ANAYASA MAHKEMESİ KARARI
Esas No:1966/11
Karar No:1966/44
Karar tarihi:29/11/1966
Resmi Gazete tarih/sayı:27.12.1967/12787
Davacı:
Yüksek Hâkimler Kurulu adına Başkan Suphi Örs,
İptal
dâvasının konusu: Dâvacı, 18/4/1966 da kayıt edilmiş dâva dilekçesinde; a)
Yüksek Hakimler Kurulunun Anayasa'nın 144. Maddesi uyarınca hakimlerin özlük
işlerinde karar vermeye yetkili olduğu, bir kimsenin hakim atanmasının
hâkimlerin özlük işlerinden bulunduğu, Hâkimler Kanununa ek 751 sayılı ve
25/2/1966 günlü Kanunun eski milletvekili ve Cumhuriyet Senatosu üyelerinin
hâkim atanmalarını düzenlediğinden Kurulun görevleri ile ilgili olduğu ve buna
göre Kurulun bu Kanunun iptali İçin Anayasa Mahkemesinde dâva açabileceği, b)
Sözü edilen 751 sayılı Kanunun hâkimliğine alınmasına karar verilen eski
milletvekili ve Cumhuriyet Senatosu üyelerinin kanun hükümlerinin öngördüğü sıra
ve benzeri sınırlamalar gözönünde tutulmaksızın ve sıra bekliyenlerin
kazanılmış hakları hesaba katılmaksızın hemen hâkim atanmalarını sağladığından
Anayasa'nın 12. Maddesindeki imtiyaz tanıma yasağına aykırı olduğu c)
Anayasa'nın 58. Maddesinde hizmete alınmada ödevin gerektirdiği niteliklerden
başka hiçbir ayırım gözetilemyeceği hükme bağlanmış iken söz konusu kanun ile
Milletvekili veya Cumhuriyet Senatosu üyeliği etmiş olmanın bir üstünlük nedeni
olarak kabul edilmesinin dahi Anayasa'ya aykırı bulunduğu ç) Atama işlemi
bakımından sözü edilen kanun gereğince öngörülen öncelik dolayısiyle Yüksek
Hâkimler Kuruluna Anayasa'nın 144. Maddesi ile tanınmış olan karar verme
yetkisinin sınırlandırıldığı, d) Anayasa'nın 139. Maddesi uyarınca Yargıtay
üyelerinin Yüksek Hâkimler Kurulunun salt çoğunluğu ile seçilmesi gerektiği
halde Yargıtay üyesi iken T.B.M.M ne üye olmuş ve yeniden seçilmemesi üzerine
hâkimliğe alınmasına karar verilmiş ve yeniden seçilmemesi üzerine hâkimliğe
alınmasına karar verilmiş bir eski Yargıtay üyesinin yine Yargıtay üyesi olması
zorunluğu karşısında Anayasa'nın koyduğu seçim ilkesinin çiğnenmiş olacağı
gerekçeleriyle 751 sayılı Kanunun iptaline karar verilmesini istemiştir.
İlk
İnceleme:
1)
İptali İstenilen Kanunun 7/3'1966 günlü Resmi Gazete'de yayınlanmış ve dâva
dilekçesinin 18/4/1966 gününde kayıt edilmiş olması dâvanın Anayasa'nın 150.
Maddesinde yazılı doksan günlük süre içinde açılmış, dilekçenin kanunda
gösterildiği üzere kaleme alınmış ve gerekli belgelerin dilekçeye eklenmiş bulunması
karşısında dosyada eksik bulunmadığına ve dâva açma yetkisi yönünün esasla
birlikte incelenmesine Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri
hakkındaki 44 sayılı ve 22/4/1962 günlü Kanunun 26. Ve Anayasa Mahkemesi
içtüzüğünün 15. Maddeleri gereğince 26/4/1966 da ve Başkan Lütfi Akadlı, Başkan
Vekili Rifat Göksu, Üye Asım Erkan, Şemsettin Akçoğlu, İbrahim Senil, İhsan
Keçecioğlu, Salim Başol, Celâlettin Kuralmen, Fazıl Uluocak, Sait Koçak, Avni
Givda, Muhittin Taylan, Recai Seçkin, Ahmet Akar ve Lütfi Ömerbaş'ın
katıldıkları toplantıda karar verilmiştir.
2)
Esasa ilişkin raporun düzenlenmesi üzerine, ilk önce, yüksek Hâkimler
Kurulunun, 751 sayılı Kanunun iptali için dava açmaya yetkili olup olmadığı
yönü tartışılmış ve sonuçta Anayasa'nın 144. Maddesi hükmünce Yüksek Hakimler
Kurulunun hâkimlerin özlük işlerinde karar vermekle görevli olması, iptali
istenen Yasa'nın hâkimlerin özlük işlerini ve Yüksek Hâkimler Kurulunun
görevini ilgilendirmesi dolayısıyle Anayasa'nın 149. Ve Anayasa Mahkemesinin
Kuruluşu ve Yargılama Usulleri hakkındaki 44 sayılı Kanunun 21. Maddesinin
ikinci fıkrası uyarınca Yüksek Hâkimler Kurulunun 751 sayılı Kanunun yalnız
hâkimlere ilişkin hükmü için bu davayı açmaya yetkili olduğuna ve dâvanın ancak
bu yönden ele alınmasına, Recai Seçkin'in karşı oyu ile hâkimlikten ayrılmış
olup da sonradan hâkimliğe dönmek için Yüksek Hâkimler Kuruluna başvuranlar
hakkındaki uygulamada nasıl bir işlem yapıldığını, kendilerine bir defterde
sıra verilip verilmediğinin incelenmesi için görüşmenin 13/9/1966 ya
bırakılmasına Başkan Lütfi Akadlı, Üye Asım Erkan, İbrahim Senil, İhsan
Keçecioğlu, Salim Başol, Celâlettin Kuralmen, Hakkı Ketenoğlu, Fazıl Uluocak,
Sait Koçak, Muhittin Taylan, Recai Seçkin ve Lütfi Ömerbaş'ın karşı oylarıyla
30/6/1966 da karar verilmiştir.
Esasın
İncelenmesi ve kararın gerekçeleri:
Kararlaştırılan
ek incelemenin yapılmasından sonra, Başkan İbrahim Senil'in mazaretlî olması ve
Başkan Vekilinin de henüz seçilmemiş bulunması nedeni ile 44 sayılı Kanunun 37.
maddesi uyarınca belli oturum için oybirliğiyle seçilen Hakkı Ketenoğlu'nun
başkanlığında yapılan toplantıda, dosyadaki kâğıtlarla ilgili Anayasa maddeleri
ve iptali istenilen kanun hükmü incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü :
1)
2556 sayılı Hâkimler Kanununun 6798 sayılı Kanunla değiştirilmiş 71. maddesine
bir fıkra eklenmesine ilişkin bulunan 751 sayılı ve 25/2/1966 günlü Kanunun
iptali istenilen hükmü şöyledir :
"Madde
l- 6798 sayılı Kanunla muaddel 2556 sayılı Hâkimler Kanununun 71. maddesine
aşağıda yazılı fıkra eklenmiştir :
Adliye
mesleğinde iken veya bu meslekten ayrıldıktan sonra Büyük Millet Meclisi
üyeliklerine seçilmiş olup da bilâhare hâkimlik, savcılık veya bu mesleklerden
sayılan hizmetlere dönmek isteyenlerden bu Kanun hükümlerine göre mesleğe
alınmalarına ilgili kurumlarca karar verilmiş bulunanlar, bu Kanunun, 58.
maddesinde yazılı sıra bekleyenleri takdimen, alacakları maaşların ödenmesini
sağlayacak ve meslekte bulunan emsalinin aldığı kadrolara denk görevlere
tercihan atanırlar."
Hâkimler
Kanununun, bu maddede anılan 58. ve 71. maddelerinin metinleri ise şöyledir :
"Madde
58- Açık hâkimlik ve müddeiumumiliklerle muavinliklerine yükselme defterindeki
sıraya göre önce gelen önce tayin olunur.
Ayırma
meclislerince tanzim olunan terfi defterlerinin taaddüdü halinde en eski
tarihli defterde mümtaz, tercihli veya adiyen terfiye lâyık görülen hâkim,
müddeiumumi veya muavinlerinin ayırma defterindeki sıralarına göre kadro
verilmek suretiyle terfileri yapılmadıkça daha sonraki tarihli defterde
bulunanların kadro tahsisi suretiyle terfileri yapılamaz.
Vekâlet
teşkilatına dahil idarî vazifelerle müfettişliklere tâyin olunacak hâkim ve
Cumhuriyet Müddeiumumilerinin bu tâyinlerinde ve bu kadrolar içinde yapılacak
terfilerinde yukarıki fıkralar hükmü tatbik olunmaz.
