir işlem yapmış olarak görünmelerine
(göstermelerine) rağmen gerçekte hiçbir hukuki işlem yapmamak veya
gösterdiklerinden başka bir işlem yapmak konusunda anlaşmaları olarak tanımlanmaktadır.
Muvazaada görünürdeki işlem yok hükmünde olduğu için taraflar açısından
herhangi bir sonuç doğurmayacağı gibi kural olarak bu işlem üçüncü kişiler
hakkında da batıl kabul edilecektir. Ancak 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı
Türk Medeni Kanunu’nun 1023. maddesinde düzenlenen tapu siciline güven ilkesi
gibi mevzuatta öngörülen istisnai durumlar ile dürüstlük kuralına aykırı bir
şekilde ileri sürülmesi hâlinde muvazaa iddiasının dikkate alınması mümkün
değildir. Bunun yanında gizlenen işlem için sözleşmenin geçerlilik şartlarının
yerine getirilmesi durumunda bu işlem geçerli olarak kabul edilebilecektir.
359. Genel kabule göre muvazaalı işlemin hükümsüzlüğünü
ispat yükü, muvazaa olgusunu iddia eden kişiye düşmektedir. Üçüncü kişilerin
muvazaayı her türlü delille ispatlamaları mümkündür. Taraflar ise yazılı veya
resmî şekilde yapılmış bir sözleşmedeki muvazaayı ancak yazılı delille ispat
edebilirler.
360. Yargıtay da
muvazaanın varlığını iddia eden tarafın veya bunların ardılı sıfatı ile hareket
edenlerin, başka bir anlatımla sözleşmenin taraflarından birine bağlı olarak
dava açan kişinin bu iddiasını ispat etmesi gerektiğini belirtmiştir (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E.2013/9283, K.2013/23371, 20/12/2013).
361. Bunun yanında Yargıtay özellikle resmî sicillere bağlı tutulan malların muvazaalı
devrinde de 6098 sayılı Kanun’un 19. maddesinin uygulanabileceğini (Yargıtay 1.
Hukuk Dairesi, E.2014/20311, K. 2017/4877, 3/10/2017), şirket hisse
devirlerinde muvazaa iddiasının dinlenilmesinde şirketin ticaret sicilindeki
tüm kayıtlarının getirtilmesi, hisselerin yazılı bir pay devri ile mi yoksa
başka bir şekilde mi intikal ettiği hususlarında ayrıca araştırma yapılması ve
buna göre muvazaa iddiasının ne şekilde ispat edileceğinin belirlenmesi
gerektiğini ifade etmiştir (Yargıtay 11.
Hukuk Dairesi, E.2014/17754, K.2015/12494,
24/11/2015).
362. Dava konusu kuralda,
belirli şartların gerçekleşmesi hâlinde ortaklık pay ve haklarının devir
işlemlerinin muvazaalı olduğu yönünde karine öngörüldüğü anlaşılmaktadır. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri
Kanunu’nun 190. maddesinde, ispat yükünün, kanunda özel bir düzenleme
bulunmadıkça iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak
çıkaran tarafa ait olduğu, kanuni bir karineye dayanan tarafın, sadece karinenin
temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altında olduğu, kanunda öngörülen
istisnalar dışında, karşı tarafın, kanuni karinenin aksini ispat edebileceği
hüküm altına alınmıştır.
363. Doktrinde genel olarak karine,
bilinen bir vakıadan varlığı belirsiz bir olgu hakkında çıkarım yapılması
olarak tanımlanmaktadır. Buna göre karineler kendi içerisinde fiili ve yasal
karineler olarak tasnif edilebilir. Bir vakıa hakkında belli bir kanıya
ulaşmayı sağlayan olgular ve buna bağlanan sonuç kanun hükmünde düzenlenmişse
bu kanuni karine olarak ifade edilir. Somut olayın koşulları, kanuni karinede
belirlenen şartları karşıladığı takdirde hâkim karineye bağlanan sonuca göre
hareket etmek zorundadır. Başka bir ifadeyle kanuni karinelerin sonuçları hâkim
üzerinde bağlayıcı bir etkiye sahiptir. Kanuni karineler, adi ve kesin kanuni
karineler olarak sınıflandırılabilir. Adi kanuni karinelerin aksi ispat
edilebilirken kesin kanuni karinelerin aksinin ispatı mümkün değildir. Buna
karşın fiili karine, hayat tecrübelerinden yararlanarak bilinmeyen vakıalar
hakkında belirli bir yargıya ulaşılması anlamına gelmektedir. İspat kolaylığı
sağlayan fiili karinelerin hâkim tarafından deliller yorumlanırken göz önüne
alınması gerekir.
364. Yapılan açıklamalara göre kural kapsamında, kayyım
atanan şirketlerin hâkim ortakları hakkında ceza soruşturmasının başlatılması
hâlinde bu tarihten, kuralın yürürlüğe girdiği tarihe kadar şirket ortaklarının
şirketteki pay ve haklarına ilişkin yaptıkları devir ve temlikler muvazaalı
kabul edilerek geçersiz sayılmaktadır. Anılan şartların gerçekleşmesi işlemin
muvazaalı olduğu sonucuna ulaşılması için yeterlidir. Dolayısıyla söz konusu
şartların gerçekleşmesi hâlinde işlemin muvazaalı olmadığının iddia ve ispat
edilmesinin mümkün olmadığı anlaşılmaktadır. Kişiler ancak karineye ulaşmayı
sağlayan olgular yani kuralda öngörülen şartların gerçekleşmediğini (devir ve
temlikin belirtilen tarihler arasında yapılmadığı gibi vs.) ispat etmek
suretiyle işlemin kanun kapsamında olmadığını ileri sürebileceklerdir. Bu
açıdan kuralda öngörülen karinenin kesin bir kanuni karine olduğu açıktır.
2. İptal Talebinin Gerekçesi
365. Dava dilekçesinde özetle; kuralla geçmişte yapılmış
bazı devir işlemlerinin herhangi bir soruşturma ya da incelemeye tabi tutulmadan
muvazaalı sayılarak geçersiz sayıldığı, üçüncü kişilerin malvarlığına yapılan
müdahaleyi haklı kılacak herhangi bir kamu yararının bulunmadığı, bir işlemin
muvazaalı olup olmadığının tespitinin yargılamayı gerektirdiği, dolayısıyla
yargısal bir inceleme sonucu verilecek kararla tespit edilmesi gereken
muvazaanın doğrudan yasal düzenlemeye konu edilmesinin fonksiyon gaspı anlamına
geldiği, kuralda aksinin ispatı mümkün olmayan kanuni bir karine ile üçüncü
kişilerin mal varlığına el konulmasının Anayasa’nın 38. maddesinde güvence
altına alınan ceza sorumluluğunun şahsiliği ilkesine aykırı olduğu, genel
müsadere şeklinde hiçbir gerekçe gösterilmeden tüm pay devirlerinin geçersiz
sayılarak üçüncü kişilerin pay ve haklarına el konulmasının mülkiyet hakkını zedelediği
belirtilerek kuralın Anayasa’nın Başlangıç kısmı ile 9., 35. ve 38. maddelerine
aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
3. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
366. 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesi uyarınca kural,
ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 13. ve 48. maddeleri yönünden de incelenmiştir.
367. Kuralda, 5271 sayılı Kanun’un 133. maddesi gereği
kayyım atanan şirketlerde ortaklık pay ve haklarına ilişkin olarak
soruşturmanın başladığı tarihten, kuralın yürürlüğe girdiği tarihe kadarki
süreçte yapılan devir ve temliklerin muvazaalı kabul edilerek iptal edileceği
hükme bağlanmıştır.
368. Kuralda geçen “soruşturmanın başladığı tarih”
ibaresi kayyım atanan her bir şirket için farklı tarihleri gündeme
getirmektedir. Kuralın uygulamaya gireceği tarih net bir şekilde ifade
edilmediğinden olağanüstü hâlin yürürlüğe girdiği 21/7/2016 tarihinden önceki
dönemde kayyım atanan şirketler hakkında da uygulanmasına herhangi bir engel
bulunmamaktadır. Dolayısıyla kural, olağanüstü hâlin ilanına neden olan tehdit
ve tehlikelerin bertaraf edilmesine yönelik olmasına rağmen olağanüstü hâl
süresinin öncesini kapsayacak şekilde uygulanma imkânına sahiptir. Başka bir
ifadeyle kural olağanüstü hâl süresiyle sınırlı bir düzenleme öngörmemektedir.