Yukarıdaki
esaslar dairesinde Adliye Vekâletince yeniden tanzim edilecek kadro tevzi
defteri alâkalılara gönderilir.
Açılan
kadrolar, münhale alındıkları tarihten itibaren azami 2 ay zarfında yukarıdaki
esaslara göre sırası gelenlere tevzi olunur."
"Madde
71- Hâkimlik ve müddeiumumilikten veya hâkimlik sınıfından sayılan vekâlet
hizmetlerinden profesörlük mesleğine geçtikten sonra yeniden hâkimlik veya
müddeiumumilik sınıfına yahut vekâlet hizmetlerine geçenlerin o mesleklerde
geçirdikleri müddetin tamamı hâkimlik ve müddeiumumilikte geçirmiş oldukları
müddete zam olunur.
Adliye
mesleğinde iken veya bu meslekten ayrıldıktan sonra mebus seçilenlerin
mebuslukta geçirdikleri müddet kıdemlerine zam olunur.
Hâkimlik,
müddeiumumilik veya hâkimlik sınıfından sayılan vekâlet hizmetlerinden
avukatlığa ve maliye muhakemat müdürlükleriyle, hukuk müşavirliklerine veya
müşavir avukatlıklarına geçenlerden tekrar mesleklerine dönmek isteyenler
avukatlıkta veya yukarıda tasrih edilen vazifelerde geçirdikleri müddetin üçte
ikisi hâkimlikte geçmiş sayılmak suretiyle tesbit edilecek sınıf ve dereceler
tâyin olunabilirler.
Yukarıda
yazılı tâyinlerde taliplerin mesleğe alınıp alınmamaları ve alınmaları halinde
dahil olacakları sınıf ve dereceler, Ayırma Meclisinin mütalâası üzerine belli
edilir."
Bu
gün hâkimlerin üzerinde Adalet Bakanlığının hiçbir yetkisi kalmamış ve
hâkimlerin özlük işlerinin görülmesi Yüksek Hâkimler Kuruluna bırakılmıştır.
Yine 45 sayılı Yüksek Hâkimler Kurulu Kanununun 69.. 70., 71. ve 73. maddeleri
gereğince savcılar için de Ayırma Meclisleri kaldırılmış, onun yerine Yüksek
Savcılar Kurulu ile bu kurulun 2. bölümü geçmiştir. Demek ki yukarıda yazılı
hükümler, bunlarda geçen (Ayırma Meclisi) sözü yerine, (Yüksek Hâkimler Kurulu)
ve (Yüksek Savcılar Kurulu) sözleri konularak ve yine hâkimler bakımından
(Adalet Bakanlığı) yerine (Yüksek Hâkimler Kurulu) sözleri konularak
okunmalıdır.
Gerek
2556 sayılı Hâkimler Kanununa, gerekse Yüksek Hâkimler kurulu Kanununa göre bir
kimsenin hâkim olabilmesinde iki türlü işlemin yapılması gerekmektedir :
a)
Mesleğe kabul işlemi (2556 sayılı Kanun, hepsi 3885 sayılı Kanunla değişik
madde 12., 13. ve 14., 6798 sayılı Kanun ile değişik madde 70. fıkra 2 ve yine
o kanun ile değişik madde 71 fıkra 4; 45 sayılı Kanun madde 29, bent l, madde
33, bent 1.)
b)
Belli bir hâkimlik görevine atama işlemi (2556 sayılı Kanun, 5457 sayılı Kanun
ile değişik madde 15. fıkra l, 6798 sayılı Kanun ile değişik madde 70, fıkra l,
ve yine o kanun ile değişik madde 71, fıkra l -3 45 sayılı Kanun madde 29, bent
2, madde 33, bent 2).
İptali
istenilen kanun, mesleğe kabul edilmesine karar verilmiş olan kimselerin belli
göreve atanmaları durumu için konulmuş bir kanun olduğundan bu atanma
işlemlerinin ne gibi kurallara göre yapıldığını da açıklamak yerinde olacaktır;
Mesleğe alınmasına karar verilmiş bir kimsenin belli bir Hâkimliğe atanması
için o yerin boşalmış olması ve o kimseye belli bir hâkimlik kadrosunun
ayrılmış bulunması, başka deyimle boş bir hâkimlik kadrosunun dahî elde
bulunması gerekir. 2556 sayılı Hâkimler Kanununun 6798 sayılı Kanun ile değişik
15. maddesinin birinci fıkrası uyarınca her hâkim adayının defterdeki sıraya
göre atanması gerektiği gibi, Hâkimlikten ayrıldıktan sonra yeniden mesleğe
dönmek istediği için veya profesörlükten veya avukatlıktan ayrılmış olanlardan
hâkimlik mesleğine alınmalarına karar verilenlerin dahi yine mesleğe
kabullerine ilişkin karar tarihine göre sıra ile hâkimliğe atanmaları
zorunludur; nitekim 2556 sayılı Hâkimler Kanununun az yukarıya yazılan 58.
maddesinde de, açılan bir hâkimliğin ancak yükselme defterindeki sıraya göre
doldurulabileceği ve yine açılan bir kadronun aynı kurallara göre dağıtılacağı
ilkesi kesinlikle benimsenmiştir. İptali istenilen kanunda hâkimliğe kabulüne
karar verilen kimsenin T. B. M. M. nin eski bir üyesi olması halinde Hâkimler
Kanununun 58. maddesinde yazılı sırayı bekliyenlerin hepsinden önce, başka
deyimle, bütün ilgililere üstün tutularak alabileceği aylığın ödenmesini
sağlıyacak olan ve meslekteki benzerlerin aldığı kadrolara denk bulunan göreve,
atanması, kesin bir ödev olarak Yüksek Hâkimler Kuruluna (ve savcılar için de
Adalet Bakanlığına yükletilmiş bulunmaktadır. Böylelikle eski bir milletvekili
veya Cumhuriyet Senatosu üyesi, yükselmek için belli bir hakimliğin veya
kadronun açılmasını bekleyen ve meslekte bulunan bütün hâkimlerin hukuki
durumları üzerinde etkili olabileceği gibi, dışarıdan başvurup mesleğe
alınmasına karar verilen ve atanma için bekliyen bütün kimselerin hukukî
durumları üzerinde de etkili olacak, başka deyimle hem yükselmek için açık yer
veya kadro bekleyen hâkimlerin (ve savcıların) yükselmelerine, hem de dışarıdan
başvuranlardan mesleğe alınmasına karar verilip de atanma sırası gelmiş olan
kimsenin atanmasına engel olacaktır. Şu yön üzerinde de dikkati çekmek gerekir
ki, bir hâkimin yükselmesine engel olmak ondan boşalacak kadroya geçirilecek
başka bir hâkimin yükselmesine dahi engel olacak ve durumun böylece geriye
doğru zincirleme tepkiler göstermesine yol açacaktır. Bunun gibi, dışardan
başvurup mesleğe alınmasına karar verilenlerden atanma sırası gelmiş olan bir
kimsenin atanmasına engel olmak, ondan sonra sıra bekleyen kimse veya
kimselerin atanmasını da geciktireceğinden yalnız ilk sırada olanın değil daha
birçok kimselerin atanmalarına dahi engel olmak sonucunu doğurabilecektir.
II)
İptali istenilen kanun; Kırklareli Milletvekili Atagün ile 7 arkadaşı
tarafından teklif edilmiştir. Bu teklifin gerekçesi özet olarak şöyledir :
Büyük Millet Meclisi üyeliklerine seçilme hakkının hâkimlerle birlikte bütün
Devlet görevlilerine tanınması yalnızca eşitlik ilkesinin gerçekleştirilmesi
düşüncesine dayanmayıp meclislerde çalışacak nitelikte bulunan türlü uzmanlık
dallarına bağlı ve görgülü kimselerin meclislere seçilmeleri amacını da
gütmektedir. Yurdumuzun şartlarına göre, türlü uzmanlık dallarından meclislere
üye seçimi zorunlu olarak teşvik edilmiştir. Hâkimler Kanununun 71.
maddesindeki Büyük Millet Meclisine seçilen hâkimlerin haklarının saklı
tutulacağına ilişkin hüküm bu amaçla konulmuş hükümlerden biridir. Son kez
çıkarılan Devlet Memurları Kanununa Devlet görevinden meclislere seçilenlerin
ileride açıkta kalmamaları için konulan hüküm, bu ihtiyaç ve zorunluğun sürüp
gitmekte olduğunu göstermektedir. Hâkimler Kanunun 71. maddesi ile güdülen amaç
aynı kanunun 58. maddesinin değiştirilmesi sonunda, gerçekleşemez duruma
girmiştir. Hâkimler Kanununun 71. maddesi ile güdülen amacın gerçekleşmesini
sağlamak üzere Devlet Memurları Kanununa konulan buna benzer bir hükmün
Hâkimler Kanununa da konulması gerekmektedir. "T.B.M.M. üyeliğini kaybeden
eski hâkim ve savcılardan bir kısmı bu gün açıktadır. Parlâmento üyeliği gibi
kamu hizmetlerinin en şerefli ve kutsilerinden biri olan bir hizmetin bilâhare
seçilmeyen kimseler hakkında üzücü, ızdırap verici bir ceza niteliğine inkılâp
etmesi, vicdanları rahatsız eden bir husustur. Diğer taraftan, Millet
temsilciliği yapmış kimselerin düştükleri akibetin Parlâmento hizmetlerine
karşı isteksizlik yaratması, Parlâmentoya kamu sektöründe çalışan ihtisas
sahiplerinin rağbetini azaltan bir faktördür. Seçim Kanununun tanıdığı hakkı
dolaylı yollarla köstekleyen bu maddelerin ortadan kaldırılması ile yalnız bu
kabil kimseler değil, Devletin de faydalanacağına şüphe yoktur. (M. Meclisi
Tutanak Dergisi, Dönem 2, Cilt 2, S. sayısı : 24).