Bu nedenle kurala ilişkin incelemenin Anayasa’nın olağan dönem kuralları
yönünden öngördüğü denetim rejimine göre yapılması gerekir.
369. Anayasa’nın 48. maddesinin birinci fıkrasında “Herkes, dilediği
alanda çalışma ve sözleşme hürriyetlerine sahiptir. Özel teşebbüsler kurmak
serbesttir.” denilmek suretiyle sözleşme özgürlüğü güvenceye bağlanmıştır.
Sözleşme özgürlüğü devletin kişilerin istedikleri hukuki sonuçlara ulaşmalarını
sağlaması ve bu bağlamda kişilerin belli hukuki sonuçlara yönelen iradelerini
geçerli olarak tanıması, onların iradelerinin yöneldiği hukuki sonuçların
doğacağını ilke olarak benimsemesi ve koruması anlamına gelmektedir. Sözleşme
özgürlüğü uyarınca kişiler, hukuksal ilişkilerini özgür iradeleriyle ve
sözleşmelerle düzenlemekte serbesttir. Sözleşme özgürlüğü, sözleşme yapma
serbestisinin yanı sıra yapılan sözleşmelere dışarıdan müdahale yasağını da
içerir.
370. Kuralla, 5271 sayılı Kanun’un 133.
maddesi gereği kayyım atanan şirketlerde ceza soruşturmasının başladığı tarih
ile kuralın yürürlüğe girdiği tarihler arasında hukuk
düzeninin öngördüğü şekilde şirket
ortaklık pay ve hakkı elde eden kişilerin devir ve temliklerinin geçersiz
sayılarak iptal edilmesi, Anayasa’nın 35. maddesinde düzenlenen mülkiyet
hakkını sınırlandırdığı gibi hukuk düzeninin öngördüğü şekilde geçerli olarak
yapılan devir ve temliklerin temelinde yatan işlemlerin (hisse devir
sözleşmesi, alacağın temliki vs.) geçersiz sayılması suretiyle Anayasa’nın 48.
maddesinde güvence altına alınan sözleşme özgürlüğü de sınırlandırılmaktadır.
371. Mülkiyet hakkı ve sözleşme
özgürlüğüne sınırlama getirilirken temel hak ve özgürlüklerin
sınırlandırılmasına ilişkin genel ilkeleri düzenleyen Anayasa’nın 13.
maddesinin de göz önünde bulundurulması gerekmektedir. Anayasa’nın anılan
maddesi uyarınca temel haklara sınırlama getiren düzenlemelerin, Anayasa’da
öngörülen sınırlama sebebine uygun ve ölçülü olması gerekir.
372. Kuralın millî güvenliğe ve kamu düzenine aykırı
faaliyetlerin odağı hâline gelebilecek şirketlerin mal varlığının
kaçırılmasının önlenerek bunların anılan faaliyetlerde finanse edilmesini
engellemek amacıyla ihdas edildiği dolayısıyla meşru bir amacının olduğu ve bu
amacı gerçekleştirmek için elverişli ve gerekli olduğu söylenebilir.
373. Kuralla, kayyım atanan şirketlerde ceza soruşturmasının başladığı tarihten
8/3/2018 tarihine kadarki süreçte şirket ortaklarının pay ve haklarına ilişkin
üçüncü kişilerle yaptıkları devir ve temlikler muvazaalı kabul edilerek iptal
edilmekte ve resen ticaret sicilinden terkin edilmektedir. Kural, yapıldığı
dönemde yürürlükteki hukuk kurallarına göre geçerli olarak varlık kazanmış ve
tamamlanmış hukuki işlemlere doğrudan müdahale ederek bu işlemlerin
geçerliliğini ortadan kaldırmaktadır.