Millet
Meclisi Adalet Komisyonu raporunda ise, özetle, şöyle denilmektedir : Hâkimler
Kanununun 58. maddesi kadroların meslekte bulunanlar arasında dağıtılmasını ve
bunun şartlarını öngörmüş olduğundan, 58. madde gereğince kadro bekleyen ve
meslekte bulunanlar söz konusu edildiği sürece, aynı kanunun 71. maddesi
gereğince mesleğe alınmalarına karar verilenlere kadro verilmemekte ve atama
işlemi gerçekleşmemektedir. Kabul edilecek hükümle mesleğe alınmalarına karar
verilmiş eski Büyük Millet Meclisi üyelerinin açık kadrolara hemen atanmaları
sağlanabilecektir. Böylelikle, Devlet Memurları Kanunu uyarınca bu kanuna bağlı
görevlere hemen atanacak Meclis üyeleri ile, hâkim ve savcılığa atanacak eski
üyeler arasında da eşitlik gerçekleşecektir. (M. Meclisi Tutanak Dergisi, Dönem
2, Cilt 2, 2/211).
Cumhuriyet
Senatosu Adalet ve Anayasa Komisyonu oy çokluğu ile aynı görüşleri benimsemiş,
iki üye çoğunluğa katılmamışlardır. Bunların ikisi de teklifin hâkimlik
mesleğinde kadro bekliyenlerin haklarını çiğnediği görüşünde birleşmişlerdir.
(C. Senatosu Tutanak Dergisi, 2. Sayısı : 763, 2/191).
Bu
gerçekleri özetliyecek olursak, iptali istenilen hükmün boşalan bir kadronun
yükselmek için sıra bekleyenler yerine, mesleğe kabulüne karar verilmiş eski
Büyük Millet Meclisi üyesine hemen verilmesini sağlamak üzere konulduğu,
bununlada her meslekten ve bu arada hâkimlerden Milletvekilliğine veya
Cumhuriyet Senatosu üyeliğine seçileceklerin teşvik edilmek istendiği ve yasama
meclisi üyeliğine yetenekli kimselerin istekli olmalarını sağlamak amacıyla
yükselme veya atama için sıra bekleyen diğer kimselerin hukukî çıkarlarının
daha az önemli sayıldığı, başka deyimle, kamu yararının, hâkimlik mesleğine
girmek veya o meslekte yükselmek için sıra bekleyenlerin haklarının
korunmasında değil yasama üyeliğine hâkimlerin ve savcıların istek
göstermelerinin sağlanmasında ve bunun için eski yasama meclisi üyelerinin
göreve olabildiğince çabuk yerleştirilmelerinde görüldüğü anlaşılmaktadır.
III)
Mahkeme, sonuçta oybirliğine varmışsa da, gerekçede çoğunlukla Anayasa'nın 2,
12/2, 58, 139 ve 144. maddelerine aykırılık nedeni ile iptal kararı vermiştir.
Burada sorunun çözümlenmesi için, Anayasa hükümlerini ele alarak dâvayı
incelemek uygun bulunmuştur.
a)
Anayasa'nın (Kamu hizmetlerine girmek) başlığını taşıyan 58. maddesi şöyledir :
"Her
Türk kamu hizmetlerine girmek hakkına sahiptir.
Hizmet
almada, ödevin gerektirdiği niteliklerden başka hiçbir ayırım
gözetilemez."
Dâvada
iptal konusu kanun bakımından Büyük Millet Meclisi üyeliği etmiş olmanın göreve
alınmada bir öncelik nedeni sayıldığı, yasama meclisi üyeliği etmiş bulunmanın
ise hâkimlik mesleği ile ilgili bir nitelik olamıyacağı ile sürülmüştür.
Anayasamızın
bu maddesinin birinci fıkrası hükmünün eski Anayasa'nın 92. maddesinden
alındığı ikinci fıkrası hükmünün ise Anayasamızın 12. maddesindeki eşitlik
ilkesinin zorunlu kıldığı bir sonuç olduğu, Anayasa Komisyonu raporundan
anlaşılmaktadır. (Anayasa Komisyonu raporu S. sayısı : 35, S. 27),
Yine
Anayasa'nın Temsilciler Meclisinde görüşülmesi sırasında, Komisyon sözcüsünün
açıklamalarından, ikinci fıkradaki (Ödevin gerektirdiği nitelikler) sözü ile
cinsiyet, ırk düşünce gibi görevle hiç bir ilgisi olmayan ayrımların anlatılmak
istendiği, nesnel (Objektif) ve işle ilgili bir takım ayırımlara yer
verilmesine bu hükmün engel olmadığı sonucuna varılmaktadır. Gerçekten 58 inci
madde hükmünün yazılışından çıkan anlam da budur.
İptal
konusu kanun ile benimsenen ayırımın hâkimliğin gerektirdiği niteliklerden olup
olmadığını kestirebilmek için de hâkimlik görevinin ne olduğu ve ne gibi
durumların bu görevin gerektirdiği niteliklerden sayılabileceği sorularına
kısaca karşılık vermek yerinde olacaktır.
Hâkimler,
Türk Ulusu adına, yargı yetkisini kullanan kimselerdir. İptali istenilen
hükümle adalet mahkemelerindekî hâkimler hedef tutulduğundan, özel hukuk
uyuşmazlıklarından haklıyı haksızdan ayırt etme ve hak sahibinin hakkının ne
olduğunu kararında gösterme veyahut ceza dâvalarında suçlunun kim olduğunu ve
hak ettiği cezayı belli etme ile görevli kimseler söz konusu demektir. Bu
kimselerin anılan görevlerini gereği gibi yerine getirebilmesi için bütün
Devlet görevlilerinde aranan belli yaşta ve sağlam olma gibi koşullardan başka,
bir yandan ahlâk ve seciye, öbür yandan hukukî ve genel bilgi yönünden bir
takım niteliklere sahip olmaları zorunludur. Hâkimin, ahlâk ve seciye yönünden
nitelikleri, toplumun kötü saydığı eylemlerden uzak kalma, tarafsızlığı
üzerinde çevrenin güvenini sarsabilecek bütün davranışlardan sakınma, mesleğin
gerekli kıldığı ağır başlılıktan ve kendisini çevresine saydırma düşüncesinden
ayrılmama, hukukî ve genel bilgi yönünden nitelikleri de belli bir genel
öğrenim ve hukuk öğrenimi yapmış olma, mesleğe ilişkin uygulama yeteneğini
edinmiş bulunma yolunda açıklanabilecek temel kurallara dayanmaktadır. Bugün
yürürlükte bulunan Hâkimler Kanununun mesleğe alınma ve meslekte yükselme
hükümleri ile disiplin işlemlerine ilişkin hükümleri ve 45 sayılı Yüksek
Hâkimler Kurulu Kanununun yine bu konulara ilişkin hükümleri, sözü edilen
kurallara dayanan nitelikleri göstermektedir. (2556 sayılı Hâkimler Kanununun
özellikle 1., değişik 3., değişik 4., değişik 5,, değişik 6., değişik 12.,
değişik 13,, değişik 15., değişik 16., 20 ., değişik 21., değişik 22.,
değişik 29. ve sonraki maddeleri ile değişik 47., değişik 48., 49., değişik
70., değişik 71., değişik 89., değişik 90.. değişik 92., değişik 96 ıncı
maddeleri hükümleri ile 45 sayılı Yüksek hâkimler Kurulu Kanununun Özellikle 37
inci ve 52 nci maddeleri hükümleri.) İptali islenilen hükmün temeli olan yasama
meclisi üyeliği etmiş bulunma niteliği, hiç bir zaman hâkimlik mesleğini
ilgilendiren bir nitelik sayılamaz. Bu durum hâkimlik mesleğine ilişkin
niteliklerin dayandığı, az yukarıda anılan kurallarla ilgili sayılabilecek bir
olay değildir. Başka deyimle, bir kimsenin yasama üyeliği etmiş bulunması, onun
başka isteklilerden daha verimli daha yüksek başarılı bir hâkim olmasını
sağlayacak bir neden olamaz. Bu yasama meclisi çalışmaları ile hâkimlik
çalışmalarının başka başka amaçları bulunan ve başka başka yönlerden gelişen
çabalar bulunmasının tabiî bir sonucudur. Gerçekten, yukarıdaki (II deki)
açıklamalardan anlaşıldığı üzere iptal konusu kanun hükmünü teklif edenlerin ve
kabul edenlerin amacının hâkimlik mesleğine ilişkin bir nitelik hükmü koyarak
mesleği güçlendirmek olmayıp yasama meclisi üyesi iken seçime girmemek veya
seçilmemek yüzünden açıkta kalmış bulunan eski hâkim ve eski savcıların yeniden
hâkimlik veya savcılığa alınmalarına karar verildikten sonra hemen hâkim veya
savcı atanmalarını sağlıyarak, hâkim veya savcıların içinden yasama meclisi
üyesi olmak isteyenlere cesaret vermek ve böylelikle adalet mesleğinden bir çok
kişilerin yasama meclislerinde yer almasını gerçekleştirmektir. Kanunun temeli
olan bu görüşün, Kanunu teklif ve kabul edenlerin ereklerine, göre, hâkimlik
mesleğinin güçlendirmesi ile veya onun gerekli kıldığı niteliklerle bir
ilişkisi bulunmadığı dahi açıktır.
Burada
Anayasa'nın 134 üncü maddesinde hâkimlerin niteliklerinin mahkemelerin
bağımsızlığı esasına göre kanun ile belli olmasının öngörüldüğü ve bu
niteliklerin yasama meclisinin görüşüne göre belli olabileceği ileri
sürülebilir. Ancak Anayasa'nın 58 inci maddesinin ikinci fıkrası hükmü bütün
Devlet görevlilerinin nitelikleri konusunda yasama meclislerinin yetkisini
sınırlandırmış olduğundan ve hâkimlerin niteliklerinin bu hükmün kapsamı
dışında tutulması için hiç bir haklı neden düşünülemiyeceğinden dolayı, bu
görüş doğru değildir.
Şunu
da açıklamak yerinde olur ki, Anayasa'nın 58 inci maddesinde, anılan nitelik
yönünün yalnız hizmete alınma konusu için öngörülmüş olduğu, iptali istenilen
hükmün ise hizmete alınma konusunu ilgilendirmeyip adlî mesleğe alınma konusunu
hedef tuttuğu ortaya atılarak, dâva konusu hükmün sözü edilen 58 inci madde
kapsamına girmiyeceğı görüşü benimsenemez; çünkü, hizmete kabulün amacı, yalnız
mesleğe alma, mesleğe kabul etme değil, ancak belli bir görev yüklemek, kamu
hizmetlerinde belli bir iş, belli bir çalışma olanağını gerçekten sağlamaktır.
Anayasa'nın 58 inci maddesi yurttaşların kamu hizmetlerine eylemli olarak
katılmaları için konulmuştur, yoksa onların belli bir göreve atanacaklara
ilişkin deftere yazılmaları için değil... Hükmün bu konulup amacına göre
yorumu, ikinci fıkrada anılan niteliğin yalnızca atamanın ön işlemi olan ve
Hâkimler Kanununa özgü (mahsus) bulunan mesleğe kabul kararı için değil, belli
göreve atama işlemi için aranan nitelikleri dahi anlattığı sonucuna bizi
ulaştırmaktır.
Yukarıdanberi
yapılan açıklamalara göre, dâva konusu hüküm ile öngörülen üstün tutma ve
öncelik tanımaya temel olan yasama meclisi üyeliği etmiş olma niteliği,
hâkimlik mesleğinin gerektirdiği bir nitelik olmadığı için bu hüküm,
Anayasa'nın 58 nci maddesine uygun değildir, ve bu yüzden iptal edilmelidir.
Üyelerden
Muhittin Gürün bu görüşe katılmamıştır.
b)
Anayasa'nın, (Yargıtay) başlığını taşıyan 139 uncu maddesi şöyledir :
"Yargıtay
adliye mahkemelerince verilen karar ve hükümlerin son inceleme merciidir.
Kanunla gösterilen belli dâvalara da ilk ve son derece mahkemesi olarak bakar.
Yargıtay
üyeleri Yüksek Hâkimler Kurulunca, Yargıtay Birinci Başkam ile ikinci
başkanları ve Cumhuriyet Başsavcısı Yargıtay Büyük Genel Kurulunca üye tam
sayılarının salt çoğunluğu ile ve gizli oyla seçilir.
Yargıtay'ın
kuruluşu, işleyişi, başkan ve üyelerinin ve diğer mensuplarının nitelikleri,
kanunla düzenlenir."
Bu
hükme göre, Yargıtay üyelerinin Yüksek Hâkimler Kurulunca, Yargıtay Birinci
Başkanı ve ikinci başkanları ile Cumhuriyet Başsavcısının ise Yargıtay Büyük
Genel Kurulunca üye tam sayılarının salt çoğunluğu ile seçilebilecek birden çok
kimse arasından gizli oyla seçilmesi gerekmektedir, 44 Sayılı Yüksek Hâkimler
Kurulu Kanununun 38., 39. ve 40 inci maddeleri uyarınca Yargıtay üyelerinin
seçimlerinden önce (Seçilebilecek kimseler listesi) hazırlanır ve 41 inci madde
gereğince bu listede yazılı olanlar arasından birisi, her boş yer için
yapılacak ayrı oylama ile seçilir Yargıtay başkanları ile Başsavcıyı seçecek
kurul ise, Yargıtay Hukuk ve Ceza Genel Kurullarına katılan Yargıtay
hâkimlerinden meydana gelen Yargıtay Büyük Genel Kurulu olup bu kurul şimdiye
değin Yargıtay hâkimleri arasından seçim yapmaktadır. 44 sayılı Yüksek Hâkimler
Kurulu Kanununun 97 nci maddesinin, Mahkememizin 15/5/1963 günlü ve 50/111
sayılı Kararı ile iptal dışı bırakılmış bulunan hükmüne göre Yargıtay İkinci
Başkanlığı ile Cumhuriyet Başsavcılığına, birinci sınıf hâkim veya savcılıktan
gelen Bakanlık müsteşarı dahi seçilebilir. Yargıtay üyesi iken yasama meclisine
üye seçilmiş ve sonradan yeniden seçilmek istememesi, veya seçilememesi
dolayısiyle hâkimlik mesleğine alınmasına karar verilmiş olan bir kimse
bulundukça, Yüksek Hâkimler Kurulunun başka birisini Yargıtay üyeliğine
seçmesine, iptali istenen kanun hükmü, engeldir; Zira, herkesten önce anılan
kimsenin Yargıtay üyeliğine getirilmesi, bu Kanunun kesin buyruğu gereğidir.
Yine Yargıtay Başkanı veya Cumhuriyet Başsavcısı iken yasama meclisine seçilmiş
bulunan bir kimsenin hâkimliğe alınmasına karar verilmiş olunca, açılacak
Yargıtay Başkanlığına veya Cumhuriyet Başsavcılığına yalnız o kimsenin
getirilmesi dahi, iptali istenilen hükmün gereğidir. Böyle durumlarda ise,
hukuk bakımından, seçimden değil, ancak ve ancak atama yükümünden söz
edilebilir. Anayasa'nın yukarıda anılan 130 uncu maddesi hükmü ile öngörülen
seçim işlemi yerine, atama yükümünü kovan kanun hükmü bu nedenle dahi, Anayasa'ya
uygun değildir ve iptal edilmelidir.
Üyelerden
Celâlettin Kuralmen bu görüsü benimsememiştir.
c)
Anayasa'mızın (Cumhuriyetin nitelikleri) başlığını taşıyan 2 nci maddesinde
şöyle denilmektedir :
"Türkiye
Cumhuriyeti insan haklarına ve başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan
millî, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk devletidir." Anayasa'nın
başlangıç hükümlerinde ise demokratik hukuk devletinin amacı; insan hak ve
hürriyetlerini, millî dayanışmayı, sosyal adaleti, ferdin ve toplumun huzur ve
refahını gerçekleştirmeyi güvenlik altına almak olarak gösterilmiştir. Hukuk
Devleti demek, insan haklarına saygı gösteren ve bu haklan koruyucu, âdil bir
hukuk düzeni kuran ve bunu devam ettirmeye kendini yükümlü sayan bütün
davranışlarında hukuk ve Anayasa'ya uyan, bütün işlem ve eylemleri yargı
denetimine bağlı bulunan bir Devlet demektir. İnsan hak ve hürriyetlerinin ve
toplumun huzur ve refahının güvenlik altına alınması ise, ancak, ve ancak
hukukî durumlarda kararlılık sağlamakla olabilir. Öte yandan, kararlılık da
hukuk devleti ilkesinin gereklerinden biri olarak (Kazanılmış hak kavramı) nın
benimsenmesi ile gerçekleşebilir. (8/4/1963 günlü ve 63/ 16, 63/88 sayılı
11/10/1963 günlü ve 63/124, 63/243 sayılı; 13/5/1964 günlü ve 63/99, 64/88
sayılı; 11/12/1964 günlü ve 63/138, 64/71 sayılı; 5/3/ 1965 günlü ve
63/171, 65/13 sayılı Anayasa Mahkemesi kararlarının gerekçeleri).