374. Kural kapsamındaki devir ve
temlikler (sözleşmeler), aksinin iddia ve ispat edilmesi mümkün olmayan kanuni
bir karine oluşturulmak suretiyle geçersiz hale getirilmektedir. Başka bir
ifadeyle kayyım atanan şirketlerde ortaklık pay ve hakkını devralan iyiniyetli
üçüncü kişilerin kuralla getirilen kanuni karinenin aksini yani işlemin
muvazaalı olmadığını iddia ve ispat etme imkânları bulunmamaktadır. Bu yönüyle
kuralın ihdas amacına uygun kullanılmasını sağlayacak ve bu konudaki
keyfîlikleri önleyecek yasal güvencelerin temin edilmediği anlaşılmaktadır.
375. Buna göre hukuki
ilişkinin kurulduğu tarih itibariyle yürürlükte olan kanun hükümlerine uygun
olarak kazanılan şirket ortaklık pay ve hakkının aksinin iddia ve ispat
edilmesi mümkün olmayan kanuni bir karineyle muvazaalı olduğu kabul edilerek
ortadan kaldırılmasını öngören kural, kişilere aşırı bir külfet yükleyerek
mülkiyet hakkı ve sözleşme özgürlüğüne orantısız ve dolayısıyla ölçüsüz bir
sınırlama getirmektedir.
376. Bu
çerçevede kuralın olağan dönemde Anayasa’ya aykırı olduğu yönünde yapılan
tespit, kuralların olağanüstü dönemde Anayasa’ya aykırı olup olmadığı hususunda
herhangi bir değerlendirmeyi kapsamamaktadır.
377. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 13., 35. ve
48. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir.
Kural Anayasa’nın 13., 35. ve 48. maddelerine aykırı görülerek
iptal edildiğinden ayrıca Anayasa’nın 9. ve 38. maddeleri yönünden
incelenmemiştir.
IV. İPTAL KARARININ YÜRÜRLÜĞE GİRECEĞİ GÜN SORUNU
378. Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasında “Kanun,
Cumhurbaşkanlığı kararnamesi veya Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü ya da
bunların hükümleri, iptal kararlarının Resmî Gazetede yayımlandığı tarihte
yürürlükten kalkar. Gereken hallerde Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün yürürlüğe
gireceği tarihi ayrıca kararlaştırabilir. Bu tarih, kararın Resmî Gazetede
yayımlandığı günden başlayarak bir yılı geçemez.” denilmekte, 6216
sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrasında da bu kural tekrarlanmak
suretiyle Anayasa Mahkemesinin gerekli
gördüğü hâllerde Resmî Gazete’de yayımlandığı günden başlayarak iptal kararının
yürürlüğe gireceği tarihi bir yılı geçmemek üzere ayrıca kararlaştırabileceği
belirtilmektedir.
379. 7086 sayılı Kanun’un; 1. maddesinin (2) numaralı fıkrasının
dördüncü ve beşinci cümleleri ile 3. maddesinin dördüncü cümlesinin “…ve
ilgili pasaport birimlerince pasaportları…” ibaresinin ve 4. maddesinin iptal edilmesi nedeniyle doğacak
hukuksal boşluk kamu yararını ihlal edecek nitelikte görüldüğünden Anayasa’nın 153.
maddesinin üçüncü fıkrasıyla 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince bu kurallara ilişkin iptal hükümlerinin
kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra yürürlüğe
girmesi uygun görülmüştür.
V. YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI TALEBİ
380. Dava dilekçesinde özetle, dava konusu kuralların bu hâliyle
uygulanmasının telafisi güç veya imkânsız zararların doğmasına sebebiyet
vereceği belirtilerek kuralların yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesi
talep edilmiştir.