İptali
istenilen Kanun gereğince korunan kişiler ile yükselmek için -açık kadro
bekleyen hâkim ve savcıların ve mesleğe alınmalarına karar verilmiş olup da
atanma için açık kadro bekleyen öbür ilgililerin karşılıklı durumları
üzerindeki (Yukarıda l de) açıklamalardan anlaşılacağı üzere, iptali istenen
kanun ile korunan kikler, herkesin önüne geçirilerek atanacaklardır. Yine
yukarıda (l de) açıklandığına göre, yükselmek için açık kadro bekleyen hâkimler
arasında 2556 sayılı Hâkimler .Kanununun 58 inci maddesi uyarınca sıraya bağlı
olma düzeni yürürlükte bulunduğu gibi mesleğe alınmalarına karar verilip de
atama için açık kadro bekliyen öbür ilgililer arasında dahi belli bir sıra
düzeni vardır. Kanuna ve ayrıca adalet ilkesine dayanan bu düzene göre her
ilgili açılacak bir kadronun ve görevin sırası gelince kendisine verileceğini
bilmektedir ve onun belli kadro üzerinde, sırada yeri olanlara üstün
tutulmasını ve kendisinin sırası gelince hiç kimsenin kendisinin önüne
geçirilmemesini istemek hakkı vardır ki bu, onun bir kazanılmış hakkıdır.
İptali istenen Kanun uyarınca, onun bu kazanılmış hakkı, çiğnenecek kendisine
verilmesi gereken kadro ve görev kendisinden belki çok geridir sırada bulunan
başka birine verilmiş olacaktır. Bu durum Anayasamızın az yukarıda anılan hukuk
devleti ilkesine ve hukuk devletinde kazanılmış haklara saygı gösterme kuralına
aykırı bulunduğu için iptali istenen hüküm Anayasa'nın 2. maddesine de uygun
değildir ve bu bakımdan dahi iptal edilmelidir.
Üyelerden
Fazıl Uluocak, Sait Koçak, İhsan Ecemiş, ve Muhittin Gürün bu görüşe
katılmamıştır.
ç)
Anayasa'nın Yüksek Hâkimler Kurulunun görev ve yetkilerini gösteren 144 üncü
maddesinde konumuza ilgili olarak "Hâkimlerin özlük işleri hakkında karar
verme yetkisi, Yüksek Hâkimler Kurulunundur." hükmü yer almıştır. Bu kurul
hâkimleri yürütmenin etkisi dışında tutmak ereği ile kurulmuştur. Kanun Koyucu,
Anayasa'nın 58. ve 134. maddelerinin verdiği yetkiye dayanarak ve hâkimleri
yürütmenin ve sıvası gücün etkisi dışında tutma yolundaki kuruluş ereğine
aykırı olmamak üzere, Hâkimler Kurulunu bağlayıcı ve onun karar verme yetkisini
sınırlayıcı bir takım hükümler koyabilir; çünkü, hukukî nitelikçe yönetim
işlerinden bulunan hâkimlerin özlük işleri ile uğraşan bir kurul olması
dolayısiyle Yüksek Hâkimler Kurulunun karar verme yetkisi dahi sınırsız
değildir. Ancak, yukarıda (a da) açıklanan nedenlerden ötürü, iptali istenen
hükümle konulan sınırlandırma. Anayasa hükümlerine ayları olduğundan, dâva
konusu hüküm, Anayasa'nın 144. maddesi ile davacı Kurula tanınmış bulunan karar
verme yetkisini dahi hukuka uygun olmayan bir ölçüde daraltmış olmaktadır ve
bundan dolayı Anayasa'nın 144 üncü maddesine de uygun bulunmadığı için iptal
edilmelidir.
Üyelerden
Hakkı Ketenoğlu, Celâlettin Kuralmen, Fazıl Uluocak, İhsan Ecemiş, Muhittin
Gürün, bu görüşe katılmamışlardır.
d)
Anayasa'nın (eşitlik) başlığını taşıyan 12. maddesinin ikinci fıkrasında
"Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz."
denilmektedir. Bu maddenin birinci fıkrasında ise (Herkes dil. ırk, cinsiyet,
siyasî düşünce, felsefî inanç, din ve mezhep ayırımı gözetilmeksizin kanun
önünde eşittir." hükmü yer almıştır. Bu maddenin birinci fıkrasında
anlatılan kanun karşısında eşitlik ilkesi, ikinci fıkrasında hükme bağlanan
hiçbir kişiye veya topluma imtiyaz tanınamayacağı hükmü ile, bugün için, bir
bütün meydana getirmektedir. Gerçekten, ikinci fıkra, bir tek kişiye veya
birtakım topluluklara, aynı durumda bulunan yurttaşlardan daha çok veya daha
geniş hak ve yetkiler tanımak yoluyla Kanun karşısında eşitlik ilkesinin
çiğnenmesini yasak etmekle birinci fıkra hükmünü başka bir yönden
açıklamaktadır. Şunu da belirtmek gerekir ki, Kanun karşısında eşitlik demek,
bütün yurttaşların haşinin, her yönden aynı hükümlere bağlı tutulmaları demek
değildir. Bir takım yurttaşların başka hükümlere bağlı tutulmaları haklı bir
nedene dayanmakta ise, böyle bir durumda Kanun karşısında eşitlik ilkesinin
çiğnenmiş olmasından söz edilemez. İnsanlar arasında yaradılış veya çalışma
gücü veya sağlık bakımından veya nitelikçe buna eşit nedenler dolayısiyle pek
çok ayırım bulunduğu açık bir gerçektir. Örneğin, bir kadınla bir erkeğin,
sakat bir kimse ile sağlam bir kimsenin, askerlik yükümü bakımından, bir
zenginle bir orta halli kimsenin belli bir vergi yükümü bakımından çok başanlı
bir öğrenci ile orta başarılı bir öğrencinin başarılı öğrencilere ödenmesi
gerekli bir yardım parası alacağı bakımından; başka başka hükümlere bağlı
tutulmaları, eşitlik ilkesine aykırı olamaz; çünkü bu ayrı tutma, haklı
nedenlerin sonucudur.
İptal
konusu Kanun ile korunan kişiler yararına, sırada bekleyen başka kimselerin
hakkı çiğnenmekle bir eşitsizlik doğmuş olmaktadır, yalnız bu eşitsizlik haklı
nedene dayanmakta ise, bundan önce belirtildiği üzere, Kanun önünde eşitlik
ilkesine aykırılık söz konusu olamaz. Yukarıda, (I de) açıklandığı gibi iptali
istenen Kanun ile yasama meclislerine her meslekten ve bu arada adalet
mesleğinden bir çok kimselerin katılmasını kolaylaştırmak ve katılmak
isteyenlere cesaret vermek amacı güdülmüştür. Ve böylelikle hâkimlik mesleğinin
veya adalet işlerinin yararına değil yasama meclislerinin ve çalışmalarının
yararına bir hüküm konulmuştur. Devlet, Anayasa hükümlerince, demokratik hukuk
devletidir. Yasama Meclisi üyeliği, demokratik devlet bakımından nedenli önemli
ise, adalet hizmeti ve özellikle hâkimlik ve Hukuk Devleti ilkesi bakımından o
denli önemlidir; çünkü yukarıda (c de) açıklandığı üzere, Hukuk Devleti,
Devletin bütün iş ve işlemlerinin yargı denetimine bağlı tutulduğu ve adil bir
hukuk düzeninin hüküm sürdüğü Devlet demektir ki, böyle bir devlette adalet
hizmeti en az yasama çalışması ölçüsünde etkilidir.