6/2/2018 tarihli ve 7086 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında
Bazı Tedbirler Alınması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Kabul Edilmesi Dair
Kanun’un;
A. 1. maddesinin (1) numaralı fıkrasının birinci cümlesinde
yer alan “…üyeliği, mensubiyeti veya…” ibaresine yönelik yürürlüğün
durdurulması talebinin, koşulları oluşmadığından REDDİNE,
B. 1. 1. maddesinin (2) numaralı fıkrasının dördüncü ve beşinci
cümlelerine,
2. 3. maddesinin
dördüncü cümlesinde yer alan “…ve ilgili pasaport birimlerince
pasaportları…” ibaresine,
3. 4. maddesine,
yönelik iptal hükümlerinin yürürlüğe girmelerinin
ertelenmeleri nedeniyle bu maddeye, cümlelere ve ibareye ilişkin yürürlüğün
durdurulması taleplerinin REDDİNE,
C. 1. 1. maddesinin;
a. (1) numaralı fıkrasının;
i. Birinci cümlesinde yer alan “…üyeliği, mensubiyeti
veya…” ibaresi dışında kalan kısmına,
ii. İkinci ve üçüncü cümlelerine,
b. (2) numaralı fıkrasının birinci, ikinci ve üçüncü
cümlelerine,
c. (3) numaralı fıkrasına,
2. 3. maddesinin;
a. Birinci, ikinci, üçüncü ve beşinci cümlelerine,
b. Dördüncü cümlesinde yer alan “…ve ilgili pasaport
birimlerince pasaportları…” ibaresi dışında kalan kısmına,
3. Ekli (1) ve (4) sayılı listelerine,
yönelik iptal talepleri
24/6/2021 tarihli ve E.2018/81, K.2021/45 sayılı kararla reddedildiğinden bu fıkraya,
cümlelere, kısımlara ve listelere ilişkin yürürlüğün durdurulması taleplerinin
REDDİNE,
24/6/2021 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar
verilmiştir.
VI. HÜKÜM
6/2/2018 tarihli ve 7086
sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Tedbirler Alınması Hakkında Kanun
Hükmünde Kararnamenin Kabul Edilmesi Dair Kanun’un;
A. 1. maddesinin;
1. (1) numaralı fıkrasının;
a. Birinci cümlesinin;
i. “…üyeliği, mensubiyeti veya…” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE OYBİRLİĞİYLE,
ii. Kalan kısmının Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal
talebinin REDDİNE OYBİRLİĞİYLE,
b. İkinci ve üçüncü cümlelerinin Anayasa’ya aykırı
olmadıklarına ve iptal taleplerinin REDDİNE
OYBİRLİĞİYLE,
2. (2) numaralı fıkrasının;
a. Birinci, ikinci ve üçüncü cümlelerinin Anayasa’ya aykırı
olmadıklarına ve iptal taleplerinin REDDİNE OYBİRLİĞİYLE,
b. Dördüncü ve beşinci cümlelerinin Anayasa’ya aykırı
olduklarına ve İPTALLERİNE, Muammer TOPAL ile Basri BAĞCI’nın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA, iptal hükümlerinin, Anayasa’nın 153.
maddesinin üçüncü fıkrası ile 30/3/2011 tarihli ve 6216
sayılı Anayasa Mahkemesinin
Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince, KARARIN
RESMÎ GAZETE’DE YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK DOKUZ AY SONRA YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE
OYBİRLİĞİYLE,
3. (3) numaralı fıkrasının Anayasa’ya aykırı olmadığına ve
iptal talebinin REDDİNE OYBİRLİĞİYLE,
B. 3. maddesinin;
1. Birinci, ikinci, üçüncü ve beşinci cümlelerinin
Anayasa’ya aykırı olmadıklarına ve iptal taleplerinin REDDİNE OYBİRLİĞİYLE,
2. Dördüncü cümlesinin;
a. “…ve ilgili pasaport birimlerince pasaportları…”
ibaresinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, Muammer TOPAL ile Basri BAĞCI’nın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA, iptal hükmünün, Anayasa’nın 153.
maddesinin üçüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı
fıkrası gereğince, KARARIN RESMÎ GAZETE’DE YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK DOKUZ AY
SONRA YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE OYBİRLİĞİYLE,
b. Kalan kısmının Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal
talebinin REDDİNE OYBİRLİĞİYLE,
C. 4. maddesinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, iptal hükmünün, Anayasa’nın 153.
maddesinin üçüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı
fıkrası gereğince KARARIN RESMÎ GAZETE’DE YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK DOKUZ AY
SONRA YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE OYBİRLİĞİYLE,
Ç. Ekli (1) ve (4) sayılı listelerinin Anayasa’ya aykırı
olmadıklarına ve iptal taleplerinin REDDİNE OYBİRLİĞİYLE,
24/6/2021 tarihinde karar verildi.
|
Başkan
Zühtü ARSLAN
|
Başkanvekili
Hasan Tahsin GÖKCAN
|
Başkanvekili
Kadir ÖZKAYA
|
|
|
Üye
Engin YILDIRIM
|
Üye
Hicabi DURSUN
|
Üye
Celal Mümtaz AKINCI
|
|
Üye
Muammer TOPAL
|
Üye
M. Emin KUZ
|
Üye
Rıdvan GÜLEÇ
|
|
Üye
Recai AKYEL
|
Üye
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
|
Üye
Yıldız SEFERİNOĞLU
|
|
Üye
Selahaddin MENTEŞ
|
Üye
Basri BAĞCI
|
Üye
İrfan FİDAN
|
|
|
|
|
|
|
Karşı Oy
İptal istemine konu edilen 7086 sayılı Kanunun 1.
maddesinin 2. fıkrasının 3 ve 4. cümleleri ile 2. fıkrasının 4. cümlesinde,
hakkında göreve son verme tedbiri uygulanan kamu görevlileri ile rütbeleri geri
alınan eski emniyet mensuplarının pasaportlarının iptal edileceğine dair
hükümler vaz edilmiştir.
Kişilere pasaport verilmesinin, onların yurt dışına
çıkabilmeleri için gerekli ön koşul olması sebebiyle konunun yurt dışına çıkma
hakkıyla doğrudan ilişkili bulunduğunda tereddüt bulunmamaktadır.
Anayasanın yerleşme ve seyahat özgürlüğünü düzenleyen 23.
maddesinin 5. fıkrası yurt dışına çıkma hürriyetinin ancak suç soruşturması ve
kovuşturması nedeniyle ve hâkim kararına bağlı olarak sınırlandırılabileceğini
açıkça düzenlemektedir.
Olağan dönemde anayasal olarak yurt dışına çıkışın
engellenmesi noktasında idari birimlere bir yetki verilmediği gibi bu yönde bir
düzenleme yapılması da mümkün değildir.
Bununla birlikte Anayasa’nın 15. maddesi olağanüstü
dönemlerde temel hak ve hürriyetlerin kullanılmasında Anayasa’da öngörülen
güvencelere aykırı tedbirler alınmasına imkân tanımaktadır.
Yurt dışına çıkma hakkı ayrıca Anayasa’da mutlak bir hak
olarak düzenlenmiş de değildir. Bu nedenlerle olağanüstü dönemlerde 15. maddede
öngörülen şartlar dahilinde kısıtlanması mümkündür.
İptal istemine konu edilen düzenlemenin olağan dönemde
Anayasa’nın 13. maddesi gereğince yapılacak değerlendirme kapsamında Anayasa’ya
aykırılık teşkil edeceğinde bir tereddüt bulunmamaktadır.
Çoğunluk, düzenlemede etkili bir başvuru mekanizması
bulunmaması ve yargısal bir denetime imkân tanınmaması noktalarından hareketle
Anayasa’ya aykırılık olduğu sonucuna ulaşmıştır.
İptal istemine konu edilen Kanunun kabulünden sonra
yürürlüğe giren 7188 sayılı Kanunun 2. maddesi ile Pasaport Kanunu’na eklenen
7. maddede; gerek görevlerine son verilen kamu görevlileriyle ve gerekse
rütbelerinin alınması nedeniyle pasaportları iptal edilen kişiler açısından
pasaportlarının kendilerine verilmesi noktasında İçişleri Bakanlığına yetki
verilmiştir.
Söz konusu bu düzenleme ile ilgililer açısından
durumlarının idari bir makam tarafından yeniden değerlendirilmesi imkânı temin
edilmiştir. İdarenin yaptığı değerlendirmenin kendi lehlerine sonuçlanmaması
durumunda muhatapların yargı yoluna müracaat edebileceklerinde tereddüt
bulunmamaktadır.
7188 sayılı Kanun ile sonradan getirilen düzenleme
çoğunluğun gerekçesini tamamen ortadan kaldırdığından iptal düşüncesine iştirak
edilmemiştir.
|
Üye
Muammer TOPAL
|
Üye
Basri BAĞCI
|