Anayasa'mızın
58. maddesi hükmünün 12. maddesi hükmüne göre özel nitelikte bir hüküm olması
dolayısiyle bu 12 inci maddenin uygulanmasına ve onun üzerinde tartışılmasına
bu dâvada yer olmadığı düşünülebilir. Özel hükümle genel hüküm çatıştıkları
durumlarda, genel hükmün değil, yalnız özel hükmün uygulanacağı hukukun genel
kurallarındandır ve Mahkememiz Anayasa'nın 132. ve Anayasa Mahkemesi
İçtüzüğünün 1. maddeleri uyarınca hukukun genel kurallarını dahi uygulamakla
ödevlidir. Buradaki gibi, özel hüküm genel hükmün belli bir alanda uygulanması
amacı ile konulmuş olunca, her ikisinin de birlikte uygulanmasında hukukça bir
sakınca düşünülemez ve özellikle Anayasa alanında, hükümlerin bir bütün olarak
gözönünde tutulup yorumlanması yollu hukuk kuralının uygulanması, daha doğru
olur. Bu nedenlerle çoğunluk, Anayasa'nın 12. maddesinin ikinci fıkrasının da
tartışılması ve uygulanması görüşünü benimsemiştir ve iptali istenen hükmü bu
maddeye de aykırı bulmuştur.
Üyelerden
Hakkı Ketenoğlu, İhsan Keçecioğlu, Ceâlettin Kuralmen, Fazıl Uluocak, İhsan
Ecemiş, Muhittin Gürün ve Lûtfi Ömerbaş çoğunluğun 12. maddenin ikinci fıkrası
konusundaki görüşüne katılmamışlardır.
SONUÇ
:
6798
sayılı Kanunla değiştirilmiş olan 2556 sayılı Hâkimler Kanununun 71 inci
maddesine 751 sayılı Kanunla eklenen fıkranın hâkimlere ilişkin hükmünün,
Anayasa'nın 2., 12/2., 58., 139. ve 144. maddelerine av-kın bulunduğundan
iptaline, iptalde oybirliği île gerekçede ise, Fazıl Uluocak. Sait Koçak, îhsan
Ecemiş ve Muhittin Gürün'ün fıkranın Anayasa'nın 2. maddesine, Hakkı Ketenoğlu,
ihsan Keçecioğlu, Celâlettin Kuralmen, Fazıl Uluocak, ihsan Ecemiş, Muhittin
Gürün ve Lûtfi Ömerbaş'ın fıkranın Anayasa'nın 12. maddesine, Muhittin Gürün'ün
Anayasa'nın 58. maddesine, Celâlettin Kuralmen'in Anayasa'nın 139. maddesine,
Hakkı Ketenoğlu, Celâlettin Kuralmen, Fazıl Uluocak, İhsan Ecemiş ve Muhittin
Gürün'ün Anayasa'nın 144. maddesine aykırı bulunmadığı yolundaki
muhalefetleriyle ve oyçokluğu ile 29/11/1966 gününde karar verildi.
|
|
|
|
Başkan
Hakkı
Ketenoğlu
|
Üye
İhsan
Keçecioğlu
|
Üye
Feyzullah
Uslu
|
Üye
Şeref
Hocaoğlu
|
|
|
|
|
Üye
Fazlı
Öztan
|
Üye
Celâlettin
Kuralmen
|
Üye
Fazıl
Uluocak
|
Üye
Sait
Koçak
|
|
|
|
|
Üye
Muhittin
Taylan
|
Üye
İhsan
Ecemiş
|
Üye
Recai
Seçkin
|
Üye
Ahmet
Akar
|
|
|
|
Üye
Ziya
Önel
|
Üye
Muhittin
Gürün
|
Üye
Lütfi
Ömerbaş
|
KARŞI
OY YAZISI
İptal
konusu hükmün, Anayasa'nın 12. maddesinde öngörülen eşitlik ilkesiyle ilgili
olmadığı ve bu maddenin ikinci fıkrasına avlan bulunmadığı hakkında, Üyelerden
İhsan Ecemiş tarafından yazılan karşı oy yazısının (d), bendindeki görüşe
katılıyorum.
KARŞI
OY AÇIKLAMASI
İptali
istenilen ve konusu bakımından kamu hizmetlerine alınma hakkına ilişkin bulunan
kanun hükmünün vatandaşların bu haklarını düzenleyen Anayasa'nın "58"
inci maddesine açıkça aykırı olduğu ve ayrıca Devletin dayandığı ilkeleri
bildiren Anayasa'nın 2. maddesinin de bu aykırılığı teyit ettiği kararda
tafsilâtiyle gösterilmiştir. Bu sebepler söz konusu Kanun hükmünün iptali için
kâfi bulunmaktadır. Genel mahiyette olup bütün vatandaşların kanun önünde
eşitliğinden bahseden Anayasa'nın "12" nci maddesinin ise konu ile
doğrudan doğruya bir ilişiği bulunmamaktadır.
Diğer
taraftan Anayasa'nın "144" üncü maddesinin "l" inci fıkrası
"Hâkimlerin bütün özlük işleri hakkında karar verme yetkisinin yüksek
Hâkimler Kuruluna ait bulunduğunu" bildirmektedir. Bu yetkinin ilgili
Kanunlara göre kullanılacağı aşikârdır, iptali istenen hüküm Yüksek Hakimler
Kurulunun bu yetkisine dokunmamaktadır. Sadece Kurulun vereceği kararların
dayanacağı kanunî esaslardan birisini göstermektedir. Eğer bu hüküm Anayasa'ya
başka bir yönden aykırı ise ancak o yönden Anayasa'ya aykırı bulunduğunu kabul
etmek lâzım gelir, yoksa Anayasa'nın "144" üncü maddesine aykırılığı
söz konusu olamaz.
Anayasa'nın
"139" uncu maddesi yalnız Yargıtay'a taallûk eden hükümleri
kapsamaktadır. Dâva konusu hüküm ise hâkimliğin her derece ve kademesi ile
ilgili bulunmaktadır. Anayasa'nın "2" nci ve "58" inci
maddeleri karşısında sözü geçen hükmün bu derece ve kademelerin hepsine şâmil
surette Anayasa'ya aykırılığı kararda gösterilmiştir. Bu hükmün, uygulanmasında
"139* uncu maddede sözü edilen "Seçim"e fiilen imkân kalmıyacağı
düşüncesi ile ayrıca Anayasa'nın bu maddesine de aykırılığından bahsedilmesinin
yerinde olmayacağı kanısındayım. Çünkü açık bulunan böyle bir vazife için dâva
konusu hükümdeki niteliği haiz iki veya daha ziyade kimse mevcut olduğu
takdirde Anayasa'nın "139" uncu maddesindeki seçimin uygulanmasına
mani bir cihet olmamak icabeder.
Yukarıda
açıklanan sebepler dolayısiyle dâva konusu hükmün iptalinde Anayasa'nın 12/2,
144 ve 139 uncu maddelerine dayanılmasının gerekmediği düşüncesindeyim.
KARŞI
OY YAZISI
1)
Yüksek Hâkimler Kurulunca veya Bakanlıkça bir yasanın yanlış veya doğru biçimde
uygulanması ona eklenen bir hükmün Anayasa'ya aykırı veya uygun olması sonucunu
doğurmayacağından Yüksek Hâkimler Kurulunca 2556 sayılı Yasanın nasıl
uygulandığının incelenmesine yer yoktur.
2)
Anayasa Mahkemesinin kuruluşuna ilişkin 44 sayılı Yasanın 28 inci maddesi, bir
hükmün iptali sonunda ona bağlı olan ve iptal nedeni bakımından ve Anayasa'ya
aykırılıkları anlaşılan öbür hükümlerinde iptalini sağlamak amacıyla konulmuştur.
Dâvada Anayasa'nın 58 inci maddesine dayanıldığından, savcıların da hâkimlerle
aynı durumda olmamakla birlikte adalet işlerinde çok önemli görevleri bulunduğu
için hâkimlerin ve savcıların nitelikleri arasında büyük ayırımlar düşünülemez.
Bundan dolayı, hâkimler gözönünde tutularak ve 58 inci maddeye dayanılarak
verilecek iptal kararı, savcılara ilişkin hükmün de Anayasa'ya aykırılığını
ortaya koyacağından onun da iptali gerekecektir. Yine eşitlik ilkesine
aykırılık nedeni için de aynı sonuca varacaktır. Bu nedenlerden ötürü,
incelemenin iptal konusu hükmün yalnız hâkimlere ilişkin bölümü üzerinde
yapılması yolundaki karar bence doğru değildir.
SONUÇ
:
Yukarıda
yazılı nedenlerle 30/6/1966 günlü ara kararına karşıyım.
MUHALEFET
ŞERHİ
1-
Sonradan hâkimliğe dönmek isteyenler hakkında Yüksek Hâkimler Kurulunca nasıl
bir işlem yapıldığının, defterde sıra verilip verilmediğinin araştırılması, bir
hükmün Anayasa'ya aykırı olup olmadığının tesbitine yarayacak bir esas olamaz.
2-
Tekrar hâkimliğe dönmek isteyen Yasama Meclisi Üyeliği yapmış olan kimselerin,
sıra bekleyen hâkimlere takdimen ve tercihan atanmaları. Türkiye Cumhuriyeti
Devleti'nin niteliklerini belirten Anayasa'nın 2 nci;
Dil,
ırk, cinsiyet, siyasî, düşünce, felsefî inanç, din ve mezhep ayırmanın kanun
önünde eşitliği bozamıyacağına ve imtiyaz tanınmayacağına ilişkin genel
mahiyetteki hükümleri kapsayan 12 nci;
Yüksek
Hâkimler Kurulunun görev ve yetkilerine mütedair 144 üncü maddeleri ile
doğrudan doğruya bir ilgisi bulunmadığından iptal kararının bu maddelere
dayanan gerekçelerine katılmıyorum.
KARŞI
OY AÇIKLAMASI
c-
Yasama Meclisi Üyeliği yapmış olmak hâkimlik mesleğinin gerektirdiği
niteliklerden sayılmadığı halde bu gibilerin diğer bekleyenlerin önüne
geçirilmesinde Anayasa'ya aykırılık bulunup bulunmadığı Anayasa'nın 58. maddesi
ile ilgili olup genel bir ilke hükmü olan Anayasa'nın 2. maddesi ile doğrudan
doğruya bir ilgisi yoktur.
ç-
Anayasa'nın 144. maddesi ile Yüksek Hâkimler Kuruluna tanınmış olan yetki
sınırsız olmayıp yasa koyucunun, Anayasa'nın 58 ve 134. maddelerinin verdiği
yetkiye müsteniden hâkimlerin nitelikleri ile ilgili olarak koyacağı hükümler
dahî gözönünde tutularak kullanılacaktır. Bu niteliklerin tesbitinde 58 veya
134. maddelere aykırılık bulunursa bu gerekçe ile bir iptal mümkün ise de
Yüksek Hâkimler Kuruluna yetki tanıyan 144. maddeye aykırılık ileri sürülerek
bir iptal mümkün değildir, iptali istenilen hüküm ise Hâkimler Kurulunun
yetkisine ilişkin olmayıp Hâkimlerin niteliği ile ilgili bulunmaktadır. Bu
bakımdan 144. maddeye aykırılık söz konusu olamaz.
d-
Anayasa'nın 12. maddesinin sağladığı kanun önünde eşitlik genel ve mutlak
manada bir eşitlik değildir. Kanunun düzenlediği konunun gereği olan hal, şart
ve nitelikteki eşit bulunan arasındaki bir eşitliktir ve Kanun önünde dil, ırk,
cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din ve mezhep gözetilerek bir ayırım
yapılamaz.
İptali
istenilen hükümle, hâkimlik kadrosu verilmesi hususunda tanınan öncelik Yasama
Meclisi Üyeliği yapmış olmak hal ve şartına bağlanmış bulunduğuna göre
Anayasa'nın 58. maddesi ile ilgili olup 12. maddesinin birinci fıkrasıyla bir
ilgisi bulunmadığı gibi bu niteliği haiz olanlara tanınan öncelik bir imtiyaz
bulunmadığından, iptali istenilen hükmün, söz konusu 12. maddenin 2 nci fıkrası
ile de bir ilgisi görülmemektedir.
Bu
sebeplerle iptal gerekçesinin c, ç ve d bölümlerine karşıyım.
MUHALEFET
ŞERHİ
751
sayılı Kanunun hâkimlere ilişkin hükmü karar içinde yazılı bulunan metinden de
anlaşıldığı gibi, evvelce hâkimlik etmiş kimselerden Büyük Millet Meclisi
Üyeliğine seçilmiş olup da bilâhare kendi mesleğine dönmek isteğinde bulunmuş
ve mesleğe alınmalarına ilgili kurumlarca karar verilmiş olanların Hâkimler
Kanununun 58. maddesinde yazılı sıra bekleyenlere takdimen (Alacakları
maaşların ödenmesini sağlayacak ve meslekte bulunan emsalinin aldığı kadrolara
denk görevlere tercihan) atanmalarını öngörmektedir.
Bu
hükme göre uygulamanın şu yolda olması gerekmektedir :
l-
Böyle bir istemde bulunulduğunda, ilk önce, Yüksek Hâkimler Kurulu, ilgilinin
durumunu inceleyerek hâkimlik mesleğine alınıp alınmamasına karar verecektir.
Madde
hükmünün kül halinde incelenmesi göstermektedir ki, bu karar, aynı zamanda bir
atama karan niteliği taşımakta, zira bu kararı veren Yüksek Hâkimler Kurulu, o
şahsı boş kadroya tayin etmek mecburiyeti altına da girmektedir.
Ancak
Yüksek Hâkimler Kurulu mesleğe alınma kararı verirken hiç bir kayıtla bağlı
olmayıp kendi takdirini tam bîr bağımsızlık içinde kullanma yetkisine sahip
bulunmaktadır. Binaenaleyh Kurul tarafından, mesleğe alınmak için araştırılması
gerekli hususlara ilâveten, ilgilinin, Büyük Millet Meclisi Üyeliğinde geçen
hizmetlerinin, hâkimliğin tâyin edileceği yeni derecesinde verimli hizmetlerde
bulunmasını sağlayıcı ve defterde sıra bekleyenlere tercih olunmasını haklı
kılıcı bir niteliği bulunup bulunmadığının da inceleme konusu yapılarak olumlu
sonuca varıldığı takdirde hâkimliğe kabul kararının verilmesi, aksi takdirde
isteğin reddolunması tabiî bulunmaktadır.
Nitekim,
45 sayılı Yüksek Hâkimler Kurulu Kanununun 37. maddesi Kurulun mesleğe alma
kararındaki takdir serbestliğini açık bir şekilde belirtmiş bulunmaktadır.
Bu sebeple
madde hükümlerinin birbiriyle olan bağlantısı gözönüne alınmayarak, hâkimlik
mesleğine kabul kararının ayrı, atama kararının ayrı ele alınıp çoğunluk
görüşünde belirtilen sonucun çıkartılması doğru değildir.
Bu
sebeple madde hükümlerinin birbiriyle olan bağıntısı gözönüne mantarda
verilmesi bile caiz değildir. Bu Kanuna göre işlem yapılabilmesi için ilk önce,
isteme uygun boş bir kadronun bulunması şarttır. Şayet elde uvgun boş bir kadro
yoksa, hâkimlik mesleğine alınma kararının da (Tâyin yapılabilecek boş kadro
olmadığından böyle bir kadronun boşalması zamanına) ertelenmesi ve ilgiliye de
bu yolda cevap verilmesi gerekmektedir. Maddenin başka surette uygulanması
Kanun hükümlerine uygun değildir.
2-
Diğer taraftan bu durumda olanlara maddenin verdiği hak şudur :
Hâkimler
Kanunun 58 inci maddesinde yazılı sıra bekleyenlere takdimen, alacakları
maaşların ödenmesini sağlayacak ve meslekte bulunan emsalinin aldığı kadrolara
denk görevlere atanmak.
Görüldüğü
gibi burada söz konusu olan takdim ve tercih, yukarıda açıklanan durumdaki bir
kimsenin müktesep hakkı olan maaşın verilmesini ve meslekte bulunan emsalinin
aldığı kadrolara denk bir kadroya geçirilmesini sağlamak için öngörülmüştür.
Yoksa kararda öne sürüldüğü gibi, daha ileri derecede olanların ve hatta aynı
derecede olan emsalinin geriye itilerek başkasının öne geçirilmesi bahis konusu
değildir. Yüksek Hâkimler Kurulu tarafından yukarıda belirtildiği şekilde
yapılacak inceleme sonunda, böyle bir kimsenin hâkimlik mesleğine kabul edilmiş
olması meslekten hiç ayrılmamış olması halinde de bu kere tâyin edileceği
kadroya ulaşmış bulunacağının bir delilini vermektedir.
Şu
halde kanunun esası, bu durumda olan eski bir hâkimin meslekten hiç ayrılmamış
olması halinde de yükselebileceği kesinlikle belirmiş olan bir göreve tâyinini
sağlamaktan ibaret bulunmaktadır. Bu durumda olan bir hâkimin Büyük
Millet Meclisine seçilmesi sebebiyle meslekten ayrılmış olmasının, lâyık olduğu
dereceye tâyin edilmesine engel sayılması için haklı bir sebep teşkil
edemiyeceği meydandadır.
Kaldıki
Büyük Millet Meclisi Üyeliğinde geçen hizmetlerin hâkimlikte geçmiş sayılacağı,
yani prensibin esası, Hâkimler Kanununun 71. maddesinin asıl hükmü ile kabul
edilmiş olup davacı o hükme herhangi bir itirazda bulunmamış olduğu gibi
Mahkememiz de yukarıki kararında bu esas prensibe ilişmeyerek, onun
uygulamasını düzenlemek maksadıyla sözü geçen maddeye bir fıkra ekleyen 751
sayılı Kanunu Anayasa'ya aykırı görmüş bulunmaktadır.
Halbuki
hangi usul ile olursa olsun, söz konusu prensibin uygulanmasının, müktesep
durumların korunması bakımından kararda belirtilen düşüncelerin öne sürülmesini
gerektirecek sonuçlar vermesi kaçınılmaz bir zorunluktur. Zira bu durumdaki bir
kimse, kıdem defterinin neresine yazılırsa yazılsın her halde kendisinden sonraya
kalan kimseleri birer sıra geriye itmiş olacaktır. Meselâ böyle bir kimse
birinci sınıfa ayrılmış bir hâkim durumunda olsa ve kendisi birinci sınıfa
ayrılanlara ait defterin en son sırasına da yazılsa, o anda ikinci sınıf
defterinin en başında olanı bir kademe geri iterek onun ilerde birinci sınıf
hâkimliktekî bir kadroya geçişini erteleyecek ve bu geri itmenin, daha sonraki
sıralarda olan bütün hâkimlere etkisi de tabiî olacaktır. Hatta bu durumdakî
bir hâkimin Büyük Millet Meclisi Üyeliğindeki hizmetleri hiç nazara alınmıyarak
meslekten ayrıldığı tarihteki derecesine uygun sıraya yazılması halinde dahi,
sonraki sıralarda bulunanları birer derece geriye itmiş olması sonucu
önlenemiyecektir.
Bu
açıklamadan da anlaşıldığı üzere kabul olunan esas prensibin başka sonuç
verecek surette uygulanması mümkün değildir.
Bu
nedenlerle mesleğe dönmesi uygun görülen bir hâkimin emsali arasındaki sırasına
girmesi sonucunda, meslekten ayrıldığı tarihte esasen kendisinden sonraki
sıralarda bulunanları birer derece geriye itmesinin de olağan sayılması
zorunludur.
Yukarı
ki açıklamaların ışığı altında konunun incelenmesi aşağıdaki sonucu vermektedir
:
1-
İptali istenen hükmün, Anayasa'nın ikinci maddesindeki Hukuk Devleti ilkelerini
zedeleyen bir yönü yoktur. Zira bu hüküm, başkalarının müktesep haklarını ihlâl
etmemekte, kanunla kurulu bir düzen içinde bulunan bazı kimselere, önceden
bilinen şekilde tanınmış olan haklarını, yani müktesep hak maaşları ile emsali
arasındaki görev yerlerini vermektedir. Diğer bir deyimle bunlar, mesleklerinde
aralıksız devam etmiş bulunmaları halinde, emsalleri arasında, yükselmiş
olacakları görev yerlerine, kanunen mesleklerinde geçmiş sayılan T. B. Millet
Meclisi Üyeliğindeki hizmetleri hesap edilmek suretiyle getirilmektedirler. Bir
hakkın yerine getirilmesi ise Hukuk Devleti ilkesini zedelemek şöyle dursun,
aksine onun zorunlu bir sonucudur.
Bu
sebeplerle söz konusu hükmün Anayasa'nın 2. maddesinde aykırı bir yönü yoktur.
2-
İptali istenen hükmün, yukarıda açıklanan niteliği itibariyle kişi, zümre veya
sınıfa tanınmış bir imtiyaz şeklinde düşünülmesi ve bu bakımdan hâkimler
arasında eşitliği bozması da söz konusu değildir. Zira "imtiyaz",
haklı bir sebebe dayanmayan bir ayrıcalığı ifade eder. Halbuki bu maddenin
konusu bir hakkın verilmesinin düzenlenmesinden ibarettir. Bir hakkın yerine
getirilmesini imtiyaz şeklinde görmek ve dolayısiyle eşitsizliğe sebep olduğunu
ileri sürmek doğru değildir.
Bu
nedenlerle Anayasa'nın 12. maddesinin ikinci fıkrasına aykırı bir yönü de
yoktur.
3-
Anayasa'nın 58. maddesi, hizmete alınmada ödevin gerektirdiği ayırımın
yapılabileceğine açık olarak cevaz vermiş bulunmaktadır, iptali îstenen Kanun
hükümünün iddia edildiği üzere, Büyük Millet Meclisi Üyeliği yapmış hâkimler
hakkında bir ayırım yaratmış olduğunu bir ar için var sayalım.
Yukarıda
açıklanan uygulanış şekline göre bu hüküm, bir bakıma da Yüksek Hâkimler
Kuruluna verilmiş bir yetkiden ibaret bulunmaktadır. Yani sözü geçen Kurul,
istemde bulunan kişinin hâkimlikte ve B. M. Meclisi üyeliğinde geçen
hizmetlerini, inceliyeceği diğer hususlarla birlikte, inceledikten bütün bu
hizmetlerin niteliğine göre kendisinden hâkimlik mesleğinin emsali arasındaki
derecesinde faydalanılacağı kanaatına varıldıktan sonra mesleğe alma kararı
verecek ve bunun neticesinde de tâyini yapacaktır. Zaten ilgilinin hâkimliğe
tâyin hakkı da bu karar sonucu ortaya çıkmaktadır. B. Millet Meclisine kanun
teklifini yapanlar, gerekçelerini ne yolda izah ederlerse etsinler, maddenin
açık hükmüne göre manası ve uygulamanın sonucu bu nitelikte olduğundan,
hâkimlik hizmetinin de bir gereği sayılabilir.
Kaldı
kî yukarıda açıklandığı üzere bu kanunun öngördüğü işlem bir ayırım olmayıp
Yüksek Hâkimler Kurulu kararı ile beliren bir hakkın yerine getirilmesinden
ibarettir.
Bu
sebeplerle Kanun hükmü Anayasa'nın 58. maddesine de aykırı değildir.
4-
Anayasa'nın 144. maddesinin ilk fıkrasında, hâkimlerin bütün özlük işleri
hakkında karar verme yetkisinin Yüksek Hâkimler Kurulunun olduğu yazılıdır.
Yüksek Hâkimler Kurulunun bu yetkiyi, kanunların hükümlerini uygulamak
suretiyle kullanacağı tabiidir. Kanunlar; terfi, tâyin ve benzeri özlük
işlemlerinin ne yolda yürütüleceği hakkında hükümler koyacak ve kurul da bu
hükümleri aynen uygulayacaktır. Bu cümleden olmak üzere terfi müddetini ve üst
dereceye yükselme için gerekli ehliyetin ne suretle tesbit olunacağını kanun
veya ona dayanılarak Yüksek Hâkimler Kurulunca yürürlüğe konulmuş bulunan
kurallar tâyin etmiştir. Buna göre Kurul, önüne terfi işlemi gelen bir hâkimin
terfi müddeti dolmuş ve ehliyeti de usulüne göre belli olmuş ise, kanunî
başkaca bir engeli olmamak şartı ile, terfi işlemini yapmak zorundadır. Bu
olayda, Anayasa'nın 144. maddesiyle Kurula tanınmış olan karar verme yetkisinin
sınırlandırılmış olduğunun bahis konusu edilmesi nasıl mümkün değilse 751
sayılı Kanunun uygulanmasında da böyle bir iddia öne sürülemez. Zira bu kanun
da hizmete tâyin şartlarını tesbit etmiştir.
Bu
şartların mevcut olduğunu tesbit eden Kurul, şayet ortada Anayasa'nın başka
kurallarına aykırı bir durum yoksa kanun hükmünü uygulamak zorundadır. Bunu,
Anayasa'nın 144. maddesindeki Kurula verilen yetkinin bir sınırlaması şeklinde
görmek mümkün değildir.
Kaldı
ki, yukarıda da açıklandığı üzere Kurul, ilgilinin atanmasına başlangıç teşkil
eden mesleğe alınma kararında geniş bir takdir hakkına sahip bulunmaktadır.
Bu
sebeple söz konusu hüküm Anayasa'nın 144. maddesine de aykırı değildir.
Yukarıda
açıklanan sebeplerle kararın, Anayasa'nın 2., 12/2., 58. ve 144. maddelerine
ilişkin olan gerekçesine muhalifim.
5-
Ancak, 751 sayılı Kanun hükmünün, Yargıtay Başkanlıkları, üyelikleri ve C.
Başsavcılığı için yapılacak atamalarda da uygulanması Anayasa'nın 139. maddesine
aykırıdır.
Her
ne kadar, yukarıda açıklandığı gibi Yüksek Hâkimler Kurulu ve diğer yetkili
kurullar bu durumda olanların mesleğe kabulü kararında geniş bir serbestiye ve
takdir ölçüsüne sahip bulunmakta iseler de gerek bu muamelenin gerekse bunun
zorunlu sonucu olan atama işleminin Anayasa'nın 139. maddesinin ikinci
fıkrasında yer alan (Kurulların üye tam sayılarının salt çoğunluğu ile ve gizli
oyla) yapmaları gerekli seçim demek olmadığı da meydandadır.
Bu
duruma göre Anayasa'ya aykırı bir hükmü de kapsam, içinde bulundurduğu belirmiş
olan söz konusu Kanunun sırf bu sebeple, iptali gerekeceğinden kararın sonucuna
katılmaktayım.